Konusunu Oylayın.: Nakibüleşraf ne demek

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Nakibüleşraf ne demek
  1. 19.Ocak.2011, 21:35
    1
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Nakibüleşraf ne demek

  2. 19.Ocak.2011, 23:33
    2
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    Yanıt: Nakibüleşraf ne demek




    Hz Hasan'ın soyundan gelen şerif ve Hz hüseyin'in soyundan gelen seyyidlerin doğum ölüm gibi kayıtlarını tutan bir nevi idareci diyebiliriz.

    Günümüzde varmı bilmiyorum varsada türkiye yada arabistandadır diye düşünüyorum.Ama abbasiler devrinde ve sonrasında osmanlı devletinde'de vardı bu günümüzü bende merak ettim bilen varsa faydalanırız.



  3. 19.Ocak.2011, 23:33
    2
    Devamlı Üye



    Hz Hasan'ın soyundan gelen şerif ve Hz hüseyin'in soyundan gelen seyyidlerin doğum ölüm gibi kayıtlarını tutan bir nevi idareci diyebiliriz.

    Günümüzde varmı bilmiyorum varsada türkiye yada arabistandadır diye düşünüyorum.Ama abbasiler devrinde ve sonrasında osmanlı devletinde'de vardı bu günümüzü bende merak ettim bilen varsa faydalanırız.



  4. 20.Ocak.2011, 14:06
    3
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Nakibüleşraf ne demek

    Osmanlı Devleti’nin kurumlarından bugün değişik isimlerle devam edenler olduğu gibi, asırlarca ayakta durduğu halde artık adı unutulmuş olanlar da var. Bunlardan biri de Nakibü’l-Eşraflık kurumudur. Nakibü’l-Eşraflık, önceki bütün İslâm devletlerinde olduğu gibi Osmanlılar’da da devam etmişti. Bu kuruluş, Hz. Peygamber (A.S.)’in soyundan gelen seyyid ve şeriflerin şeceresini tutmak, sahte seyyid ve şerifleri hakikilerinden ayırmak, seyyid ve şeriflerin hizmetlerinden sorumlu olmak üzere kurulmuştu.

    Hz. Peygamber Efendimiz (A.S.)’in evlat ve ahfadı, Hz. Ali (R.A.) ve zevcesi Cenab-ı Peygamber’in kerimesi olan Fatımatü’z-Zehra’dan (R.A.) gelmişlerdir. Hz. Ali’nin büyük oğlu Hz. Hasan (R.A.) ve küçük oğlu Hz. Hüseyin (R.A.)’den gelen Hz. Peygamber nesli halen devam etmektedir. Hz. Hasan (R.A.)’dan gelen kola Şerif, Hz. Hüseyin (R.A.)’den gelen kola Seyyid denilerek, bu iki kol birbirinden ayrılır.

    İslâmiyet’in ilk zamanlarında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (R.A.)’den gelenlere topluca Seyyid ünvanı verilirken, sonraları bu tabir sadece Hz. Hüseyin (R.A.)’in evlatları için kullanılır olmuştur. Seyyid, köle nazarında efendi demektir. Fakat kavram olarak bütün insanlığın efendisi olan Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz’in bu şerefine hürmeten evlatları ve ahfadına seyyid denilmiştir.
    Abbasiler zamanında seyyid ve şeriflerin dereceleri protokolde halifeden sonra gelmekteydi. Abbasiler’de “Ensab Nakipleri” denilen memurlar, Hz. Ali (R.A.)’nin soyu ile Abbasi sülalesinin ayrı ayrı defterlerini tutarlardı.
    Harun Reşid ve oğlu Memun devrinde seyyid ve şerifler yeşil cübbe giyip, yeşil sarık takarlardı. Yeşil cübbe sonradan terk edilmiş olmakla birlikte, yeşil sarık Memluklar ve Osmanlılar devrinde de devam etmiştir.
    Sadât’tan sayılan seyyid ve şeriflere genel bir tabir olarak “emir” denilmiş, başlarındaki sarığa da “emir sarığı” adı verilmiştir. Sadât’tan olan hanımlar da başlarına yeşil alamet takarlardı.

    Sadât Nikabeleri
    Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren seyyid ve şeriflere özel bir hürmet ve riayet gösterilmiştir. Bunun bir sonucu olarak vergiden muaf tutulmuşlar, şecerelerini ve bu muafiyetlerini belgelemek üzere berat verilmiştir. Bu konuyla ilgili padişah fermanları arşivlerde halen mevcuttur. Bu fermanlarda kullanılan ifadeler, padişahların seyyid ve şeriflere ne kadar hürmetkâr olduklarının da belgesidir.

    Osmanlılar’daki seyyid ve şeriflerle ilgili vazifeleri yürüten müessesenin adı Sadât Nikabeti’dir. Nakib, seçkin bir cemaatin başı demektir. Osmanlılarda bu müessese 1400 Mayısında Sultan Yıldırım Bayezid zamanında kurulmuştu.
    Fatih Sultan Mehmet döneminde bir ara Sâdat Nikabeti kaldırılmış, fakat sonraları seyyidlik iddiasında bulunan bazı şahıslar ortaya çıkmaya başlayınca yine Fatih devrinde yeniden kurulmuştur.

    Nakibü’l-Eşraflık
    Sultan II. Bayezid döneminde Sâdat Nikabeti’nin adı Nakibü’l-Eşraflık olarak değiştirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar da bu isimle devam etmiştir.

    Nakibü’l-Eşraf seyyidlerden, yani Hz. Hüseyin (R.A.) soyundan seçilir ve ulema sınıfından sayılırdı. Bu makama gelenler değiştirilmezler, senelerce bu makamda kalırlardı. Ancak zaruri hallerde değişiklik olurdu.
    Nakibü’l-Eşraflık yapan birçok zat, bu görevinin yanı sıra şeyhülislamlık ve kazaskerlik gibi görevlere de gelmişlerdir.
    Osmanlı Devleti’nde Nakibü’l-Eşraf, padişahtan sonra en yüksek kademeli kişiydi. Padişahların tahta geçme merasimlerinde padişaha ilk biat eden Nakibü’l-Eşraf olurdu ve cülus duasını o yapardı. Bayram tebriklerinde de ilk tebrik ve bayram duası Nakibü’l-Eşraf tarafından yapılır, sonra diğer erkân tebrik ederdi. Her iki merasimde de padişahlar Nakibü’l-Eşrafa hürmeten ayağa kalkarlardı. Padişahların kılınç kuşanma merasimlerinde de bazen bu zatlar kuşandırmışlardır.
    Nakibü’l Eşraf olan zatların yardım ve hizmet eden adamları ve her şehirde de Nakibü’l-Eşraf Kaymakamı denilen yardımcıları vardı. Bu teşkilat sayesinde Osmanlı Devleti’ndeki bütün seyyid ve şerifler titizlikle tesbit edilirdi. Seyyid ve şeriflerin isim, hüviyet, silsile, evlatları, ahvalleri ve ikametgahları “Şecere-i Tayyibe” denilen defterlerde yazılıydı.
    Seyyid ve şeriflerin kanun ve adetlere aykırı bir hareketleri olduğu zaman, herhangi biri gibi ceza görmezler, Nakibü’l-Eşraflık makamı tarafından cezalandırılırlardı. Ceza uygulanırken önce seyyidin başındaki yeşil sarık öperek çıkartılır, cezadan sonra da iade edilirdi. Borçlandıkları ve ödeyemedikleri zaman bu makam onları haps eder, ama borçlarını da öderdi. Buna dair bir örnek II. Mahmud’a ait hatt-ı hümayunda vardır. Burada borçları dolayısı ile Nakibül-Eşraflık makamında mahpus tutulan seyyidlerin borçlarının ödenmesi için padişahın 10 bin kuruş gönderdiği yazılmaktadır. Bu olay gösteriyor ki, Evlad-ı Peygamber bizzat padişahlar tarafından özel ilgi ve ihtimama tabi tutulmuştur.
    Nakibü’l-Eşraf’ın en yakın yardımcısı Alemdar idi. Alemdar, padişah sefere çıktığı zaman Sancak-ı Şerifi (Peygamber Sancağı) taşırdı. Sefere çıkıldığında Nakibü’l-Eşraf da maiyetindeki bir kısım Sâdatla beraber sefere çıkar, muharebe boyunca Sancak-ı Şerif’in altında devamlı suretle tekbir ve salâvat getirirlerdi.
    Şehirlerdeki Nakibü’l-Eşraf kaymakamları sahte seyyid ve şerifleri takib eder, yakalananların başındaki yeşil sarıklar çıkarttırılır, dinlemeyenler cezalandırılırdı.
    Evlad-ı Peygamber’den olanların elinde “Siyadet Beratı” denilen ve o sülaleye mensup olduğunu gösteren hüccetleri vardı. Eğer bir kişi sadâttan olduğunu iddia ediyorsa, hüccet sahibi dört şahit ile isbat etmesi gerekirdi. Bunu yaparsa Nakibü’l-Eşraflık defterine yazılırdı.
    Görüldüğü üzere çok köklü bir geleneği olan bu müessese Osmanlı Devleti’nin en yüksek makamlarından sayılırdı. Günümüzde artık Nakibü’l-Eşraflık olmasa da, Fahr-i Kainat Efendimiz’in evlatlarına olan edeb ve hürmet vazifemiz devam etmiyor mu?

    Kamil Keçeli

    Semerkand Dergisi – Mart – 2000



  5. 20.Ocak.2011, 14:06
    3
    Feseyekfikehumullah
    Osmanlı Devleti’nin kurumlarından bugün değişik isimlerle devam edenler olduğu gibi, asırlarca ayakta durduğu halde artık adı unutulmuş olanlar da var. Bunlardan biri de Nakibü’l-Eşraflık kurumudur. Nakibü’l-Eşraflık, önceki bütün İslâm devletlerinde olduğu gibi Osmanlılar’da da devam etmişti. Bu kuruluş, Hz. Peygamber (A.S.)’in soyundan gelen seyyid ve şeriflerin şeceresini tutmak, sahte seyyid ve şerifleri hakikilerinden ayırmak, seyyid ve şeriflerin hizmetlerinden sorumlu olmak üzere kurulmuştu.

    Hz. Peygamber Efendimiz (A.S.)’in evlat ve ahfadı, Hz. Ali (R.A.) ve zevcesi Cenab-ı Peygamber’in kerimesi olan Fatımatü’z-Zehra’dan (R.A.) gelmişlerdir. Hz. Ali’nin büyük oğlu Hz. Hasan (R.A.) ve küçük oğlu Hz. Hüseyin (R.A.)’den gelen Hz. Peygamber nesli halen devam etmektedir. Hz. Hasan (R.A.)’dan gelen kola Şerif, Hz. Hüseyin (R.A.)’den gelen kola Seyyid denilerek, bu iki kol birbirinden ayrılır.

    İslâmiyet’in ilk zamanlarında Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin (R.A.)’den gelenlere topluca Seyyid ünvanı verilirken, sonraları bu tabir sadece Hz. Hüseyin (R.A.)’in evlatları için kullanılır olmuştur. Seyyid, köle nazarında efendi demektir. Fakat kavram olarak bütün insanlığın efendisi olan Hz. Peygamber (A.S.) Efendimiz’in bu şerefine hürmeten evlatları ve ahfadına seyyid denilmiştir.
    Abbasiler zamanında seyyid ve şeriflerin dereceleri protokolde halifeden sonra gelmekteydi. Abbasiler’de “Ensab Nakipleri” denilen memurlar, Hz. Ali (R.A.)’nin soyu ile Abbasi sülalesinin ayrı ayrı defterlerini tutarlardı.
    Harun Reşid ve oğlu Memun devrinde seyyid ve şerifler yeşil cübbe giyip, yeşil sarık takarlardı. Yeşil cübbe sonradan terk edilmiş olmakla birlikte, yeşil sarık Memluklar ve Osmanlılar devrinde de devam etmiştir.
    Sadât’tan sayılan seyyid ve şeriflere genel bir tabir olarak “emir” denilmiş, başlarındaki sarığa da “emir sarığı” adı verilmiştir. Sadât’tan olan hanımlar da başlarına yeşil alamet takarlardı.

    Sadât Nikabeleri
    Osmanlı Devleti’nin kuruluşundan itibaren seyyid ve şeriflere özel bir hürmet ve riayet gösterilmiştir. Bunun bir sonucu olarak vergiden muaf tutulmuşlar, şecerelerini ve bu muafiyetlerini belgelemek üzere berat verilmiştir. Bu konuyla ilgili padişah fermanları arşivlerde halen mevcuttur. Bu fermanlarda kullanılan ifadeler, padişahların seyyid ve şeriflere ne kadar hürmetkâr olduklarının da belgesidir.

    Osmanlılar’daki seyyid ve şeriflerle ilgili vazifeleri yürüten müessesenin adı Sadât Nikabeti’dir. Nakib, seçkin bir cemaatin başı demektir. Osmanlılarda bu müessese 1400 Mayısında Sultan Yıldırım Bayezid zamanında kurulmuştu.
    Fatih Sultan Mehmet döneminde bir ara Sâdat Nikabeti kaldırılmış, fakat sonraları seyyidlik iddiasında bulunan bazı şahıslar ortaya çıkmaya başlayınca yine Fatih devrinde yeniden kurulmuştur.

    Nakibü’l-Eşraflık
    Sultan II. Bayezid döneminde Sâdat Nikabeti’nin adı Nakibü’l-Eşraflık olarak değiştirilmiştir. Osmanlı Devleti’nin yıkılmasına kadar da bu isimle devam etmiştir.

    Nakibü’l-Eşraf seyyidlerden, yani Hz. Hüseyin (R.A.) soyundan seçilir ve ulema sınıfından sayılırdı. Bu makama gelenler değiştirilmezler, senelerce bu makamda kalırlardı. Ancak zaruri hallerde değişiklik olurdu.
    Nakibü’l-Eşraflık yapan birçok zat, bu görevinin yanı sıra şeyhülislamlık ve kazaskerlik gibi görevlere de gelmişlerdir.
    Osmanlı Devleti’nde Nakibü’l-Eşraf, padişahtan sonra en yüksek kademeli kişiydi. Padişahların tahta geçme merasimlerinde padişaha ilk biat eden Nakibü’l-Eşraf olurdu ve cülus duasını o yapardı. Bayram tebriklerinde de ilk tebrik ve bayram duası Nakibü’l-Eşraf tarafından yapılır, sonra diğer erkân tebrik ederdi. Her iki merasimde de padişahlar Nakibü’l-Eşrafa hürmeten ayağa kalkarlardı. Padişahların kılınç kuşanma merasimlerinde de bazen bu zatlar kuşandırmışlardır.
    Nakibü’l Eşraf olan zatların yardım ve hizmet eden adamları ve her şehirde de Nakibü’l-Eşraf Kaymakamı denilen yardımcıları vardı. Bu teşkilat sayesinde Osmanlı Devleti’ndeki bütün seyyid ve şerifler titizlikle tesbit edilirdi. Seyyid ve şeriflerin isim, hüviyet, silsile, evlatları, ahvalleri ve ikametgahları “Şecere-i Tayyibe” denilen defterlerde yazılıydı.
    Seyyid ve şeriflerin kanun ve adetlere aykırı bir hareketleri olduğu zaman, herhangi biri gibi ceza görmezler, Nakibü’l-Eşraflık makamı tarafından cezalandırılırlardı. Ceza uygulanırken önce seyyidin başındaki yeşil sarık öperek çıkartılır, cezadan sonra da iade edilirdi. Borçlandıkları ve ödeyemedikleri zaman bu makam onları haps eder, ama borçlarını da öderdi. Buna dair bir örnek II. Mahmud’a ait hatt-ı hümayunda vardır. Burada borçları dolayısı ile Nakibül-Eşraflık makamında mahpus tutulan seyyidlerin borçlarının ödenmesi için padişahın 10 bin kuruş gönderdiği yazılmaktadır. Bu olay gösteriyor ki, Evlad-ı Peygamber bizzat padişahlar tarafından özel ilgi ve ihtimama tabi tutulmuştur.
    Nakibü’l-Eşraf’ın en yakın yardımcısı Alemdar idi. Alemdar, padişah sefere çıktığı zaman Sancak-ı Şerifi (Peygamber Sancağı) taşırdı. Sefere çıkıldığında Nakibü’l-Eşraf da maiyetindeki bir kısım Sâdatla beraber sefere çıkar, muharebe boyunca Sancak-ı Şerif’in altında devamlı suretle tekbir ve salâvat getirirlerdi.
    Şehirlerdeki Nakibü’l-Eşraf kaymakamları sahte seyyid ve şerifleri takib eder, yakalananların başındaki yeşil sarıklar çıkarttırılır, dinlemeyenler cezalandırılırdı.
    Evlad-ı Peygamber’den olanların elinde “Siyadet Beratı” denilen ve o sülaleye mensup olduğunu gösteren hüccetleri vardı. Eğer bir kişi sadâttan olduğunu iddia ediyorsa, hüccet sahibi dört şahit ile isbat etmesi gerekirdi. Bunu yaparsa Nakibü’l-Eşraflık defterine yazılırdı.
    Görüldüğü üzere çok köklü bir geleneği olan bu müessese Osmanlı Devleti’nin en yüksek makamlarından sayılırdı. Günümüzde artık Nakibü’l-Eşraflık olmasa da, Fahr-i Kainat Efendimiz’in evlatlarına olan edeb ve hürmet vazifemiz devam etmiyor mu?

    Kamil Keçeli

    Semerkand Dergisi – Mart – 2000



  6. 20.Ocak.2011, 14:40
    4
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    Yanıt: Nakibüleşraf ne demek

    Alıntı
    Günümüzde artık Nakibü’l-Eşraflık olmasa da, Fahr-i Kainat Efendimiz’in evlatlarına olan edeb ve hürmet vazifemiz devam etmiyor mu?
    Ediyor inşallah edecekte.


  7. 20.Ocak.2011, 14:40
    4
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Günümüzde artık Nakibü’l-Eşraflık olmasa da, Fahr-i Kainat Efendimiz’in evlatlarına olan edeb ve hürmet vazifemiz devam etmiyor mu?
    Ediyor inşallah edecekte.





+ Yorum Gönder