Konusunu Oylayın.: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.
  1. 13.Ocak.2011, 20:06
    1
    Ferhat1991
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Eylül.2009
    Üye No: 58064
    Mesaj Sayısı: 704
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 26

    Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.






    Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur. Mumsema Selamun Aleyküm Kardeşlerim Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    ALLAH (CELLE CELALÜHÜ) RAZI OLSUN


  2. 13.Ocak.2011, 20:06
    1
    Ferhat1991 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



  3. 13.Ocak.2011, 20:15
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.




    ve aleykumusselam ve rahmetullah

    Kardeşim Genelleme yapmak son derece yanlıştır.. Alevilerin çoğunluğu evet sevgide aşırı gidiyorlar çoğunluk olarak ama geneli değil Şia mezhebi gibi Bunların arasında elbette Ehl-i Beyt'te uyanlar takip edenler var ama Uyanlar, Uymayanlar'dan dahga çok


  4. 13.Ocak.2011, 20:15
    2
    Feseyekfikehumullah



    ve aleykumusselam ve rahmetullah

    Kardeşim Genelleme yapmak son derece yanlıştır.. Alevilerin çoğunluğu evet sevgide aşırı gidiyorlar çoğunluk olarak ama geneli değil Şia mezhebi gibi Bunların arasında elbette Ehl-i Beyt'te uyanlar takip edenler var ama Uyanlar, Uymayanlar'dan dahga çok


  5. 13.Ocak.2011, 20:16
    3
    Ferhat1991
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Eylül.2009
    Üye No: 58064
    Mesaj Sayısı: 704
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 26

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    tamam abim ALLAH (CELLE CELALÜHÜ) RAZI OLSUN


  6. 13.Ocak.2011, 20:16
    3
    Ferhat1991 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    tamam abim ALLAH (CELLE CELALÜHÜ) RAZI OLSUN


  7. 13.Ocak.2011, 20:56
    4
    elhayy
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2011
    Üye No: 82928
    Mesaj Sayısı: 23
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM
    Sevgili kardeşim . Bu sorunun cevabını hiçbir kimseyi incitmeden verebilmenin tek yolu Hz Kuranın ışığıdır . enam suresi ayet 159 kitab ehilleri aralarında fırkalara bölünenlerin işi Hz Allaha kalmıştır der . hanef olan Hz Allahın saf dinini bin bir parçaya bölerek . ilim bir nokta idi onu cahiller çoğaltı .Hz Ali efendimizin sözü malesef hakkıyla yerini bulmuştur. İslam Alleminde Hz Muhammedi sevmeyen veya onun ehli beytini sevmeyen bir kul varmıdırki . iman sahibi. hakikat bu noktada iken mezhep kavgalarında şehit olan müslümanların kanı ve vebali . insanları guruplaştırarak bu noktalara çeken alimlerin boynundadır. Biz şuna iman ediyoruzki. resulullah ve halifeleri ve sahabeleri. gözlerimizin nuru onlar kainatın kalbinin aynasıdır. durum bu noktada iken kendi nefislerine göre cematlaşan . hatta din kardeşini öldürecek kadar kalbinde kin taşıyanlar. cemalül nur denizinde hakkı görmekte ve hakikatı kavramakta acziyete düşenlerdir. yanlız burda ince bir perde vardırki bu çok önemli bir konudur.mukades mekanlar bu gün yezit ve sulalesi tarafından zapt edilmiş olsada. biz müslüman ve iman edenler olarak kıyamet gününe kadar resulün ve ehli beytinin intikamını alana kadar ruhlarımız . onların peşindedir. işte gerçek müslüman islamiyeti bölmeden kanını son damlasına kadar hakikatı savunandır allah alimdir elhayy


  8. 13.Ocak.2011, 20:56
    4
    Üye
    BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM
    Sevgili kardeşim . Bu sorunun cevabını hiçbir kimseyi incitmeden verebilmenin tek yolu Hz Kuranın ışığıdır . enam suresi ayet 159 kitab ehilleri aralarında fırkalara bölünenlerin işi Hz Allaha kalmıştır der . hanef olan Hz Allahın saf dinini bin bir parçaya bölerek . ilim bir nokta idi onu cahiller çoğaltı .Hz Ali efendimizin sözü malesef hakkıyla yerini bulmuştur. İslam Alleminde Hz Muhammedi sevmeyen veya onun ehli beytini sevmeyen bir kul varmıdırki . iman sahibi. hakikat bu noktada iken mezhep kavgalarında şehit olan müslümanların kanı ve vebali . insanları guruplaştırarak bu noktalara çeken alimlerin boynundadır. Biz şuna iman ediyoruzki. resulullah ve halifeleri ve sahabeleri. gözlerimizin nuru onlar kainatın kalbinin aynasıdır. durum bu noktada iken kendi nefislerine göre cematlaşan . hatta din kardeşini öldürecek kadar kalbinde kin taşıyanlar. cemalül nur denizinde hakkı görmekte ve hakikatı kavramakta acziyete düşenlerdir. yanlız burda ince bir perde vardırki bu çok önemli bir konudur.mukades mekanlar bu gün yezit ve sulalesi tarafından zapt edilmiş olsada. biz müslüman ve iman edenler olarak kıyamet gününe kadar resulün ve ehli beytinin intikamını alana kadar ruhlarımız . onların peşindedir. işte gerçek müslüman islamiyeti bölmeden kanını son damlasına kadar hakikatı savunandır allah alimdir elhayy


  9. 13.Ocak.2011, 21:25
    5
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    Mezheblerin olması gerekli idi oldu da bu ümmeti bölmek için olmadığı gibi Ümmetin Parçalanmasına en azından Paramparça olmasına engel oldu dolayısıyla
    Mezheb İmamları hadisten Ayetten çıkardıkları hükümleri Helal-Haram'ları bildirmiş biz bunu yaptık bundan daha iyisini yapan olursa ona Tabî olun demişlerdir Eğer bu gün Şia Sünni Alevi ve diğer mezhebler olmasa idi hele hele Müslümanların başında Halife yok iken Sen çıkıp burdan Şu Helaldir şu Haramdır diyemezdin binaenaleyh Her ev Her aile kendi görüşüne göre Helal-Haram koyabilirdi ki bu tam felaket olurdu ve ümmetin yukarda değindiğim gibi Helak olmasına işarettir

    Anlatmak istediğim şu:

    Mezheb İmamları her biri Kur'an ve Sünneten çıkardıkları Hükümleri Helal-Haram'ı bildirmiştir ve bildirmekle Beraber İmam-ı Azam'ın dediği gibi

    "Bu bizim reyimizle vardığımız bir sonuçtur. Kimseyi reyimize zorlamaz, kimseye 'bunu kabul etmeniz gerekir' demeyiz. Bizim gücümüz buna yetiyor, bize göre en iyisi budur. Bundan daha iyisini bulan olursa buyursun getirsin onu kabul ederiz" (Zehebî, a.g.e., 21). Kendisine tâbi olacak kimselere de şu tavsiye ve ikazda bulunmuştur: "Nereden söylediğimizi (verdiğimiz hükmün delil ve kaynağını) tetkik edip bilmeden bizim reyimizle fetvâ vermek hiçbir kimse için helâl olmaz." O, bir tek kişi ya da mezhebin İslâm'ı kuşatmasının mümkün olmadığını biliyordu. Ne Ebû Hanife ne başka bir İmam, kendi ictihadı hakkında böyle bir iddiada bulunmuştur. Onlar hep sahih sünnetin asıl olduğunu, sahih sünnet ile sözleri çatıştığı takdirde sahih sünnet ile amel edilmesi gerektiğini öğrenci ve izleyicilerine özenle tavsiye ve ikaz etmişlerdir."

    İslam Ümmet'inin çoğunluğu Sünni yani Şafî Hanefi Maliki ve Hanbeli mezheblerine mensublar ve bağlı oldukları mezhebin Büyüklerinin dediklerini esas alır ona göre amel ederler aynısı Diğer mezhebler içinde geçerli en azından bu mezhebler ümmetin çatışmasına, Birbirini Katletmesine, Öldürmesine engel olmuştur..

    Mezheb :Kelime olarak takip edilen yol, görüş, manalara gelir... İmam-ı Azam'ın görüşlerini Bir konu hakkında çıakrdığı hükmü esas alan kişiye Hanefi İmam-ı Şafiî'nin Hükümlerini görüş alan kişiyede Şafiî denir

    Ve şuan bu mezheblerin büyüklerinin verdikleri fetvaya yane hangi mezhebe bağlı ise o mezheb Aliminin verdiği fetvaya uyarlar yane kendi kafalarına göre hareket etmezler Buna parçalanma diyenin aklına şaşarım


    Alıntı
    yezit ve sulalesi
    Beyfendi, Biraz kaba olacak ama "Ağzınızdaki Baklayı çıkarın lütfen"


  10. 13.Ocak.2011, 21:25
    5
    Feseyekfikehumullah
    Mezheblerin olması gerekli idi oldu da bu ümmeti bölmek için olmadığı gibi Ümmetin Parçalanmasına en azından Paramparça olmasına engel oldu dolayısıyla
    Mezheb İmamları hadisten Ayetten çıkardıkları hükümleri Helal-Haram'ları bildirmiş biz bunu yaptık bundan daha iyisini yapan olursa ona Tabî olun demişlerdir Eğer bu gün Şia Sünni Alevi ve diğer mezhebler olmasa idi hele hele Müslümanların başında Halife yok iken Sen çıkıp burdan Şu Helaldir şu Haramdır diyemezdin binaenaleyh Her ev Her aile kendi görüşüne göre Helal-Haram koyabilirdi ki bu tam felaket olurdu ve ümmetin yukarda değindiğim gibi Helak olmasına işarettir

    Anlatmak istediğim şu:

    Mezheb İmamları her biri Kur'an ve Sünneten çıkardıkları Hükümleri Helal-Haram'ı bildirmiştir ve bildirmekle Beraber İmam-ı Azam'ın dediği gibi

    "Bu bizim reyimizle vardığımız bir sonuçtur. Kimseyi reyimize zorlamaz, kimseye 'bunu kabul etmeniz gerekir' demeyiz. Bizim gücümüz buna yetiyor, bize göre en iyisi budur. Bundan daha iyisini bulan olursa buyursun getirsin onu kabul ederiz" (Zehebî, a.g.e., 21). Kendisine tâbi olacak kimselere de şu tavsiye ve ikazda bulunmuştur: "Nereden söylediğimizi (verdiğimiz hükmün delil ve kaynağını) tetkik edip bilmeden bizim reyimizle fetvâ vermek hiçbir kimse için helâl olmaz." O, bir tek kişi ya da mezhebin İslâm'ı kuşatmasının mümkün olmadığını biliyordu. Ne Ebû Hanife ne başka bir İmam, kendi ictihadı hakkında böyle bir iddiada bulunmuştur. Onlar hep sahih sünnetin asıl olduğunu, sahih sünnet ile sözleri çatıştığı takdirde sahih sünnet ile amel edilmesi gerektiğini öğrenci ve izleyicilerine özenle tavsiye ve ikaz etmişlerdir."

    İslam Ümmet'inin çoğunluğu Sünni yani Şafî Hanefi Maliki ve Hanbeli mezheblerine mensublar ve bağlı oldukları mezhebin Büyüklerinin dediklerini esas alır ona göre amel ederler aynısı Diğer mezhebler içinde geçerli en azından bu mezhebler ümmetin çatışmasına, Birbirini Katletmesine, Öldürmesine engel olmuştur..

    Mezheb :Kelime olarak takip edilen yol, görüş, manalara gelir... İmam-ı Azam'ın görüşlerini Bir konu hakkında çıakrdığı hükmü esas alan kişiye Hanefi İmam-ı Şafiî'nin Hükümlerini görüş alan kişiyede Şafiî denir

    Ve şuan bu mezheblerin büyüklerinin verdikleri fetvaya yane hangi mezhebe bağlı ise o mezheb Aliminin verdiği fetvaya uyarlar yane kendi kafalarına göre hareket etmezler Buna parçalanma diyenin aklına şaşarım


    Alıntı
    yezit ve sulalesi
    Beyfendi, Biraz kaba olacak ama "Ağzınızdaki Baklayı çıkarın lütfen"


  11. 13.Ocak.2011, 23:17
    6
    elhayy
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2011
    Üye No: 82928
    Mesaj Sayısı: 23
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM
    Sevgili kardeşim yorumunuzu okudum . vicdanen rahatsız olduğum için sizi enam suresi ayet 158 ve 159 zuncu ayetleri okumaya davet ediyorum söz kuranındır Allahalimdir.

    BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM
    Bu sitede el hayy olarak yazı ve makalelerimi yazdığım ilk 3 cü günüm lakin görüyorumki insanlar kendi istek ve arzularında olmayan kişileri hakikatını idrak etmeden karalama çabası içinde. bizim arzumuz kendi nevsimize azalarımı Allaha davet etmekle amir sizleri ve kainatı her zerrede Allahı sevmek ve tebliğ etmekle memur olan inancıma . mukaddes olan beden arzıma saygıya davet ediyorum . benim mücadelem insanın yaradış . fıratındaki hakikatı ilme olan susuzluğunu . hakikatı muhammediyede anlata bilmektir. şu ana kadar 8 hal kardeşim ile ben sohpet diyorum onlarsa mücadele diyorlar görüştük benim cevabım allah alimdir. tevazu bizim hırkamızdır el hayy


  12. 13.Ocak.2011, 23:17
    6
    Üye
    BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM
    Sevgili kardeşim yorumunuzu okudum . vicdanen rahatsız olduğum için sizi enam suresi ayet 158 ve 159 zuncu ayetleri okumaya davet ediyorum söz kuranındır Allahalimdir.

    BİSMİLLAHİRAHMANİRRAHİM
    Bu sitede el hayy olarak yazı ve makalelerimi yazdığım ilk 3 cü günüm lakin görüyorumki insanlar kendi istek ve arzularında olmayan kişileri hakikatını idrak etmeden karalama çabası içinde. bizim arzumuz kendi nevsimize azalarımı Allaha davet etmekle amir sizleri ve kainatı her zerrede Allahı sevmek ve tebliğ etmekle memur olan inancıma . mukaddes olan beden arzıma saygıya davet ediyorum . benim mücadelem insanın yaradış . fıratındaki hakikatı ilme olan susuzluğunu . hakikatı muhammediyede anlata bilmektir. şu ana kadar 8 hal kardeşim ile ben sohpet diyorum onlarsa mücadele diyorlar görüştük benim cevabım allah alimdir. tevazu bizim hırkamızdır el hayy


  13. 14.Ocak.2011, 00:00
    7
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    Muhterem Kardeşim, maşAllahınız var Mealleri ezberlemişsiniz iyi güzel ama Meal müslümanlığı yapmanın Helak olmaya neden olduğunuda bilmeniz gerekmezmiydi neyse biz cevabımızı verelim Yazının tamamını okumadan cevap vermeyin lütfen

    Hz Ali (Radıyallâhü anh), Hariciler tâifesiyle münazara etmesi için Abdullah ibni Abbas (Radıyallâhü anhümâ)yı göndermiş ve ona şöyle demişti: -Git onlarla mücadele et! Onları kitaba ve sünnete çağır! Fakat onlara Kur’an’dan delil getirme. Çünkü âyetlerin pek çok manalara ihtimali vardır. Ancak onlarla sünnetten delil getirerek tartış, dedi.

    Bunun üzerine İbni Abbas (Radıyallâhü anhümâ): - Ey Mü’minlerin Emiri! Ben, Allah’ın Kitabı’nı onlardan çok daha iyi bilirim, çünkü Kur’an bizim evlerimizde indi, deyince Hz. Ali (Radıyallâhü anh) buyurdu ki: Doğru söylüyorsun ama Kur’an bir çok manalar taşıyan ve bir çok yönleri bulunan bir kitaptır. O bir şey der, onlar da bir şey der. (yani Allah’ın âyetlerini kendi kafalarına göre tevil ederler de ağızları kapanmaz.)

    Lakin sen onlara sünnetten delil getirirsen, o zaman kaçacak yer bulamazlar, (hadisler âyetlerin tefsiri mahiyetinde olduğundan, onlar vasıtasıyla Kur’an’ın maksadı anlaşılır, böylece sana karşı konuşacak halleri kalmaz) buyurdu. Nitekim İbni Abbas (Radıyallâhü anhümâ) onların karşısına çıktı ve Haricîlerle tartıştı.
    Sünnetten deliller getirerek münazara etti. Ve sonunda onların elinde hiçbir delil kalmadı.(Suyutî, Dürül Mensur: 1/40)



    ''Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ve Allah'a inanırsınız.''(Âl-i İmran 110)


    Bu ayet-i celile, bu ümmetin bir vasfı olan, iyiliği emretmesi ve kötülüğü nehyetmesini beyanla mezhepsizliğin haram ve bir mezhebe bağlanmanın vacip olduğunu ispat etmektedir.

    Şöyle ki:

    · Madem bu ümmet ve bu ümmetin âlimleri, Allah tarafından, iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmekle vasfedilmiştir. O hâlde ittifakla emrettikleri şeyin iyilik ve nehyettikleri şeyin de kötülük olması gerekmektedir. Aksi olamaz. Yani iyiliği men edip kötülüğü emredemezler. Zira bu, Kur'an'ın mezkûr beyanına muhalif olur ki, bu mümkün değildir.

    · Ve madem bu ümmetin âlimlerinin emrettiği şey; hayır ve nehyettiği şey; kötüdür. O hâlde mezhepsizlik haram ve bir mezhebe bağlanmak vacip olmalıdır. Zira bu ümmetin âlimleri on dört asır boyunca mezhepsizliğin kötü bir şey olduğunu söyleyerek mezhepsizliği nehyetmiş ve bir mezhebe bağlanmayı emretmiştir. Şimdi bu beyanlardan birkaçını nakledelim:


    İmam-ı Gazali (r.a.): Müctehid olmayanın bir mezhep imamına tabi olması gerekmektedir. Mukallidin, yani Kur'an'dan ve hadislerden hüküm çıkarma gücü olmayanların, taklit ettiği ve uyduğu mezhep imamının sözü dışına çıkması caiz değildir. Çıkar diyen kimse de yoktur. Her yönden ona uyması gerekmektedir. Uyduğu mezhep imamına muhalefeti çirkin bir harekettir ve bu muhalefeti sebebiyle günahkârdır. (İhya, 9. Kitab, 2.Bab, Emir ve Nehyin Şartları; c.2, s.803)


    Bu asırda yaşayanlar içinde müctehid yoktur. Müctehid olmayanlar da, kendilerine sorulan meseleye, ancak bağlı bulundukları mezheb imamından naklederek cevap verirler. Mezhep imamının ictihadını terk etmesi caiz değildir. (İhya, 1. Kitab, 4. bab, Hilaf İlmi ve Münazaranın Afetleri; c.1, s.113)

    Ahmed bin Muhammed Tahtavi Hazretleri: Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Kurtuluş yolu ehl-i sünnet ve-l cemaat denilen dört mezhepte toplanmıştır. Bu dört mezhep: Hanefi, Maliki, Şafiî ve Hanbelî'dir. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine tabi olmayan, ehl-i bid'a olup cehenneme gider.

    Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri:Hakikat namazında kıblen dört mezhep olsun.

    Abdülgani Nablüsi Hazretleri: Bugün dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir.

    İmam-ı Rabbanî Hazretleri: Mezhepten ayrılmak ve mezhepsiz olmak ilhad, yani küfürdür. Dört mezhepten birini terk eden, boynundan İslam ipini çıkarmıştır.

    İbn-i Melek: Şimdi yeryüzündeki yaşayan bütün Müslümanlar, mukallittir. Yani taklit ehli olup bir mezhebe bağlanması gerekmektedir. Bir mukallit, ne kadar âlim olursa olsun, ictihadda bulunamaz. Ancak müctehidlerin bildirdikleri hükümleri naklederler.

    İbn-i Abidin ve Şevâhid-ül-hak Hazretleri şöyle buyuruyor: İslam âlimleri, sözbirliği ile bildiriyorlar ki; hicretin dördüncü asrından sonra tek başına ictihad yapabilecek âlim dünyaya gelmedi. Şimdi bütün Müslümanların, bilinen dört mezhebden birine uymaları lâzımdır. Çünkü şimdi, Kur'an-ı Kerim'i ve hadis-i şeriflerin tamamını anlayıp bunlardan ahkâm çıkarabilecek ilim sahibi yoktur. Zaten bir mezhebe uyulursa, Kur'an-ı Kerim'e ve Resulullah'ın sünnetine uyulmuş olur.

    Celâleddîn-i Süyûtî gibi büyük bir âlim, müctehid olduğunu söyleyince zamanındaki âlimler, Süyûtî Hazretleri'ne bir soru sordular ve ona; önceki âlimler bu mesele hakkında iki farklı cevap vermişlerdir. İctihadın en aşağı derecesinde olan, bunlardan birini seçebilir. Sen müctehid isen bunlardan birini seçip bize haber ver!" dediler. Süyûtî Hazretleri, Allah'tan korktuğu için isabet edememe endişesinden dolayı birini seçmeğe cesaret edemedi.

    İbni Hacer Hazretleri bu olay üzerine der ki: En aşağı derecedeki ictihad olan, iki haberden birini tercih etme işi böyle güç olunca mutlak müctehid olmanın imkânsızlığı anlaşılmalıdır.

    Şeyh-ül-İslam Zekeriyya buyurdu ki: "Mezhep imamları, kapalı olarak bildirilen hadis ve ayetleri izah edip açıklamasalardı, bunları hiçbirimiz anlayamaz ya da yanlış anlardık.''

    Büyük âlim Muhammed Hadimi Hazretleri Berika kitabında buyuruyor ki: "Şer'i delillerin; kitap, sünnet, icma ve kıyas olarak dört olması ictihad mertebesindeki müctehid âlimler içindir. Mukallitler, yani müctehid olmayanlar için delil ve senet; bulunduğu mezhebin hükmüdür ve mezhep imamının görüşüdür. Çünkü mukallitler, ayet ve hadisten hüküm çıkaramaz. Bunun için bir mezhebin bir hükmü, ayet ve hadislere uymuyor gibi görünse de, yine o mezhebe uymak gerekir. Çünkü ayet ve hadisler tevili gerekebilir, neshedilmiş ve hükmü kalkmış olabilir. Bunu da ancak müctehid âlimler anlar."

    İmam-ı Şafi Hazretleri: "İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin görüş ve ictihadını beğenmeyene Allah-u Teâlâ lanet etsin! Çünkü bütün müctehidler, İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin çocukları hükmündedir."

    Taceddin-i Sübki Hazretleri buyuruyor ki: "Peygamberlerin varisi olan mezhep imamlarına karşı edepli olmalıdır. Din imamlarına dil uzatan, felakete gider. Onların her sözü bir delile dayanır.

    Abdülgani Nablüsi Hazretleri: Bugün dört mezhepten başkasına uymak icmadan ayrılmak olur ki, bu caiz değildir.

    İmam-ı Gazali Hazretleri: bir ara müstakil bir mezhep kurmak istediği, ancak kendisine rüyada ikaz edildiği için bundan derhâl vazgeçtiği sahih kaynaklarda nakledilmektedir. Evet, İmam-ı Gazali gibi bir Hüccetü-l İslam, mezhep kuramamış ve fıkhî hükümlerde İmam-ı Şafi'yi taklit etmiştir. Acaba zamanımızın mezhepsizleri, İmam-ı Gazali'den daha mı âlimdir? Ya da ondan daha mı yeteneklidir? Belki de arada ki fark; bunların, İmam-ı Gazali kadar Allah'tan korkmamaları ve isabet edememe endişesini taşımamalarıdır.

    Yine İslam hukukunda söz sahibi olan ve "Sadr-üş-Şeria" yani "Şeriatın Kalbi" unvanıyla meşhur olan, Abdullah ibni Mesud-ül Mahbubi Hazretleri de beşinci bir mezhep kurmak istedi. Bunun üzerine rüyasında, Cebrail aleyhisselamı gördü. Kendisine, dört kapısı ve üzerinde dört penceresi olan çok güzel bir cami göstererek, bu güzel mabedin ahenk ve nizamını, mimari özelliğini bozmadan, camiyi yıkılma tehlikesine maruz bırakmadan bir kapı ve bir pencere açmasını teklif etti. Ne kadar uğraştıysa da sayılan bu özelliklere riayet ederek yeni bir kapı ve pencere açma cesaretini gösteremedi. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam, yeni bir kapı açılması halinde mevcut ahengin bozulacağını, İslam'ın zarar göreceğini ikaz ederek bu teşebbüsünden vazgeçmesini kesin bir şekilde ihtar etti. Bu önemli ikaz üzerine "Sadr-üş-Şeria" hatasını anlayıp bu teşebbüsünden hemen vazgeçti. Daha sonra da kimse böyle bir teşebbüste bulunma cesaretini gösteremedi. Zaten buna ihtiyaç da yoktur. Zira dört mezhep, dinimize ait bütün meseleleri çözmüş, ileride çıkabilecek meselelerin de çözüm yollarını göstermiştir.

    Muhammed Zahid el- Kevseri: Mezhepsizlik, dinsizliğe giden köprüdür.

    Şehristani ve Yusuf en-Nehbani: Hak olan, doğru olan dört mezhebin itikatları, yani imanları aynıdır. Dördü de ehl-i sünnet itikatındandır. Mezheplerden birine uymayan bidat ehli sayılır ve mezhepsizdir.

    Tahtavi: Ehl-i sünnetin onlarca mezhebinden dört tanesi kitaplara geçmiş olup diğerleri kısmen unutulmuştur Müctehid olmayanların, bütün hareketlerinde ve ibadetlerinde bir müctehide tabi olması yani bu dört mezhepten birinde bulunması gerekmektedir

    Abdurrahman Silheti, İmam-ı Nablusi: Mezhep taklit etmek, Kitap ve sünnetten ayrılmış olmak demek değildir Bilakis mezheb imamının Kitap ve sünnetten bildiklerine uymak, Kitap ve sünnete uymak demektir
    Bu meselede söylenen sözlerin tamamını nakledecek olsak, hususi bir kitap olabilir Zira on dört asır boyunca her âlim bir mezhebe bağlanmanın şart olduğunu ve mezhepsizliğin caiz olmadığını beyan etmiştir Bizler meseleyi daha fazla uzatmamak için bu kadar nakille yetiniyor ve son olarak diyoruz ki:

    Tefsirini yaptığımız ayet-i kerime, bu ümmetin hayırlı bir ümmet olarak insanlar için çıkartıldığını ve hayırlı ümmet olması altında yatan ana sebebin de, iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek olduğunu bildirmiştir Demek iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek bu ümmetin bir vasfıdır Ve bu ümmet, Efendimiz'in; "Ümmetim asla dalâlet üzerinde birleşmez" ifadesiyle asla batılda ittifak etmeyecektir



    O hâlde şu muhakemeyi yapabiliriz:

    Madem Kur'an'ın ifadesiyle bu ümmetin vasfı iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmektir

    Ve madem Peygamberimiz (sav)'in beyanıyla bu ümmet asla batılda ittifak etmeyecektir,

    O hâlde hakkında ittifak edilen bir mesele batıl olmayıp hak olacaktır

    Ve madem hakkında ittifak edilen mesele hak olacaktır O hâlde bir mezhebe bağlanmak da hak olmalıdır Zira zikrettiğimiz gibi, İslam âlimlerinin tamamı bu meselede ittifak etmiş ve hepsi bir mezhebe bağlanmanın şart olduğunu beyan etmişlerdir. Hatta sadece beyan ile yetinmeyip yüz bin hadisi, senetleriyle birlikte bilen o büyük âlimler bile dört mezhepten bir mezhebe tabi olarak, fıkhi konularda o büyük mezhep imamlarını taklit etmişlerdir

    O hâlde diyebiliriz ki bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını söyleyen cahiller, hem Efendimiz'in; "Ümmetim asla dalâlet üzerinde birleşmez" hadisini inkâr etmekte hem de tefsirini yaptığımız; "Siz insanlar için çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder ve kötülüğü nehyedersiniz" ayetini inkâr etmektedirler

    Zira onların mezhepsizliği savunması bu ümmetin dalalet üzerinde birleşebileceği fikrini ve bu ümmetin iyiliği emretmeyip kötülüğü emrettiği neticesine varmaktadır Çünkü eğer mezhepsizlik caiz ise, bu ümmetin âlimleri mezhepsizliğin haram olduğunu söyleyerek hem batılda ittifak etmişler hem de iyiliği değil, batılı emretmişler demektir. Çünkü onlar mezhepsizliğin caiz olmadığını söylemişlerdir



    O hâlde yol ikidir:

    1- Ya Efendimiz'in "Ümmetim asla dalâlet üzerinde birleşmez." hadisini ve "Siz insanlar için çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder ve kötülüğü nehyedersiniz" ayetini kabul edeceğiz ki bunu kabul ettiğimizde mezhepsizliğin haram olduğunu da kabul etmek zorundayız. Çünkü İslam âlimleri mezhepsizliğin haram olduğunu bildirip bu konuda ittifak etmişlerdir Onların bu konudaki ittifakları hadisin beyanına göre asla dalalet olamaz Çünkü dalalette ittifak olmaz. O hâlde bu ittifak hidayettir

    2- Ya da mezkûr hadis ve ayetleri inkâr ederek mezhepsizlerin sözünü dinleyeceğiz

    Biz, Kur'an'a ve hadise kulak vermeyi tercih ediyoruz



  14. 14.Ocak.2011, 00:00
    7
    Feseyekfikehumullah
    Muhterem Kardeşim, maşAllahınız var Mealleri ezberlemişsiniz iyi güzel ama Meal müslümanlığı yapmanın Helak olmaya neden olduğunuda bilmeniz gerekmezmiydi neyse biz cevabımızı verelim Yazının tamamını okumadan cevap vermeyin lütfen

    Hz Ali (Radıyallâhü anh), Hariciler tâifesiyle münazara etmesi için Abdullah ibni Abbas (Radıyallâhü anhümâ)yı göndermiş ve ona şöyle demişti: -Git onlarla mücadele et! Onları kitaba ve sünnete çağır! Fakat onlara Kur’an’dan delil getirme. Çünkü âyetlerin pek çok manalara ihtimali vardır. Ancak onlarla sünnetten delil getirerek tartış, dedi.

    Bunun üzerine İbni Abbas (Radıyallâhü anhümâ): - Ey Mü’minlerin Emiri! Ben, Allah’ın Kitabı’nı onlardan çok daha iyi bilirim, çünkü Kur’an bizim evlerimizde indi, deyince Hz. Ali (Radıyallâhü anh) buyurdu ki: Doğru söylüyorsun ama Kur’an bir çok manalar taşıyan ve bir çok yönleri bulunan bir kitaptır. O bir şey der, onlar da bir şey der. (yani Allah’ın âyetlerini kendi kafalarına göre tevil ederler de ağızları kapanmaz.)

    Lakin sen onlara sünnetten delil getirirsen, o zaman kaçacak yer bulamazlar, (hadisler âyetlerin tefsiri mahiyetinde olduğundan, onlar vasıtasıyla Kur’an’ın maksadı anlaşılır, böylece sana karşı konuşacak halleri kalmaz) buyurdu. Nitekim İbni Abbas (Radıyallâhü anhümâ) onların karşısına çıktı ve Haricîlerle tartıştı.
    Sünnetten deliller getirerek münazara etti. Ve sonunda onların elinde hiçbir delil kalmadı.(Suyutî, Dürül Mensur: 1/40)



    ''Siz insanlar için çıkarılmış en hayırlı ümmetsiniz. İyiliği emreder, kötülükten nehyedersiniz ve Allah'a inanırsınız.''(Âl-i İmran 110)


    Bu ayet-i celile, bu ümmetin bir vasfı olan, iyiliği emretmesi ve kötülüğü nehyetmesini beyanla mezhepsizliğin haram ve bir mezhebe bağlanmanın vacip olduğunu ispat etmektedir.

    Şöyle ki:

    · Madem bu ümmet ve bu ümmetin âlimleri, Allah tarafından, iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmekle vasfedilmiştir. O hâlde ittifakla emrettikleri şeyin iyilik ve nehyettikleri şeyin de kötülük olması gerekmektedir. Aksi olamaz. Yani iyiliği men edip kötülüğü emredemezler. Zira bu, Kur'an'ın mezkûr beyanına muhalif olur ki, bu mümkün değildir.

    · Ve madem bu ümmetin âlimlerinin emrettiği şey; hayır ve nehyettiği şey; kötüdür. O hâlde mezhepsizlik haram ve bir mezhebe bağlanmak vacip olmalıdır. Zira bu ümmetin âlimleri on dört asır boyunca mezhepsizliğin kötü bir şey olduğunu söyleyerek mezhepsizliği nehyetmiş ve bir mezhebe bağlanmayı emretmiştir. Şimdi bu beyanlardan birkaçını nakledelim:


    İmam-ı Gazali (r.a.): Müctehid olmayanın bir mezhep imamına tabi olması gerekmektedir. Mukallidin, yani Kur'an'dan ve hadislerden hüküm çıkarma gücü olmayanların, taklit ettiği ve uyduğu mezhep imamının sözü dışına çıkması caiz değildir. Çıkar diyen kimse de yoktur. Her yönden ona uyması gerekmektedir. Uyduğu mezhep imamına muhalefeti çirkin bir harekettir ve bu muhalefeti sebebiyle günahkârdır. (İhya, 9. Kitab, 2.Bab, Emir ve Nehyin Şartları; c.2, s.803)


    Bu asırda yaşayanlar içinde müctehid yoktur. Müctehid olmayanlar da, kendilerine sorulan meseleye, ancak bağlı bulundukları mezheb imamından naklederek cevap verirler. Mezhep imamının ictihadını terk etmesi caiz değildir. (İhya, 1. Kitab, 4. bab, Hilaf İlmi ve Münazaranın Afetleri; c.1, s.113)

    Ahmed bin Muhammed Tahtavi Hazretleri: Fıkıh âlimlerinden bir karış ayrılan dalalete düşer. Kurtuluş yolu ehl-i sünnet ve-l cemaat denilen dört mezhepte toplanmıştır. Bu dört mezhep: Hanefi, Maliki, Şafiî ve Hanbelî'dir. Bu zamanda bu dört hak mezhepten birine tabi olmayan, ehl-i bid'a olup cehenneme gider.

    Bediüzzaman Said-i Nursi Hazretleri:Hakikat namazında kıblen dört mezhep olsun.

    Abdülgani Nablüsi Hazretleri: Bugün dört mezhepten başkasına uymak caiz değildir.

    İmam-ı Rabbanî Hazretleri: Mezhepten ayrılmak ve mezhepsiz olmak ilhad, yani küfürdür. Dört mezhepten birini terk eden, boynundan İslam ipini çıkarmıştır.

    İbn-i Melek: Şimdi yeryüzündeki yaşayan bütün Müslümanlar, mukallittir. Yani taklit ehli olup bir mezhebe bağlanması gerekmektedir. Bir mukallit, ne kadar âlim olursa olsun, ictihadda bulunamaz. Ancak müctehidlerin bildirdikleri hükümleri naklederler.

    İbn-i Abidin ve Şevâhid-ül-hak Hazretleri şöyle buyuruyor: İslam âlimleri, sözbirliği ile bildiriyorlar ki; hicretin dördüncü asrından sonra tek başına ictihad yapabilecek âlim dünyaya gelmedi. Şimdi bütün Müslümanların, bilinen dört mezhebden birine uymaları lâzımdır. Çünkü şimdi, Kur'an-ı Kerim'i ve hadis-i şeriflerin tamamını anlayıp bunlardan ahkâm çıkarabilecek ilim sahibi yoktur. Zaten bir mezhebe uyulursa, Kur'an-ı Kerim'e ve Resulullah'ın sünnetine uyulmuş olur.

    Celâleddîn-i Süyûtî gibi büyük bir âlim, müctehid olduğunu söyleyince zamanındaki âlimler, Süyûtî Hazretleri'ne bir soru sordular ve ona; önceki âlimler bu mesele hakkında iki farklı cevap vermişlerdir. İctihadın en aşağı derecesinde olan, bunlardan birini seçebilir. Sen müctehid isen bunlardan birini seçip bize haber ver!" dediler. Süyûtî Hazretleri, Allah'tan korktuğu için isabet edememe endişesinden dolayı birini seçmeğe cesaret edemedi.

    İbni Hacer Hazretleri bu olay üzerine der ki: En aşağı derecedeki ictihad olan, iki haberden birini tercih etme işi böyle güç olunca mutlak müctehid olmanın imkânsızlığı anlaşılmalıdır.

    Şeyh-ül-İslam Zekeriyya buyurdu ki: "Mezhep imamları, kapalı olarak bildirilen hadis ve ayetleri izah edip açıklamasalardı, bunları hiçbirimiz anlayamaz ya da yanlış anlardık.''

    Büyük âlim Muhammed Hadimi Hazretleri Berika kitabında buyuruyor ki: "Şer'i delillerin; kitap, sünnet, icma ve kıyas olarak dört olması ictihad mertebesindeki müctehid âlimler içindir. Mukallitler, yani müctehid olmayanlar için delil ve senet; bulunduğu mezhebin hükmüdür ve mezhep imamının görüşüdür. Çünkü mukallitler, ayet ve hadisten hüküm çıkaramaz. Bunun için bir mezhebin bir hükmü, ayet ve hadislere uymuyor gibi görünse de, yine o mezhebe uymak gerekir. Çünkü ayet ve hadisler tevili gerekebilir, neshedilmiş ve hükmü kalkmış olabilir. Bunu da ancak müctehid âlimler anlar."

    İmam-ı Şafi Hazretleri: "İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin görüş ve ictihadını beğenmeyene Allah-u Teâlâ lanet etsin! Çünkü bütün müctehidler, İmam-ı Azam Ebu Hanife'nin çocukları hükmündedir."

    Taceddin-i Sübki Hazretleri buyuruyor ki: "Peygamberlerin varisi olan mezhep imamlarına karşı edepli olmalıdır. Din imamlarına dil uzatan, felakete gider. Onların her sözü bir delile dayanır.

    Abdülgani Nablüsi Hazretleri: Bugün dört mezhepten başkasına uymak icmadan ayrılmak olur ki, bu caiz değildir.

    İmam-ı Gazali Hazretleri: bir ara müstakil bir mezhep kurmak istediği, ancak kendisine rüyada ikaz edildiği için bundan derhâl vazgeçtiği sahih kaynaklarda nakledilmektedir. Evet, İmam-ı Gazali gibi bir Hüccetü-l İslam, mezhep kuramamış ve fıkhî hükümlerde İmam-ı Şafi'yi taklit etmiştir. Acaba zamanımızın mezhepsizleri, İmam-ı Gazali'den daha mı âlimdir? Ya da ondan daha mı yeteneklidir? Belki de arada ki fark; bunların, İmam-ı Gazali kadar Allah'tan korkmamaları ve isabet edememe endişesini taşımamalarıdır.

    Yine İslam hukukunda söz sahibi olan ve "Sadr-üş-Şeria" yani "Şeriatın Kalbi" unvanıyla meşhur olan, Abdullah ibni Mesud-ül Mahbubi Hazretleri de beşinci bir mezhep kurmak istedi. Bunun üzerine rüyasında, Cebrail aleyhisselamı gördü. Kendisine, dört kapısı ve üzerinde dört penceresi olan çok güzel bir cami göstererek, bu güzel mabedin ahenk ve nizamını, mimari özelliğini bozmadan, camiyi yıkılma tehlikesine maruz bırakmadan bir kapı ve bir pencere açmasını teklif etti. Ne kadar uğraştıysa da sayılan bu özelliklere riayet ederek yeni bir kapı ve pencere açma cesaretini gösteremedi. Bunun üzerine Cebrail aleyhisselam, yeni bir kapı açılması halinde mevcut ahengin bozulacağını, İslam'ın zarar göreceğini ikaz ederek bu teşebbüsünden vazgeçmesini kesin bir şekilde ihtar etti. Bu önemli ikaz üzerine "Sadr-üş-Şeria" hatasını anlayıp bu teşebbüsünden hemen vazgeçti. Daha sonra da kimse böyle bir teşebbüste bulunma cesaretini gösteremedi. Zaten buna ihtiyaç da yoktur. Zira dört mezhep, dinimize ait bütün meseleleri çözmüş, ileride çıkabilecek meselelerin de çözüm yollarını göstermiştir.

    Muhammed Zahid el- Kevseri: Mezhepsizlik, dinsizliğe giden köprüdür.

    Şehristani ve Yusuf en-Nehbani: Hak olan, doğru olan dört mezhebin itikatları, yani imanları aynıdır. Dördü de ehl-i sünnet itikatındandır. Mezheplerden birine uymayan bidat ehli sayılır ve mezhepsizdir.

    Tahtavi: Ehl-i sünnetin onlarca mezhebinden dört tanesi kitaplara geçmiş olup diğerleri kısmen unutulmuştur Müctehid olmayanların, bütün hareketlerinde ve ibadetlerinde bir müctehide tabi olması yani bu dört mezhepten birinde bulunması gerekmektedir

    Abdurrahman Silheti, İmam-ı Nablusi: Mezhep taklit etmek, Kitap ve sünnetten ayrılmış olmak demek değildir Bilakis mezheb imamının Kitap ve sünnetten bildiklerine uymak, Kitap ve sünnete uymak demektir
    Bu meselede söylenen sözlerin tamamını nakledecek olsak, hususi bir kitap olabilir Zira on dört asır boyunca her âlim bir mezhebe bağlanmanın şart olduğunu ve mezhepsizliğin caiz olmadığını beyan etmiştir Bizler meseleyi daha fazla uzatmamak için bu kadar nakille yetiniyor ve son olarak diyoruz ki:

    Tefsirini yaptığımız ayet-i kerime, bu ümmetin hayırlı bir ümmet olarak insanlar için çıkartıldığını ve hayırlı ümmet olması altında yatan ana sebebin de, iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek olduğunu bildirmiştir Demek iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmek bu ümmetin bir vasfıdır Ve bu ümmet, Efendimiz'in; "Ümmetim asla dalâlet üzerinde birleşmez" ifadesiyle asla batılda ittifak etmeyecektir



    O hâlde şu muhakemeyi yapabiliriz:

    Madem Kur'an'ın ifadesiyle bu ümmetin vasfı iyiliği emretmek ve kötülüğü nehyetmektir

    Ve madem Peygamberimiz (sav)'in beyanıyla bu ümmet asla batılda ittifak etmeyecektir,

    O hâlde hakkında ittifak edilen bir mesele batıl olmayıp hak olacaktır

    Ve madem hakkında ittifak edilen mesele hak olacaktır O hâlde bir mezhebe bağlanmak da hak olmalıdır Zira zikrettiğimiz gibi, İslam âlimlerinin tamamı bu meselede ittifak etmiş ve hepsi bir mezhebe bağlanmanın şart olduğunu beyan etmişlerdir. Hatta sadece beyan ile yetinmeyip yüz bin hadisi, senetleriyle birlikte bilen o büyük âlimler bile dört mezhepten bir mezhebe tabi olarak, fıkhi konularda o büyük mezhep imamlarını taklit etmişlerdir

    O hâlde diyebiliriz ki bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını söyleyen cahiller, hem Efendimiz'in; "Ümmetim asla dalâlet üzerinde birleşmez" hadisini inkâr etmekte hem de tefsirini yaptığımız; "Siz insanlar için çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder ve kötülüğü nehyedersiniz" ayetini inkâr etmektedirler

    Zira onların mezhepsizliği savunması bu ümmetin dalalet üzerinde birleşebileceği fikrini ve bu ümmetin iyiliği emretmeyip kötülüğü emrettiği neticesine varmaktadır Çünkü eğer mezhepsizlik caiz ise, bu ümmetin âlimleri mezhepsizliğin haram olduğunu söyleyerek hem batılda ittifak etmişler hem de iyiliği değil, batılı emretmişler demektir. Çünkü onlar mezhepsizliğin caiz olmadığını söylemişlerdir



    O hâlde yol ikidir:

    1- Ya Efendimiz'in "Ümmetim asla dalâlet üzerinde birleşmez." hadisini ve "Siz insanlar için çıkartılmış hayırlı bir ümmetsiniz, iyiliği emreder ve kötülüğü nehyedersiniz" ayetini kabul edeceğiz ki bunu kabul ettiğimizde mezhepsizliğin haram olduğunu da kabul etmek zorundayız. Çünkü İslam âlimleri mezhepsizliğin haram olduğunu bildirip bu konuda ittifak etmişlerdir Onların bu konudaki ittifakları hadisin beyanına göre asla dalalet olamaz Çünkü dalalette ittifak olmaz. O hâlde bu ittifak hidayettir

    2- Ya da mezkûr hadis ve ayetleri inkâr ederek mezhepsizlerin sözünü dinleyeceğiz

    Biz, Kur'an'a ve hadise kulak vermeyi tercih ediyoruz



  15. 14.Ocak.2011, 00:14
    8
    elhayy
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2011
    Üye No: 82928
    Mesaj Sayısı: 23
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    sevgili kardeşim amacım seni üzmek değil . lakin lütfen sizde artık tevazu hırkasını giyip hakikata kulak verin . bizim muradımız. bizleri 1500yıldır zair ve batin ilminden yürüyen alimleri .hz allahın hanef olan saf hz allahın dinine davet etmektir. takdiredrsinizki halkın içinde .teklik evine girildiğinde . zuhur eden tek hakikat hz kurandır. allaha emanet olun ben 55 yaşındayım gözlerinizden öperm.


  16. 14.Ocak.2011, 00:14
    8
    Üye
    sevgili kardeşim amacım seni üzmek değil . lakin lütfen sizde artık tevazu hırkasını giyip hakikata kulak verin . bizim muradımız. bizleri 1500yıldır zair ve batin ilminden yürüyen alimleri .hz allahın hanef olan saf hz allahın dinine davet etmektir. takdiredrsinizki halkın içinde .teklik evine girildiğinde . zuhur eden tek hakikat hz kurandır. allaha emanet olun ben 55 yaşındayım gözlerinizden öperm.


  17. 14.Ocak.2011, 00:30
    9
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Aleviler Gerçekten Ehl-i Beyte Tutunmuşmudur.

    Kimler, kimler hakkında, neler söylüyor....???

    Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hakkı bulursunuz...

    O ashab hakkı bulup, hâk'ka da ulaştıracak kadar islamı bizden kat ve kat üstünü biliyorlarsa eğer, onların yaptıkları fiillerden dolayı bu gün bizim konuşmamız ve o ashabı incitmemiz, bize nerelerde ne tür yerler hazırlar diye düşünürmüsünüz hiç.

    Hazreti muaviyeden, Hazreti yezitten ve o muhteşem ashapdan, islam ordularından, peygamber sülalesinden ve bunlar arasında oluşmuş bir hadiseden dolayı sizler kendinizi memur mu sanırsınız.....

    Onlar canlarını verdilerse ve onlar can aldılarsa bu iki taraf hakkında hüküm verme bahtsızlığı içerisinde olmak bizim üzerimize vazifemidir.

    Ya olayın hakikati şu şekilde cereyan ettiyse;

    Hazreti yezit, islam ordularıyla mekkeye gelirken, bir bozgun planı ile münafıklar, hazreti yezit'e, mekkeden peygamber ailesinin bir takım müşriklerce kaçırıldığı ve ırak üzerine doğru yola koyuldukları haberi gelince, Hazreti yezit tüm ordusunu toplayarak, mekke üzerine hareket eder.

    Mekkeye geldiklerinde ise gerçekten peygamber sülalesinin mekkeden müşriklerce alındığı ve ırak yönüne doğru yola koyulduklarını müşahade eder. Aslında peygamber sülalesi ve torunları, müşriklerce kaçırılmamış, bir takım münafıklarca, hazreti yezit'in ordusunun gayesinin onları yok etmek olduğu söylenerek, yerlerinden yurtlarından edilerek bu günkü kerbela mevkiine doğru sevki sağlanmıştır.

    Hazreti yezit'in amacı, peygamber sülalesini kurtarmak iken, peygamber sülalesini ırak üzerine doğru götüren münafıkların amacı ise gözlerden ırak bir mevkide peygamber sülalesinin şehit edilmesini sağlamaktır.

    Kerbela mevkiine gelindiğinde münafıklar, kerbeladan öteye geçmemek adına rehberlik yaptıkları kafileyi, kerbela üzerinde çevirerek islam ordusunun bu kafileye yetişmesini planlamışlardır.

    Kaçınılmaz son ve plan netice vermiş ve islam ordusu kafileye yetişmiş, her iki tarafta karşı karşıya gelmişlerdir. Derken islam ordusu, kafile içerisinde bulunan peygamber sülalesinin kendilerine teslim edilmesini aksi takdirde kafilede her kimki var hepsinin katledileceğini beyanla, islam ordusunun varlık sebebi ve peygamber emaneti bu sülaleyi istemektedir.

    Hiç bir kurtuluş yönü olmayan münafıkların hazreti hasan ve hazreti hüseyini hemen orada katlederek islam ordusununda gazabına uğramaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Eğer o gün orada hazreti hasan ve hazreti hüseyin ve beraberindeki tüm kafile halkı öldürülmüş olsa idi.....

    Şimdi soru geliyor.

    SECERELİ SEYYİTLER nereden türemişlerdir.

    Yok biz bu tarihi olayı bu şekilde değilde, yahudi ve müşriklerin yazdığı şekilde kabul ederiz derseniz. O sizin bileceğiniz iş. Hiç bir müslüman her ne suret şekil ve şartta olursa olsun, islam ordularının başkomutanı hazreti yezit ve islam ordusundaki eshabın ve torunlarının aleyhinde ne konuşur. Ne de onların aleyhinde bir düşünceye sevk eder kendini.

    Biz müslümanlar dahi peygamber efendimizi, ashabını, tabiini, tebetabiini ve sülalesini canımızdan mukaddes bilir. İslam ordularının ve o ordunun başındaki Hazreti yezit'i dahi canımızdan mukaddes biliriz. Onlar ilk defa müslümanlar arasında PROVAKASYONA UĞRAYAN KAVİM olmuşlardır islam içerisinde. O provakasyonun bu günkü mümessilleri de eğer o provakasyonu düzenleyenlerin hizmetine amade olacaklarsa, asla bir müslümandan bu provakasyona ve o provakatif eyleme hizmet etmesini beklemesinler. Zira hiç bir müslüman ashap ve tabiin hakkında kötü düşünmez.

    Rabbim cümlesinin şefaatine nail eylesin hepimizi. Amin.


  18. 14.Ocak.2011, 00:30
    9
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Kimler, kimler hakkında, neler söylüyor....???

    Benim ashabım gökteki yıldızlar gibidir. Hangisine uyarsanız hakkı bulursunuz...

    O ashab hakkı bulup, hâk'ka da ulaştıracak kadar islamı bizden kat ve kat üstünü biliyorlarsa eğer, onların yaptıkları fiillerden dolayı bu gün bizim konuşmamız ve o ashabı incitmemiz, bize nerelerde ne tür yerler hazırlar diye düşünürmüsünüz hiç.

    Hazreti muaviyeden, Hazreti yezitten ve o muhteşem ashapdan, islam ordularından, peygamber sülalesinden ve bunlar arasında oluşmuş bir hadiseden dolayı sizler kendinizi memur mu sanırsınız.....

    Onlar canlarını verdilerse ve onlar can aldılarsa bu iki taraf hakkında hüküm verme bahtsızlığı içerisinde olmak bizim üzerimize vazifemidir.

    Ya olayın hakikati şu şekilde cereyan ettiyse;

    Hazreti yezit, islam ordularıyla mekkeye gelirken, bir bozgun planı ile münafıklar, hazreti yezit'e, mekkeden peygamber ailesinin bir takım müşriklerce kaçırıldığı ve ırak üzerine doğru yola koyuldukları haberi gelince, Hazreti yezit tüm ordusunu toplayarak, mekke üzerine hareket eder.

    Mekkeye geldiklerinde ise gerçekten peygamber sülalesinin mekkeden müşriklerce alındığı ve ırak yönüne doğru yola koyulduklarını müşahade eder. Aslında peygamber sülalesi ve torunları, müşriklerce kaçırılmamış, bir takım münafıklarca, hazreti yezit'in ordusunun gayesinin onları yok etmek olduğu söylenerek, yerlerinden yurtlarından edilerek bu günkü kerbela mevkiine doğru sevki sağlanmıştır.

    Hazreti yezit'in amacı, peygamber sülalesini kurtarmak iken, peygamber sülalesini ırak üzerine doğru götüren münafıkların amacı ise gözlerden ırak bir mevkide peygamber sülalesinin şehit edilmesini sağlamaktır.

    Kerbela mevkiine gelindiğinde münafıklar, kerbeladan öteye geçmemek adına rehberlik yaptıkları kafileyi, kerbela üzerinde çevirerek islam ordusunun bu kafileye yetişmesini planlamışlardır.

    Kaçınılmaz son ve plan netice vermiş ve islam ordusu kafileye yetişmiş, her iki tarafta karşı karşıya gelmişlerdir. Derken islam ordusu, kafile içerisinde bulunan peygamber sülalesinin kendilerine teslim edilmesini aksi takdirde kafilede her kimki var hepsinin katledileceğini beyanla, islam ordusunun varlık sebebi ve peygamber emaneti bu sülaleyi istemektedir.

    Hiç bir kurtuluş yönü olmayan münafıkların hazreti hasan ve hazreti hüseyini hemen orada katlederek islam ordusununda gazabına uğramaktan kendilerini kurtaramamışlardır. Eğer o gün orada hazreti hasan ve hazreti hüseyin ve beraberindeki tüm kafile halkı öldürülmüş olsa idi.....

    Şimdi soru geliyor.

    SECERELİ SEYYİTLER nereden türemişlerdir.

    Yok biz bu tarihi olayı bu şekilde değilde, yahudi ve müşriklerin yazdığı şekilde kabul ederiz derseniz. O sizin bileceğiniz iş. Hiç bir müslüman her ne suret şekil ve şartta olursa olsun, islam ordularının başkomutanı hazreti yezit ve islam ordusundaki eshabın ve torunlarının aleyhinde ne konuşur. Ne de onların aleyhinde bir düşünceye sevk eder kendini.

    Biz müslümanlar dahi peygamber efendimizi, ashabını, tabiini, tebetabiini ve sülalesini canımızdan mukaddes bilir. İslam ordularının ve o ordunun başındaki Hazreti yezit'i dahi canımızdan mukaddes biliriz. Onlar ilk defa müslümanlar arasında PROVAKASYONA UĞRAYAN KAVİM olmuşlardır islam içerisinde. O provakasyonun bu günkü mümessilleri de eğer o provakasyonu düzenleyenlerin hizmetine amade olacaklarsa, asla bir müslümandan bu provakasyona ve o provakatif eyleme hizmet etmesini beklemesinler. Zira hiç bir müslüman ashap ve tabiin hakkında kötü düşünmez.

    Rabbim cümlesinin şefaatine nail eylesin hepimizi. Amin.





+ Yorum Gönder