Konusunu Oylayın.: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil
  1. 07.Ocak.2011, 21:32
    1
    ravza 2
    ALLAH C.C garip bir kulu

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2010
    Üye No: 72957
    Mesaj Sayısı: 2,194
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 31

    Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil






    Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil Mumsema Bediüzzaman Hazretlerinin zaman tarikat zamanı değil derken Zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır,iman kurtarma zamanıdır ifadesini açıklar mısınız? Risale-i Nur ile tarikatlar arasında irşad yönünden ne gibi fark vardır?Esselamu aleykum ve rahmetullah bunu hocalarımız açıklayabilirmi?şimdiden ALLAH C.C razı olsun


  2. 07.Ocak.2011, 21:32
    1
    ravza 2 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    ALLAH C.C garip bir kulu



    Bediüzzaman Hazretlerinin zaman tarikat zamanı değil derken Zaman tarikat zamanı değil hakikat zamanıdır,iman kurtarma zamanıdır ifadesini açıklar mısınız? Risale-i Nur ile tarikatlar arasında irşad yönünden ne gibi fark vardır?Esselamu aleykum ve rahmetullah bunu hocalarımız açıklayabilirmi?şimdiden ALLAH C.C razı olsun


    Benzer Konular

    - O ayetler bizi değil müşrikleri anlatıyor diye kandırılan Tarikat ehli,UYANIN!

    - Devir tarikat devri değil imanı kurtarma zamanı Demek doğru olur mu ?

    - Bütün mübarek gün ve gecelerin tam zamanı belli iken neden kadir gecesinin tam zamanı belli değil ?

    - Bu zaman, Allah’a aşık olma zamanı değil midir? Aşkullah makamını insanların bu zamanda aramaları do

    - Bediuzzaman da zaman gazetesine aboneymiş doğru mu?

  3. 07.Ocak.2011, 21:39
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    Yanıt: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil




    ve Aleykumusselâm ve Rahmetullah..

    Zaman tarikat zamanı değil cemaat zamanı.. Fakat şu an büyük tarikatlar hala var ve devam ediyor, ancak; ne sohbet ediyorlar, ne de ilmi bir şey öğretiyorlar?

    Herşeyden önce şunu biliyoruz ki, insanların hepsini bir meslek ve bir kalıp içine sokmak mümkün değildir, her insan kendi kabiliyet ve kapasitesi nispetinde hareket eder. Bu yüzden farklı meslek ve meşreplerin olması ve devam etmesi, makul ve fıtri bir haldir, bunu değiştirmek mümkün değildir. Üstad hiçbir zaman herkesi bir meşrebe dahil edelim demiyor.

    Eski zamanda tatbik edilen tarikat metotları ve terbiye sistemleri, hali hazırdaki tarikatlarda mevcut değildir. Yani eskide bir tarikat müridi, seyr-ü suluk edebilmek için riyazet, uzlet, terk-i dünya gibi ağır ve meşakkatli bir terbiye sürecinden geçerdi. Şimdi aynı namdaki tarikat mensupları, lüks arabaya biniyor, lüks giyecekleri giyiyor, lüks gıdaları tüketiyor, büyük holding ve şirketlerin başında bulunuyor. Bu vaziyette manevi terakki ve tekemmül gerçekleşmez. Ancak imanını muhafaza edip, farzları yaparsa, bu zamanın müridi için en büyük kazançtır. Eski zamandaki tarikat meslekleri şu anda şeklen devam ediyor, içerik olarak devam etmiyor. Bu da Üstad'ın; zaman tarikat zamanı değildir, tezini ve görüşünü doğrular ve teyit eder bir durumdur.

    Üstad'ın zaman tarikat zamanı değildir demesinde; tarikatları inkar ya da gereksiz görme manası yoktur. Burada kast edilen mana eski zamanda tatbik edilen tarikat terbiye sistemlerinin, bu zamanda tatbik edilmesinin imkansız bir dereceye gelmiş olmasıdır. Bu zamanın şartları ve gerekleri riyazet ve uzlet gibi metotları tatbik etmeye elverişli değildir. Üstad bu müşkül durumu; zaman tarikat zamanı değil, cemaat zamanıdır şeklinde tarif ediyor.

    Tarikatta gidebilmek için, İmam Rabbani iki şartı gerekli görüyor. Birisi sağlam ve tahkiki iman, diğeri ise farzların edasıdır, şayet bu ikisinde kusur ve eksiklik varsa, tarikatta gidilmez diyor. Tarikat ancak iman ve ibadet temelinde yükselen bir binadır, temel yoksa bina da olmaz. Bu zaman insanlarında bu ikisi eksik olduğuna göre, tarikatta gitmesi mümkün değildir. Gitse de şeklen ve sureten gider, şimdiki tarikat erbabının gittiği gibi.

    Özet olarak; hali hazırdaki tarikatlar, suret olarak tarikat gibi duruyorlar, içerik olarak dini birer cemaattirler. Buna da eleştirmeden saygı duymak gerekiyor. Zira oraya gidenler, mensubiyet duygusu ile imanlarını muhafaza edip farzlarını eda ediyorlar, bu da bu zamanda çok önemli kazançtır.

    Sorularla Risale



    Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin (ra) 'Zaman tarikat zamanı değil
    hakikat zamanıdır' sözünü nasıl anlamalıyız?

    Bu söz belirli bir devreye aittir ve bizim düşüncelerimizi aşan bir derinlik ifade eder. Bu hususta şu mülahazalar gözetilmiş olabilir:
    Bediüzzaman'ın (ra) yetiştiği devrede medrese ve tekyeler kendi üzerlerine düşen görevi yapamıyorlardı ve yenilenmeleri lazımdı. Ama, ehl-i dünya ve ehl-i dalâlet ile uğraşıldığı bir dönemde medreselerle hesaplaşmaya gitmek kat'iyen doğru değildi.
    O dönemde tarikatlar yakın takibe alınmıştı. Zaten nurlardan dolayı tarassut edilen bir insan, bir de tarikatçılık vehmiyle mi durumunu ağırlaştırsaydı? Kaptanın gemisindeki tayfayı koruması gibi Bediüzzaman da cemaatini koruma ve kollama durumundaydı. Yoksa, Efendimizin tavsiye etmiş olduğu züht ve takvayı esas alan tarikatlara Bediüzzaman gibi engin ve ledûnnî birisinin karşı olması asla düşünülemez.
    Son Güncelleme ( 20.11.2006 )

    Fethullah Gülen





    "Zaman tarikat zamanı değil, hakikat zamanıdır." diyen Üstadımıza; tarikat şeyhlerinin bakış açısı, düşünceleri nasıldır acaba?

    Yazar: Sorularla Risale, 19-12-2009

    Risale-i Nurlarda bir hüküm verilirken; gerekçeleri ve şartları iyice izah ve ispat edildikten sonra hüküm verilir. Bu gerekçeleri ve şartları kavrayan bütün insaf ve vicdan sahibi şeyhlerin, Üstad'ın bu hükmüne itiraz etmesi düşünülemez.

    Eski zamanda tatbik edilen tarikat metotları ve terbiye sistemleri, halihazırdaki tarikatlarda mevcut değildir. Yani eskide bir tarikat müridi seyr-ü suluk edebilmek için riyazet, uzlet, terk-i dünya gibi ağır ve meşakkatli bir terbiye sürecinden geçerdi. Şimdi aynı namdaki tarikat mensupları; lüks arabaya biniyor, lüks giyecekleri giyiyor, lüks gıdaları tüketiyor, büyük holding ve şirketlerin başında bulunuyor. Bu vaziyette manevi terakki ve tekemmül gerçekleşmez. Ancak imanını muhafaza edip farzları yaparsa, bu zamanın müridi için en büyük kazançtır.

    Eski zamandaki tarikat meslekleri şu anda şeklen devam ediyor, içerik olarak devam etmiyor. Bu da Üstad'ın "zaman tarikat zamanı değildir" tezini ve görüşünü doğrular ve teyit eder bir durumdur.

    Üstad'ın "zaman tarikat zamanı değildir" demesinde; tarikatları inkar ya da gereksiz görme manası yoktur. Burada kast edilen mana; eski zamanda tarikatler tarafından tatbik edilen terbiye sistemlerinin, bu zamanda tatbik edilmesinin imkansız bir dereceye gelmiş olmasıdır. Bu zamanın şartları ve gerekleri; riyazet ve uzlet gibi metotları tatbik etmeye elverişli değildir. Üstad Hazretleri bu müşkül durumu; "zaman tarikat zamanı değil, cemaat zamanıdır" şeklinde tarif ediyor.

    Aynı sözün benzer bir manasını tarikatın en büyük reisi İmam Rabbani söylüyor. Tarikatta gidebilmek için İmam Rabbani iki şartı gerekli görüyor. Birisi sağlam ve tahkiki iman, diğeri ise farzların edasıdır; şayet bu ikisinde kusur ve eksiklik varsa tarikatta gidilmez diyor.

    Tarikat, ancak iman ve ibadet temelinde yükselen bir binadır, temel yoksa bina da olmaz. Bu zaman insanlarının çoğunda bu ikisi eksik olduğuna göre; tarikatta gitmesi mümkün değildir. Gitse de şeklen ve sureten gider, şimdiki tarikat erbabının gittiği gibi.

    Özet olarak halihazırdaki tarikatlar suret olarak tarikat gibi duruyorlar, içerik olarak dini birer cemaattirler. Buna da eleştirmeden saygı duymak gerekiyor. Zira oraya gidenler mensubiyet duygusu ile imanlarını muhafaza edip farzlarını eda ediyorlar, bu da bu zamanda çok önemli kazançtır.

    Öyle ise Üstad Hazretlerinin bu tezini gerekçeleri ile anlayan hiçbir tarikat şeyhi, bu teze küsmemek, darılmamak gereklidir. Üstad Hazretleri burada ilmi ve içtimai bir tespitte bulunuyor, bu tespiti iyi analiz eden her insaf sahibi de bu tespiti kabul eder kanaatindeyiz. Ama bu ifadeleri farklı değerlendiren bazı şeyhler de çıkıp itiraz edebilirler, nitekim zaman zaman böyle şeyhler de çıkmıştır.

    Sorularla Risale 2


  4. 07.Ocak.2011, 21:39
    2
    Feseyekfikehumullah



    ve Aleykumusselâm ve Rahmetullah..

    Zaman tarikat zamanı değil cemaat zamanı.. Fakat şu an büyük tarikatlar hala var ve devam ediyor, ancak; ne sohbet ediyorlar, ne de ilmi bir şey öğretiyorlar?

    Herşeyden önce şunu biliyoruz ki, insanların hepsini bir meslek ve bir kalıp içine sokmak mümkün değildir, her insan kendi kabiliyet ve kapasitesi nispetinde hareket eder. Bu yüzden farklı meslek ve meşreplerin olması ve devam etmesi, makul ve fıtri bir haldir, bunu değiştirmek mümkün değildir. Üstad hiçbir zaman herkesi bir meşrebe dahil edelim demiyor.

    Eski zamanda tatbik edilen tarikat metotları ve terbiye sistemleri, hali hazırdaki tarikatlarda mevcut değildir. Yani eskide bir tarikat müridi, seyr-ü suluk edebilmek için riyazet, uzlet, terk-i dünya gibi ağır ve meşakkatli bir terbiye sürecinden geçerdi. Şimdi aynı namdaki tarikat mensupları, lüks arabaya biniyor, lüks giyecekleri giyiyor, lüks gıdaları tüketiyor, büyük holding ve şirketlerin başında bulunuyor. Bu vaziyette manevi terakki ve tekemmül gerçekleşmez. Ancak imanını muhafaza edip, farzları yaparsa, bu zamanın müridi için en büyük kazançtır. Eski zamandaki tarikat meslekleri şu anda şeklen devam ediyor, içerik olarak devam etmiyor. Bu da Üstad'ın; zaman tarikat zamanı değildir, tezini ve görüşünü doğrular ve teyit eder bir durumdur.

    Üstad'ın zaman tarikat zamanı değildir demesinde; tarikatları inkar ya da gereksiz görme manası yoktur. Burada kast edilen mana eski zamanda tatbik edilen tarikat terbiye sistemlerinin, bu zamanda tatbik edilmesinin imkansız bir dereceye gelmiş olmasıdır. Bu zamanın şartları ve gerekleri riyazet ve uzlet gibi metotları tatbik etmeye elverişli değildir. Üstad bu müşkül durumu; zaman tarikat zamanı değil, cemaat zamanıdır şeklinde tarif ediyor.

    Tarikatta gidebilmek için, İmam Rabbani iki şartı gerekli görüyor. Birisi sağlam ve tahkiki iman, diğeri ise farzların edasıdır, şayet bu ikisinde kusur ve eksiklik varsa, tarikatta gidilmez diyor. Tarikat ancak iman ve ibadet temelinde yükselen bir binadır, temel yoksa bina da olmaz. Bu zaman insanlarında bu ikisi eksik olduğuna göre, tarikatta gitmesi mümkün değildir. Gitse de şeklen ve sureten gider, şimdiki tarikat erbabının gittiği gibi.

    Özet olarak; hali hazırdaki tarikatlar, suret olarak tarikat gibi duruyorlar, içerik olarak dini birer cemaattirler. Buna da eleştirmeden saygı duymak gerekiyor. Zira oraya gidenler, mensubiyet duygusu ile imanlarını muhafaza edip farzlarını eda ediyorlar, bu da bu zamanda çok önemli kazançtır.

    Sorularla Risale



    Üstat Bediüzzaman Hazretlerinin (ra) 'Zaman tarikat zamanı değil
    hakikat zamanıdır' sözünü nasıl anlamalıyız?

    Bu söz belirli bir devreye aittir ve bizim düşüncelerimizi aşan bir derinlik ifade eder. Bu hususta şu mülahazalar gözetilmiş olabilir:
    Bediüzzaman'ın (ra) yetiştiği devrede medrese ve tekyeler kendi üzerlerine düşen görevi yapamıyorlardı ve yenilenmeleri lazımdı. Ama, ehl-i dünya ve ehl-i dalâlet ile uğraşıldığı bir dönemde medreselerle hesaplaşmaya gitmek kat'iyen doğru değildi.
    O dönemde tarikatlar yakın takibe alınmıştı. Zaten nurlardan dolayı tarassut edilen bir insan, bir de tarikatçılık vehmiyle mi durumunu ağırlaştırsaydı? Kaptanın gemisindeki tayfayı koruması gibi Bediüzzaman da cemaatini koruma ve kollama durumundaydı. Yoksa, Efendimizin tavsiye etmiş olduğu züht ve takvayı esas alan tarikatlara Bediüzzaman gibi engin ve ledûnnî birisinin karşı olması asla düşünülemez.
    Son Güncelleme ( 20.11.2006 )

    Fethullah Gülen





    "Zaman tarikat zamanı değil, hakikat zamanıdır." diyen Üstadımıza; tarikat şeyhlerinin bakış açısı, düşünceleri nasıldır acaba?

    Yazar: Sorularla Risale, 19-12-2009

    Risale-i Nurlarda bir hüküm verilirken; gerekçeleri ve şartları iyice izah ve ispat edildikten sonra hüküm verilir. Bu gerekçeleri ve şartları kavrayan bütün insaf ve vicdan sahibi şeyhlerin, Üstad'ın bu hükmüne itiraz etmesi düşünülemez.

    Eski zamanda tatbik edilen tarikat metotları ve terbiye sistemleri, halihazırdaki tarikatlarda mevcut değildir. Yani eskide bir tarikat müridi seyr-ü suluk edebilmek için riyazet, uzlet, terk-i dünya gibi ağır ve meşakkatli bir terbiye sürecinden geçerdi. Şimdi aynı namdaki tarikat mensupları; lüks arabaya biniyor, lüks giyecekleri giyiyor, lüks gıdaları tüketiyor, büyük holding ve şirketlerin başında bulunuyor. Bu vaziyette manevi terakki ve tekemmül gerçekleşmez. Ancak imanını muhafaza edip farzları yaparsa, bu zamanın müridi için en büyük kazançtır.

    Eski zamandaki tarikat meslekleri şu anda şeklen devam ediyor, içerik olarak devam etmiyor. Bu da Üstad'ın "zaman tarikat zamanı değildir" tezini ve görüşünü doğrular ve teyit eder bir durumdur.

    Üstad'ın "zaman tarikat zamanı değildir" demesinde; tarikatları inkar ya da gereksiz görme manası yoktur. Burada kast edilen mana; eski zamanda tarikatler tarafından tatbik edilen terbiye sistemlerinin, bu zamanda tatbik edilmesinin imkansız bir dereceye gelmiş olmasıdır. Bu zamanın şartları ve gerekleri; riyazet ve uzlet gibi metotları tatbik etmeye elverişli değildir. Üstad Hazretleri bu müşkül durumu; "zaman tarikat zamanı değil, cemaat zamanıdır" şeklinde tarif ediyor.

    Aynı sözün benzer bir manasını tarikatın en büyük reisi İmam Rabbani söylüyor. Tarikatta gidebilmek için İmam Rabbani iki şartı gerekli görüyor. Birisi sağlam ve tahkiki iman, diğeri ise farzların edasıdır; şayet bu ikisinde kusur ve eksiklik varsa tarikatta gidilmez diyor.

    Tarikat, ancak iman ve ibadet temelinde yükselen bir binadır, temel yoksa bina da olmaz. Bu zaman insanlarının çoğunda bu ikisi eksik olduğuna göre; tarikatta gitmesi mümkün değildir. Gitse de şeklen ve sureten gider, şimdiki tarikat erbabının gittiği gibi.

    Özet olarak halihazırdaki tarikatlar suret olarak tarikat gibi duruyorlar, içerik olarak dini birer cemaattirler. Buna da eleştirmeden saygı duymak gerekiyor. Zira oraya gidenler mensubiyet duygusu ile imanlarını muhafaza edip farzlarını eda ediyorlar, bu da bu zamanda çok önemli kazançtır.

    Öyle ise Üstad Hazretlerinin bu tezini gerekçeleri ile anlayan hiçbir tarikat şeyhi, bu teze küsmemek, darılmamak gereklidir. Üstad Hazretleri burada ilmi ve içtimai bir tespitte bulunuyor, bu tespiti iyi analiz eden her insaf sahibi de bu tespiti kabul eder kanaatindeyiz. Ama bu ifadeleri farklı değerlendiren bazı şeyhler de çıkıp itiraz edebilirler, nitekim zaman zaman böyle şeyhler de çıkmıştır.

    Sorularla Risale 2


  5. 07.Ocak.2011, 21:56
    3
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil

    Bir gemi düşün, yüzlerce yolcusuyla birlikte ummana açılmış. Sonra bir fırtına o gemiyi baya bir hırpalayıp, rotasından saptırmış ve gemi karanlıklar ve sisli bir ortamda önüne çıkan ilk buz dağına çarpmış....

    Geminin kaptanı, bir çok gemiye sinyal göndererek batma anonsunda bulunmuş ve Acil terk etme raporu veya talimatını eline alarak, geminin yolcularını bu tehlikeli durumdan zaiyat vermeden kurtarmaya çalışıyor.

    Yolculuk esnasında herkesin rahatı yerindeyken, herkes şimdi can havliyle kurtulmak için kendilerine gösterilen yol ve yöntemlere sarılıyor. Bunda da gemi içinde vazifeli olanların takdirleri hüküm olarak alınıp talimatlara uyularak, can simidi ve yelekleri ile gemideki filikalara binilip hayatın idamesi sağlanmaya çalışılıyor.

    Büyük bir İSLAM MEDENİYETİ maalesef bir takım makam, mevki ve servet teklifleri ile batırıldı. Bu gün o makam, mevki ve servet teklif edilenlerin hepsi, şu an toprak altında ve hiç birine CENNET OLMAMIŞ, CEHENNEMLERİ'ni yaşıyorlar.

    Hiç bir emtia, servet ve ihanet çetelerinin icraatlerinden habersiz müslümanlar ise, filikalara binmiş ama filikalarda ceberrut tayfaların zulmü altında inim inim inlemektedirler.

    Sonra biri çıkar ve bu tayfaların yaptığı zulme karşı, insanların karaya çıkıp tekrar bir gemi inşaa edip tekrar rahat bir yolculukta bulunacaklarını söyler. Bunun içinde ellerinde bulunan imkanların öncelikle filikalar ve can yelekleri olduğunu görerek.

    Ama ceberrut tayfalar tüm bu insanların tekrar di ri lişine engel olabilmek ve zulümlerinin devamını getirebilmek adına, yolcuların içinden buna iman eden ve bunu söyleyen ADAM'ı denize atarlar. Zulümlerinin bir nişanesi olarak.

    Bu yolcular; inşaallah bir gün karaya çıkıp, tekrar hayatlarından emin oldukları o günde, yeniden o büyüklükte bir gemi inşaa edebilirlerse, bu sefer umulurki tayfaları salim ve sakin olan gönülleri hoş insanlardan seçerler ve asla yeni bir fırtına koptuğunda ihanete uğramazlar.

    Allah cümlemizden razı olsun inşaallah. Amin.


  6. 07.Ocak.2011, 21:56
    3
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Bir gemi düşün, yüzlerce yolcusuyla birlikte ummana açılmış. Sonra bir fırtına o gemiyi baya bir hırpalayıp, rotasından saptırmış ve gemi karanlıklar ve sisli bir ortamda önüne çıkan ilk buz dağına çarpmış....

    Geminin kaptanı, bir çok gemiye sinyal göndererek batma anonsunda bulunmuş ve Acil terk etme raporu veya talimatını eline alarak, geminin yolcularını bu tehlikeli durumdan zaiyat vermeden kurtarmaya çalışıyor.

    Yolculuk esnasında herkesin rahatı yerindeyken, herkes şimdi can havliyle kurtulmak için kendilerine gösterilen yol ve yöntemlere sarılıyor. Bunda da gemi içinde vazifeli olanların takdirleri hüküm olarak alınıp talimatlara uyularak, can simidi ve yelekleri ile gemideki filikalara binilip hayatın idamesi sağlanmaya çalışılıyor.

    Büyük bir İSLAM MEDENİYETİ maalesef bir takım makam, mevki ve servet teklifleri ile batırıldı. Bu gün o makam, mevki ve servet teklif edilenlerin hepsi, şu an toprak altında ve hiç birine CENNET OLMAMIŞ, CEHENNEMLERİ'ni yaşıyorlar.

    Hiç bir emtia, servet ve ihanet çetelerinin icraatlerinden habersiz müslümanlar ise, filikalara binmiş ama filikalarda ceberrut tayfaların zulmü altında inim inim inlemektedirler.

    Sonra biri çıkar ve bu tayfaların yaptığı zulme karşı, insanların karaya çıkıp tekrar bir gemi inşaa edip tekrar rahat bir yolculukta bulunacaklarını söyler. Bunun içinde ellerinde bulunan imkanların öncelikle filikalar ve can yelekleri olduğunu görerek.

    Ama ceberrut tayfalar tüm bu insanların tekrar di ri lişine engel olabilmek ve zulümlerinin devamını getirebilmek adına, yolcuların içinden buna iman eden ve bunu söyleyen ADAM'ı denize atarlar. Zulümlerinin bir nişanesi olarak.

    Bu yolcular; inşaallah bir gün karaya çıkıp, tekrar hayatlarından emin oldukları o günde, yeniden o büyüklükte bir gemi inşaa edebilirlerse, bu sefer umulurki tayfaları salim ve sakin olan gönülleri hoş insanlardan seçerler ve asla yeni bir fırtına koptuğunda ihanete uğramazlar.

    Allah cümlemizden razı olsun inşaallah. Amin.


  7. 07.Ocak.2011, 22:16
    4
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    Yanıt: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil

    Eskisi gibi değil eskiden tarikatlara alınmak için millet birbiriyle yarışırdı herkes tarikate alınmazdı.Şimdi ise zaman iman kurtarma zamanı olunca tarikatlar kişilerin peşine düşüp onları direk almaya çalışıyor.Tam ters duruma düştü ama hala tarikatlar vardır.Bediüzzaman hz.lerinin sözü zamanın tehlikeli olduğu için bu şekilde olması gerektiği yönündedir.


  8. 07.Ocak.2011, 22:16
    4
    Devamlı Üye
    Eskisi gibi değil eskiden tarikatlara alınmak için millet birbiriyle yarışırdı herkes tarikate alınmazdı.Şimdi ise zaman iman kurtarma zamanı olunca tarikatlar kişilerin peşine düşüp onları direk almaya çalışıyor.Tam ters duruma düştü ama hala tarikatlar vardır.Bediüzzaman hz.lerinin sözü zamanın tehlikeli olduğu için bu şekilde olması gerektiği yönündedir.


  9. 08.Ocak.2011, 11:00
    5
    ÇEKİRDEK
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ocak.2011
    Üye No: 82952
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil

    5. Mektub daki şu ifadeler vardır:

    Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmâm-ı Rabbânî (R.A) Mektubât'ında demiş ki: "Hakaik-i îmaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim."

    Hem demiş ki: "Bütün tarîklerin nokta-i müntehası, hakaik-i îmaniyenin vuzuh ve inkişafıdır."


    ...ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (R.A.) ve Şâh-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbânî (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i îmaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünki saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennet'e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet'e giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i îmaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenâb-ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil...

    İşte otuzüç aded Sözler, böyle Kur'anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar. Mâdem hakikat budur; esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. Bilirsiniz ki: Eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse, izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünki öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i'caz-ı Kur'anın manevî lemaâtından olan malûm Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.


  10. 08.Ocak.2011, 11:00
    5
    ÇEKİRDEK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    5. Mektub daki şu ifadeler vardır:

    Silsile-i Nakşî'nin kahramanı ve bir güneşi olan İmâm-ı Rabbânî (R.A) Mektubât'ında demiş ki: "Hakaik-i îmaniyeden bir mes'elenin inkişafını, binler ezvak ve mevacid ve keramata tercih ederim."

    Hem demiş ki: "Bütün tarîklerin nokta-i müntehası, hakaik-i îmaniyenin vuzuh ve inkişafıdır."


    ...ben tahmin ediyorum ki: Eğer Şeyh Abdülkadir-i Geylânî (R.A.) ve Şâh-ı Nakşibend (R.A.) ve İmâm-ı Rabbânî (R.A.) gibi zâtlar bu zamanda olsaydılar, bütün himmetlerini, hakaik-i îmaniyenin ve akaid-i İslâmiyenin takviyesine sarfedeceklerdi. Çünki saadet-i ebediyenin medarı onlardır. Onlarda kusur edilse, şekavet-i ebediyeye sebebiyet verir. İmansız Cennet'e gidemez, fakat tasavvufsuz Cennet'e giden pek çoktur. Ekmeksiz insan yaşayamaz, fakat meyvesiz yaşayabilir. Tasavvuf meyvedir, hakaik-i İslâmiye gıdadır. Eskiden kırk günden tut, tâ kırk seneye kadar bir seyr ü sülûk ile bazı hakaik-i îmaniyeye ancak çıkılabilirdi. Şimdi ise Cenâb-ı Hakk'ın rahmetiyle, kırk dakikada o hakaika çıkılacak bir yol bulunsa; o yola karşı lâkayd kalmak, elbette kâr-ı akıl değil...

    İşte otuzüç aded Sözler, böyle Kur'anî bir yolu açtığını, dikkatle okuyanlar hükmediyorlar. Mâdem hakikat budur; esrar-ı Kur'aniyeye ait yazılan Sözler, şu zamanın yaralarına en münasib bir ilâç, bir merhem ve zulümatın tehacümatına maruz heyet-i İslâmiyeye en nâfi' bir nur ve dalalet vadilerinde hayrete düşenler için en doğru bir rehber olduğu itikadındayım. Bilirsiniz ki: Eğer dalalet cehaletten gelse izalesi kolaydır. Fakat dalalet, fenden ve ilimden gelse, izalesi müşkildir. Eski zamanda ikinci kısım, binde bir bulunuyordu. Bulunanlardan ancak binden biri irşad ile yola gelebilirdi. Çünki öyleler kendilerini beğeniyorlar; hem bilmiyorlar, hem kendilerini bilir zannediyorlar. Cenab-ı Hak şu zamanda, i'caz-ı Kur'anın manevî lemaâtından olan malûm Sözler'i, şu dalalet zındıkasına bir tiryak hâsiyetini vermiş tasavvurundayım.


  11. 08.Ocak.2011, 11:05
    6
    ÇEKİRDEK
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ocak.2011
    Üye No: 82952
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil

    Bu asırda, din ve İslâmiyet düşmanları, evvela imânın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır. Husûsan bu yirmi beş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münâfıkàne ve çeşit çeşit maskeler altında imânın erkânına yapılan sû-i kastlar pek dehşetli olmuştur. Çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir. Halbuki, imânın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şüphe veya inkâr, dinin teferruâtında yapılan lâkaydlıktan pekçok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki, şimdi en mühim iş, taklidî imânı tahkikî imâna çevirerek imânı kuvvetlendirmektir, imânı takviye etmektir, imânı kurtarmaktır. Herşeyden ziyâde imânın esâsâtıyla meşgul olmak, katî bir zarûret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet hâline gelmiştir. Bu, Türkiye’de böyle olduğu gibi, umum İslâm dünyasında da böyledir.
    Evet, temelleri yıpratılmış bir binânın odalarını tâmir ve tezyine çalışmak, o binânın yıkılmaması için ne derece bir fayda temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir fayda verebilir mi?
    İnsan, saray gibi bir binâdır. Temelleri erkân-ı imâniyedir. İnsan bir şeceredir. Kökü esâsât-ı imâniyedir.
    İmânın rükünlerinden en mühimi, imân-ı billâhtır, Allah’a imândır; sonra nübüvvet ve haşirdir. Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim, imân ilmidir. İlimlerin esâsı, ilimlerin şâhı ve padişahı iman ilmidir.
    İmân, yalnız icmâlî bir tasdikten ibâret değildir. İmânın çok mertebeleri vardır. Taklidî bir imân, husûsan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imân ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî imânı elde eden bir kimsenin imân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruz kalsa, o kasırgalar bu imân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
    İşte bu hakikatlere binâen, biz de tahkikî imânı ders vererek imânı kuvvetlendirip, insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur’ân ve imân hakikatlerıni câmi’ bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı katiyetle lâzım ve elzem gördük. Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musîbetler içine düşmek, şüphe götürmez bir hakikat halindedir. Bunun için, yegâne kurtuluş çaremiz Kur’ân-ı Hakîmin imânî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerîmelerini tefsir eden yüksek bir Kur’ân tefsirine sarılmaktır.


  12. 08.Ocak.2011, 11:05
    6
    ÇEKİRDEK - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Bu asırda, din ve İslâmiyet düşmanları, evvela imânın esaslarını zayıflatmak ve yıkmak plânını, programlarının birinci maddesine koymuşlardır. Husûsan bu yirmi beş sene içinde, tarihte görülmemiş bir halde münâfıkàne ve çeşit çeşit maskeler altında imânın erkânına yapılan sû-i kastlar pek dehşetli olmuştur. Çok yıkıcı şekiller tatbik edilmiştir. Halbuki, imânın rükünlerinden birisinde hâsıl olacak bir şüphe veya inkâr, dinin teferruâtında yapılan lâkaydlıktan pekçok defa daha felâketli ve zararlıdır. Bunun içindir ki, şimdi en mühim iş, taklidî imânı tahkikî imâna çevirerek imânı kuvvetlendirmektir, imânı takviye etmektir, imânı kurtarmaktır. Herşeyden ziyâde imânın esâsâtıyla meşgul olmak, katî bir zarûret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet hâline gelmiştir. Bu, Türkiye’de böyle olduğu gibi, umum İslâm dünyasında da böyledir.
    Evet, temelleri yıpratılmış bir binânın odalarını tâmir ve tezyine çalışmak, o binânın yıkılmaması için ne derece bir fayda temin edebilir? Köklerinin çürütülmesine çabalanan bir ağacın kurumaması için dal ve yapraklarını ilâçlayarak tedbir almaya çalışmak, o ağacın hayatına bir fayda verebilir mi?
    İnsan, saray gibi bir binâdır. Temelleri erkân-ı imâniyedir. İnsan bir şeceredir. Kökü esâsât-ı imâniyedir.
    İmânın rükünlerinden en mühimi, imân-ı billâhtır, Allah’a imândır; sonra nübüvvet ve haşirdir. Bunun için, bir insanın en başta elde etmeye çalıştığı ilim, imân ilmidir. İlimlerin esâsı, ilimlerin şâhı ve padişahı iman ilmidir.
    İmân, yalnız icmâlî bir tasdikten ibâret değildir. İmânın çok mertebeleri vardır. Taklidî bir imân, husûsan bu zamandaki dalâlet, sapkınlık fırtınaları karşısında çabuk söner. Tahkikî imân ise sarsılmaz, sönmez bir kuvvettir. Tahkikî imânı elde eden bir kimsenin imân ve İslâmiyeti dehşetli dinsizlik kasırgalarına da mâruz kalsa, o kasırgalar bu imân kuvveti karşısında tesirsiz kalmaya mahkûmdur. Tahkikî imânı kazanan bir kimseyi, en dinsiz feylesoflar dahi bir vesvese veya şüpheye düşürtemez.
    İşte bu hakikatlere binâen, biz de tahkikî imânı ders vererek imânı kuvvetlendirip, insanı ebedî saadet ve selâmete götürecek Kur’ân ve imân hakikatlerıni câmi’ bir eseri, sebat ve devam ve dikkatle okumayı katiyetle lâzım ve elzem gördük. Aksi takdirde, bu zamanda dünyevî ve uhrevî dehşetli musîbetler içine düşmek, şüphe götürmez bir hakikat halindedir. Bunun için, yegâne kurtuluş çaremiz Kur’ân-ı Hakîmin imânî âyetlerini ve bu asra bakan âyet-i kerîmelerini tefsir eden yüksek bir Kur’ân tefsirine sarılmaktır.


  13. 08.Ocak.2011, 12:02
    7
    ordal
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Ocak.2011
    Üye No: 82457
    Mesaj Sayısı: 31
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Yanıt: Bediuzzaman hz zaman tarikat zamanı değil

    Benim görüşüm ise şudur; kötü niyetli birileri tarafından bu müessese epeyce yıpratıldı. Beyinleri yıkanıp işkenceler gören ve kendini -tarikatta bir mürid- sanan insanlar ertesi gün çıktılar kendilerince İslam adına kestiler biçtiler. Bunun yüzünden bugün tarikatlara kötü gözle bakılmaktadır.

    Bugün o kadar çok tarikat ve ideolojik görüş var ki hangisi doğru hangisi yanlış bilemiyoruz. Doğru görünen yanlış yanlış görülen doğru olabiliyor. Bunun içindir ki insanlar bu tür şeylerden kaçınıyorlar.


  14. 08.Ocak.2011, 12:02
    7
    ordal - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Benim görüşüm ise şudur; kötü niyetli birileri tarafından bu müessese epeyce yıpratıldı. Beyinleri yıkanıp işkenceler gören ve kendini -tarikatta bir mürid- sanan insanlar ertesi gün çıktılar kendilerince İslam adına kestiler biçtiler. Bunun yüzünden bugün tarikatlara kötü gözle bakılmaktadır.

    Bugün o kadar çok tarikat ve ideolojik görüş var ki hangisi doğru hangisi yanlış bilemiyoruz. Doğru görünen yanlış yanlış görülen doğru olabiliyor. Bunun içindir ki insanlar bu tür şeylerden kaçınıyorlar.





+ Yorum Gönder