Konusunu Oylayın.: Yaratılış ve evrim teorisi hakkında soru

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Yaratılış ve evrim teorisi hakkında soru
  1. 03.Ocak.2011, 22:13
    1
    iliman
    ilim+iman

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2008
    Üye No: 16604
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Brûksel

    Yaratılış ve evrim teorisi hakkında soru






    Yaratılış ve evrim teorisi hakkında soru Mumsema Selamu Aleykum arkadaslar,
    bir suredir kafami karistiran bir soru var, belki bu konuda arastirma yapanlar veya bilgiye sahip olanlar bana yardim edebilir.

    Benim sorum, Kur'ani Kerimde Adem'in (as) pismis topraktan yaratildigi yaziyor, benim aklimi karistiran acaba bu pismis camur evrim teorisiyle uyusamazmi? yani once pismis camur sonra deniz canlilari sonra denizden karaya çikan canlilar yillar sonra evrimlesen canlilar en sonunda bi devreden sonra insan oglunun olusumu ve Allahin o bedene Adem'i (as) uflemesi ! aslinda evrim teorisi IBN Miskawayh denen musluman bi zat tarafinda yillar once yazilmistir, Darwin bu teoriyi ondan kopyalamistir.

    Ben bu konu hakkinda bilimsel bilgiler ogrenmek istiyorum ateistlerin ön yarigilarini kirmak için.
    Acaba bu yaratilis ispatlanamaz bi mucizemidir veya arkasinda bilimsel bilgiler varmidir varsa nelerdir?


  2. 03.Ocak.2011, 22:13
    1
    ilim+iman



    Selamu Aleykum arkadaslar,
    bir suredir kafami karistiran bir soru var, belki bu konuda arastirma yapanlar veya bilgiye sahip olanlar bana yardim edebilir.

    Benim sorum, Kur'ani Kerimde Adem'in (as) pismis topraktan yaratildigi yaziyor, benim aklimi karistiran acaba bu pismis camur evrim teorisiyle uyusamazmi? yani once pismis camur sonra deniz canlilari sonra denizden karaya çikan canlilar yillar sonra evrimlesen canlilar en sonunda bi devreden sonra insan oglunun olusumu ve Allahin o bedene Adem'i (as) uflemesi ! aslinda evrim teorisi IBN Miskawayh denen musluman bi zat tarafinda yillar once yazilmistir, Darwin bu teoriyi ondan kopyalamistir.

    Ben bu konu hakkinda bilimsel bilgiler ogrenmek istiyorum ateistlerin ön yarigilarini kirmak için.
    Acaba bu yaratilis ispatlanamaz bi mucizemidir veya arkasinda bilimsel bilgiler varmidir varsa nelerdir?


    Benzer Konular

    - Evrim teorisi İslam ile çelişir mi?

    - Evrim Teorisi nasıl anlatılmalı?

    - Evrim Teorisi'nin aksini iddaa etmek istiyorum. (Lütfen yardım)

    - Evrim Teorisi Hakkında Dünyaca Ünlü İlim Otoritelerinin Bazı Değerlendirmeleri

    - Evrim teorisi, bilimsel bir teori midir?

  3. 03.Ocak.2011, 22:42
    2
    @mir
    âb ü kil

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Ağustos.2009
    Üye No: 49589
    Mesaj Sayısı: 3,358
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 36
    Yaş: 43
    Bulunduğu yer: Dârü'l-İmtihân

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru




    aleyna ve aleykumusselam

    bu dediklerin insan hariç
    diğer canlılar için gerçek olabilir
    yani diğer canlılar da evrim belki olabilir
    ama bu isbatlanırsa
    bu Allah'ın varlığının en büyük delili olur

    Adem'e gelince
    onun dünyaya inmeden önce akıl sahibi, teklife muhatab
    ve kendisine meleklerin secde ettiği bir insan olduğu ayet ve hadislerle sabittir

    miskeveyhi artaştırmak lazım
    kimbilir hangi paganist yunan filozofun şakşakçısıdır
    diyecekken internetten şunları buldum:

    Türk Milleti Hakkındaki Görüşleri
    El Fevzü`l Asgar isimli kitabında Türk Milletinden şu şekilde bahsetmiştir:
    “...Nihayet nefsin onun uzerindeki etkisi güçlenince anlama ve ayırt etme güçleri sayesinde verilen eğitimi de alır. İnsanlık mertebesine oldukça yakın olan bu mertebe behimiyet (hayvan olma durumu) mertebesidir. Kuzey ve güneyde yeryüzünün en en uzak meskun bölgesinde ve onun civarında bulunan Türk ve Zenciler böyledir. Onlar ile anlattığımız hayvanlığın son mertebesi arasında büyük bir fark yoktur. Onlar yararlarına olan pek çok şeyi anlayacak durumda değillerdir. Kendileri hikmet ortaya koyamadıkları gibi komşu milletlerdekini de kabul etmezler. Bu yüzden durumları çok kötü ve yaşama düzeyleri düşüktür. Gıpta edilecek bir şeyleri olmadığı gibi hayvanların kullanıldığı iş alanlarında köle gibi kullanılmaktan başka bir işe de yaramazlar...





    wikipediden alınmadır

    Bunun benzeri sözlerin aynısını Darwin maymunu da söylemiştir

    Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdakı AŞAĞI IRKLARIN medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York: D. Appleton and Company, s. 285-286)
    harunyahyadan alınmadır

    miskeveyh ve evrime gelince

    Evrim teorisinin, bütün canlıların birbiriyle ilişkili olup birbirinden meydana geldiği teziyle ilk olarak Antik Yunan'da, filozof Anaxiamander (m.ö 611-547) tarafından ortaya atıldığı Batı'da gayet iyi bilinen ve kabullenilmiş bir gerçektir. Yani nasıl Darwin'le Miskeveyh'in arasında 800 yıl varsa düşünceyi ilk ortaya atan Anaxiamander ve İbn-i Miskeveyh arasında 1600 yıl civarı ve Miskeveyh'i fikrin mucidi sananları utandıracak kadar büyük bir fark vardır.
    Antik Yunan'da Anaxiamander'in ardından bir başka düşünür, ünlü Aristo (m.ö 300 civarlarında) "doğal skala" yı, ya da "yaşam merdiveni" ni oluşturmuş, burada, cansızdan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana ulaşan bir sürecin ayrıntılı açıklamasını yapmıştır.
    Bunların ardından da Roma'lı filozof Lucretius (m.ö 99-55) gelmiş, İbn-i Miskeveyh'ten 1000 yıl önce yine aynı düzlemde ayrıntılı bir evrim şeması çizmiştir.
    Yani bu noktada Batılılara karşı övüneceğimiz ve "Biz bulduk" diyebileceğimiz bir durum maalesef yoktur.

    milliyetblogdan alınmadır

    umarım açıklayıcı olmuştur


  4. 03.Ocak.2011, 22:42
    2
    âb ü kil



    aleyna ve aleykumusselam

    bu dediklerin insan hariç
    diğer canlılar için gerçek olabilir
    yani diğer canlılar da evrim belki olabilir
    ama bu isbatlanırsa
    bu Allah'ın varlığının en büyük delili olur

    Adem'e gelince
    onun dünyaya inmeden önce akıl sahibi, teklife muhatab
    ve kendisine meleklerin secde ettiği bir insan olduğu ayet ve hadislerle sabittir

    miskeveyhi artaştırmak lazım
    kimbilir hangi paganist yunan filozofun şakşakçısıdır
    diyecekken internetten şunları buldum:

    Türk Milleti Hakkındaki Görüşleri
    El Fevzü`l Asgar isimli kitabında Türk Milletinden şu şekilde bahsetmiştir:
    “...Nihayet nefsin onun uzerindeki etkisi güçlenince anlama ve ayırt etme güçleri sayesinde verilen eğitimi de alır. İnsanlık mertebesine oldukça yakın olan bu mertebe behimiyet (hayvan olma durumu) mertebesidir. Kuzey ve güneyde yeryüzünün en en uzak meskun bölgesinde ve onun civarında bulunan Türk ve Zenciler böyledir. Onlar ile anlattığımız hayvanlığın son mertebesi arasında büyük bir fark yoktur. Onlar yararlarına olan pek çok şeyi anlayacak durumda değillerdir. Kendileri hikmet ortaya koyamadıkları gibi komşu milletlerdekini de kabul etmezler. Bu yüzden durumları çok kötü ve yaşama düzeyleri düşüktür. Gıpta edilecek bir şeyleri olmadığı gibi hayvanların kullanıldığı iş alanlarında köle gibi kullanılmaktan başka bir işe de yaramazlar...





    wikipediden alınmadır

    Bunun benzeri sözlerin aynısını Darwin maymunu da söylemiştir

    Avrupa ırkları olarak bilinen medeni ırklar, yaşam mücadelesinde Türklere karşı kesin bir galibiyet elde etmişlerdir. Dünyanın çok da uzak olmayan bir geleceğine baktığımda, çok sayıdakı AŞAĞI IRKLARIN medenileşmiş yüksek ırklar tarafından ELİMİNE EDİLECEĞİNİ (YOK EDİLECEĞİNİ) görüyorum." (Francis Darwin, The Life and Letters of Charles Darwin, Vol. I, 1888. New York: D. Appleton and Company, s. 285-286)
    harunyahyadan alınmadır

    miskeveyh ve evrime gelince

    Evrim teorisinin, bütün canlıların birbiriyle ilişkili olup birbirinden meydana geldiği teziyle ilk olarak Antik Yunan'da, filozof Anaxiamander (m.ö 611-547) tarafından ortaya atıldığı Batı'da gayet iyi bilinen ve kabullenilmiş bir gerçektir. Yani nasıl Darwin'le Miskeveyh'in arasında 800 yıl varsa düşünceyi ilk ortaya atan Anaxiamander ve İbn-i Miskeveyh arasında 1600 yıl civarı ve Miskeveyh'i fikrin mucidi sananları utandıracak kadar büyük bir fark vardır.
    Antik Yunan'da Anaxiamander'in ardından bir başka düşünür, ünlü Aristo (m.ö 300 civarlarında) "doğal skala" yı, ya da "yaşam merdiveni" ni oluşturmuş, burada, cansızdan bitkiye, bitkiden hayvana, hayvandan insana ulaşan bir sürecin ayrıntılı açıklamasını yapmıştır.
    Bunların ardından da Roma'lı filozof Lucretius (m.ö 99-55) gelmiş, İbn-i Miskeveyh'ten 1000 yıl önce yine aynı düzlemde ayrıntılı bir evrim şeması çizmiştir.
    Yani bu noktada Batılılara karşı övüneceğimiz ve "Biz bulduk" diyebileceğimiz bir durum maalesef yoktur.

    milliyetblogdan alınmadır

    umarım açıklayıcı olmuştur


  5. 03.Ocak.2011, 22:46
    3
    yaso-123
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Kasım.2010
    Üye No: 80516
    Mesaj Sayısı: 418
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Bulunduğu yer: ankara

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    AlaykümSelam...

    Kardeşim senin burda bahsettiklerin yaratılış oluyor Darwin'e teorisini yanlış bilmiyorsam insanlar maymulardan meydana geliyordu burda yaradılışla sonradan değişimi birbirine karıştırmamak gerekir...

    Alıntı
    Acaba bu yaratilis ispatlanamaz bi mucizemidir veya arkasinda bilimsel bilgiler varmidir varsa nelerdir?
    Kuran'ı Kerim inanan biri için büyük bir ispattır bunun dışında başka bir ıspata gerek yok diye düşünüyorum ....


  6. 03.Ocak.2011, 22:46
    3
    Devamlı Üye
    AlaykümSelam...

    Kardeşim senin burda bahsettiklerin yaratılış oluyor Darwin'e teorisini yanlış bilmiyorsam insanlar maymulardan meydana geliyordu burda yaradılışla sonradan değişimi birbirine karıştırmamak gerekir...

    Alıntı
    Acaba bu yaratilis ispatlanamaz bi mucizemidir veya arkasinda bilimsel bilgiler varmidir varsa nelerdir?
    Kuran'ı Kerim inanan biri için büyük bir ispattır bunun dışında başka bir ıspata gerek yok diye düşünüyorum ....


  7. 03.Ocak.2011, 22:59
    4
    Abdullatif
    seyyah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2009
    Üye No: 56182
    Mesaj Sayısı: 954
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 27
    Bulunduğu yer: sınırdan..

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    Alıntı
    yani diğer canlılar da evrim belki olabilir
    ama bu isbatlanırsa
    bu Allah'ın varlığının en büyük delili olur
    Bildiğim kadarıyla, yaradılışçıların en önemli savunusu da bu, tek bir araform örneğinin olmaması.Bu noktada herhangi bir canlının evrim geçirdiği bilimsel olarak ispatlanırsa insanın maymundan evrilmediğini bilimsel olarak insanlara anlatmak pek de mümkün olmayacaktır.


  8. 03.Ocak.2011, 22:59
    4
    seyyah
    Alıntı
    yani diğer canlılar da evrim belki olabilir
    ama bu isbatlanırsa
    bu Allah'ın varlığının en büyük delili olur
    Bildiğim kadarıyla, yaradılışçıların en önemli savunusu da bu, tek bir araform örneğinin olmaması.Bu noktada herhangi bir canlının evrim geçirdiği bilimsel olarak ispatlanırsa insanın maymundan evrilmediğini bilimsel olarak insanlara anlatmak pek de mümkün olmayacaktır.


  9. 03.Ocak.2011, 23:03
    5
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    İnsanların ortaya koyduğu her bilgi doğrudur anlamını taşımaz. Ancak Kur'an ayetleri evrensel olup her zaman için doğrudur ve geçerliliği vardır.Darwin'in evrimle ilgili çalışmaları bilimsel gerçekliği yoktur.

    Din bilimle ters düşmez. Çünkü bilimin gerçekçi olarak ifade ettiği konularda dinle tamamen ittifak etmektedir. Bu bakımdan dinimiz mutlak doğru olan bilimsel çalışmaları hiç bir zaman reddetmediği gibi aksine kabul etmektedir. Nitekim Kuranı Kerimde geçen bir çok bilimsel ayetler mevcuttur ve bu gün bilim de bunu teyid etmektedir.

    Bilimin her yaptığı çalışma doğru sonuçlar vermeyebilir. Mesela bu gün bilim tarafından doğru kabul edilen bir olgu yarın reddedilebilir ve ona zıt bir olgu kabul edilebilir. Ancak Kuranı Kerimde geçen ifadelerin hiç birisinin aksi isbat edilememektedir. Demek ki bilimsel açlışmalarımızda Kuranı Kerimi kendimize klavuz edinmeliyiz ki doğru neticelere varabilelim. Aksi takdirde Kuranı Kerime zıt düşen hiç bir çalışma bilim tarafından geçerlilik kazanamayacaktır.

    Hz. Ademin Cennette yaşadığına ve topraktan yaartıldığına dair Kuranı Kerim de ayeti kerime mevcuttur.

    Ve dedik ki: "Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz." (2/35)

    Kurân-ı Kerim'e göre insanın yaradılışını iki bölümde inceleyebiliriz. Hz. Adem' jn yaratılışı. Anne rahminde insan yavrusunun yaratılışı. Birinciye Havva annemizin, ikinciye Hz.İsa (a.s.)'nın yaratılışı ilave edilmelidir.

    Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılışına dair Kuran ayetleri şu mealdedir (3):

    "Hani Rabbin meleklere muhakkak ben yeryüzünde bir halife (bir insan, Adem) yaratacağım" demişti (Bakara 30).

    "And olsun biz insanı kuru bir çamurdan suretlenmîş balçıktan yarattık" (Hicr 26).
    "O insanı (Ademi) bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı (Rahman 14)

    "Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı?Hakikat bizonları cıvık bir çamurdan yarattık" (Saffat 11)

    "Ki o, yarattığı herşeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır" (Secde 7)

    "And olsun biz insanı (Âdemi) çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık" (Mü'minun 12)

    "O,sîzi çamurdan yaratan sonra ölüm zamanını takdir edendir" (Enam 2).
    "Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık" (Taha 55)

    "Sizi bir topraktan yaratmış olması O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer_oldunuz" (Rum 20)

    "... İblis dedi: Ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim" (İsra 61, Araf 12, Sâd 76)

    Bu âyetler özetlenecek olursa, "Âdem çamurdan yaratılmıştır" (İsra 61, Araf 12, Sad76, Secde 7),

    'Âdem cıvık çamurdan yaratılmıştır" (Saffat 11)
    "Âdem çamurdan süzülmüş bir hulâsadan yaratılmıştır" (Mü’minun 12)
    "Âdem kuru çamurdan suretlenmiş balçıktan yaratılmıştır" (Hicr 27, Rahman 4). (3).

    Adem (yerden çıkmış varlık) edim (yeryüzü, toprak) anlamında İbranice bir kelimeden gelmektedir, Âdem'in çamurdan, yani toprağın su İle karışımından yaratıldığı, daha açık bîr ifade ile kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yaratılıp ilâhi ruhtan üflendikten sonra canlandığı beyan ediliyor:

    "Ki o yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Âdem'i) yaratmaya çamurdan başlayandır" (Secde 7)

    "Sonra onu (Âdem'i) düzeltip tamamladı, içine ruhundan üfürdü, sizin İçin kulaklar, gözler, gönüller yarattı" (Secde 9) (3).

    Gerçekten sadece insanın değil tüm canlıların yapısını teşkil eden esas maddenin topraktaki elementler ve sudan ibaret olduğu özellikle insan organizmasının % 30'nun inorganik ve organik (katı) madde, % 70'nin sudan ibaret olduğu bilinmektedir. Bu terkip göz önüne alınırsa insan organizması suyu galip bir yapı gösteriyor. Hayatı su veriyor. Keza bitkiler, hayvanlar ve herşey topraktan geliyor, tekrar ona dönüyor ve toprak oluyor.

    Elmalılı Hamdi tefrişinde Hz. Âdem'in çamurdan çıkarılan bir hulâsadan, yani önce çamurdan istifa (temiz olanı seçme) ile ayrılan bir hulâsadan yaratıldığını ifade ediyor (4); adeta insanın anne rahminde bir nutfeden yaratılması gibi, önce çamurdan ayrılan nutfe mahiyetini almış hulâsa dan halk edilmiş; sonra ruh verilmiş ve böylece Adem yaratılmış oluyor. Fahreddin Razi(5)de tefsir-i kebirinde Hz. Âdem'in topraktan seçilmiş bir hulâsadan yaratılmış olduğunu vurguluyor.

    Hz. Âdem'in yaratılışı bugün bilim adamının laboratuarda tekrarlayacağı bir deney gibi gözükmüyor. Bu, muhteşem bir araştırma olarak* karşımızda duruyor. Burada en önemli nokta Adem'in vücudunu teşkil eden topraktaki inorganik elementlerin nasıl organik bir hayat biçimine dönüştüğüdür (6). Bugün bilim bunun cevabını vermiş değildir. Bu muhteşem olayı kör bir tesadüfe bağlıyarak yaradılışı bu şekilde izah etmek kesinlikle mümkün değildir^ Bu konuda Kurân-ı Kerîm Âdem'in ve ondan insan neslinin türemesini öldükten sonra dirilme yada yeryüzünde kuruyan tabiatın tekrar nasıl canlandığına yemyeşil olduğuna dikkatimizi çekerek, topraktan bir canlı yaratmanın bir ölüyü tekrar diriltmekten daha yüksek bir kudret gerektirdiğini bildiriyor:

    "Ey insanlar; eğer siz öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz şu muhakkaktır ki biz sizin aslınızı topraktan,sonra onun zürriyetini insan suyundan, sonra pıhtılaşmış bîr kandan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ve bunları size kudretimizi apaçık gösterelim diye yaptık. Siz dileyeceğimîz muayyen bir vakte kadar rahimlerde duruyorsunuz. Sonra sizi çocuk olarak daha sonra da kuvvetinize,yiğitlik çağına ermeniz İçin büyütüyoruz. Kiminiz öldürülüyor, kiminiz de evvelki bilgisinden sonra artık hiçbir şey bilmemek üzere Ömrün en fena devresine doğru gerisin geri itiliyor. Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne yağmuru indirdiğimiz zaman o harekete gelir, kabarır, her güzel çiftten nice nebat bitirir" (Hac 5) (3).

    "De ki yeryüzünde gezip dolaşın da (Allah'ın) hilkate nasıl başladığını görün. Allah yeni bir ahiret hayatını da tekrar yaratacaktır. Çünkü Allah her şeye hakkıyle kadirdir" (Ankebut 20).

    Nihayet Kurân-ı Kerim göklerle yeryüzünün, dağların, diğer canlıların yaratılışı hakkında bilgiler veriyor:

    "İnkâr edenler görmediler mi ki göklerle yer bitişik halde iken bizim onları birbirinden ayırdığımızı, her canlı şeyi de sudan yarattığımızı o küfür (ve inkâr) edenler görmediler mi? Hâla inanmayacaklar mı onlar?

    Yer (yüzün) de onları (insanları) çalkalar diye sabit sabit dağlar yarattık.Aralarında da bol bol yollar yaptık. Biz gökyüzünü de korunmuş bir tavan (gibi) yaptık onlar (münkirler) İse bunun ayetlerinden (Allah1 in varlığına birliğine işaret) yüz çeviricidirler.

    O geceyi-gündüzü, güneşi, ayı yaratandır ve bütün bunlar kendi yörüngesi içinde yüzmekte (devretmekte) dîr" (Enbiya 30, 31, 32, 33) (3).

    "Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi kanat üstünde,kimi ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört (ayağı) üstünde yürüyor" (Nur 45} (3).

    Tekrar insanın yaradılışına dönelim. Âdem'den sonra Havva'nın yaradılışı hakkında Kurân-ı Kerîm;

    "Ey insanlar sizi bir tek candan (Âdem'den) yaratan, ondan da yine onun zevcesini (Havva'yı) vücuda getiren ve İkisinden de birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbiniz (e karşı gelmek) den sakının" (Nisa 1) (3).

    "O, sizi bir candan (Adem’den) yaratan, bundan da (gönlü) kendisine ısınsın diye eşini yaratan o'dur (Allahtır) vaktâ ki o (eşini) örtüp bürüdü (cinsi münasebet) o'da hafif bir yük yüklendi de (gebe oldu) bununla gidip geldi nihayet (gebeliği) ağırlaşınca ikisi de Rablerine şöyle dua ettiler. "Eğer bize düzgün (hilkati tam) bir çocuk verirsen andolsun ki her halde şükredenlerden olacağız" (Araf 189}

    "Size nefislerinizden kendilerine ısınmanız için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması
    onun ayetlerindendir"(Rum 21).

    "Sizi bir kişiden yarattı. O, sonra ondan da eşini meydana getirdi. Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karnı içinde bir yaradılıştan öbür yaradılışlara (kalb ile) halk edip duruyor....." (Zümer 6).

    "....Size hem kendi (cins) inizden eşler hem davarlardan eşler yaptı. Sizi bu suretle (zürriyetlendirip) üretiyor......" (Şûra 11)

    Havva, Âdem'den nasıl vücuda gelmiştir? Bu konuda Kurân-ı Kerim'de geniş tafsilat yoktur. Havva Arapça bir kelime olan 'Hayy (canlı)'dan gelmektedir.Canlıdan (Adem'den) yaratıldığı için bu isim verilmiştir.İslâm kaynaklarında Havva'nın yaratılışı hakkında iki görüş vardır (7):

    Ekseri ulemanın görüşüne göre Cenab-ı Hak Adem'e bir uyku hali verdi,sonra O'nun sol kaburga kemiklerinin birinden Havva'yı yarattı. Adem uyanınca onu gördü O'na meyletti ve onunla ülfet peyda ederek ısındı. Çünkü o kendinden, bir parçasından yaratılmıştı (7). Bazıları Havva'nın Âdem'in kaburga kemiğinden yaratılmasının İsrailiyyat (ben-i İsrail kitaplarındaki masallar) olduğunu bildirmişlerdir. Bazı hadis-i şeriflerde kadınlar kaburga kemiğine benzetilmiş ya da "kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın; olduğu gibi kabul edersen istifade edersin" şeklinde bir ifade mevcuttur (9,10}.

    Araştırıcılar bu hadislerden Havva'nın yaradılışına ait herhangi bir tafsilat çıkarmanın mümkün olmadığını söylerler ve çeşitli mecazi yorumlara müsait olan bu hadislerin esas hedefinin kadınlara karşı yumuşak davranma olduğunu kabul ederler,

    Diğer görüş Ebu Müslim Isfahanî'ye aittir. İsfahanı, Havva'nın yaratılmasından bahseden ayetten maksat onun Âdem'in cinsinden olmasıdır. Allah "size kendinizden eşler yaratmıştır", "kendinizden peygamberler göndermiştir" buyruğunda olduğu gibi kaburgadan değil, Âdem gibi Havva da topraktan yaratılmıştır diyor(7).

    Kaldı ki birinci görüş daha kuvvetlidir. Zira "sizi bir tek nefisten yarattı" ayeti bu görüşü takviye ediyor; eğer Havva da topraktan yaratılmış olsaydı bu halde sizi iki nefisten yarattık buyurulması gerekirdi. Bazıları da ayetteki "min"den bir gayenin başlangıcı anlamındadır, Yaratılış , Âdem ile başlamış ve Âdem topraktan yaratıldığına göre Havva'da topraktan yaratılmış olabilir denilmektedir(7).

    İnsanın yaradılışı hakkındaki ayetlerin İzahı bu şekildedir. Kurân-ı Kerim'e göre insanın insan olarak yaratıldığı anlaşılıyor. Ama son günlerde Darvin'in aksine yukarıda bahsedildiği gibi Fransız L’express gazetesinde Allan Wilson bilimsel araştırmalara dayanarak yepyeni bir hipotez ortaya attı. Ona göre Havva'nın zenci olduğu, maymunun insandan türediğini iddia etti. Bazı Türk gazeteleri ise Kurân-ı Kerim'de ki "biz onlara (Yahudilere) hor ve hakir maymunlar ve domuzlar olun dedik" (Bakara 65, Maide 60, A'raf 166) mealindeki ayetler İle insandan maymunun türemesi arasında bir irtibat kurmak eyilimi gösterdiler. Halbuki bu ayetler sapıtmış Yahudi kavmine ilâhi bir ceza ile helak olma anlamında tefsir edilmiştir. Ayrıca Kurân-ı Kerim'de münkirler hakkında "hayvandan aşağı" (Araf 179) müminler hakkında ise "yaratılmışların bir çoğundan üstün kılınmış" (İsrâ 70) gibi ifadeler dikkati çekmektedir.

    İnsanın ana rahminde halk oluşu Kurân-ı Kerim'de şu şekilde İfade edilmektedir:
    "İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi.

    Hakikat biz insanı birbiriyle karışık (erkek ve kadın suları ile) bir damla sudan yarattık" (Dehr1,2).

    "Sonra onu (insan) sarp ve metin bir karargâhda (rahimde) bir nutfe yaptık" (Mü'minun 13).

    "Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik derken o kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, O bir çiğnem eti de kemik (ler)'e kalb ettik de o kemiklere de et giydirdik. Bilahare onu başka yaratılışa inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir" (Mü’minun 14).

    "Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden sonra bir kan pıhtısından yaratıp sonra bebek olarak çıkaran sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaratandır" (Mümin 6,7).

    "Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık, sizi birbirinizle tanışasınız diye büyük cemiyetlere ve kabilelere ayırdık" (Hucurat 13)

    "Hakikaten meniden (rahme) döküldüğü zaman erkek ve dişi iki çifti o yarattı"(Necm 45-46)

    "Döl yataklarında size nasıl dilerse öyle kılık veren odur,.." (Âli İmran 6)
    "İnsanı bir damla sudan yarattı" (Nahl 4).
    "O sizi yer (yüzün) de yaratıp türetendir" (Mü'minun 79)
    "And olsun sizi (evvela) yarattık sonra size suret verdik" (Araf 11)
    "O sudan bir beşer yaratıp da onu soy sop yapandır" (Furkan 54)
    "İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi" (Yasin 77)
    "Halbuki o sizi hakikat türlü türlü tavırlar (haller) le yaratmıştır" (Nuh 14)
    "Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?

    Onu sağlam bir yerde tutup da, Malûm bir vakte kadar" (Mürselat20,21,22)

    "O (döl yatağına) dökülen meniden bir damla su değilmiydi?
    Sonra o (meni) bir kan pıhtısı olmuş derken insan biçimine koyup yaratmış düzenlemiştir.
    Hülâsa ondan erkek, dişi iki sınıf çıkarmıştır" (Kıyame 37,38,39)
    "O sizi bîr tek candan yaratandır" (Enam 98)

    "Onu (yaratan) hangi şeyden yarattı,
    Bir damla sudan yarattı da onu biçimine koydu.
    Sonra onun yolunu kolaylaştırdı" (Abese 18,19,20)

    "Biz hakikat insanı en güzel bir biçimde yarattık" (Tin 4)
    "Yaratan Rabbinin adı ile oku.
    O insanı bir kan pıhtısından yarattı. (Alak 1,2) (3).

    Kurân-ı Kerim'de anne rahminde ceninin teşekkülünü ifade eden bu ayetler adeta embriyolojik gelişimin bir tasviri gibidir. Bu konuda Kanada Toronto Üniversitesi Anatomi Profesörü Keith Moore (11)'un en son teknik metotlarla tesbit ettiği anne rahminde ceninin teşekkülü ve gelişme safhaları ile Kuran ayetleri ve hadis-i şeriflerle mukayeseli araştırması yukarıda zikrettiğimiz Kuran ayetleri ile İslâm Peygamberinin hadislerinin bilimsel bir ispatı mahiyetindedir

    Hz.İsa'nın anne rahminde yaratılması daha değişiktir. Bu konuda Kurân-ı Kerim:

    "Muhakkak ki İsa'nın hali de (yani babasız dünyaya gelişi de) Allah indinde Adem'in hali gibidir. (Allah) onu (Adem'i) topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da (can gelip) oluverdi, (Ali İmran 59).

    "Irzını (bir kal'a gibi) koruyan o kızı da (yâd et) ki biz ona ruhumuzdan üflemiş kendisimde oğlunu da âlemlere rahmet kılmıştık" (Enbiya 71)

    "Ey Meryem Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor. Adı İsa (lakabı) Mesih sıfatı Meryem oğludur" (Ali İmran 45).

    "O, benim nasıl bir oğlum olacakmış dedi (evlenip de) bana bir beşer dokunmâmıştır, ben bir iffetsiz de değilim" (Meryem 20).

    "Meryem dedi ki" ey Rabbîm bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir. Allah (dedi) Öyle fakat Allah ne dilerse yaratır. Bir işe hükmedince ancak "ol" der. O da oluverir" (Ali İmran 47) (3).

    Hz. İsa'nın yaradılışı hakkındaki bu ayetler tabiatta bazı örneklerini gördüğümüz sadece döllenmemiş dişi yumurta hücresinden bir canlının meydana geliş biçimini düşündürmektedir.

    Böylece hiçbir zaman bilimin laboratuvarına sığmayacak kadar muazzam ve tekrarı mümkün olmayan Kurân-ı Kerim'e göre İnsanın yaradılışı olayını ana hatları ile bildirmiş bulunuyoruz. Gerçekten daha evvel cereyan etmiş Âdem'in yaradılışı bilim adamı için meçhuldür. Ama gene Kurân-ı Kerim'de ayrıntıları ile bildirildiği şekilde her gün tekerrür etmekte olan anne rahmindeki yaradılış olayını hepimiz her gün hayranlık hatta şaşkınlıkla İzliyoruz. Evet eskilerin "Sünnetullah" adını verdikleri ilâhi kanunlar hükmünü icra ediyor. Fakat insan yeryüzünde Allah'ın halifesi (vekili), Allah'ın sıfatlarından hepsini zerreler halinde taşıyan bir nüsha-ı kûbrâ, yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) ve tüm yaratılmışların kendisi için yaratılmış olduğunu unutmuş görünüyor. İnsanoğlu bunu bilebilse. Kurân-ı Kerim bilmemekte ısrar edenleri "çok zulûmkâr ve câhil" olarak vasıflandırıyor (Ahzab 72). Ama bilimin laboratuvarına sığmayanı kalblerine sığdıranlar, bazılarının varsayım olarak bile kabul etmediklerini bilimsel muta (veri) den daha değerli kabul ederler. Çünkü onlar gene Kurân-ı Kerim'in "siz düşünmez misiniz" "siz akıl etmez misiniz" gibi ilme ve araştırmaya teşvik edici emirleri yanında; (zaten) size az bir ilimden başkası verilmemiştir" İfadesi ile de bilgilerinin sınırlı olduğunu bilirler ve yüce Allah'a iman ederler.

    Keith Moore'un şu ifadesi ile

    "Ayet ve hadislerin ilmi gelişmeler konusundaki açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi hissediyorum. Din ile ilim arasında yıllar boyu bırakılan mesafenin Kuran ve hadislerin ışığı altında kapatılacağına inanıyorum".

    KAYNAKLAR:

    1-Ataseven, A.- Din ve Tıp Açısından Domuz Eti. Türkiye Diyanet Vakfı, yayınlan ti.25 Emel Matbaası. Ankara 1985.
    2-Yıldınm. S.: Kitab-ı Muhaddes, Kuran ve Bilim (La Bible, 1« Coıan et la Science) Mau-rice Bucaillel TÖV yayınları No: 3 Silin matbaası izmir 1985.
    3-Çantay, H.B.: Kurân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim. Elit Ofset tesisleri, 1976, İstanbul.
    4-Yazar, A.H.: Hak dini Kuran dili. CiM 4 Ebu Ziya Matbaası Sh. 3056,3434, istanbul, 1936.
    5-Fahreddin Razi: Et-Tefsttü'l Kebir. Cilt 23, Mısır baskısı Sh 84.1357(1938).
    6-Kutup, S.: Fîzılâl-il-Kurân tercümesi cilt 9 Hikmet yayınevi istanbul, Sri.118.
    7-Fahreddin Razi: Et-Tefsirin Kebir.ClH 9, Mısır baskısı Sh, 160, 1357 (1938).
    8-Aydemir, A.: Tefsirde israiliyat Diyanet işleri Başkanlığı yayınlan, Ayyıldız matbaası A.Ş.Ankara Sh.247. 1978.
    9-lbn-i Hacer el-Askalani: Fethü'l bari cilt 11, Mısır baskısı Sh.161, 1378 (1959).
    10-Miras, K.: Sahih-i Buharı tecrid-i saıih tercümesi. Cilt 6.Sh.l45. Tarih Kurumu Basımevi, 1971.
    11-Moore, K.L.: D eveloping Human with İslamic edition third ed. WB.Saundeıs CoPhl-ladelphie London Toronto 1982.

    Hak Dini Kuran Dili, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Yeni Ümit Dergisi, Prof. Dr. Asaf Ataseven


  10. 03.Ocak.2011, 23:03
    5
    Silent and lonely rains
    İnsanların ortaya koyduğu her bilgi doğrudur anlamını taşımaz. Ancak Kur'an ayetleri evrensel olup her zaman için doğrudur ve geçerliliği vardır.Darwin'in evrimle ilgili çalışmaları bilimsel gerçekliği yoktur.

    Din bilimle ters düşmez. Çünkü bilimin gerçekçi olarak ifade ettiği konularda dinle tamamen ittifak etmektedir. Bu bakımdan dinimiz mutlak doğru olan bilimsel çalışmaları hiç bir zaman reddetmediği gibi aksine kabul etmektedir. Nitekim Kuranı Kerimde geçen bir çok bilimsel ayetler mevcuttur ve bu gün bilim de bunu teyid etmektedir.

    Bilimin her yaptığı çalışma doğru sonuçlar vermeyebilir. Mesela bu gün bilim tarafından doğru kabul edilen bir olgu yarın reddedilebilir ve ona zıt bir olgu kabul edilebilir. Ancak Kuranı Kerimde geçen ifadelerin hiç birisinin aksi isbat edilememektedir. Demek ki bilimsel açlışmalarımızda Kuranı Kerimi kendimize klavuz edinmeliyiz ki doğru neticelere varabilelim. Aksi takdirde Kuranı Kerime zıt düşen hiç bir çalışma bilim tarafından geçerlilik kazanamayacaktır.

    Hz. Ademin Cennette yaşadığına ve topraktan yaartıldığına dair Kuranı Kerim de ayeti kerime mevcuttur.

    Ve dedik ki: "Ey Adem sen ve eşin cennette yerleş. İkiniz de ondan neresinden dilerseniz bol bol yiyin; ama şu ağaca yaklaşmayın yoksa zalimlerden olursunuz." (2/35)

    Kurân-ı Kerim'e göre insanın yaradılışını iki bölümde inceleyebiliriz. Hz. Adem' jn yaratılışı. Anne rahminde insan yavrusunun yaratılışı. Birinciye Havva annemizin, ikinciye Hz.İsa (a.s.)'nın yaratılışı ilave edilmelidir.

    Hz. Âdem'in (a.s.) yaratılışına dair Kuran ayetleri şu mealdedir (3):

    "Hani Rabbin meleklere muhakkak ben yeryüzünde bir halife (bir insan, Adem) yaratacağım" demişti (Bakara 30).

    "And olsun biz insanı kuru bir çamurdan suretlenmîş balçıktan yarattık" (Hicr 26).
    "O insanı (Ademi) bardak gibi (çınlayan) kupkuru bir balçıktan yarattı (Rahman 14)

    "Yaratılışta kendileri mi daha kuvvetli yoksa bizim yarattıklarımız mı?Hakikat bizonları cıvık bir çamurdan yarattık" (Saffat 11)

    "Ki o, yarattığı herşeyi güzel yapan, insanı (Âdemi) yaratmaya da çamurdan başlayandır" (Secde 7)

    "And olsun biz insanı (Âdemi) çamurdan (süzülmüş) bir hulâsadan yarattık" (Mü'minun 12)

    "O,sîzi çamurdan yaratan sonra ölüm zamanını takdir edendir" (Enam 2).
    "Sizi (aslınızı) ondan (topraktan) yarattık" (Taha 55)

    "Sizi bir topraktan yaratmış olması O'nun ayetlerindendir. Sonra siz (her tarafa yayılır) bir beşer_oldunuz" (Rum 20)

    "... İblis dedi: Ben bir çamur olarak yarattığın kişiye secde eder miyim" (İsra 61, Araf 12, Sâd 76)

    Bu âyetler özetlenecek olursa, "Âdem çamurdan yaratılmıştır" (İsra 61, Araf 12, Sad76, Secde 7),

    'Âdem cıvık çamurdan yaratılmıştır" (Saffat 11)
    "Âdem çamurdan süzülmüş bir hulâsadan yaratılmıştır" (Mü’minun 12)
    "Âdem kuru çamurdan suretlenmiş balçıktan yaratılmıştır" (Hicr 27, Rahman 4). (3).

    Adem (yerden çıkmış varlık) edim (yeryüzü, toprak) anlamında İbranice bir kelimeden gelmektedir, Âdem'in çamurdan, yani toprağın su İle karışımından yaratıldığı, daha açık bîr ifade ile kuru çamurdan şekillenmiş bir balçıktan yaratılıp ilâhi ruhtan üflendikten sonra canlandığı beyan ediliyor:

    "Ki o yarattığı her şeyi güzel yapan, insanı (Âdem'i) yaratmaya çamurdan başlayandır" (Secde 7)

    "Sonra onu (Âdem'i) düzeltip tamamladı, içine ruhundan üfürdü, sizin İçin kulaklar, gözler, gönüller yarattı" (Secde 9) (3).

    Gerçekten sadece insanın değil tüm canlıların yapısını teşkil eden esas maddenin topraktaki elementler ve sudan ibaret olduğu özellikle insan organizmasının % 30'nun inorganik ve organik (katı) madde, % 70'nin sudan ibaret olduğu bilinmektedir. Bu terkip göz önüne alınırsa insan organizması suyu galip bir yapı gösteriyor. Hayatı su veriyor. Keza bitkiler, hayvanlar ve herşey topraktan geliyor, tekrar ona dönüyor ve toprak oluyor.

    Elmalılı Hamdi tefrişinde Hz. Âdem'in çamurdan çıkarılan bir hulâsadan, yani önce çamurdan istifa (temiz olanı seçme) ile ayrılan bir hulâsadan yaratıldığını ifade ediyor (4); adeta insanın anne rahminde bir nutfeden yaratılması gibi, önce çamurdan ayrılan nutfe mahiyetini almış hulâsa dan halk edilmiş; sonra ruh verilmiş ve böylece Adem yaratılmış oluyor. Fahreddin Razi(5)de tefsir-i kebirinde Hz. Âdem'in topraktan seçilmiş bir hulâsadan yaratılmış olduğunu vurguluyor.

    Hz. Âdem'in yaratılışı bugün bilim adamının laboratuarda tekrarlayacağı bir deney gibi gözükmüyor. Bu, muhteşem bir araştırma olarak* karşımızda duruyor. Burada en önemli nokta Adem'in vücudunu teşkil eden topraktaki inorganik elementlerin nasıl organik bir hayat biçimine dönüştüğüdür (6). Bugün bilim bunun cevabını vermiş değildir. Bu muhteşem olayı kör bir tesadüfe bağlıyarak yaradılışı bu şekilde izah etmek kesinlikle mümkün değildir^ Bu konuda Kurân-ı Kerîm Âdem'in ve ondan insan neslinin türemesini öldükten sonra dirilme yada yeryüzünde kuruyan tabiatın tekrar nasıl canlandığına yemyeşil olduğuna dikkatimizi çekerek, topraktan bir canlı yaratmanın bir ölüyü tekrar diriltmekten daha yüksek bir kudret gerektirdiğini bildiriyor:

    "Ey insanlar; eğer siz öldükten sonra dirilmek hususunda herhangi bir şüphe içinde iseniz şu muhakkaktır ki biz sizin aslınızı topraktan,sonra onun zürriyetini insan suyundan, sonra pıhtılaşmış bîr kandan, daha sonra da hilkati belli belirsiz bir çiğnem etten yarattık ve bunları size kudretimizi apaçık gösterelim diye yaptık. Siz dileyeceğimîz muayyen bir vakte kadar rahimlerde duruyorsunuz. Sonra sizi çocuk olarak daha sonra da kuvvetinize,yiğitlik çağına ermeniz İçin büyütüyoruz. Kiminiz öldürülüyor, kiminiz de evvelki bilgisinden sonra artık hiçbir şey bilmemek üzere Ömrün en fena devresine doğru gerisin geri itiliyor. Sen yeryüzünü kupkuru ve ölü görürsün. Fakat biz onun üstüne yağmuru indirdiğimiz zaman o harekete gelir, kabarır, her güzel çiftten nice nebat bitirir" (Hac 5) (3).

    "De ki yeryüzünde gezip dolaşın da (Allah'ın) hilkate nasıl başladığını görün. Allah yeni bir ahiret hayatını da tekrar yaratacaktır. Çünkü Allah her şeye hakkıyle kadirdir" (Ankebut 20).

    Nihayet Kurân-ı Kerim göklerle yeryüzünün, dağların, diğer canlıların yaratılışı hakkında bilgiler veriyor:

    "İnkâr edenler görmediler mi ki göklerle yer bitişik halde iken bizim onları birbirinden ayırdığımızı, her canlı şeyi de sudan yarattığımızı o küfür (ve inkâr) edenler görmediler mi? Hâla inanmayacaklar mı onlar?

    Yer (yüzün) de onları (insanları) çalkalar diye sabit sabit dağlar yarattık.Aralarında da bol bol yollar yaptık. Biz gökyüzünü de korunmuş bir tavan (gibi) yaptık onlar (münkirler) İse bunun ayetlerinden (Allah1 in varlığına birliğine işaret) yüz çeviricidirler.

    O geceyi-gündüzü, güneşi, ayı yaratandır ve bütün bunlar kendi yörüngesi içinde yüzmekte (devretmekte) dîr" (Enbiya 30, 31, 32, 33) (3).

    "Allah her canlıyı sudan yarattı. İşte bunlardan kimi kanat üstünde,kimi ayağı üstünde yürüyor, kimi de dört (ayağı) üstünde yürüyor" (Nur 45} (3).

    Tekrar insanın yaradılışına dönelim. Âdem'den sonra Havva'nın yaradılışı hakkında Kurân-ı Kerîm;

    "Ey insanlar sizi bir tek candan (Âdem'den) yaratan, ondan da yine onun zevcesini (Havva'yı) vücuda getiren ve İkisinden de birçok erkekler ve kadınlar türeten Rabbiniz (e karşı gelmek) den sakının" (Nisa 1) (3).

    "O, sizi bir candan (Adem’den) yaratan, bundan da (gönlü) kendisine ısınsın diye eşini yaratan o'dur (Allahtır) vaktâ ki o (eşini) örtüp bürüdü (cinsi münasebet) o'da hafif bir yük yüklendi de (gebe oldu) bununla gidip geldi nihayet (gebeliği) ağırlaşınca ikisi de Rablerine şöyle dua ettiler. "Eğer bize düzgün (hilkati tam) bir çocuk verirsen andolsun ki her halde şükredenlerden olacağız" (Araf 189}

    "Size nefislerinizden kendilerine ısınmanız için zevceler yaratmış olması, aranızda bir sevgi ve esirgeme yapması
    onun ayetlerindendir"(Rum 21).

    "Sizi bir kişiden yarattı. O, sonra ondan da eşini meydana getirdi. Sizin için davarlardan sekiz çift indirdi. Sizi analarınızın karnı içinde bir yaradılıştan öbür yaradılışlara (kalb ile) halk edip duruyor....." (Zümer 6).

    "....Size hem kendi (cins) inizden eşler hem davarlardan eşler yaptı. Sizi bu suretle (zürriyetlendirip) üretiyor......" (Şûra 11)

    Havva, Âdem'den nasıl vücuda gelmiştir? Bu konuda Kurân-ı Kerim'de geniş tafsilat yoktur. Havva Arapça bir kelime olan 'Hayy (canlı)'dan gelmektedir.Canlıdan (Adem'den) yaratıldığı için bu isim verilmiştir.İslâm kaynaklarında Havva'nın yaratılışı hakkında iki görüş vardır (7):

    Ekseri ulemanın görüşüne göre Cenab-ı Hak Adem'e bir uyku hali verdi,sonra O'nun sol kaburga kemiklerinin birinden Havva'yı yarattı. Adem uyanınca onu gördü O'na meyletti ve onunla ülfet peyda ederek ısındı. Çünkü o kendinden, bir parçasından yaratılmıştı (7). Bazıları Havva'nın Âdem'in kaburga kemiğinden yaratılmasının İsrailiyyat (ben-i İsrail kitaplarındaki masallar) olduğunu bildirmişlerdir. Bazı hadis-i şeriflerde kadınlar kaburga kemiğine benzetilmiş ya da "kadın kaburga kemiğinden yaratılmıştır onu doğrultmaya çalışırsan kırarsın; olduğu gibi kabul edersen istifade edersin" şeklinde bir ifade mevcuttur (9,10}.

    Araştırıcılar bu hadislerden Havva'nın yaradılışına ait herhangi bir tafsilat çıkarmanın mümkün olmadığını söylerler ve çeşitli mecazi yorumlara müsait olan bu hadislerin esas hedefinin kadınlara karşı yumuşak davranma olduğunu kabul ederler,

    Diğer görüş Ebu Müslim Isfahanî'ye aittir. İsfahanı, Havva'nın yaratılmasından bahseden ayetten maksat onun Âdem'in cinsinden olmasıdır. Allah "size kendinizden eşler yaratmıştır", "kendinizden peygamberler göndermiştir" buyruğunda olduğu gibi kaburgadan değil, Âdem gibi Havva da topraktan yaratılmıştır diyor(7).

    Kaldı ki birinci görüş daha kuvvetlidir. Zira "sizi bir tek nefisten yarattı" ayeti bu görüşü takviye ediyor; eğer Havva da topraktan yaratılmış olsaydı bu halde sizi iki nefisten yarattık buyurulması gerekirdi. Bazıları da ayetteki "min"den bir gayenin başlangıcı anlamındadır, Yaratılış , Âdem ile başlamış ve Âdem topraktan yaratıldığına göre Havva'da topraktan yaratılmış olabilir denilmektedir(7).

    İnsanın yaradılışı hakkındaki ayetlerin İzahı bu şekildedir. Kurân-ı Kerim'e göre insanın insan olarak yaratıldığı anlaşılıyor. Ama son günlerde Darvin'in aksine yukarıda bahsedildiği gibi Fransız L’express gazetesinde Allan Wilson bilimsel araştırmalara dayanarak yepyeni bir hipotez ortaya attı. Ona göre Havva'nın zenci olduğu, maymunun insandan türediğini iddia etti. Bazı Türk gazeteleri ise Kurân-ı Kerim'de ki "biz onlara (Yahudilere) hor ve hakir maymunlar ve domuzlar olun dedik" (Bakara 65, Maide 60, A'raf 166) mealindeki ayetler İle insandan maymunun türemesi arasında bir irtibat kurmak eyilimi gösterdiler. Halbuki bu ayetler sapıtmış Yahudi kavmine ilâhi bir ceza ile helak olma anlamında tefsir edilmiştir. Ayrıca Kurân-ı Kerim'de münkirler hakkında "hayvandan aşağı" (Araf 179) müminler hakkında ise "yaratılmışların bir çoğundan üstün kılınmış" (İsrâ 70) gibi ifadeler dikkati çekmektedir.

    İnsanın ana rahminde halk oluşu Kurân-ı Kerim'de şu şekilde İfade edilmektedir:
    "İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi.

    Hakikat biz insanı birbiriyle karışık (erkek ve kadın suları ile) bir damla sudan yarattık" (Dehr1,2).

    "Sonra onu (insan) sarp ve metin bir karargâhda (rahimde) bir nutfe yaptık" (Mü'minun 13).

    "Sonra o nutfeyi bir kan pıhtısı haline getirdik derken o kan pıhtısını bir çiğnem et yaptık, O bir çiğnem eti de kemik (ler)'e kalb ettik de o kemiklere de et giydirdik. Bilahare onu başka yaratılışa inşa ettik. Suret yapanların en güzeli olan Allah'ın şanı ne yücedir" (Mü’minun 14).

    "Ki O sizi bir topraktan, sonra bir meniden sonra bir kan pıhtısından yaratıp sonra bebek olarak çıkaran sonra sizi güçlü kuvvetli bir çağa erişmeniz için, sonra da ihtiyarlar olmanız için yaratandır" (Mümin 6,7).

    "Ey insanlar biz sizi bir erkekle bir dişiden yarattık, sizi birbirinizle tanışasınız diye büyük cemiyetlere ve kabilelere ayırdık" (Hucurat 13)

    "Hakikaten meniden (rahme) döküldüğü zaman erkek ve dişi iki çifti o yarattı"(Necm 45-46)

    "Döl yataklarında size nasıl dilerse öyle kılık veren odur,.." (Âli İmran 6)
    "İnsanı bir damla sudan yarattı" (Nahl 4).
    "O sizi yer (yüzün) de yaratıp türetendir" (Mü'minun 79)
    "And olsun sizi (evvela) yarattık sonra size suret verdik" (Araf 11)
    "O sudan bir beşer yaratıp da onu soy sop yapandır" (Furkan 54)
    "İnsan kendisini bir nutfeden yarattığımızı görmedi mi" (Yasin 77)
    "Halbuki o sizi hakikat türlü türlü tavırlar (haller) le yaratmıştır" (Nuh 14)
    "Biz sizi hakir bir sudan yaratmadık mı?

    Onu sağlam bir yerde tutup da, Malûm bir vakte kadar" (Mürselat20,21,22)

    "O (döl yatağına) dökülen meniden bir damla su değilmiydi?
    Sonra o (meni) bir kan pıhtısı olmuş derken insan biçimine koyup yaratmış düzenlemiştir.
    Hülâsa ondan erkek, dişi iki sınıf çıkarmıştır" (Kıyame 37,38,39)
    "O sizi bîr tek candan yaratandır" (Enam 98)

    "Onu (yaratan) hangi şeyden yarattı,
    Bir damla sudan yarattı da onu biçimine koydu.
    Sonra onun yolunu kolaylaştırdı" (Abese 18,19,20)

    "Biz hakikat insanı en güzel bir biçimde yarattık" (Tin 4)
    "Yaratan Rabbinin adı ile oku.
    O insanı bir kan pıhtısından yarattı. (Alak 1,2) (3).

    Kurân-ı Kerim'de anne rahminde ceninin teşekkülünü ifade eden bu ayetler adeta embriyolojik gelişimin bir tasviri gibidir. Bu konuda Kanada Toronto Üniversitesi Anatomi Profesörü Keith Moore (11)'un en son teknik metotlarla tesbit ettiği anne rahminde ceninin teşekkülü ve gelişme safhaları ile Kuran ayetleri ve hadis-i şeriflerle mukayeseli araştırması yukarıda zikrettiğimiz Kuran ayetleri ile İslâm Peygamberinin hadislerinin bilimsel bir ispatı mahiyetindedir

    Hz.İsa'nın anne rahminde yaratılması daha değişiktir. Bu konuda Kurân-ı Kerim:

    "Muhakkak ki İsa'nın hali de (yani babasız dünyaya gelişi de) Allah indinde Adem'in hali gibidir. (Allah) onu (Adem'i) topraktan yarattı. Sonra ona "ol" dedi. O da (can gelip) oluverdi, (Ali İmran 59).

    "Irzını (bir kal'a gibi) koruyan o kızı da (yâd et) ki biz ona ruhumuzdan üflemiş kendisimde oğlunu da âlemlere rahmet kılmıştık" (Enbiya 71)

    "Ey Meryem Allah kendinden bir kelimeyi sana müjdeliyor. Adı İsa (lakabı) Mesih sıfatı Meryem oğludur" (Ali İmran 45).

    "O, benim nasıl bir oğlum olacakmış dedi (evlenip de) bana bir beşer dokunmâmıştır, ben bir iffetsiz de değilim" (Meryem 20).

    "Meryem dedi ki" ey Rabbîm bana bir beşer dokunmamışken benim nasıl çocuğum olabilir. Allah (dedi) Öyle fakat Allah ne dilerse yaratır. Bir işe hükmedince ancak "ol" der. O da oluverir" (Ali İmran 47) (3).

    Hz. İsa'nın yaradılışı hakkındaki bu ayetler tabiatta bazı örneklerini gördüğümüz sadece döllenmemiş dişi yumurta hücresinden bir canlının meydana geliş biçimini düşündürmektedir.

    Böylece hiçbir zaman bilimin laboratuvarına sığmayacak kadar muazzam ve tekrarı mümkün olmayan Kurân-ı Kerim'e göre İnsanın yaradılışı olayını ana hatları ile bildirmiş bulunuyoruz. Gerçekten daha evvel cereyan etmiş Âdem'in yaradılışı bilim adamı için meçhuldür. Ama gene Kurân-ı Kerim'de ayrıntıları ile bildirildiği şekilde her gün tekerrür etmekte olan anne rahmindeki yaradılış olayını hepimiz her gün hayranlık hatta şaşkınlıkla İzliyoruz. Evet eskilerin "Sünnetullah" adını verdikleri ilâhi kanunlar hükmünü icra ediyor. Fakat insan yeryüzünde Allah'ın halifesi (vekili), Allah'ın sıfatlarından hepsini zerreler halinde taşıyan bir nüsha-ı kûbrâ, yaratılmışların en şereflisi (eşref-i mahlûkat) ve tüm yaratılmışların kendisi için yaratılmış olduğunu unutmuş görünüyor. İnsanoğlu bunu bilebilse. Kurân-ı Kerim bilmemekte ısrar edenleri "çok zulûmkâr ve câhil" olarak vasıflandırıyor (Ahzab 72). Ama bilimin laboratuvarına sığmayanı kalblerine sığdıranlar, bazılarının varsayım olarak bile kabul etmediklerini bilimsel muta (veri) den daha değerli kabul ederler. Çünkü onlar gene Kurân-ı Kerim'in "siz düşünmez misiniz" "siz akıl etmez misiniz" gibi ilme ve araştırmaya teşvik edici emirleri yanında; (zaten) size az bir ilimden başkası verilmemiştir" İfadesi ile de bilgilerinin sınırlı olduğunu bilirler ve yüce Allah'a iman ederler.

    Keith Moore'un şu ifadesi ile

    "Ayet ve hadislerin ilmi gelişmeler konusundaki açıklamalarını bilgimin artması ile daha iyi değerlendireceğimi hissediyorum. Din ile ilim arasında yıllar boyu bırakılan mesafenin Kuran ve hadislerin ışığı altında kapatılacağına inanıyorum".

    KAYNAKLAR:

    1-Ataseven, A.- Din ve Tıp Açısından Domuz Eti. Türkiye Diyanet Vakfı, yayınlan ti.25 Emel Matbaası. Ankara 1985.
    2-Yıldınm. S.: Kitab-ı Muhaddes, Kuran ve Bilim (La Bible, 1« Coıan et la Science) Mau-rice Bucaillel TÖV yayınları No: 3 Silin matbaası izmir 1985.
    3-Çantay, H.B.: Kurân-ı Hakim ve Meâl-i Kerim. Elit Ofset tesisleri, 1976, İstanbul.
    4-Yazar, A.H.: Hak dini Kuran dili. CiM 4 Ebu Ziya Matbaası Sh. 3056,3434, istanbul, 1936.
    5-Fahreddin Razi: Et-Tefsttü'l Kebir. Cilt 23, Mısır baskısı Sh 84.1357(1938).
    6-Kutup, S.: Fîzılâl-il-Kurân tercümesi cilt 9 Hikmet yayınevi istanbul, Sri.118.
    7-Fahreddin Razi: Et-Tefsirin Kebir.ClH 9, Mısır baskısı Sh, 160, 1357 (1938).
    8-Aydemir, A.: Tefsirde israiliyat Diyanet işleri Başkanlığı yayınlan, Ayyıldız matbaası A.Ş.Ankara Sh.247. 1978.
    9-lbn-i Hacer el-Askalani: Fethü'l bari cilt 11, Mısır baskısı Sh.161, 1378 (1959).
    10-Miras, K.: Sahih-i Buharı tecrid-i saıih tercümesi. Cilt 6.Sh.l45. Tarih Kurumu Basımevi, 1971.
    11-Moore, K.L.: D eveloping Human with İslamic edition third ed. WB.Saundeıs CoPhl-ladelphie London Toronto 1982.

    Hak Dini Kuran Dili, Elmalılı M. Hamdi Yazır, Yeni Ümit Dergisi, Prof. Dr. Asaf Ataseven


  11. 03.Ocak.2011, 23:04
    6
    yaso-123
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Kasım.2010
    Üye No: 80516
    Mesaj Sayısı: 418
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Bulunduğu yer: ankara

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    Alıntı
    Bildiğim kadarıyla, yaradılışçıların en önemli savunusu da bu, tek bir araform örneğinin olmamasıBu noktada herhangi bir canlının evrim geçirdiği bilimsel olarak ispatlanırsa insanın maymundan evrilmediğini bilimsel olarak insanlara anlatmak pek de mümkün olmayacaktı
    Bazı şeyleri kanıtlamaya bilim yetersiz kalıyor eğer o insanlar bilimin kanıtladığı şeylere inanıyorsalar o zaman bilimin kanıtlayamadığı insanın maymundan evrilmesinede inanmasınlar...Şöylede söyleyebiliriz eğer öyleyse şuanki maymunlar neden insana dönüşmüyor ? Çünkü evrim geçiren diğer canlılar hala geçirmeye devam ediyor eğer öyle olsaydı insanlarda evrim geçirmeye devam ediyor olurdu ...
    Sölediklerim sana değil o insanlaradır kardeşim beni yanlış anlama


  12. 03.Ocak.2011, 23:04
    6
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Bildiğim kadarıyla, yaradılışçıların en önemli savunusu da bu, tek bir araform örneğinin olmamasıBu noktada herhangi bir canlının evrim geçirdiği bilimsel olarak ispatlanırsa insanın maymundan evrilmediğini bilimsel olarak insanlara anlatmak pek de mümkün olmayacaktı
    Bazı şeyleri kanıtlamaya bilim yetersiz kalıyor eğer o insanlar bilimin kanıtladığı şeylere inanıyorsalar o zaman bilimin kanıtlayamadığı insanın maymundan evrilmesinede inanmasınlar...Şöylede söyleyebiliriz eğer öyleyse şuanki maymunlar neden insana dönüşmüyor ? Çünkü evrim geçiren diğer canlılar hala geçirmeye devam ediyor eğer öyle olsaydı insanlarda evrim geçirmeye devam ediyor olurdu ...
    Sölediklerim sana değil o insanlaradır kardeşim beni yanlış anlama


  13. 03.Ocak.2011, 23:05
    7
    iliman
    ilim+iman

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2008
    Üye No: 16604
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Brûksel

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    cevaplariniz için Allah razi olsun.
    Ben herseyin bir bilimsel açiklamasi olabilecegine inaniyorum, sonuçta bu Allahin bir sanatidir, bu sanati ortaya çikarmak gerektigine inaniyorum belki bizler kayitsiz sartsiz inananlar için degil ama inanmayanlar için tereddut'te olanlar için bunun onemli olacagina inaniyorum


  14. 03.Ocak.2011, 23:05
    7
    ilim+iman
    cevaplariniz için Allah razi olsun.
    Ben herseyin bir bilimsel açiklamasi olabilecegine inaniyorum, sonuçta bu Allahin bir sanatidir, bu sanati ortaya çikarmak gerektigine inaniyorum belki bizler kayitsiz sartsiz inananlar için degil ama inanmayanlar için tereddut'te olanlar için bunun onemli olacagina inaniyorum


  15. 03.Ocak.2011, 23:08
    8
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    Horoza sormuşlar;

    Tavukmu yumurtadan çıkar, yumurtamı tavuktan.

    Ben bilmem.... işime bakarım demiş.

    Boş bir ilimden, faydasız bir sözden Allaha sığınırım. Allah cümlemizden razı olsun. Amin.


  16. 03.Ocak.2011, 23:08
    8
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Horoza sormuşlar;

    Tavukmu yumurtadan çıkar, yumurtamı tavuktan.

    Ben bilmem.... işime bakarım demiş.

    Boş bir ilimden, faydasız bir sözden Allaha sığınırım. Allah cümlemizden razı olsun. Amin.


  17. 03.Ocak.2011, 23:10
    9
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    İslam alimlerinin evrim görüşü nasıldır?

    İslam alimlerinin, canlıların yaratılışı ve gelişmesiyle alakalı düşünceleri zaman zaman yanlış değerlendirilmektedir. Bunda bazı tabir ve terimlerin değişik anlaşılmasının rol oynadığı muhakkak. Farklı değerlendirmeye sebep sadece bu değil, tabii. Bilhassa evrimciler, onların bu konudaki görüşlerini istismar ediyorlar. Bu tip yanlış anlaşılmalara ve istismara mani olmak için, İslam alimlerinin konuyla alakalı eserlerinden bazı pasajlar vererek hakikati açıklamaya çalışacağız.

    Bilindiği gibi evrim; "kademeli olarak gelişme ve değişme" demektir. Lügat manası böyle olmakla beraber, terim manası, bir türden bir başka türün veya bir varlıktan başka bir varlığın yavaş yavaş ve tesadüfen meydana gelmesidir. Bütün canlıların tek bir menşe (orijin)'den türeyip silsile halinde birbirinden tesadüfen geliştiğini savunan teori de evrim teorisidir. Bu evrim felsefesinin dayandığı prensipleri dört kategoride toplamak mümkündür.

    Bunlar:
    1— Tedricilik (kademeli gelişme), yani, evrim hadiseleri uzun zaman içinde ve adım adım cereyan etmiştir.
    2— Bir türden başka bir tür veya bir varlıktan başka bir varlık hasıl olmuştur.
    3— Günümüzdeki bütün varlıklar, tek bir hücrenin farklılaşmasıyla meydana gelmiştir. Yani tek hücreden omurgasız çok hücreliler, onlardan balık, balıktan kurbağa, kurbağadan sürüngen, sürüngenden kuş ve memeli ve neticede maymundan insan hasıl olmuştur.
    4— Bütün hadiseler, tesadüfen ve kendi kendine cereyan eder.

    Burada hemen şunu ilave edelim ki, İslam alemindeki her alimin şahsi görüş ve düşüncelerini, yorum ve içtihatlarını İslam adına kabul etmek doğru değildir. Bu sahada çalışanlar iki grupta mütalaa edilebilir. Birinci gruptakiler, İslami kaynaklardaki hükümlerin tefsir ve yorumunu yaparlar. Diğer grubu da felsefeciler teşkil ederler. "İslam alimleri" deyince, daha ziyade birinci gruptakiler anlaşılmalıdır. Çünkü, felsefeciler başka kaynakların etkisinde de kalmış olabilirler.

    Şu hususu da belirtmek yerinde olacaktır. O da yaratılışçı görüştür. Varlıkların meydana gelişini tamamen ilmi esaslarla açıklamaya çalışan ve evrimci düşünceye zıt olarak ortaya çıkmış bir görüştür.

    Esasen şu anda, geçmişteki Müslümanların evrim konusundaki değerlendirme ve düşüncelerini aktüel hale getiren evrimcilerdir. Yaratılışçılar bu konunun fenni sahada tartışılmasını istemektedirler. Fakat evrimciler, zaman zaman dinden de medet istiyorlar. Kendi evrim teorilerine İslam alimlerinden destek arıyorlar. Bu çabaları her şeyden önce iddialarını destekleyen ilmi delillerinin bulunmadığını gösterir.

    Türlerin orijinini ve getirdikleri değişiklikleri mantıkla çözmek mümkün değildir. Bu hususta isabetli bir şey söyleyebilmek için ya deney ve tecrübeye dayanacaksınız, ya da vahye. Bu konunun fiilen ele alındığı 150 yıldır, yapılan deney ve elde edilen tecrübeler, tatmin edici bir netice hasıl etmemiştir. İnsanın topraktan yaratılışının dışında dini bir hüküm de yoktur. Dolayısıyla, yirminci asrın sağladığı her türlü bilgi birikimine rağmen, türlerin menşei hakkında kesin bir şey söylenemezken, günümüzden asırlarca önceki alimlerin bu sahada fazla bilgi sahibi olması elbette mümkün değildir. Kaldı ki, çoğu zaman herhangi bir vahye veya deneye dayanmayan bir felsefecinin görüş veya düşüncesi bize ne dereceye kadar delil olacaktır? Bir başka ifadeyle, bize, evrimin felsefesi değil, delilleri lazımdır. Evrim, bir felsefecinin ne "var" demesiyle var olur, ne de "yok" demesiyle yok olur.

    Evrimcilerin iddialarına geçmişten delil aramalarına elbette kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak, geçmişteki bu mana ve mefhumların nasıl ifade edildiğine dikkat edilmesi kaydıyla. Şimdiye kadar yapıla geldiği gibi uydurma terimlerle mesele izaha kalkışılır, değişim ve başkalaşımı ifade eden her kelime yerine "evrim" kullanılırsa, belirli bir sonuca varmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla evrim görüş ve düşüncelerinin kritiği yapılırken, bilhassa bu konuda geçmişte kullanılmış Arapça ve Osmanlıca kelimelerin manası iyi anlaşılmalıdır. Nitekim bu hassasiyetin yeterince gösterilemeyişinden dolayı, her sahada olduğu gibi, burada da, kavram kargaşasına yol açılmıştır. Bu ifade ve terimleri tam yerinde kullanmayanlar, belki de farkında olmayarak bütün İslam alimlerinde evrimci düşüncenin hakim olduğu imajını uyandırmışlardır.

    Bu hususta mefhum anarşisine, kavram kargaşasına mani olunması veya en azından asgariye indirilmesi, evrim terminolojisine gereken hassasiyetin gösterilmesiyle mümkündür.

    EVRİM TERMİNOLOJİSİ

    Evrim konusunda aynı mana ve mefhumların aynı kelimenin farklı kimseler tarafından değişik manalarda kullanılması halinde, karşılıklı ithamların ötesinde bir sonuca varmak mümkün olmayacaktır.

    Evrimin karşılığı olarak kullanılan ve fakat değişik mefhumları ifade eden kelimelerden bazıları şunlardır:

    Tekamül: Tekamül kelimesi, evrimin manasını karşılamamaktadır. Çünkü tekamül bir canlının kendi iç bünyesindeki değişikliklerle belirli bir seviyeye ulaşması, kemale ermesidir. Mesela elma çekirdeği tekamül eder, elma ağacı haline gelir. Tek hücreden ibaret olan zigot tekamül ederek Allah'ın izniyle yetişkin bir insan olur.

    Biyolojide bir canlının embriyodan itibaren olgun hale gelinceye kadar geçirdiği safhalara "ontogeny" denir. Tekamül bunun yerine kullanılmalıdır. Bir canlının ilk yaratılışından itibaren günümüze kadar geçirdiği farz edilen ve ilmi tahkikle açıklanmaya çalışılan ve henüz nazariye olmaktan ileriye gidemeyen safhalara da filojeni denir. Evrim de bunun karşılığı olarak alınmalıdır.

    Bu manada kainattaki bütün varlıklar tekamül kanununa tabidir.

    İstihale: Evrim meselesinin münakaşa sahasına geçmesinden sonra bu polemiğe temas eden İslam alimleri, istihale kelimesini kullanmayı tercih etmişlerdir. Daha önceki alimler de bu kelimeyi kullanmışlarsa da, onların bu kelimeye yükledikleri mefhum ile evrim kelimesinin ifade ettiği mana arasında hiç bir irtibat yoktur. Esasen evrim yeni bir mefhum olduğu için Arapça’da tam oturmuş bir karşılığı yoktur. Bu sahadaki bazı otoriteler, evrimin tam karşılığı olarak tatavvur kelimesinin kullanılabileceğini ileri sürerler. Nitekim Arapça lügat "el-Müncid"in Darwin maddesinde bu teori, "Tatavvur teorisi" olarak adlandırılmıştır.

    Netice olarak şu kesinlikle söylenebilir ki, tekamül ve istihale kelimeleri, evrim mefhumunu karşılamaktan çok uzaktırlar. Bu ıstılahların tam oturmamış olmasını, evrim teorisinin yeniliğinden başka, teoriye yapılan tali ilavelerle kazandığı farklı manada aramak gerekir.

    Tahavvül: Bu konuda yanlış değerlendirmelere sebep olan kelimelerden biri de tahavvüldür. Bunun ifade ettiği mana da "evrim" kelimesiyle karşılanmaya çalışılmaktadır. Tahavvül kelimesinin yerine de "evrim"in kullanılması mümkün değildir. Çünkü, tahavvülle izah edilmeye çalışılan, atom veya moleküllerin bir mertebeden başka bir mertebeye geçişidir. Buraya kadar yapılan açıklamaların ışığında, bu husustaki görüşleri en çok istismar edilen İslam alimlerinin evrimi değerlendirişlerini görelim. Düşünceleri farklı kimseler tarafından değişik şekillerde yorumlananların başında şüphesiz İbrahim Hakkı Hz.leri gelir.

    İbrahim Hakkı Marifetnamesi'nde meseleyi şöyle nakleder:
    "Allah'ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur, (ateş, hava, su ve toprak) birbirlerine karışır ve birleşir. Bu karışım ve birleşmeden önce madenler meydana gelir. Bundan da bitkiler, maden ve bitkilerin birleşmesinden de hayvanlar meydana gelir ve hayvan soyu kemalini, en uygun şeklini bulunca insan hasıl olur" (Hakkı, İ. Marifetname, s.29).

    İbrahim Hakkı Hz.leri burada tahavvülat-ı zerrat'tan (atom ve moleküllerin hal değiştirmesi) bahsetmekte, bu elementlerin kademe kademe hangi mertebelerden geçerek insan vücudunda yer aldığına işaret etmektedir. Nitekim, bu ifadelerinden bir kaç paragraf sonra meseleyi iyice açıklığa kavuşturmakta ve şöyle demektedir:

    "O akıcı vücut, bitki alemine girerken bazı afetler, hastalıklar ona saldırır ve bu yüzden bitki olmaz. Yahut bitki olurken kemale gelmeden, olgunlaşmadan evvel bozulur. Bitkilik vasfını kaybeder ve hayvanlara yem olmaktan çıkar. Yahut hayvana yem olacak duruma gelir. Fakat yenmeden evvel yok olur gider ve bu yolda, bu suretle nice yıllar gecikir. Bazen de bir hayvan, insanın yemesine elverişli bir duruma gelmişken yenmeden evvel bozulur ve bu yüzden hayvanı insan mertebesine naklettirmeye, dönüşmeye engel olur. Bazen de bozulmadan insan mertebesine naklolur" (a.g.e., s. 30).

    Bu ifade hiç bir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. Burada nazara verilmek istenen husus; elementlerin tahavvülat (hal değiştirme)'la bir mertebeden diğerine geçtiğidir. Topraktan bitki vasıtasıyla alınan faraza bir sodyum atomu, çiçekte canlılık kazanmakta, koyunda daha hareketli bir hale geçmekte, insan bünyesine gelince en yüksek mertebeye ulaşmış olmaktadır. Şimdi fennen tesbit edilen de bunun haricinde bir şey midir? Vücudumuzda görev yapan atom ve moleküller, bitki ve hayvani gıdalardan aldığımız elementler değiller mi? Aslında toprakta bulunan elementlerden doğrudan istifade edemediğimiz için bitki ve hayvanlar devreye girmektedir. İslam alimleri bu geçişi tasvir etmektedirler.

    İbrahim Hakkı, canlıların yapı benzerliklerine göre sınıflandırıldığına da dikkati çekmekte ve madenlerle bitkiler arasında ara varlığın mercan, bitkilerle hayvanlar arasındakinin hurma, hayvanlarla insanlar arasındakinin de maymun olduğuna işaret etmektedir.

    Görüldüğü gibi, bu bir sınıflamadır. Canlıların hikmetle ve kademe kademe yaratıldığına, bunlar arasında yapı benzerliklerinin bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Darwin'in, "tabii seleksiyonla basit bir türden yüksek yapılı organizmaların tesadüfen teşekkül ettiği" görüşüyle yukarıdaki ifadeler, birbirleriyle iltibas edilmeyecek kadar açıktır.

    Bütün bunlara rağmen, belirtmeye çalıştığı görüşlerde yanlış anlaşılma söz konusu ise, mesuliyet yine O'na ait değildir. Çünkü İbrahim Hakkı eserinin çoğu yerinde başkalarının görüşlerini nakleder. Nitekim bu konuya da; "Ey aziz, hikmet ehli demişlerdir ki" sözüyle başlamış ve böylece bu hususla alakalı mesuliyeti onlara yüklemiştir. İşin aslı da odur. Çünkü bunlar ayet ve hadislerden değil, hikmet ehlinden nakillerdir.

    İbrahim Hakkı Hz.leri ilk insanın yaratılışıyla alakalı olarak da şu ifadeyi kullanmıştır: "Cinlerin yaratılışından 20 bin yıl sonra Cenab-ı Hak. Hz. Adem (as)'i yaratmak isteyince Azrail (as)'i yeryüzüne gönderip ona, yedi iklimden toprak aldırmış ve sonra Cebrail (as)'i gönderip o kuru toprağı yoğurtup hamur haline getirtmiş ve 40 gün o şekilde bekletmiştir. Sonra Cenab-ı Hak bu hamura, Numan vadisinde, en güzel şekilde suret vermiş ve kendi ruhundan başına üfürerek diriltmiş ve melekleri ona secde ettirip, yeryüzünde evlatlarına peygamber yapmıştır" (a.g.e., s. 18).

    Şimdi bu fikirleri, dile getiren bir alimi, insanın maymundan evrimleştiğini savunan bir kimse olarak takdim etmek, İbrahim Hakkı'yı kendi adına konuşturmak olur ki, bu da en azından tarafsız ilim ahlakıyla bağdaşmaz.

    O'nun, bütün canlıların en uygun tarzda yaratıldığını belirten şu ifadesi de oldukça dikkat çekicidir:
    "Cenab-ı Hak, her şeyi münasip, yerli yerinde ve güzel bir ortamda yaratmıştır. Her canlıya yaraşan ve yarayan ve her organın durumuna uygun olan mizacı, tabii bir yapıyı ona vermiştir. Ve bütün alemde olan mizaçların en uygununu ve en mükemmelini insana ihsan etmiştir. Her organa en uygun ve yararlı mizacı, tabiatı, yapıyı vermiştir." (a.g.e., s. 164).

    Bu ifadeleri kullanan birisinin evrimci olması mümkün mü? Esasen insanoğlunun ilk yaratılışına izah araması tabii bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla İslam alimleri de müşahedeye uygun yorum getirmişlerdir. Geçmişteki ilim, günümüzdekinden farklı bir yoruma imkan vermiş de olabilir. Bu bakımdan yaratılış meselesine izah getirmeye yönelik yeni ilmi buluşlara, eski düşüncenin hükümleriyle karşı çıkmanın makul bir izahı yoktur.

    Son devrin Diyanet işleri başkanlarından A. Hamdi Akseki de evrim meselesini şöyle değerlendirir:
    "...Ahadis (hadisler) ve asar (selef alimlerinin sözleri) ile Ayat-ı Kerime'nin hey'et-i umumiyesinden bilistidlal Hz. Adem'in ilk insan ve ilk peygamber olduğuna ve topraktan yaratıldığına itikad ediyoruz. Cumhur-u müsliminin ve ehl-i sünnetin mezhebi budur." (İslam-Türk Ansiklopedisi Mecmuası, No. 87, s. 2, 1947)

    Bu konudaki görüşü istismar edilenlerden birisi de merhum Hamdi Yazır'dır. Aslında O'nun bu konuyu değerlendirişi, hiç bir yoruma yer bırakmıyacak kadar açıktır. Şu ifadeleri meseleyi gayet güzel açıklar:
    "Bütün hayvan vücutları mükemmel bir tasnif ile tertip edildiği zaman görünüyor ki, aralarında noksanlıktan kemale doğru, yani, basitten mürekkebe giden bir derecelenme vardır. Bununla beraber her bir cinsin diğer cinsten hasıl olduğuna dair bir tecrübeye, bir şahide de rastlamıyoruz. İnsan insandan doğuyor, aslan aslandan, at attan, maymun maymundan, köpek köpekten vs. Böyle olmakla beraber, bu tecrübeye rağmen, aynı menşeden, yani topraktan gelmeye dayanılarak burada da bir mantık yapılıyor. Hayvan cinslerinin birbirine benzemesini, istihale veya tekamülle basitten yüksek yapılının hasıl olduğuna bağlıyorlar. Bu suretle bir gün gelmiş ki, hayvanın biri ve mesela bir takdire göre maymunun biri veya birkaçı, insan doğuruvermiş ve insanlar bunlardan türemiş. Biz daima göğsümüzü gere gere ve ilmi yoldan hiç ayrılmayarak deriz ki, aynı menşeden gelme davası doğrudur. Evvela bütün hayvanat için bu menşein aslı maddedir, basit unsurlar ve elementlerdir. Bir başka ifade ile topraktır. Bu maddeden hayatın meydana gelebilmesi ise, ilim, irade, kuvvet, kudret sahibi harici bir sebebe bağlıdır ki, o basit şeyden canlı hasıl olabilsin. Çünkü, noksandan, kendi kendine bir kamil hasıl olamaz. Mesela bir okkalık siklet (ağırlık) iki okkalık sıkleti sürükleyemez. Çıktığı, sürüklediği farz edilse, bir şeyin yok iken sebepsiz, illetsiz meydana geldiğini kabul etmek lazım gelir. O zaman akıl, ilim ve fen yoktur.

    ...Aralarında mertebe yakınlığı bulunan hayvan cinslerini, tecrübenin aksine olarak, birbirinden istihale ettirmek veya doğurtmak ne tabiidir, ne de zaruridir... "Kurbağalar balıktan doğmuş" demek için, görülmüş bir misale ihtiyaç vardır. Gözlenmiş bir numune olmadığı ve mantıki bir zaruret de bulunmadığı halde böyle bir hüküm, elbette fenni ve felsefi bir hüküm değildir.

    Bunun hangisinin hangisinden doğduğunu mantık bildiremez. Bunu ya müşahede (gözlem) ya tecrübe veya vahiy bildirir. Halbuki şimdiye kadar balıktan kurbağa, maymundan insan doğduğu asla görülmemiştir. Ve bu iddia tecrübe mahsulü olan Pastör nazariyesine de tamamen muhaliftir... Vahiy ise bize, ...Siz insansınız. İnsan olunuz, kardeş olunuz, hepiniz bir babanın evladısınız diyor... Bütün bunlardan yakini olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da ilk insanın arzın sinesinde doğmuş olmasıdır" (Yazır, Hak Dini, 1/329-330).

    İslam'ın bu konuya bakışını şu cümleler ne güzel dile getirmektedir:
    "Alemde görünen şu nakışlar, şu cilveler bütün isimleri kudsiyye ve cemile olan Celal sahibi Cemil bir Zatın tazelenen sanatlarıdır, tahavvül eden nakışlarıdır. Hikmetle değişen mühürleridir...

    Meyveler, güzel tad, koku ve şekilleriyle iştahımızı açıp, kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Ta ki, nebati hayat mertebesinden hayvani hayat mertebesine terakki etsinler."

    Görüldüğü gibi, İslam alimlerinin bu konudaki görüşleri tahavvülat-ı zerreye (elementlerin hal değiştirmesine) dayanmakta, topraktan canlılar tarafından alınan elementlerin, onların bünyelerinde kazandığı mertebelere dikkat çekilmektedir.

    El-Cahız, İhsan-üs-Safa, İbn-i Miskeveyh, Nizam-i Aruzi Semerkandi, Nasır-ı Tusi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Muhammed Kazvini, İbn-i Haldun, Kınalızade Ali Efendi, Abdü'l-Kadir-i Bidil gibi İslam alimleri ve felsefeciler bu konuyla alakalı olarak, ufak tefek ifade farklılıklarının ötesinde, esasta aynı manaları tekrar ettikleri için onların görüşlerine yer vermeye gerek görmedik.

    Esasen İslam alimlerinin evrim diye bir problemi yoktur. Çünkü onlar, alfabenin 29 harfini bilen ve bununla istediği kelimeyi yazabilen birisinin, "balık" yazdıktan sonra, "kurbağa" yazmak için muhakkak "balık" kelimesindeki harfleri kullanmasının gerekli olmadığını çok iyi bilirler. Dolayısıyla balığı yaratan bir kudretin, kurbağayı da, maymunu da, insanı da ayrı ayrı yaratabileceğini düşünürler. Ve onlar; "Neviler için birer evvel baba lazımdır... Beşeriyet ve sair hayvanatın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei (başlangıcı) en başta bir babada kesildiği gibi, nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir" görüşünü kabul ederler.


  18. 03.Ocak.2011, 23:10
    9
    Silent and lonely rains
    İslam alimlerinin evrim görüşü nasıldır?

    İslam alimlerinin, canlıların yaratılışı ve gelişmesiyle alakalı düşünceleri zaman zaman yanlış değerlendirilmektedir. Bunda bazı tabir ve terimlerin değişik anlaşılmasının rol oynadığı muhakkak. Farklı değerlendirmeye sebep sadece bu değil, tabii. Bilhassa evrimciler, onların bu konudaki görüşlerini istismar ediyorlar. Bu tip yanlış anlaşılmalara ve istismara mani olmak için, İslam alimlerinin konuyla alakalı eserlerinden bazı pasajlar vererek hakikati açıklamaya çalışacağız.

    Bilindiği gibi evrim; "kademeli olarak gelişme ve değişme" demektir. Lügat manası böyle olmakla beraber, terim manası, bir türden bir başka türün veya bir varlıktan başka bir varlığın yavaş yavaş ve tesadüfen meydana gelmesidir. Bütün canlıların tek bir menşe (orijin)'den türeyip silsile halinde birbirinden tesadüfen geliştiğini savunan teori de evrim teorisidir. Bu evrim felsefesinin dayandığı prensipleri dört kategoride toplamak mümkündür.

    Bunlar:
    1— Tedricilik (kademeli gelişme), yani, evrim hadiseleri uzun zaman içinde ve adım adım cereyan etmiştir.
    2— Bir türden başka bir tür veya bir varlıktan başka bir varlık hasıl olmuştur.
    3— Günümüzdeki bütün varlıklar, tek bir hücrenin farklılaşmasıyla meydana gelmiştir. Yani tek hücreden omurgasız çok hücreliler, onlardan balık, balıktan kurbağa, kurbağadan sürüngen, sürüngenden kuş ve memeli ve neticede maymundan insan hasıl olmuştur.
    4— Bütün hadiseler, tesadüfen ve kendi kendine cereyan eder.

    Burada hemen şunu ilave edelim ki, İslam alemindeki her alimin şahsi görüş ve düşüncelerini, yorum ve içtihatlarını İslam adına kabul etmek doğru değildir. Bu sahada çalışanlar iki grupta mütalaa edilebilir. Birinci gruptakiler, İslami kaynaklardaki hükümlerin tefsir ve yorumunu yaparlar. Diğer grubu da felsefeciler teşkil ederler. "İslam alimleri" deyince, daha ziyade birinci gruptakiler anlaşılmalıdır. Çünkü, felsefeciler başka kaynakların etkisinde de kalmış olabilirler.

    Şu hususu da belirtmek yerinde olacaktır. O da yaratılışçı görüştür. Varlıkların meydana gelişini tamamen ilmi esaslarla açıklamaya çalışan ve evrimci düşünceye zıt olarak ortaya çıkmış bir görüştür.

    Esasen şu anda, geçmişteki Müslümanların evrim konusundaki değerlendirme ve düşüncelerini aktüel hale getiren evrimcilerdir. Yaratılışçılar bu konunun fenni sahada tartışılmasını istemektedirler. Fakat evrimciler, zaman zaman dinden de medet istiyorlar. Kendi evrim teorilerine İslam alimlerinden destek arıyorlar. Bu çabaları her şeyden önce iddialarını destekleyen ilmi delillerinin bulunmadığını gösterir.

    Türlerin orijinini ve getirdikleri değişiklikleri mantıkla çözmek mümkün değildir. Bu hususta isabetli bir şey söyleyebilmek için ya deney ve tecrübeye dayanacaksınız, ya da vahye. Bu konunun fiilen ele alındığı 150 yıldır, yapılan deney ve elde edilen tecrübeler, tatmin edici bir netice hasıl etmemiştir. İnsanın topraktan yaratılışının dışında dini bir hüküm de yoktur. Dolayısıyla, yirminci asrın sağladığı her türlü bilgi birikimine rağmen, türlerin menşei hakkında kesin bir şey söylenemezken, günümüzden asırlarca önceki alimlerin bu sahada fazla bilgi sahibi olması elbette mümkün değildir. Kaldı ki, çoğu zaman herhangi bir vahye veya deneye dayanmayan bir felsefecinin görüş veya düşüncesi bize ne dereceye kadar delil olacaktır? Bir başka ifadeyle, bize, evrimin felsefesi değil, delilleri lazımdır. Evrim, bir felsefecinin ne "var" demesiyle var olur, ne de "yok" demesiyle yok olur.

    Evrimcilerin iddialarına geçmişten delil aramalarına elbette kimsenin bir diyeceği olamaz. Ancak, geçmişteki bu mana ve mefhumların nasıl ifade edildiğine dikkat edilmesi kaydıyla. Şimdiye kadar yapıla geldiği gibi uydurma terimlerle mesele izaha kalkışılır, değişim ve başkalaşımı ifade eden her kelime yerine "evrim" kullanılırsa, belirli bir sonuca varmak mümkün olmayacaktır. Dolayısıyla evrim görüş ve düşüncelerinin kritiği yapılırken, bilhassa bu konuda geçmişte kullanılmış Arapça ve Osmanlıca kelimelerin manası iyi anlaşılmalıdır. Nitekim bu hassasiyetin yeterince gösterilemeyişinden dolayı, her sahada olduğu gibi, burada da, kavram kargaşasına yol açılmıştır. Bu ifade ve terimleri tam yerinde kullanmayanlar, belki de farkında olmayarak bütün İslam alimlerinde evrimci düşüncenin hakim olduğu imajını uyandırmışlardır.

    Bu hususta mefhum anarşisine, kavram kargaşasına mani olunması veya en azından asgariye indirilmesi, evrim terminolojisine gereken hassasiyetin gösterilmesiyle mümkündür.

    EVRİM TERMİNOLOJİSİ

    Evrim konusunda aynı mana ve mefhumların aynı kelimenin farklı kimseler tarafından değişik manalarda kullanılması halinde, karşılıklı ithamların ötesinde bir sonuca varmak mümkün olmayacaktır.

    Evrimin karşılığı olarak kullanılan ve fakat değişik mefhumları ifade eden kelimelerden bazıları şunlardır:

    Tekamül: Tekamül kelimesi, evrimin manasını karşılamamaktadır. Çünkü tekamül bir canlının kendi iç bünyesindeki değişikliklerle belirli bir seviyeye ulaşması, kemale ermesidir. Mesela elma çekirdeği tekamül eder, elma ağacı haline gelir. Tek hücreden ibaret olan zigot tekamül ederek Allah'ın izniyle yetişkin bir insan olur.

    Biyolojide bir canlının embriyodan itibaren olgun hale gelinceye kadar geçirdiği safhalara "ontogeny" denir. Tekamül bunun yerine kullanılmalıdır. Bir canlının ilk yaratılışından itibaren günümüze kadar geçirdiği farz edilen ve ilmi tahkikle açıklanmaya çalışılan ve henüz nazariye olmaktan ileriye gidemeyen safhalara da filojeni denir. Evrim de bunun karşılığı olarak alınmalıdır.

    Bu manada kainattaki bütün varlıklar tekamül kanununa tabidir.

    İstihale: Evrim meselesinin münakaşa sahasına geçmesinden sonra bu polemiğe temas eden İslam alimleri, istihale kelimesini kullanmayı tercih etmişlerdir. Daha önceki alimler de bu kelimeyi kullanmışlarsa da, onların bu kelimeye yükledikleri mefhum ile evrim kelimesinin ifade ettiği mana arasında hiç bir irtibat yoktur. Esasen evrim yeni bir mefhum olduğu için Arapça’da tam oturmuş bir karşılığı yoktur. Bu sahadaki bazı otoriteler, evrimin tam karşılığı olarak tatavvur kelimesinin kullanılabileceğini ileri sürerler. Nitekim Arapça lügat "el-Müncid"in Darwin maddesinde bu teori, "Tatavvur teorisi" olarak adlandırılmıştır.

    Netice olarak şu kesinlikle söylenebilir ki, tekamül ve istihale kelimeleri, evrim mefhumunu karşılamaktan çok uzaktırlar. Bu ıstılahların tam oturmamış olmasını, evrim teorisinin yeniliğinden başka, teoriye yapılan tali ilavelerle kazandığı farklı manada aramak gerekir.

    Tahavvül: Bu konuda yanlış değerlendirmelere sebep olan kelimelerden biri de tahavvüldür. Bunun ifade ettiği mana da "evrim" kelimesiyle karşılanmaya çalışılmaktadır. Tahavvül kelimesinin yerine de "evrim"in kullanılması mümkün değildir. Çünkü, tahavvülle izah edilmeye çalışılan, atom veya moleküllerin bir mertebeden başka bir mertebeye geçişidir. Buraya kadar yapılan açıklamaların ışığında, bu husustaki görüşleri en çok istismar edilen İslam alimlerinin evrimi değerlendirişlerini görelim. Düşünceleri farklı kimseler tarafından değişik şekillerde yorumlananların başında şüphesiz İbrahim Hakkı Hz.leri gelir.

    İbrahim Hakkı Marifetnamesi'nde meseleyi şöyle nakleder:
    "Allah'ın emriyle felekler ve yıldızlar hareket edip dört unsur, (ateş, hava, su ve toprak) birbirlerine karışır ve birleşir. Bu karışım ve birleşmeden önce madenler meydana gelir. Bundan da bitkiler, maden ve bitkilerin birleşmesinden de hayvanlar meydana gelir ve hayvan soyu kemalini, en uygun şeklini bulunca insan hasıl olur" (Hakkı, İ. Marifetname, s.29).

    İbrahim Hakkı Hz.leri burada tahavvülat-ı zerrat'tan (atom ve moleküllerin hal değiştirmesi) bahsetmekte, bu elementlerin kademe kademe hangi mertebelerden geçerek insan vücudunda yer aldığına işaret etmektedir. Nitekim, bu ifadelerinden bir kaç paragraf sonra meseleyi iyice açıklığa kavuşturmakta ve şöyle demektedir:

    "O akıcı vücut, bitki alemine girerken bazı afetler, hastalıklar ona saldırır ve bu yüzden bitki olmaz. Yahut bitki olurken kemale gelmeden, olgunlaşmadan evvel bozulur. Bitkilik vasfını kaybeder ve hayvanlara yem olmaktan çıkar. Yahut hayvana yem olacak duruma gelir. Fakat yenmeden evvel yok olur gider ve bu yolda, bu suretle nice yıllar gecikir. Bazen de bir hayvan, insanın yemesine elverişli bir duruma gelmişken yenmeden evvel bozulur ve bu yüzden hayvanı insan mertebesine naklettirmeye, dönüşmeye engel olur. Bazen de bozulmadan insan mertebesine naklolur" (a.g.e., s. 30).

    Bu ifade hiç bir yoruma yer bırakmayacak kadar açıktır. Burada nazara verilmek istenen husus; elementlerin tahavvülat (hal değiştirme)'la bir mertebeden diğerine geçtiğidir. Topraktan bitki vasıtasıyla alınan faraza bir sodyum atomu, çiçekte canlılık kazanmakta, koyunda daha hareketli bir hale geçmekte, insan bünyesine gelince en yüksek mertebeye ulaşmış olmaktadır. Şimdi fennen tesbit edilen de bunun haricinde bir şey midir? Vücudumuzda görev yapan atom ve moleküller, bitki ve hayvani gıdalardan aldığımız elementler değiller mi? Aslında toprakta bulunan elementlerden doğrudan istifade edemediğimiz için bitki ve hayvanlar devreye girmektedir. İslam alimleri bu geçişi tasvir etmektedirler.

    İbrahim Hakkı, canlıların yapı benzerliklerine göre sınıflandırıldığına da dikkati çekmekte ve madenlerle bitkiler arasında ara varlığın mercan, bitkilerle hayvanlar arasındakinin hurma, hayvanlarla insanlar arasındakinin de maymun olduğuna işaret etmektedir.

    Görüldüğü gibi, bu bir sınıflamadır. Canlıların hikmetle ve kademe kademe yaratıldığına, bunlar arasında yapı benzerliklerinin bulunduğuna dikkat çekilmektedir. Darwin'in, "tabii seleksiyonla basit bir türden yüksek yapılı organizmaların tesadüfen teşekkül ettiği" görüşüyle yukarıdaki ifadeler, birbirleriyle iltibas edilmeyecek kadar açıktır.

    Bütün bunlara rağmen, belirtmeye çalıştığı görüşlerde yanlış anlaşılma söz konusu ise, mesuliyet yine O'na ait değildir. Çünkü İbrahim Hakkı eserinin çoğu yerinde başkalarının görüşlerini nakleder. Nitekim bu konuya da; "Ey aziz, hikmet ehli demişlerdir ki" sözüyle başlamış ve böylece bu hususla alakalı mesuliyeti onlara yüklemiştir. İşin aslı da odur. Çünkü bunlar ayet ve hadislerden değil, hikmet ehlinden nakillerdir.

    İbrahim Hakkı Hz.leri ilk insanın yaratılışıyla alakalı olarak da şu ifadeyi kullanmıştır: "Cinlerin yaratılışından 20 bin yıl sonra Cenab-ı Hak. Hz. Adem (as)'i yaratmak isteyince Azrail (as)'i yeryüzüne gönderip ona, yedi iklimden toprak aldırmış ve sonra Cebrail (as)'i gönderip o kuru toprağı yoğurtup hamur haline getirtmiş ve 40 gün o şekilde bekletmiştir. Sonra Cenab-ı Hak bu hamura, Numan vadisinde, en güzel şekilde suret vermiş ve kendi ruhundan başına üfürerek diriltmiş ve melekleri ona secde ettirip, yeryüzünde evlatlarına peygamber yapmıştır" (a.g.e., s. 18).

    Şimdi bu fikirleri, dile getiren bir alimi, insanın maymundan evrimleştiğini savunan bir kimse olarak takdim etmek, İbrahim Hakkı'yı kendi adına konuşturmak olur ki, bu da en azından tarafsız ilim ahlakıyla bağdaşmaz.

    O'nun, bütün canlıların en uygun tarzda yaratıldığını belirten şu ifadesi de oldukça dikkat çekicidir:
    "Cenab-ı Hak, her şeyi münasip, yerli yerinde ve güzel bir ortamda yaratmıştır. Her canlıya yaraşan ve yarayan ve her organın durumuna uygun olan mizacı, tabii bir yapıyı ona vermiştir. Ve bütün alemde olan mizaçların en uygununu ve en mükemmelini insana ihsan etmiştir. Her organa en uygun ve yararlı mizacı, tabiatı, yapıyı vermiştir." (a.g.e., s. 164).

    Bu ifadeleri kullanan birisinin evrimci olması mümkün mü? Esasen insanoğlunun ilk yaratılışına izah araması tabii bir ihtiyaçtır. Dolayısıyla İslam alimleri de müşahedeye uygun yorum getirmişlerdir. Geçmişteki ilim, günümüzdekinden farklı bir yoruma imkan vermiş de olabilir. Bu bakımdan yaratılış meselesine izah getirmeye yönelik yeni ilmi buluşlara, eski düşüncenin hükümleriyle karşı çıkmanın makul bir izahı yoktur.

    Son devrin Diyanet işleri başkanlarından A. Hamdi Akseki de evrim meselesini şöyle değerlendirir:
    "...Ahadis (hadisler) ve asar (selef alimlerinin sözleri) ile Ayat-ı Kerime'nin hey'et-i umumiyesinden bilistidlal Hz. Adem'in ilk insan ve ilk peygamber olduğuna ve topraktan yaratıldığına itikad ediyoruz. Cumhur-u müsliminin ve ehl-i sünnetin mezhebi budur." (İslam-Türk Ansiklopedisi Mecmuası, No. 87, s. 2, 1947)

    Bu konudaki görüşü istismar edilenlerden birisi de merhum Hamdi Yazır'dır. Aslında O'nun bu konuyu değerlendirişi, hiç bir yoruma yer bırakmıyacak kadar açıktır. Şu ifadeleri meseleyi gayet güzel açıklar:
    "Bütün hayvan vücutları mükemmel bir tasnif ile tertip edildiği zaman görünüyor ki, aralarında noksanlıktan kemale doğru, yani, basitten mürekkebe giden bir derecelenme vardır. Bununla beraber her bir cinsin diğer cinsten hasıl olduğuna dair bir tecrübeye, bir şahide de rastlamıyoruz. İnsan insandan doğuyor, aslan aslandan, at attan, maymun maymundan, köpek köpekten vs. Böyle olmakla beraber, bu tecrübeye rağmen, aynı menşeden, yani topraktan gelmeye dayanılarak burada da bir mantık yapılıyor. Hayvan cinslerinin birbirine benzemesini, istihale veya tekamülle basitten yüksek yapılının hasıl olduğuna bağlıyorlar. Bu suretle bir gün gelmiş ki, hayvanın biri ve mesela bir takdire göre maymunun biri veya birkaçı, insan doğuruvermiş ve insanlar bunlardan türemiş. Biz daima göğsümüzü gere gere ve ilmi yoldan hiç ayrılmayarak deriz ki, aynı menşeden gelme davası doğrudur. Evvela bütün hayvanat için bu menşein aslı maddedir, basit unsurlar ve elementlerdir. Bir başka ifade ile topraktır. Bu maddeden hayatın meydana gelebilmesi ise, ilim, irade, kuvvet, kudret sahibi harici bir sebebe bağlıdır ki, o basit şeyden canlı hasıl olabilsin. Çünkü, noksandan, kendi kendine bir kamil hasıl olamaz. Mesela bir okkalık siklet (ağırlık) iki okkalık sıkleti sürükleyemez. Çıktığı, sürüklediği farz edilse, bir şeyin yok iken sebepsiz, illetsiz meydana geldiğini kabul etmek lazım gelir. O zaman akıl, ilim ve fen yoktur.

    ...Aralarında mertebe yakınlığı bulunan hayvan cinslerini, tecrübenin aksine olarak, birbirinden istihale ettirmek veya doğurtmak ne tabiidir, ne de zaruridir... "Kurbağalar balıktan doğmuş" demek için, görülmüş bir misale ihtiyaç vardır. Gözlenmiş bir numune olmadığı ve mantıki bir zaruret de bulunmadığı halde böyle bir hüküm, elbette fenni ve felsefi bir hüküm değildir.

    Bunun hangisinin hangisinden doğduğunu mantık bildiremez. Bunu ya müşahede (gözlem) ya tecrübe veya vahiy bildirir. Halbuki şimdiye kadar balıktan kurbağa, maymundan insan doğduğu asla görülmemiştir. Ve bu iddia tecrübe mahsulü olan Pastör nazariyesine de tamamen muhaliftir... Vahiy ise bize, ...Siz insansınız. İnsan olunuz, kardeş olunuz, hepiniz bir babanın evladısınız diyor... Bütün bunlardan yakini olarak bildiğimiz bir şey varsa, o da ilk insanın arzın sinesinde doğmuş olmasıdır" (Yazır, Hak Dini, 1/329-330).

    İslam'ın bu konuya bakışını şu cümleler ne güzel dile getirmektedir:
    "Alemde görünen şu nakışlar, şu cilveler bütün isimleri kudsiyye ve cemile olan Celal sahibi Cemil bir Zatın tazelenen sanatlarıdır, tahavvül eden nakışlarıdır. Hikmetle değişen mühürleridir...

    Meyveler, güzel tad, koku ve şekilleriyle iştahımızı açıp, kendilerini müşterilerine feda ediyorlar. Ta ki, nebati hayat mertebesinden hayvani hayat mertebesine terakki etsinler."

    Görüldüğü gibi, İslam alimlerinin bu konudaki görüşleri tahavvülat-ı zerreye (elementlerin hal değiştirmesine) dayanmakta, topraktan canlılar tarafından alınan elementlerin, onların bünyelerinde kazandığı mertebelere dikkat çekilmektedir.

    El-Cahız, İhsan-üs-Safa, İbn-i Miskeveyh, Nizam-i Aruzi Semerkandi, Nasır-ı Tusi, Mevlana Celaleddin-i Rumi, Muhammed Kazvini, İbn-i Haldun, Kınalızade Ali Efendi, Abdü'l-Kadir-i Bidil gibi İslam alimleri ve felsefeciler bu konuyla alakalı olarak, ufak tefek ifade farklılıklarının ötesinde, esasta aynı manaları tekrar ettikleri için onların görüşlerine yer vermeye gerek görmedik.

    Esasen İslam alimlerinin evrim diye bir problemi yoktur. Çünkü onlar, alfabenin 29 harfini bilen ve bununla istediği kelimeyi yazabilen birisinin, "balık" yazdıktan sonra, "kurbağa" yazmak için muhakkak "balık" kelimesindeki harfleri kullanmasının gerekli olmadığını çok iyi bilirler. Dolayısıyla balığı yaratan bir kudretin, kurbağayı da, maymunu da, insanı da ayrı ayrı yaratabileceğini düşünürler. Ve onlar; "Neviler için birer evvel baba lazımdır... Beşeriyet ve sair hayvanatın teşkil ettikleri silsilelerin mebdei (başlangıcı) en başta bir babada kesildiği gibi, nihayeti de son bir oğulda kesilip bitecektir" görüşünü kabul ederler.


  19. 03.Ocak.2011, 23:12
    10
    iliman
    ilim+iman

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Nisan.2008
    Üye No: 16604
    Mesaj Sayısı: 674
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Brûksel

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    [QUOTEŞöylede söyleyebiliriz eğer öyleyse şuanki maymunlar neden insana dönüşmüyor ?][/QUOTE] zaman faktörünü unutma ! bu 100binlerce yil gerektiren bisi olabilir ve sartlar.


  20. 03.Ocak.2011, 23:12
    10
    ilim+iman
    [QUOTEŞöylede söyleyebiliriz eğer öyleyse şuanki maymunlar neden insana dönüşmüyor ?][/QUOTE] zaman faktörünü unutma ! bu 100binlerce yil gerektiren bisi olabilir ve sartlar.


  21. 03.Ocak.2011, 23:15
    11
    yaso-123
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Kasım.2010
    Üye No: 80516
    Mesaj Sayısı: 418
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Bulunduğu yer: ankara

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    Alıntı
    zaman faktörünü unutma ! bu 100binlerce yil gerektiren bisi olabilir ve sartlar
    Zaman faktörü nedir bana açıklayabilirmisin evrim geçiren hayvanlar hala geçirmeye devam ediyorda biz neden devam etmiyoruz yada insanlıktan başka bir şekle neden girmiyoruz ?Sonuçta bu evrim fikri hayvanlardan çıkmadımı ? o zaman neden insanların evrimi zamanla alakalı da hayvanların ki hala devam ediyor ...Maymunlar neden hala maymun ve insan olmadan ölüyorlar ?

    İlim varsa bilime gerek yokttur ...Bizim için bilim kanıdı değil ilim kanıdı yeterlidir ..


  22. 03.Ocak.2011, 23:15
    11
    Devamlı Üye
    Alıntı
    zaman faktörünü unutma ! bu 100binlerce yil gerektiren bisi olabilir ve sartlar
    Zaman faktörü nedir bana açıklayabilirmisin evrim geçiren hayvanlar hala geçirmeye devam ediyorda biz neden devam etmiyoruz yada insanlıktan başka bir şekle neden girmiyoruz ?Sonuçta bu evrim fikri hayvanlardan çıkmadımı ? o zaman neden insanların evrimi zamanla alakalı da hayvanların ki hala devam ediyor ...Maymunlar neden hala maymun ve insan olmadan ölüyorlar ?

    İlim varsa bilime gerek yokttur ...Bizim için bilim kanıdı değil ilim kanıdı yeterlidir ..


  23. 03.Ocak.2011, 23:28
    12
    HAMMADUN
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Aralık.2010
    Üye No: 81065
    Mesaj Sayısı: 1,021
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Yaratilis ve evrim teorisi hakkinda soru

    Yüzbinlerce yılmı....???? Ben dünyanın o kadar ömrü olduğuna inanmıyorum ama atalarının maymun olduğunu söyleyen insanlarada, Atalarının Allah tarafından yaratıldığını söyleyen insanlarada inanıyorum.


  24. 03.Ocak.2011, 23:28
    12
    HAMMADUN - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Yüzbinlerce yılmı....???? Ben dünyanın o kadar ömrü olduğuna inanmıyorum ama atalarının maymun olduğunu söyleyen insanlarada, Atalarının Allah tarafından yaratıldığını söyleyen insanlarada inanıyorum.





+ Yorum Gönder
Git 12 Son