Konusunu Oylayın.: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?
  1. 26.Aralık.2010, 17:30
    13
    kvzkk
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Aralık.2010
    Üye No: 82092
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    reklam


    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz? isimli yazı www.Mumsema.comYanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?
    Kuran Açısından Bakarsak :

    Yaratanın Kitabında istediği: "Birlik olmak... Fırkalara ayrılmamak... Parçalanmamaktır."

    Bunun Aksini Savunmak, yaratana iftiradır...

    Mezheplere ayrılmaksa -hangi tevili getirirseniz getirin- parçalanmaktır.

    "Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; ..... [3/103"]

    ".....Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın! ....[42/13"]

    "Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra,çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın.Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.[3/105" ]


    ".... dinlerini parçalayıp fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. [30/32]"

    Yaratan Parçalanmanın Neticesini de bildiriyor:

    "Firavun ... halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak ... [28/4]"

    Ve Yaratan'ın Elçisi:

    "Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz. ..... [6/159]"

    Ayetini tebliğ ettikten sonra: ".... Ümmetimin ihtilafı rahmettir" buyuracak...!?

    Tabii Peygamberimize iftiramız bununla sınırlı kalmayacak. Yaratan'ın elçisi bizim mezhebi müjdeleyecek / övecek; öteki Mezhebi karalayacak...!? [2/s:212]

    Sonuç: Ne yapmalı, nasıl yapmalıyız?


    Önce, Röntgenimizi ortaya koycak bir soruya cevap arayalım.

    İslam toplumları neden geri kalmıştır...? Ve Soruyu açalım.

    1- İslam ilerlemeye engeldir?

    2- Uygulama İslam'a uygun değildir?


    Kişi: " İslam ilerlemeye engeldir " kanısında ise; ve kendini "Atalarımızdan öyle gördük" düşüncesine mahkum hissetmiyorsa;
    -varsa- "daha ileri" gördüğü bir dine geçmekte tereddüt etmemelidir.
    Bizim kanımız; "Kuran'daki İslam" ilerlemeye engel değildir. Ve bilimle çelişmez. Objektif standartlarla diğer dinlerle karşılaştırıldığın da;
    hedefinin "İleri ve mutlu bir toplum" olduğu görülebilir.



    Ve kişi: "Uygulama -Kuran'daki- İslam'a uygun değildir " kanısında ise: -ki bizde bu kanıdayız-

    Cevap basittir: "Kuran'daki İslam'a dönmek"


    "Ne yapmalı, nasıl yapmalıyız?" Sorusunun cevabı da aynıdır...

    Ve bu kolay cevabın tatbikatı çok güçtür... Ve anlatılması -azından- ayrı bir yazı konusudur.

    Ancak, ana başlıkları verelim:

    -- Toplum "Dini çıkar için kullanan siyasi güçleri" iktidar ve iktidar ortağı yapmayacak bilinç düzeyine ulaşmış olacak.
    (Dini Çıkar için kullananların güçlü / büyük çabası ile, toplumun bilinç seviyesi, "eksi ivme" ile hareket etmektedir.
    İstenilen seviyeye ulaşmak için -iyi ihtimalle- daha uzun yıllar olduğunu tahmin etmek güç değildir.)

    -- Diyanetin yerine, tamamen değişik yapıda, özerk bir kurul oluşturulacak. Bu kurulu bağlayacak tek sınır: "Kuran'daki İslam'a dönmek" olacak.
    Kurulun; kısa-orta-uzun vadeli hedefleri olacak.

    -- Bu Plan gereğince toplum -çoğunluğu- ikna edilerek, engeller aşıla - aşıla hedefe yürünecek.

    İSLAM`DA MEZHEP

    Muhammed Sultan el-Mâsumî
    Tahkik elim el-Hilâli
    Terceme : Ali Ebu Muhammed


  2. 26.Aralık.2010, 17:30
    13
    kvzkk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    reklam


    Kuran Açısından Bakarsak :

    Yaratanın Kitabında istediği: "Birlik olmak... Fırkalara ayrılmamak... Parçalanmamaktır."

    Bunun Aksini Savunmak, yaratana iftiradır...

    Mezheplere ayrılmaksa -hangi tevili getirirseniz getirin- parçalanmaktır.

    "Hep birlikte Allah'ın ipine yapışın, fırkalara bölünüp parçalanmayın; ..... [3/103"]

    ".....Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın! ....[42/13"]

    "Kendilerine açık-seçik kanıtlar geldikten sonra,çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın.Böyle olanlar için çok büyük bir azap vardır.[3/105" ]


    ".... dinlerini parçalayıp fırkalar haline geldiler. Her hizip kendi elindekiyle sevinip övünür. [30/32]"

    Yaratan Parçalanmanın Neticesini de bildiriyor:

    "Firavun ... halkını fırkalara ayırdı. İçlerinden bir topluluğu güçsüz bularak ... [28/4]"

    Ve Yaratan'ın Elçisi:

    "Fırka fırka olup dinlerini parçalayanlarla senin hiçbir ilişiğin olamaz. ..... [6/159]"

    Ayetini tebliğ ettikten sonra: ".... Ümmetimin ihtilafı rahmettir" buyuracak...!?

    Tabii Peygamberimize iftiramız bununla sınırlı kalmayacak. Yaratan'ın elçisi bizim mezhebi müjdeleyecek / övecek; öteki Mezhebi karalayacak...!? [2/s:212]

    Sonuç: Ne yapmalı, nasıl yapmalıyız?


    Önce, Röntgenimizi ortaya koycak bir soruya cevap arayalım.

    İslam toplumları neden geri kalmıştır...? Ve Soruyu açalım.

    1- İslam ilerlemeye engeldir?

    2- Uygulama İslam'a uygun değildir?


    Kişi: " İslam ilerlemeye engeldir " kanısında ise; ve kendini "Atalarımızdan öyle gördük" düşüncesine mahkum hissetmiyorsa;
    -varsa- "daha ileri" gördüğü bir dine geçmekte tereddüt etmemelidir.
    Bizim kanımız; "Kuran'daki İslam" ilerlemeye engel değildir. Ve bilimle çelişmez. Objektif standartlarla diğer dinlerle karşılaştırıldığın da;
    hedefinin "İleri ve mutlu bir toplum" olduğu görülebilir.



    Ve kişi: "Uygulama -Kuran'daki- İslam'a uygun değildir " kanısında ise: -ki bizde bu kanıdayız-

    Cevap basittir: "Kuran'daki İslam'a dönmek"


    "Ne yapmalı, nasıl yapmalıyız?" Sorusunun cevabı da aynıdır...

    Ve bu kolay cevabın tatbikatı çok güçtür... Ve anlatılması -azından- ayrı bir yazı konusudur.

    Ancak, ana başlıkları verelim:

    -- Toplum "Dini çıkar için kullanan siyasi güçleri" iktidar ve iktidar ortağı yapmayacak bilinç düzeyine ulaşmış olacak.
    (Dini Çıkar için kullananların güçlü / büyük çabası ile, toplumun bilinç seviyesi, "eksi ivme" ile hareket etmektedir.
    İstenilen seviyeye ulaşmak için -iyi ihtimalle- daha uzun yıllar olduğunu tahmin etmek güç değildir.)

    -- Diyanetin yerine, tamamen değişik yapıda, özerk bir kurul oluşturulacak. Bu kurulu bağlayacak tek sınır: "Kuran'daki İslam'a dönmek" olacak.
    Kurulun; kısa-orta-uzun vadeli hedefleri olacak.

    -- Bu Plan gereğince toplum -çoğunluğu- ikna edilerek, engeller aşıla - aşıla hedefe yürünecek.

    İSLAM`DA MEZHEP

    Muhammed Sultan el-Mâsumî
    Tahkik elim el-Hilâli
    Terceme : Ali Ebu Muhammed


  3. 26.Aralık.2010, 17:30
    14
    kvzkk
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 26.Aralık.2010
    Üye No: 82092
    Mesaj Sayısı: 9
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    reklam


    MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ [[1]]


    Bizi islâm ve imanla hidayete erdiren, Kur’ân-ı Kerîm’in manasını öğrenmeye ve Rasûlulları’ın hadislerini anlamaya muvaffak kılan Allah’a hamdü senalar olsun.

    Salât ve selam, insanlık devam ettiği sürece ashabın ve tabiînin takip ettiği yolu bize ihsanla tam ve kâmil olarak gösteren
    tüm insanlığın ve cinlerin peygamberi Hz. Muhamed’e (s.a.v.) olsun.

    Kudret sahibi Mevlâsının iyilik ve lütuflarına muhtaç olan kulu Ebû Abdurrahman Muhammed b. Sultan b. Ebî Abdullah


    Muhammed el-Masumî el-Mekkî. Allah kendisini, Kur’ân ile amel etmeye, Rasûlullah’ın sünnetine sarılmaya ve güzel bir sonuca
    (son nefesinde imanlı olarak ölmeye) muvaffak kılsın der ki:
    “Bana, Uzakdoğu ülkelerinden olan Japonya’nın Tokyo ve Oseka şehirlerinde oturan müslümanlar tarafından bir mektup gönderildi.
    Mektup özetle şu konudan bahsediyor: “islâm nedir? Mezhep ne dernektir?
    islâm diniyle şereflenen birisinin dört mezhepten birisine veya başka bir mezhebe girmesi,
    yani Malikî, Hanefî, Şafiî veya Hanbelî olması gerekir mi, gerekmez mi? Çünkü burada büyük bir ihtilaf ve vahim bir münakaşa başladı.
    Japon fikir adamlarından birkaç aydın islâm dinine girmek ve imanla müşerref olmak isteklerini Tokyo’da bulunan müslüman cemiyetine açtılar.
    Hindistanlı müslüman bir grup; “Kendilerinin, ümmetin kandili olan Ebu Hanife’nin (*) mezhebini seçmelerini”, endonezyalı bir grup ise;
    “Şafiî mezhebinden olmaları gerektiğini” söylediler. Japonlar bu sözleri işitince çok şaşırdılar. Onların bu tutumlarına çok hayret ettiler.
    Mezhep sorunu onların müslüman olma yolunu tıkadı.

    (*) Mezhep taassubu hadis uydurma ve yayılmasında büyük bir rol oynamıştır. Mezhep ve Mezhep imamları hakkında uydurulan bazı hadisler şunlardır;


    –”Benden sonra bir adam gelecek, ona Numan bin Sabit denir, künyesi de Ebu Hanefe’dir. Allah’ın dini ve benim sünnetim onun eliyle ihya olunacaktır.”
    –”Ümmetimden Muhammed bin İdris [Şafii] adında bir adam çıkacaktır, o ümmetime iblisten daha zararlıdır.
    –“Yine ümmetimde bir adam bulunacaktır ona Ebu Hanife denilir, ümmetimin kandili odur.”

    Bu uydurma hadis, Kur’ân’ın açıklığına muhaliftir. Çünkü Allah’ın, kitabında nitelendirdiği gibi; ümmetin kandili Muhammed(s.a.v.)’dir;


    “Ey Peygamber! Biz seni gerçekten şahit, mujdeleyici ve uyarıcı. Allah’ın izniyle O’nun yoluna çağırıcı ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik
    ” (Ahzab, 45-48).

    Mukallidlerin kendi imamlarına masum Peygamberin sıfatını nasıl giydirdiklerini iyice düşün. Bunun içindir ki muayyen bir mezhebe bağlanmamak asıl olmuştur. Böylelikle masuma (peygambere) ittiba ile masum olmayana ittiba ayrılabilinir.
    Çünkü muayyen bir mezhebi taklit eden kimse, aslında peygambere tabi olma ile hata ve isabet eden Müctehide tabi olmayı müsavi kılmıştır.

    –Sahih hadisler içinde bir mezhebi veya bir mezhep imamı hakkında olumlu veya olumsuzda olsa hiçbir hadis bulunmamaktadır.
    Bu konuda söylenen bütün sözler uydurma hadislerdir Allah bu sözleri Peygambere nisbet edip uyduranlara lanet etsin.

    EsselamüAleyküm


  4. 26.Aralık.2010, 17:30
    14
    kvzkk - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    reklam


    MÜELLİFİN ÖNSÖZÜ [[1]]


    Bizi islâm ve imanla hidayete erdiren, Kur’ân-ı Kerîm’in manasını öğrenmeye ve Rasûlulları’ın hadislerini anlamaya muvaffak kılan Allah’a hamdü senalar olsun.

    Salât ve selam, insanlık devam ettiği sürece ashabın ve tabiînin takip ettiği yolu bize ihsanla tam ve kâmil olarak gösteren
    tüm insanlığın ve cinlerin peygamberi Hz. Muhamed’e (s.a.v.) olsun.

    Kudret sahibi Mevlâsının iyilik ve lütuflarına muhtaç olan kulu Ebû Abdurrahman Muhammed b. Sultan b. Ebî Abdullah


    Muhammed el-Masumî el-Mekkî. Allah kendisini, Kur’ân ile amel etmeye, Rasûlullah’ın sünnetine sarılmaya ve güzel bir sonuca
    (son nefesinde imanlı olarak ölmeye) muvaffak kılsın der ki:
    “Bana, Uzakdoğu ülkelerinden olan Japonya’nın Tokyo ve Oseka şehirlerinde oturan müslümanlar tarafından bir mektup gönderildi.
    Mektup özetle şu konudan bahsediyor: “islâm nedir? Mezhep ne dernektir?
    islâm diniyle şereflenen birisinin dört mezhepten birisine veya başka bir mezhebe girmesi,
    yani Malikî, Hanefî, Şafiî veya Hanbelî olması gerekir mi, gerekmez mi? Çünkü burada büyük bir ihtilaf ve vahim bir münakaşa başladı.
    Japon fikir adamlarından birkaç aydın islâm dinine girmek ve imanla müşerref olmak isteklerini Tokyo’da bulunan müslüman cemiyetine açtılar.
    Hindistanlı müslüman bir grup; “Kendilerinin, ümmetin kandili olan Ebu Hanife’nin (*) mezhebini seçmelerini”, endonezyalı bir grup ise;
    “Şafiî mezhebinden olmaları gerektiğini” söylediler. Japonlar bu sözleri işitince çok şaşırdılar. Onların bu tutumlarına çok hayret ettiler.
    Mezhep sorunu onların müslüman olma yolunu tıkadı.

    (*) Mezhep taassubu hadis uydurma ve yayılmasında büyük bir rol oynamıştır. Mezhep ve Mezhep imamları hakkında uydurulan bazı hadisler şunlardır;


    –”Benden sonra bir adam gelecek, ona Numan bin Sabit denir, künyesi de Ebu Hanefe’dir. Allah’ın dini ve benim sünnetim onun eliyle ihya olunacaktır.”
    –”Ümmetimden Muhammed bin İdris [Şafii] adında bir adam çıkacaktır, o ümmetime iblisten daha zararlıdır.
    –“Yine ümmetimde bir adam bulunacaktır ona Ebu Hanife denilir, ümmetimin kandili odur.”

    Bu uydurma hadis, Kur’ân’ın açıklığına muhaliftir. Çünkü Allah’ın, kitabında nitelendirdiği gibi; ümmetin kandili Muhammed(s.a.v.)’dir;


    “Ey Peygamber! Biz seni gerçekten şahit, mujdeleyici ve uyarıcı. Allah’ın izniyle O’nun yoluna çağırıcı ve aydınlatıcı bir kandil olarak gönderdik
    ” (Ahzab, 45-48).

    Mukallidlerin kendi imamlarına masum Peygamberin sıfatını nasıl giydirdiklerini iyice düşün. Bunun içindir ki muayyen bir mezhebe bağlanmamak asıl olmuştur. Böylelikle masuma (peygambere) ittiba ile masum olmayana ittiba ayrılabilinir.
    Çünkü muayyen bir mezhebi taklit eden kimse, aslında peygambere tabi olma ile hata ve isabet eden Müctehide tabi olmayı müsavi kılmıştır.

    –Sahih hadisler içinde bir mezhebi veya bir mezhep imamı hakkında olumlu veya olumsuzda olsa hiçbir hadis bulunmamaktadır.
    Bu konuda söylenen bütün sözler uydurma hadislerdir Allah bu sözleri Peygambere nisbet edip uyduranlara lanet etsin.

    EsselamüAleyküm


  5. 26.Aralık.2010, 23:54
    15
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    Alıntı
    EsselamüAleyküm
    Ve aleykum selam ellerine sağlık.


  6. 26.Aralık.2010, 23:54
    15
    Devamlı Üye
    Alıntı
    EsselamüAleyküm
    Ve aleykum selam ellerine sağlık.


  7. 27.Aralık.2010, 01:32
    16
    yeşil sancak
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Mart.2010
    Üye No: 74102
    Mesaj Sayısı: 170
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    yazılanların içerisinde doğrularda var yanlışlarda.. kısacası sağlıksız bir yazı....


  8. 27.Aralık.2010, 01:32
    16
    yeşil sancak - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    yazılanların içerisinde doğrularda var yanlışlarda.. kısacası sağlıksız bir yazı....


  9. 27.Aralık.2010, 01:40
    17
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,511
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    MEZHEP


    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.

    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.

    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.

    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.

    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.

    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.

    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).

    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.

    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir.

    Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir.

    Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)


  10. 27.Aralık.2010, 01:40
    17
    Üye
    MEZHEP


    Sözlükte "gidilecek yol, gidilecek yer, görüş, doktrin, akım, gitmek ve takip etmek" gibi anlamlara gelen mezhep, dinî bir kavram olarak, kendi içinde tutarlı bir metot ve düşünce sistemine sahip itikâdî ve amelî doktrin manasına gelir. Mezhep kurucusu imam veya müçtehit, hüküm çıkarmada kullanılan deliller ile aslî delillerden hüküm çıkarma metotlarını belirleyen kimselerdir. Bu usül farklılıkları ile bunlara dayalı olarak ortaya çıkan hükümlerdeki farklılıklar mezhepleri oluşturmuştur.

    İslâm literatüründe mezhepler itikadî mezhepler ve amelî (fıkhî) mezhepler olmak üzere ikiye ayrılır. Tarih sahnesine çıkışı bakımından itikâdî mezhepler daha önce olup, oluşmasının arkasında siyasî sebepler yatmaktadır. Hz. Osman'ın şehadetiyle başlayıp Hz. Ali'nin Cemel ve Sıffın savaşlarıyla devam eden siyasî olaylar sonucunda siyasî ağırlıklı olan Haricî ve Şiî mezhepleri ortaya çıkmıştır. Bir müddet sonra da; fikir yönünden Cebriyye ve Mutezile gibi akımlar doğmuştur. İtikâdî mezheplerin ihtilaf noktalarını; hilâfet, büyük günah, kader, Allah'ın sıfatları ru'yetullah, insanın fiilleri, husun-kubuh, şefaat, nübüvvet, rızık, ecel gibi konular oluşturmaktadır. İtikâdî mezhepler ehl-i sünnet mezhepleri ve ehl-i sünnet dışı olmak üzere ikiye ayrılır. Ehl-i sünnet mezhepleri; Maturîdiyye, Eş'ariyye ve Selefiyye'dir. Ehl-i sünnetin dışındaki itikâdî mezheplerden Hâriciyye, Mutezîle, Şîa, Mürcie, Müşebbihe, Cebriyye ise, bunların meşhurlarındandır.

    Fıkhî mezheplerin ortaya çıkışı ise, dinî sebeplere dayanmaktadır. Hz. Peygamber döneminde bir ihtilaf söz konusu değildi. Zira bir problem olduğunda Hz. Peygambere sorularak çözümleniyordu. Hz. Peygamberden sonra, sahabe ve tabiûn döneminden itibaren görüş ayrılığı başlamış, asr-ı saadetten uzaklaştıkça da bu ihtilaflar çoğalmıştır. Bu görüş ayrılıklarının sebepleri şöyle sıralanabilir; a) Kitap ve sünnette geçen bazı kelime ve cümlelerin farklı anlaşılması ve yorumlanması, b) sözün hakikat veya mecaz anlamlarına çekilebilmesi, c) hadislerin bilinmemesi, sıhhat derecesi ve ölçüsü konusundaki farklı telakkiler, d) içtihat usûl ve gücünün farklılığı, e) sosyal ve tabiî çevrenin tesiri.

    Bu sebeplerden kaynaklanan görüş ayrılıkları bulunmakla birlikte, müçtehit imamlar devrine kadar mezheplerden söz edilmemektedir. Her merkezde birçok âlim ve müçtehit bulunmakta, soruları cevaplandırmakta ve davaları halletmektedirler; fakat bunlara izafe edilen bir mezhep yoktur. Bu devirde, fıkhın ve fıkıh usulünün tedvin edilmesi, nazari konularda içtihat edilmeye başlanması, fıkıh mekteplerinin teşekkül ederek münazara ve münakaşaların başlaması gibi sebeplerle mezhepler oluşmuş, bir çok fıkhî mezhep ya da düşünce sistemi ortaya çıkmıştır. Bunlardan büyük bir bölümü, taraftar bulamadığı için zamanla yok olmuştur. Ancak dört büyük amelî mezheb hala devam etmektedir. Bunlar; Hanefî, Şafiî, Malikî ve Hanbelî mezhepleridir. Ehl-i sünnet akidesine mensup olanlar bu dört mezhebi benimsemişlerdir. Şiiler ise Caferîliği tercih etmişlerdir.

    Dördüncü asra kadar bir kimsenin, dinî-amelî hayatında bir mezhebe bağlanmasının gerekliliğini ortaya atan olmamıştır. Tatbikatta, müçtehit olmayanlar, herhangi bir müçtehitten meselesinin hükmünü sorar, aldığı fetvaya uyabilir; fakat artık bütün meselelerini aynı müçtehide sorma mecburiyetini hatırına bile getirmezdi. Âlimler de, mezhep hükümlerine, imamın görüşlerine göre değil, kitap ve sünnet delillerine göre hüküm verirlerdi.

    Mezheplerin teşekkülünden bir müddet sonra, içtihat terbiye ve kültürünün değişip zayıflaması, hazır hükümlerin çoğalması, siyasî baskı gibi çeşitli nedenlerle mezhep taassubu meydana gelmiştir. Bununla birlikte bir mezhebe bağlılığın lüzumu da gündeme gelmiştir. Sonra gelen âlimlerden mezhep mukallit ve mutaassıpları, her mükellefin dört mezhepten birine bağlanmasının vacip olduğunu ve mezhebini terk edene ta'zir tatbik edilmesi gerektiğini iddia etmişlerdir. Buna mukabil, diğer bazı usulcüler ise, bir mezhebe bağlanmanın gerekli olmadığını, belki caiz olabileceğini, gerektiğinde o mezhebi bırakıp başka bir mezhebe geçilebileceğini kabul etmişlerdir.

    Herhangi bir mezhebe bağımlı kalmanın gerekli olmadığını kabul edenler, bunun bir kolaylık, genişlik ve rahmet olduğunu ileri sürmüşler ve Hz. Peygambere atfedilen "Ümmetimin ihtilafı rahmettir." mealindeki hadisi delil olarak göstermişlerdir (Suyûtî, el-Câmi'u's-Sağîr, I/13; Aclûnî, Keşfu'l-Hafâ, I/64).

    Herhangi bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak ne kadar hatalı ve yanlış ise, "içtihat edemeyen kişinin karşılaştığı bütün meselelerde belirli bir imamı taklit etmesi vacip değildir; dilediği müçtehidi taklit edebilir, zira ümmetin ihtilafı rahmettir." demek de o derece yanlıştır.

    Öncelikle ileri sürülen bu hadis sahih olmayıp, munkatı'dır. Ayrıca bu hadis, ittifakla ilgili pekçok âyet ve hadisle de çelişmektedir. Bu hadisin Hz. Peygamber'den varit olduğunu kabul etmiş olsak bile, bu anlamda söylenmediği, belki, değişik görüşlerin tartışılmasından, gerçeğin ortaya çıkacağına, fikir ve düşünce özgürlüğüne, farklı görüşlerin tartışıldığı bir ortamda düşünürlerin ufkunun daha geniş olacağına işaret ettiği söylenebilir.

    Doğru sadece bir tanedir. Bütün müçtehitler bu doğruya ulaşmak, onu bulmak için gayret sarf etmişlerdir. Eğer doğruya ulaşabilmişlerse iki sevap, hata etmişlerse bir sevap kazanmışlardır. Aynı şekilde, mukallitlerin de, doğruya ulaşmak için gayret sarf etmeleri gerekir. Dolayısıyla, delilsiz olarak, körü körüne taklit etmek yerine, delillerine bakılarak kanaat getirilmesi, yani ittiba edilmesi gerekir. "Pek çok müftü fetva verse de, kalbine danış." (Süyûtî, Câmi'u's-Sağîr, I/40) sözü buna işaret etmektedir. Vicdanen doğru olduğuna inanmadan bir fetvaya uymak caiz değildir.

    Sonuç olarak; herkesin, hükmü asıl kaynaklarından, Kur'ân ve sünnetten alması gerekir. Buna gücü yetmeyenler ise, bir imama veya müçtehide ittiba edebilir. İttiba ise körü körüne taklit anlamına gelmeyip, müçtehidin deliline bakarak tercihte bulunmak, onun görüşünü paylaşmak anlamını taşımaktadır. Bir mezhebe bağlılığın gerekliliğini savunmak kadar, "kişi muhayyerdir, dilediği müçtehidi taklit eder" demek de doğru değildir. Verilen fetvanın, kişinin vicdanını tatmin etmesi gerekir. (İ.P.)


  11. 27.Aralık.2010, 07:00
    18
    YaZaROW
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Temmuz.2010
    Üye No: 77650
    Mesaj Sayısı: 1,125
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    Yanlışları ayırt edebildiğinize göre doğrusunu biliyorsunuzdur. Paylaşabilir misiniz? Biz de faydalanalım.


  12. 27.Aralık.2010, 07:00
    18
    YaZaROW - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Yanlışları ayırt edebildiğinize göre doğrusunu biliyorsunuzdur. Paylaşabilir misiniz? Biz de faydalanalım.


  13. 18.Aralık.2012, 12:47
    19
    Fetva Meclisi
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 6
    Mesaj Sayısı: 9,482
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 102

    Cevap: Mezhep Hakkında Bilgi Verirmisiniz?

    hanbeli mezhebi

    Kurucusu Ahmed b. Hanbel’e nisbet edilen Hanbelî mezhebi, diğer üç önemli fıkıh mezhebinin tarihi olarak sonuncusudur.
    Mezhebin kurucusu Ahmed b. Hanbel Hicrî 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiş 241/855 yılında doğduğu yer olan Bağdat’ta vefat etmiştir. Devrinin önemli alimlerinden ilim tahsil eden Ahmed b. Hanbel özellikle hadis ilmiyle meşgul olmuştur. Bu nedenle uzak yerlere hadis rivayeti için hadis yolculukları yapmıştır. Daha sonra bu yolculukların neticesinde ulaştığı rivayetleri meşhur kitabı Müsnedinde bir araya getirmiştir. İmam Şafiî’den uzun yıllar ders alan Ahmed b. Hanbel, Hanefî mezhebinin önemli müçtehitlerinden Ebû Yusuf’tan da istifade etme imkanı bulmuştur. Hayatındaki önemli olaylardan bir tanesi de Hâlife Me’mûn’un ortaya attığı Kur’an’ın mahlûk olduğu fikrini savunmadığı gerekçesiyle işkenceye tabi tutulmasıdır. Fetva ve mezhebiyle ilgili usulü yazmaktan ziyade topladığı hadisleri yazmış ve mezhebinde de daha çok senedi sahihse hadislerle amel etmiştir. Yeri geldiğinde istihsanla da amel eden Hanbelîler sedd-i zerayi prensibini en fazla çalıştıran mezhep mensuplarıdır. Mezhebin gelişmesine Hanbelî fıkhının önemli âlimlerinden İbn-i Teymiyye’nin büyük katkısı olmuştur. Bugün Suudi Arabistan ve çeşitli körfez ülkelerinde Hanbelî mezhebi İbn-i Teymiyye tarafından yapılmış yorumu çerçevesinde yaşanmaktadır. Hanbelî mezhebi diğer üç önemli fıkıh mezhebinden sonra ortaya çıkmasının da tesiriyle bağlısı en az olan fıkıh mezhebidir. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Hanbelî mezhebinin bağlıları bulunmaktadır.


  14. 18.Aralık.2012, 12:47
    19
    Moderatör
    hanbeli mezhebi

    Kurucusu Ahmed b. Hanbel’e nisbet edilen Hanbelî mezhebi, diğer üç önemli fıkıh mezhebinin tarihi olarak sonuncusudur.
    Mezhebin kurucusu Ahmed b. Hanbel Hicrî 164/780 yılında Bağdat’ta dünyaya gelmiş 241/855 yılında doğduğu yer olan Bağdat’ta vefat etmiştir. Devrinin önemli alimlerinden ilim tahsil eden Ahmed b. Hanbel özellikle hadis ilmiyle meşgul olmuştur. Bu nedenle uzak yerlere hadis rivayeti için hadis yolculukları yapmıştır. Daha sonra bu yolculukların neticesinde ulaştığı rivayetleri meşhur kitabı Müsnedinde bir araya getirmiştir. İmam Şafiî’den uzun yıllar ders alan Ahmed b. Hanbel, Hanefî mezhebinin önemli müçtehitlerinden Ebû Yusuf’tan da istifade etme imkanı bulmuştur. Hayatındaki önemli olaylardan bir tanesi de Hâlife Me’mûn’un ortaya attığı Kur’an’ın mahlûk olduğu fikrini savunmadığı gerekçesiyle işkenceye tabi tutulmasıdır. Fetva ve mezhebiyle ilgili usulü yazmaktan ziyade topladığı hadisleri yazmış ve mezhebinde de daha çok senedi sahihse hadislerle amel etmiştir. Yeri geldiğinde istihsanla da amel eden Hanbelîler sedd-i zerayi prensibini en fazla çalıştıran mezhep mensuplarıdır. Mezhebin gelişmesine Hanbelî fıkhının önemli âlimlerinden İbn-i Teymiyye’nin büyük katkısı olmuştur. Bugün Suudi Arabistan ve çeşitli körfez ülkelerinde Hanbelî mezhebi İbn-i Teymiyye tarafından yapılmış yorumu çerçevesinde yaşanmaktadır. Hanbelî mezhebi diğer üç önemli fıkıh mezhebinden sonra ortaya çıkmasının da tesiriyle bağlısı en az olan fıkıh mezhebidir. Bugün Suudi Arabistan başta olmak üzere Irak, Suriye, Filistin ve Mısır’da Hanbelî mezhebinin bağlıları bulunmaktadır.





+ Yorum Gönder
Git İlk 12