Konusunu Oylayın.: Resimler Akla Gelirse ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Resimler Akla Gelirse ?
  1. 29.Kasım.2010, 15:29
    1
    Allahın1Kulu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Temmuz.2010
    Üye No: 77592
    Mesaj Sayısı: 153
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Resimler Akla Gelirse ?






    Resimler Akla Gelirse ? Mumsema Selamun Aleyküm

    Mesela içimizden veya dışımızdan Besmele çekerken veya Allah(c.c.) derken aklımıza biri geliyor ne bileyim bir arkadaşın annen baban veya hemen karşında resim oluyor gözün çarpıyor. Ve insan düşünmeden edemiyor ben o resim geldi aklıma tövbe haşa acaba Allah derken onu düşündüm tövbe haşa ona Allah demiş gibi içimden bir ses geliyor ama onu kastetmiyorum Dinden çıkmış gibi oluyorum tövbe haşa sizce bu vesvesemi ?


  2. 29.Kasım.2010, 15:29
    1
    Devamlı Üye



    Selamun Aleyküm

    Mesela içimizden veya dışımızdan Besmele çekerken veya Allah(c.c.) derken aklımıza biri geliyor ne bileyim bir arkadaşın annen baban veya hemen karşında resim oluyor gözün çarpıyor. Ve insan düşünmeden edemiyor ben o resim geldi aklıma tövbe haşa acaba Allah derken onu düşündüm tövbe haşa ona Allah demiş gibi içimden bir ses geliyor ama onu kastetmiyorum Dinden çıkmış gibi oluyorum tövbe haşa sizce bu vesvesemi ?


    Benzer Konular

    - Namazda akla kötü şeyler gelirse namaza ve oruca zararı olurmu?

    - Kardeşlik ile ilgili resimler - Kardeşliği temsil eden resimler

    - Akla gelen kötü düşünceler (akla gelen olumsuz düşünceler)

    - El ile mezi getirmek gusül gerektirir mi ? Mezi nasıl gelirse gelsin gusül gerekmez ve mezi gelirse

    - Enam suresi 160. ayet: Kim (Allah huzuruna) iyilikle gelirse ona getirdiğinin on katı vardır. Kim de

  3. 29.Kasım.2010, 15:39
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: Resimler Akla Gelirse ?




    Yok kardeşim dinden çıkmıyorsunuz
    Vesvesede var sizin düşünmenizde var böyle şeyleri fazla kafanıza takıp sorun çıkarmayın ne kadar kafanıza takarsanız o kadar daha kötü şeylr gelir aklınıza
    bu tür şeyler dinden felanda çıkarmaz bizde dua ederken yolda giderken yola sağa sola bakarız bazen E biz sağa sola veya yolamı taptık haşa ?


  4. 29.Kasım.2010, 15:39
    2
    Feseyekfikehumullah



    Yok kardeşim dinden çıkmıyorsunuz
    Vesvesede var sizin düşünmenizde var böyle şeyleri fazla kafanıza takıp sorun çıkarmayın ne kadar kafanıza takarsanız o kadar daha kötü şeylr gelir aklınıza
    bu tür şeyler dinden felanda çıkarmaz bizde dua ederken yolda giderken yola sağa sola bakarız bazen E biz sağa sola veya yolamı taptık haşa ?


  5. 29.Kasım.2010, 16:05
    3
    Allahın1Kulu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Temmuz.2010
    Üye No: 77592
    Mesaj Sayısı: 153
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Resimler Akla Gelirse ?

    doğru söylüyorsun kardeşim Allah razı olsun.


  6. 29.Kasım.2010, 16:05
    3
    Devamlı Üye
    doğru söylüyorsun kardeşim Allah razı olsun.


  7. 29.Kasım.2010, 16:32
    4
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    Resimler Akla Gelirse ?

    bu şekilde çok soru geliyor acaba bunu yaptım dinden çıkmış olurmuyum diye.Hak mezheplere göre dinden çıkmak o şekillerle olmaz.Genel olarak bilgi almak isteyen varsa aşağıdakini okusun.




    Soru

    Hangi nedenlerle dinden çıkmış oluruz? Dinden çıkan bir kişinin geri dönüşü yok mudur?
    Cevap

    Değerli Kardeşimiz;
    Âhirzaman fitnesinin, inşallah, zevâle meylinin başladığı son devrini yaşıyoruz.. Namus, iffet, hayâ mefhumları kalabalık ana caddelerden süratle dar sokaklara, kenar mahallelere, kuytu evlere doğru koşuşuyorlar. Kendilerini bir evden içeri atıyorlar. Tam rahat bir nefes alacaklarken, karşılarındaki akıl almaz makine, dünyanın tâ öte ucundan görüntüler sergilemeye ve ışınlarla mermi yağdırmaya başlıyor. Ne yapacaklarını şaşırıyor ve ümitsizlik içinde sadece “âhirzaman” demekle yetiniyorlar.
    Bazı çevrelerde günahtan kaçınmak âdetâ ayıp addediliyor
    Ötede birçok hanede hz. İbrahim’in (a.s.) mûcizesi yeniden yaşanıyor. Bu ateşin ortasında bahçeler, bağlar, bülbüller, güller... Bu kavganın sonu merak ediliyor. Ateş mi suyu yutacak, yoksa su mu ateşi söndürecek? Bir beldede kışın en şiddetli devresinde bir tane olsun hurma yetiştirebilmişseniz, bunun mânâsı şudur: bu yerde hurma olur... Mesele bizim gayretimize kalmıştır. Gece gündüz soğuk aleyhtarı gösteriler yapmak, bağırmak, çağırmak, soğukla kavga etmek meseleyi halledecek değildir. O bir hurmayı, bin yapmanın, milyonlar yapmanın yolunu aramak gerek...

    Gözümüzün önünden hiç ayrılmayan günümüz fitnesi, bazı müslümanları gayrete getirirken, bazılarını da ümitsizliğe düşürüyor . Bunlar, içlerindeki feverana yön veremediklerinden, teselliyi, günahkârlara sövmede, âsilere çatmada, onları kâfirlikle itham etmede buluyorlar. Şeytan, bu gibi müslümanları büyük bir tehlikenin, dehşetli bir uçurumun kenarına itiyor.

    Peygamber efendimizi (a .s.m.) dinleyelim: “kim kardeşine kâfir derse, ikisinden biri mutlaka kâfir olmuştur. Eğer itham edilen kâfir değilse, küfür itham edene döner.” İşte yağmurdan kaçarken doluya tutulmanın en acı tablosu... Nefis durmadan zorluyor, şeytan aralıksız teşvik ediyor: şuna söv! Bunu döv! Şuna kâfir, buna münafık de!. Bu, büyük bir yaramızdır. Üzerinde ne kadar durulsa yeridir.

    Karşımızda günah işleyen, tanımadığımız biri . İç âlemimizde bir kavga: kötüye yormakla (su-i zan), iyiye yormak (hüsn-ü zan) arasında kalıyoruz. Nefis diyor ki, bu adam kâfir olmasa bu büyük günahı işlemez... Kalp ve vicdan ise, “büyük günah işlemek kişiyi kâfir etmez, belki bu günahı küfründen değil de nefsine hâkim olamadığından, yahut cehaletinden işlemektedir; günahkârdır, fâsıkdır, ama kâfir olduğunu hemen iddia etmemek gerekir” diyerek tedbir yolunu tutuyorlar.

    “günah-ı kebâir (büyük günahlar) işleyen kâfir midir?” Tartışması ehl-i sünnet âlimleri ile haricîler ve mûtezile arasında asırlarca sürdü . Haricîler büyük olsun küçük olsun her günah işleyenin kâfir olup ebediyen cehennemde kalacağını iddia ederlerken, mûtezile büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mü’min olmayıp, imanla küfür arasında kalacağını savundu. Böylece her iki grup da hakikatten uzaklaşarak “dalâlete” düştüler.

    Bu kavganın sonunda galibiyet ehl-i sünnetin oldu . Bu galibiyet bayrakları sayılacak gibi değil. Biz sadece ikisini nakletmekle yetineceğiz: Yahya bin muaz buyuruyor: “bir anlık iman, yetmiş yıllık küfrü mahveder, yok eder. Nasıl oluyor ki yetmiş yıllık iman, bir anlık günahla yok oluyor.”

    “kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir” âyet-i kerimesini (maide, 44) yanlış tefsir ederek, “Allah’a isyan eden, günah işleyen herkes kâfirdir” diyen haricîlere karşı, ehl-i sünnet âlimlerinin görüşlerini bir kimyager gibi tahlil eden fahreddin-i râzi hazretleri bu hususta en isabetli görüşün hz . İkrime’ye (r.a.) ait olduğunu ifade buyurur.

    İkrime hazretlerinin zafer bayrağımız olan şu ifadelerini hep birlikte okuyalım: “hak teâlânın ‘kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse ...’ ifadesi, hem kalbi hem de lisaniyle inkâr edenleri içine almaktadır. Kalbiyle onun Allah’ın hükmü olduğunu bilip sonra da lisanıyle onun Allah’ın hükmü olduğunu ikrar edip, buna zıt olan şeyleri yapan kimseye gelince, o da Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiş, ama onu bilfiil yapmamış olur. Binaenaleyh, böyle bir kimsenin bu âyetin hükmüne dahil olması gerekmez...” (tefsir-i kebir-9/86)

    Yakın tarihimizde bir fetret devri yaşadık . Hurafeler hortladı; bozuk fikirler yeniden canlandı... Yine tekfir moda oldu. Ama bu defa haricîler tarafından değil. İşin tuhaf tarafı bu işi yapanlar haricîlik nedir, mûtezile nedir, hatta elfâz-ı küfür nedir pek bilmiyorlardı. Ezberledikleri bazı sloganları soğuk damga yaptırmış, önlerine gelenin alnına basıyorlardı. Bunlar resûlûllah efendimizin (a.s.m.) Tekfirle ilgili uyarı hadisinin de gâfiliydiler...

    Tekfir meselesine küfrün tarifinden başlayalım . Küfür nedir?.. Lügat mânâsıyla küfür, nimete karşı nankörlük etmek, nimeti gizlemek, küfran etmek mânâsına geliyor. Şer’î ıstılahta ise, küfür, “hiçbir zorlama olmaksızın kendi irade ve isteğiyle iman hakikatlerini inkâr ve tekzip etmek, yahut tasdik etmemek, iman edilmesi gereken mukaddesatı tahkir etmek, onlarla alay etmek, haramı helâl, helâli haram kabul etmek” mânâsında.

    İman, nasıl kalbin tasdiki ve lisanın ikrarıyla sabit oluyorsa, küfür de aynı yolla sabit olur . Bu noktada karşımıza “elfaz-ı küfür” bahsi çıkıyor, yâni küfür olan sözler.

    Bu sözleri söylediğini işittiğimiz bir kimseye hemen kâfir diyebilir miyiz? Burada âlimlerimiz bize şu soruyu yöneltiyorlar: onun kalbi hakkında bilgin var mı? O sözü cehaletinden mi söylüyor, yoksa mukaddesata düşmanlık namına yahut onunla alay etmek niyetiyle mi? Bu nokta çok mühimdir . Ve bu incelik, fiiller için ameller için de geçerli...



    Merhum elmalılı hamdi yazır, “tekzib-i fiil ile adem-i fiil arasında büyük fark vardır” diyerek bu noktaya dikkatimizi çekiyor . Tekzib-i fiil, bir işin, bir hareketin, bir vazifenin inkâr edilmesi, “öyle bir şey yoktur” denmesi. Adem-i fiil ise, o işin, o fiilin, varlığı kabul edilmekle birlikte, yapılmaması, yerine getirilmemesi. Namazı inkâr etmek başka, namaz kılmamak daha başkadır..
    Birincisi tekzib, ikincisi ise adem-i fiildir
    Buna göre, bir insan kur’an-ı kerim’in namaz emrini inkâr ederse küfre girer; ama, bu emri kabul ettiği halde namaz kılmazsa kesinlikle kâfir olmaz.. Faiz alıp vermeyi kur’an’ın yasak ettiğini, bunun ilâhî bir yasak olduğunu kabul eden bir insanın nefsine mağlûp olarak bu haramı işlemesi hâlinde kâfir olmayacağı açıktır.
    Haramları işlemek de böyledir
    Bir de ahmet ziyaeddin gümüşhanevî hazretlerini dinleyelim: “bir kimsenin sarf ettiği bir söz, birçok yönleriyle küfrü gerektiriyor da bir yönüyle küfürden kurtarıyorsa, müftünün onu tercih etmesi gerekir. Zira müslümanlar hakkında hüsn-ü zan esastır.” Bu ilim ve irfan saçan ifadelerde iki yaramızı birden seyrediyoruz. Birisi, “su-i zan”, yâni kötüye yormak, olumsuz değerlendirmek.. Fetvanın câhiller eline düşmesi...
    Diğeri de, müftünün görevini herkesin yüklenmesi
    Gümüşhanevî hazretleri devamla şöyle buyuruyor: “şu var ki, bu adamın niyeti küfür değilse müslümandır, fakat niyeti küfür ise müftünün fetvası onu kurtarmaz” (ehl-i sünnet itikadı, sh.68)

    Tekfir konusunda risale-i nur külliyatından “sünuhat” adlı eserde yer alan şu öz, doyurucu ve harika ifadeleri, bu asrın insanı kelime kelime ezberlemeli, harf harf yaşamalı . Yoksa hem kendisi büyük günaha girer, hem de bilmeyerek karşısındakini islâm’dan uzaklaştırır... “meselâ: demiş bu şey küfürdür. Yâni, o sıfat imandan neş’et etmemiş, o sıfat kâfiredir. O haysiyet ile o zât küfür etti, denilir. Fakat mevsufu ise mâsume ve imandan neş’et ettikleri gibi, imanın tereşşuhatına da hâize olan başka evsafa malik olduğundan o zât kâfirdir denilmez. İllâ ki, o sıfat küfürden neş’et ettiği yakînen biline... Zira başka sebepten de neş’et edebilir. Sıfatın delâletinde şek var. İmanın vücudunda da yakîn var. Şek ise yakînin hükmünü izale etmez. Tekfire çabuk cür’et edenler düşünsünler!...” (sünuhat, 20)

    Demek ki, bir mü’minde, imandan kaynaklanmayan belki cehaletten, sefahatten yahut daha başka bir kaynaktan beslenen sıfatlar bulunabilir . Bu sıfatlara “kâfire” tabir ediliyor. Yine o mü’minin, imanından kaynaklanan birçok da mâsum sıfatı bulunuyor. İşte bu sıfatlar, o zâta kâfir dememize mâni.. “sıfatın delâletinde şek var” cümlesi kesin hüküm vermemizi engelliyor. Yâni o yaptığı işin, söylediği sözün, taşıdığı sıfatın, onun kâfir olduğuna delil olması şüpheli. Bunları küfür kastıyla yaptığını kat’i olarak bilemiyoruz. Ama kendisinin mü’min olduğunu biliyoruz.. Buna göre imanın delâletinde yakîn var, kesinlik var, kat’iyet var. Ama küfrün varlığında şek, yâni şüphe var, zan var, tahmin var. Biz yakîni, şek ile iptal edemeyiz ve o adama kâfir diyemeyiz.
    Onun dilinden küfrü icap eden bir söz çıkmışsa, yahut o mü’min, imandan kaynaklanmayan ve ancak kâfirlere yakışacak fiiller işlemişse yukarıda verilen ölçüye göre, bunların küfürden doğduğunu, yâni o adamın küfür niyetiyle, islâm’ı inkâr kasdıyla bunları yaptığını kesinlikle bilmedikçe onu tekfir edemeyiz; kendisine kâfir diyemeyiz Kendisinden sorsak, ben mü’minim, müslümanım diyecektir
    El-ezherî’nin “kur’an’a mahlûk diyen kimseye kâfir denilebilir mi?” Sorusuna verdiği şu cevap çok harikadır:
    – söylediği şey küfürdür!..
    Soru kendisine üç defa tekrar edilir. Hep aynı cevabı verir ve sonunda şöyle buyurur:
    – bazen müslümanın ağzından küfür çıkabilir.

    Yine nur külliyatından “münazarat”ın teşhis ve tedavi ettiği bir yaramıza da bu vesileyle parmak basalım .

    Dış siyaset konusunda müslümanlar arasında görüş ayrılığı olabiliyor . Bu gayet normaldir. Fikir hürriyeti içerisinde anlayışla karşılanmalıdır. Ama bazen, bu tip tartışmalarda ölçü kaçıyor. Adam, fikren mağlûp düştüğünü hisseder etmez, muhatabını hemen tekfire yelteniyor. “sen bu görüşünle hıristiyanları desteklemiş oldun ve küfre girdin” diyebiliyor. Bu yanlışını düzeltmeye kalktığınızda sesinin tonunu iyiden iyiye yükseltiyor ve emin bir eda ile kur’an-ı kerim’de, “yahudileri ve nasranîleri dost edinmeyin” buyurulmuyor mu? Diye size çıkışıyor. Bu büyük yanlışın, bu dehşetli hastalığın ve mesuliyeti çok büyük ithamın reçetesi şu birkaç cümlede mevcut: “bu nehiy, yahudi ve nasara ile, yahudiyet ve nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir. Hem de bir adam, zâtı için sevilmez. Belki muhabbet sıfat ve san’atı içindir.”

    Demek ki âyet-i kerime yahudiliğe ve hıristiyanlığa muhabbet etmeyi yasaklıyor . Meselâ, hıristiyan bir devleti hıristiyanlığı sebebiyle sevmek, bu âyetin yasağına giriyor. O devletin sanatını, teknolojisini beğenmek, takdir etmek bu yasağın dışında.

    Yukarıda naklettiğimiz ifadeler şöyle son buluyor: “ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin .” Yâni, bir müslüman’ın ehl-i kitaptan, meselâ hıristiyan bir hanımı olsa, onu hanımı olduğu için sevecek, ama onun hıristiyanlığına muhabbet etmeyecektir. İşte bu ince ölçüden mahrumiyet bize çok pahalıya mâl oluyor...

    Yeri gelmişken yanlış değerlendirilen bir hadis-i şeriften de söz etmek isterim ..s.m.) Bir hadis-i şerifinde münafığın alâmetlerini şöyle sıralar: “konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünü tutmaz. Kendine itimat edilince ihanet eder.”
    Resûlûllah efendimizin (a
    Bu hadis-i şerifte büyük bir terbiye metodu saklı. Bu hadisi yanlış değerlendirenler de dahil olmak üzere, her müslüman çok iyi bilir ki, “yalan söylemek”, “sözünde durmamak”, “emanete hıyanet etmek” insanı kafir etmez. Yine hepimiz biliriz ki, münafık kâfirden daha alçaktır. Çünkü, münafık gerçekte kâfir olduğu halde, küfrünü gizleyen, müslüman görünen kimsedir.. Sizi ne zaman ve nasıl vuracağı bilinmez.
    Bu adam islâm’ın gizli düşmanıdır ve açık düşmandan daha tehlikelidir
    Şimdi, yalan söyleyen bir müslüman’ın böyle hâin bir kâfirden daha aşağı olduğunu söylemek mümkün mü? Elbette ki hayır! O halde hadis-i şerifteki inceliği şöyle anlayacağız. Resûlûllah efendimiz (a.s.m) bu sözüyle müminlere ihtar ediyor: “sakın şu günahlara yaklaşmayınız! Çünkü onlar kâfirden daha alçak olan münafığın sıfatlarıdır.” Bu fevkalâde tesirli bir ikaz, bir sakındırma metodu. Bu inceliği sezmeyerek, söz konusu günahları işleyen bir mü’mini nifaka girmekle itham etmek, tekfir gibi büyük bir cinayet, büyük bir vebal, büyük bir cehalet ve dehşetli bir su-i zan...



    Çocukluğumuzda çok dinlediğimiz bir fıkra var . Mü’minleri tekfir etmeye can atanların psikolojisini çok güzel ifade eder: bir adama lâkap takmışlar “ördek” diye. İsmini vermez, onu böylece çağırırlarmış. Bir gün birisi, lâf arasında “bugün hava bulutlu” demiş. Adam “sen bana niçin ördek dedin, bunu nasıl yaparsın” diye başlamış hakaretler yağdırmaya. Beriki neye uğradığını şaşırmış ve nâzikane sormuş, “kardeşim ben sana ne zaman ‘ördek’ dedim?” Aldığı cevap şu olmuş: “hava bulutlu oldu mu yağmur yağar; yağmur yağdı mı su göllenir; gölde de ördekler yüzer.”

    Maalesef bugün, günahkâr müminlerin her sözünü ve her hareketini bin bir bahane ile küfre yoran insanlara çokça rastlıyoruz . Âlimlerimiz, âriflerimiz, önderlerimiz böyle mi yapıyorlardı!?.. İşte size lâfızları bile birbirine çok benzeyen iki ifade: belli ki aynı çeşmeden içmiş, aynı terbiyeden geçmişler:
    “said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de, yine te’vile çalışır. Onu tekfir etmez.” Bediüzzaman
    “bir müslümanın sözünü, zayıf bir rivayet dahi olsa mümkün olduğu kadar iyiye yormak gerekir.” Gümüşhanevî

    Bugün top yekûn islâm âlemi, bilgili, fâzıl, mütevazı, herkesin derdine derman olmaya koşan, günahkârlara bir şefkatli baba gibi üzülen gayretli müslüman tipine son derece muhtaç ...

    Câhil, çığırtkan, ıslah nedir bilmeyen, hastaya sövmeyi tedavi sanan, sevimsiz, muhakemesiz, şefkatsiz, hırçın ve eline fırsat geçse güya hak namına nice zulümler işlemeye hazır, slogan makinesi, anarşist tipler islâm’ı temsil edemezler ...

    Bizim vazifemiz, evvelâ nefsimizi birinci gruba sokmağa çabalamak, başkalarının da böyle olmalarına gayret göstermek, diğer gruba bilmeyerek düşen kardeşlerimizin de kurtuluşlarına dua etmektir .
    Bu noktada şu hadis-i şerif bütün mü’minler için ne büyük bir irşaddır!.. Ebu hureyre (r.a.) anlatıyor. Rasûlullah’a (a.s.m.), – ey Allah’ın resûlü! Müşriklere beddua et, onları lânetle! Denilmişti. Şu cevabı verdi: – ben rahmet olarak gönderildim, lânetleyici olarak değil!..

    Prof . Dr. Alaaddin Başar Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  8. 29.Kasım.2010, 16:32
    4
    Devamlı Üye
    bu şekilde çok soru geliyor acaba bunu yaptım dinden çıkmış olurmuyum diye.Hak mezheplere göre dinden çıkmak o şekillerle olmaz.Genel olarak bilgi almak isteyen varsa aşağıdakini okusun.




    Soru

    Hangi nedenlerle dinden çıkmış oluruz? Dinden çıkan bir kişinin geri dönüşü yok mudur?
    Cevap

    Değerli Kardeşimiz;
    Âhirzaman fitnesinin, inşallah, zevâle meylinin başladığı son devrini yaşıyoruz.. Namus, iffet, hayâ mefhumları kalabalık ana caddelerden süratle dar sokaklara, kenar mahallelere, kuytu evlere doğru koşuşuyorlar. Kendilerini bir evden içeri atıyorlar. Tam rahat bir nefes alacaklarken, karşılarındaki akıl almaz makine, dünyanın tâ öte ucundan görüntüler sergilemeye ve ışınlarla mermi yağdırmaya başlıyor. Ne yapacaklarını şaşırıyor ve ümitsizlik içinde sadece “âhirzaman” demekle yetiniyorlar.
    Bazı çevrelerde günahtan kaçınmak âdetâ ayıp addediliyor
    Ötede birçok hanede hz. İbrahim’in (a.s.) mûcizesi yeniden yaşanıyor. Bu ateşin ortasında bahçeler, bağlar, bülbüller, güller... Bu kavganın sonu merak ediliyor. Ateş mi suyu yutacak, yoksa su mu ateşi söndürecek? Bir beldede kışın en şiddetli devresinde bir tane olsun hurma yetiştirebilmişseniz, bunun mânâsı şudur: bu yerde hurma olur... Mesele bizim gayretimize kalmıştır. Gece gündüz soğuk aleyhtarı gösteriler yapmak, bağırmak, çağırmak, soğukla kavga etmek meseleyi halledecek değildir. O bir hurmayı, bin yapmanın, milyonlar yapmanın yolunu aramak gerek...

    Gözümüzün önünden hiç ayrılmayan günümüz fitnesi, bazı müslümanları gayrete getirirken, bazılarını da ümitsizliğe düşürüyor . Bunlar, içlerindeki feverana yön veremediklerinden, teselliyi, günahkârlara sövmede, âsilere çatmada, onları kâfirlikle itham etmede buluyorlar. Şeytan, bu gibi müslümanları büyük bir tehlikenin, dehşetli bir uçurumun kenarına itiyor.

    Peygamber efendimizi (a .s.m.) dinleyelim: “kim kardeşine kâfir derse, ikisinden biri mutlaka kâfir olmuştur. Eğer itham edilen kâfir değilse, küfür itham edene döner.” İşte yağmurdan kaçarken doluya tutulmanın en acı tablosu... Nefis durmadan zorluyor, şeytan aralıksız teşvik ediyor: şuna söv! Bunu döv! Şuna kâfir, buna münafık de!. Bu, büyük bir yaramızdır. Üzerinde ne kadar durulsa yeridir.

    Karşımızda günah işleyen, tanımadığımız biri . İç âlemimizde bir kavga: kötüye yormakla (su-i zan), iyiye yormak (hüsn-ü zan) arasında kalıyoruz. Nefis diyor ki, bu adam kâfir olmasa bu büyük günahı işlemez... Kalp ve vicdan ise, “büyük günah işlemek kişiyi kâfir etmez, belki bu günahı küfründen değil de nefsine hâkim olamadığından, yahut cehaletinden işlemektedir; günahkârdır, fâsıkdır, ama kâfir olduğunu hemen iddia etmemek gerekir” diyerek tedbir yolunu tutuyorlar.

    “günah-ı kebâir (büyük günahlar) işleyen kâfir midir?” Tartışması ehl-i sünnet âlimleri ile haricîler ve mûtezile arasında asırlarca sürdü . Haricîler büyük olsun küçük olsun her günah işleyenin kâfir olup ebediyen cehennemde kalacağını iddia ederlerken, mûtezile büyük günah işleyenin ne kâfir ne de mü’min olmayıp, imanla küfür arasında kalacağını savundu. Böylece her iki grup da hakikatten uzaklaşarak “dalâlete” düştüler.

    Bu kavganın sonunda galibiyet ehl-i sünnetin oldu . Bu galibiyet bayrakları sayılacak gibi değil. Biz sadece ikisini nakletmekle yetineceğiz: Yahya bin muaz buyuruyor: “bir anlık iman, yetmiş yıllık küfrü mahveder, yok eder. Nasıl oluyor ki yetmiş yıllık iman, bir anlık günahla yok oluyor.”

    “kim Allah’ın indirdiği ile hükmetmezse, işte onlar kâfirlerin tâ kendileridir” âyet-i kerimesini (maide, 44) yanlış tefsir ederek, “Allah’a isyan eden, günah işleyen herkes kâfirdir” diyen haricîlere karşı, ehl-i sünnet âlimlerinin görüşlerini bir kimyager gibi tahlil eden fahreddin-i râzi hazretleri bu hususta en isabetli görüşün hz . İkrime’ye (r.a.) ait olduğunu ifade buyurur.

    İkrime hazretlerinin zafer bayrağımız olan şu ifadelerini hep birlikte okuyalım: “hak teâlânın ‘kim Allah’ın indirdiğiyle hükmetmezse ...’ ifadesi, hem kalbi hem de lisaniyle inkâr edenleri içine almaktadır. Kalbiyle onun Allah’ın hükmü olduğunu bilip sonra da lisanıyle onun Allah’ın hükmü olduğunu ikrar edip, buna zıt olan şeyleri yapan kimseye gelince, o da Allah’ın indirdiğiyle hükmetmiş, ama onu bilfiil yapmamış olur. Binaenaleyh, böyle bir kimsenin bu âyetin hükmüne dahil olması gerekmez...” (tefsir-i kebir-9/86)

    Yakın tarihimizde bir fetret devri yaşadık . Hurafeler hortladı; bozuk fikirler yeniden canlandı... Yine tekfir moda oldu. Ama bu defa haricîler tarafından değil. İşin tuhaf tarafı bu işi yapanlar haricîlik nedir, mûtezile nedir, hatta elfâz-ı küfür nedir pek bilmiyorlardı. Ezberledikleri bazı sloganları soğuk damga yaptırmış, önlerine gelenin alnına basıyorlardı. Bunlar resûlûllah efendimizin (a.s.m.) Tekfirle ilgili uyarı hadisinin de gâfiliydiler...

    Tekfir meselesine küfrün tarifinden başlayalım . Küfür nedir?.. Lügat mânâsıyla küfür, nimete karşı nankörlük etmek, nimeti gizlemek, küfran etmek mânâsına geliyor. Şer’î ıstılahta ise, küfür, “hiçbir zorlama olmaksızın kendi irade ve isteğiyle iman hakikatlerini inkâr ve tekzip etmek, yahut tasdik etmemek, iman edilmesi gereken mukaddesatı tahkir etmek, onlarla alay etmek, haramı helâl, helâli haram kabul etmek” mânâsında.

    İman, nasıl kalbin tasdiki ve lisanın ikrarıyla sabit oluyorsa, küfür de aynı yolla sabit olur . Bu noktada karşımıza “elfaz-ı küfür” bahsi çıkıyor, yâni küfür olan sözler.

    Bu sözleri söylediğini işittiğimiz bir kimseye hemen kâfir diyebilir miyiz? Burada âlimlerimiz bize şu soruyu yöneltiyorlar: onun kalbi hakkında bilgin var mı? O sözü cehaletinden mi söylüyor, yoksa mukaddesata düşmanlık namına yahut onunla alay etmek niyetiyle mi? Bu nokta çok mühimdir . Ve bu incelik, fiiller için ameller için de geçerli...



    Merhum elmalılı hamdi yazır, “tekzib-i fiil ile adem-i fiil arasında büyük fark vardır” diyerek bu noktaya dikkatimizi çekiyor . Tekzib-i fiil, bir işin, bir hareketin, bir vazifenin inkâr edilmesi, “öyle bir şey yoktur” denmesi. Adem-i fiil ise, o işin, o fiilin, varlığı kabul edilmekle birlikte, yapılmaması, yerine getirilmemesi. Namazı inkâr etmek başka, namaz kılmamak daha başkadır..
    Birincisi tekzib, ikincisi ise adem-i fiildir
    Buna göre, bir insan kur’an-ı kerim’in namaz emrini inkâr ederse küfre girer; ama, bu emri kabul ettiği halde namaz kılmazsa kesinlikle kâfir olmaz.. Faiz alıp vermeyi kur’an’ın yasak ettiğini, bunun ilâhî bir yasak olduğunu kabul eden bir insanın nefsine mağlûp olarak bu haramı işlemesi hâlinde kâfir olmayacağı açıktır.
    Haramları işlemek de böyledir
    Bir de ahmet ziyaeddin gümüşhanevî hazretlerini dinleyelim: “bir kimsenin sarf ettiği bir söz, birçok yönleriyle küfrü gerektiriyor da bir yönüyle küfürden kurtarıyorsa, müftünün onu tercih etmesi gerekir. Zira müslümanlar hakkında hüsn-ü zan esastır.” Bu ilim ve irfan saçan ifadelerde iki yaramızı birden seyrediyoruz. Birisi, “su-i zan”, yâni kötüye yormak, olumsuz değerlendirmek.. Fetvanın câhiller eline düşmesi...
    Diğeri de, müftünün görevini herkesin yüklenmesi
    Gümüşhanevî hazretleri devamla şöyle buyuruyor: “şu var ki, bu adamın niyeti küfür değilse müslümandır, fakat niyeti küfür ise müftünün fetvası onu kurtarmaz” (ehl-i sünnet itikadı, sh.68)

    Tekfir konusunda risale-i nur külliyatından “sünuhat” adlı eserde yer alan şu öz, doyurucu ve harika ifadeleri, bu asrın insanı kelime kelime ezberlemeli, harf harf yaşamalı . Yoksa hem kendisi büyük günaha girer, hem de bilmeyerek karşısındakini islâm’dan uzaklaştırır... “meselâ: demiş bu şey küfürdür. Yâni, o sıfat imandan neş’et etmemiş, o sıfat kâfiredir. O haysiyet ile o zât küfür etti, denilir. Fakat mevsufu ise mâsume ve imandan neş’et ettikleri gibi, imanın tereşşuhatına da hâize olan başka evsafa malik olduğundan o zât kâfirdir denilmez. İllâ ki, o sıfat küfürden neş’et ettiği yakînen biline... Zira başka sebepten de neş’et edebilir. Sıfatın delâletinde şek var. İmanın vücudunda da yakîn var. Şek ise yakînin hükmünü izale etmez. Tekfire çabuk cür’et edenler düşünsünler!...” (sünuhat, 20)

    Demek ki, bir mü’minde, imandan kaynaklanmayan belki cehaletten, sefahatten yahut daha başka bir kaynaktan beslenen sıfatlar bulunabilir . Bu sıfatlara “kâfire” tabir ediliyor. Yine o mü’minin, imanından kaynaklanan birçok da mâsum sıfatı bulunuyor. İşte bu sıfatlar, o zâta kâfir dememize mâni.. “sıfatın delâletinde şek var” cümlesi kesin hüküm vermemizi engelliyor. Yâni o yaptığı işin, söylediği sözün, taşıdığı sıfatın, onun kâfir olduğuna delil olması şüpheli. Bunları küfür kastıyla yaptığını kat’i olarak bilemiyoruz. Ama kendisinin mü’min olduğunu biliyoruz.. Buna göre imanın delâletinde yakîn var, kesinlik var, kat’iyet var. Ama küfrün varlığında şek, yâni şüphe var, zan var, tahmin var. Biz yakîni, şek ile iptal edemeyiz ve o adama kâfir diyemeyiz.
    Onun dilinden küfrü icap eden bir söz çıkmışsa, yahut o mü’min, imandan kaynaklanmayan ve ancak kâfirlere yakışacak fiiller işlemişse yukarıda verilen ölçüye göre, bunların küfürden doğduğunu, yâni o adamın küfür niyetiyle, islâm’ı inkâr kasdıyla bunları yaptığını kesinlikle bilmedikçe onu tekfir edemeyiz; kendisine kâfir diyemeyiz Kendisinden sorsak, ben mü’minim, müslümanım diyecektir
    El-ezherî’nin “kur’an’a mahlûk diyen kimseye kâfir denilebilir mi?” Sorusuna verdiği şu cevap çok harikadır:
    – söylediği şey küfürdür!..
    Soru kendisine üç defa tekrar edilir. Hep aynı cevabı verir ve sonunda şöyle buyurur:
    – bazen müslümanın ağzından küfür çıkabilir.

    Yine nur külliyatından “münazarat”ın teşhis ve tedavi ettiği bir yaramıza da bu vesileyle parmak basalım .

    Dış siyaset konusunda müslümanlar arasında görüş ayrılığı olabiliyor . Bu gayet normaldir. Fikir hürriyeti içerisinde anlayışla karşılanmalıdır. Ama bazen, bu tip tartışmalarda ölçü kaçıyor. Adam, fikren mağlûp düştüğünü hisseder etmez, muhatabını hemen tekfire yelteniyor. “sen bu görüşünle hıristiyanları desteklemiş oldun ve küfre girdin” diyebiliyor. Bu yanlışını düzeltmeye kalktığınızda sesinin tonunu iyiden iyiye yükseltiyor ve emin bir eda ile kur’an-ı kerim’de, “yahudileri ve nasranîleri dost edinmeyin” buyurulmuyor mu? Diye size çıkışıyor. Bu büyük yanlışın, bu dehşetli hastalığın ve mesuliyeti çok büyük ithamın reçetesi şu birkaç cümlede mevcut: “bu nehiy, yahudi ve nasara ile, yahudiyet ve nasraniyet olan âyineleri hasebiyledir. Hem de bir adam, zâtı için sevilmez. Belki muhabbet sıfat ve san’atı içindir.”

    Demek ki âyet-i kerime yahudiliğe ve hıristiyanlığa muhabbet etmeyi yasaklıyor . Meselâ, hıristiyan bir devleti hıristiyanlığı sebebiyle sevmek, bu âyetin yasağına giriyor. O devletin sanatını, teknolojisini beğenmek, takdir etmek bu yasağın dışında.

    Yukarıda naklettiğimiz ifadeler şöyle son buluyor: “ehl-i kitaptan bir haremin olsa elbette seveceksin .” Yâni, bir müslüman’ın ehl-i kitaptan, meselâ hıristiyan bir hanımı olsa, onu hanımı olduğu için sevecek, ama onun hıristiyanlığına muhabbet etmeyecektir. İşte bu ince ölçüden mahrumiyet bize çok pahalıya mâl oluyor...

    Yeri gelmişken yanlış değerlendirilen bir hadis-i şeriften de söz etmek isterim ..s.m.) Bir hadis-i şerifinde münafığın alâmetlerini şöyle sıralar: “konuşunca yalan söyler. Söz verince sözünü tutmaz. Kendine itimat edilince ihanet eder.”
    Resûlûllah efendimizin (a
    Bu hadis-i şerifte büyük bir terbiye metodu saklı. Bu hadisi yanlış değerlendirenler de dahil olmak üzere, her müslüman çok iyi bilir ki, “yalan söylemek”, “sözünde durmamak”, “emanete hıyanet etmek” insanı kafir etmez. Yine hepimiz biliriz ki, münafık kâfirden daha alçaktır. Çünkü, münafık gerçekte kâfir olduğu halde, küfrünü gizleyen, müslüman görünen kimsedir.. Sizi ne zaman ve nasıl vuracağı bilinmez.
    Bu adam islâm’ın gizli düşmanıdır ve açık düşmandan daha tehlikelidir
    Şimdi, yalan söyleyen bir müslüman’ın böyle hâin bir kâfirden daha aşağı olduğunu söylemek mümkün mü? Elbette ki hayır! O halde hadis-i şerifteki inceliği şöyle anlayacağız. Resûlûllah efendimiz (a.s.m) bu sözüyle müminlere ihtar ediyor: “sakın şu günahlara yaklaşmayınız! Çünkü onlar kâfirden daha alçak olan münafığın sıfatlarıdır.” Bu fevkalâde tesirli bir ikaz, bir sakındırma metodu. Bu inceliği sezmeyerek, söz konusu günahları işleyen bir mü’mini nifaka girmekle itham etmek, tekfir gibi büyük bir cinayet, büyük bir vebal, büyük bir cehalet ve dehşetli bir su-i zan...



    Çocukluğumuzda çok dinlediğimiz bir fıkra var . Mü’minleri tekfir etmeye can atanların psikolojisini çok güzel ifade eder: bir adama lâkap takmışlar “ördek” diye. İsmini vermez, onu böylece çağırırlarmış. Bir gün birisi, lâf arasında “bugün hava bulutlu” demiş. Adam “sen bana niçin ördek dedin, bunu nasıl yaparsın” diye başlamış hakaretler yağdırmaya. Beriki neye uğradığını şaşırmış ve nâzikane sormuş, “kardeşim ben sana ne zaman ‘ördek’ dedim?” Aldığı cevap şu olmuş: “hava bulutlu oldu mu yağmur yağar; yağmur yağdı mı su göllenir; gölde de ördekler yüzer.”

    Maalesef bugün, günahkâr müminlerin her sözünü ve her hareketini bin bir bahane ile küfre yoran insanlara çokça rastlıyoruz . Âlimlerimiz, âriflerimiz, önderlerimiz böyle mi yapıyorlardı!?.. İşte size lâfızları bile birbirine çok benzeyen iki ifade: belli ki aynı çeşmeden içmiş, aynı terbiyeden geçmişler:
    “said’i bilenler bilirler ki, mümkün olduğu kadar tekfirden çekinir. Hatta sarih küfrü bir adamdan görse de, yine te’vile çalışır. Onu tekfir etmez.” Bediüzzaman
    “bir müslümanın sözünü, zayıf bir rivayet dahi olsa mümkün olduğu kadar iyiye yormak gerekir.” Gümüşhanevî

    Bugün top yekûn islâm âlemi, bilgili, fâzıl, mütevazı, herkesin derdine derman olmaya koşan, günahkârlara bir şefkatli baba gibi üzülen gayretli müslüman tipine son derece muhtaç ...

    Câhil, çığırtkan, ıslah nedir bilmeyen, hastaya sövmeyi tedavi sanan, sevimsiz, muhakemesiz, şefkatsiz, hırçın ve eline fırsat geçse güya hak namına nice zulümler işlemeye hazır, slogan makinesi, anarşist tipler islâm’ı temsil edemezler ...

    Bizim vazifemiz, evvelâ nefsimizi birinci gruba sokmağa çabalamak, başkalarının da böyle olmalarına gayret göstermek, diğer gruba bilmeyerek düşen kardeşlerimizin de kurtuluşlarına dua etmektir .
    Bu noktada şu hadis-i şerif bütün mü’minler için ne büyük bir irşaddır!.. Ebu hureyre (r.a.) anlatıyor. Rasûlullah’a (a.s.m.), – ey Allah’ın resûlü! Müşriklere beddua et, onları lânetle! Denilmişti. Şu cevabı verdi: – ben rahmet olarak gönderildim, lânetleyici olarak değil!..

    Prof . Dr. Alaaddin Başar Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet


  9. 19.Aralık.2010, 12:53
    5
    konya442
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Ekim.2010
    Üye No: 80028
    Mesaj Sayısı: 646
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Resimler Akla Gelirse ?

    Acaba ben dinden cikmis miyim ,,, yüzmeye gittimzde 2 arkadasim hep yuzmede kavga ediyorlardi ,, ve bende dedim onlar ayri takimlarda olsun , cunku belki gine kavga ederler ama kavga yuzmede sadece , yani sakasina ama birazda gercek oluyor ben kendimde kavga ediyorum yuzmede bazen ama sakasina tabi , simdi bu 2 arkadas ayri takima gecince birden kavga etmeye basladilar ve belkide benim izinden yuzme iptal oldu cunku kavga ettikleri icin ve hepimiz cikmis olduk yuzmeden ama öyle daha disarda kavga etmiyorlar öyle dalgasinaydi ama tam maca baslarkene icimden bir ses dedi eger kavga olursa benim izinden olur ve , daha maca baslamadan israrla dedimki ,, ayni takimda olun yoksa kavga olabilir ayni takimda olun ama bosver dediler simdi gunahkar ben mi oluyorum


  10. 19.Aralık.2010, 12:53
    5
    Emekli
    Acaba ben dinden cikmis miyim ,,, yüzmeye gittimzde 2 arkadasim hep yuzmede kavga ediyorlardi ,, ve bende dedim onlar ayri takimlarda olsun , cunku belki gine kavga ederler ama kavga yuzmede sadece , yani sakasina ama birazda gercek oluyor ben kendimde kavga ediyorum yuzmede bazen ama sakasina tabi , simdi bu 2 arkadas ayri takima gecince birden kavga etmeye basladilar ve belkide benim izinden yuzme iptal oldu cunku kavga ettikleri icin ve hepimiz cikmis olduk yuzmeden ama öyle daha disarda kavga etmiyorlar öyle dalgasinaydi ama tam maca baslarkene icimden bir ses dedi eger kavga olursa benim izinden olur ve , daha maca baslamadan israrla dedimki ,, ayni takimda olun yoksa kavga olabilir ayni takimda olun ama bosver dediler simdi gunahkar ben mi oluyorum


  11. 19.Aralık.2010, 13:41
    6
    aziz83
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ağustos.2010
    Üye No: 78582
    Mesaj Sayısı: 754
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Yanıt: Resimler Akla Gelirse ?

    Alıntı
    simdi gunahkar ben mi oluyorum
    Yok kardeşim senlik bişey yok..O kavga edenlerin iradesi yokmu, kavga etmesşnler..Rahat ol senin günaha girdiğin falan yok...


  12. 19.Aralık.2010, 13:41
    6
    aziz83 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Alıntı
    simdi gunahkar ben mi oluyorum
    Yok kardeşim senlik bişey yok..O kavga edenlerin iradesi yokmu, kavga etmesşnler..Rahat ol senin günaha girdiğin falan yok...





+ Yorum Gönder