Konusunu Oylayın.: İslam ve Kadın Konusunda

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İslam ve Kadın Konusunda
  1. 14.Kasım.2010, 16:29
    1
    yagmur1
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Eylül.2010
    Üye No: 79105
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    İslam ve Kadın Konusunda






    İslam ve Kadın Konusunda Mumsema Biryerde şöyle bir yazı okudum. Doğru mudur? Bunları Peygamber Efendimizin söylemiş olabileceğine inanmıyorum.


    "Kadınlar dinen ve aklen dûn (eksik) yaratılmışlardır. . !
    Bu sözler Muhammed'in ağzından çıkmıştır. Islam kaynaklarının bildirmesine göre Muhammed, bir gün kadınların yanından geçerken şöyle der: "Ey kadınlar sadaka verin; zira bana Cehennem gösterildi, çoğu sizler idiniz."
    Hiç beklenmedik böyle bir ağız saldırısı karşısında kadınlar şaşırıp kalırlar ve sorarlar: "Neden dolayı biz Cehennemlerin çoğunluğunu oluşturuyoruz?"
    Muhammed cevap verir: "Çünkü siz, ötekine berikine çokça lanet edersiniz, kocalarınıza nankörlük gösterirsiniz. Ben akıl ve din sahibi kimselerin aklını sizin kadar eksik akıllı ve eksik dinli kimselerin çelebildigini görmedim!"
    Bu ağır hakarete maruz kalan kadıncağızlar neden dolayı ve ne bakımdan aklen/dinen eksik olduklarını sorarlar. Muhammed cevap verir; bir kere aklen eksik olduklarını anlatmak üzere şöyle der: "Tanrı iki kadının şahadetini (tanıklığını) bir erkeğin şahadetine denk saymıştır; yani kadının şahadeti (tanıklığı) erkeğin tanıklığının yarısıdır. İşte bu aklınızın eksikliğindendir." Ve bunun böyle olduğunu kanıtlamak için Bakara Suresi'nin 282. ayetini onlara okur. Dinen eksik olduklarını da şöyle der: "Kadın hayız gördüğü zaman (yani ay başı halindeyken) namz kılmaz ve oruç tutmaz değil mi? İşte dinen eksik olmasının nedeni budur."


  2. 14.Kasım.2010, 16:29
    1
    yagmur1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye



    Biryerde şöyle bir yazı okudum. Doğru mudur? Bunları Peygamber Efendimizin söylemiş olabileceğine inanmıyorum.


    "Kadınlar dinen ve aklen dûn (eksik) yaratılmışlardır. . !
    Bu sözler Muhammed'in ağzından çıkmıştır. Islam kaynaklarının bildirmesine göre Muhammed, bir gün kadınların yanından geçerken şöyle der: "Ey kadınlar sadaka verin; zira bana Cehennem gösterildi, çoğu sizler idiniz."
    Hiç beklenmedik böyle bir ağız saldırısı karşısında kadınlar şaşırıp kalırlar ve sorarlar: "Neden dolayı biz Cehennemlerin çoğunluğunu oluşturuyoruz?"
    Muhammed cevap verir: "Çünkü siz, ötekine berikine çokça lanet edersiniz, kocalarınıza nankörlük gösterirsiniz. Ben akıl ve din sahibi kimselerin aklını sizin kadar eksik akıllı ve eksik dinli kimselerin çelebildigini görmedim!"
    Bu ağır hakarete maruz kalan kadıncağızlar neden dolayı ve ne bakımdan aklen/dinen eksik olduklarını sorarlar. Muhammed cevap verir; bir kere aklen eksik olduklarını anlatmak üzere şöyle der: "Tanrı iki kadının şahadetini (tanıklığını) bir erkeğin şahadetine denk saymıştır; yani kadının şahadeti (tanıklığı) erkeğin tanıklığının yarısıdır. İşte bu aklınızın eksikliğindendir." Ve bunun böyle olduğunu kanıtlamak için Bakara Suresi'nin 282. ayetini onlara okur. Dinen eksik olduklarını da şöyle der: "Kadın hayız gördüğü zaman (yani ay başı halindeyken) namz kılmaz ve oruç tutmaz değil mi? İşte dinen eksik olmasının nedeni budur."


    Benzer Konular

    - Kadın giyim konusunda kocasına karışabilir mi?

    - Faiz Konusunda İslâm Bilginlerinin Tavrı

    - İslam'da Çocuk Eğitimi konusunda tavsiyeler

    - İslam kadın hakları konusunda yeterli midir?

    - İslam kardeşliği konusunda hadisi şerifler

  3. 14.Kasım.2010, 16:34
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: İslam ve Kadın Konusunda




    Yalandır İftiradır Ateist sitelerine fazla takılmamak lazım eğer bu yazıların kaynaklarını yazarsanız ona göre yardımcı olalım


  4. 14.Kasım.2010, 16:34
    2
    Feseyekfikehumullah



    Yalandır İftiradır Ateist sitelerine fazla takılmamak lazım eğer bu yazıların kaynaklarını yazarsanız ona göre yardımcı olalım


  5. 14.Kasım.2010, 16:40
    3
    yagmur1
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Eylül.2010
    Üye No: 79105
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: İslam ve Kadın Konusunda

    (Hadis için bk. Buhârî Hayz 6 Zekat 44 İman 21 Küsûf 9 Nikah 88; Müslim Küsûf 17 (907) İman 132 (79); Nesâî Küsuf 17 (3 147); Muvatta Küsuf 2 (1 187)


    Kaynak olarak bunu yazmışlar.


  6. 14.Kasım.2010, 16:40
    3
    yagmur1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    (Hadis için bk. Buhârî Hayz 6 Zekat 44 İman 21 Küsûf 9 Nikah 88; Müslim Küsûf 17 (907) İman 132 (79); Nesâî Küsuf 17 (3 147); Muvatta Küsuf 2 (1 187)


    Kaynak olarak bunu yazmışlar.


  7. 14.Kasım.2010, 17:11
    4
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: İslam ve Kadın Konusunda

    İsamiyet kadına değer veriyormu ?

    Yahudilerin her sabah ettikleri dua şudur: "Ezeli İlahımız, kainatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun."
    Son günlerin konusu: "İslamiyetin kadına değer vermediği..."
    Bu hükme dört elle sarılan kışkırtıcılara tavsiye... mert insanlar iseler "Böyle bir dua yoktur" desinler, bekliyoruz.
    ...
    Batı medeniyeti, Eski Yunan telakkileri üzerinde yeşermiştir. Avrupalı, her alanda Yunan düşüncesini temel alır.
    Yunanlı, kadına köle muamelesi yapardı. Kocaların, kadınları istediği zaman dövme hakkı vardı. Bu kadarla kalsa iyi. Karısını başka birine hediye etme hakkı da vardı. Kadına miras yasaktı.
    Belki merak edip incelerler diye hatırlattık.
    ...
    Gene Eski Yunanda, yani Batı hayranlarınca medeniyet beşiği zannedilen Yunan'da en büyük küfür, birisine "kadın" diye hitap etmekti. Kadın, bütün rezilliklerin anası sayılıyordu. Hesiodos şöyle der: "Zeus, kadınları erkeklere baş belası olarak yarattı. O kadınlar ki işleri güçleri kötülüktür."Yunanlı kadının kötü olduğuna o derece inanmıştı ki, erkek erkeğe beraberlik ve homoseksüellik alıp yürüdü. Profesör Dr. Salih Akdemir bu konuda şunları yazıyor: "Günümüz sapıklarının el kitabı durumunda olan "Ziyafet" adlı eser ünlü filozof Eflatun'a aittir."
    ...
    Hristiyanlıkta da kadın; kötülüğü, şeytana uymayı, ayartıcılığı temsil etmekte... Karı koca beraberliği bile günahların en büyüğü. Aziz Augustin'e göre, bir adamın karısı ile bir fahişe arasında fark yok...
    Meşhur İlahiyatçı İskenderiyeli Climent bu mevzuda edilecek lafların en berbatını söylemiş, şöyle diyor: "Kadın, kadın olmaktan ötürü utanmalıdır..."İlerici kadınlar, nerdesiniz?
    Avrupai hanımlar, nerdesiniz?
    ...
    Bugün Katolik kiliselerindeki evlenme merasimlerinde papazın okuduğu dua şöyledir: "Günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken..."
    Fir'avunlar döneminde kadına hiç itibar yoktu. Kadın demek köle demekti.
    Acaba kimi dinlesem, kime, hangi görüşe ve "izm"e hayran olsam diye çırpınan şu bizim enteller kendilerine gelmeli.
    İslam'ı tam bilmeden İslam aleyhine yazıp çizmek evvela bilgi ve görgü eksikliği, sonra da hainliktir.
    ...
    "Batı dünyasında kadın... Hristiyanlıkta, Musevilikte kadın..."
    Bunlar incelenmeden, Avrupa medeniyetinin lokomotifi Eski Yunan'ı tanımadan İslam’ın kadına verdiği değeri anlamak güçtür.
    Pek sayın ilericiler patavatsızlığı "araştırma" sanıyorlar.
    Diğer kültürler ve dinler incelenmeden, kıyasa gidilmeden varılacak hükümler değersizdir, komiktir.
    ...
    Avrupa uzun süre "Kadının ruhu var mı, yok mu?" diye tartıştı.
    Şimdi lütfen bir de şu ayetlere dikkat:
    "Erkek, kadın, inanmış olarak kim iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağız"... (En Nahl suresi 97. ayet.)
    "Ben sizden erkek ya da kadın olsun çalışan hiç kimsenin amelini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz."... (Al-i İmran suresi 95. ayet.)
    ...
    Avrupalılar, "büyücüdür" diye 2 milyon civarında kadın öldürdü.
    Beğenmedikleri kadınların el ve ayaklarını bağlayıp suya atıyorlardı. Batar ise, bu onun büyücü olduğunu gösteriyordu. Batmaz ise gene büyücüdür. Çünkü su onu reddetmektedir...
    Bir Avrupalı hakim, 20 bin (evet, yirmi bin) kadını ölüme mahkum ettiği için senelerce övünmüştür...
    ...
    Bay ve bayan ilericiler, karalayıcılar, laisizmi bilmeyenler. Lütfen gerçekleri öğrenin ve haddinizi bilin. Ayıplı duruma düşüyorsunuz.



  8. 14.Kasım.2010, 17:11
    4
    Feseyekfikehumullah
    İsamiyet kadına değer veriyormu ?

    Yahudilerin her sabah ettikleri dua şudur: "Ezeli İlahımız, kainatın kralı, beni kadın yaratmadığın için sana hamd olsun."
    Son günlerin konusu: "İslamiyetin kadına değer vermediği..."
    Bu hükme dört elle sarılan kışkırtıcılara tavsiye... mert insanlar iseler "Böyle bir dua yoktur" desinler, bekliyoruz.
    ...
    Batı medeniyeti, Eski Yunan telakkileri üzerinde yeşermiştir. Avrupalı, her alanda Yunan düşüncesini temel alır.
    Yunanlı, kadına köle muamelesi yapardı. Kocaların, kadınları istediği zaman dövme hakkı vardı. Bu kadarla kalsa iyi. Karısını başka birine hediye etme hakkı da vardı. Kadına miras yasaktı.
    Belki merak edip incelerler diye hatırlattık.
    ...
    Gene Eski Yunanda, yani Batı hayranlarınca medeniyet beşiği zannedilen Yunan'da en büyük küfür, birisine "kadın" diye hitap etmekti. Kadın, bütün rezilliklerin anası sayılıyordu. Hesiodos şöyle der: "Zeus, kadınları erkeklere baş belası olarak yarattı. O kadınlar ki işleri güçleri kötülüktür."Yunanlı kadının kötü olduğuna o derece inanmıştı ki, erkek erkeğe beraberlik ve homoseksüellik alıp yürüdü. Profesör Dr. Salih Akdemir bu konuda şunları yazıyor: "Günümüz sapıklarının el kitabı durumunda olan "Ziyafet" adlı eser ünlü filozof Eflatun'a aittir."
    ...
    Hristiyanlıkta da kadın; kötülüğü, şeytana uymayı, ayartıcılığı temsil etmekte... Karı koca beraberliği bile günahların en büyüğü. Aziz Augustin'e göre, bir adamın karısı ile bir fahişe arasında fark yok...
    Meşhur İlahiyatçı İskenderiyeli Climent bu mevzuda edilecek lafların en berbatını söylemiş, şöyle diyor: "Kadın, kadın olmaktan ötürü utanmalıdır..."İlerici kadınlar, nerdesiniz?
    Avrupai hanımlar, nerdesiniz?
    ...
    Bugün Katolik kiliselerindeki evlenme merasimlerinde papazın okuduğu dua şöyledir: "Günahla düşmüşüm annemin karnına, günah işlemiş annem bana gebe kalırken..."
    Fir'avunlar döneminde kadına hiç itibar yoktu. Kadın demek köle demekti.
    Acaba kimi dinlesem, kime, hangi görüşe ve "izm"e hayran olsam diye çırpınan şu bizim enteller kendilerine gelmeli.
    İslam'ı tam bilmeden İslam aleyhine yazıp çizmek evvela bilgi ve görgü eksikliği, sonra da hainliktir.
    ...
    "Batı dünyasında kadın... Hristiyanlıkta, Musevilikte kadın..."
    Bunlar incelenmeden, Avrupa medeniyetinin lokomotifi Eski Yunan'ı tanımadan İslam’ın kadına verdiği değeri anlamak güçtür.
    Pek sayın ilericiler patavatsızlığı "araştırma" sanıyorlar.
    Diğer kültürler ve dinler incelenmeden, kıyasa gidilmeden varılacak hükümler değersizdir, komiktir.
    ...
    Avrupa uzun süre "Kadının ruhu var mı, yok mu?" diye tartıştı.
    Şimdi lütfen bir de şu ayetlere dikkat:
    "Erkek, kadın, inanmış olarak kim iyi iş işlerse ona hoş bir hayat yaşatacağız"... (En Nahl suresi 97. ayet.)
    "Ben sizden erkek ya da kadın olsun çalışan hiç kimsenin amelini zayi etmeyeceğim. Hep birbirinizdensiniz."... (Al-i İmran suresi 95. ayet.)
    ...
    Avrupalılar, "büyücüdür" diye 2 milyon civarında kadın öldürdü.
    Beğenmedikleri kadınların el ve ayaklarını bağlayıp suya atıyorlardı. Batar ise, bu onun büyücü olduğunu gösteriyordu. Batmaz ise gene büyücüdür. Çünkü su onu reddetmektedir...
    Bir Avrupalı hakim, 20 bin (evet, yirmi bin) kadını ölüme mahkum ettiği için senelerce övünmüştür...
    ...
    Bay ve bayan ilericiler, karalayıcılar, laisizmi bilmeyenler. Lütfen gerçekleri öğrenin ve haddinizi bilin. Ayıplı duruma düşüyorsunuz.



  9. 14.Kasım.2010, 17:21
    5
    tekturk
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Ekim.2009
    Üye No: 61589
    Mesaj Sayısı: 779
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8
    Yaş: 39
    Bulunduğu yer: Tilburg/Hollanda

    --->: İslam ve Kadın Konusunda

    Hazireti paygamberimize sadece ``muhammed``demek bile terbiyesizliktir, yazi kanaatimce alintidir ve yazanda bir ateist oldugundan suphem yok, baksana kadinlar hakkinda yazarken ``kadincagizlar`` peygamberimiz hakkinda yazarken sadece``muhammed`` diyor...O peygamberimizki `cennet annelerin ayaklarinin altindadir` diyor.. LUTFEN daha saygili olalim VEDE KES YAPISTIR YAPMADAN IYICE INCELEYELIM nedir nesidir....


  10. 14.Kasım.2010, 17:21
    5
    Devamlı Üye
    Hazireti paygamberimize sadece ``muhammed``demek bile terbiyesizliktir, yazi kanaatimce alintidir ve yazanda bir ateist oldugundan suphem yok, baksana kadinlar hakkinda yazarken ``kadincagizlar`` peygamberimiz hakkinda yazarken sadece``muhammed`` diyor...O peygamberimizki `cennet annelerin ayaklarinin altindadir` diyor.. LUTFEN daha saygili olalim VEDE KES YAPISTIR YAPMADAN IYICE INCELEYELIM nedir nesidir....


  11. 14.Kasım.2010, 17:32
    6
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: İslam ve Kadın Konusunda



    Buyur kardeşim
    Kadının dininin ve aklının eksik olduğu konusunda bir hadis-i şerif olduğu doğru mudur? Eğer doğruysa bu kadınlara hakaret ve haksızlık olmaz mı?

    Önce bu meseleye esas teşkil eden bir hadis-i şerifin mealini okuyalım. Sonra da konuyla ilgili sorulara cevap vermeye çalışalım:
    Ashab-ı Kiramdan Ebû Said el-Hudri anlatıyor. Bir Ramazan veya Kurban Bayramıydı. Resul-i Ekrem Efendimiz bayram namazlarını kıldığımız namazgaha geldi. Bir tarafta kadınlar da bulunuyordu. Onların yanından geçti ve şu hitapta bulundu:
    “Ey kadınlar, sadaka veriniz istiğfarı çok yapınız. Çünkü bana cehennemlikler gösterildi, çoğu sizler idiniz.”
    Bunun üzerine o kadınlar: “Ya Resulallah, bizler ne yaptık da cehennemliklerin çoğu bizden olmuş” diye sordular.
    Resulullah (a.s.m.) şöyle cevap verdi: “Çünkü sizler ötekine berikine çokça lanet eder, kocalarınıza karşı nankörlükte bulunursunuz. Ne gariptir ki, kendine hakim akıllı ve dinine bağlı bir kimsenin aklını, sizin kadar eksik dinli hiçbir kimsenin çelebildiğini görmedim.”

    Kadınlar tekrar sordular: “Aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir, Ya Resulullah?”
    Resulullah (a.s.m.) “Kadının şahitliği erkeğin şahitliğinin yarısı değil midir?” diye sordu.
    Kadınlar “Evet” cevabını verdiler. Resul-i Ekrem Efendimiz izah etti ve tekrar sordu:
    “İşte bu aklın eksikliğinden hayız gördüğü zaman [günlerce bekler> namaz kılmaz, Ramazan`da bir müddet oruç tutmaz değil mi?”
    Kadınlar, “Evet” dediler.
    (Hadis için bk. Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187)
    Cevap 1:
    Hadi-i şerifte kadınların aklı ve dini noksan olduğuna işaret edilmiştir. Akıllarının noksanlığına delil olarak, Malî konularda iki kadının şahitliğini bir erkek yerine sayan ayet (Bakara, 2/282) gösterilmiştir. Dinlerinin noksanlığına ise, aybaşı gören ve loğusa olan kadının bu halinde namaz, oruç gibi ibadetlerden uzak kalması, delil getirilmiştir. (bk. Buharî, Hayız, 6).
    Bu hadisi doğru anlamaya ihtiyacımız vardır. Çünkü, pratikte bazı kadınların bazı erkeklerden daha akıllı olduğu ortadadır. Bu nedenle konunun anlaşılması için birkaç noktaya işaret etmekte fayda vardır:
    a. Hadisin içinde geçen bazı noktalar, burada söz konusu edilen aklın noksanlığı, geri zekâlı olma anlamında olmayıp, duygusal taraflarının daha fazla olduğuna işarettir. Hadiste bu konu açıklanırken, kadınlara hitaben: “Siz çok lanet okuyorsunuz, kocanızın/yakınlarınızın iyiliklerini inkâr ediyorsunuz” şeklindeki ifade bunu göstermektedir. Çünkü, kızgınlık anında başkasına lanet okumak veya gördüğü iyiliğini inkâr etmek, duygusal hareket edildiğinin en bariz göstergesidir.
    b. Kadınların duygusal olarak yaratılmasının hikmeti ise, onların annelik özelliklerinde saklıdır. Çünkü, çocukların kahrını çekmek, onları büyütmek, ancak, ciddi bir fedakârlık, denizler gibi çağlayan bir şefkat, bir sevgiyle mümkündür. Bunlar da birer duygudur. Annelerin birer şefkat kahramanı olmaları için verilen bu duyguların, elbette yan etkileri de olacaktır. İşte onların, o ince ruhları, o fedakâr vicdanları, o sevecen gönüllerinin tamamen aksi istikametinde cereyan eden, aşırı duygusallılarının sonucu ortaya çıkan durumlar ise bu yan etkinin bir negatif yansımasıdır.
    c. Hadiste kadınların akıllarının noksanlığına delil olarak gösterilen ayette geçen “Tedılle” kelimesi, ”unutma” yı ifade etmektedir. (bk. Kurtubî, III/397). “Unutkanlık” gerekçesi ise, işin başka boyutunu da ortaya koymaktadır. Yani burada gerçekten akılları noksan kadınlar değil, büyük çoğunlukla karşılaşacakları, gebeliğin, loğusalığın, özellikle de her ay söz konusu olan ay halinin, kadının psikolojisi üzerindeki tesiri inkâr edilemez. Bununla birlikte, psikoloji ve özellikle de jinekoloji bilim dalı uzmanlarınca yapılacak ciddi bir araştırma, bu konuda önemli gerçekleri ortaya çıkaracaktır.
    d. Hükümler çoğunluğa göredir. Bu gün yüzde doksan aile bireyleri, erkek ve kadın olarak, kadınların daha alıngan, daha sabırsız, daha duygusal, işine gelmediği zaman, bazı iyilikleri, güzellikleri -bile bile- inkâr etmeye daha meyyal, ufak meseleleri bile büyütüp problem haline getirmeye daha yatkındır. İşte, duyguların öne çıktığı bir durumda, akıl devreden tamamen veya kısmen çıkar. Bu da aklın noksanlığı olarak ifade edilir.
    e. Bu duygusal tarafın pozitif bir ayrımcılığı da vardır. İşin ehli olan âlimler, bir erkeğin, kırk yılda ancak varacağı bir velayet mertebesine, bir kadının kırk günde yetişebildiğini söylemektedir.
    “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadisinde de bu pozitif ayrımcılığı görüyoruz.
    Demek ki, Allah’ın adaletinden şüphe etmemek gerekir. Mükâfat ve ceza ile, yapılan fiiller arasında adil bir ölçüden ziyade, merhamet dolu bir ölçü vardır.
    Buna göre her insan maddi ve manevi konumuna, içinde bulunduğu şartlara göre hesaba çekilecektir. Öyleyse kadın kadınlığına ve kendine verilen diğer özelliklere göre; erkek de yine erkekliğine ve kendine verilen diğer özelliklere göre hesaba çekilecektir. Hiç kimse yapmadığından hesaba çekilmeyeceği gibi, yapamayacağı şeyden de sorumlu tutulmayacaktır. Her insanın kendine özel bir hesabı, bu hesaba göre de bir karşılığı vardır.
    “…Allah kullarına, zulmetmez.” (Âl-i İmran, 182, Enfal, 51, Hacc, 10)
    “…Rabbin kullarına zulmedici değildir.” (Fussilet, 46)
    “Şüphe yok ki Allah kullarına zerre kadar zulmetmez.” (Nisa, 40)
    “Şüphe yok ki Allah insanlara zulmetmez fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 44)
    Umum mülkün yegane sahibi, tek hâkimi Allahü Azi-müşşân’dır. O Sultan-ı Ezel ve Ebed kendi mülkünde elbette dilediği gibi tasarruf eder. Amma O Âdil-i Hakîm ve Rahîm-i Mutlak’ın bütün tasarrufat-ı hakîmane, rahîmâne ve âdilânedir. Hiç kimse O’nun mahlûkatına O’ndan başka şefkatli ve merhametli olamaz.
    Cevap 2:
    Hadis-i şerifte açıkça görüleceği üzere, Peygamber Efendimiz, kadının dininin eksik oluğunu âdet gördüğü zaman bazı ibadetleri yapamaması olarak izah ediyor. Bu hal kadının yaratılışında mevcuttur. Her kadın her ay belli günler âdet görür. Bu günlerde bazı İbadetleri yapamaz. Bu ibadetlerin bir kısmından muaf tutulmuş, bir kısmını da daha sonra kaza edebileceği esası getirilmiştir.
    Âdet günlerinde kadın namaz kılamaz, oruç tutamaz, hac ibadetini eda ederken farz olan ziyaret tavafını yapamaz. Oruç ve tavafı daha sonra kaza ederken, kılamadığı namazlardan muaf tutulmuştur. Bu arada bir çeşit ibadet olan Kur’anı ele alma, okuma ve camiye girme gibi işleri de yapamaz.
    Malum günler içinde bu ibadetleri yapamayan kadın, belli bîr müddet için de olsa bazı dinî hizmetlerden, vazifelerden ayrı durmaktadır. Görünüşte dinî yaşayışında bir eksiklik bulunmaktadır. Çünkü namaz, oruç ve hac İslâm dininin beş esasından üç mühim rüknünü teşkil etmekte, dolayısıyla bazı vakitler bunları yapamayan kadın erkeğe göre eksik olmaktadır.
    Demek ki, buradaki noksanlık nisbîdir. Senenin bütün günü beş vakit namazı kılabilen, Ramazan boyu bir aylık orucu tutabilen Müslüman bir erkek, Müslüman kadına göre bu ibadetleri eksiksiz yapma bakımından mükemmel olmakta; kadın da nakıs kalmaktadır. Yani, meselâ her ay bir hafta âdet görebilen bir kadın sene içinde yaklaşık üç ay namaz kılmamakla, bu hususta erkeğe nisbetle nakıs kalmaktadır.
    Ancak bu noksanlık keyfiyet bakımından değil, kemiyet bakımındandır. Yani kadın bu zaman zarfında namaz kılmamakla aynı zamanda bir farzı yerine getirmektedir. Çünkü kadının âdet günleri içinde sözünü ettiğimiz İbadetleri yapmaması farz, yapması ise haramdır. Demek ki, kadın namaz kılmazken de bir çeşit ibadet yapmakta; yine Allah’ın emrine uymakta, dolayısıyla sevabını o


  12. 14.Kasım.2010, 17:32
    6
    Feseyekfikehumullah


    Buyur kardeşim
    Kadının dininin ve aklının eksik olduğu konusunda bir hadis-i şerif olduğu doğru mudur? Eğer doğruysa bu kadınlara hakaret ve haksızlık olmaz mı?

    Önce bu meseleye esas teşkil eden bir hadis-i şerifin mealini okuyalım. Sonra da konuyla ilgili sorulara cevap vermeye çalışalım:
    Ashab-ı Kiramdan Ebû Said el-Hudri anlatıyor. Bir Ramazan veya Kurban Bayramıydı. Resul-i Ekrem Efendimiz bayram namazlarını kıldığımız namazgaha geldi. Bir tarafta kadınlar da bulunuyordu. Onların yanından geçti ve şu hitapta bulundu:
    “Ey kadınlar, sadaka veriniz istiğfarı çok yapınız. Çünkü bana cehennemlikler gösterildi, çoğu sizler idiniz.”
    Bunun üzerine o kadınlar: “Ya Resulallah, bizler ne yaptık da cehennemliklerin çoğu bizden olmuş” diye sordular.
    Resulullah (a.s.m.) şöyle cevap verdi: “Çünkü sizler ötekine berikine çokça lanet eder, kocalarınıza karşı nankörlükte bulunursunuz. Ne gariptir ki, kendine hakim akıllı ve dinine bağlı bir kimsenin aklını, sizin kadar eksik dinli hiçbir kimsenin çelebildiğini görmedim.”

    Kadınlar tekrar sordular: “Aklımızın ve dinimizin noksanlığı nedir, Ya Resulullah?”
    Resulullah (a.s.m.) “Kadının şahitliği erkeğin şahitliğinin yarısı değil midir?” diye sordu.
    Kadınlar “Evet” cevabını verdiler. Resul-i Ekrem Efendimiz izah etti ve tekrar sordu:
    “İşte bu aklın eksikliğinden hayız gördüğü zaman [günlerce bekler> namaz kılmaz, Ramazan`da bir müddet oruç tutmaz değil mi?”
    Kadınlar, “Evet” dediler.
    (Hadis için bk. Buhârî, Hayz 6, Zekat 44, İman 21, Küsûf 9, Nikah 88; Müslim, Küsûf 17, (907), İman 132, (79); Nesâî, Küsuf 17, (3, 147); Muvatta, Küsuf 2, (1, 187)
    Cevap 1:
    Hadi-i şerifte kadınların aklı ve dini noksan olduğuna işaret edilmiştir. Akıllarının noksanlığına delil olarak, Malî konularda iki kadının şahitliğini bir erkek yerine sayan ayet (Bakara, 2/282) gösterilmiştir. Dinlerinin noksanlığına ise, aybaşı gören ve loğusa olan kadının bu halinde namaz, oruç gibi ibadetlerden uzak kalması, delil getirilmiştir. (bk. Buharî, Hayız, 6).
    Bu hadisi doğru anlamaya ihtiyacımız vardır. Çünkü, pratikte bazı kadınların bazı erkeklerden daha akıllı olduğu ortadadır. Bu nedenle konunun anlaşılması için birkaç noktaya işaret etmekte fayda vardır:
    a. Hadisin içinde geçen bazı noktalar, burada söz konusu edilen aklın noksanlığı, geri zekâlı olma anlamında olmayıp, duygusal taraflarının daha fazla olduğuna işarettir. Hadiste bu konu açıklanırken, kadınlara hitaben: “Siz çok lanet okuyorsunuz, kocanızın/yakınlarınızın iyiliklerini inkâr ediyorsunuz” şeklindeki ifade bunu göstermektedir. Çünkü, kızgınlık anında başkasına lanet okumak veya gördüğü iyiliğini inkâr etmek, duygusal hareket edildiğinin en bariz göstergesidir.
    b. Kadınların duygusal olarak yaratılmasının hikmeti ise, onların annelik özelliklerinde saklıdır. Çünkü, çocukların kahrını çekmek, onları büyütmek, ancak, ciddi bir fedakârlık, denizler gibi çağlayan bir şefkat, bir sevgiyle mümkündür. Bunlar da birer duygudur. Annelerin birer şefkat kahramanı olmaları için verilen bu duyguların, elbette yan etkileri de olacaktır. İşte onların, o ince ruhları, o fedakâr vicdanları, o sevecen gönüllerinin tamamen aksi istikametinde cereyan eden, aşırı duygusallılarının sonucu ortaya çıkan durumlar ise bu yan etkinin bir negatif yansımasıdır.
    c. Hadiste kadınların akıllarının noksanlığına delil olarak gösterilen ayette geçen “Tedılle” kelimesi, ”unutma” yı ifade etmektedir. (bk. Kurtubî, III/397). “Unutkanlık” gerekçesi ise, işin başka boyutunu da ortaya koymaktadır. Yani burada gerçekten akılları noksan kadınlar değil, büyük çoğunlukla karşılaşacakları, gebeliğin, loğusalığın, özellikle de her ay söz konusu olan ay halinin, kadının psikolojisi üzerindeki tesiri inkâr edilemez. Bununla birlikte, psikoloji ve özellikle de jinekoloji bilim dalı uzmanlarınca yapılacak ciddi bir araştırma, bu konuda önemli gerçekleri ortaya çıkaracaktır.
    d. Hükümler çoğunluğa göredir. Bu gün yüzde doksan aile bireyleri, erkek ve kadın olarak, kadınların daha alıngan, daha sabırsız, daha duygusal, işine gelmediği zaman, bazı iyilikleri, güzellikleri -bile bile- inkâr etmeye daha meyyal, ufak meseleleri bile büyütüp problem haline getirmeye daha yatkındır. İşte, duyguların öne çıktığı bir durumda, akıl devreden tamamen veya kısmen çıkar. Bu da aklın noksanlığı olarak ifade edilir.
    e. Bu duygusal tarafın pozitif bir ayrımcılığı da vardır. İşin ehli olan âlimler, bir erkeğin, kırk yılda ancak varacağı bir velayet mertebesine, bir kadının kırk günde yetişebildiğini söylemektedir.
    “Cennet annelerin ayakları altındadır” hadisinde de bu pozitif ayrımcılığı görüyoruz.
    Demek ki, Allah’ın adaletinden şüphe etmemek gerekir. Mükâfat ve ceza ile, yapılan fiiller arasında adil bir ölçüden ziyade, merhamet dolu bir ölçü vardır.
    Buna göre her insan maddi ve manevi konumuna, içinde bulunduğu şartlara göre hesaba çekilecektir. Öyleyse kadın kadınlığına ve kendine verilen diğer özelliklere göre; erkek de yine erkekliğine ve kendine verilen diğer özelliklere göre hesaba çekilecektir. Hiç kimse yapmadığından hesaba çekilmeyeceği gibi, yapamayacağı şeyden de sorumlu tutulmayacaktır. Her insanın kendine özel bir hesabı, bu hesaba göre de bir karşılığı vardır.
    “…Allah kullarına, zulmetmez.” (Âl-i İmran, 182, Enfal, 51, Hacc, 10)
    “…Rabbin kullarına zulmedici değildir.” (Fussilet, 46)
    “Şüphe yok ki Allah kullarına zerre kadar zulmetmez.” (Nisa, 40)
    “Şüphe yok ki Allah insanlara zulmetmez fakat insanlar kendilerine zulmederler.” (Yunus, 44)
    Umum mülkün yegane sahibi, tek hâkimi Allahü Azi-müşşân’dır. O Sultan-ı Ezel ve Ebed kendi mülkünde elbette dilediği gibi tasarruf eder. Amma O Âdil-i Hakîm ve Rahîm-i Mutlak’ın bütün tasarrufat-ı hakîmane, rahîmâne ve âdilânedir. Hiç kimse O’nun mahlûkatına O’ndan başka şefkatli ve merhametli olamaz.
    Cevap 2:
    Hadis-i şerifte açıkça görüleceği üzere, Peygamber Efendimiz, kadının dininin eksik oluğunu âdet gördüğü zaman bazı ibadetleri yapamaması olarak izah ediyor. Bu hal kadının yaratılışında mevcuttur. Her kadın her ay belli günler âdet görür. Bu günlerde bazı İbadetleri yapamaz. Bu ibadetlerin bir kısmından muaf tutulmuş, bir kısmını da daha sonra kaza edebileceği esası getirilmiştir.
    Âdet günlerinde kadın namaz kılamaz, oruç tutamaz, hac ibadetini eda ederken farz olan ziyaret tavafını yapamaz. Oruç ve tavafı daha sonra kaza ederken, kılamadığı namazlardan muaf tutulmuştur. Bu arada bir çeşit ibadet olan Kur’anı ele alma, okuma ve camiye girme gibi işleri de yapamaz.
    Malum günler içinde bu ibadetleri yapamayan kadın, belli bîr müddet için de olsa bazı dinî hizmetlerden, vazifelerden ayrı durmaktadır. Görünüşte dinî yaşayışında bir eksiklik bulunmaktadır. Çünkü namaz, oruç ve hac İslâm dininin beş esasından üç mühim rüknünü teşkil etmekte, dolayısıyla bazı vakitler bunları yapamayan kadın erkeğe göre eksik olmaktadır.
    Demek ki, buradaki noksanlık nisbîdir. Senenin bütün günü beş vakit namazı kılabilen, Ramazan boyu bir aylık orucu tutabilen Müslüman bir erkek, Müslüman kadına göre bu ibadetleri eksiksiz yapma bakımından mükemmel olmakta; kadın da nakıs kalmaktadır. Yani, meselâ her ay bir hafta âdet görebilen bir kadın sene içinde yaklaşık üç ay namaz kılmamakla, bu hususta erkeğe nisbetle nakıs kalmaktadır.
    Ancak bu noksanlık keyfiyet bakımından değil, kemiyet bakımındandır. Yani kadın bu zaman zarfında namaz kılmamakla aynı zamanda bir farzı yerine getirmektedir. Çünkü kadının âdet günleri içinde sözünü ettiğimiz İbadetleri yapmaması farz, yapması ise haramdır. Demek ki, kadın namaz kılmazken de bir çeşit ibadet yapmakta; yine Allah’ın emrine uymakta, dolayısıyla sevabını o


  13. 14.Kasım.2010, 17:33
    7
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: İslam ve Kadın Konusunda

    cihetten almaktadır.
    Meseleye bu cihetten baktığımızda kadının ibadetteki eksikliği başka bir yolla telâfi edilmektedir.
    Diğer taraftan hadis-i şerifte kadınlar kötülenmiyor, erkekler dikkate sevk ediliyor. Aklı başında, dinine bağlı erkeklerin kadınlar vasıtasıyla fitneye kapılmamaları, imanlarına zarar vermemeleri istenmektedir. Çünkü günümüzde pek çok örneklerini gördüğümüz gibi, erkeklerin bir kısmı kadınlara uyarak dinî yaşayışlarında eksiklik göstermektedir.
    Cevap 3:
    Her bir insanın, bu âlemde içinde bulunduğu farklı hayat şartları, fert, aile ve akraba dairelerinde karşılaştığı ayrı ayrı mes’eleleri, maişet (geçim) noktasındaki değişik problemleri ve nihayet içinde bulunduğu memleketin kendisine has içtimaî yapısıyla ayrı bir dünyası vardır. Hikmetlerini hakkıyla bilemediğimiz, fakat âdil olduğundan da şüphe etmediğimiz bu İlâhî taksimatın neticeleri ahirette, yüce adalet gününde sergilenecek, Zilzâl Sûresi’nde de beyân buyurulduğu gibi zerre kadar hayır ve zerre kadar şerrin hesabı orada görülecektir.
    Bu dünyada faydalı sanılan birçok hâller, orada mes’uliyetinin ağırlığı ile kulun büyük bir yükü olurken, zahmet ve meşakkat olarak görünen nice hâdiseler -sabretmek şartıyla- orada günahların affına vesile olacaktır.
    Haşir meydanı, hayvanların bile gerek insanlardan ve gerekse birbirilerinden olan haklarının alınacağı, hattâ bir kâfirin Müslümanda olan hakkının dahi hesaba katılacağı bir yüce adalet divânı olarak insanları beklemektedir. Hayvanların birbirinde olan küçük haklarını bile, mahiyetini bilemediğimiz hassas bir teraziyle tartan O Âdil-i Mutlak, elbette ki insanları da o mutlak adaletiyle muhakeme edecektir.
    Zerre kadar şerrin dikkate alınacağı o adalet gününde, İlâhî adalete iftira edenlerin de hesaba çekileceği gözden uzak tutulmamalıdır. “Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadar teklif eder” (Bakara Sûresi, âyet: 286.) buyurmakla, kullarına çekemeyecekleri yükleri teklif etmediğini açıkça bildirmektedir. İnsanın bedeninin takat getiremeyeceği veya mal varlığının kâfi gelmeyeceği yükler olduğu gibi, aklının da tek başına erişemeyeceği hakikatler vardır. Bunların hepsi, kullara çekemeyecekleri yüklerin yüklenmediği hakikati içerisindedir.
    Konuyu bazı misâllerle açıklayalım:
    - Ayakta duramayacak kadar hasta olan bir kimse, namazını oturarak kılar.
    - Oturamayacak ve kımıldayamayacak durumda bulunan bir hastanın ise namazı te’hire kalır.
    - Ramazan’da unutarak yemek yiyen kimsenin orucu bozulmaz.
    - Kendisine zorla haram bir şey yedirilen kimse mes’ul olmaz.
    - Fakir bir Müslümana hacca gitmek ve zekât vermek farz değildir.
    Misâller çoğaltılabilir. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ın Âdil-i Mutlak olduğuna ve kullan için takat getiremeyecekleri yükler takdir etmediğine birer delildir.
    Allahü Teâlâ mutlak- adaletiyle kullarının mes’uliyetlerini bedenî ve malî durumlarıyla olduğu gibi, içinde bulundukları şartlarla, imân hakikatlerini kavrama ve İslâmî hükümlere vâkıf olabilme imkânlarıyla da sınırlandırmıştır.
    Cevap 4:
    Konuyla ilgili Hadisden çıkarılacak bazı dersler:
    1- Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), bu hadislerinde kadınları manen en ziyade ziyana atan fıtrî zaaflarına dikkat çekmektedir. En ziyade diyoruz çünkü cehennemdeki çokluklarının sebebi bu zaafa bağlanmaktadır. O zaaf da: Kötü sözü çabukça, çokça sarfetmeleri, kocalarına karşı nankörlükleri, erkeklerin aklını çelici olmalarıdır. Erkekleri günaha attıkları için, sebep olmadan dolayı kendilerine mesuliyet gelmektedir. Aynı durum karşı cins için de geçerlidir. Yani erkelerin de kadınlar adına yapacakları hatalardan dolayı sorumlu olmaları söz konusudur.
    2- Hadis, ilk nazarda, kadınlara karşı her zaman her yerde görülen hafife alıyor bir tavır taşıyor gibi gelebilir. Fakat aslında, bunu söylemek hadisteki inceliği kavramamak olur. Resulullah, kadınlarda tabii olarak mevcut, fakat farkında olamadıkları zaaflarını göstererek, şuurlu olarak o zaaflarının üzerine gidilmediği takdirde hasıl edecekleri zararın büyüklüğüne dikkat çekmiştir. Şöyle ki: Kadınlar annelik gibi, şefkat ve hissilik gerektiren bir vazife üzere yaratıldıkları için, birkısım hissiliklerde erkeklere göre daha üstündürler. Bu hissi güçlülüğün, beraberinde getirdiği yan zaaflar var. Bu zaaflar hususunda şuurlu olunmaz, irade ile yönlendirilmez ve tabii hallerine bırakılırsa sahibini zarara atıcı olumsuz sonuçları olacaktır. Resulullah cehennemdeki sayı çokluğunun bu fıtrî zaaftan ileri geldiğini belirtmiştir.
    Sözünü ettiğimiz fıtrî zaaf ayet-i kerime ile gündeme getirilmiştir: Onların şehadeti, birçok meselede erkeğin şehadetinin yarısına denktir: “…Erkeklerden iki şahid yapın. Eğer iki erkek bulunmazsa, o halde razı (ve doğruluğuna emin) olacağınız şahidlerden bir erkekle iki kadın (yeter. Bu suretle) kadınlardan biri unutursa öbürünün hatırlatması (kolay olur)…” (Bakara 282). Alimler, ayette geçen “biri unutursa diğerinin hatırlatması” ibaresinin, kadınların hadiseyi zabt yönüyle zayıf olduklarına delil olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın bu ibare ile onların zaafına dikkat çektiğini söylerler. Mülk suresinde her şeyin gerçeğini, yaratanın bileceği belirtilir: اََ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ “Yaratan mı bilmeyecek?” (Mülk 14).
    3- Kadınların aklen nakıs olduklarını söylemek; onları levmetmek, kınamak veya onlara herhangi bir hakaret manası taşımaz. Çünkü bu, yaratılıştan gelen bir hususiyettir. Bunun zikri, o zaafın getireceği fitneye karşı uyarma, tedbirli olmaya çağırma gayesini güder. Nitekim, abdest sırasında hususi dikkat sarfedilmediği takdirde kuru kalma tehlikesine maruz olan ökçeler için Aleyhissalâtu vesselam “Ateşte yanacak o ökçelere yazık!” demiştir. Aslında sadece ökçeler değil, diğer abdest uzuvlarına da “ateşten yazık!” vardır. İyi yıkanmazlarsa diğer organlardan dolayı da aynı sakıncalı durum söz konusuudr. Bu “iyi yıkanma” riskinin acı neticesi, iyi yıkanmama tehlikesine en ziyade maruz olan ökçeler zikredilerek gündeme getirilmiş, dikkatlere arzedilmiştir.
    Kadınlar, kendilerini çokça ateşe atan zaaflarından habersiz olduklarını “Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor?” şeklindeki sorularıyla ortaya koymuş olmaktadır.
    4- Dikkat çekeceğimiz bir incelik, hadiste kadınların aklen nakıs olmaları sebebiyle ateşle tehdit edilmemiş olmalarıdır. Ateş tehdidi, “kötü sözü çok yapmaları”, “kocalarına karşı küfranları”, “erkeklerin aklını çelici olmaları” sebebiyle yapılmıştır. Yani kadın olduklarıdna dolayı değil, sayılan bu özellikleri yapmalarıdnan dolayı kınanmışlardır. Öyleyse bu kınama sadece bu günahları işleyenleredir.
    Aynı şey dinî noksanlık için de söylenebilir. Bu da fıtrî bir durumun neticesidir. Hayız halinde Allah’ın yasaklaması ile namaz kılmazlar, oruç tutmazlar, dolayısıyla bu hal dahi onlar hakkında bir levm, bir ayıplama tahkir ifade etmez. Kâmil ve nakıs olma işi nisbî bir durumdur. En mükemmele göre “kâmil-mükemmel” de noksan sayılır. Öyleyse hayız halinde namaz kılmayan kadın, kılana nisbetle dinen nakıstır. Ancak kadınlar hadiste tavsiye edilenleri yapmak suretiyle bu eksikliklerini telafi edeceklerdir.
    5- İmam, halka sadaka verme emrinde bulunabilir.
    6- Kadınlar namazgâhta hususi bir kısımda bulunabilir.
    7- İmam kadınlar topluluğuna özel olarak va’z ve nasihat edebilir.
    8- Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmek haramdır.
    9- Kötü sözü (lanet, beddua, kehanet, kırıcı kelam..) çokça kullanmak da haramdır. Nevevî bu hadise dayanarak nankörlük ve kaba sözlülüğü büyük günahlardan saymıştır.
    10- Lanet, yani Allah’ın rahmetinden uzak olmasını temenni etmek, muayyen bir şahıs hakkında ise caiz değildir.
    11- Dinden çıkarmayan bir kısım günahlar hakkında “küfür” kelimesini kullanmak caizdir. Bu kullanış tağliz ve korkutma gayesini güder. Bu çeşit tağliz (ağır sözlerle caydırma) işi, hadislerde bazan imanın olmadığı şeklinde yapılmıştır. Bunlar da aynı maksatla korkutmak ve ilgili hatadan sakındırmak içindir.
    12- Nasihatta, reddedilen, ayıplanan vasfın yok edilmesi için, ağır tabirler kullanılabilir (tağliz). Ancak bunun belli bir şahsa yönelik olmaması gerekir.
    13- Sadaka, yardım ve iyilik yapmak, azabı yok eder, kullar arasındaki günahlara kefaret olur.
    14- Akılda, fazlalık noksanlık olabilir. Herkesin aklı eşit değildir. Bunu, kadınlar hakkında kabul etmenin, onlara bir levm olmadığını. Azab da akıl noksanlığına değil, nankörlük, kötü söz, insanların aklını çelme gibi davranışlara bağlıdır.
    15- Dinin noksanlığı sadece günaha sebep olan davranışlardan ileri gelmez. Dinin noksan oluşu, (Nevevî’ye göre) izafi bir haldir.
    16- Talebe hocasına, tabi olan metbuuna (tabi olduğu amirine) anlamadığı şeyi sorabilir, itiraz edebilir.
    17- Hadis Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yüce ahlakını, müsamahasını, insanlara karşı rıfk ve mülayemetini de göstermektedir. (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi.)


  14. 14.Kasım.2010, 17:33
    7
    Feseyekfikehumullah
    cihetten almaktadır.
    Meseleye bu cihetten baktığımızda kadının ibadetteki eksikliği başka bir yolla telâfi edilmektedir.
    Diğer taraftan hadis-i şerifte kadınlar kötülenmiyor, erkekler dikkate sevk ediliyor. Aklı başında, dinine bağlı erkeklerin kadınlar vasıtasıyla fitneye kapılmamaları, imanlarına zarar vermemeleri istenmektedir. Çünkü günümüzde pek çok örneklerini gördüğümüz gibi, erkeklerin bir kısmı kadınlara uyarak dinî yaşayışlarında eksiklik göstermektedir.
    Cevap 3:
    Her bir insanın, bu âlemde içinde bulunduğu farklı hayat şartları, fert, aile ve akraba dairelerinde karşılaştığı ayrı ayrı mes’eleleri, maişet (geçim) noktasındaki değişik problemleri ve nihayet içinde bulunduğu memleketin kendisine has içtimaî yapısıyla ayrı bir dünyası vardır. Hikmetlerini hakkıyla bilemediğimiz, fakat âdil olduğundan da şüphe etmediğimiz bu İlâhî taksimatın neticeleri ahirette, yüce adalet gününde sergilenecek, Zilzâl Sûresi’nde de beyân buyurulduğu gibi zerre kadar hayır ve zerre kadar şerrin hesabı orada görülecektir.
    Bu dünyada faydalı sanılan birçok hâller, orada mes’uliyetinin ağırlığı ile kulun büyük bir yükü olurken, zahmet ve meşakkat olarak görünen nice hâdiseler -sabretmek şartıyla- orada günahların affına vesile olacaktır.
    Haşir meydanı, hayvanların bile gerek insanlardan ve gerekse birbirilerinden olan haklarının alınacağı, hattâ bir kâfirin Müslümanda olan hakkının dahi hesaba katılacağı bir yüce adalet divânı olarak insanları beklemektedir. Hayvanların birbirinde olan küçük haklarını bile, mahiyetini bilemediğimiz hassas bir teraziyle tartan O Âdil-i Mutlak, elbette ki insanları da o mutlak adaletiyle muhakeme edecektir.
    Zerre kadar şerrin dikkate alınacağı o adalet gününde, İlâhî adalete iftira edenlerin de hesaba çekileceği gözden uzak tutulmamalıdır. “Allah, kişiye ancak gücünün yeteceği kadar teklif eder” (Bakara Sûresi, âyet: 286.) buyurmakla, kullarına çekemeyecekleri yükleri teklif etmediğini açıkça bildirmektedir. İnsanın bedeninin takat getiremeyeceği veya mal varlığının kâfi gelmeyeceği yükler olduğu gibi, aklının da tek başına erişemeyeceği hakikatler vardır. Bunların hepsi, kullara çekemeyecekleri yüklerin yüklenmediği hakikati içerisindedir.
    Konuyu bazı misâllerle açıklayalım:
    - Ayakta duramayacak kadar hasta olan bir kimse, namazını oturarak kılar.
    - Oturamayacak ve kımıldayamayacak durumda bulunan bir hastanın ise namazı te’hire kalır.
    - Ramazan’da unutarak yemek yiyen kimsenin orucu bozulmaz.
    - Kendisine zorla haram bir şey yedirilen kimse mes’ul olmaz.
    - Fakir bir Müslümana hacca gitmek ve zekât vermek farz değildir.
    Misâller çoğaltılabilir. Bunlar Cenâb-ı Hakk’ın Âdil-i Mutlak olduğuna ve kullan için takat getiremeyecekleri yükler takdir etmediğine birer delildir.
    Allahü Teâlâ mutlak- adaletiyle kullarının mes’uliyetlerini bedenî ve malî durumlarıyla olduğu gibi, içinde bulundukları şartlarla, imân hakikatlerini kavrama ve İslâmî hükümlere vâkıf olabilme imkânlarıyla da sınırlandırmıştır.
    Cevap 4:
    Konuyla ilgili Hadisden çıkarılacak bazı dersler:
    1- Resûl-i Ekrem (aleyhissalâtu vesselâm), bu hadislerinde kadınları manen en ziyade ziyana atan fıtrî zaaflarına dikkat çekmektedir. En ziyade diyoruz çünkü cehennemdeki çokluklarının sebebi bu zaafa bağlanmaktadır. O zaaf da: Kötü sözü çabukça, çokça sarfetmeleri, kocalarına karşı nankörlükleri, erkeklerin aklını çelici olmalarıdır. Erkekleri günaha attıkları için, sebep olmadan dolayı kendilerine mesuliyet gelmektedir. Aynı durum karşı cins için de geçerlidir. Yani erkelerin de kadınlar adına yapacakları hatalardan dolayı sorumlu olmaları söz konusudur.
    2- Hadis, ilk nazarda, kadınlara karşı her zaman her yerde görülen hafife alıyor bir tavır taşıyor gibi gelebilir. Fakat aslında, bunu söylemek hadisteki inceliği kavramamak olur. Resulullah, kadınlarda tabii olarak mevcut, fakat farkında olamadıkları zaaflarını göstererek, şuurlu olarak o zaaflarının üzerine gidilmediği takdirde hasıl edecekleri zararın büyüklüğüne dikkat çekmiştir. Şöyle ki: Kadınlar annelik gibi, şefkat ve hissilik gerektiren bir vazife üzere yaratıldıkları için, birkısım hissiliklerde erkeklere göre daha üstündürler. Bu hissi güçlülüğün, beraberinde getirdiği yan zaaflar var. Bu zaaflar hususunda şuurlu olunmaz, irade ile yönlendirilmez ve tabii hallerine bırakılırsa sahibini zarara atıcı olumsuz sonuçları olacaktır. Resulullah cehennemdeki sayı çokluğunun bu fıtrî zaaftan ileri geldiğini belirtmiştir.
    Sözünü ettiğimiz fıtrî zaaf ayet-i kerime ile gündeme getirilmiştir: Onların şehadeti, birçok meselede erkeğin şehadetinin yarısına denktir: “…Erkeklerden iki şahid yapın. Eğer iki erkek bulunmazsa, o halde razı (ve doğruluğuna emin) olacağınız şahidlerden bir erkekle iki kadın (yeter. Bu suretle) kadınlardan biri unutursa öbürünün hatırlatması (kolay olur)…” (Bakara 282). Alimler, ayette geçen “biri unutursa diğerinin hatırlatması” ibaresinin, kadınların hadiseyi zabt yönüyle zayıf olduklarına delil olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın bu ibare ile onların zaafına dikkat çektiğini söylerler. Mülk suresinde her şeyin gerçeğini, yaratanın bileceği belirtilir: اََ يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ “Yaratan mı bilmeyecek?” (Mülk 14).
    3- Kadınların aklen nakıs olduklarını söylemek; onları levmetmek, kınamak veya onlara herhangi bir hakaret manası taşımaz. Çünkü bu, yaratılıştan gelen bir hususiyettir. Bunun zikri, o zaafın getireceği fitneye karşı uyarma, tedbirli olmaya çağırma gayesini güder. Nitekim, abdest sırasında hususi dikkat sarfedilmediği takdirde kuru kalma tehlikesine maruz olan ökçeler için Aleyhissalâtu vesselam “Ateşte yanacak o ökçelere yazık!” demiştir. Aslında sadece ökçeler değil, diğer abdest uzuvlarına da “ateşten yazık!” vardır. İyi yıkanmazlarsa diğer organlardan dolayı da aynı sakıncalı durum söz konusuudr. Bu “iyi yıkanma” riskinin acı neticesi, iyi yıkanmama tehlikesine en ziyade maruz olan ökçeler zikredilerek gündeme getirilmiş, dikkatlere arzedilmiştir.
    Kadınlar, kendilerini çokça ateşe atan zaaflarından habersiz olduklarını “Niye cehennemliklerin çoğunu kadınlar teşkil ediyor?” şeklindeki sorularıyla ortaya koymuş olmaktadır.
    4- Dikkat çekeceğimiz bir incelik, hadiste kadınların aklen nakıs olmaları sebebiyle ateşle tehdit edilmemiş olmalarıdır. Ateş tehdidi, “kötü sözü çok yapmaları”, “kocalarına karşı küfranları”, “erkeklerin aklını çelici olmaları” sebebiyle yapılmıştır. Yani kadın olduklarıdna dolayı değil, sayılan bu özellikleri yapmalarıdnan dolayı kınanmışlardır. Öyleyse bu kınama sadece bu günahları işleyenleredir.
    Aynı şey dinî noksanlık için de söylenebilir. Bu da fıtrî bir durumun neticesidir. Hayız halinde Allah’ın yasaklaması ile namaz kılmazlar, oruç tutmazlar, dolayısıyla bu hal dahi onlar hakkında bir levm, bir ayıplama tahkir ifade etmez. Kâmil ve nakıs olma işi nisbî bir durumdur. En mükemmele göre “kâmil-mükemmel” de noksan sayılır. Öyleyse hayız halinde namaz kılmayan kadın, kılana nisbetle dinen nakıstır. Ancak kadınlar hadiste tavsiye edilenleri yapmak suretiyle bu eksikliklerini telafi edeceklerdir.
    5- İmam, halka sadaka verme emrinde bulunabilir.
    6- Kadınlar namazgâhta hususi bir kısımda bulunabilir.
    7- İmam kadınlar topluluğuna özel olarak va’z ve nasihat edebilir.
    8- Allah’ın verdiği nimetlere nankörlük etmek haramdır.
    9- Kötü sözü (lanet, beddua, kehanet, kırıcı kelam..) çokça kullanmak da haramdır. Nevevî bu hadise dayanarak nankörlük ve kaba sözlülüğü büyük günahlardan saymıştır.
    10- Lanet, yani Allah’ın rahmetinden uzak olmasını temenni etmek, muayyen bir şahıs hakkında ise caiz değildir.
    11- Dinden çıkarmayan bir kısım günahlar hakkında “küfür” kelimesini kullanmak caizdir. Bu kullanış tağliz ve korkutma gayesini güder. Bu çeşit tağliz (ağır sözlerle caydırma) işi, hadislerde bazan imanın olmadığı şeklinde yapılmıştır. Bunlar da aynı maksatla korkutmak ve ilgili hatadan sakındırmak içindir.
    12- Nasihatta, reddedilen, ayıplanan vasfın yok edilmesi için, ağır tabirler kullanılabilir (tağliz). Ancak bunun belli bir şahsa yönelik olmaması gerekir.
    13- Sadaka, yardım ve iyilik yapmak, azabı yok eder, kullar arasındaki günahlara kefaret olur.
    14- Akılda, fazlalık noksanlık olabilir. Herkesin aklı eşit değildir. Bunu, kadınlar hakkında kabul etmenin, onlara bir levm olmadığını. Azab da akıl noksanlığına değil, nankörlük, kötü söz, insanların aklını çelme gibi davranışlara bağlıdır.
    15- Dinin noksanlığı sadece günaha sebep olan davranışlardan ileri gelmez. Dinin noksan oluşu, (Nevevî’ye göre) izafi bir haldir.
    16- Talebe hocasına, tabi olan metbuuna (tabi olduğu amirine) anlamadığı şeyi sorabilir, itiraz edebilir.
    17- Hadis Resulullah (aleyhissalâtu vesselâm)’ın yüce ahlakını, müsamahasını, insanlara karşı rıfk ve mülayemetini de göstermektedir. (bk. Prof. Dr. İbrahim Canan, Kütüb-i Sitte Tercüme ve Şerhi.)


  15. 14.Kasım.2010, 20:07
    8
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    --->: İslam ve Kadın Konusunda

    konuyla ilgili detaylı bilgiler için Allah c.c. razı olsun kardeşim,güzelce istifade ettim doğrusu,emeğine sağlık


  16. 14.Kasım.2010, 20:07
    8
    Hüvel Baki..
    konuyla ilgili detaylı bilgiler için Allah c.c. razı olsun kardeşim,güzelce istifade ettim doğrusu,emeğine sağlık


  17. 16.Kasım.2010, 03:35
    9
    yagmur1
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Eylül.2010
    Üye No: 79105
    Mesaj Sayısı: 10
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    --->: İslam ve Kadın Konusunda

    Cevaplariniz icin tesekkur ederim hepinize.
    Tekturk, haklisin ozur dilerim, ben sadece bunun dogru olup olmadigini sormak icin gordugum yerden kopyaladim.

    Ve su kisimda yazan erkeklerin bir kisminin kadinlar yuzunden dini eksik yasamasi konusuna neden boyle bakiliyor ki anlamadim. Kadin da ayni sekilde erkek yuzunden dinini eksik yasiyor olabilir. Sonucta tek tarafli birsey degil ki bu. dimi?
    Diğer taraftan hadis-i şerifte kadınlar kötülenmiyor, erkekler dikkate sevk ediliyor Aklı başında, dinine bağlı erkeklerin kadınlar vasıtasıyla fitneye kapılmamaları, imanlarına zarar vermemeleri istenmektedir Çünkü günümüzde pek çok örneklerini gördüğümüz gibi, erkeklerin bir kısmı kadınlara uyarak dinî yaşayışlarında eksiklik göstermektedir


  18. 16.Kasım.2010, 03:35
    9
    yagmur1 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Cevaplariniz icin tesekkur ederim hepinize.
    Tekturk, haklisin ozur dilerim, ben sadece bunun dogru olup olmadigini sormak icin gordugum yerden kopyaladim.

    Ve su kisimda yazan erkeklerin bir kisminin kadinlar yuzunden dini eksik yasamasi konusuna neden boyle bakiliyor ki anlamadim. Kadin da ayni sekilde erkek yuzunden dinini eksik yasiyor olabilir. Sonucta tek tarafli birsey degil ki bu. dimi?
    Diğer taraftan hadis-i şerifte kadınlar kötülenmiyor, erkekler dikkate sevk ediliyor Aklı başında, dinine bağlı erkeklerin kadınlar vasıtasıyla fitneye kapılmamaları, imanlarına zarar vermemeleri istenmektedir Çünkü günümüzde pek çok örneklerini gördüğümüz gibi, erkeklerin bir kısmı kadınlara uyarak dinî yaşayışlarında eksiklik göstermektedir





+ Yorum Gönder