Konusunu Oylayın.: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?
  1. 07.Kasım.2010, 17:35
    1
    Ateist
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Ekim.2010
    Üye No: 79691
    Mesaj Sayısı: 2
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?






    ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ? Mumsema Saygi deger arkadaslar

    Sizin iddianiz Allah herseyden güclü ! Herseyi bilen , gören , isitendir !

    Herseyi Allah yaratmisdir vs vs vs

    Surada sadece bir soru soracagim

    Herseyi bilen , herseyi gören , herseyi isiten , HERSEYI YARATAN ALLAH

    Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Ve Allah Kendisini YOK edebilir mi ?
    HAdi Yok ederse Kendinisini tekrar var edebilir mi ?

    Bunlara cevap gelirse Müslüman olacagim !


  2. 07.Kasım.2010, 17:35
    1
    Ateist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    Saygi deger arkadaslar

    Sizin iddianiz Allah herseyden güclü ! Herseyi bilen , gören , isitendir !

    Herseyi Allah yaratmisdir vs vs vs

    Surada sadece bir soru soracagim

    Herseyi bilen , herseyi gören , herseyi isiten , HERSEYI YARATAN ALLAH

    Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Ve Allah Kendisini YOK edebilir mi ?
    HAdi Yok ederse Kendinisini tekrar var edebilir mi ?

    Bunlara cevap gelirse Müslüman olacagim !


    Benzer Konular

    - Her şeye gücü yeten Allah, kendi kaldıramayacağı kadar ağır bir taş yaratabilir mi? nasıl bir cevap

    - Bir şeyi ya da insanı, Allah´tan daha çok sevmenin hükmü nedir? Mevlana’nın “Allah’tan daha çok sevd

    - Allah katında hiçbir şey, iki damladan daha sevimli değildir:Allah korkusuyla akıtılan gözyaşı damla

    - Allah kendisinden büyük bir varlık yaratabilir mi?

    - Allah kendinden daha büyük bir şey yaratabilir mi anne?

  3. 07.Kasım.2010, 17:51
    2
    ehli-sunnet
    Feseyekfikehumullah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Eylül.2010
    Üye No: 79032
    Mesaj Sayısı: 2,015
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21
    Bulunduğu yer: Uzaklardan..

    --->: ALLAH ?




    Onu bilmemde : Senin gibi akıldan yoksunu yaratmış ama şükretmen lazım

    Sana kimsenin bi şey açıklama gibi bir gayreti yok....
    neye nasıl inanmak istiyorsan öyle inan...
    kimse kimseye zorla bir şey yaptıramaz Allah (cc.) bizlere cüzzi irade vermiştir vede önümüze iki yol göstermiştir.
    birisi hak yol diğeri ise batıl yol aklıda vermiş ki bunları ayırd edelim diye Peygamberleri aracılığı ile yüce kitabı ile bizleri uyarmıştır.
    sana küçük bir örnek aynaya bak bakalım ne görüyorsun? Allahın yaratma sanatı işte kendimize bakarsak biraz da olsa anlarız.
    her uzvumuz, her azamız yerli yerinde bundan daha hakiki yaratma sanatını aramaya ne hacet....


  4. 07.Kasım.2010, 17:51
    2
    Feseyekfikehumullah



    Onu bilmemde : Senin gibi akıldan yoksunu yaratmış ama şükretmen lazım

    Sana kimsenin bi şey açıklama gibi bir gayreti yok....
    neye nasıl inanmak istiyorsan öyle inan...
    kimse kimseye zorla bir şey yaptıramaz Allah (cc.) bizlere cüzzi irade vermiştir vede önümüze iki yol göstermiştir.
    birisi hak yol diğeri ise batıl yol aklıda vermiş ki bunları ayırd edelim diye Peygamberleri aracılığı ile yüce kitabı ile bizleri uyarmıştır.
    sana küçük bir örnek aynaya bak bakalım ne görüyorsun? Allahın yaratma sanatı işte kendimize bakarsak biraz da olsa anlarız.
    her uzvumuz, her azamız yerli yerinde bundan daha hakiki yaratma sanatını aramaya ne hacet....


  5. 07.Kasım.2010, 17:53
    3
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    --->: ALLAH ?

    soruya altı madde halinde cevap vereceğiz:

    1- Soruda kasıt vardır:


    Bu sorunun hedefi inançları sarsmak, saf zihinleri bulandırmak, masum ve körpe dimağlara zehir akıtmaktır. Bir akrep kıskacı olan bu demogojik soru ile insanlar zehirlenmek istenmektedir. Şöyle ki:
    Eğer bu soruya "Evet" diye cevap verilse o zaman "Demek ki sizin Rabbiniz, yarattığı şeyden güçsüzdür." denilecek. Eğer, "Hayır" diye cevap verilse, o zaman da "Demek ki sizin Rabbiniz âcizdir." denilecektir. Her iki halde de -hâşâ- Cenâb-ı Hakk'a acizlik isnadı söz konusudur.
    Bu soruyu ortaya atanlar, var olması muhal olan bir şeriki yaratmayı Cenâb-ı Hakk'ın kudretinden talep etmekle Allah’ın Hâlık (yaratıcı), vehmettikleri o şerikin de mahlûk (yaratılan) olduğunu bir ön yargı olarak kabul ettikleri halde, daha sonra o mevhum mahlukun Hak Teâlâ'dan büyük olabileceğine ihtimal vermekle, açıkça demagoji yapmaktadırlar.
    Bu kimseler Allah’ın kutsi mahiyetinin mahlûk mahiyetine hiçbir cihetle benzemeyeceğini bilememektedir. Eser ustasına hiçbir cihetle benzemeyeceği gibi, Cenab-ı Hak da mahlûkatına hiçbir cihetle benzemez.
    Bu hakikati bilmemek, büyük bir cehalettir. Bu cehalete düşenler Allah’ın mutlak kadir, mahlûkun ise sonsuz âciz olduğu gerçeğinden gafildirler.

    2- Soruda "imkân-ı vehmî" ile "imkân-ı aklî" birbirine karıştırılmaktadır.


    İmkân-ı aklî: Aklen hem olması, hem de olmaması mümkün olan şeye denir. Meselâ, yeni evlenen bir insanın, çocuğunun olması da, olmaması da mümkündür.
    İmkân-ı vehmi: Hariçte vukua gelmesi mümkün olmayan, hakikatsiz ve esassız bir vehimdir. İmkân-ı vehmi hiçbir hükme esas olamaz. Hiçbir delil ve hakikate dayanmadığı için ilim ve mantık imkân-ı vehmi ile meşgul olmaz.
    İmkân-ı vehmi sadece "olabilir", "belki" gibi temenni, zan ve hayallerden kaynaklanır.
    "Cenâb-ı Hak kendinden büyük bir mahlûk yaratabilir mi?" sorusunda imkân-ı vehmi ile imkân-ı aklî karıştırılmıştır. Bu soru ancak vehmin mahsulüdür; hiçbir hakikate istinad etmeyen bir hurafe, bir safsatadır; aklen muhaldir. Hiçbir akıl, bir mahlûkun Allahü Azîmüşşân'dan büyük olmasını mümkün göremez.

    3- Soru ile demagoji yapılmaktadır.


    Mantıkta "Gerçek olmayan mukaddemelerle yapılan kıyaslara demagoji veya safsata" denilmektedir. Meselâ duvar üzerine çizilmiş bir insan resmi gören demagog:
    “Bu resim konuşur. Çünkü, bu resim insana aittir."

    "Her insan konuşur. Öyle ise bu insan da konuşur." diye yanlış bir hükme varır. Cenâb-ı Hakk'ın yaratacağı bir mahlûku -hâşâ- Allah'tan büyük tevehhüm etmek, duvardaki resmi insan kabul etmekten daha büyük bir safsatadır.
    Bu soruda esas olarak şu safhalar vardır:
    1) Yaratılması vehmedilen varlığın şu anda mevcut olmadığı kabul edilmektedir.
    2) Mevhum varlığın yaratılması Allah'tan beklenmekte, böylece Allah’ın Hâlık olduğu, o mevhum varlığın ise mahlûk olacağı kabul edilmektedir.
    3) O mevhum varlığın yaratılması Allah'tan istendiği gibi, onun büyüklüğü, gücü, dirayet ve azameti de Allah'tan istenmektedir.
    Bu mukaddemelerden Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz büyük, yegâne Hâlık, ezelî ve ebedî ve mutlak Kadir olduğu; o mevhum varlığın ise yaratılmaya muhtaç, âciz, zelil ve miskin olduğu sonucu çıktığı halde, tam tersine o vehmî varlığın Allah'tan büyük olup olmayacağı sorulmaktadır. Bu ise yukarıdaki misâlden çok daha ileri derecede bir safsatadır.
    4) Soru pek çok çelişkilerle doludur:

    Soru ile yapılmak istenen kıyas, çelişkili hükümlere dayandırılmıştır. Dolayısıyla, bu sorunun "iddia olma" özelliği yoktur. Meselâ, "Sonsuzdan daha büyük bir sayı yazılabilir mi?" sorusu böyle çelişkili bir hükme dayanır. Bu sebeple hiçbir ilmî kıymeti yoktur. Çünkü, sonsuzdan büyük bir sayı olamaz ki, böyle bir soru da sorulabilsin. Eğer sonsuz, erişilmez bir büyüklüğün sembolü ise hiçbir rakam sonsuz ile mukayese edilemez. Sonsuzdan büyük bir rakam düşünülse o zaman da sonsuzluk hakikati ortadan kalkar.
    Bu soru da, çelişkili kıyaslardan olduğu için mantıken ve ilmen hiçbir kıymeti yoktur.
    Bilindiği gibi bir eserdeki kemâl, onu yapan zatın kemâlinin bir tecellisi, bir göstergesidir. Ve bu eserdeki kemâlin, ustasının kemâlini aşması, ondan fazla olması muhaldir. Bir âlimin, telif ettiği bir kitabına kendi ilminden fazla ilim yerleştirmesi, yahut, bir mimarın kendi maharetini aşan bir eser yapması, güneşin kendi ışığından fazlasını bir damla suya vermesi muhaldir, safsataların en acibidir.
    "Cenâb-ı Hak, kendinden büyük bir varlık yaratabilir mi?" sorusu: "Allahü Teâlâ kendi kemâlatından daha fazlasını bir mahlûkuna verebilir mi?" gibi bir saçmalık ifade eder.
    Soru, Cenâb-ı Hakk'ın sıfatları, fiilleri adedince muhaller taşır. Bunlardan birkaçını kaydedelim:
    Hak Teâlâ'nın sıfatlarından biri "Kudrettir. Soru, bu sıfat yönünden tahlil edildiğinde şöyle olur:
    "Kudreti sonsuz olan Cenâb-ı Hak, kendinden daha kudretli birisini yaratabilir mi?"

    Bu sorunun sahibi, sonsuzluk kavramının cahilidir. Sonsuz kudretten daha büyük bir kudret olamaz ki, böyle bir soru sorulabilsin. Şu sonsuz feza, şu uçsuz bucaksız sistemler, hep O Kadir-i Zülcelâl'in kudretinin tecelligâhıdır. Haşmetli bir dağın âyinedeki tecellisi bir çakıl taşı ağırlığında da olamaz. Hadsiz yıldızlar, uçsuz bucaksız galaksiler hep Cenab-ı Hakk’ın Hâlık isminin tecellileridir. Bu tecellilerin O Kadir-i Mutlak'ı yorması, âciz bırakması düşünülemez. Her an böyle milyarlarca kâinatı yaratsa, bunların tümü o kudret nazarında yine bir zerre kadar da olamaz.
    Söz konusu soru, Cenâb-ı Hakk’ın irâde sıfatı yönünden tahlil edilirse şu şekle girer:
    "Mutlak irâde sahibi olan Allahü Teâlâ, kendi hükmünü geri bıraktıracak, kendi irâdesini kayıtlayacak bir ilâh yaratabilir mi?"

    Halbuki, Cenâb-ı Hakk'ın irâdesi mutlaktır, sonsuzdur. Hiçbir kayıt altına girmez. O'nun irâdesini kayıt altına alacak bir varlığın bulunması muhaldir. Öte yandan, Cenâb-ı Hakk'ın yaratacağı şey, mahlûk olur. Mahlûk ise Hâlık'ın irâdesi altındadır. Bu soru ile Hâlık'ın irâdesi sınırlı, mahlûkun irâdesi ise sınırsız tevehhüm edilmekte, böylece "sınırlı olanın sınırsız olanı sınırlandırması" gibi büyük zıtlığa ve çelişkiye düşülmektedir.
    Soruyu, Allahü Teâlâ'nın ezeliyeti ve ebediyeti noktasından düşündüğümüzde şu safsata ile karşılaşırız:
    "Cenâb-ı Hak, kendinden evvel var olup, kendisinden sonra da varlığı devam edecek olan bir mahlûk yaratabilir mi?"

    Ezel ve Ebed Sultanı olan Allahü Azîmüşşan'ın, bir ismi Evvel, bir ismi de Âhir'dir. Varlığının evveli olmadığı gibi, sonu da yoktur. Ezelden evvel ve ebedden öte bir zaman kavramı olamaz ki, böyle bir hurafeye, bir vehme yer olabilsin. Bu safsataya göre, Cenâb-ı Hak ezelî ve ebedî olduğu halde, hâşâ, fâni ve sonradan yaratılan bir mahluk olacak, yaratacağı o mevhum varlık ise, mahlûk olduğu halde ezelî ve ebedî olacaktır.
    Cenâb-ı Hakk'ın Hayat, Semi', Basar gibi diğer sıfatları da aynı mantık ve ölçü içerisinde düşünülebilir.
    Ne gariptir ki, böyle bir safsata ve bir hezeyan bu asrın cehalet çarşısında müşteri bulmakta, az da olsa bir kısım insanları saptırabilmektedir.

    5) Soruda hakikatlerin zıtlarına dönüşmesi istenmektedir.


    Bilindiği gibi, bir hakikatin, zıddına dönüşmesi muhaldir. Yine, bir hakikatin kendi mahiyetini korumakla birlikte kendi zıddı olan bir mahiyete girmesi de muhaldir. Meselâ, güneşin, kendi mahiyetini aynen muhafaza ederek suya dönüşmesi, yahut bir insanın "insanlık" mahiyetini hiç kaybetmeden “arslan” olması muhaldir. Misâller çoğaltılabilir. Mahlûkat için, gerçeklerin zıtlarına dönüşmesi böyle binlerce muhaller taşıdığı halde, Hâlık Teâlâ hakkında böyle bir şey vehmetmek muhallerin en acibidir.
    Yukarıdaki soru ile Ulûhiyete ait sonsuz hakikatlerin zıtlarına dönüşmesi tevehhüm edilmektedir. Şöyle ki; soru sahibi bu demogoji ile sonradan yaratılacağından noksan, fâni, âciz, kayıtlı olacak olan o mevhum varlığın hakikatini, zıddı olan sonsuz kudret ve kemâle inkılâb ettirme muhaline düşmektedir. Allahü Teâlâ'nın mutlak kemâli, zıddı olan mutlak noksanlığa, mutlak cemâli mutlak çirkinliğe, mutlak kudreti, mutlak acze inkılâb etmez.
    O Zât-ı Zülcelâl sonsuz aziz, mahlûkat ise sonsuz zelildir. Allahü Azîmüşşân, sonsuz âlim ve mutlak Hâkim'dir; mahlûkat ise cahil ve mahkûmdur. Allah’ın varlığı vücudu vâcib, Zâtı ezelî ve ebedîdir. Yarattığı ve yaratacağı herşey ise mümkindir, fânidir ve hadistir.
    Soru sahibinin vehmine göre, Cenâb-ı Hak ezeli olduğu halde, hâşâ hadis olacak (sonradan meydana gelecek), yaratılması vehmedilen o varlık ise, hadis olduğu halde ezelî olacaktır. Tâ ki, Allahı Teâlâ'dan, hâşâ daha büyük olması tevehhüm edilsin.
    Allahü Azîmüşşân, sonsuz kadir olduğu halde, âciz olacak, O'nun yaratmasına muhtaç olan o varlık ise sonsuz kadir olacaktır.
    Misaller çoğaltılabilir.


  6. 07.Kasım.2010, 17:53
    3
    Devamlı Üye
    soruya altı madde halinde cevap vereceğiz:

    1- Soruda kasıt vardır:


    Bu sorunun hedefi inançları sarsmak, saf zihinleri bulandırmak, masum ve körpe dimağlara zehir akıtmaktır. Bir akrep kıskacı olan bu demogojik soru ile insanlar zehirlenmek istenmektedir. Şöyle ki:
    Eğer bu soruya "Evet" diye cevap verilse o zaman "Demek ki sizin Rabbiniz, yarattığı şeyden güçsüzdür." denilecek. Eğer, "Hayır" diye cevap verilse, o zaman da "Demek ki sizin Rabbiniz âcizdir." denilecektir. Her iki halde de -hâşâ- Cenâb-ı Hakk'a acizlik isnadı söz konusudur.
    Bu soruyu ortaya atanlar, var olması muhal olan bir şeriki yaratmayı Cenâb-ı Hakk'ın kudretinden talep etmekle Allah’ın Hâlık (yaratıcı), vehmettikleri o şerikin de mahlûk (yaratılan) olduğunu bir ön yargı olarak kabul ettikleri halde, daha sonra o mevhum mahlukun Hak Teâlâ'dan büyük olabileceğine ihtimal vermekle, açıkça demagoji yapmaktadırlar.
    Bu kimseler Allah’ın kutsi mahiyetinin mahlûk mahiyetine hiçbir cihetle benzemeyeceğini bilememektedir. Eser ustasına hiçbir cihetle benzemeyeceği gibi, Cenab-ı Hak da mahlûkatına hiçbir cihetle benzemez.
    Bu hakikati bilmemek, büyük bir cehalettir. Bu cehalete düşenler Allah’ın mutlak kadir, mahlûkun ise sonsuz âciz olduğu gerçeğinden gafildirler.

    2- Soruda "imkân-ı vehmî" ile "imkân-ı aklî" birbirine karıştırılmaktadır.


    İmkân-ı aklî: Aklen hem olması, hem de olmaması mümkün olan şeye denir. Meselâ, yeni evlenen bir insanın, çocuğunun olması da, olmaması da mümkündür.
    İmkân-ı vehmi: Hariçte vukua gelmesi mümkün olmayan, hakikatsiz ve esassız bir vehimdir. İmkân-ı vehmi hiçbir hükme esas olamaz. Hiçbir delil ve hakikate dayanmadığı için ilim ve mantık imkân-ı vehmi ile meşgul olmaz.
    İmkân-ı vehmi sadece "olabilir", "belki" gibi temenni, zan ve hayallerden kaynaklanır.
    "Cenâb-ı Hak kendinden büyük bir mahlûk yaratabilir mi?" sorusunda imkân-ı vehmi ile imkân-ı aklî karıştırılmıştır. Bu soru ancak vehmin mahsulüdür; hiçbir hakikate istinad etmeyen bir hurafe, bir safsatadır; aklen muhaldir. Hiçbir akıl, bir mahlûkun Allahü Azîmüşşân'dan büyük olmasını mümkün göremez.

    3- Soru ile demagoji yapılmaktadır.


    Mantıkta "Gerçek olmayan mukaddemelerle yapılan kıyaslara demagoji veya safsata" denilmektedir. Meselâ duvar üzerine çizilmiş bir insan resmi gören demagog:
    “Bu resim konuşur. Çünkü, bu resim insana aittir."

    "Her insan konuşur. Öyle ise bu insan da konuşur." diye yanlış bir hükme varır. Cenâb-ı Hakk'ın yaratacağı bir mahlûku -hâşâ- Allah'tan büyük tevehhüm etmek, duvardaki resmi insan kabul etmekten daha büyük bir safsatadır.
    Bu soruda esas olarak şu safhalar vardır:
    1) Yaratılması vehmedilen varlığın şu anda mevcut olmadığı kabul edilmektedir.
    2) Mevhum varlığın yaratılması Allah'tan beklenmekte, böylece Allah’ın Hâlık olduğu, o mevhum varlığın ise mahlûk olacağı kabul edilmektedir.
    3) O mevhum varlığın yaratılması Allah'tan istendiği gibi, onun büyüklüğü, gücü, dirayet ve azameti de Allah'tan istenmektedir.
    Bu mukaddemelerden Cenâb-ı Hakk'ın sonsuz büyük, yegâne Hâlık, ezelî ve ebedî ve mutlak Kadir olduğu; o mevhum varlığın ise yaratılmaya muhtaç, âciz, zelil ve miskin olduğu sonucu çıktığı halde, tam tersine o vehmî varlığın Allah'tan büyük olup olmayacağı sorulmaktadır. Bu ise yukarıdaki misâlden çok daha ileri derecede bir safsatadır.
    4) Soru pek çok çelişkilerle doludur:

    Soru ile yapılmak istenen kıyas, çelişkili hükümlere dayandırılmıştır. Dolayısıyla, bu sorunun "iddia olma" özelliği yoktur. Meselâ, "Sonsuzdan daha büyük bir sayı yazılabilir mi?" sorusu böyle çelişkili bir hükme dayanır. Bu sebeple hiçbir ilmî kıymeti yoktur. Çünkü, sonsuzdan büyük bir sayı olamaz ki, böyle bir soru da sorulabilsin. Eğer sonsuz, erişilmez bir büyüklüğün sembolü ise hiçbir rakam sonsuz ile mukayese edilemez. Sonsuzdan büyük bir rakam düşünülse o zaman da sonsuzluk hakikati ortadan kalkar.
    Bu soru da, çelişkili kıyaslardan olduğu için mantıken ve ilmen hiçbir kıymeti yoktur.
    Bilindiği gibi bir eserdeki kemâl, onu yapan zatın kemâlinin bir tecellisi, bir göstergesidir. Ve bu eserdeki kemâlin, ustasının kemâlini aşması, ondan fazla olması muhaldir. Bir âlimin, telif ettiği bir kitabına kendi ilminden fazla ilim yerleştirmesi, yahut, bir mimarın kendi maharetini aşan bir eser yapması, güneşin kendi ışığından fazlasını bir damla suya vermesi muhaldir, safsataların en acibidir.
    "Cenâb-ı Hak, kendinden büyük bir varlık yaratabilir mi?" sorusu: "Allahü Teâlâ kendi kemâlatından daha fazlasını bir mahlûkuna verebilir mi?" gibi bir saçmalık ifade eder.
    Soru, Cenâb-ı Hakk'ın sıfatları, fiilleri adedince muhaller taşır. Bunlardan birkaçını kaydedelim:
    Hak Teâlâ'nın sıfatlarından biri "Kudrettir. Soru, bu sıfat yönünden tahlil edildiğinde şöyle olur:
    "Kudreti sonsuz olan Cenâb-ı Hak, kendinden daha kudretli birisini yaratabilir mi?"

    Bu sorunun sahibi, sonsuzluk kavramının cahilidir. Sonsuz kudretten daha büyük bir kudret olamaz ki, böyle bir soru sorulabilsin. Şu sonsuz feza, şu uçsuz bucaksız sistemler, hep O Kadir-i Zülcelâl'in kudretinin tecelligâhıdır. Haşmetli bir dağın âyinedeki tecellisi bir çakıl taşı ağırlığında da olamaz. Hadsiz yıldızlar, uçsuz bucaksız galaksiler hep Cenab-ı Hakk’ın Hâlık isminin tecellileridir. Bu tecellilerin O Kadir-i Mutlak'ı yorması, âciz bırakması düşünülemez. Her an böyle milyarlarca kâinatı yaratsa, bunların tümü o kudret nazarında yine bir zerre kadar da olamaz.
    Söz konusu soru, Cenâb-ı Hakk’ın irâde sıfatı yönünden tahlil edilirse şu şekle girer:
    "Mutlak irâde sahibi olan Allahü Teâlâ, kendi hükmünü geri bıraktıracak, kendi irâdesini kayıtlayacak bir ilâh yaratabilir mi?"

    Halbuki, Cenâb-ı Hakk'ın irâdesi mutlaktır, sonsuzdur. Hiçbir kayıt altına girmez. O'nun irâdesini kayıt altına alacak bir varlığın bulunması muhaldir. Öte yandan, Cenâb-ı Hakk'ın yaratacağı şey, mahlûk olur. Mahlûk ise Hâlık'ın irâdesi altındadır. Bu soru ile Hâlık'ın irâdesi sınırlı, mahlûkun irâdesi ise sınırsız tevehhüm edilmekte, böylece "sınırlı olanın sınırsız olanı sınırlandırması" gibi büyük zıtlığa ve çelişkiye düşülmektedir.
    Soruyu, Allahü Teâlâ'nın ezeliyeti ve ebediyeti noktasından düşündüğümüzde şu safsata ile karşılaşırız:
    "Cenâb-ı Hak, kendinden evvel var olup, kendisinden sonra da varlığı devam edecek olan bir mahlûk yaratabilir mi?"

    Ezel ve Ebed Sultanı olan Allahü Azîmüşşan'ın, bir ismi Evvel, bir ismi de Âhir'dir. Varlığının evveli olmadığı gibi, sonu da yoktur. Ezelden evvel ve ebedden öte bir zaman kavramı olamaz ki, böyle bir hurafeye, bir vehme yer olabilsin. Bu safsataya göre, Cenâb-ı Hak ezelî ve ebedî olduğu halde, hâşâ, fâni ve sonradan yaratılan bir mahluk olacak, yaratacağı o mevhum varlık ise, mahlûk olduğu halde ezelî ve ebedî olacaktır.
    Cenâb-ı Hakk'ın Hayat, Semi', Basar gibi diğer sıfatları da aynı mantık ve ölçü içerisinde düşünülebilir.
    Ne gariptir ki, böyle bir safsata ve bir hezeyan bu asrın cehalet çarşısında müşteri bulmakta, az da olsa bir kısım insanları saptırabilmektedir.

    5) Soruda hakikatlerin zıtlarına dönüşmesi istenmektedir.


    Bilindiği gibi, bir hakikatin, zıddına dönüşmesi muhaldir. Yine, bir hakikatin kendi mahiyetini korumakla birlikte kendi zıddı olan bir mahiyete girmesi de muhaldir. Meselâ, güneşin, kendi mahiyetini aynen muhafaza ederek suya dönüşmesi, yahut bir insanın "insanlık" mahiyetini hiç kaybetmeden “arslan” olması muhaldir. Misâller çoğaltılabilir. Mahlûkat için, gerçeklerin zıtlarına dönüşmesi böyle binlerce muhaller taşıdığı halde, Hâlık Teâlâ hakkında böyle bir şey vehmetmek muhallerin en acibidir.
    Yukarıdaki soru ile Ulûhiyete ait sonsuz hakikatlerin zıtlarına dönüşmesi tevehhüm edilmektedir. Şöyle ki; soru sahibi bu demogoji ile sonradan yaratılacağından noksan, fâni, âciz, kayıtlı olacak olan o mevhum varlığın hakikatini, zıddı olan sonsuz kudret ve kemâle inkılâb ettirme muhaline düşmektedir. Allahü Teâlâ'nın mutlak kemâli, zıddı olan mutlak noksanlığa, mutlak cemâli mutlak çirkinliğe, mutlak kudreti, mutlak acze inkılâb etmez.
    O Zât-ı Zülcelâl sonsuz aziz, mahlûkat ise sonsuz zelildir. Allahü Azîmüşşân, sonsuz âlim ve mutlak Hâkim'dir; mahlûkat ise cahil ve mahkûmdur. Allah’ın varlığı vücudu vâcib, Zâtı ezelî ve ebedîdir. Yarattığı ve yaratacağı herşey ise mümkindir, fânidir ve hadistir.
    Soru sahibinin vehmine göre, Cenâb-ı Hak ezeli olduğu halde, hâşâ hadis olacak (sonradan meydana gelecek), yaratılması vehmedilen o varlık ise, hadis olduğu halde ezelî olacaktır. Tâ ki, Allahı Teâlâ'dan, hâşâ daha büyük olması tevehhüm edilsin.
    Allahü Azîmüşşân, sonsuz kadir olduğu halde, âciz olacak, O'nun yaratmasına muhtaç olan o varlık ise sonsuz kadir olacaktır.
    Misaller çoğaltılabilir.


  7. 07.Kasım.2010, 17:56
    4
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    --->: ALLAH ?

    6) Soru sahibi vücut (varlık) mertebelerinden habersizdir.

    Bu sorunun cevabı, üç kavramın bilinmesine bağlıdır. Bunlar “vâcib, mümkin ve mümteni” kavramlarıdır. Aklen bu üçünün dışında kalan bir başka şık düşünülemez.
    Gayet mükemmel bir heykele baktığımızda bu üç hakikati şöyle tesbit edebiliriz:
    "Heykelin bir ustası olması vâciptir." Zira, san'at san'atkârsız düşünülemez.

    "Bu heykel yapılmadan önce, ustası için heykeli yapıp yapmamak ise mümkündür." Yâni usta için, o eseri yapıp yapmamak olasıdır.
    "Heykelin, ustasından daha maharetli, mükemmel, daha güçlü olması ise mümtenidir (imkansızdır), muhaldir."
    Aynı hakikati güneş için düşünecek olursak: Güneşin ışık sahibi olması vâcibdir. Yâni, ışıksız güneş düşünülemez. Güneşi irâde sahibi farzetsek, ışığını dilediğine verip, dilemediğine vermemesi de mümkündür. Güneşin âyinedeki tecellisinin, güneşin büyüklüğüne ve ısısına sahip olup, etrafında oniki gezegeni dolaştırması ise mümtenidir yani imkansızdır.
    Yukarıdaki misâller gibi, vücud mertebelerinde de üç hakikat vardır: Vâcib, mümkin, mümteni.
    Cenâb-ı Hakk'ın vücudu "vâcib", yaratılmış ve yaratılacak olan herşeyin vücudu "mümkin", Allahü Teâlâ'nın şeriki, misli, benzeri ve nazirinin bulunması ve herhangi bir mahlûkunun kendisinden büyük ve güçlü olması ise "mümteni"dir.
    Cenâb-ı Hakk'ın vücudu vâcibdir. O'nun vücudu Zât’ ındandır. Var olmak için hiçbir sebebe muhtaç değildir. O'nun varlığı mahlûkatın varlığına hiçbir cihetle benzemez. Hiçbir cihetle dengi, eşi ve benzeri yoktur.
    Mümkine gelince, mümkin varlığı ile yokluğu eşittir, var da olabilir, yok da olabilir. Mümkinin varlığı da, yokluğu da muhal değildir. Yaratılan ve yaratılma ihtimali olan herşey mümkindir.
    Meselâ, kâtibe göre bir harfin yazılıp yazılmaması denktir. Yâni, kâtib, o harfi yazabilir de, yazmayabilir de. Demek ki, "harf için iki taraf sözkonusudur. Olmak ve olmamak. Kâtib bu iki şıktan hangisini tercih ederse o gerçekleşir. Yazmayı tercih ederse harf yokluktan varlık âlemine çıkar, yazmamayı tercih ederse yoklukta kalır.
    Bütün mümkinat, Cenâb-ı Hakk'ın yanında bu harf gibidir. Kâinat, O'nun yaratmasıyla meydana geldiği gibi, yine O'nun irâdesi, kudreti, terbiye ve takdiri ile varlığını sürdürmektedir. Gerek var olmasında, gerekse devam ve bekasında Allah'a muhtaçtır.
    Mümkinat âleminde, O Vâcib-ül Vücudu âciz kılacak bir mahlûkun olması düşünülemez. O'nun ezelî irâdesi ve mutlak kudreti karşısında herşey eşittir. Küçük - büyük farkı yoktur. O kudrete nisbeten bütün galaksilerle bir zerre birbirine denktir. Bir çiçek ile baharın, parça ile bütünün farkı yoktur.
    Mümteniye gelince; mümteni, varlığını tasavvur etmek asla mümkün olmayan demektir. Mümkinin "olmak", "olmamak" gibi iki ciheti varken, mümteninin tek ciheti vardır; o da olmamaktadır. Yokluk mümteninin daimî vasfıdır. Onun varlığını tasavvur etmek, çelişki ve tezatları doğurur.
    Meselâ, bir rakam ya çifttir, ya da tektir. Bir rakamın hem çift, hem de tek olması mümtenidir.
    Bir insanın aynı anda hem ayakta, hem de oturur olması da mümtenidir.
    Bir rakamın sonsuzdan büyük olması da mümtenidir.
    Aynen öyle de, Cenâb-ı Hakk'ın ortağı ve benzeri olması da mümtenidir.
    Mümkinin vâcib'ten büyük olması da mümtenidir.
    Mahlûkun Hâlık'tan üstün olması da mümtenidir.
    Soru sahibi bir demogoji ile mümteniyi mümkin göstermeye çalışmaktadır.




    7) Soru sahibi büyüklük kavramının cahilidir.


    Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğü mahlûkata nisbeten değildir. Yâni, O, zâtında büyüktür, büyüklüğü mahlûkat ile kıyasa girmez. O'nun Zâtı hiçbir mahlukuna benzemediği gibi, büyüklüğü de mahlûkatın büyüklüğüne benzemez, takdirle bilinmez. Mahlûkatın büyüklüğü nisbîdir, birbirine göredir.
    Bu hakikati bir misâl ile açıklamaya çalışalım. Güneşin büyüklüğü kar zerrelerindeki tecellileriyle kıyasa girmez. Zira, bütün o tecelliler, parlaklıklarını o güneşten almaktadırlar. Nasıl onunla kıyasa girebilirler?
    Bu misâl gibi, ilmi, kudreti, azamet ve kibriyâsı sonsuz olan Allahü Teâlâ' nın büyüklüğü de mahlûkatın büyüklüğü ile hiçbir cihetle kıyasa giremez. Zira bütün mahlûkat hep O'nun sıfatlarının ve isimlerinin tecellileridir. Varlıkları O'nun var etmesiyle, hayatları O'nun hayat vermesiyle, nurları O'nun nurlandırmasıyladır. Onların büyüklükleri ancak birbirilerine göredir. O'nun bir mahlûku olan insan aklı ne kadar büyüklük tasavvur ederse etsin ve yine insan hayali büyüklüğü nasıl hayal ederse etsin bunların hepsi mahlûk büyüklüğüdür. Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğü, düşünülen ve hayal edilen bütün bu büyüklüklerden münezzehtir, yücedir.
    Bilindiği gibi, matematik ilminde bir "sonsuz" kavramı vardır. Bütün rakamlar ona nisbetle kıyasa giremeyecek kadar küçük kalırlar. Onların büyüklükleri birbirilerine göredir. Sonsuz için bir ile bir milyarın farkı yoktur. Bu noktada sonsuza nisbeten büyük-küçük fark etmez. Bütün rakamlar, şuurlu kabul edilse, bunların hepsi sonsuzu kavramakta aynı derecede güçsüz ve noksan kalacakları gibi, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz büyüklüğünü anlamakta da bütün akıllar aynı nisbette âciz kalırlar. O mutlak ve sonsuz büyüklük, bu sınırlı akla sığmaz.
    Soruda sözü edilen o vehmi varlığın, mahlûk olacağı peşinen kabul edilmektedir. Bir mahlûk ise ne kadar büyük olursa olsun, büyüklüğü mahlûklara göredir ve o daire içinde düşünülür.
    San'atkârın san'atından büyük olduğu tartışma kabul etmez bir gerçektir. Meselâ, Selimiye Camii'ndeki bütün kemâlât ve güzellik hep mimarının kemâlâtından süzülmüş, ilminden dökülmüştür. O taşları bir şaheser hâline getiren, Mimar Sinan'ın ruhundaki incelik, düşüncesindeki derinlik, hissiyatındaki zerafet ve san'atındaki meharettir. Alkış Sinan'adır, takdir O'na gider. Faraza, Sinan'ın ömrü, ebedî olsaydı, daha nice camiler yapar, eserler vücuda getirirdi. O eserlerin hepsi de O'nun büyüklüğüne delil olurdu. Lâkin, onların büyüklükleri Mimar Sinan'ın büyüklüğüyle mukayeseye giremezdi.
    Şu kâinat denilen büyük mescid, arşlar, ferşler, sema tabakaları, uçsuz bucaksız galaksiler de hep Allah’ın eseri, icadı ve mahlûkudur. Onlarda tecelli eden bütün güzellikler ve üstünlükler Esmâ-i İlâhiyye'ye aittir. Bütün mevcudat Cenâb-ı Hakk'ın kudretiyle, iradesiyle, hâkimiyetiyle ayakta durmaktadır. Atomlardan galaksilere kadar herşey, her haliyle ve tavriyle, her an O’nun hâkimiyeti ve gözetimi altındadırlar. O'nun hâkimiyeti karşısında herşey mahkûm, O'nun büyüklüğü karşısında her mahlûk zelildir.
    İşte yukarıdaki soru, büyüklük mefhumunu bilmemek yanında, Hâlikıyet ve mahlûkıyeti de bilmemekten kaynaklanmaktadır.

    Sorularla islamiyet




    Öncelikle okuyup anlaman gerek senin için sözünden dönmek oyuncak gibi olsa gerek size ne kadar ıspat delil olursa tatmin olmazsınız sizde neyi istediğinizi aslında bilmezsiniz bir soruyu bir ateistten görüp hemen ateist bu soru demek yada bu sorular demek diyip karşınıza çıkan müslümanlara soruyorsunuz öncelikle her müslümanın bu sorulara cevap veremeyeceğini bilmeniz gerek şayet bilmiyorsanız anlarız sizi çünkü düşünme yeteneğiniz çok kıt.

    Şimdi bu yazdıklarımı daha önce okumuştum sana bildiklerimi yazmak yerine o yazıları daha bilgili ilim adamlarından alıp gösterıyorum.



  8. 07.Kasım.2010, 17:56
    4
    Devamlı Üye
    6) Soru sahibi vücut (varlık) mertebelerinden habersizdir.

    Bu sorunun cevabı, üç kavramın bilinmesine bağlıdır. Bunlar “vâcib, mümkin ve mümteni” kavramlarıdır. Aklen bu üçünün dışında kalan bir başka şık düşünülemez.
    Gayet mükemmel bir heykele baktığımızda bu üç hakikati şöyle tesbit edebiliriz:
    "Heykelin bir ustası olması vâciptir." Zira, san'at san'atkârsız düşünülemez.

    "Bu heykel yapılmadan önce, ustası için heykeli yapıp yapmamak ise mümkündür." Yâni usta için, o eseri yapıp yapmamak olasıdır.
    "Heykelin, ustasından daha maharetli, mükemmel, daha güçlü olması ise mümtenidir (imkansızdır), muhaldir."
    Aynı hakikati güneş için düşünecek olursak: Güneşin ışık sahibi olması vâcibdir. Yâni, ışıksız güneş düşünülemez. Güneşi irâde sahibi farzetsek, ışığını dilediğine verip, dilemediğine vermemesi de mümkündür. Güneşin âyinedeki tecellisinin, güneşin büyüklüğüne ve ısısına sahip olup, etrafında oniki gezegeni dolaştırması ise mümtenidir yani imkansızdır.
    Yukarıdaki misâller gibi, vücud mertebelerinde de üç hakikat vardır: Vâcib, mümkin, mümteni.
    Cenâb-ı Hakk'ın vücudu "vâcib", yaratılmış ve yaratılacak olan herşeyin vücudu "mümkin", Allahü Teâlâ'nın şeriki, misli, benzeri ve nazirinin bulunması ve herhangi bir mahlûkunun kendisinden büyük ve güçlü olması ise "mümteni"dir.
    Cenâb-ı Hakk'ın vücudu vâcibdir. O'nun vücudu Zât’ ındandır. Var olmak için hiçbir sebebe muhtaç değildir. O'nun varlığı mahlûkatın varlığına hiçbir cihetle benzemez. Hiçbir cihetle dengi, eşi ve benzeri yoktur.
    Mümkine gelince, mümkin varlığı ile yokluğu eşittir, var da olabilir, yok da olabilir. Mümkinin varlığı da, yokluğu da muhal değildir. Yaratılan ve yaratılma ihtimali olan herşey mümkindir.
    Meselâ, kâtibe göre bir harfin yazılıp yazılmaması denktir. Yâni, kâtib, o harfi yazabilir de, yazmayabilir de. Demek ki, "harf için iki taraf sözkonusudur. Olmak ve olmamak. Kâtib bu iki şıktan hangisini tercih ederse o gerçekleşir. Yazmayı tercih ederse harf yokluktan varlık âlemine çıkar, yazmamayı tercih ederse yoklukta kalır.
    Bütün mümkinat, Cenâb-ı Hakk'ın yanında bu harf gibidir. Kâinat, O'nun yaratmasıyla meydana geldiği gibi, yine O'nun irâdesi, kudreti, terbiye ve takdiri ile varlığını sürdürmektedir. Gerek var olmasında, gerekse devam ve bekasında Allah'a muhtaçtır.
    Mümkinat âleminde, O Vâcib-ül Vücudu âciz kılacak bir mahlûkun olması düşünülemez. O'nun ezelî irâdesi ve mutlak kudreti karşısında herşey eşittir. Küçük - büyük farkı yoktur. O kudrete nisbeten bütün galaksilerle bir zerre birbirine denktir. Bir çiçek ile baharın, parça ile bütünün farkı yoktur.
    Mümteniye gelince; mümteni, varlığını tasavvur etmek asla mümkün olmayan demektir. Mümkinin "olmak", "olmamak" gibi iki ciheti varken, mümteninin tek ciheti vardır; o da olmamaktadır. Yokluk mümteninin daimî vasfıdır. Onun varlığını tasavvur etmek, çelişki ve tezatları doğurur.
    Meselâ, bir rakam ya çifttir, ya da tektir. Bir rakamın hem çift, hem de tek olması mümtenidir.
    Bir insanın aynı anda hem ayakta, hem de oturur olması da mümtenidir.
    Bir rakamın sonsuzdan büyük olması da mümtenidir.
    Aynen öyle de, Cenâb-ı Hakk'ın ortağı ve benzeri olması da mümtenidir.
    Mümkinin vâcib'ten büyük olması da mümtenidir.
    Mahlûkun Hâlık'tan üstün olması da mümtenidir.
    Soru sahibi bir demogoji ile mümteniyi mümkin göstermeye çalışmaktadır.




    7) Soru sahibi büyüklük kavramının cahilidir.


    Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğü mahlûkata nisbeten değildir. Yâni, O, zâtında büyüktür, büyüklüğü mahlûkat ile kıyasa girmez. O'nun Zâtı hiçbir mahlukuna benzemediği gibi, büyüklüğü de mahlûkatın büyüklüğüne benzemez, takdirle bilinmez. Mahlûkatın büyüklüğü nisbîdir, birbirine göredir.
    Bu hakikati bir misâl ile açıklamaya çalışalım. Güneşin büyüklüğü kar zerrelerindeki tecellileriyle kıyasa girmez. Zira, bütün o tecelliler, parlaklıklarını o güneşten almaktadırlar. Nasıl onunla kıyasa girebilirler?
    Bu misâl gibi, ilmi, kudreti, azamet ve kibriyâsı sonsuz olan Allahü Teâlâ' nın büyüklüğü de mahlûkatın büyüklüğü ile hiçbir cihetle kıyasa giremez. Zira bütün mahlûkat hep O'nun sıfatlarının ve isimlerinin tecellileridir. Varlıkları O'nun var etmesiyle, hayatları O'nun hayat vermesiyle, nurları O'nun nurlandırmasıyladır. Onların büyüklükleri ancak birbirilerine göredir. O'nun bir mahlûku olan insan aklı ne kadar büyüklük tasavvur ederse etsin ve yine insan hayali büyüklüğü nasıl hayal ederse etsin bunların hepsi mahlûk büyüklüğüdür. Cenâb-ı Hakk'ın büyüklüğü, düşünülen ve hayal edilen bütün bu büyüklüklerden münezzehtir, yücedir.
    Bilindiği gibi, matematik ilminde bir "sonsuz" kavramı vardır. Bütün rakamlar ona nisbetle kıyasa giremeyecek kadar küçük kalırlar. Onların büyüklükleri birbirilerine göredir. Sonsuz için bir ile bir milyarın farkı yoktur. Bu noktada sonsuza nisbeten büyük-küçük fark etmez. Bütün rakamlar, şuurlu kabul edilse, bunların hepsi sonsuzu kavramakta aynı derecede güçsüz ve noksan kalacakları gibi, Cenab-ı Hakk’ın sonsuz büyüklüğünü anlamakta da bütün akıllar aynı nisbette âciz kalırlar. O mutlak ve sonsuz büyüklük, bu sınırlı akla sığmaz.
    Soruda sözü edilen o vehmi varlığın, mahlûk olacağı peşinen kabul edilmektedir. Bir mahlûk ise ne kadar büyük olursa olsun, büyüklüğü mahlûklara göredir ve o daire içinde düşünülür.
    San'atkârın san'atından büyük olduğu tartışma kabul etmez bir gerçektir. Meselâ, Selimiye Camii'ndeki bütün kemâlât ve güzellik hep mimarının kemâlâtından süzülmüş, ilminden dökülmüştür. O taşları bir şaheser hâline getiren, Mimar Sinan'ın ruhundaki incelik, düşüncesindeki derinlik, hissiyatındaki zerafet ve san'atındaki meharettir. Alkış Sinan'adır, takdir O'na gider. Faraza, Sinan'ın ömrü, ebedî olsaydı, daha nice camiler yapar, eserler vücuda getirirdi. O eserlerin hepsi de O'nun büyüklüğüne delil olurdu. Lâkin, onların büyüklükleri Mimar Sinan'ın büyüklüğüyle mukayeseye giremezdi.
    Şu kâinat denilen büyük mescid, arşlar, ferşler, sema tabakaları, uçsuz bucaksız galaksiler de hep Allah’ın eseri, icadı ve mahlûkudur. Onlarda tecelli eden bütün güzellikler ve üstünlükler Esmâ-i İlâhiyye'ye aittir. Bütün mevcudat Cenâb-ı Hakk'ın kudretiyle, iradesiyle, hâkimiyetiyle ayakta durmaktadır. Atomlardan galaksilere kadar herşey, her haliyle ve tavriyle, her an O’nun hâkimiyeti ve gözetimi altındadırlar. O'nun hâkimiyeti karşısında herşey mahkûm, O'nun büyüklüğü karşısında her mahlûk zelildir.
    İşte yukarıdaki soru, büyüklük mefhumunu bilmemek yanında, Hâlikıyet ve mahlûkıyeti de bilmemekten kaynaklanmaktadır.

    Sorularla islamiyet




    Öncelikle okuyup anlaman gerek senin için sözünden dönmek oyuncak gibi olsa gerek size ne kadar ıspat delil olursa tatmin olmazsınız sizde neyi istediğinizi aslında bilmezsiniz bir soruyu bir ateistten görüp hemen ateist bu soru demek yada bu sorular demek diyip karşınıza çıkan müslümanlara soruyorsunuz öncelikle her müslümanın bu sorulara cevap veremeyeceğini bilmeniz gerek şayet bilmiyorsanız anlarız sizi çünkü düşünme yeteneğiniz çok kıt.

    Şimdi bu yazdıklarımı daha önce okumuştum sana bildiklerimi yazmak yerine o yazıları daha bilgili ilim adamlarından alıp gösterıyorum.



  9. 07.Kasım.2010, 19:09
    5
    melekkızım
    La Tahzen Gönül

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Ağustos.2007
    Üye No: 1815
    Mesaj Sayısı: 46
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Bulunduğu yer: Ne olaydı Medine olaydı...

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Dilerim Rabbimden seni tez zamanda hidayete erdirsin...

    Biz müslümanların bu sorulara verilecek cevabı yok... Hamd olsun kafamızda böyle sorularda yok...

    ''Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu'' demiş ve iman etmişiz...

    Eee sizde lazımsınız tabi...


    Cehennem odunsuz olmaz...


  10. 07.Kasım.2010, 19:09
    5
    La Tahzen Gönül
    Dilerim Rabbimden seni tez zamanda hidayete erdirsin...

    Biz müslümanların bu sorulara verilecek cevabı yok... Hamd olsun kafamızda böyle sorularda yok...

    ''Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu'' demiş ve iman etmişiz...

    Eee sizde lazımsınız tabi...


    Cehennem odunsuz olmaz...


  11. 07.Kasım.2010, 19:23
    6
    dr.mustafa
    Hüzündür bana yakışan

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Kasım.2009
    Üye No: 67190
    Mesaj Sayısı: 321
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Yaş: 25
    Bulunduğu yer: Beşiktaş, İSTANBUL

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Ne oldu ateist hadi bakalım hep birlikte kelime-i şahadet getirelim. Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu


  12. 07.Kasım.2010, 19:23
    6
    Hüzündür bana yakışan
    Ne oldu ateist hadi bakalım hep birlikte kelime-i şahadet getirelim. Eşhedu en la ilahe illallah ve eşhedü enne Muhammeden abduhu ve Resuluhu


  13. 07.Kasım.2010, 19:25
    7
    Ferhat1991
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Eylül.2009
    Üye No: 58064
    Mesaj Sayısı: 704
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 26

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Eşhedu En La Ilahe Illallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu


  14. 07.Kasım.2010, 19:25
    7
    Ferhat1991 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Eşhedu En La Ilahe Illallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu


  15. 07.Kasım.2010, 20:04
    8
    Allahın1Kulu
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Temmuz.2010
    Üye No: 77592
    Mesaj Sayısı: 153
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Cevabını verin Müslüman olucam demişsin. Gel senle bir oyun oynayalım ne dersin ? hmm evet dediğini duyar gibiyim ama kurallara uyacaksın ön yargını koy bir kenara koydunmu.. tamam... burda sorulara sadece biz cevaplıcam anlaşıldımı ? bir aynanın karşısına geç ve kendine sor ben nasıl var oldum ? ama sadece kendin cevap ver yanındaki şeytanın söylediklerine bakma tamamı ? seni yaratan Allah'tır bunu aynaya bakarak söyle "Beni Yaratan Allahıtır" söyle çekinme korkma yararı vardır zararı asla... bunu tekrarla 10-20-30 ve daha fazla tekrarla sıkılmadan ve yanındaki şeytana uyma anlaşıldımı ? şimdi 2. kuralımıza geliyoruz ama bak mızıkçılık yapmak yok oyuna devem...Önce googledende bakabilirsin boy abdesti nasıl alınır bir öğren sonrada gir boy abdesti al ve sonrada namaz abdesti al... bak inanmıyorum deme ama inanarak yap bir dediğimi bak çok eğleniceksin bunu biliyorum tamam değilmi ? devam ediyoruz... şimdi tekrar aynanın karşısına geç yanındaki şeytanı bir Euzu Besmeleyle kov tamamı... sonra "Allah vardır ve Ondan Başka İlah yoktur" söyle bunu 10-20-30 ve daha fazla... şimdi eline Kuran-ı Kerim al evde varsa veya komşudan olmadı in çarşıya falan mutlaka al tamam aldınmı ? aldın sayıyorum ve devam ediyoruz...Kuran-ı Kerimi elinde tut inanarak tut Türkçe Mealini bulabilirsen al bir oku tamamı ? bu dediklerimi yap bana cevap yaz ama mutlaka bekliyorum cevabını tamamı ??? bak anlaştığımız gibi mızıkçılık yapmak yok şeytanın dediklerini yapma o şimdi sana yapma falan diyebilir dinleme...



  16. 07.Kasım.2010, 20:04
    8
    Devamlı Üye
    Cevabını verin Müslüman olucam demişsin. Gel senle bir oyun oynayalım ne dersin ? hmm evet dediğini duyar gibiyim ama kurallara uyacaksın ön yargını koy bir kenara koydunmu.. tamam... burda sorulara sadece biz cevaplıcam anlaşıldımı ? bir aynanın karşısına geç ve kendine sor ben nasıl var oldum ? ama sadece kendin cevap ver yanındaki şeytanın söylediklerine bakma tamamı ? seni yaratan Allah'tır bunu aynaya bakarak söyle "Beni Yaratan Allahıtır" söyle çekinme korkma yararı vardır zararı asla... bunu tekrarla 10-20-30 ve daha fazla tekrarla sıkılmadan ve yanındaki şeytana uyma anlaşıldımı ? şimdi 2. kuralımıza geliyoruz ama bak mızıkçılık yapmak yok oyuna devem...Önce googledende bakabilirsin boy abdesti nasıl alınır bir öğren sonrada gir boy abdesti al ve sonrada namaz abdesti al... bak inanmıyorum deme ama inanarak yap bir dediğimi bak çok eğleniceksin bunu biliyorum tamam değilmi ? devam ediyoruz... şimdi tekrar aynanın karşısına geç yanındaki şeytanı bir Euzu Besmeleyle kov tamamı... sonra "Allah vardır ve Ondan Başka İlah yoktur" söyle bunu 10-20-30 ve daha fazla... şimdi eline Kuran-ı Kerim al evde varsa veya komşudan olmadı in çarşıya falan mutlaka al tamam aldınmı ? aldın sayıyorum ve devam ediyoruz...Kuran-ı Kerimi elinde tut inanarak tut Türkçe Mealini bulabilirsen al bir oku tamamı ? bu dediklerimi yap bana cevap yaz ama mutlaka bekliyorum cevabını tamamı ??? bak anlaştığımız gibi mızıkçılık yapmak yok şeytanın dediklerini yapma o şimdi sana yapma falan diyebilir dinleme...



  17. 07.Kasım.2010, 20:22
    9
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    ALLAH"IN İLİM, KUDRET VE HAYAT SIFATLARI


    İLİM

    Yüce Allah her şeyden haberdardır. Hiçbir şey onun ilminden gizli ve kayıp değildir. Geçmişte olanları da bilir, gelecekte olacakları da, varlık aleminde ne varsa, küçükten büyüğe hepsi Allah için aşikardır. Her şeyi yaratan, bütün varlıkların muhtaç olduğu, Cenab-ı Allah"ın, kendi yaratıklarından haberdar olmaması hiç düşünülebilir mi?
    Allah Teala şöyle buyuruyor: Biliniz ki Allah, her şeyi bilir
    Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
    O, göklerde ve yerde tek Allah"tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.
    Göklerde ve yerde olanları da bilir
    Gaybın anahtarları Allah"ın yanındadır; onları O"ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde, ne varsa bilir; O"nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

    KUDRET

    Kudret Yüce Allah"ın Sübuti sıfatlarındandır. Kudret, öznenin fiili, istediği zaman yapıp, istemediği zaman da yapmamasına denir.
    Öyleyse kadir; kendi isteğiyle bir işi, yapmayı veya terk etmeyi seçene denir. Şu halde ayakta durmaya mecbur olan oturmaya kadir değildir. Aynı şekilde, oturmak zorunda olan da ayakta durmaya kadir olamaz. Oturmak istediğinde oturan, ayakta durmak istediğinde ayakta duran kimse, bu iki işe kadir olur. Bundan da sadece irade ve ihtiyar sahibi failin, kadir olabileceği anlaşılmaktadır.

    Yüce Allah, mutlak (koşulsuz) olarak kadirdir. Yani, istediği varlığı yaratır. Allah"ın mutlak surette kadir olması, O"nun her şeye hakim, kadir olduğunu ve mutlak bir saltanata sahip olduğu anlamını ifade eder.

    Allah Teala şöyle buyuruyor: Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah"tandır. Allah"ın her şeye gücü yeter.
    Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O"nun her şeye gücü yeter.
    Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah"ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi, ilmiyle kuşattığını bilesiniz.
    Allah Teala"nın Sonsuz Kudretine Yapılan İtiraz;

    Ancak bazıları Allah Teala"nın koşulsuz ve mutlak kudret sahibi olmasına bazı çocukça itirazlarda bulunmuşlardır. Mesela, şöyle demişlerdir: Eğer Allah"ın kudreti sonsuz ise, acaba 2+2"yi 5 yapabilir mi? Acaba aynı anda tamamı, hem siyah hem de beyaz olan bir cismi veya kendisinin yok edemeyeceği bir varlığı, yahut kendisinin kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi?

    Eğer böyle bir varlığı yaratırsa, bu O"nun mutlak kudretiyle çelişecektir. Eğer yaratamazsa, yine O"nun koşulsuz kudretine zıt olacaktır. Sonuçta Allah koşulsuz kudrete sahibi değildir.

    Cevap: Gerçekte bu gibi çocukça soru soranlar, ne Cenab-ı Hakk"ın Vacip Bizatihi olmasını, ne Vacip Bizatihi olan varlığın bütün kemallere sahip olduğunu, ne de yaratmak kavramının ne anlam ifade ettiğini ve yaratık ile yaratan arasındaki nispetin ne olduğunu kavramamışlardır. Ancak şimdilik biz bu konulara giremeyiz. Burada bu basit sorulara sadece basit bir cevap vermekle yetineceğiz.
    Şöyle ki, farz edilen bir şeyin oluşmamasının nedeni –ne olursa olsun- bazen öznedeki (faildeki) zaaf yüzünden olur, bazen de o şeyin kendisindeki eksiklikten kaynaklanır. Yani söz konusu şeyin gerçekleşmesi imkansız olur. İşte bahis konusu edilen nesneler de bu kabildendir. Yani onların icat edilememesi, Yüce Allah"ın gücünün sınırlı oluşundan değil, o şeylerin gerçekleşmesi imkansız olduğundan dolayıdır. Bu ikisi arasında çok büyük fark vardır. Allah"ın her şeye gücünün yetmesinin ve istediği her şeyi yaratmasının anlamı, Allah Teala"nın varolması mümkün olan şeyleri yaratmasıdır. Öyleyse, zaten var olabilme kabiliyeti olmayan, imkansız ve muhal olan şeyler baştan bizim mevzubahsimiz dışındadır.
    Şu halde, 2+2 =5 olması imkansızdır, dememiz daha doğrudur. Allah, onların toplamını beş yapamaz demek ise yanlıştır. Veya bir cisim baştan başa hem beyaz, hem de siyah olamaz, dememiz gerekir. Eğer bir kimse, marangoza: Sudan sandalye yap! derse, ona olumsuz cevap veririz. Bu marangozun sandalye yapmasını bilmediğinden, yapmaya kudretinin olmadığından dolayı değil, suyun sandalye olma kabiliyeti olmadığından dolayıdır.
    Sonuç olarak, bu gibi şeylerin gerçekleşmesi, Yüce Allah"ın gücünün sınırlı olduğundan değil, o işlerin oluşma kabiliyetleri olmadığındandır.

    HAYAT

    Hayat kelimesi yaşam anlamını ifade eder. Hayata sahip olan bir şeye yaşayan varlık denir. Hayat iki anlamda kullanılır:
    1-Bir şeyin gelişip büyümesi, beslenip çoğalması durumudur. Hayat bu anlamda bitki ve hayvanları da kapsayıp, eksiklik ve ihtiyacı gerektirir. Zira, gelişip büyümek, büyüyen varlığın başlangıçta kemale sahip olmadığını, dış etkenler sonucu onda değişiklikler oluşarak yavaş yavaş sonradan kazanılan bir kemâle ulaşmasını gerektirir.
    2-Bir şeyin bilinçli olup kendi istek ve ihtiyarıyla iş yapması durumudur. Hayatın bu anlamı kemâli bir kavramdır. İşte bu anlamdaki hayat Allah"ın Sübuti sıfatları gurubuna girer.
    Öyleyse, Allah konusunda hayatın anlamı, O"nun alim, bilen, kendi ihtiyarıyla işleri yapan, yaratan bir varlık olduğudur.
    Allah Teala şöyle buyuruyor: O daima diridir; O"ndan başka bir ilah yoktur. O halde dinde ihlaslı ve samimi kişiler olarak, O"na dua edin. Her türlü övgü alemlerin Rabbi Allah"a mahsustur.
    Ölümsüz ve daima diri olan Allah"a, güvenip dayan. O"nu hamdı ile tespih et. Kullarının günahlarını O"nun
    bilmesi yeter.""


    Eşhedu En La İlahe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu


  18. 07.Kasım.2010, 20:22
    9
    Silent and lonely rains
    ALLAH"IN İLİM, KUDRET VE HAYAT SIFATLARI


    İLİM

    Yüce Allah her şeyden haberdardır. Hiçbir şey onun ilminden gizli ve kayıp değildir. Geçmişte olanları da bilir, gelecekte olacakları da, varlık aleminde ne varsa, küçükten büyüğe hepsi Allah için aşikardır. Her şeyi yaratan, bütün varlıkların muhtaç olduğu, Cenab-ı Allah"ın, kendi yaratıklarından haberdar olmaması hiç düşünülebilir mi?
    Allah Teala şöyle buyuruyor: Biliniz ki Allah, her şeyi bilir
    Hiç yaratan bilmez mi? O, en ince işleri görüp bilmektedir ve her şeyden haberdardır.
    O, göklerde ve yerde tek Allah"tır. Gizlinizi, açığınızı bilir. Ne kazanacağınızı da bilir.
    Göklerde ve yerde olanları da bilir
    Gaybın anahtarları Allah"ın yanındadır; onları O"ndan başkası bilmez. O, karada ve denizde, ne varsa bilir; O"nun ilmi dışında bir yaprak bile düşmez. O yerin karanlıkları içindeki tek bir taneyi dahi bilir. Yaş ve kuru ne varsa hepsi apaçık bir kitaptadır.

    KUDRET

    Kudret Yüce Allah"ın Sübuti sıfatlarındandır. Kudret, öznenin fiili, istediği zaman yapıp, istemediği zaman da yapmamasına denir.
    Öyleyse kadir; kendi isteğiyle bir işi, yapmayı veya terk etmeyi seçene denir. Şu halde ayakta durmaya mecbur olan oturmaya kadir değildir. Aynı şekilde, oturmak zorunda olan da ayakta durmaya kadir olamaz. Oturmak istediğinde oturan, ayakta durmak istediğinde ayakta duran kimse, bu iki işe kadir olur. Bundan da sadece irade ve ihtiyar sahibi failin, kadir olabileceği anlaşılmaktadır.

    Yüce Allah, mutlak (koşulsuz) olarak kadirdir. Yani, istediği varlığı yaratır. Allah"ın mutlak surette kadir olması, O"nun her şeye hakim, kadir olduğunu ve mutlak bir saltanata sahip olduğu anlamını ifade eder.

    Allah Teala şöyle buyuruyor: Göklerin ve yerin hükümranlığı Allah"tandır. Allah"ın her şeye gücü yeter.
    Mutlak hükümranlık elinde olan Allah, yüceler yücesidir ve O"nun her şeye gücü yeter.
    Allah, yedi kat göğü ve yerden bir o kadarını yaratandır. Ferman bunlar arasından inip durmaktadır ki, böylece Allah"ın her şeye kadir olduğunu ve her şeyi, ilmiyle kuşattığını bilesiniz.
    Allah Teala"nın Sonsuz Kudretine Yapılan İtiraz;

    Ancak bazıları Allah Teala"nın koşulsuz ve mutlak kudret sahibi olmasına bazı çocukça itirazlarda bulunmuşlardır. Mesela, şöyle demişlerdir: Eğer Allah"ın kudreti sonsuz ise, acaba 2+2"yi 5 yapabilir mi? Acaba aynı anda tamamı, hem siyah hem de beyaz olan bir cismi veya kendisinin yok edemeyeceği bir varlığı, yahut kendisinin kaldıramayacağı bir taşı yaratabilir mi?

    Eğer böyle bir varlığı yaratırsa, bu O"nun mutlak kudretiyle çelişecektir. Eğer yaratamazsa, yine O"nun koşulsuz kudretine zıt olacaktır. Sonuçta Allah koşulsuz kudrete sahibi değildir.

    Cevap: Gerçekte bu gibi çocukça soru soranlar, ne Cenab-ı Hakk"ın Vacip Bizatihi olmasını, ne Vacip Bizatihi olan varlığın bütün kemallere sahip olduğunu, ne de yaratmak kavramının ne anlam ifade ettiğini ve yaratık ile yaratan arasındaki nispetin ne olduğunu kavramamışlardır. Ancak şimdilik biz bu konulara giremeyiz. Burada bu basit sorulara sadece basit bir cevap vermekle yetineceğiz.
    Şöyle ki, farz edilen bir şeyin oluşmamasının nedeni –ne olursa olsun- bazen öznedeki (faildeki) zaaf yüzünden olur, bazen de o şeyin kendisindeki eksiklikten kaynaklanır. Yani söz konusu şeyin gerçekleşmesi imkansız olur. İşte bahis konusu edilen nesneler de bu kabildendir. Yani onların icat edilememesi, Yüce Allah"ın gücünün sınırlı oluşundan değil, o şeylerin gerçekleşmesi imkansız olduğundan dolayıdır. Bu ikisi arasında çok büyük fark vardır. Allah"ın her şeye gücünün yetmesinin ve istediği her şeyi yaratmasının anlamı, Allah Teala"nın varolması mümkün olan şeyleri yaratmasıdır. Öyleyse, zaten var olabilme kabiliyeti olmayan, imkansız ve muhal olan şeyler baştan bizim mevzubahsimiz dışındadır.
    Şu halde, 2+2 =5 olması imkansızdır, dememiz daha doğrudur. Allah, onların toplamını beş yapamaz demek ise yanlıştır. Veya bir cisim baştan başa hem beyaz, hem de siyah olamaz, dememiz gerekir. Eğer bir kimse, marangoza: Sudan sandalye yap! derse, ona olumsuz cevap veririz. Bu marangozun sandalye yapmasını bilmediğinden, yapmaya kudretinin olmadığından dolayı değil, suyun sandalye olma kabiliyeti olmadığından dolayıdır.
    Sonuç olarak, bu gibi şeylerin gerçekleşmesi, Yüce Allah"ın gücünün sınırlı olduğundan değil, o işlerin oluşma kabiliyetleri olmadığındandır.

    HAYAT

    Hayat kelimesi yaşam anlamını ifade eder. Hayata sahip olan bir şeye yaşayan varlık denir. Hayat iki anlamda kullanılır:
    1-Bir şeyin gelişip büyümesi, beslenip çoğalması durumudur. Hayat bu anlamda bitki ve hayvanları da kapsayıp, eksiklik ve ihtiyacı gerektirir. Zira, gelişip büyümek, büyüyen varlığın başlangıçta kemale sahip olmadığını, dış etkenler sonucu onda değişiklikler oluşarak yavaş yavaş sonradan kazanılan bir kemâle ulaşmasını gerektirir.
    2-Bir şeyin bilinçli olup kendi istek ve ihtiyarıyla iş yapması durumudur. Hayatın bu anlamı kemâli bir kavramdır. İşte bu anlamdaki hayat Allah"ın Sübuti sıfatları gurubuna girer.
    Öyleyse, Allah konusunda hayatın anlamı, O"nun alim, bilen, kendi ihtiyarıyla işleri yapan, yaratan bir varlık olduğudur.
    Allah Teala şöyle buyuruyor: O daima diridir; O"ndan başka bir ilah yoktur. O halde dinde ihlaslı ve samimi kişiler olarak, O"na dua edin. Her türlü övgü alemlerin Rabbi Allah"a mahsustur.
    Ölümsüz ve daima diri olan Allah"a, güvenip dayan. O"nu hamdı ile tespih et. Kullarının günahlarını O"nun
    bilmesi yeter.""


    Eşhedu En La İlahe İllallah Ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu Ve Resuluhu


  19. 07.Kasım.2010, 20:25
    10
    Ateist
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Ekim.2010
    Üye No: 79691
    Mesaj Sayısı: 2
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    hadi arkadaslar kivirmak gerekmiyor ya evet yada hayir

    ya yaratabilir yada yaratamaz hangisi ???


  20. 07.Kasım.2010, 20:25
    10
    Ateist - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    hadi arkadaslar kivirmak gerekmiyor ya evet yada hayir

    ya yaratabilir yada yaratamaz hangisi ???


  21. 07.Kasım.2010, 20:31
    11
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Alıntı
    hadi arkadaslar kivirmak gerekmiyor ya evet yada hayir

    ya yaratabilir yada yaratamaz hangisi ???
    Sana okadar deliller verdik niyetin öğrenmek değil fitne çıkarmak..
    Senin kalbin mühürlü gözlerin körse sana kimse birşey anlatamaz,


    “Allah onların kalplerini de kulaklarını da mühürlemiştir.
    Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Ve onlar için büyük bir azap vardır(Bakara, 2/7).

    sanırım bu Ayet-i Kerime sana yeter...


  22. 07.Kasım.2010, 20:31
    11
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    hadi arkadaslar kivirmak gerekmiyor ya evet yada hayir

    ya yaratabilir yada yaratamaz hangisi ???
    Sana okadar deliller verdik niyetin öğrenmek değil fitne çıkarmak..
    Senin kalbin mühürlü gözlerin körse sana kimse birşey anlatamaz,


    “Allah onların kalplerini de kulaklarını da mühürlemiştir.
    Gözlerinin üzerinde de bir perde vardır. Ve onlar için büyük bir azap vardır(Bakara, 2/7).

    sanırım bu Ayet-i Kerime sana yeter...


  23. 07.Kasım.2010, 20:35
    12
    Ferhat1991
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Eylül.2009
    Üye No: 58064
    Mesaj Sayısı: 704
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    Yaş: 26

    --->: ALLAH Kendisinden milyarlarca KAT GÜCLÜ DAHA ILIMLI Bir ALLAH yaratabilir mi ?

    Bence Boşverelim Ne Anlatsakta Mühürlü Bunun Kalbi Fayda Vermez


  24. 07.Kasım.2010, 20:35
    12
    Ferhat1991 - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    Bence Boşverelim Ne Anlatsakta Mühürlü Bunun Kalbi Fayda Vermez





+ Yorum Gönder
Git 12 Son