Konusunu Oylayın.: Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır?
  1. 05.Kasım.2010, 08:17
    1
    Hakan
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Ağustos.2007
    Üye No: 1872
    Mesaj Sayısı: 267
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır?






    Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır? Mumsema Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır?


  2. 05.Kasım.2010, 14:45
    2
    Diyar-ı Sivas
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ekim.2010
    Üye No: 80100
    Mesaj Sayısı: 16
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır?




    Boşanmış dul bir kadının iddet müddeti ne olmalıdır? Bu süreyi beklemeden başka biriyle yaptığı nikah geçerli midir?

    İddetin taraflara ve topluma yüklediği en temel sorumluluk kadının iddet süresin­ce evlenmesinin yasak oluşudur. Kur'an'da, kocası ölüp de iddet bekleyen kadın­larla ilgili olarak sevkedildiği anlaşılan âyette geçen. “Farz olan bekleme müd­deti dolmadan onlarla evlenmeye kalkış­mayın” (el-Bakara 2/235) şeklindeki ya­sak, bu konuda genel bir hüküm içerdiği için ne tür olursa olsun iddet bekleyen kadınla yabancı bir erkeğin evlenmesi di­nen haram ve hukuken de geçersiz sayı­lır. Bu yasağa riayet edilmeyip evlenilirse araları ayrılır. Hz. Ömer'in, bu şekilde ev­lenen tarafların arasını ayırıp birbiriyle iddet sonrasında bile evlenmesini yasak­ladığı rivayet edilir. Osmanlı hukukunda da evlilikleri sona eren ve tekrar evlen­mek isteyen kadınlar kadıdan izin alırken iddetlerinin bittiğini ispat etmek zorun­da idiler. Kanunnâmelerde iddet tamam­lanmadan yapılan evliliklerin feshedilece­ği, ayrıca bu nikâhı kıyanların cezalandırı­lacağı hükmü yer almaktadır. İddet için­de evlenme yasağı, diğer birçok hikme­tin yanı sıra sona eren evliliğin yeniden canlanmasına imkân tanımayı da hedeflediğinden kesin olmayan bir boşama aka­binde koca boşadığı karısına dönmek is­terse iddet süresinin sona ermesini bek­lemesi gerekmez.

    İddet süresince evliliğin etkisi, özellik­le de kocanın hukuku evliliğin sona erme sebebine de bağlı olarak az veya çok de­vam ettiği için, ayrıca evlilik kurumuna karşı saygının da gereği olarak İddet bek­leyen kadına, bu iddet İster ölümden is­ter boşama ve fesihten doğsun, yabancı bir erkeğin evlilik teklifinde bulunması caiz görülmemiştir. İddet bekleyen kadı­na üstü kapalı evlilik teklifi yapılması ise dönülebilir (ric'î) boşamada, Hanefîler'e göre ayrıca bâin boşamada açıktan evlen­me teklifi gibi caiz görülmezken ölüm iddetinde caiz görülür. Fesih ve fâsid evli­likten doğan iddet de fakihlerin çoğunlu­ğuna göre bu açıdan ölüm iddeti gibidir. Bu ayırım, birinci tür iddette evliliğe geri dönüş imkânının bulunması ve evlilik ba­ğının hükmen de olsa güçlü bir şekilde devam ediyor olmasıyla açıklanır. Bunun için Kur'an'ın, "Kadınlarla evlenme husu­sundaki düşüncelerinizi üstü kapalı bi­çimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda bir günah yoktur. Allah sizin onlardan söz edeceğinizi bilmekte­dir. Lâkin meşru sözler söylemeniz müs­tesna sakın onlarla gizlice buluşma sözü vermeyin" (el-Bakara 2/235) şeklindeki ya­saklaması, bir önceki âyetle ilgi kurulup kocasının ölümünden dolayı iddet bekle­yen kadınlar hakkında getirilen bir hü­küm olarak anlaşılmıştır.

    İddetin ikinci önemli hükmü, kadının iddet süresince boşayan veya ölen koca­sının evinde oturması ilkesidir. Kadın için bir hak olma niteliği ağır basmakla ve bu­nun için de literatürde süknâ hakkı olarak adlandırılmakla birlikte bu hükmün belli şartlarda kadın için bir yükümlülük oldu­ğu da görülür. Kur'an'da boşanmış kadın­lardan söz edilirken, "Apaçık bir hayâsızlık yapmaları hali bir yana onları evlerin­den çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar" (et-Talâk 65/1) Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde otur­tun. Onları sıkıştırıp -gitmelerini sağla­mak için- kendilerine zarar vermeye kal­kışmayın" (et-Taiâk 65/6) buyurulması, erkek tarafına dinî ve ahlâkî bir öğütte bulunmasının ve kadın için bir hakkı öngörmesinin yanı sıra kadına belli bir mü­kellefiyet de getirdiği, hatta bu yönün da­ha baskın olduğu görünmektedir. Boşa­madan sonra kadının kocasının evinde oturması, meşru bir mazeret bulunma­dıkça burayı terketmemesi ilkesi ister bir hak ister bir yükümlülük olarak düşü­nülsün, aile birliğinin tekrar kurulmasını sağlama yönünde taraflara düşünme ve görüşme imkânı verme, kadın ve çocukların haklarını koruma ve onlara belli bir süre de olsa güvence sağlama gibi önemli gayelere yöneliktir. (bk. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 21, s. 469, İstanbul, 2000)



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  3. 05.Kasım.2010, 14:45
    2



    Boşanmış dul bir kadının iddet müddeti ne olmalıdır? Bu süreyi beklemeden başka biriyle yaptığı nikah geçerli midir?

    İddetin taraflara ve topluma yüklediği en temel sorumluluk kadının iddet süresin­ce evlenmesinin yasak oluşudur. Kur'an'da, kocası ölüp de iddet bekleyen kadın­larla ilgili olarak sevkedildiği anlaşılan âyette geçen. “Farz olan bekleme müd­deti dolmadan onlarla evlenmeye kalkış­mayın” (el-Bakara 2/235) şeklindeki ya­sak, bu konuda genel bir hüküm içerdiği için ne tür olursa olsun iddet bekleyen kadınla yabancı bir erkeğin evlenmesi di­nen haram ve hukuken de geçersiz sayı­lır. Bu yasağa riayet edilmeyip evlenilirse araları ayrılır. Hz. Ömer'in, bu şekilde ev­lenen tarafların arasını ayırıp birbiriyle iddet sonrasında bile evlenmesini yasak­ladığı rivayet edilir. Osmanlı hukukunda da evlilikleri sona eren ve tekrar evlen­mek isteyen kadınlar kadıdan izin alırken iddetlerinin bittiğini ispat etmek zorun­da idiler. Kanunnâmelerde iddet tamam­lanmadan yapılan evliliklerin feshedilece­ği, ayrıca bu nikâhı kıyanların cezalandırı­lacağı hükmü yer almaktadır. İddet için­de evlenme yasağı, diğer birçok hikme­tin yanı sıra sona eren evliliğin yeniden canlanmasına imkân tanımayı da hedeflediğinden kesin olmayan bir boşama aka­binde koca boşadığı karısına dönmek is­terse iddet süresinin sona ermesini bek­lemesi gerekmez.

    İddet süresince evliliğin etkisi, özellik­le de kocanın hukuku evliliğin sona erme sebebine de bağlı olarak az veya çok de­vam ettiği için, ayrıca evlilik kurumuna karşı saygının da gereği olarak İddet bek­leyen kadına, bu iddet İster ölümden is­ter boşama ve fesihten doğsun, yabancı bir erkeğin evlilik teklifinde bulunması caiz görülmemiştir. İddet bekleyen kadı­na üstü kapalı evlilik teklifi yapılması ise dönülebilir (ric'î) boşamada, Hanefîler'e göre ayrıca bâin boşamada açıktan evlen­me teklifi gibi caiz görülmezken ölüm iddetinde caiz görülür. Fesih ve fâsid evli­likten doğan iddet de fakihlerin çoğunlu­ğuna göre bu açıdan ölüm iddeti gibidir. Bu ayırım, birinci tür iddette evliliğe geri dönüş imkânının bulunması ve evlilik ba­ğının hükmen de olsa güçlü bir şekilde devam ediyor olmasıyla açıklanır. Bunun için Kur'an'ın, "Kadınlarla evlenme husu­sundaki düşüncelerinizi üstü kapalı bi­çimde anlatmanızda veya onu içinizde gizli tutmanızda bir günah yoktur. Allah sizin onlardan söz edeceğinizi bilmekte­dir. Lâkin meşru sözler söylemeniz müs­tesna sakın onlarla gizlice buluşma sözü vermeyin" (el-Bakara 2/235) şeklindeki ya­saklaması, bir önceki âyetle ilgi kurulup kocasının ölümünden dolayı iddet bekle­yen kadınlar hakkında getirilen bir hü­küm olarak anlaşılmıştır.

    İddetin ikinci önemli hükmü, kadının iddet süresince boşayan veya ölen koca­sının evinde oturması ilkesidir. Kadın için bir hak olma niteliği ağır basmakla ve bu­nun için de literatürde süknâ hakkı olarak adlandırılmakla birlikte bu hükmün belli şartlarda kadın için bir yükümlülük oldu­ğu da görülür. Kur'an'da boşanmış kadın­lardan söz edilirken, "Apaçık bir hayâsızlık yapmaları hali bir yana onları evlerin­den çıkarmayın, onlar da çıkmasınlar" (et-Talâk 65/1) Onları gücünüz ölçüsünde oturduğunuz yerin bir bölümünde otur­tun. Onları sıkıştırıp -gitmelerini sağla­mak için- kendilerine zarar vermeye kal­kışmayın" (et-Taiâk 65/6) buyurulması, erkek tarafına dinî ve ahlâkî bir öğütte bulunmasının ve kadın için bir hakkı öngörmesinin yanı sıra kadına belli bir mü­kellefiyet de getirdiği, hatta bu yönün da­ha baskın olduğu görünmektedir. Boşa­madan sonra kadının kocasının evinde oturması, meşru bir mazeret bulunma­dıkça burayı terketmemesi ilkesi ister bir hak ister bir yükümlülük olarak düşü­nülsün, aile birliğinin tekrar kurulmasını sağlama yönünde taraflara düşünme ve görüşme imkânı verme, kadın ve çocukların haklarını koruma ve onlara belli bir süre de olsa güvence sağlama gibi önemli gayelere yöneliktir. (bk. Türkiye Diyanet Vakfı İslam Ansiklopedisi, c. 21, s. 469, İstanbul, 2000)



    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet




  4. 05.Kasım.2010, 14:46
    3
    Diyar-ı Sivas
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 30.Ekim.2010
    Üye No: 80100
    Mesaj Sayısı: 16
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: Dul ve çocuklu bir bayanla evlenmenin islami olarak bir sakıncası varmıdır?

    İDDET



    Muayyen sayı ve bunun son haddi. Topluluk. İslâm hukukunda evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden birisiyle sona ermesi halinde yeniden evlenebilmek için kadının beklemeğe mecbur olduğu müddet.

    İslâm'da kadının iddet süresi, evliliğin sona erme sebebine göre değişik olmaktadır.

    1) Evlilik kocanın ölümüyle sona ermişse, kadın dört ay on gün iddet bekler. Nitekim Kur'an'da şu ayet bunu açıklamaktadır "İçinden ölenlerin geride bıraktıkları hanımları, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler" (el-Bakara, 2/234).

    2) Hamile kadının iddeti doğuma kadardır. Burada evlenme gerek kocanın ölümü ve gerekse boşanma sebebiyle sona ersin, hüküm değişmez. Ayette "Hamile kadınların iddetlerinin sonu, çocuklarını doğurmalarına kadardır" (et-Talâk, 65/4) buyurulur.

    Eğer hamilelik evlilik dışı meydana gelmiş olur ve kadın tabîi baba olan suç ortağı erkekle evlenmek isterse, beklemeksizin evlenebilirler. Yabancı bir erkekle evlenmek isterse, Hanefi ve Şâfiîlere göre yine beklemeksizin nikah akdi yapılabilir, fakat zifaf doğuma kadar geciktirilir. Evlilik dışı birleşmede kadının hamile olup olmadığı belli değilse ve başka bir erkekle evlenmek isterse bir defa hayız görünceye kadar iddet beklemesi gerekir. Eğer kadın hayız görmeyen cinstense bir ay beklemesi yeterlidir.

    3) Boşanan kadınların iddeti, eğer hamile değilse üç hayız (kurû) süresidir. Bu da normal hayız gören kadınlarda yaklaşık üç ay kadar bir sürede gerçekleşir:

    "Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç hayız ve temizlenme süresi beklerler" (el-Bakara, 2/228).

    4) Hayız görmeyen küçüklerle hayızdan ümit kesilen yaşlıların iddeti üç aydır: "Kadınlarınızdan artık hayızdan ümit kesmiş olanlarla, henüz hayız görmeyecek kadar küçük olanların iddeti, şüphelenirseniz, biliniz ki, üç aydır" (et-Talâk, 65/4). Bu duruma göre, henüz bülûğ çağına girmemiş veya yaşı ilerlediği için artık hayızdan kesilmiş olan kadınların iddet süresi boşanmadan sonra üç aydır.

    Geçerli bir evlilik, rıc'î (dönülebilir) veya bâin (kesin) boşama ile sona ermişse, kadın iddet suresince nafaka hakkına sahip olur. Yani boşandığı kocası kadının geçimini sağlamakla yükümlüdür. Ancak evlilik, kocanın ölümüyle sona ermişse, kadın nafaka alamaz. Çünkü nafaka yükümlüsü olan erkek ölmüştür. Geride bıraktığı malı, artık miras hükümlerine göre, varislerinin hakkıdır. Karısı da, eğer ölen kocasının çocukları varsa sekizde bir, yoksa dörtte bir nisbetinde miras hakkına sahip olur. İşte nafaka istemek yerine, onun bu hakkını alarak geçimini sağlaması mümkündür. Diğer yandan kadının eğer varsa kendisine ait mülkü veya daha önce almadığı mehir hakkı da devreye girer ve bunlar kadın için koruyucu haklardan olur.

    Bu duruma göre, iddet süresince nikâhın bazı iz ve etkileri devam eder. İddet bittikten sonra ise artık erkekle kadının ilgisi tamamen kesilmiş bulunur. Kadın üç talakla boşanmışsa, artık hulle'den (bk. hulle mad.) önce bu erkeğin onunla yeniden evlenmesi mümkün olmaz. Bir veya iki defa boşanmış durumda ise, ric'î boşamada iddet devam ederken eşler barışabilir ve yeni bir nikâh akdine gerek bulunmaz. İddet sonunda ise ric'î boşama bâin'e dönüşür. Eşler yeni bir nikâh akdi ile yeniden evlenebilirler. Tek boşama hâlinde iki, iki defa boşama hâlinde, ise bir boşama hakkı ile evlilik devam eder.

    İA



  5. 05.Kasım.2010, 14:46
    3
    İDDET



    Muayyen sayı ve bunun son haddi. Topluluk. İslâm hukukunda evliliğin ölüm, boşanma veya fesih sebeplerinden birisiyle sona ermesi halinde yeniden evlenebilmek için kadının beklemeğe mecbur olduğu müddet.

    İslâm'da kadının iddet süresi, evliliğin sona erme sebebine göre değişik olmaktadır.

    1) Evlilik kocanın ölümüyle sona ermişse, kadın dört ay on gün iddet bekler. Nitekim Kur'an'da şu ayet bunu açıklamaktadır "İçinden ölenlerin geride bıraktıkları hanımları, kendi kendilerine dört ay on gün beklerler" (el-Bakara, 2/234).

    2) Hamile kadının iddeti doğuma kadardır. Burada evlenme gerek kocanın ölümü ve gerekse boşanma sebebiyle sona ersin, hüküm değişmez. Ayette "Hamile kadınların iddetlerinin sonu, çocuklarını doğurmalarına kadardır" (et-Talâk, 65/4) buyurulur.

    Eğer hamilelik evlilik dışı meydana gelmiş olur ve kadın tabîi baba olan suç ortağı erkekle evlenmek isterse, beklemeksizin evlenebilirler. Yabancı bir erkekle evlenmek isterse, Hanefi ve Şâfiîlere göre yine beklemeksizin nikah akdi yapılabilir, fakat zifaf doğuma kadar geciktirilir. Evlilik dışı birleşmede kadının hamile olup olmadığı belli değilse ve başka bir erkekle evlenmek isterse bir defa hayız görünceye kadar iddet beklemesi gerekir. Eğer kadın hayız görmeyen cinstense bir ay beklemesi yeterlidir.

    3) Boşanan kadınların iddeti, eğer hamile değilse üç hayız (kurû) süresidir. Bu da normal hayız gören kadınlarda yaklaşık üç ay kadar bir sürede gerçekleşir:

    "Boşanan kadınlar, kendi kendilerine üç hayız ve temizlenme süresi beklerler" (el-Bakara, 2/228).

    4) Hayız görmeyen küçüklerle hayızdan ümit kesilen yaşlıların iddeti üç aydır: "Kadınlarınızdan artık hayızdan ümit kesmiş olanlarla, henüz hayız görmeyecek kadar küçük olanların iddeti, şüphelenirseniz, biliniz ki, üç aydır" (et-Talâk, 65/4). Bu duruma göre, henüz bülûğ çağına girmemiş veya yaşı ilerlediği için artık hayızdan kesilmiş olan kadınların iddet süresi boşanmadan sonra üç aydır.

    Geçerli bir evlilik, rıc'î (dönülebilir) veya bâin (kesin) boşama ile sona ermişse, kadın iddet suresince nafaka hakkına sahip olur. Yani boşandığı kocası kadının geçimini sağlamakla yükümlüdür. Ancak evlilik, kocanın ölümüyle sona ermişse, kadın nafaka alamaz. Çünkü nafaka yükümlüsü olan erkek ölmüştür. Geride bıraktığı malı, artık miras hükümlerine göre, varislerinin hakkıdır. Karısı da, eğer ölen kocasının çocukları varsa sekizde bir, yoksa dörtte bir nisbetinde miras hakkına sahip olur. İşte nafaka istemek yerine, onun bu hakkını alarak geçimini sağlaması mümkündür. Diğer yandan kadının eğer varsa kendisine ait mülkü veya daha önce almadığı mehir hakkı da devreye girer ve bunlar kadın için koruyucu haklardan olur.

    Bu duruma göre, iddet süresince nikâhın bazı iz ve etkileri devam eder. İddet bittikten sonra ise artık erkekle kadının ilgisi tamamen kesilmiş bulunur. Kadın üç talakla boşanmışsa, artık hulle'den (bk. hulle mad.) önce bu erkeğin onunla yeniden evlenmesi mümkün olmaz. Bir veya iki defa boşanmış durumda ise, ric'î boşamada iddet devam ederken eşler barışabilir ve yeni bir nikâh akdine gerek bulunmaz. İddet sonunda ise ric'î boşama bâin'e dönüşür. Eşler yeni bir nikâh akdi ile yeniden evlenebilirler. Tek boşama hâlinde iki, iki defa boşama hâlinde, ise bir boşama hakkı ile evlilik devam eder.

    İA






+ Yorum Gönder