Konusunu Oylayın.: Müslüman mümin arasındaki fark?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Müslüman mümin arasındaki fark?
  1. 13.Eylül.2010, 18:48
    13
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: muslüman-mümin arasındakı fark?

    reklam


    --->: muslüman-mümin arasındakı fark? isimli yazı www.Mumsema.com--->: muslüman-mümin arasındakı fark?
    Kardeşlerim bu konuyla ilgili araştırmada benzer bir konuya
    bir başka Ayette tartışıldığına rastladım ve mutmain olmanız için buraya ekledim
    dilerim sorunuzun cevabını bu görüşte alırsınız.
    Ama benim dediğim gibi iki kelimede anlam olarak aynı kapıya çıkıyor.
    selam ve dua ile.



    Sual: Kur’anda bir âyette, (Müslüman olarak can verin) dendiği halde, başka bir âyette ise, (Müminler kardeştir) deniyor. Bu, müminle Müslümanın farklı olduğunu gösterir mi?
    CEVAP
    Göstermez. İslam âlimleri, (Her mümin Müslümandır, her Müslüman, mümindir) buyuruyor. Kelime olarak mümin, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. Müslüman da, İslam’ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam’ın beş şartına inanmazsa o kimse mümin de, Müslüman da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam’ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, mümin de, Müslüman da olmaz.

    İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde, (Müslüman olarak can verin) mealindeki âyet-i kerimenin, (Müminler olarak can verin) demek olduğunu bildiriyor. (Müminler kardeştir) mealinde âyet-i kerimenin tefsirinde ise, (Müslümanlar kardeştir) anlamına da geldiğini bildiriyor. Peygamber efendimiz de bu âyet-i kerimeleri, aynı şekilde açıklamıştır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:


    Müslümanlar kardeştir. Takva hariç, biri ötekinden üstün değildir.) [Taberani]

    (Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. ) [Buhari, Müslim]

    (Müslüman müslümanın kardeşidir. Kardeşine sattığı malın kusurunu gizlemesi helâl olmaz.) [Müslim]

    (Allahü teâlâ, Müslüman kardeşine karşı surat asana lânet eder.) [Deylemi]

    (Müslüman kardeşini evinde ziyaret edip, yemeğinden yiyen, yemek yedirenden daha fazla sevab kazanır.) [Hatib]

    (Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durmak helâl değildir.) [Ahmed]

    (Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gideren, hac ve umre sevabı kazanır.) [Hatib]

    Dr.Nihat Hatipoğlu..


  2. 13.Eylül.2010, 18:48
    13
    Silent and lonely rains
    reklam


    Kardeşlerim bu konuyla ilgili araştırmada benzer bir konuya
    bir başka Ayette tartışıldığına rastladım ve mutmain olmanız için buraya ekledim
    dilerim sorunuzun cevabını bu görüşte alırsınız.
    Ama benim dediğim gibi iki kelimede anlam olarak aynı kapıya çıkıyor.
    selam ve dua ile.



    Sual: Kur’anda bir âyette, (Müslüman olarak can verin) dendiği halde, başka bir âyette ise, (Müminler kardeştir) deniyor. Bu, müminle Müslümanın farklı olduğunu gösterir mi?
    CEVAP
    Göstermez. İslam âlimleri, (Her mümin Müslümandır, her Müslüman, mümindir) buyuruyor. Kelime olarak mümin, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. Müslüman da, İslam’ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam’ın beş şartına inanmazsa o kimse mümin de, Müslüman da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam’ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, mümin de, Müslüman da olmaz.

    İmam-ı Kurtubi hazretleri tefsirinde, (Müslüman olarak can verin) mealindeki âyet-i kerimenin, (Müminler olarak can verin) demek olduğunu bildiriyor. (Müminler kardeştir) mealinde âyet-i kerimenin tefsirinde ise, (Müslümanlar kardeştir) anlamına da geldiğini bildiriyor. Peygamber efendimiz de bu âyet-i kerimeleri, aynı şekilde açıklamıştır. Bu konudaki hadis-i şeriflerden birkaçı şöyledir:


    Müslümanlar kardeştir. Takva hariç, biri ötekinden üstün değildir.) [Taberani]

    (Müslüman Müslümanın kardeşidir, ona zulmetmez, yardım eder. ) [Buhari, Müslim]

    (Müslüman müslümanın kardeşidir. Kardeşine sattığı malın kusurunu gizlemesi helâl olmaz.) [Müslim]

    (Allahü teâlâ, Müslüman kardeşine karşı surat asana lânet eder.) [Deylemi]

    (Müslüman kardeşini evinde ziyaret edip, yemeğinden yiyen, yemek yedirenden daha fazla sevab kazanır.) [Hatib]

    (Müslüman kardeşine üç günden fazla dargın durmak helâl değildir.) [Ahmed]

    (Müslüman kardeşinin bir ihtiyacını gideren, hac ve umre sevabı kazanır.) [Hatib]

    Dr.Nihat Hatipoğlu..


  3. 13.Eylül.2010, 18:56
    14
    hbevci
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mart.2010
    Üye No: 74674
    Mesaj Sayısı: 630
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: izmir

    --->: muslüman-mümin arasındakı fark?

    reklam


    desert.rose kardesım AMENNA VE SADDEKNA.lakın aynı ayette 2 kelımenın ayrı ayrı belırtılmesı konusu benı meraka surukledı.
    AHZAP SURESI;
    35 Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır


  4. 13.Eylül.2010, 18:56
    14
    hbevci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    reklam


    desert.rose kardesım AMENNA VE SADDEKNA.lakın aynı ayette 2 kelımenın ayrı ayrı belırtılmesı konusu benı meraka surukledı.
    AHZAP SURESI;
    35 Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır


  5. 13.Eylül.2010, 19:26
    15
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: muslüman-mümin arasındakı fark?

    Alıntı
    desert.rose kardesım AMENNA VE SADDEKNA.lakın aynı ayette 2 kelımenın ayrı ayrı belırtılmesı konusu benı meraka surukledı.
    AHZAP SURESI;
    35 Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır
    Kardeşim aşağıdaki yazıyı okumadınmı? neden kafan karışıyor ben anlamadımki.
    senin de verdiğin Ayetin açıklamasında Allah c.c Müslüman yada Mü'min kullarının bu ayette güzel vasıflarını belirtmiş.

    Alıntı
    İslam âlimleri, (Her mümin Müslümandır, her Müslüman, mümindir) buyuruyor. Kelime olarak mümin, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. Müslüman da, İslam’ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam’ın beş şartına inanmazsa o kimse mümin de, Müslüman da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam’ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, mümin de, Müslüman da olmaz.
    diye...

    İslam alimlerimiz de teyid etmişler yani birbirinden farklı olarak hayır değil dememişler
    kardeşim sen bu konuyu takıntı haline getirmişsin ve kafan epeyce karışmış
    bence biraz bu konuyu düşünme biraz kafan istirahat etsin.


  6. 13.Eylül.2010, 19:26
    15
    Silent and lonely rains
    Alıntı
    desert.rose kardesım AMENNA VE SADDEKNA.lakın aynı ayette 2 kelımenın ayrı ayrı belırtılmesı konusu benı meraka surukledı.
    AHZAP SURESI;
    35 Müslüman erkekler ve müslüman kadınlar, mümin erkekler ve mümin kadınlar, taata devam eden erkekler ve taata devam eden kadınlar, doğru erkekler ve doğru kadınlar, sabreden erkekler ve sabreden kadınlar, mütevazi erkekler ve mütevazi kadınlar, sadaka veren erkekler ve sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkekler ve oruç tutan kadınlar, ırzlarını koruyan erkekler ve (ırzlarını) koruyan kadınlar, Allah'ı çok zikreden erkekler ve zikreden kadınlar var ya; işte Allah, bunlar için bir mağfiret ve büyük bir mükâfat hazırlamıştır
    Kardeşim aşağıdaki yazıyı okumadınmı? neden kafan karışıyor ben anlamadımki.
    senin de verdiğin Ayetin açıklamasında Allah c.c Müslüman yada Mü'min kullarının bu ayette güzel vasıflarını belirtmiş.

    Alıntı
    İslam âlimleri, (Her mümin Müslümandır, her Müslüman, mümindir) buyuruyor. Kelime olarak mümin, iman eden, imanın altı şartını kabul eden kimse demektir. Müslüman da, İslam’ın beş şartına inanan kimse demektir. Bir kimse, imanın altı şartına inanıp da İslam’ın beş şartına inanmazsa o kimse mümin de, Müslüman da olmaz. Tersine, bir kimse de İslam’ın beş şartına inansa, imanın altı şartına, hatta birine bile inanmasa, mümin de, Müslüman da olmaz.
    diye...

    İslam alimlerimiz de teyid etmişler yani birbirinden farklı olarak hayır değil dememişler
    kardeşim sen bu konuyu takıntı haline getirmişsin ve kafan epeyce karışmış
    bence biraz bu konuyu düşünme biraz kafan istirahat etsin.


  7. 13.Eylül.2010, 22:03
    16
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    --->: muslüman-mümin arasındakı fark?

    Ben sadece müslüman topluluğunda münafığı ayırt edemeyiz demiştim

    Allah razı olsun



  8. 13.Eylül.2010, 22:03
    16
    Devamlı Üye
    Ben sadece müslüman topluluğunda münafığı ayırt edemeyiz demiştim

    Allah razı olsun



  9. 13.Eylül.2010, 23:56
    17
    hbevci
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mart.2010
    Üye No: 74674
    Mesaj Sayısı: 630
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: izmir

    --->: muslüman-mümin arasındakı fark?

    Alıntı
    kardeşim sen bu konuyu takıntı haline getirmişsin ve kafan epeyce karışmış
    bence biraz bu konuyu düşünme biraz kafan istirahat etsin.
    tavsıyenız ıcın ve benı bılgılendırme cabanız ıcın sonsuz tesekkur ederım.lakın ılım ve ogrenmek ıcın durmak yok detaylı bır arastırma yaptım ve su yazıyı okudugumda konuyu cok daha net anladım ve ıcım su anda rahat.buyrun sızde bu yazıdan ıstıfadelenın ınsallah..

    MUSLUMAN ILE MUMIN ARASINDAKI FARK

    Ebu Yahya Suheyb b. Sinan (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Müminin işi hayret vericidir. Zira onun her işi hayırlıdır. Bu meziyet yalnız mümine mahsustur. Zira o sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırdır. Başına bela gelirse sabreder. Bu da onun için hayırdır." (Müslim)

    Daha önce defalarca okuduğum ve çok net anladığımı düşündüğüm bu hadis-i şerifi, aslında çok da iyi anlamamış olduğumu fark ettim. Bunu fark etmemde en büyük etken, İsmet Özel'in "Kırk Hadis" isimli kitabında bu hadisle ilgili okuduğum yorumu oldu. Ve hadisi yeniden inceledim. Hadisin bende oluşturduğu yeni izlenimini, benim gibi dikkat etmeyenler (anladığını sanıp anlamayanlar) olabilir düşüncesiyle, bazı noktalara dikkat çekerek sizlerle paylaşmak istedim. Meraklılarına İsmet Özel'in yorumunu da okumalarını, ayrıca tavsiye ederim.

    Öncelikle ben, hadisin başında geçen şaşırtıcı durumun sadece müminlere has bir özellik olduğuna daha önce dikkat etmemiştim. Oysa şimdi öğrendiğim şu ki, bir hadisi doğru anlayabilmek için, öncelikle hadiste geçen kavramlar üzerinde durmak gerekiyor.

    Çünkü hadislerde geçen kavramlar, gelişi güzel söylenmiş kavramlar değil. Her biri anlamayı kolaylaştıracak şekilde özenle seçilmiş ve özellikle söylenmiş sözler. Şahsım adına çoğunlukla gözden kaçırdığım noktanın bu olduğunu düşünmekteyim. Bu sebeple hadiste geçen mümin kavramını, "Müslim , Mümin , Muhsin" sıralamasını takip ederek idrak etmeliyiz ki, hadisi daha iyi anlayabilelim. İlk olarak "müslim"den başlayalım.

    "Müslim" kelimesi, "esleme" kökünden gelmekte olup, teslim olan, teslim olarak selamete (kurtuluşa) eren demektir. Kişi Allah'ın iradesine boyun eğerek yani O'na teslim olarak islama girer ve müslüman adını alır.
    İslam'a girmek yada girmemek herkesin şahsi
    kararıdır. Bu konuda kimse kimseye baskı yapma hakkına sahip değildir. Bize düşen sadece tebliğdir.

    "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim tağutu inkar edip Allah’a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir, bilir.”

    Teslim olmayı kabul ederek, İslama giren kişi bilmelidir ki, islamın bazı rükunları vardır. Bunlar Rasulullah (s.a.v.) 'in hadis-i şerifiyle bize öğrettiği rükunlardır. Ömer b. Hattab (r.a.) 'dan rivayet edilen hadis şöyledir:

    "İslam beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Rasulullah (s.a.v.)'in O'nun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe'yi haccetmek, Ramazan orucunu tutmak."

    Bunlar müslüman olmanın temel şartlarıdır. Nasıl ki, bir binanın temelleri sağlam olmadığı zaman yıkılma ihtimali artarsa, müslüman olan kişi de bu temel şartlan yerine getirmediği takdirde, kişinin islam binasının yıkılma ihtimali artar.
    Bu şartlar ayrıca imanın kalpte yerleşmesi açısından önemlidir. Az sonra açıklayacağımız iman ile islamın şartlan (buna amel de diyebiliriz) daima birbirinden ayrılmayan iki unsur olarak karşımıza çıkar.
    İslama girmek için temel bir iman gerekir. Ancak imanın yerleşmesi için amel gerekir. Zira bir kimsenin ameli arttıkça imanı artar.

    İmanı arttıkça da ameli çoğalır. Ki Rasulullah (s.a.v.), islama yeni giren ve "şimdi ne yapmam gerek" diye soranlara, öncelikle islamın şartlarını saymaktadır.



  10. 13.Eylül.2010, 23:56
    17
    hbevci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Alıntı
    kardeşim sen bu konuyu takıntı haline getirmişsin ve kafan epeyce karışmış
    bence biraz bu konuyu düşünme biraz kafan istirahat etsin.
    tavsıyenız ıcın ve benı bılgılendırme cabanız ıcın sonsuz tesekkur ederım.lakın ılım ve ogrenmek ıcın durmak yok detaylı bır arastırma yaptım ve su yazıyı okudugumda konuyu cok daha net anladım ve ıcım su anda rahat.buyrun sızde bu yazıdan ıstıfadelenın ınsallah..

    MUSLUMAN ILE MUMIN ARASINDAKI FARK

    Ebu Yahya Suheyb b. Sinan (r.a.)'den rivayet edildiğine göre, Peygamber (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:
    "Müminin işi hayret vericidir. Zira onun her işi hayırlıdır. Bu meziyet yalnız mümine mahsustur. Zira o sevinirse şükreder. Bu ise onun için hayırdır. Başına bela gelirse sabreder. Bu da onun için hayırdır." (Müslim)

    Daha önce defalarca okuduğum ve çok net anladığımı düşündüğüm bu hadis-i şerifi, aslında çok da iyi anlamamış olduğumu fark ettim. Bunu fark etmemde en büyük etken, İsmet Özel'in "Kırk Hadis" isimli kitabında bu hadisle ilgili okuduğum yorumu oldu. Ve hadisi yeniden inceledim. Hadisin bende oluşturduğu yeni izlenimini, benim gibi dikkat etmeyenler (anladığını sanıp anlamayanlar) olabilir düşüncesiyle, bazı noktalara dikkat çekerek sizlerle paylaşmak istedim. Meraklılarına İsmet Özel'in yorumunu da okumalarını, ayrıca tavsiye ederim.

    Öncelikle ben, hadisin başında geçen şaşırtıcı durumun sadece müminlere has bir özellik olduğuna daha önce dikkat etmemiştim. Oysa şimdi öğrendiğim şu ki, bir hadisi doğru anlayabilmek için, öncelikle hadiste geçen kavramlar üzerinde durmak gerekiyor.

    Çünkü hadislerde geçen kavramlar, gelişi güzel söylenmiş kavramlar değil. Her biri anlamayı kolaylaştıracak şekilde özenle seçilmiş ve özellikle söylenmiş sözler. Şahsım adına çoğunlukla gözden kaçırdığım noktanın bu olduğunu düşünmekteyim. Bu sebeple hadiste geçen mümin kavramını, "Müslim , Mümin , Muhsin" sıralamasını takip ederek idrak etmeliyiz ki, hadisi daha iyi anlayabilelim. İlk olarak "müslim"den başlayalım.

    "Müslim" kelimesi, "esleme" kökünden gelmekte olup, teslim olan, teslim olarak selamete (kurtuluşa) eren demektir. Kişi Allah'ın iradesine boyun eğerek yani O'na teslim olarak islama girer ve müslüman adını alır.
    İslam'a girmek yada girmemek herkesin şahsi
    kararıdır. Bu konuda kimse kimseye baskı yapma hakkına sahip değildir. Bize düşen sadece tebliğdir.

    "Dinde zorlama yoktur. Doğruluk sapıklıktan tamamen ayrılmıştır. Kim tağutu inkar edip Allah’a iman ederse en sağlam kulpa yapışmış olur. Allah işitir, bilir.”

    Teslim olmayı kabul ederek, İslama giren kişi bilmelidir ki, islamın bazı rükunları vardır. Bunlar Rasulullah (s.a.v.) 'in hadis-i şerifiyle bize öğrettiği rükunlardır. Ömer b. Hattab (r.a.) 'dan rivayet edilen hadis şöyledir:

    "İslam beş şey üzerine bina edilmiştir: Allah'tan başka ilâh olmadığına ve Rasulullah (s.a.v.)'in O'nun kulu ve peygamberi olduğuna şehadet etmek, namaz kılmak, zekat vermek, Kabe'yi haccetmek, Ramazan orucunu tutmak."

    Bunlar müslüman olmanın temel şartlarıdır. Nasıl ki, bir binanın temelleri sağlam olmadığı zaman yıkılma ihtimali artarsa, müslüman olan kişi de bu temel şartlan yerine getirmediği takdirde, kişinin islam binasının yıkılma ihtimali artar.
    Bu şartlar ayrıca imanın kalpte yerleşmesi açısından önemlidir. Az sonra açıklayacağımız iman ile islamın şartlan (buna amel de diyebiliriz) daima birbirinden ayrılmayan iki unsur olarak karşımıza çıkar.
    İslama girmek için temel bir iman gerekir. Ancak imanın yerleşmesi için amel gerekir. Zira bir kimsenin ameli arttıkça imanı artar.

    İmanı arttıkça da ameli çoğalır. Ki Rasulullah (s.a.v.), islama yeni giren ve "şimdi ne yapmam gerek" diye soranlara, öncelikle islamın şartlarını saymaktadır.



  11. 13.Eylül.2010, 23:57
    18
    hbevci
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Mart.2010
    Üye No: 74674
    Mesaj Sayısı: 630
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Yaş: 33
    Bulunduğu yer: izmir

    --->: muslüman-mümin arasındakı fark?

    Yine Allah-u Tealâ ayet-i kerimede, "Bedeviler: "iman ettik" dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak müslüman olduk" deyin. İman henüz kalplerinize yerleşmemiştir. Eğer Allah'a itaat ederseniz amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah affedicidir, merhamet edicidir."

    buyurmaktadır. Buradan da anlıyoruz ki, İslamın şartlarını yerine getirmek, imanın artmasına vesile oluyor ve imanın kalbe yerleşmesini sağlıyor. Yani müslim olmadan mümin olunamıyor.

    Müslimlik vasfı, müminlik vasfından önce geliyor. Ancak bu müslim (müslüman) olan her kişinin mümin olacağı anlamına gelmiyor. Mümin olabilmek ayrı bir çaba gerektiriyor. Bu sebeple mümin kimdir, öğrenmemiz gerekiyor.

    Mümin, "iman eden" demektir. İman ise, "emn" kökünden gelmekte olup, güvenme, verilen bir habere kalpten inanma, haberi getireni tasdik etme; bir şeye tereddüde düşmeksizin inanma demektir. İmanın hakikati, "mutlak tasdik"tir.

    Hadiste geçen şaşırtıcı durumun müslümana değil, mümine has olduğuna dikkat edelim. Müminin her işi hayırdır, müslümanın değil. Neden? Çünkü mümin kişi, gönülden iman ederek, iman ettiği tüm esasları içine sindirmiş biri olarak, Allah'ın gözetimi altına giren yani emniyette olan kişidir.
    Aynı zamanda emniyet veren ve emniyet duyulan kişi. İşte onun her işinin hayır olması, bu emniyet duygusundan kaynaklanmaktadır. Zira o, kadere tereddütsüz iman etmiştir.

    Hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğine şehadet etmiş ve bunu sözleriyle dile getirdiği gibi kalbiyle de hiç şüphe duymayacak şekilde tasdik etmiştir.
    Böyle bir kişi, daima Allah'ın gözetimi altında olduğunun idrakindedir. Bu sebeple, kendisine bir nimet verildiğinde veya sevineceği bir durumla karşılaştığında şükreder.
    Çünkü o, bunun Allah'ın vermiş olduğu bir lütuf olduğunun ve bu nimeti nasıl kullanacağı konusunda imtihan edileceğinin farkındadır. Bu yüzden asla gurur ve kibre kapılmadan şükreder. Ve bu nimeti hayır yolunda kullanmak için çabalar.

    Buna en güzel örnek, Rasulullah (s.a.v.)'in Mekke'nin fethinde, devesinin üzerinde secde halinde şehre girmesidir. Gerçi Rasullulah (s.a.v.) muhsin derecesinde bir insandı.
    Ama vurgulamak istediğim, sıradan bir müslüman böyle bir durumda, bunun hakettiği bir başarı ve gayretinin bir sonucu olduğu düşüncesiyle kibre ve gurura kapılabilirdi.
    Ve yıllar önce terketmek zorunda bırakıldığı bir şehri fethetmenin gururuyla, kendisine kötülük edenlerden intikam alma yoluna gidebilirdi. Oysa Rasulullah (s.a.v.)'in kendisine kötülük eden o insanlara, nasıl davrandığını biliyoruz.
    İşte bu davranışlar ancak olgun bir müminin ve dahi muhsinin gösterebileceği davranışlardır. Çünkü henüz belli olgunluğa erememiş bir müslüman, böyle bir başarı elde ettiğinde yada kendisine bir nimet verildiğinde bunu tamamen kendi çabasıyla elde ettiğini ve zaten hakettiği bir başarı olduğunu düşünerek kibre kapılıp, şımarabilir.
    Nitekim kendisine zenginlik verilen bir çok kimsenin "ben çalıştım, kazandım, neden başkalarına verecekmişim" diyerek zekatı dahi vermeye çekindiklerini biliyoruz.

    Yine bir müslüman sıkıntıya düştüğünde yada başına bir felaket geldiğinde "neden bütün dertler beni buluyor, bunu hak edecek ne yaptım, benim rahat içinde olan Ayşe'den Ahmet'ten ne eksiğim var" gibi düşünce ve sözlerle isyana düşebilir.

    Oysa mümin bir kişinin böyle sıkıntılı durumlarda, isyan sözcükleri ağzından çıkmadığı gibi, kalbinden de böyle düşünceler geçmez. Zira o, bunun da bir imtihan olduğunun farkındadır.
    Her sıkıntıyla beraber bir ferahlık olduğunun ve her şerde bir hayır olduğunun idrakindedir. Ona düşen sabretmektir.

    Şikayet etmeyip sabrederek, sıkıntılı durumu kendisi için hayra dönüştürmeyi başaran kişidir mümin.
    İşte müminin bu durumu şaşılacak bir şeydir. Çünkü o her durumda kazanır. Ve mümin olmayan kişinin, onu anlaması gerçekten zordur.

    Zira sadece müminin her işi hayırdır. Başkasının değil. Müslümanın da bu hayra erişebilmesi için, mümin olma yolunda çabalaması gerekir; müminin de muhsin olma yolunda. Birbirini takip eden bu zincirin en son halkası olan “Muhsin” kavramına da kısaca değinelim.

    Muhsin, "ihsan duygusu altında olan” demektir. İhsan ise "hasene" kökünden gelmekte olup, "iyilik, güzellik, uygun ve güzel olanı en güzel ve kusursuz bir şekilde yapmak" demektir. Cibril hadisi olarak bilinen hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.),

    "ihsan nedir?" sorusuna, "İhsan, Allah'ı görüyormuşçasına O'na kulluk etmendir. Zira sen O'nu görmesen de, O seni mutlak surette görür."

    buyurmuştur. Buradaki "Allah'ı görüyormuşçasına" ifadesinin "Allah'ın bizatihi görülmesinin değil, Allah'ın sıfatlarını idrak ederek kulluk etmenin istenildiği anlatılmaktadır" denmiştir. İhsan ahlâkının iki yönü vardır:

    1- Başkasına iyilik etmek, nimet kazandırmak, yardımcı olmak ve bütün bunları güzellikle yapmak.

    2- Amelde ihsan, yani bir şeyi güzel bir bilgi ile bilmek (mesela Allah'ı) veya bir şeyi güzel bir amelle yapmak.

    İhsanda, daha fazlasını vermek, daha güzeli ile karşılık vermek anlayışı vardır. İhsan, müminin yalnız ibadetle ilgili meselelerde yükümlü olduğu bir sorumluluk değil, bütün söz ve işlerindeki değişmez tavrıdır. Rasulullah (s.a.v) ,

    "Allah her şeyde ihsan ile davranılmasını kullarının üzerine gerekli kılmıştır. Bundan dolayı öldürdüğünüzde güzel davranın, hayvanların kesiminde güzel davranın"

    buyurmuştur. Yapılan iyiliklerin hasbî ve Allah rızası için olmasının gerekliliğine de işaret eden Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "İnsanlar bize iyi davranırsa onlara iyilik yaparız, şayet köyü davranırlarsa onlara kötülük yaparız diyen şahsiyetsizlerden olmayın. Kendinizi, insanlar iyi davranırsa onlara iyilikle mukabele etmeye, şayet kötülük yaparlarsa onlara yine iyilikle karşılık vermeye alıştırın."

    Muhsin kişi, daima Allah'ın gözetimi altında olduğunun bilincinde olarak, yaptığı her işi ihsan üzere yani en güzel şekilde, ibadetin amacına ve hikmetine uygun şekilde yapar. İhsan olması için ihlas gerekir. Rasulullah (s.a.v.),

    "İnsanlara güzellikle davranan, Allah'a kulluk yaparken kulluğun gereği olan; kulluk yapılan zatı iyi tanımanın gereklerini yerine getiren muhsinlerin, Allah'ın rahmetine çok yakın olduğunu"
    bildirmiştir.

    İşte müslümanın hedefi bu olmalıdır. Müslüman olmak, islam binasına girmek; muhsin olmak ise, bu binanın en üst katma yerleşmektir. Rasulullah (s.a.v.),

    “İki günü birbirine denk olan ziyandadır.”
    buyurmaktadır. Yani kişi, “müslüman oldum, tamam” dememelidir. Sürekli ilim, irfan, kişilik ve ahlaki özelliklerini geliştirmek, hatalarını görerek düzeltmek yolunda çalışmalıdır. Zira, ancak çalışanlar kazanacaklardır.

    Biz de yine onun bir duasıyla bitirelim,
    “Rabbimiz! İlmimizi, tevfik ve hidayetimizi fazlalaştır.” (Amin…)

    Alıntı



  12. 13.Eylül.2010, 23:57
    18
    hbevci - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Yine Allah-u Tealâ ayet-i kerimede, "Bedeviler: "iman ettik" dediler. De ki: "Siz iman etmediniz. Ancak müslüman olduk" deyin. İman henüz kalplerinize yerleşmemiştir. Eğer Allah'a itaat ederseniz amellerinizden hiçbir şeyi eksiltmez. Çünkü Allah affedicidir, merhamet edicidir."

    buyurmaktadır. Buradan da anlıyoruz ki, İslamın şartlarını yerine getirmek, imanın artmasına vesile oluyor ve imanın kalbe yerleşmesini sağlıyor. Yani müslim olmadan mümin olunamıyor.

    Müslimlik vasfı, müminlik vasfından önce geliyor. Ancak bu müslim (müslüman) olan her kişinin mümin olacağı anlamına gelmiyor. Mümin olabilmek ayrı bir çaba gerektiriyor. Bu sebeple mümin kimdir, öğrenmemiz gerekiyor.

    Mümin, "iman eden" demektir. İman ise, "emn" kökünden gelmekte olup, güvenme, verilen bir habere kalpten inanma, haberi getireni tasdik etme; bir şeye tereddüde düşmeksizin inanma demektir. İmanın hakikati, "mutlak tasdik"tir.

    Hadiste geçen şaşırtıcı durumun müslümana değil, mümine has olduğuna dikkat edelim. Müminin her işi hayırdır, müslümanın değil. Neden? Çünkü mümin kişi, gönülden iman ederek, iman ettiği tüm esasları içine sindirmiş biri olarak, Allah'ın gözetimi altına giren yani emniyette olan kişidir.
    Aynı zamanda emniyet veren ve emniyet duyulan kişi. İşte onun her işinin hayır olması, bu emniyet duygusundan kaynaklanmaktadır. Zira o, kadere tereddütsüz iman etmiştir.

    Hayrın da şerrin de Allah'tan geldiğine şehadet etmiş ve bunu sözleriyle dile getirdiği gibi kalbiyle de hiç şüphe duymayacak şekilde tasdik etmiştir.
    Böyle bir kişi, daima Allah'ın gözetimi altında olduğunun idrakindedir. Bu sebeple, kendisine bir nimet verildiğinde veya sevineceği bir durumla karşılaştığında şükreder.
    Çünkü o, bunun Allah'ın vermiş olduğu bir lütuf olduğunun ve bu nimeti nasıl kullanacağı konusunda imtihan edileceğinin farkındadır. Bu yüzden asla gurur ve kibre kapılmadan şükreder. Ve bu nimeti hayır yolunda kullanmak için çabalar.

    Buna en güzel örnek, Rasulullah (s.a.v.)'in Mekke'nin fethinde, devesinin üzerinde secde halinde şehre girmesidir. Gerçi Rasullulah (s.a.v.) muhsin derecesinde bir insandı.
    Ama vurgulamak istediğim, sıradan bir müslüman böyle bir durumda, bunun hakettiği bir başarı ve gayretinin bir sonucu olduğu düşüncesiyle kibre ve gurura kapılabilirdi.
    Ve yıllar önce terketmek zorunda bırakıldığı bir şehri fethetmenin gururuyla, kendisine kötülük edenlerden intikam alma yoluna gidebilirdi. Oysa Rasulullah (s.a.v.)'in kendisine kötülük eden o insanlara, nasıl davrandığını biliyoruz.
    İşte bu davranışlar ancak olgun bir müminin ve dahi muhsinin gösterebileceği davranışlardır. Çünkü henüz belli olgunluğa erememiş bir müslüman, böyle bir başarı elde ettiğinde yada kendisine bir nimet verildiğinde bunu tamamen kendi çabasıyla elde ettiğini ve zaten hakettiği bir başarı olduğunu düşünerek kibre kapılıp, şımarabilir.
    Nitekim kendisine zenginlik verilen bir çok kimsenin "ben çalıştım, kazandım, neden başkalarına verecekmişim" diyerek zekatı dahi vermeye çekindiklerini biliyoruz.

    Yine bir müslüman sıkıntıya düştüğünde yada başına bir felaket geldiğinde "neden bütün dertler beni buluyor, bunu hak edecek ne yaptım, benim rahat içinde olan Ayşe'den Ahmet'ten ne eksiğim var" gibi düşünce ve sözlerle isyana düşebilir.

    Oysa mümin bir kişinin böyle sıkıntılı durumlarda, isyan sözcükleri ağzından çıkmadığı gibi, kalbinden de böyle düşünceler geçmez. Zira o, bunun da bir imtihan olduğunun farkındadır.
    Her sıkıntıyla beraber bir ferahlık olduğunun ve her şerde bir hayır olduğunun idrakindedir. Ona düşen sabretmektir.

    Şikayet etmeyip sabrederek, sıkıntılı durumu kendisi için hayra dönüştürmeyi başaran kişidir mümin.
    İşte müminin bu durumu şaşılacak bir şeydir. Çünkü o her durumda kazanır. Ve mümin olmayan kişinin, onu anlaması gerçekten zordur.

    Zira sadece müminin her işi hayırdır. Başkasının değil. Müslümanın da bu hayra erişebilmesi için, mümin olma yolunda çabalaması gerekir; müminin de muhsin olma yolunda. Birbirini takip eden bu zincirin en son halkası olan “Muhsin” kavramına da kısaca değinelim.

    Muhsin, "ihsan duygusu altında olan” demektir. İhsan ise "hasene" kökünden gelmekte olup, "iyilik, güzellik, uygun ve güzel olanı en güzel ve kusursuz bir şekilde yapmak" demektir. Cibril hadisi olarak bilinen hadis-i şerifte Rasulullah (s.a.v.),

    "ihsan nedir?" sorusuna, "İhsan, Allah'ı görüyormuşçasına O'na kulluk etmendir. Zira sen O'nu görmesen de, O seni mutlak surette görür."

    buyurmuştur. Buradaki "Allah'ı görüyormuşçasına" ifadesinin "Allah'ın bizatihi görülmesinin değil, Allah'ın sıfatlarını idrak ederek kulluk etmenin istenildiği anlatılmaktadır" denmiştir. İhsan ahlâkının iki yönü vardır:

    1- Başkasına iyilik etmek, nimet kazandırmak, yardımcı olmak ve bütün bunları güzellikle yapmak.

    2- Amelde ihsan, yani bir şeyi güzel bir bilgi ile bilmek (mesela Allah'ı) veya bir şeyi güzel bir amelle yapmak.

    İhsanda, daha fazlasını vermek, daha güzeli ile karşılık vermek anlayışı vardır. İhsan, müminin yalnız ibadetle ilgili meselelerde yükümlü olduğu bir sorumluluk değil, bütün söz ve işlerindeki değişmez tavrıdır. Rasulullah (s.a.v) ,

    "Allah her şeyde ihsan ile davranılmasını kullarının üzerine gerekli kılmıştır. Bundan dolayı öldürdüğünüzde güzel davranın, hayvanların kesiminde güzel davranın"

    buyurmuştur. Yapılan iyiliklerin hasbî ve Allah rızası için olmasının gerekliliğine de işaret eden Rasulullah (s.a.v.) şöyle buyurmuştur:

    "İnsanlar bize iyi davranırsa onlara iyilik yaparız, şayet köyü davranırlarsa onlara kötülük yaparız diyen şahsiyetsizlerden olmayın. Kendinizi, insanlar iyi davranırsa onlara iyilikle mukabele etmeye, şayet kötülük yaparlarsa onlara yine iyilikle karşılık vermeye alıştırın."

    Muhsin kişi, daima Allah'ın gözetimi altında olduğunun bilincinde olarak, yaptığı her işi ihsan üzere yani en güzel şekilde, ibadetin amacına ve hikmetine uygun şekilde yapar. İhsan olması için ihlas gerekir. Rasulullah (s.a.v.),

    "İnsanlara güzellikle davranan, Allah'a kulluk yaparken kulluğun gereği olan; kulluk yapılan zatı iyi tanımanın gereklerini yerine getiren muhsinlerin, Allah'ın rahmetine çok yakın olduğunu"
    bildirmiştir.

    İşte müslümanın hedefi bu olmalıdır. Müslüman olmak, islam binasına girmek; muhsin olmak ise, bu binanın en üst katma yerleşmektir. Rasulullah (s.a.v.),

    “İki günü birbirine denk olan ziyandadır.”
    buyurmaktadır. Yani kişi, “müslüman oldum, tamam” dememelidir. Sürekli ilim, irfan, kişilik ve ahlaki özelliklerini geliştirmek, hatalarını görerek düzeltmek yolunda çalışmalıdır. Zira, ancak çalışanlar kazanacaklardır.

    Biz de yine onun bir duasıyla bitirelim,
    “Rabbimiz! İlmimizi, tevfik ve hidayetimizi fazlalaştır.” (Amin…)

    Alıntı






+ Yorum Gönder
Git İlk 12