Konusunu Oylayın.: Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir?
  1. 29.Ağustos.2010, 00:29
    1
    sorularla islam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2009
    Üye No: 46770
    Mesaj Sayısı: 467
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir?






    Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir? Mumsema Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir?


  2. 08.Aralık.2010, 10:41
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye



    Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir?

    Toplum olarak bir empati sorunuyla iç içe yaşadığımızı inkâr edemeyiz. Kendimizi fert ve cemaat bazında, "ötekinin" yerine koyamayışımız, hayatımızı sağırlar diyaloguna çevirmiş. Bizim söylediklerimiz her zaman güzel ve doğru olurken, "öteki"nin söyledikleri batıl ve yanlış olmuş. Kendi kusurlarımız fazilete dönüşürken, muhatabımızın fazileti kusur olarak algılanır olmuş.
    Halbuki Kur'ân öğretisi toptancılığı reddeder. Doğru ile yanlışı ayırt eden analizci yaklaşımı ön plana çıkarır. Toplumun veya ferdin her hali hatasız olmadığı gibi bütün halleri de hatalı değildir. "Birisinin hatası ile başkası mes'ul olmaz" (En'am, 164) ayet-i kerimesinde ifade olunan prensip şahsi, cemaati ve milli ölçeklerde davranışların belirlenmesi için adil bir Kur'ân düsturudur.1 Bir şahsın veya toplumun sahip olduğu özelliklerden birisinin kötü olması, sadece o sıfata düşmanlık beslenmesini gerektirir. Yoksa, insanın bir kötü sıfatı yüzünden ona tamamen düşman olmak Kur'ân'ın adalet anlayışına uymaz.
    Bu ölçek düşünce bazında da ele alınabilir. Herhangi bir düşünce sisteminde görülen bir kaç hata, o düşünce sisteminin tamamının yanlış olduğunu ortaya çıkarmaz. "Meslekler ne kadar batıl da olsalar içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur."2 Böyle durumlarda sonucu belirleyen unsurlara bakılır. Sonucu hak ve hakikat belirliyorsa o meslek hak, menfi yönü müsbet yönüne galip geliyorsa o meslek batıl demektir. Burada esas olan müsbet-menfi dengesinin ne şekilde bozulduğu meselesidir.
    İslâm'ın değişik açılardan yorumlanış biçimlerine bu açıdan bakmak gerekir. Tarihi bir olgu ve sosyolojik bir realite olan Alevîlik de bu çerçeve de değerlendirilmelidir. Bu yapılırken "empatik toplum"un fonksiyonelliği canlı tutulmalı. Yani toplumsal kesimler kendisini "öteki"nin yerine koyabilmelidir.
    Bu çerçevede yazılan bazı eserler Ehl-i Sünnet ve Şia'nın birbirini anlamasına yardımcı olmak yerine; aradaki mesafeyi büyütmüştür. Araya siyasi endişeler de girince, "tekfir" derecesine varacak suçlamalar görülmeye başlamıştır.
    Alevî ve Sünnilerin uzun bir tarihi dönemde birbirini gereğince anlayamamaları, empatiyi sağlayacak bir platform oluşturamadıklarından kaynaklanıyordu. Bediüzzaman hayatta iken, talebelerinden bu soruna dair birçok soru aldı. Bu soruları cevaplarken veya diğer meselelerin içerisinde Alevîlerin ve Sünnilerin üzerinde buluşabileceği bir platform oluşturdu. Bu platformu oluştururken Alevîlerin bütün sermayelerinin içinde saklı olduğu, anahtar kelimeleri kullandı. Hatta, söylemlerini Risâle-i Nur'da bulan birçok Alevî, Bediüzzaman'ın sağlığında, Risâleleri okumaya başladı.

    On İki İmam

    İran ve Türkiye'deki Alevîlerin çoğu Caferiye mezhebinin mensuplardır. Bu mezhebe İsnâaşeriyye Şiası da denilir. Bu mezhebe göre imamet usulü'd-din'dendir. İlk İmam kabul ettikleri Hz. Ali'yi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin takip eder. Daha sonra Hz. Hüseyin'in oğlu Ali Zeyne'l-abidin, Muhammed El Bakır ve oğlu Cafer Sadık imam olmuştur. Bundan sonra İmam Musa el-Kâzım'ın soyundan gelenler On İki İmamı tamamlamıştır. İsnâaşeriye şiasına göre imamlar hatadan korunmuş sayıldıkları için davranışları sünnet olarak değerlendirilir. On İki İmamdan Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Muhammed el Bakır ve Cafer es Sadık gibi imamlar Alevî-Sünni ayırımı olmaksızın herkes tarafından benimsenir.19 Bediüzzaman da, "azami imamların en mühimleri ve sair on iki eimme-i müçtehidin" yolunu "Alem-i İslâmın cadde-i kübrası" şeklinde isimlendirir.20 Hz. Hüseyin'in soyundan gelen bu imamların-özellikle Zeynel Abidin ve Cafer-i Sadık-her biri manevi bir mehdi hükmüne geçerek, zulümatı dağıtıp Kur'ân nurunu ve iman hakikatlerini yaymışlardır.21
    Bediüzzaman'ın On İki İmama bakışı Alevî ve Sünniler arasında, yeni bir köprü niteliğindedir. Ehl-i Sünnet alimlerinin On İki İmamın ikinci altısına mütereddit bakışları, Bediüzzaman'ın ifadelerinde görülmemektedir. Bu da Alevî ve Sünniler arasındaki mesafenin daralmasını sağlayacak önemli bir faktördür.


  3. 08.Aralık.2010, 10:41
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Ehl-i Sünnetin oniki imama bakışı nasıldır? Bu imamlar şii midir?

    Toplum olarak bir empati sorunuyla iç içe yaşadığımızı inkâr edemeyiz. Kendimizi fert ve cemaat bazında, "ötekinin" yerine koyamayışımız, hayatımızı sağırlar diyaloguna çevirmiş. Bizim söylediklerimiz her zaman güzel ve doğru olurken, "öteki"nin söyledikleri batıl ve yanlış olmuş. Kendi kusurlarımız fazilete dönüşürken, muhatabımızın fazileti kusur olarak algılanır olmuş.
    Halbuki Kur'ân öğretisi toptancılığı reddeder. Doğru ile yanlışı ayırt eden analizci yaklaşımı ön plana çıkarır. Toplumun veya ferdin her hali hatasız olmadığı gibi bütün halleri de hatalı değildir. "Birisinin hatası ile başkası mes'ul olmaz" (En'am, 164) ayet-i kerimesinde ifade olunan prensip şahsi, cemaati ve milli ölçeklerde davranışların belirlenmesi için adil bir Kur'ân düsturudur.1 Bir şahsın veya toplumun sahip olduğu özelliklerden birisinin kötü olması, sadece o sıfata düşmanlık beslenmesini gerektirir. Yoksa, insanın bir kötü sıfatı yüzünden ona tamamen düşman olmak Kur'ân'ın adalet anlayışına uymaz.
    Bu ölçek düşünce bazında da ele alınabilir. Herhangi bir düşünce sisteminde görülen bir kaç hata, o düşünce sisteminin tamamının yanlış olduğunu ortaya çıkarmaz. "Meslekler ne kadar batıl da olsalar içinde ukde-i hayatiyesi hükmünde bir hak, bir hakikat bulunur."2 Böyle durumlarda sonucu belirleyen unsurlara bakılır. Sonucu hak ve hakikat belirliyorsa o meslek hak, menfi yönü müsbet yönüne galip geliyorsa o meslek batıl demektir. Burada esas olan müsbet-menfi dengesinin ne şekilde bozulduğu meselesidir.
    İslâm'ın değişik açılardan yorumlanış biçimlerine bu açıdan bakmak gerekir. Tarihi bir olgu ve sosyolojik bir realite olan Alevîlik de bu çerçeve de değerlendirilmelidir. Bu yapılırken "empatik toplum"un fonksiyonelliği canlı tutulmalı. Yani toplumsal kesimler kendisini "öteki"nin yerine koyabilmelidir.
    Bu çerçevede yazılan bazı eserler Ehl-i Sünnet ve Şia'nın birbirini anlamasına yardımcı olmak yerine; aradaki mesafeyi büyütmüştür. Araya siyasi endişeler de girince, "tekfir" derecesine varacak suçlamalar görülmeye başlamıştır.
    Alevî ve Sünnilerin uzun bir tarihi dönemde birbirini gereğince anlayamamaları, empatiyi sağlayacak bir platform oluşturamadıklarından kaynaklanıyordu. Bediüzzaman hayatta iken, talebelerinden bu soruna dair birçok soru aldı. Bu soruları cevaplarken veya diğer meselelerin içerisinde Alevîlerin ve Sünnilerin üzerinde buluşabileceği bir platform oluşturdu. Bu platformu oluştururken Alevîlerin bütün sermayelerinin içinde saklı olduğu, anahtar kelimeleri kullandı. Hatta, söylemlerini Risâle-i Nur'da bulan birçok Alevî, Bediüzzaman'ın sağlığında, Risâleleri okumaya başladı.

    On İki İmam

    İran ve Türkiye'deki Alevîlerin çoğu Caferiye mezhebinin mensuplardır. Bu mezhebe İsnâaşeriyye Şiası da denilir. Bu mezhebe göre imamet usulü'd-din'dendir. İlk İmam kabul ettikleri Hz. Ali'yi Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin takip eder. Daha sonra Hz. Hüseyin'in oğlu Ali Zeyne'l-abidin, Muhammed El Bakır ve oğlu Cafer Sadık imam olmuştur. Bundan sonra İmam Musa el-Kâzım'ın soyundan gelenler On İki İmamı tamamlamıştır. İsnâaşeriye şiasına göre imamlar hatadan korunmuş sayıldıkları için davranışları sünnet olarak değerlendirilir. On İki İmamdan Hz. Ali, Hz. Hasan, Hz. Hüseyin, Muhammed el Bakır ve Cafer es Sadık gibi imamlar Alevî-Sünni ayırımı olmaksızın herkes tarafından benimsenir.19 Bediüzzaman da, "azami imamların en mühimleri ve sair on iki eimme-i müçtehidin" yolunu "Alem-i İslâmın cadde-i kübrası" şeklinde isimlendirir.20 Hz. Hüseyin'in soyundan gelen bu imamların-özellikle Zeynel Abidin ve Cafer-i Sadık-her biri manevi bir mehdi hükmüne geçerek, zulümatı dağıtıp Kur'ân nurunu ve iman hakikatlerini yaymışlardır.21
    Bediüzzaman'ın On İki İmama bakışı Alevî ve Sünniler arasında, yeni bir köprü niteliğindedir. Ehl-i Sünnet alimlerinin On İki İmamın ikinci altısına mütereddit bakışları, Bediüzzaman'ın ifadelerinde görülmemektedir. Bu da Alevî ve Sünniler arasındaki mesafenin daralmasını sağlayacak önemli bir faktördür.





+ Yorum Gönder