Konusunu Oylayın.: Dinde zorlama yoktur hükmü müslümanlar için mi yoksa gayri müslim olanlar için mi geçerlidir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Dinde zorlama yoktur hükmü müslümanlar için mi yoksa gayri müslim olanlar için mi geçerlidir?
  1. 15.Ağustos.2010, 16:56
    1
    vuslat93
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Nisan.2009
    Üye No: 47703
    Mesaj Sayısı: 178
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Dinde zorlama yoktur hükmü müslümanlar için mi yoksa gayri müslim olanlar için mi geçerlidir?






    Dinde zorlama yoktur hükmü müslümanlar için mi yoksa gayri müslim olanlar için mi geçerlidir? Mumsema Selamun Aleykum dostlar bir husus kafama takıldı lütfen beni yanlış anlamayın içten samimi bir şekilde soruyorum bu soruyu lütfen Şimdi dinde zorlama yok ya hani yani bu ne demek.
    Bir insan var bunu İslama davet ettik kabul etmedi daha fazla ısrarcı olamayız mı demek yoksa mesela yaşlı birisinin oturarak namaz kılması bumu demek yoksa her ikisi mi evet lütfen yanlış anlamayın zorlama olup olmadığını bile bilmiyorum varsa hangi konuda yoksa hangi konuda
    Ayeti büyüklerimin yorumlaması benim için daha bilgilendirici olur diye konu açtım Allah razı olsun


  2. 15.Ağustos.2010, 16:56
    1
    Devamlı Üye



    Selamun Aleykum dostlar bir husus kafama takıldı lütfen beni yanlış anlamayın içten samimi bir şekilde soruyorum bu soruyu lütfen Şimdi dinde zorlama yok ya hani yani bu ne demek.
    Bir insan var bunu İslama davet ettik kabul etmedi daha fazla ısrarcı olamayız mı demek yoksa mesela yaşlı birisinin oturarak namaz kılması bumu demek yoksa her ikisi mi evet lütfen yanlış anlamayın zorlama olup olmadığını bile bilmiyorum varsa hangi konuda yoksa hangi konuda
    Ayeti büyüklerimin yorumlaması benim için daha bilgilendirici olur diye konu açtım Allah razı olsun


    Benzer Konular

    - Neden dinde zorlama yoktur?

    - Dinde zorlama yoktur deniliyor. cihad da bir tür zorlama değil midir?

    - Gayri Müslim bir ailede yaşıyorum,tepki almamak için ibadetlerimi yapamıyorum bunun hükmü nedir tela

    - Allah´in adaleti sadece müslümanlar için mi geçerli yoksa müslüman olmayanlar için de mi geçerlidir?

    - Dinde zorlama yoktur" ne demek?

  3. 15.Ağustos.2010, 16:59
    2
    Rayyan Emir
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2010
    Üye No: 75986
    Mesaj Sayısı: 791
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11
    Yaş: 37

    --->: Bilgilenmek istiyorum




    yasli birinin oturarak namaz kilmasi 'zaruri durumlarda dinde kolaylik' , bir insani islama davet ettik elimizden geleni yaptik,veya biri bizden dini bilgi istedi soyledik fakat inandiramadik daha fazla zorlamamak gerektigi,sovmemek gerektigi de 'dinde zorlama yoktur' seklinde algiliyorum ben. yanlisim varsa duzeltiniz arkadaslar


  4. 15.Ağustos.2010, 16:59
    2
    Devamlı Üye



    yasli birinin oturarak namaz kilmasi 'zaruri durumlarda dinde kolaylik' , bir insani islama davet ettik elimizden geleni yaptik,veya biri bizden dini bilgi istedi soyledik fakat inandiramadik daha fazla zorlamamak gerektigi,sovmemek gerektigi de 'dinde zorlama yoktur' seklinde algiliyorum ben. yanlisim varsa duzeltiniz arkadaslar


  5. 15.Ağustos.2010, 17:02
    3
    vuslat93
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Nisan.2009
    Üye No: 47703
    Mesaj Sayısı: 178
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Bilgilenmek istiyorum

    Ya mesela bu konuyu arkadaşlarla tartıştığımda namaz kılmayan kızgın sacda kılacakmış bu da zorlama değilmi psikolojik baskı değilmi diyor ama kimse kafana silah dayamıyorki o kişinin zorla kılacaksın diye üstadın dediği gibi ister bu dünrada pişer ister ahirette ama bilmiyorum yinede yarım edin


  6. 15.Ağustos.2010, 17:02
    3
    Devamlı Üye
    Ya mesela bu konuyu arkadaşlarla tartıştığımda namaz kılmayan kızgın sacda kılacakmış bu da zorlama değilmi psikolojik baskı değilmi diyor ama kimse kafana silah dayamıyorki o kişinin zorla kılacaksın diye üstadın dediği gibi ister bu dünrada pişer ister ahirette ama bilmiyorum yinede yarım edin


  7. 15.Ağustos.2010, 17:25
    4
    VanLi*
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 02.Nisan.2010
    Üye No: 74830
    Mesaj Sayısı: 1,056
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Bulunduğu yer: Van Erciş

    --->: Bilgilenmek istiyorum

    Dinimiz çember olsun.

    Çemberin içindekilere zorlama vardır dışındakilere zorlama yoktur bir kişiyi islama zorla sokamayız ama Allah tarafından farz ibadetler gönderilerek çemberin içinde olanlara zorunluluk olmuştur.Kısa ve net anlatmaya çalıştım dinimizde olanlara zorunluk ve zorlama vardır lakin müslüman olmayanıda zorlamak gerekmiyor



  8. 15.Ağustos.2010, 17:25
    4
    Devamlı Üye
    Dinimiz çember olsun.

    Çemberin içindekilere zorlama vardır dışındakilere zorlama yoktur bir kişiyi islama zorla sokamayız ama Allah tarafından farz ibadetler gönderilerek çemberin içinde olanlara zorunluluk olmuştur.Kısa ve net anlatmaya çalıştım dinimizde olanlara zorunluk ve zorlama vardır lakin müslüman olmayanıda zorlamak gerekmiyor



  9. 15.Ağustos.2010, 17:35
    5
    ELİZAN
    AciZ BiR KuL

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Mayıs.2008
    Üye No: 21667
    Mesaj Sayısı: 473
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7
    Bulunduğu yer: ÜmİtLE,ÜmİtSiZLiK ArAsI BiR YeR

    --->: Bilgilenmek istiyorum

    Soru: Bazı çevrelerde zorlamaya varan bir üslupla din anlatılmaktadır. Ben de dinde zorlama yoktur, diye bir söz duymuştum. Bu sözün aslını merak etmeye başladım. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

    'Dinde zorlama yoktur!' sözü ayet mi, hadis mi, bir büyük zatın sözü mü?
    Cevap: " Dinde zorlama yoktur!" hatırlatması Bakara Suresi'ndeki bir âyetin hükmüdür. (2/256). Nitekim âyetin bu hatırlatmayı yapmasına da bir zorlama olayı sebep olmuştur. Şöyle ki: Medineli bir zatın iki oğlu vardı. İkisi de İslâm'a henüz girmemiş, imanla müşerref olmamışlardı. Baba ise buna çok üzülüyor, "Benim birer parçam sayılan oğullarım küfürde nasıl kalırlar, ben buna nasıl razı olurum?.." diyerek İslâm'ı kabullenmeleri için çocuklarını zorluyor, bu zorlama da daha fazla uzaklaşmaya sebep oluyordu. İşte bu sırada gönderdiği âyetinde Rabb'imiz: "Dinde zorlama yoktur, artık doğru ile eğri, hak ile bâtıl yaşanarak ortaya çıkmıştır..." buyurdu. Böylece akıl, fikir sahibi insanların, Müslümanların yaşadığı İslam'ı görerek tercihlerini yapmaları gerektiğine işaret edildi.
    Demek ki, sahabe İslam'ı öylesine özellik ve güzelliğiyle yaşıyordu ki, Müslümanların hayatına geriden bakan akıl, vicdan sahibi insanın İslam hakkında tereddüt ederek seyirci kalması mümkün değildi. O kadar ki, dün kendileriyle birlikte her türlü kötülükleri, haksızlıkları yapanlar İslam'a girdikten sonra artık karıncayı dahi incitmez, bir hurma tanesini dahi haram diye ellerine almaz hale gelmişlerdi. Yani hak ile batıl, yaşayan Müslümanların örnekliğinde siyahla beyaz kadar ayrılmıştı. Ayetin hatırlatması aynıyla meydana çıkıyor, zorlamaya hiç gerek kalmıyordu nasibi olanlar için... Müslüman'ın İslam'ı doğru temsil etmesi yetiyordu...
    Demek ki, İslam'ı tebliğ için zorlamaya gerek yoktu ama, yaşayarak örnek vermeye gerek vardı. Sahabe de yaşayarak örnek olma gereğine öylesine ehemmiyet veriyordu ki, gören bir müşrikin bağlandığı yanlışlar hayalinde güldür güldür yıkılıyor, daha fazla dayanamayıp, 'ben de bunlar gibi olmalıyım' demek zorunda kalıyordu. Kıyamete kadar gelecek Müslümanların vazgeçilmez tebliğ görevleri de buydu zaten. "İslam'ı yaşayarak örnek olma, doğru temsil etme görevi!"
    Misal: Bir sahabi yolda giderken önünde dökülmüş hurmalar görüyor, başını kaldırınca yandaki avludan yola sarkan ağacın dallarından dökülen hurmalar olduğunu anlıyor. Hemen toplayıp sahibinin avlusuna bırakarak yoluna devam ediyor. Arkasından kendisini seyreden eski müşrik arkadaşı ise hızlanarak erişip, "Neden topladığın hurmaları yanına almadın da yandaki avluya bıraktın?" diye sorunca, vicdan muhasebesine sebep olan şu cevabı alıyor: "Sahibinin rızası olmadan bir tanesini dahi yanıma alamam, çoluk çocuğuma götüremem; haramdır!.."
    Eski müşrik arkadaşı şaşkınlık içinde soruyor: "Daha düne kadar seninle birlikte çölde koyun sürülerini talan etmiyor muyduk, birlikte kervanları soymuyor muyduk? Bu ne titizlik böyle?" Cevap çok açık: "Onlar İslam'la şereflenmeden önceydi. Şimdi imanla şereflendim. Haramı helalı bilen Müslüman'ım!" Müşrik arkadaşı bu fazilet zorlaması karşısında daha fazla dayanamayıp, ben de senin gibi olmak istiyorum, diyerek İslam'ı seçmiştir. Demek ki; 'Dinde zorlama yoktur!'un manası, dine ilgi duymayanlara siz de ilgi duymayın, inançsızlıklarına seyirci kalın, bundan siz sorumlu olmazsınız, manasına gelmemektedir. Tam aksine yaşayışınızla İslam'ı doğru temsil ve tebliğ görevinizi yapın ki, layık olanlar size bakıp ilgi duymaya başlasınlar, layık olmayanlar da uzakta kalışlarından sizi sorumlu tutma hakkına sahip olmasınlar!..


    AHMET ŞAHİN

    Birde bu linke bak kardeşimamina->http://www.mumsema.com/vaaz-ve-sohbe...ma-vardir.html


  10. 15.Ağustos.2010, 17:35
    5
    AciZ BiR KuL
    Soru: Bazı çevrelerde zorlamaya varan bir üslupla din anlatılmaktadır. Ben de dinde zorlama yoktur, diye bir söz duymuştum. Bu sözün aslını merak etmeye başladım. Bu konuda bilgi verebilir misiniz?

    'Dinde zorlama yoktur!' sözü ayet mi, hadis mi, bir büyük zatın sözü mü?
    Cevap: " Dinde zorlama yoktur!" hatırlatması Bakara Suresi'ndeki bir âyetin hükmüdür. (2/256). Nitekim âyetin bu hatırlatmayı yapmasına da bir zorlama olayı sebep olmuştur. Şöyle ki: Medineli bir zatın iki oğlu vardı. İkisi de İslâm'a henüz girmemiş, imanla müşerref olmamışlardı. Baba ise buna çok üzülüyor, "Benim birer parçam sayılan oğullarım küfürde nasıl kalırlar, ben buna nasıl razı olurum?.." diyerek İslâm'ı kabullenmeleri için çocuklarını zorluyor, bu zorlama da daha fazla uzaklaşmaya sebep oluyordu. İşte bu sırada gönderdiği âyetinde Rabb'imiz: "Dinde zorlama yoktur, artık doğru ile eğri, hak ile bâtıl yaşanarak ortaya çıkmıştır..." buyurdu. Böylece akıl, fikir sahibi insanların, Müslümanların yaşadığı İslam'ı görerek tercihlerini yapmaları gerektiğine işaret edildi.
    Demek ki, sahabe İslam'ı öylesine özellik ve güzelliğiyle yaşıyordu ki, Müslümanların hayatına geriden bakan akıl, vicdan sahibi insanın İslam hakkında tereddüt ederek seyirci kalması mümkün değildi. O kadar ki, dün kendileriyle birlikte her türlü kötülükleri, haksızlıkları yapanlar İslam'a girdikten sonra artık karıncayı dahi incitmez, bir hurma tanesini dahi haram diye ellerine almaz hale gelmişlerdi. Yani hak ile batıl, yaşayan Müslümanların örnekliğinde siyahla beyaz kadar ayrılmıştı. Ayetin hatırlatması aynıyla meydana çıkıyor, zorlamaya hiç gerek kalmıyordu nasibi olanlar için... Müslüman'ın İslam'ı doğru temsil etmesi yetiyordu...
    Demek ki, İslam'ı tebliğ için zorlamaya gerek yoktu ama, yaşayarak örnek vermeye gerek vardı. Sahabe de yaşayarak örnek olma gereğine öylesine ehemmiyet veriyordu ki, gören bir müşrikin bağlandığı yanlışlar hayalinde güldür güldür yıkılıyor, daha fazla dayanamayıp, 'ben de bunlar gibi olmalıyım' demek zorunda kalıyordu. Kıyamete kadar gelecek Müslümanların vazgeçilmez tebliğ görevleri de buydu zaten. "İslam'ı yaşayarak örnek olma, doğru temsil etme görevi!"
    Misal: Bir sahabi yolda giderken önünde dökülmüş hurmalar görüyor, başını kaldırınca yandaki avludan yola sarkan ağacın dallarından dökülen hurmalar olduğunu anlıyor. Hemen toplayıp sahibinin avlusuna bırakarak yoluna devam ediyor. Arkasından kendisini seyreden eski müşrik arkadaşı ise hızlanarak erişip, "Neden topladığın hurmaları yanına almadın da yandaki avluya bıraktın?" diye sorunca, vicdan muhasebesine sebep olan şu cevabı alıyor: "Sahibinin rızası olmadan bir tanesini dahi yanıma alamam, çoluk çocuğuma götüremem; haramdır!.."
    Eski müşrik arkadaşı şaşkınlık içinde soruyor: "Daha düne kadar seninle birlikte çölde koyun sürülerini talan etmiyor muyduk, birlikte kervanları soymuyor muyduk? Bu ne titizlik böyle?" Cevap çok açık: "Onlar İslam'la şereflenmeden önceydi. Şimdi imanla şereflendim. Haramı helalı bilen Müslüman'ım!" Müşrik arkadaşı bu fazilet zorlaması karşısında daha fazla dayanamayıp, ben de senin gibi olmak istiyorum, diyerek İslam'ı seçmiştir. Demek ki; 'Dinde zorlama yoktur!'un manası, dine ilgi duymayanlara siz de ilgi duymayın, inançsızlıklarına seyirci kalın, bundan siz sorumlu olmazsınız, manasına gelmemektedir. Tam aksine yaşayışınızla İslam'ı doğru temsil ve tebliğ görevinizi yapın ki, layık olanlar size bakıp ilgi duymaya başlasınlar, layık olmayanlar da uzakta kalışlarından sizi sorumlu tutma hakkına sahip olmasınlar!..


    AHMET ŞAHİN

    Birde bu linke bak kardeşimamina->http://www.mumsema.com/vaaz-ve-sohbe...ma-vardir.html


  11. 16.Ağustos.2010, 08:10
    6
    vuslat93
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Nisan.2009
    Üye No: 47703
    Mesaj Sayısı: 178
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    --->: Bilgilenmek istiyorum

    Rabim razı olsun cevaplarınız için (:


  12. 16.Ağustos.2010, 08:10
    6
    Devamlı Üye
    Rabim razı olsun cevaplarınız için (:


  13. 16.Ağustos.2010, 13:26
    7
    imamhatipli42
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 23.Ocak.2007
    Üye No: 7
    Mesaj Sayısı: 3,569
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 51

    --->: Bilgilenmek istiyorum

    Allahû Tealâ'ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Yüce Rabbimiz bizleri bir zikir sohbetinde, bir dîni sohbette bir araya getirdi. Dînimize giren hurafelerden bahsediyorduk. İşte hurafelerden birisi de "Dînde zorlama vardır." ifadesidir.
    Dinde Zorlama Vardır Sevgili kardeşlerim, dîn Allah ile olan ilişkilerin esas yolunu çizdiği bir dizaynı içerir. Biz insanlar diğer insanlarla ve Allah'la ilişki içersindeyiz. Allah ile kul arasındaki ilişiklerde hiç kimsenin zorlanması söz konusu olamaz. Örneğin namaz kılmak, Allah ile kul arasındaki bir ilişkiyi ifade eder.
    Allah'ın emri, Allah'a ibadet etmektir. Allah'ın emri, Allah'a kul olmaktır. İbadet etmek de kul olmak da aynı kökten geldiği için; insanlar asırlar boyunca bu iki kelimeyi hep birbirine karıştırmışlardır. Dolayısıyla ibadet etmekle abd olmayı aynı şey olarak kabul edenler ortaya çıkmıştır.
    Zariyat Suresinin 56. âyet-i kerimesini “İnsanlar dünyaya ibadet etsin diye gelirler.” şeklinde yorumlayanlar olmuştur. Allahû Tealâ Zariyat-56'da şöyle buyuruyor:

    51/ZARİYAT-56:
    Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
    Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize, kul olsunlar diye yarattık.

    "Biz insanları ve cinleri başka bir şey için yaratmadık. Sadece kul olsunlar diye yarattık." diyor.
    “li ya'budûn: Sadece Allah'a kul olsunlar diye.” buyuruyor.
    İbadet, kulluğun mutlak gerekli olan şartlarını içerir. Tamam, ama bir insan Allah'a ulaşmayı dilemedikçe ibadetin bütününü yapsa, 80 yaşında ölen bir insan hayatının 65 yılında İslâm'ın 5 şartının 5’ini de gerçekleştirse; o kişinin kurtuluşu mümkün değildir. O kişi sadece ibadet etmiştir ama abd olamamıştır, Allah'a kul olamamıştır.
    Öyleyse taguta kul olmaktan kurtulmak ve Allah'a kul olmak ne zaman başlıyor? Allah'a ulaşmayı dilediğiniz zaman başlıyor. Ondan evvel insanoğlu tagutun kuludur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

    39/ZUMER-17:
    Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
    Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

    Allahû Tealâ sahâbe için şöyle söylüyor: “Onlar taguta kul olmaktan içtinap ettiler, kaçındılar. Kendilerini kurtardılar.”
    Nasıl kurtardılar? Allah'a ulaşmayı dilediler, Allah'a yöneldiler ve taguta kul olmaktan kurtuldular.
    Allahû Tealâ "ibâdi: kullarım” ifadesini kullanarak “Ve Allah'a kul oldular. Kullarımı müjdele” diyor.
    “Ya’budû” kul olma fiili "a’budû" kul demektir. Öyleyse ya'budû kelimesinin başlangıçtaki y'si fiildir, kul olmak fiili. "en ya' budûhâ" mastar şeklidir. Burada kul kelimesi "a'bud" kelimesiyle ifade ediliyor. "ibâdî" kullarım oluyor
    Zariyat Suresinin 56. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ'nın kullandığı ifade neydi?
    Allahû Tealâ “Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn:
    Biz insanları ve cinleri başka bir şey için yaratmadık. Sadece bize kul olsunlar diye yarattık." diyordu. Öyleyse Allah'a kul olmak bir müessesedir
    Sadece Allah'a kul olabilenler kurtuluşa ulaşır. Hiç kimse başka bir kimseyi Allah'a inansın diye, Allah'a ibadet etsin diye, Allah'a kul olsun diye zorlayamaz. Bu, Allah'la kul arasındaki bir ilişkidir. Allahû Tealâ başka hiç kimsenin müdahalesine müsaade etmez
    Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e de diyor ki: "Sen hiç kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Biz erdiririz. Hidayete erdirmek Bizim üzerimize vazifedir”

    28/KASAS-56: İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne)
    Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir

    Sadece 2 tane alternatif vardır: Allah'a ulaşmayı dilemek veya dilememek. Hangi şartların içinde olursanız olun, eğer Allahû Tealâ'ya ulaşmayı dilemiyorsanız, biliniz ki gideceğiniz yer cehennemdir. Kendinizden başka hiç kimse sizi cehennemden kurtaramaz.
    Öyleyse Allah'a ulaşmayı dilemek veya dilememek iradî bir konudur. Kişisel iradeyi ilgilendirir. Kişisel irade, kulun iradesi, cüz'i irade aynı iradedir. Allah'a ulaşmayı dilemedikçe o kişinin dışardan yapılan bir tesirle mü'min olması, kurtuluşa ulaşması hiçbir zaman mümkün değildir. Kişi mutlaka kendisi, kendi iradesiyle Allah'a ulaşmayı dilemelidir. Dilediği taktirde mutlaka Allah'ın cennetine girer. Ama başka biri o kişiyi hidayete hiçbir şekilde erdiremez. Hidayetine sebep de teşkil edemez.
    Her hâlükârda Allahû Tealâ'nın mutlak bir şartı vardır O kişinin cüz'i iradesi (kişisel iradesi) Allah'a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedir. O irade Allah'a ulaşmayı dilemedikçe, etrafındaki insanlar ona ne yaparlarsa yapsınlar o kişi hidayet üzere olamaz. O kişi kurtulamaz. Dışardan yapılacak olan bütün müdahaleler kimin tarafından yapılırlarsa yapılsınlar, o kişinin iradesine karşı bir zorlamayla kişi Allah'a ulaşmayı dilemiyorsa asla o kişiyi hidayete erdiremezler. Peygamber Efendimiz (S.A.V) amcasını hidayete erdirmeyi istemez miydi? Elbette isterdi O yetimken amcası onu büyüttü. Ama amcası Allah'a ulaşmayı dilemedi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in bütün ricalarına rağmen, amcası Allah'a ulaşmayı dilemedi.
    Dilemezse ne olur? Kurtuluşu mümkün olmaz, hidayete eremez. Dilemezse hidayet üzere olamaz. Hiç kimse Allah'a ulaşmayı dilemedikçe hidayet üzere olamaz, hidayette olamaz. Hidayete de hayli hayli eremez. Öyleyse o kişi bizatihi kendisi hidayete ermeyi istemedikçe hiç kimse bir başkasını hidayet üzere kılamaz.
    Allahû Tealâ'nın kişisel iradeye ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Bir kişinin cehennemden kurtuluşu Kur'ân-ı Kerim'de bir tek şarta bağlanmıştır: Allah'a ulaşmayı dilemek. İkinci bir şart yoktur. Herşey bu noktadan itibaren başlar. Kişinin cenneti Allah'a ulaşmayı dilediği noktadan itibaren başlar. Bu ise Allahû Tealâ'nın mutlaka o kişinin kalbinde göreceği, kalbinde işiteceği, kalbinde bileceği bir taleptir.
    Allah kalbinizi işitir, bilir ve görür. Kalbinizdeki sesi işitir. Allah'a ulaşma talebini işitir. Kalbinizdeki talebi görür. Kalbinizdeki talebi bilir. Öyleyse bir insan ya Allah'a ulaşmayı diler ya da dilemez. Allah'a ulaşmayı dilemeyen bir kişiyi hiç kimse zorla Allah'a ulaşmayı dileme noktasına ulaştırmak imkânının ve aynı zamanda da yetkisinin sahibi kılınmamıştır. Bu sebeple Allahû Tealâ "lâ ikrâhe fid dîni: Dînde zorlama yoktur.” diyor. Bakara Suresi 256. âyet-i kerimesi böyle başlıyor. Niçin acaba âyet-i kerime “Dînde zorlama yoktur” diye başlıyor?

    2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun)
    Dînde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidayet yolu; Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır
    Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.


  14. 16.Ağustos.2010, 13:26
    7
    Özel Üye
    Allahû Tealâ'ya sonsuz hamd ve şükrederiz ki bir defa daha Yüce Rabbimiz bizleri bir zikir sohbetinde, bir dîni sohbette bir araya getirdi. Dînimize giren hurafelerden bahsediyorduk. İşte hurafelerden birisi de "Dînde zorlama vardır." ifadesidir.
    Dinde Zorlama Vardır Sevgili kardeşlerim, dîn Allah ile olan ilişkilerin esas yolunu çizdiği bir dizaynı içerir. Biz insanlar diğer insanlarla ve Allah'la ilişki içersindeyiz. Allah ile kul arasındaki ilişiklerde hiç kimsenin zorlanması söz konusu olamaz. Örneğin namaz kılmak, Allah ile kul arasındaki bir ilişkiyi ifade eder.
    Allah'ın emri, Allah'a ibadet etmektir. Allah'ın emri, Allah'a kul olmaktır. İbadet etmek de kul olmak da aynı kökten geldiği için; insanlar asırlar boyunca bu iki kelimeyi hep birbirine karıştırmışlardır. Dolayısıyla ibadet etmekle abd olmayı aynı şey olarak kabul edenler ortaya çıkmıştır.
    Zariyat Suresinin 56. âyet-i kerimesini “İnsanlar dünyaya ibadet etsin diye gelirler.” şeklinde yorumlayanlar olmuştur. Allahû Tealâ Zariyat-56'da şöyle buyuruyor:

    51/ZARİYAT-56:
    Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn(ya'budûni).
    Biz, insanları ve cinleri başka bir şey için değil; Bize, kul olsunlar diye yarattık.

    "Biz insanları ve cinleri başka bir şey için yaratmadık. Sadece kul olsunlar diye yarattık." diyor.
    “li ya'budûn: Sadece Allah'a kul olsunlar diye.” buyuruyor.
    İbadet, kulluğun mutlak gerekli olan şartlarını içerir. Tamam, ama bir insan Allah'a ulaşmayı dilemedikçe ibadetin bütününü yapsa, 80 yaşında ölen bir insan hayatının 65 yılında İslâm'ın 5 şartının 5’ini de gerçekleştirse; o kişinin kurtuluşu mümkün değildir. O kişi sadece ibadet etmiştir ama abd olamamıştır, Allah'a kul olamamıştır.
    Öyleyse taguta kul olmaktan kurtulmak ve Allah'a kul olmak ne zaman başlıyor? Allah'a ulaşmayı dilediğiniz zaman başlıyor. Ondan evvel insanoğlu tagutun kuludur. Allahû Tealâ şöyle buyuruyor:

    39/ZUMER-17:
    Vellezînectenebût tâgûte en ya’budûhâ ve enâbû ilâllâhi lehumul buşrâ, fe beşşir ıbâd(ıbâdi).
    Onlar ki; taguta (insan ve cin şeytanlara) kul olmaktan içtinap ettiler (kaçındılar, kendilerini kurtardılar). Çünkü Allah’a yöneldiler (Allah’a ulaşmayı dilediler). Onlara müjdeler vardır. Öyleyse kullarımı müjdele!

    Allahû Tealâ sahâbe için şöyle söylüyor: “Onlar taguta kul olmaktan içtinap ettiler, kaçındılar. Kendilerini kurtardılar.”
    Nasıl kurtardılar? Allah'a ulaşmayı dilediler, Allah'a yöneldiler ve taguta kul olmaktan kurtuldular.
    Allahû Tealâ "ibâdi: kullarım” ifadesini kullanarak “Ve Allah'a kul oldular. Kullarımı müjdele” diyor.
    “Ya’budû” kul olma fiili "a’budû" kul demektir. Öyleyse ya'budû kelimesinin başlangıçtaki y'si fiildir, kul olmak fiili. "en ya' budûhâ" mastar şeklidir. Burada kul kelimesi "a'bud" kelimesiyle ifade ediliyor. "ibâdî" kullarım oluyor
    Zariyat Suresinin 56. âyet-i kerimesinde Allahû Tealâ'nın kullandığı ifade neydi?
    Allahû Tealâ “Ve mâ halaktul cinne vel inse illâ li ya'budûn:
    Biz insanları ve cinleri başka bir şey için yaratmadık. Sadece bize kul olsunlar diye yarattık." diyordu. Öyleyse Allah'a kul olmak bir müessesedir
    Sadece Allah'a kul olabilenler kurtuluşa ulaşır. Hiç kimse başka bir kimseyi Allah'a inansın diye, Allah'a ibadet etsin diye, Allah'a kul olsun diye zorlayamaz. Bu, Allah'la kul arasındaki bir ilişkidir. Allahû Tealâ başka hiç kimsenin müdahalesine müsaade etmez
    Peygamber Efendimiz (S.A.V)'e de diyor ki: "Sen hiç kimseyi hidayete erdiremezsin. Ancak Biz erdiririz. Hidayete erdirmek Bizim üzerimize vazifedir”

    28/KASAS-56: İnneke lâ tehdî men ahbebte ve lâkinnallâhe yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huve a’lemu bil muhtedîn(muhtedîne)
    Muhakkak ki sen, sevdiğin kişiyi hidayete erdiremezsin (onun ruhunu Allah’a ulaştıramazsın). Fakat Allah dilediğini hidayete erdirir. Ve O, muhtedileri (hidayete erenleri) daha iyi bilir

    Sadece 2 tane alternatif vardır: Allah'a ulaşmayı dilemek veya dilememek. Hangi şartların içinde olursanız olun, eğer Allahû Tealâ'ya ulaşmayı dilemiyorsanız, biliniz ki gideceğiniz yer cehennemdir. Kendinizden başka hiç kimse sizi cehennemden kurtaramaz.
    Öyleyse Allah'a ulaşmayı dilemek veya dilememek iradî bir konudur. Kişisel iradeyi ilgilendirir. Kişisel irade, kulun iradesi, cüz'i irade aynı iradedir. Allah'a ulaşmayı dilemedikçe o kişinin dışardan yapılan bir tesirle mü'min olması, kurtuluşa ulaşması hiçbir zaman mümkün değildir. Kişi mutlaka kendisi, kendi iradesiyle Allah'a ulaşmayı dilemelidir. Dilediği taktirde mutlaka Allah'ın cennetine girer. Ama başka biri o kişiyi hidayete hiçbir şekilde erdiremez. Hidayetine sebep de teşkil edemez.
    Her hâlükârda Allahû Tealâ'nın mutlak bir şartı vardır O kişinin cüz'i iradesi (kişisel iradesi) Allah'a ulaşmayı dilemek mecburiyetindedir. O irade Allah'a ulaşmayı dilemedikçe, etrafındaki insanlar ona ne yaparlarsa yapsınlar o kişi hidayet üzere olamaz. O kişi kurtulamaz. Dışardan yapılacak olan bütün müdahaleler kimin tarafından yapılırlarsa yapılsınlar, o kişinin iradesine karşı bir zorlamayla kişi Allah'a ulaşmayı dilemiyorsa asla o kişiyi hidayete erdiremezler. Peygamber Efendimiz (S.A.V) amcasını hidayete erdirmeyi istemez miydi? Elbette isterdi O yetimken amcası onu büyüttü. Ama amcası Allah'a ulaşmayı dilemedi. Peygamber Efendimiz (S.A.V)'in bütün ricalarına rağmen, amcası Allah'a ulaşmayı dilemedi.
    Dilemezse ne olur? Kurtuluşu mümkün olmaz, hidayete eremez. Dilemezse hidayet üzere olamaz. Hiç kimse Allah'a ulaşmayı dilemedikçe hidayet üzere olamaz, hidayette olamaz. Hidayete de hayli hayli eremez. Öyleyse o kişi bizatihi kendisi hidayete ermeyi istemedikçe hiç kimse bir başkasını hidayet üzere kılamaz.
    Allahû Tealâ'nın kişisel iradeye ne kadar değer verdiğini görüyoruz. Bir kişinin cehennemden kurtuluşu Kur'ân-ı Kerim'de bir tek şarta bağlanmıştır: Allah'a ulaşmayı dilemek. İkinci bir şart yoktur. Herşey bu noktadan itibaren başlar. Kişinin cenneti Allah'a ulaşmayı dilediği noktadan itibaren başlar. Bu ise Allahû Tealâ'nın mutlaka o kişinin kalbinde göreceği, kalbinde işiteceği, kalbinde bileceği bir taleptir.
    Allah kalbinizi işitir, bilir ve görür. Kalbinizdeki sesi işitir. Allah'a ulaşma talebini işitir. Kalbinizdeki talebi görür. Kalbinizdeki talebi bilir. Öyleyse bir insan ya Allah'a ulaşmayı diler ya da dilemez. Allah'a ulaşmayı dilemeyen bir kişiyi hiç kimse zorla Allah'a ulaşmayı dileme noktasına ulaştırmak imkânının ve aynı zamanda da yetkisinin sahibi kılınmamıştır. Bu sebeple Allahû Tealâ "lâ ikrâhe fid dîni: Dînde zorlama yoktur.” diyor. Bakara Suresi 256. âyet-i kerimesi böyle başlıyor. Niçin acaba âyet-i kerime “Dînde zorlama yoktur” diye başlıyor?

    2/BAKARA-256: Lâ ikrâhe fîd dîni kad tebeyyener ruşdu minel gayy(gayyi), fe men yekfur bit tâgûti ve yu’min billâhi fe kadistemseke bil urvetil vuskâ, lenfisâme lehâ, vallâhu semîun alîm(alîmun)
    Dînde zorlama yoktur. İrşad yolu (hidayet yolu; Allah’a ulaştıran yol), gayy yolundan (dalâlet yolu; şeytana, cehenneme ulaştıran yoldan) açıkça (ayrılıp) ortaya çıkmıştır
    Artık kim tagutu (şeytanı ve şeytana ulaştıran yolu) inkâr edip de Allah’a îmân ederse (mü’min olur, Allah’a ulaştıran yolu tercih ederse), böylece o, (Allah’tan) kopması mümkün olmayan urvetul vuskaya (sağlam bir kulba, mürşidin eline) tutunmuştur. Allah Sem’î’dir, Alîm’dir.





+ Yorum Gönder