Konusunu Oylayın.: Aklıma saçma bir soru takıldı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Aklıma saçma bir soru takıldı
  1. 26.Mayıs.2010, 21:00
    1
    bafralıemre
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Şubat.2010
    Üye No: 73031
    Mesaj Sayısı: 430
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5
    Yaş: 25

    Aklıma saçma bir soru takıldı






    Aklıma saçma bir soru takıldı Mumsema Esselamun aleykum ve rahmetullah
    kardeşlerim böyle saçma bir soru sorduğum için ilk önce hepinizden özür diliyorum kusuruma bakmayın saçmalık olacak işte
    Neyse Kabe-i Muazzama müzlümanların namaz kılarken yöneldikleri kutsal mekan peki dünya yuvarlak değil mi neden bir tek yönden yöneliyoruz namaz kılarken durduğumuz pozisyonun ters tarafı da Kabe'ye bakıyor o zaman öbür tarafa da yönelebilir miyiz


  2. 26.Mayıs.2010, 21:00
    1
    Devamlı Üye



    Esselamun aleykum ve rahmetullah
    kardeşlerim böyle saçma bir soru sorduğum için ilk önce hepinizden özür diliyorum kusuruma bakmayın saçmalık olacak işte
    Neyse Kabe-i Muazzama müzlümanların namaz kılarken yöneldikleri kutsal mekan peki dünya yuvarlak değil mi neden bir tek yönden yöneliyoruz namaz kılarken durduğumuz pozisyonun ters tarafı da Kabe'ye bakıyor o zaman öbür tarafa da yönelebilir miyiz


    Benzer Konular

    - Aklıma saçma sapan şeyler geliyor!

    - Veli'lerden davud-i iskenderinin bir sözü aklıma takıldı

    - Şeytan ile ilgili bazı sorular aklıma takıldı

    - Saçma ama mantıklı bir soru

    - Kafama takıldı nikahla ilgigi bir soru

  3. 26.Mayıs.2010, 21:18
    2
    İsrâ
    İsrâ

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Ekim.2009
    Üye No: 59972
    Mesaj Sayısı: 1,575
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Almanya

    --->: Aklıma saçma bir soru takıldı




    ve aleykumusselam ve rahmetullahi ve berekatuh,
    bazen fazla düsünmemek gerek yoksa kendi gercek inandiklarindan süphe etmeye baslarsin. Nerde olursan ol kabe sadece bi tarafda olur.


    buyur ayrintili bilgi icin oku ins.

    Dünya yuvarlak olduğundan nereye dönersek dönelim zaten kabeye yönelmiş olmuyor muyuz?

    Namazda iken kişinin göğsünün kıbleye dönmesi şattır. Bu bakımdan kıble cihetine dönülmesi gerekir. Ayrıca nereye dönülürse dönülsün kıbleye dönülmüş olmaz.

    Kabe tarafına dönemmeizi emreden Allah'tır. Bu nedenle kıblenin kabe olması farzdır. Biz kabe tarafına Allah'ın emri olduğu için döneriz.

    “Dünyada kuruluşu en eski yapı hangisidir?” sorusuna şüphesiz “Kabe'dir” cevabı verilir. Dünyada hiçbir merkez, Kabe kadar ziyaret edilmiyor. Bu haliyle Mekke ve Kabe, siyasi sınırları ortadan kaldırarak insanlar arasında birleştirici, bütünleştirici ve toplayıcı bir rol oynayan bir merkez olmuştur tarih boyunca. Ve insanlar yine hiçbir dini merkezle günün 24 saatinde aralıksız bağlantı halinde değildirler. İbadetlerde insanların yöneldiği Kabe, Eski Dünyanın (Avrupa, Asya ve Afrika) merkezidir. Bu üç kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunur. Stratejik önemi vardır ve ulaşım merkezlerinin de odak noktasında yer alır.

    Elinize bir dünya haritası alır ve Kuzey Amerika'dan Avustralya'ya, Kuzeydoğu Asya'dan Güney Amerika'ya doğru birer çizgi çekerseniz, bu çizgilerin kesiştiği yerde, yani merkezde Mekke'yi, dolayısıyla Kabe'yi görürsünüz. Bu çizimler yapılırken, kıtaların en uç noktalarından başlamalısınız.

    Kıtaların, şimdiki haline gelmeden milyonlarca yıl önce, tek bir parça halinde olduğu malumdur. Yerin yüzeyi sert kabuk bağlamışken, altı cehennemi sıcaklıkta sıvı haldedir ve kıtalar bir sandal gibi yüzer. İşte kıtalar bir arada iken de Mekke, karaların tam merkezinde bulunuyordu. Amerika kıtalarını ve diğer kara parçalarını bir araya getirip tam merkezini bulacak olursanız, o noktada yine Mekke'yi görürsünüz.

    Karaların merkezi olan Mekke (veya daha doğrusu Kabe), Dünyanın da merkezi midir?Coğrafyacılar, Dünyanın herhangi bir noktasını kolaylıkla bulabilmek ve en pratik yoldan en doğru biçimde gösterebilmek için, dünyayı enlem ve boylam adı verilen çizgilerle sembolik olarak küçük karelere bölmüşlerdir. Ancak bu çizgilerin başlangıç noktaları, teorik olarak (keyfi) belirlenmiştir. Ortada kesin ilmi gerçekler yoktur. Mesela İngiltere'de Greenwich'ten geçtiği kabul edilen boylam çizgisi 0 (sıfır) kabul edilir. Yuvarlak olarak kabul edilen Dünyamızın, aslında basık ve ortasının şişkin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu şişik bölgenin tam ortasından geçen en büyük enleme ise, “0” enlemi denmektedir. Bu enlem, bilinen adıyla Ekvator'dur. Ve Ekvator'un nispi olarak Dünyayı tam ortadan ikiye ayırdığı kabul edilir.

    Kutuplar veya kutup noktaları, Ekvator'un oluşturduğu dairenin tam merkezinden geçen bir eksenin iki uç noktasıdır. Ama gerçek durum böyle değildir. Bu bir kabuldür. Dünyanın gerçek kuzey ve güney kutbu vardır. Dünyanın sıvı demir-nikel üzerinde bir dinamo gibi döndüğünü ve bu dönüş esnasında dinamo gibi elektromanyetik alan ve elektrik oluşturduğunu biliyoruz. İşte bu manyetik kuvvet, dünyanın kuzey ve güney kutup noktalarından çıkarak atmosferin en dış tabakasını teşkil eden manyetosfer denen manyetik koruyucu tabakayı oluşturur. Bu sebeple kuzey yarım kürede pusulalar, hep kuzey kutbunu gösterir.

    Enlem ve boylamların gösterdiği kutup noktaları ile pusulanın gösterdiği manyetik kutup noktaları neden birbirinden farklı yerlerdedir? Dünyanın eliptik olarak 23’ 27’’ lık bir eğime sahip olduğunu biliriz. Dünyanın başı böyle eğdirilmeseydi; tek bir mevsimi mesela hep yazı ya da kışı yaşardık. Günler, buna göre uzar ya da kısalırlar. İşte bu eğim, kutupların yerini de değiştirmiş olur. Gerçekte enlem ve boylamları çizerken Dünyanın bu eğimini, yani mıknatısların sürekli yöneldiği gerçek manyetik kuzey kutbunu ve güney kutbunu dikkate alırsak, yeni bir Ekvator çıkar. İşte o zaman 'O' (sıfır) no'lu en büyük enlem olan Ekvator, bu yeni haliyle Mekke'nin tam ortasından geçecektir. Bu da Kabe'nin dünyanın ortasında olduğunu ifade eder.

    Öte yandan, bu düzeltilmiş şekilde çizilen Oğlak ve Yengeç dönenceleri de, yine Mekke'nin bulunduğu bloktan geçmektedir. Bu mantığa göre çizilen boylam ise, (iki kutbu birleştirerek), yine aynı blok içerisinde, dönenceleri ve Ekvator'u keser. Bu kesişme noktası yine Mekke'dir. Bu enlem ve boylamların Mekke'de kesişmeleri Kabe'nin yerinin çok özel olarak belirlendiğini ve insanların ibadetlerinde niçin oraya yöneldiklerinin sırlarını taşır. Böylece anlaşılır ki Kabe, kıtaların şimdiki halinde de, eskiden tek bir parça olduğu dönemde de Dünyanın bir merkezidir.

    Öyleyse hac olayı da, bu şekilde Dünyanın merkezine yapılan bir yolculuktur. Ayrıca Hac, fizik dünya ile fizik ötesi dünyayı birbirine bağlayan Hacer-ül Esved radarının yaydığı psişik enerjinin doğrudan alınıp verildiği, direkt temasın en kısa yoldan yapıldığı, eşi ve benzeri olmayan bir manyetik alanın İlahi nurun tavaf edilmesi olayı olarak da tarif edilebilir. Bediüzzaman Hazretleri bu gerçeği “Kabe arşı ferşe bağlayan amud-u nuranidir... (nurani sütun)” ifadesiyle dile getirmekte ve Dünyanın manevi alemlere Kabe'den bağlandığını belirtmektedir. O yerin kudsiyetinin maddi değil manevi olduğu ve insanların ibadet esnasında bu manevi sütuna yönelmekle orayla bir bağ kurdukları ve böylelikle miracın İlahi sırrının tezahür etmesi gibi bilmediğimiz birçok alış verişin olacağını düşünmek gerekir.

    İnsanlar ister havada, ister karada, isterse denizaltında bulunsun, Kabeden geçen sütuna yönelmeleri, kıble için yeterli oluyor ve o bölgedeki manevi atmosfer öbür alemlerle olan manevi bağların ve isteklerin daha hızlı ve yüksek seviyede cereyan etmesine sebep oluyor.

    Yeryüzündeki iklimlerin veya verimli yerlerin farklılık göstermesi gibi, bazı yerlerin ve zamanların da kudsiyeti farklı olabiliyor. Dolayısıyla oradaki manevi konsantrasyon da değişkenlik gösteriyor. Her şeyi hikmeti icabı fiziki ve kimyevi kanunlara bağlayan Allah, ruhun imbisatı ve yücelmesini öbür alemlerle rezonans ve kontak halini de belli şartlara ve kanunlara bağlamış. Kabe gibi yoğun ve manevi atmosfer altında ruhların hakikatları emmesi, inkişafı ve sümbül vermesi çok daha kolay olmaktadır. Diğer yerler Kabe'ye nispeten çorak ve bir çöl gibi kurak kalmaktadır. Gerçekten de oraya gidenlerin bunu bilfiil yaşaması, o gerçeği tasdik etmektedir.

    İşte Kabe'ye gidenler o manevi sütunun içine girdiklerinden apayrı bir hava solumakta, ibadetleri, duaları ve istiğfarları, çok farklı bir buuda erişmektedir. Bu hal, hususen mübarek gecelerde çok daha feyizdar bir keyfiyet kazanır.

    “Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de alemler için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir. Burada apaçık deliller vardır. İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse güvenlik içinde olur” (Al-i İmran, 96-97).

    Yine bir araştırmaya göre manyetik çizgiler Kabe'de kesişiyor ve odaklaşıyor. “Van Allen Kuşakları” da denilen dünyanın bu manyetik koruyucu kalkanı vasıtasıyla korkunç enerjiye sahip kozmik şualar dünyaya gelmiyor ve bu çizgilere kapılarak belki de Kabe'de toplanıyor.

    Kabe'nin birtakım kozmik enerjileri bünyesinde toplayarak yeryüzüne dağıttığı, böylece bir tür transformatör fonksiyonu gördüğü söylenebilir. Bunun sonucunda da her gün milyonlarca Müslüman, Kabe'ye dönerek oradan yayılan psişik enerji ve onun yanı sıra namaz sırasında yapılan hareketler ile uyuma geçer. Söz konusu hareketler bu enerjinin, insanın ruhi ve fiziki varlığının bütün unsurlarına nüfuz etmesini sağlar. Kabe'de tavaf yapıldığında yani enerjinin odak noktasının çevresinde dönüldüğünde, bu psişik enerji ile en üst seviyede bağlantı kurulur. Nitekim insanların, tavaf sırasında normal ötesi garip olaylar yaşadıkları bilinmektedir. Bunlar arasında zaman kaymaları, ışınlama olayları, apor olayları cereyan etmekte ve oraya giden herkes, ayrı bir atmosferi soluduklarını, bambaşka dünyaya girdiklerini ifade etmektedirler.

    Kabe ile ilgili olarak bir doktordan dinlediğim hatıramı, konuyla ilgili bulduğumdan aktarmak istiyorum: Doktora üstü araştırmalar için bulunduğum Almanya'da bir Türk doktoru, Tıp Fakültesindeki öğrencilik yıllarında gördükleri anatomi derslerinde, Kurbağaların anatomik incelemelerinde şahit olduğu olayı şöyle anlatmıştı: Kurbağanın kalbi dışarı çıkarıldığında, 10 dakika kadar daha çalışmasına devam eder. Kalpte üçlü bir koruma sistemi bulunduğundan, iç içe koruma başka yere bağlı değildir. Bu esnada kalbin alt sivri kısmının bir tarafa yönlendiği görülür. Ve kalp ne tarafa çevrilirse çevrilsin, o kısım bir pusula gibi hep aynı yöne döner. Bütün öğrencilerin hayretle takip ettikleri bu hadisede kalbin döndüğü yön, kıbledir. Bu gerçekten akıl almaz bir şeydir. Bilindiği gibi kainatın merkezi, eşref-i mahlukat olan insanoğlunun yaratıldığı Dünyadır. Dünyanın merkezi ve kalbi ise Kabe'dir. Başlı başına küçük bir kainat olan insanın merkezi ve kabesi de onun kalbidir. Bu bakımdan her iki kalp de birbirine bakar.

    Çünkü İlahi tecelliler ve feyizler, bu kabelerde doğar ve zuhur eder. Kalp, maneviyatın zuhur yeridir. Dünyanın manevi çekim odağı da Kabe olduğundan, tüm kalplerin o hakikatten hissesi bulunur ve sürekli oraya bakar. “Kalpler, ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur” mealindeki ayet de, bu hakikate işaret eder.


    sie


  4. 26.Mayıs.2010, 21:18
    2
    İsrâ



    ve aleykumusselam ve rahmetullahi ve berekatuh,
    bazen fazla düsünmemek gerek yoksa kendi gercek inandiklarindan süphe etmeye baslarsin. Nerde olursan ol kabe sadece bi tarafda olur.


    buyur ayrintili bilgi icin oku ins.

    Dünya yuvarlak olduğundan nereye dönersek dönelim zaten kabeye yönelmiş olmuyor muyuz?

    Namazda iken kişinin göğsünün kıbleye dönmesi şattır. Bu bakımdan kıble cihetine dönülmesi gerekir. Ayrıca nereye dönülürse dönülsün kıbleye dönülmüş olmaz.

    Kabe tarafına dönemmeizi emreden Allah'tır. Bu nedenle kıblenin kabe olması farzdır. Biz kabe tarafına Allah'ın emri olduğu için döneriz.

    “Dünyada kuruluşu en eski yapı hangisidir?” sorusuna şüphesiz “Kabe'dir” cevabı verilir. Dünyada hiçbir merkez, Kabe kadar ziyaret edilmiyor. Bu haliyle Mekke ve Kabe, siyasi sınırları ortadan kaldırarak insanlar arasında birleştirici, bütünleştirici ve toplayıcı bir rol oynayan bir merkez olmuştur tarih boyunca. Ve insanlar yine hiçbir dini merkezle günün 24 saatinde aralıksız bağlantı halinde değildirler. İbadetlerde insanların yöneldiği Kabe, Eski Dünyanın (Avrupa, Asya ve Afrika) merkezidir. Bu üç kıtaya hemen hemen aynı uzaklıkta bulunur. Stratejik önemi vardır ve ulaşım merkezlerinin de odak noktasında yer alır.

    Elinize bir dünya haritası alır ve Kuzey Amerika'dan Avustralya'ya, Kuzeydoğu Asya'dan Güney Amerika'ya doğru birer çizgi çekerseniz, bu çizgilerin kesiştiği yerde, yani merkezde Mekke'yi, dolayısıyla Kabe'yi görürsünüz. Bu çizimler yapılırken, kıtaların en uç noktalarından başlamalısınız.

    Kıtaların, şimdiki haline gelmeden milyonlarca yıl önce, tek bir parça halinde olduğu malumdur. Yerin yüzeyi sert kabuk bağlamışken, altı cehennemi sıcaklıkta sıvı haldedir ve kıtalar bir sandal gibi yüzer. İşte kıtalar bir arada iken de Mekke, karaların tam merkezinde bulunuyordu. Amerika kıtalarını ve diğer kara parçalarını bir araya getirip tam merkezini bulacak olursanız, o noktada yine Mekke'yi görürsünüz.

    Karaların merkezi olan Mekke (veya daha doğrusu Kabe), Dünyanın da merkezi midir?Coğrafyacılar, Dünyanın herhangi bir noktasını kolaylıkla bulabilmek ve en pratik yoldan en doğru biçimde gösterebilmek için, dünyayı enlem ve boylam adı verilen çizgilerle sembolik olarak küçük karelere bölmüşlerdir. Ancak bu çizgilerin başlangıç noktaları, teorik olarak (keyfi) belirlenmiştir. Ortada kesin ilmi gerçekler yoktur. Mesela İngiltere'de Greenwich'ten geçtiği kabul edilen boylam çizgisi 0 (sıfır) kabul edilir. Yuvarlak olarak kabul edilen Dünyamızın, aslında basık ve ortasının şişkin olduğu bilinen bir gerçektir. Bu şişik bölgenin tam ortasından geçen en büyük enleme ise, “0” enlemi denmektedir. Bu enlem, bilinen adıyla Ekvator'dur. Ve Ekvator'un nispi olarak Dünyayı tam ortadan ikiye ayırdığı kabul edilir.

    Kutuplar veya kutup noktaları, Ekvator'un oluşturduğu dairenin tam merkezinden geçen bir eksenin iki uç noktasıdır. Ama gerçek durum böyle değildir. Bu bir kabuldür. Dünyanın gerçek kuzey ve güney kutbu vardır. Dünyanın sıvı demir-nikel üzerinde bir dinamo gibi döndüğünü ve bu dönüş esnasında dinamo gibi elektromanyetik alan ve elektrik oluşturduğunu biliyoruz. İşte bu manyetik kuvvet, dünyanın kuzey ve güney kutup noktalarından çıkarak atmosferin en dış tabakasını teşkil eden manyetosfer denen manyetik koruyucu tabakayı oluşturur. Bu sebeple kuzey yarım kürede pusulalar, hep kuzey kutbunu gösterir.

    Enlem ve boylamların gösterdiği kutup noktaları ile pusulanın gösterdiği manyetik kutup noktaları neden birbirinden farklı yerlerdedir? Dünyanın eliptik olarak 23’ 27’’ lık bir eğime sahip olduğunu biliriz. Dünyanın başı böyle eğdirilmeseydi; tek bir mevsimi mesela hep yazı ya da kışı yaşardık. Günler, buna göre uzar ya da kısalırlar. İşte bu eğim, kutupların yerini de değiştirmiş olur. Gerçekte enlem ve boylamları çizerken Dünyanın bu eğimini, yani mıknatısların sürekli yöneldiği gerçek manyetik kuzey kutbunu ve güney kutbunu dikkate alırsak, yeni bir Ekvator çıkar. İşte o zaman 'O' (sıfır) no'lu en büyük enlem olan Ekvator, bu yeni haliyle Mekke'nin tam ortasından geçecektir. Bu da Kabe'nin dünyanın ortasında olduğunu ifade eder.

    Öte yandan, bu düzeltilmiş şekilde çizilen Oğlak ve Yengeç dönenceleri de, yine Mekke'nin bulunduğu bloktan geçmektedir. Bu mantığa göre çizilen boylam ise, (iki kutbu birleştirerek), yine aynı blok içerisinde, dönenceleri ve Ekvator'u keser. Bu kesişme noktası yine Mekke'dir. Bu enlem ve boylamların Mekke'de kesişmeleri Kabe'nin yerinin çok özel olarak belirlendiğini ve insanların ibadetlerinde niçin oraya yöneldiklerinin sırlarını taşır. Böylece anlaşılır ki Kabe, kıtaların şimdiki halinde de, eskiden tek bir parça olduğu dönemde de Dünyanın bir merkezidir.

    Öyleyse hac olayı da, bu şekilde Dünyanın merkezine yapılan bir yolculuktur. Ayrıca Hac, fizik dünya ile fizik ötesi dünyayı birbirine bağlayan Hacer-ül Esved radarının yaydığı psişik enerjinin doğrudan alınıp verildiği, direkt temasın en kısa yoldan yapıldığı, eşi ve benzeri olmayan bir manyetik alanın İlahi nurun tavaf edilmesi olayı olarak da tarif edilebilir. Bediüzzaman Hazretleri bu gerçeği “Kabe arşı ferşe bağlayan amud-u nuranidir... (nurani sütun)” ifadesiyle dile getirmekte ve Dünyanın manevi alemlere Kabe'den bağlandığını belirtmektedir. O yerin kudsiyetinin maddi değil manevi olduğu ve insanların ibadet esnasında bu manevi sütuna yönelmekle orayla bir bağ kurdukları ve böylelikle miracın İlahi sırrının tezahür etmesi gibi bilmediğimiz birçok alış verişin olacağını düşünmek gerekir.

    İnsanlar ister havada, ister karada, isterse denizaltında bulunsun, Kabeden geçen sütuna yönelmeleri, kıble için yeterli oluyor ve o bölgedeki manevi atmosfer öbür alemlerle olan manevi bağların ve isteklerin daha hızlı ve yüksek seviyede cereyan etmesine sebep oluyor.

    Yeryüzündeki iklimlerin veya verimli yerlerin farklılık göstermesi gibi, bazı yerlerin ve zamanların da kudsiyeti farklı olabiliyor. Dolayısıyla oradaki manevi konsantrasyon da değişkenlik gösteriyor. Her şeyi hikmeti icabı fiziki ve kimyevi kanunlara bağlayan Allah, ruhun imbisatı ve yücelmesini öbür alemlerle rezonans ve kontak halini de belli şartlara ve kanunlara bağlamış. Kabe gibi yoğun ve manevi atmosfer altında ruhların hakikatları emmesi, inkişafı ve sümbül vermesi çok daha kolay olmaktadır. Diğer yerler Kabe'ye nispeten çorak ve bir çöl gibi kurak kalmaktadır. Gerçekten de oraya gidenlerin bunu bilfiil yaşaması, o gerçeği tasdik etmektedir.

    İşte Kabe'ye gidenler o manevi sütunun içine girdiklerinden apayrı bir hava solumakta, ibadetleri, duaları ve istiğfarları, çok farklı bir buuda erişmektedir. Bu hal, hususen mübarek gecelerde çok daha feyizdar bir keyfiyet kazanır.

    “Doğrusu insanlar için ilk kurulan ev, Mekke'de alemler için mübarek ve doğru yol gösteren Kabe'dir. Burada apaçık deliller vardır. İbrahim'in makamı vardır; kim oraya girerse güvenlik içinde olur” (Al-i İmran, 96-97).

    Yine bir araştırmaya göre manyetik çizgiler Kabe'de kesişiyor ve odaklaşıyor. “Van Allen Kuşakları” da denilen dünyanın bu manyetik koruyucu kalkanı vasıtasıyla korkunç enerjiye sahip kozmik şualar dünyaya gelmiyor ve bu çizgilere kapılarak belki de Kabe'de toplanıyor.

    Kabe'nin birtakım kozmik enerjileri bünyesinde toplayarak yeryüzüne dağıttığı, böylece bir tür transformatör fonksiyonu gördüğü söylenebilir. Bunun sonucunda da her gün milyonlarca Müslüman, Kabe'ye dönerek oradan yayılan psişik enerji ve onun yanı sıra namaz sırasında yapılan hareketler ile uyuma geçer. Söz konusu hareketler bu enerjinin, insanın ruhi ve fiziki varlığının bütün unsurlarına nüfuz etmesini sağlar. Kabe'de tavaf yapıldığında yani enerjinin odak noktasının çevresinde dönüldüğünde, bu psişik enerji ile en üst seviyede bağlantı kurulur. Nitekim insanların, tavaf sırasında normal ötesi garip olaylar yaşadıkları bilinmektedir. Bunlar arasında zaman kaymaları, ışınlama olayları, apor olayları cereyan etmekte ve oraya giden herkes, ayrı bir atmosferi soluduklarını, bambaşka dünyaya girdiklerini ifade etmektedirler.

    Kabe ile ilgili olarak bir doktordan dinlediğim hatıramı, konuyla ilgili bulduğumdan aktarmak istiyorum: Doktora üstü araştırmalar için bulunduğum Almanya'da bir Türk doktoru, Tıp Fakültesindeki öğrencilik yıllarında gördükleri anatomi derslerinde, Kurbağaların anatomik incelemelerinde şahit olduğu olayı şöyle anlatmıştı: Kurbağanın kalbi dışarı çıkarıldığında, 10 dakika kadar daha çalışmasına devam eder. Kalpte üçlü bir koruma sistemi bulunduğundan, iç içe koruma başka yere bağlı değildir. Bu esnada kalbin alt sivri kısmının bir tarafa yönlendiği görülür. Ve kalp ne tarafa çevrilirse çevrilsin, o kısım bir pusula gibi hep aynı yöne döner. Bütün öğrencilerin hayretle takip ettikleri bu hadisede kalbin döndüğü yön, kıbledir. Bu gerçekten akıl almaz bir şeydir. Bilindiği gibi kainatın merkezi, eşref-i mahlukat olan insanoğlunun yaratıldığı Dünyadır. Dünyanın merkezi ve kalbi ise Kabe'dir. Başlı başına küçük bir kainat olan insanın merkezi ve kabesi de onun kalbidir. Bu bakımdan her iki kalp de birbirine bakar.

    Çünkü İlahi tecelliler ve feyizler, bu kabelerde doğar ve zuhur eder. Kalp, maneviyatın zuhur yeridir. Dünyanın manevi çekim odağı da Kabe olduğundan, tüm kalplerin o hakikatten hissesi bulunur ve sürekli oraya bakar. “Kalpler, ancak Allah'ın zikriyle tatmin olur” mealindeki ayet de, bu hakikate işaret eder.


    sie


  5. 29.Mayıs.2010, 14:09
    3
    DZALBAY
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 08.Temmuz.2008
    Üye No: 24825
    Mesaj Sayısı: 2,274
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 38
    Yaş: 61

    --->: Aklıma saçma bir soru takıldı

    Namazın 12 farzından birisi kıble olduğuna göre,Kabe'ye yakın tarafından dönmek farzdır.

    Şaşırtmaca olan,aksi tarafa da dönsek Kabe önümüzde sayılmaz mı,diye sıkça rastladığımız bir soru vardır.Bunu bir tek şartla yapabilirsin.Yer küre üzerinde,Kabe'nin tam zıddı bir mevkide bulunursan ve 180 derece istikametle ne tarafa durursan dur,Kabe karşında olursa,o takdirde olur.

    Selam ve dua...


  6. 29.Mayıs.2010, 14:09
    3
    Seyirci Üye
    Namazın 12 farzından birisi kıble olduğuna göre,Kabe'ye yakın tarafından dönmek farzdır.

    Şaşırtmaca olan,aksi tarafa da dönsek Kabe önümüzde sayılmaz mı,diye sıkça rastladığımız bir soru vardır.Bunu bir tek şartla yapabilirsin.Yer küre üzerinde,Kabe'nin tam zıddı bir mevkide bulunursan ve 180 derece istikametle ne tarafa durursan dur,Kabe karşında olursa,o takdirde olur.

    Selam ve dua...





+ Yorum Gönder