Konusunu Oylayın.: Nisa Suresi 24. Ayet Hakkındaki Düşünceniz ?

5 üzerinden 3.67 | Toplam : 3 kişi
Nisa Suresi 24. Ayet Hakkındaki Düşünceniz ?
  1. 18.Mayıs.2010, 18:50
    1
    yıldızçiçeği
    Üye

    Üyelik Tarihi: 07.Ocak.2008
    Üye No: 7076
    Mesaj Sayısı: 1
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 27

    Nisa Suresi 24. Ayet Hakkındaki Düşünceniz ?






    Nisa Suresi 24. Ayet Hakkındaki Düşünceniz ? Mumsema Selamun aleyküm. Sitede biraz araştırdım ancak bir sonuca ulaşamadım. Birkaç gün önce başka bir sitede yapılan tartışmayı okudum. İnanmayan Ateist birisi Nisa suresi 24. ayetten bahsediyor ve inanan insanların kafasını karıştırmaya çalışıyor.
    Söz konusu olan Ayet


    Alıntı
    Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna. (İşte bunlar) Allah'ın size yazdıklarıdır (farz kıldığı hükümlerdir). Ve bunların dışında olanlar, iffetli olmak ve zina yapmamak şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helâl kılındı. Artık onlardan faydalanmak isterseniz o taktirde farz olan mehirlerini onlara verin. Ve bu farzdan sonra, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
    Ayrıca aşağıdaki yaşanmış bir olayıda paylaşmış


    Alıntı
    Rasululah ile Beni Mustalik savaşına çıkmıştık. Kadın esireler ele geçirdik. Eşlerimizden uzak kalmak bize ağır geldi, kadınlara karşı arzu duyduk, azil yapmayı istedik ve Ona sorduk : O, bunu yapmanızda birsakınca yoktur. Allah'ın takdir ettigi şeyler elbet olacaktır. dedi.” (Buhari Nikah 49) (Azil, cinsi münabeset esnasında erkeğin meniyi kadının cinsel organının dışına dökmesine denir)

    Medinede hanım sahabiden Ümmü Enes, peygambere ihtiyacı için bir hurma bahçesi veriyor, o da karşılığında cariyesi Ümmü Eymen'i ona bedel olarak veriyor. (Müslim Sahih 3/1391)


    Sizce bunların açıklaması nedir ? Bu şekilde karşımıza çıkan birisine ne tür cevap vermemiz uygun olur ?



  2. 18.Mayıs.2010, 18:50
    1



    Selamun aleyküm. Sitede biraz araştırdım ancak bir sonuca ulaşamadım. Birkaç gün önce başka bir sitede yapılan tartışmayı okudum. İnanmayan Ateist birisi Nisa suresi 24. ayetten bahsediyor ve inanan insanların kafasını karıştırmaya çalışıyor.
    Söz konusu olan Ayet


    Alıntı
    Ve evli kadınlarla evlenmeniz (haram kılınmıştır), elinizin altında bulunan (harp esirleri) cariyeler müstesna. (İşte bunlar) Allah'ın size yazdıklarıdır (farz kıldığı hükümlerdir). Ve bunların dışında olanlar, iffetli olmak ve zina yapmamak şartıyla mallarınızla istemeniz (mehirlerini verip almanız) size helâl kılındı. Artık onlardan faydalanmak isterseniz o taktirde farz olan mehirlerini onlara verin. Ve bu farzdan sonra, razı olduğunuz konuda onunla anlaşmanızda sizin üzerinize bir günah yoktur. Muhakkak ki Allah Alîm'dir, Hakîm'dir.
    Ayrıca aşağıdaki yaşanmış bir olayıda paylaşmış


    Alıntı
    Rasululah ile Beni Mustalik savaşına çıkmıştık. Kadın esireler ele geçirdik. Eşlerimizden uzak kalmak bize ağır geldi, kadınlara karşı arzu duyduk, azil yapmayı istedik ve Ona sorduk : O, bunu yapmanızda birsakınca yoktur. Allah'ın takdir ettigi şeyler elbet olacaktır. dedi.” (Buhari Nikah 49) (Azil, cinsi münabeset esnasında erkeğin meniyi kadının cinsel organının dışına dökmesine denir)

    Medinede hanım sahabiden Ümmü Enes, peygambere ihtiyacı için bir hurma bahçesi veriyor, o da karşılığında cariyesi Ümmü Eymen'i ona bedel olarak veriyor. (Müslim Sahih 3/1391)


    Sizce bunların açıklaması nedir ? Bu şekilde karşımıza çıkan birisine ne tür cevap vermemiz uygun olur ?



    Benzer Konular

    - Nisa Suresi Örtünme İle İlgili Ayet

    - Rüyada Nisa Suresi 41. Ayet Okumak

    - İbrahim Suresi 4.ayet hakkındaki meal çelişkisi neden var?

    - Nisa suresi 156. ayet: Bir de inkâr etmelerinden ve Meryem'in üzerine büyük bir iftira atmalarından;

    - Bu Ayet´i aciklarmisiniz? Nisa suresi 17 ve 18

  3. 18.Mayıs.2010, 23:51
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,670
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Nisa Suresi 24. Ayet Hakkındaki Düşünceniz ?




    Ayette ve verilen hadislerde geçen cariyeler ile evlilik konusu, cariyenin kocası savaş alanında öldürülmüş olması durumundadır.

    İslâm hukukunda câriyeler diğer kadınlardan farklı bir statüye tabidirler. Efendileri nafakalarını ödemek ve iffetlerini korumak mecburiyetindedirler. Onlara iyi davranılması da Kur'an'da emredilmektedir. Müslümanlar onların hukuklarına riayet edecekler, onlara yediklerinden yedirecekler, içtiklerinden içirecek, giydiklerinden giydirecek yani onları koruyup gözeteceklerdir. Onların yaralarını sarıp özgürleşmelerine, Allah’a kul olmalarına yardımcı olacaklardır. İşte Nisâ sûresinin bu âyeti ve bundan sonra gelecek âyetleri uzun uzun bu ko-nuyu anlatacak.

    Efendileri, yediklerinden onlara yedirir, giydiklerinden giydirirler. Azat edilmeleri söz konusu edilmemiş olan câriyeler alınıp satılabilirler. Ancak azat edilmeleri efendilerinin ölümüne bağlı olanlar, azat edilmeleri karşılığında kendilerinden bir bedel talep edilmiş olanlar ya da efendilerinden çocuk getirmiş olup "Ümmü Veled" statüsünü kazanmış olanlar alınıp satılamazlar.

    İslâm gerek kölelerin, gerek câriyelerin hürriyetlerine kavuşturulmaları konusunda teşvikte bulunmuş, ayrıca bir çok suça kefaret olarak azâd edilmelerini öngörerek hürriyetlerine kavuşmaları için gerekli yolları çoğaltmıştır.

    Unutmayalım ki câriyelik ve kölelik, İslâm’ın çıkardığı bir hadise değildir. İslâm’ın yeryüzüne geldiği dönemde dünyanın her yerinde var olan bir hadiseydi. Tabii ki tüm dünyada yaygın olan böyle bir mü-esseseyi peygamber efendimizin dünyanın küçücük bir şehri olan Me-dine’de bir sözüyle kaldırması da mümkün olmayacaktı. Bir de savaşılan ve erkekleri öldürülmüş bu kadınların o haliyle salınıverilmesi toplum içinde ahlâksızlığın yayılmasına da sebep olacaktı. Ve İslâm köleliği ve cariyeliği ortadan kaldırmak için büyük mücadeleler vermiştir. Evet, İslâm adına müslüman olmayan toplumlarla yapılan savaşların ortaya çıkardığı bir kurum olup, bugün için kendiliğinden ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bunun için bu konuda teferruata girmek gereksizdir.
    Onlardan hangi şeyle veya ne kadar istifade etmişseniz tespit ettiğiniz şekilde onların mehirlerini kendilerine veriniz. Dikkat ederseniz Rabbimiz ısrarla mehir konusunu gündeme ge*tirerek söz verip kararlaştırdığınız mehirlerini kadınlara verin buyu*ruyor. Şüphesiz kadınların diledikleri kadar mehir isteme hakları var*dır. Ama elbette içinde yaşadığımız toplumun gerçeklerini ve az evvel yazdığım gibi Hz. Ömer Efendimizin döneminde de kadınlara verilen bu hakların hiçbirisini zayi etmeden şunu söyleyelim. Yaşadığımız toplumun ekonomik yapısını göz önünde bulundurarak evliliği zorlaş*tırmaya ve insanları zinaya itmeye hiçbir zaman hakkımız yoktur.
    NİSA 24. AYETİN TEFSİRİ
    Alıntı
    24. Bu âyette geçen muhsanât, muhsınîn kelimeleri "menetmek, engelle*mek" mânasına gelen ihsan masdarından gelmektedir. Âyetlerde ihsan kelimesi kadınlar için "evli olmak", "iffetli olmak" ve "hür olmak" mânalarında kullanıl*mıştır. Her üç durum da kadını, zinadan koruduğu için bu mânalar, kökteki "en*gellemek" manasıyla ilgili bulunmaktadır. Hangi âyette bu üç mânadan hangisinin kastedildiği karinelerle bilinecektir.
    Evlenme mânileri sayılırken zikredilen "muhsan kadınlar"dan maksat evli kadınlardır. Bu âyetle -Câhİliye devrinde bazı durumlarda caiz görülen- birden fazla erkekle evli olma âdeti kaldırılmış, bir kadının ancak bir erkeğin nikâhı al*tında bulunabileceği ve yalnızca onunla kan-koca hayatı yaşayabileceği hükmü getirilmiştir; yani İslâm'da çok kocalılık caiz değildir.
    "Ellerinizin altında olanlar müstesna" cümlesiyle cariyelerin kastedildiğinde birleşilmekle beraber- hükmün uygulanmasıyla İlgili olarak farklı yorumlar vardır: a) Kadın esir alınınca evlilik bağı sona erer, esirler gazilere dağıtılınca hissesine ka*dın esir düşen gazi onunla cinsî hayat yaşayabilir. Kadının, müslümanlarla savaşan veya düşman ülkesinde bulunan gayri müslim kocasıyla nikâhlı olması onun "muh-san" sayılmasını gerektirmez, b) Cariyenin sahibi, onu başkasıyla evlendirmiş olsa dahi istediği zaman -hamile olmadığını tespit için- bir hayızlık bekleme süresinden sonra onunla cinsî temasta bulunabilir, c) Evli câriye sahip değiştirince yeni sahi*bi, onun evlilik akdini iptal edebilir, d) Mülkiyetin İntikali boşama yerine geçmek*tedir[65].
    İslâm'ın geçmişten devraldığı ve zaman İçinde ortadan kaldırmayı hedefledi*ği kölelik sistemine ait bulunan bu hükümler tarihe intikal etmiştir.
    Yukarılarda sayılan "evlenilmesi yasak" kimseler dışında kalanlarla evlen*menin caiz olduğunu bildiren cümle, daha sonra gelen "zevcenin üzerine teyzesi veya halasını almanın yasaklanması, haram kılan sütün -doğumdan hısımlık ölçü siindegenişletilmesi" gibi bazı hadis açıklamalarıyla, ayrıca zina eden kadınla ve erkekle evlenmeyi meneden [66], mümin kadının gayri müslim erkekle ev*lenmesini yasaklayan naslarla sınırlandırılmıştır [67].
    "Bunlardan başkasını, namuslu olmak, zinakâr olmamak üzere mallarınızla (menirle) istemeniz size helâl kılındı" diye çevirdiğimiz cümlede geçen "muh-sın"ı, mealinde olduğu gibi "namuslu, iffetli" mânasında anlamak gerekir, "nikâh yapmak şartıyla" şeklinde anlamak doğru değildir. Çünkü kişinin kendi câriyesiy-le nikâh yapma mecburiyeti yoktur, ayrıca "gayra müsâfihîn" (zinaya sapmaksı-zm) kaydı da bu mânaya karîne olmaktadır.
    "Onlardan faydalanmanıza karşılık..." cümlesinde kullanılan istimtâ' keli*mesi müt'a kökünden gelmektedir. En azından İslâm'ın ilk yıllarında uygulanmış bazı ictihadlara dayanılarak bazı mezheblere göre halen câri olan bir nikâhın, ya*ni belli bir süre ile sınırlı evlenmenin adı da "müt'a nikâhı "dır. Hem kelimenin kö*künde bulunan "faydalanma" mânası, hem de "istimtâ"' kelimesinin ilk dönemde*ki terim (örfte yerleşmiş) mânası bir kısım tefsircileri, bu âyetin müt'a nikahıyla ilgili olduğu sonucuna götürmüştür. İmâmî-Şiîler' den başka İbn Abbas, İbn Mes'ûd, Übey b. Kâ'b, Katâde, Miicâhİd, Süddî, İbn Cübeyr gibi sahabe ve tabi*în müfessir ve müctehidleri bunu (âyetin müt'a nikâhı konusunda olduğunu) sa*vunmuşlardır. İhtiyaç bulunduğu için müt'a nikâhının bir müddet mubah kılındığı konusunda ittifak vardır. Müslümanların devamlı evlilik imkânı bulmaları ve ge*çici nikâha ihtiyacın ortadan kalkması sonucu yasaklanmış olduğu konusunda ise ihtilâf vardır. Ehl-i sünnet çoğunluğu, nihaî yasaklama yılında ve yasaklayan nas konusunda ihtilâf etmekle beraber bu nikâhın, ebedî olarak yasaklandığı hükmü*nü benimsemişlerdir[68]. İmâmî-Şiîler'e göre ihtiyaç ve zaruret şartı bu*lunmaksızın müt'a nikâhı caizdir. Ehl-i sünnet'e mensup âlimlerden ve özellikle sahabeden bazılarına göre de müt'a nikâhı caizdir, onu Hz. Peygamber değil İkin*ci halife yasaklamıştır. İmrân b. Husayn bunu söylerken İbn Abbas da, "Ömer müt'a nikâhını yasaklamasaydı çok az kişi zina ederdi" demiştir. İbn Mes'ûd, Câ-bir gibi sahabeden de bu nikâhın caiz olduğu rivayet edilmiş, aynı zamanda bu sa*habenin görüş değiştirdikleri ve sonunda müt'a nikâhının caiz olmadığına kani ol*dukları da rivayet edilmiştir. İbn Âşûr, "İbn Abbas ve İmrân b. Husayn'ın görüş değiştirmediklerini" ifade ettikten sonra müt'a nikâhının hükmüyle ilgili olarak sonucu şöyle özetlemiştir (V, 11): Farklı haber ve rivayetlerden çıkan sonuca gö*re Resûlullah müt'a nikâhını iki kere serbest bırakmış ve İki kere de yasaklanmıştır. Bundan anlaşılan mezkûr tasarrufun tekrarlanan nesih (hükmü kaldırma) olma*dığı, serbest bırakılmasının şiddetli ihtiyaca bağlı kılındığıdır. Râviler ruhsatın ge*rekçesini anlayamamış ve bunu nesihle karıştırmışlardır. Halkın Hz. Ebû Bekir ve Ömer'in hilâfetlerinde miit'a nikâhı yaptıkları ve ikinci halifenin, son zamanların*da bunu yasakladığı sabittir. Sonuç olarak yolculukta ve savaşta kişinin eşinden ayrı düştüğü zamanlarda olduğu gibi "hadislerdeki yasaklama süresini geciktirme*yi gerektiren" zaruretler bulunduğunda bu nikâh caizdir. Normal (süresiz) nikâhta şart koşulan mehir, şahit, veli gibi hususlar bunda da şarttır. Süre bitince evlilik ilişkisi de sona erer, müt'a devam ederken taraflardan biri ölürse arada miras hu*kuku doğmaz, nikâh süresi sona erince kadın bir hayız görecek kadar bekler (id-det tutar), çocukların nesebi babalarına ait olur..."[69].
    İslâm'da evliliğin gerekçesi fert ve toplumun temel ihtiyaçlarından biri olan aileyi kurmak ve yaşatmaktır. Bu gerekçe evliliğin devamlı olmasını ve cinsî tat*min amacının ikinci planda kalmasını gerektirir. Ancak zina büyük bir günah ve suç kabul edilerek şiddetle yasaklandığından, devamlı evlilik kurma imkânından mahrum bulunan, fakat cinsî tatmin ihtiyacı içinde bunalıma düşen müminler için, böyle bir zarurete dayalı olarak müt'a nikâhına ruhsat verildiği ve bunun da istis*naî olduğu anlaşılmaktadır. [70]



  4. 18.Mayıs.2010, 23:51
    2
    Moderatör



    Ayette ve verilen hadislerde geçen cariyeler ile evlilik konusu, cariyenin kocası savaş alanında öldürülmüş olması durumundadır.

    İslâm hukukunda câriyeler diğer kadınlardan farklı bir statüye tabidirler. Efendileri nafakalarını ödemek ve iffetlerini korumak mecburiyetindedirler. Onlara iyi davranılması da Kur'an'da emredilmektedir. Müslümanlar onların hukuklarına riayet edecekler, onlara yediklerinden yedirecekler, içtiklerinden içirecek, giydiklerinden giydirecek yani onları koruyup gözeteceklerdir. Onların yaralarını sarıp özgürleşmelerine, Allah’a kul olmalarına yardımcı olacaklardır. İşte Nisâ sûresinin bu âyeti ve bundan sonra gelecek âyetleri uzun uzun bu ko-nuyu anlatacak.

    Efendileri, yediklerinden onlara yedirir, giydiklerinden giydirirler. Azat edilmeleri söz konusu edilmemiş olan câriyeler alınıp satılabilirler. Ancak azat edilmeleri efendilerinin ölümüne bağlı olanlar, azat edilmeleri karşılığında kendilerinden bir bedel talep edilmiş olanlar ya da efendilerinden çocuk getirmiş olup "Ümmü Veled" statüsünü kazanmış olanlar alınıp satılamazlar.

    İslâm gerek kölelerin, gerek câriyelerin hürriyetlerine kavuşturulmaları konusunda teşvikte bulunmuş, ayrıca bir çok suça kefaret olarak azâd edilmelerini öngörerek hürriyetlerine kavuşmaları için gerekli yolları çoğaltmıştır.

    Unutmayalım ki câriyelik ve kölelik, İslâm’ın çıkardığı bir hadise değildir. İslâm’ın yeryüzüne geldiği dönemde dünyanın her yerinde var olan bir hadiseydi. Tabii ki tüm dünyada yaygın olan böyle bir mü-esseseyi peygamber efendimizin dünyanın küçücük bir şehri olan Me-dine’de bir sözüyle kaldırması da mümkün olmayacaktı. Bir de savaşılan ve erkekleri öldürülmüş bu kadınların o haliyle salınıverilmesi toplum içinde ahlâksızlığın yayılmasına da sebep olacaktı. Ve İslâm köleliği ve cariyeliği ortadan kaldırmak için büyük mücadeleler vermiştir. Evet, İslâm adına müslüman olmayan toplumlarla yapılan savaşların ortaya çıkardığı bir kurum olup, bugün için kendiliğinden ortadan kalkmış bulunmaktadır. Bunun için bu konuda teferruata girmek gereksizdir.
    Onlardan hangi şeyle veya ne kadar istifade etmişseniz tespit ettiğiniz şekilde onların mehirlerini kendilerine veriniz. Dikkat ederseniz Rabbimiz ısrarla mehir konusunu gündeme ge*tirerek söz verip kararlaştırdığınız mehirlerini kadınlara verin buyu*ruyor. Şüphesiz kadınların diledikleri kadar mehir isteme hakları var*dır. Ama elbette içinde yaşadığımız toplumun gerçeklerini ve az evvel yazdığım gibi Hz. Ömer Efendimizin döneminde de kadınlara verilen bu hakların hiçbirisini zayi etmeden şunu söyleyelim. Yaşadığımız toplumun ekonomik yapısını göz önünde bulundurarak evliliği zorlaş*tırmaya ve insanları zinaya itmeye hiçbir zaman hakkımız yoktur.
    NİSA 24. AYETİN TEFSİRİ
    Alıntı
    24. Bu âyette geçen muhsanât, muhsınîn kelimeleri "menetmek, engelle*mek" mânasına gelen ihsan masdarından gelmektedir. Âyetlerde ihsan kelimesi kadınlar için "evli olmak", "iffetli olmak" ve "hür olmak" mânalarında kullanıl*mıştır. Her üç durum da kadını, zinadan koruduğu için bu mânalar, kökteki "en*gellemek" manasıyla ilgili bulunmaktadır. Hangi âyette bu üç mânadan hangisinin kastedildiği karinelerle bilinecektir.
    Evlenme mânileri sayılırken zikredilen "muhsan kadınlar"dan maksat evli kadınlardır. Bu âyetle -Câhİliye devrinde bazı durumlarda caiz görülen- birden fazla erkekle evli olma âdeti kaldırılmış, bir kadının ancak bir erkeğin nikâhı al*tında bulunabileceği ve yalnızca onunla kan-koca hayatı yaşayabileceği hükmü getirilmiştir; yani İslâm'da çok kocalılık caiz değildir.
    "Ellerinizin altında olanlar müstesna" cümlesiyle cariyelerin kastedildiğinde birleşilmekle beraber- hükmün uygulanmasıyla İlgili olarak farklı yorumlar vardır: a) Kadın esir alınınca evlilik bağı sona erer, esirler gazilere dağıtılınca hissesine ka*dın esir düşen gazi onunla cinsî hayat yaşayabilir. Kadının, müslümanlarla savaşan veya düşman ülkesinde bulunan gayri müslim kocasıyla nikâhlı olması onun "muh-san" sayılmasını gerektirmez, b) Cariyenin sahibi, onu başkasıyla evlendirmiş olsa dahi istediği zaman -hamile olmadığını tespit için- bir hayızlık bekleme süresinden sonra onunla cinsî temasta bulunabilir, c) Evli câriye sahip değiştirince yeni sahi*bi, onun evlilik akdini iptal edebilir, d) Mülkiyetin İntikali boşama yerine geçmek*tedir[65].
    İslâm'ın geçmişten devraldığı ve zaman İçinde ortadan kaldırmayı hedefledi*ği kölelik sistemine ait bulunan bu hükümler tarihe intikal etmiştir.
    Yukarılarda sayılan "evlenilmesi yasak" kimseler dışında kalanlarla evlen*menin caiz olduğunu bildiren cümle, daha sonra gelen "zevcenin üzerine teyzesi veya halasını almanın yasaklanması, haram kılan sütün -doğumdan hısımlık ölçü siindegenişletilmesi" gibi bazı hadis açıklamalarıyla, ayrıca zina eden kadınla ve erkekle evlenmeyi meneden [66], mümin kadının gayri müslim erkekle ev*lenmesini yasaklayan naslarla sınırlandırılmıştır [67].
    "Bunlardan başkasını, namuslu olmak, zinakâr olmamak üzere mallarınızla (menirle) istemeniz size helâl kılındı" diye çevirdiğimiz cümlede geçen "muh-sın"ı, mealinde olduğu gibi "namuslu, iffetli" mânasında anlamak gerekir, "nikâh yapmak şartıyla" şeklinde anlamak doğru değildir. Çünkü kişinin kendi câriyesiy-le nikâh yapma mecburiyeti yoktur, ayrıca "gayra müsâfihîn" (zinaya sapmaksı-zm) kaydı da bu mânaya karîne olmaktadır.
    "Onlardan faydalanmanıza karşılık..." cümlesinde kullanılan istimtâ' keli*mesi müt'a kökünden gelmektedir. En azından İslâm'ın ilk yıllarında uygulanmış bazı ictihadlara dayanılarak bazı mezheblere göre halen câri olan bir nikâhın, ya*ni belli bir süre ile sınırlı evlenmenin adı da "müt'a nikâhı "dır. Hem kelimenin kö*künde bulunan "faydalanma" mânası, hem de "istimtâ"' kelimesinin ilk dönemde*ki terim (örfte yerleşmiş) mânası bir kısım tefsircileri, bu âyetin müt'a nikahıyla ilgili olduğu sonucuna götürmüştür. İmâmî-Şiîler' den başka İbn Abbas, İbn Mes'ûd, Übey b. Kâ'b, Katâde, Miicâhİd, Süddî, İbn Cübeyr gibi sahabe ve tabi*în müfessir ve müctehidleri bunu (âyetin müt'a nikâhı konusunda olduğunu) sa*vunmuşlardır. İhtiyaç bulunduğu için müt'a nikâhının bir müddet mubah kılındığı konusunda ittifak vardır. Müslümanların devamlı evlilik imkânı bulmaları ve ge*çici nikâha ihtiyacın ortadan kalkması sonucu yasaklanmış olduğu konusunda ise ihtilâf vardır. Ehl-i sünnet çoğunluğu, nihaî yasaklama yılında ve yasaklayan nas konusunda ihtilâf etmekle beraber bu nikâhın, ebedî olarak yasaklandığı hükmü*nü benimsemişlerdir[68]. İmâmî-Şiîler'e göre ihtiyaç ve zaruret şartı bu*lunmaksızın müt'a nikâhı caizdir. Ehl-i sünnet'e mensup âlimlerden ve özellikle sahabeden bazılarına göre de müt'a nikâhı caizdir, onu Hz. Peygamber değil İkin*ci halife yasaklamıştır. İmrân b. Husayn bunu söylerken İbn Abbas da, "Ömer müt'a nikâhını yasaklamasaydı çok az kişi zina ederdi" demiştir. İbn Mes'ûd, Câ-bir gibi sahabeden de bu nikâhın caiz olduğu rivayet edilmiş, aynı zamanda bu sa*habenin görüş değiştirdikleri ve sonunda müt'a nikâhının caiz olmadığına kani ol*dukları da rivayet edilmiştir. İbn Âşûr, "İbn Abbas ve İmrân b. Husayn'ın görüş değiştirmediklerini" ifade ettikten sonra müt'a nikâhının hükmüyle ilgili olarak sonucu şöyle özetlemiştir (V, 11): Farklı haber ve rivayetlerden çıkan sonuca gö*re Resûlullah müt'a nikâhını iki kere serbest bırakmış ve İki kere de yasaklanmıştır. Bundan anlaşılan mezkûr tasarrufun tekrarlanan nesih (hükmü kaldırma) olma*dığı, serbest bırakılmasının şiddetli ihtiyaca bağlı kılındığıdır. Râviler ruhsatın ge*rekçesini anlayamamış ve bunu nesihle karıştırmışlardır. Halkın Hz. Ebû Bekir ve Ömer'in hilâfetlerinde miit'a nikâhı yaptıkları ve ikinci halifenin, son zamanların*da bunu yasakladığı sabittir. Sonuç olarak yolculukta ve savaşta kişinin eşinden ayrı düştüğü zamanlarda olduğu gibi "hadislerdeki yasaklama süresini geciktirme*yi gerektiren" zaruretler bulunduğunda bu nikâh caizdir. Normal (süresiz) nikâhta şart koşulan mehir, şahit, veli gibi hususlar bunda da şarttır. Süre bitince evlilik ilişkisi de sona erer, müt'a devam ederken taraflardan biri ölürse arada miras hu*kuku doğmaz, nikâh süresi sona erince kadın bir hayız görecek kadar bekler (id-det tutar), çocukların nesebi babalarına ait olur..."[69].
    İslâm'da evliliğin gerekçesi fert ve toplumun temel ihtiyaçlarından biri olan aileyi kurmak ve yaşatmaktır. Bu gerekçe evliliğin devamlı olmasını ve cinsî tat*min amacının ikinci planda kalmasını gerektirir. Ancak zina büyük bir günah ve suç kabul edilerek şiddetle yasaklandığından, devamlı evlilik kurma imkânından mahrum bulunan, fakat cinsî tatmin ihtiyacı içinde bunalıma düşen müminler için, böyle bir zarurete dayalı olarak müt'a nikâhına ruhsat verildiği ve bunun da istis*naî olduğu anlaşılmaktadır. [70]






+ Yorum Gönder