Konusunu Oylayın.: Sahabe-ashab kavramı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Sahabe-ashab kavramı
  1. 12.Mayıs.2010, 18:35
    1
    ugurd
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Nisan.2010
    Üye No: 75426
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0

    Sahabe-ashab kavramı






    Sahabe-ashab kavramı Mumsema sahabe-ashab kavramı hakkında bilgi verir misiniz?rasulu görüp müslüman olarak ölenlere denir diye duydum.peki peygamberin veda hutbesinde 100.000 kişi varmış onlar da mı sahabe?


  2. 12.Mayıs.2010, 18:35
    1
    ugurd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli



    sahabe-ashab kavramı hakkında bilgi verir misiniz?rasulu görüp müslüman olarak ölenlere denir diye duydum.peki peygamberin veda hutbesinde 100.000 kişi varmış onlar da mı sahabe?


    Benzer Konular

    - Gök Cisimleri Ve Putlara Tapanlar (Ashâb-ı Heyâkil Ve Ashâb-ı Eşhas)

    - Ashab Nedir? İslamda Ashab Kavramı

    - Ashab-ı Hicr Nedir? İslamda Ashabı Hicr Kavramı

    - Ashab-ı Fil Nedir İslamda Ashabı Fil Kavramı

    - Ashab-ı Sebt(Cumartesi Ashab-ı)Hadisesi

  3. 12.Mayıs.2010, 18:42
    2
    meçhul_100
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2007
    Üye No: 626
    Mesaj Sayısı: 2,162
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 53
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: Diyar-ı Sivas

    --->: sahabe-ashab kavramı




    Sahabe deyince; İslam ümmetinin / âlimlerinin, hadis kriterleri bakımından dahi olsa, “cerh-tadil” denilen ilmî bir eleştiriye bile tabi tutulmasına izin vermediği, Resulüllah (asv)’ın çevresinde yer almış en kuvvetli mümin, insanların en seçkini olan güzide kimseler akla gelir

    Âlimler Sahâbî’nin tanımı ile ilgili farklı görüşler beyan etmişlerdir Hafız İbn-i Hacer el-Askalânî "El-İsâbe" adlı eserinde bu konuyu ele almış, bu konudaki sahih olan görüşleri açıklamış ve meseleyi uzun uzadıya incelemiştir Biz ise onun incelemesinin özetini burada nakletmekle iktifa edeceğiz

    İbn-i Hacer (ra) diyor ki; sahâbî konusunda vâkıf olduğum en sahih tarif şöyledir: "Sahâbî, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e iman (edip), iman ettiği halde kendisiyle bir araya gelen ve İslâm üzere ölen kişidir" Tarifte yer alan; "Peygamberle bir araya gelen" ifadesinin genellemesine göre; sohbetinde uzun veya kısa bir süre mecliste bulunmuş olsun, O'ndan hadis rivayet etsin veya etmesin, O'nunla savaşa katılmış olsun veya olmasın, ancak yine meclisinde bulunmamış olsa dahi de bir defa görmüş olsun veya körlük gibi bir sebepten dolayı O'nu görmemiş olsun, dolayısıyla sadece onunla karşılaşmış olan bir kimseye de sahâbî denir

    Yine tarifte geçen ‘iman ettiği halde’ ifadesine göre bir kimse kâfir olduğu halde Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le karşılaşmış ve bilahare iman ettikten sonra Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le bir daha karşılaşmamış ise, ‘Sahâbî’ sayılmaz

    Yine tarifte geçen; "İslam üzere ölmüş" ibaresine göre; bir kimse Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'le kendisine iman etmiş olarak karşılaşmış, ancak daha sonra -Allah korusun- mürted olmuş ve mürted olarak ölmüş ise yine ‘sahâbî’ sayılmaz Bu kabilden az sayıda bazı kimseler olmuştur Öte yandan, bir kimse mümin olarak Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'le karşılaşmış daha sonra mürted olmuş, daha sonra tekrar ölmeden İslâm'a dönmüş ise, ikinci bir defa karşılaşsın veya karşılaşmasın yine de ‘sahâbî’ sayılır

    Buhârî'nin Hocası Ahmed bin Hanbel gibi muhaddisler ve bunlara tabi olan alimler nezdinde tercih olunan en sahih görüşe dayanmaktadır Bunun ötesinde diğer şâz görüşler de vardır (El-İsâbe, 1/7-8)

    Bu açıklamalardan sonra konuyla ilgili değişik tarifler ve değerlendirmeler şöyledir:

    Sahabî'nin tarifiyle ilgili bir bilgi olması bakımından yapılan tarifleri kısaca sıralayıp, en sonunda muhtar ve mu'teber olan görüşü vereceğiz

    1) Sahabî: Uzun müddet Hz Peygamberle beraber bulunup, O'ndan hadis rivayet eden ve

    O'nun hallerini araştırıp bilen kimsedir (1) Usulcüler ve bir kısım ulema bu görüştedir (2)

    2) Sahabî: Hz Peygamber (SAV) ile bir sene veya iki sene beraber olup, onunla bir veya iki gazveye iştirak eden kimsedir Bu tarif daha ziyade Said b el-Müseyyeb'den naklolunuyor (3) Ancak, bu durumda sahabî olarak bilinen pek çok kimseyi dışarıda bırakmak mecburiyeti hasıl olacak Ayrıca bu rivayetin zayıf olduğu da nakledilir (4)

    3) Sahabî: Uzun müddet birlikte olmakla beraber, ondan hadis alıp rivayet edendir (5)

    4) Sahabî: Hz Peygamber'i müslüman, bâlig ve akıllı olarak gören kimsedir (6)

    5) Sahabî: Nebî (SAV)'in zamanına yetişen herkestir Müslüman olmak şartıyla O'nu görmese bile sahabî'dir (7)

    6) Sahabî: HzPeygamber'in, kendisiyle hususiyyet kesbettiği, kendisinin de O'nunla

    hususiyyet kesbettiği kimsedir Bu şartı Maverdi koşmuştur (8)

    7) Sahabî: "HzPeygamber (SAV)'e iman ederek onunla karşılaşan ve müslüman olarak ölen kimsedir" İbn'u Hacer'in, elde ettiğim bilgilerin en doğrusu, dediği tarif budur (9)

    Buharî Hazretleri, Sahih'inde, müslüman olarak ölme şartım koşmamış sadece, "Hz Peygamber'le sohbet eden veya O'nu gören müslüman, sahabî'dir"(10) diye tarif etmiştir Aynî, bu tarife "ve müslüman olarak ölen" ifadesini ekleyerek, akla gelecek şüphelerin gideceğini ifade eder190

    İbnu Hacer'in yaptığı bu tarife, “Onunla karşılaşan” ifadesi kullanılmak suretiyle, Hz Peygamber'le beraberliği uzun müddet olan da girer, olmayan da O'ndan rivayet eden de girer, etmeyen de O'nunla beraber savaşa iştirak eden de girer, etmeyen de O'nu gözüyle gören de, herhangi bir (a'malık gibi) sebeple onu görmeyen de sahabî'dir (12)

    Tarifte geçen "Hz Peygamber'e iman ederek" kaydıyla HzPeygamber zamanında kâfir olarak O'nu görse de sonradan müslüman olsa ve bir daha mü'min iken HzPeygamber'i görmese o kimsenin sahabî olamıyacağı anlaşılır (13) Kayser'in elçisi gibi (14)

    HzPeygamberi vefatından sonra henüz defnedilmeden cenazesini gören kimse de sahabî sayılmaz Ebu Züeyb Hüveylid bHalid el-Huzeli gibi (15)

    İbnu Hacer'in yaptığı tarifte "HzPeygamber'e İman" şartı olduğu için, diğer peygamberlere iman ederek, Hz Peygamber Efendimizi gören ehl-i kitap da sahabî sayılmaz Nitekim, Hz Muhammed (SAV) ile peygamberliğinden önce karşılaşanların durumu böyledir İhtimalli bir durum olduğunu söyleyen ibnu Hacer, Rahib Bâhira ve benzerlerini misâl veriyor(16)

    Cinlerden ve meleklerden mükellef olanlar, HzPeygamber'e iman ederek onu görmüşlerse, onların da sahabî olacağını söyleyen âlimlerimiz vardır(17)

    Bir kimse, müslüman olarak, Hz Peygamber'le karşılaşsa, sonra –Allah korusun- islâm'dan dönse, eğer tekrar müslüman olmadan ölürse o, sahabîlikten çıkmıştır Ancak tekrar islâm'a dönerse, Rasûlüllah'ı görmeden ölse bile müslüman olarak ölmek şartıyla sahabîliği devam eder Kurra b Meysere, Esas b Kays bu kabildendir(18)

    Bir kimsenin sahabî olabilmesi için Hz Peygamber'le temyiz yaşındayken buluşmuş olmasını şart koşanlar var ise de bulûğa ermesi şart değildir Bu hususta bazı ihtilaflar vardır Ancak Peygamberimizin torunları Hasan ile Hüseyin gibi pek çok sahabî'nin bulunması, temyiz yaşının yeterli olduğuna bir delildir Peygamber Efendimiz'in, çocukken dua buyurduğu veya ağzına hurma vs şeylerle tahnik yaptığı ve isim verdiği çocukların, sahabîliği hususunda ihtilaf vardır(19)

    Ehl-i velayetten birinin, Hz Peygamber'i keşif yoluyla görmesi veya bir kimsenin O'nu rüyada görmesi, o kimseyi sahabî yapmaz Alem-i şehadette görmek şarttır(20)


    Sorularla İslamiyet
    ASHÂB

    Peygamber Efendimize iman ederek O'nu gören ve müslüman olarak ölen kimseler

    Lügat itibariyle ashab, arkadaş manasına gelen "sâhib" kelimesinin çoğuludur İslâm ıstılâhında "Hz Peygamber'in arkadaşları" için, daha geniş kapsamıyla Resulullah'ı gören müminler için kullanılmıştır Sahabî ve çoğulu olan sahabe terimleri de aynı manayı ifade eder

    Sahabî sayılabilmek için az da olsa Resulullah ile görüşmek şarttır Bu sebeple Hz Peygamber döneminde yaşamış, O'na iman etmiş, hatta O'nunla haberleşip yazışmış, O'na destek sağlamış kişiler ashâbtan sayılmaz Meselâ o dönemin meşhur Habeşistan Kralı Necâşî Ashame böyledir İyiyi kötüden ayırdedebilecek temyîz yaşında Peygamber Efendimiz'i gören çocuklar ise ashabtandır Meselâ Hz Peygamber'in iki torunu Hasan ile Hüseyin'in durumu böyledir Hz Peygamber'e iman eden ilk kişi olarak ilk sahabî, Resulullah'ın mübarek eşi Hz Hatice'dir Son sahabî ise, genellikle kabul edildiğine göre 100/719 senesinde vefat eden Ebü't-Tufeyl Âmir b Vâsile el-Leysî el-Kinânî'dir Bu tarihten sonra yaşayan bir sahabînin varlığı bilinmemekle beraber İslâm âlimleri, Hz Peygamber'in hayatının sonlarında söylediği: "Yüz sene sonra bugün yaşayanlardan hiç kimse hayatta kalmayacaktır " (İbn Hacer, el-İsâbe, Mısır 1328, I, 8) hadîsine dayanarak ashabın bulunabileceği son zaman sınırı olarak 110/729 senesini belirlemişlerdir İslâm aleminde çok sonraki dönemlerde bile zaman zaman görüldüğü gibi artık bu tarihten sonra sahabî olduğunu iddia edenler çıksa da onlara itibar edilmez Sahabenin mutlaka Hz Peygamber (sas)'i bir an da olsa görmüş veya sohbetinde bulunmuş olması gerekir Amâlık, sağırlık veya dilsizlik gibi sebeplerle, görme ve sohbetten biri gerçekleşemezse, bu durum sahabî olmaya engel değildir Nitekim Ashabın ileri gelenlerinden ve Peygamberimiz'in müezzinlerinden olan Abdullah İbn Ümmi Mektûm, âmâ olduğu için Hz Peygamber'i görememiş fakat, sohbetlerinde bulunmuştur

    Hz Peygamberi dünya gözüyle görmek şarttır O'nu (sas) rüyasında görenler sahabi sayılmaz

    Hz Peygamber (sas)'i kendisine peygamberlik gelmeden önce gören veya O'nunla sohbet eden, fakat peygamberlikten sonra göremeyen kişi de sahabî sayılmaz

    Peygamberlikten sonra Resulullah (sas)'i gören kimsenin müslüman olması ve daha sonra dinden çıkmış olmaması gerekir Binaenaleyh; henüz müslüman değilken Peygamberimizi gören bir kimse daha sonra müslüman olsa ve Hz Peygamber (sas)'i göremese, sahabi sayılmaz Yine, müslümanken Hz Peygamber (sas)'i gören ve sahabî olan bir kişi, daha sonra irtidat edip dinden çıksa, sahabîlikten de çıkar Ancak, tekrar müslüman olur ve Hz Peygamber'i görürse yine sahabî olur

    İslâm'ın en güzel ve doğru bir şekilde öğrenilebilmesi için Hz Peygamberin, dolayısıyla Ashab-ı Kirâm'ın hayatını iyi bilmek gerekir Çünkü Hz Peygamber (sas) ve O'nunla içiçe yaşamış olan Ashab-ı Kirâmın hayatında müslümanlar için çok güzel örnekler vardır Alimler, Hz Peygamberin hayatını tafsilatlı bir şekilde tesbit ettikleri gibi, ashabın hayatıyla ilgili bilgileri de tesbite gayret etmişlerdir İslâm'ın ilk asırlarından itibaren sahabe biyografilerini tesbit için pek çok eser yazılmıştır Bu kitaplarda sahabe, ya Hz Peygambere yakınlık ve fazilet derecelerine göre veya isimlerine göre alfabetik bir şekilde ele alınmıştır Bu tür kaynaklarda toplam olarak ancak, 10000 kadar sahabenin hayatı hakkında bilgi verilmektedir Aslında ashabın sayısı kesin olarak tesbit edilebilmiş değildir Ancak genellikle Hz Peygamber vefat ettiği zaman 114000 sahabînin bulunduğu kabul edilir Hayatları kitaplara geçen sahabîler; tanınan, bilinen, çeşitli özellikleriyle meşhur olan kimselerdir Hayatlarıyla ilgili bilgiler sonraki asırlara intikal etmeyen veya Mekke-Medine gibi önemli merkezlerden uzakta yaşıyan sahabîlerin isim ve hayatları bu kaynaklarda yer almamıştır

    Hz Peygamber'in arkadaşları ve yakın dostları olan Sahabe-i Kirâm, O yüce Peygamber (sas)'in şahsiyet ve dostluğundan çok istifade etmiş, kendilerine örnek alarak O'nun istediği gibi müslüman olmaya çok gayret göstermişlerdir İslâm'ın güçlenip yayılması için canlarıyla başlarıyla çalışmışlar, bu yolda, ölüm de dahil olmak üzere hiç bir şeyden çekinmemişler, Allah ve Resulunu, çoluk-çocuklarından, mallarından, hatta canlarından daha çok sevmişlerdir; Allah yolunda hiç çekinmeden yurtlarından hicret etmiş ve kanlarını akıtarak canlarını vermişlerdir Böylece Ashab-ı Kirâm'ın, Hz Peygamber'le beraber olmaktan kazandıkları üstünlükleri ortaya çıkmaktadır Nitekim bu ve benzeri özelliklerinden dolayı sahabe, Kur'an-ı Kerîm'in müteaddit yerlerinde bizzat Allah'u Teâlâ tarafından, hadîsi şeriflerde de Peygamberimiz tarafından methedilmektedir

    "Böylece sizi (Ashab-ı Kirâm) vasat bir ümmet yapmışızdır; insanlara karşı hakikatin şahitleri olasınız, bu Peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye" (el-Bakara, 2/143)

    "Siz (sahabe) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız " (Âli İmrân, 3/ 110)

    "İslam'da birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar yok mu? Allah onlardan razı olmuştur Onlar da Allah'dan razı olmuşlardır Allah bunlar için, kendileri içinde ebedî kalıcılar olmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı İşte bu, en büyük bahtiyarlıktır" (et-Tevbe, 9/100)

    "O ağacın altında müminler sana bey'at ederlerken, andolsun ki Allah onlardan razı olmuştur da kalplerindekini bilerek üzerlerine manevî bir kuvvet (moral) indirmiş ve onları yakın birfetih ile mükâfatlandırmıştır" (el-Feth, 48/28)

    "Muhammed Allah'ın Resulu'dur O'nunla beraber olanlar (ashab) da kâfirlere karşı çetin ve metin, kendi aralarında merhametlidirler Onları rükû' edici, secde edici olarak görürsün Onlar Allah'dan daima fazl-u kerem ve rıza isterler Secde izinden meydana gelen nişanları yüzlerindedir" (el-Feth, 48/29)

    Ehl-i Sünnet nazarında ashabın büyük bir değeri vardır Bu ve bunlara benzer bir çok Kur'an ayetinde açıkça veya îmâ ile ashabın faziletinden bahsedilmiştir Peygamber Efendimiz'in pek çok hadîslerinde toplu olarak, ya da fert fert ashabın faziletine yer verilmiştir ki, hemen hemen bütün ilk ve mûteber hadîs kaynaklarında bu hadîsler, "Fedâilü's-Sahabe= Sahabenin Faziletleri': veya benzeri başlıklar altında toplanmıştır Meselâ bu hadîslerinden birisinde Peygamber Efendimiz: "Nesillerin en hayırlısı, benim neslimdir " buyurmuştur (Buhârî, Fedâilü Ashabi'n-Nebî, 1; Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 210-215)

    Bir başka hadîslerinde de şöyle demiştir: "Ashabım hakkında Allah'tan korkun, ashabım hakkında Allah'tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef haline getirip düşmanlık etmeyin! Kim onları severse bana olan sevgisinden dolayı sever Kim de onlara kin beslerse bana olan kini dolayısıyla böyle yapar Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur Kim bana eziyet ederse Allah'a eziyet etmiş demektir Her kim de Allah'a eziyet ederse çok geçmeden Allah onun belâsını verir" (Ahmed b Hanbel V, 57)

    Peygamber Efendimiz'in Allah'tan alarak tebliğ ve yaşayışında tatbik ettiği veya bizzat kendisinin koyduğu dînî esasların, daha sonraki müslüman nesillere ancak ashaba dayanan sıhhatli nakillerle ulaşabildiği düşünülecek olursa, İslâm açısından ashab-ı kirâmın gerçekten bu övgülere ve kendilerine saygı gösterilmesi konusundaki ikazlara lâyık oldukları açıkça anlaşılır Bu sebeple ashabtan birinden bahsederken isminin arkasından "Radıyallâhü anh = Allah ondan razı olsun!" demek, bize düşen saygı görevinin gereğidir İslâm dîninin sıhhatli bir şekilde sonrakilere aktarılmasında temel unsur ashab olduğu içindir ki Ehl-i Sünnet âlimlerine göre Kur'an ve Sünnet'in de övgüsüne nail olan ashab-ı kirâm, tamamıyla adalet ve itimat sahibidirler

    Sahabe-i Kirâm bir pervane gibi Peygamberimiz'in etrafında dolaşır ve O'ndan (sas) bir şeyler öğrenmeye gayret ederdi Çeşitli dünya meşgalelerinden dolayı Hz Peygamber'in yanına gelemeyenler, ertesi günü başkalarına sorarak eksiklerini giderirlerdi Bazıları İslâm'ı öğrenmek için, boğaz tokluğuna Peygamberimizi (sas) takip eder bazıları da Efendimiz'in sözlerini yazarak tespit etmeye çalışırdı Ashab, Hz Peygamber'i dinlerken sanki başlarında birer kuş var da, hareket etseler uçup gidecekmiş gibi pür dikkat kesilir, ayrıldıktan sonra da duyduklarını daha iyi öğrenebilmek için aralarında müzakere ederlerdi

    İslâm'dan önceki ümmetler, peygamberlerinin hayatı, sözleri ve davranışları ile ilgili bilgileri daha sonraki nesillere sıhhatli bir şekilde ulaştıramamışlardır Diğer hususlarda olduğu gibi, müslümanların bu hususta da üstünlüğü vardır Ve bu üstünlük Ashab sayesinde olmuştur O da, Hz Peygamber'in hayatı ile ilgili -en ince ayrıntısına kadar- bilgileri, O'nun sözlerini, davranışlarını, takrirlerini, ahlâkî ve cismanî özelliklerini sonraki nesillere sağlıklı bir şekilde aktarmadır Bugün, Hristiyanlar Hz İsâ'nın, Yahudiler Hz Mûsâ'nın sözlerini -İncil ve Tevrat dışındakileri- ancak kulaktan dolma, esâtîr (uydurulmuş hikâyeler) halinde, mesnetsiz bilgiler olarak elde edebilmektedirler Halbuki müslümanlar, Peygamberimiz'in binlerce, onbinlerce hadis ve sünnetine, senedli bir şekilde ve tâ o zamana kadar uzanan yazılı belgeler halinde sahip durumdadırlar Müslümanlar bunu Ashab'a borçludur Onlar, Peygamberimiz'den duydukları, yazdıkları hadisleri hiçbir değişikliğe uğratmadan, kendilerinden sonrakilere ulaştırmışlar ve bunu bir ibadet vecdi ile yapmışlardır Daha sonra gelen nesiller de hadisleri aynı şekilde bir sonrakilere naklederek günümüze kadar sağlam bir şekilde gelmesine hizmet etmişlerdir

    Peygamberimiz'in vefatından ve Hz Ömer zamanındaki fetihlerden sonra İslâm devletinin muhtelif bölgelerine dağılan bazı sahabîler, oralarda bereketli birer ilim merkezi oluşturmuşlar ve yeni müslüman olanlara İslâm'ı ve Hz Peygamber'in sünnetini öğretmişlerdir Böylece, İslâm dininin sağlam bir şekilde Arap yarımadası dışına yayılması da, Ashab'ın yaptığı hayırlı hizmetlerdendir

    Ancak Ashab'ın İslâm'a girişleri ve hizmetleri, İslâm uğruna çektikleri çileler ve gösterdikleri çabalar, hicretler ve gazvelerdeki durumlarının üstünlüğü yanısıra; her şeye rağmen birer insan oldukları da gözönünde bulundurulduğunda, Ashab'ın hepsinin birbiri ile aynı değerde olmayacağı âşikardır Bu bakımdan, farklı görüşler de bulunmakla beraber derece itibâriyle ashab-ı kirâm genellikle oniki tabakaya ayrılmıştır:

    1 Aşere-i mübeşşere (Cennet'le müjdelenen on sahabî ki bunların başında ilk dört halife gelir) ve Hz Hatice, Hz Bilâl gibi ilk müslüman olanlar,

    2 Hz Ömer'in müslüman oluşu sırasında müşriklerin Dâru'n-Nedve'de durum müzakeresi yaptıkları zamana kadar müslüman olanlar,

    3 I ve II Habeşistan hicretine katılan ashab,

    4 I Akabe Bey'atı'nda bulunan sahabîler,

    5 II Akabe Bey'atı'na katılanlar,

    6 Peygamber Efendimiz, hicreti sonunda Kubâ'ya geldiği zaman orada

    Resulullah'a kavuşup Medine'ye yerleşen muhacirler,

    7 Bedr Gazvesi'ne katılan Ashabı Kirâm,

    8 Bedr Savaşı ile Hudeybiye Musâlahası arasında hicret edenler,

    9 Hudeybiye'de yapılan Bey'atü'r-Rıdvân'a* katılanlar,

    10 Hudeybiye Musâlahası ile Mekke fethi arasında hicret edenler,

    11 Mekke'nin fethedilmesi üzerine müslüman olan Kureyşliler,

    12 Hz Peygamber'i Mekke Fethi sırasında, Vedâ Haccı'nda veya bir başka yerde gören çocuklar (Hâkim en-Neysâbûrî, Ma'rifetü Ulûmi'l-Hadîs, Beyrut 1977 s 22-24)

    Diğer taraftan Ashab arasında büyük değeri haiz olanlar, Muhacirun (Mekke Fethi'ne kadar Medine'ye hicret edenler) ve Ensar (Hz Peygamber'e ve müslümanlara kucak açıp destek olan Medineli müslümanlar) diye adlandırılan iki temel zümre olmuştur

    İslâm âleminde, Ashab'ın faziletine, menkıbelerine ve hayatlarına dair bir çok eser yazılmıştır Bunlar içerisinde en hacimli ve muhtevalısı, İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö 852) el-İsâbe fi Temyîzi 's-Sahabe adlı kitabıdır Bunun dışında şu iki kaynak da büyük önem taşımaktadır:

    İbn Abdilberr (ö 463), el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashab;

    İbnu'l-Esîr (ö 630), Üsdu'l-Gâbe fî Ma'rifeti's-Sahabe

    Ahmet ÖNKAL

    ayrıca bak..

    http://www.mumsema.com/sahabe-hakkin...e-bilinci.html
    http://www.mumsema.com/sahabe-hakkin...-i-sahabe.html
    http://www.mumsema.com/sahabe-hakkin...ri-gormus.html
    http://www.mumsema.com/rasid-halifel...be-sahabi.html
    http://www.mumsema.com/a-b/5151-asha...-musluman.html


  4. 12.Mayıs.2010, 18:42
    2
    ˙·٠• FiLiSTiN•٠·˙



    Sahabe deyince; İslam ümmetinin / âlimlerinin, hadis kriterleri bakımından dahi olsa, “cerh-tadil” denilen ilmî bir eleştiriye bile tabi tutulmasına izin vermediği, Resulüllah (asv)’ın çevresinde yer almış en kuvvetli mümin, insanların en seçkini olan güzide kimseler akla gelir

    Âlimler Sahâbî’nin tanımı ile ilgili farklı görüşler beyan etmişlerdir Hafız İbn-i Hacer el-Askalânî "El-İsâbe" adlı eserinde bu konuyu ele almış, bu konudaki sahih olan görüşleri açıklamış ve meseleyi uzun uzadıya incelemiştir Biz ise onun incelemesinin özetini burada nakletmekle iktifa edeceğiz

    İbn-i Hacer (ra) diyor ki; sahâbî konusunda vâkıf olduğum en sahih tarif şöyledir: "Sahâbî, Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'e iman (edip), iman ettiği halde kendisiyle bir araya gelen ve İslâm üzere ölen kişidir" Tarifte yer alan; "Peygamberle bir araya gelen" ifadesinin genellemesine göre; sohbetinde uzun veya kısa bir süre mecliste bulunmuş olsun, O'ndan hadis rivayet etsin veya etmesin, O'nunla savaşa katılmış olsun veya olmasın, ancak yine meclisinde bulunmamış olsa dahi de bir defa görmüş olsun veya körlük gibi bir sebepten dolayı O'nu görmemiş olsun, dolayısıyla sadece onunla karşılaşmış olan bir kimseye de sahâbî denir

    Yine tarifte geçen ‘iman ettiği halde’ ifadesine göre bir kimse kâfir olduğu halde Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le karşılaşmış ve bilahare iman ettikten sonra Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)’le bir daha karşılaşmamış ise, ‘Sahâbî’ sayılmaz

    Yine tarifte geçen; "İslam üzere ölmüş" ibaresine göre; bir kimse Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'le kendisine iman etmiş olarak karşılaşmış, ancak daha sonra -Allah korusun- mürted olmuş ve mürted olarak ölmüş ise yine ‘sahâbî’ sayılmaz Bu kabilden az sayıda bazı kimseler olmuştur Öte yandan, bir kimse mümin olarak Peygamber (Sallallâhu Aleyhi ve Sellem)'le karşılaşmış daha sonra mürted olmuş, daha sonra tekrar ölmeden İslâm'a dönmüş ise, ikinci bir defa karşılaşsın veya karşılaşmasın yine de ‘sahâbî’ sayılır

    Buhârî'nin Hocası Ahmed bin Hanbel gibi muhaddisler ve bunlara tabi olan alimler nezdinde tercih olunan en sahih görüşe dayanmaktadır Bunun ötesinde diğer şâz görüşler de vardır (El-İsâbe, 1/7-8)

    Bu açıklamalardan sonra konuyla ilgili değişik tarifler ve değerlendirmeler şöyledir:

    Sahabî'nin tarifiyle ilgili bir bilgi olması bakımından yapılan tarifleri kısaca sıralayıp, en sonunda muhtar ve mu'teber olan görüşü vereceğiz

    1) Sahabî: Uzun müddet Hz Peygamberle beraber bulunup, O'ndan hadis rivayet eden ve

    O'nun hallerini araştırıp bilen kimsedir (1) Usulcüler ve bir kısım ulema bu görüştedir (2)

    2) Sahabî: Hz Peygamber (SAV) ile bir sene veya iki sene beraber olup, onunla bir veya iki gazveye iştirak eden kimsedir Bu tarif daha ziyade Said b el-Müseyyeb'den naklolunuyor (3) Ancak, bu durumda sahabî olarak bilinen pek çok kimseyi dışarıda bırakmak mecburiyeti hasıl olacak Ayrıca bu rivayetin zayıf olduğu da nakledilir (4)

    3) Sahabî: Uzun müddet birlikte olmakla beraber, ondan hadis alıp rivayet edendir (5)

    4) Sahabî: Hz Peygamber'i müslüman, bâlig ve akıllı olarak gören kimsedir (6)

    5) Sahabî: Nebî (SAV)'in zamanına yetişen herkestir Müslüman olmak şartıyla O'nu görmese bile sahabî'dir (7)

    6) Sahabî: HzPeygamber'in, kendisiyle hususiyyet kesbettiği, kendisinin de O'nunla

    hususiyyet kesbettiği kimsedir Bu şartı Maverdi koşmuştur (8)

    7) Sahabî: "HzPeygamber (SAV)'e iman ederek onunla karşılaşan ve müslüman olarak ölen kimsedir" İbn'u Hacer'in, elde ettiğim bilgilerin en doğrusu, dediği tarif budur (9)

    Buharî Hazretleri, Sahih'inde, müslüman olarak ölme şartım koşmamış sadece, "Hz Peygamber'le sohbet eden veya O'nu gören müslüman, sahabî'dir"(10) diye tarif etmiştir Aynî, bu tarife "ve müslüman olarak ölen" ifadesini ekleyerek, akla gelecek şüphelerin gideceğini ifade eder190

    İbnu Hacer'in yaptığı bu tarife, “Onunla karşılaşan” ifadesi kullanılmak suretiyle, Hz Peygamber'le beraberliği uzun müddet olan da girer, olmayan da O'ndan rivayet eden de girer, etmeyen de O'nunla beraber savaşa iştirak eden de girer, etmeyen de O'nu gözüyle gören de, herhangi bir (a'malık gibi) sebeple onu görmeyen de sahabî'dir (12)

    Tarifte geçen "Hz Peygamber'e iman ederek" kaydıyla HzPeygamber zamanında kâfir olarak O'nu görse de sonradan müslüman olsa ve bir daha mü'min iken HzPeygamber'i görmese o kimsenin sahabî olamıyacağı anlaşılır (13) Kayser'in elçisi gibi (14)

    HzPeygamberi vefatından sonra henüz defnedilmeden cenazesini gören kimse de sahabî sayılmaz Ebu Züeyb Hüveylid bHalid el-Huzeli gibi (15)

    İbnu Hacer'in yaptığı tarifte "HzPeygamber'e İman" şartı olduğu için, diğer peygamberlere iman ederek, Hz Peygamber Efendimizi gören ehl-i kitap da sahabî sayılmaz Nitekim, Hz Muhammed (SAV) ile peygamberliğinden önce karşılaşanların durumu böyledir İhtimalli bir durum olduğunu söyleyen ibnu Hacer, Rahib Bâhira ve benzerlerini misâl veriyor(16)

    Cinlerden ve meleklerden mükellef olanlar, HzPeygamber'e iman ederek onu görmüşlerse, onların da sahabî olacağını söyleyen âlimlerimiz vardır(17)

    Bir kimse, müslüman olarak, Hz Peygamber'le karşılaşsa, sonra –Allah korusun- islâm'dan dönse, eğer tekrar müslüman olmadan ölürse o, sahabîlikten çıkmıştır Ancak tekrar islâm'a dönerse, Rasûlüllah'ı görmeden ölse bile müslüman olarak ölmek şartıyla sahabîliği devam eder Kurra b Meysere, Esas b Kays bu kabildendir(18)

    Bir kimsenin sahabî olabilmesi için Hz Peygamber'le temyiz yaşındayken buluşmuş olmasını şart koşanlar var ise de bulûğa ermesi şart değildir Bu hususta bazı ihtilaflar vardır Ancak Peygamberimizin torunları Hasan ile Hüseyin gibi pek çok sahabî'nin bulunması, temyiz yaşının yeterli olduğuna bir delildir Peygamber Efendimiz'in, çocukken dua buyurduğu veya ağzına hurma vs şeylerle tahnik yaptığı ve isim verdiği çocukların, sahabîliği hususunda ihtilaf vardır(19)

    Ehl-i velayetten birinin, Hz Peygamber'i keşif yoluyla görmesi veya bir kimsenin O'nu rüyada görmesi, o kimseyi sahabî yapmaz Alem-i şehadette görmek şarttır(20)


    Sorularla İslamiyet
    ASHÂB

    Peygamber Efendimize iman ederek O'nu gören ve müslüman olarak ölen kimseler

    Lügat itibariyle ashab, arkadaş manasına gelen "sâhib" kelimesinin çoğuludur İslâm ıstılâhında "Hz Peygamber'in arkadaşları" için, daha geniş kapsamıyla Resulullah'ı gören müminler için kullanılmıştır Sahabî ve çoğulu olan sahabe terimleri de aynı manayı ifade eder

    Sahabî sayılabilmek için az da olsa Resulullah ile görüşmek şarttır Bu sebeple Hz Peygamber döneminde yaşamış, O'na iman etmiş, hatta O'nunla haberleşip yazışmış, O'na destek sağlamış kişiler ashâbtan sayılmaz Meselâ o dönemin meşhur Habeşistan Kralı Necâşî Ashame böyledir İyiyi kötüden ayırdedebilecek temyîz yaşında Peygamber Efendimiz'i gören çocuklar ise ashabtandır Meselâ Hz Peygamber'in iki torunu Hasan ile Hüseyin'in durumu böyledir Hz Peygamber'e iman eden ilk kişi olarak ilk sahabî, Resulullah'ın mübarek eşi Hz Hatice'dir Son sahabî ise, genellikle kabul edildiğine göre 100/719 senesinde vefat eden Ebü't-Tufeyl Âmir b Vâsile el-Leysî el-Kinânî'dir Bu tarihten sonra yaşayan bir sahabînin varlığı bilinmemekle beraber İslâm âlimleri, Hz Peygamber'in hayatının sonlarında söylediği: "Yüz sene sonra bugün yaşayanlardan hiç kimse hayatta kalmayacaktır " (İbn Hacer, el-İsâbe, Mısır 1328, I, 8) hadîsine dayanarak ashabın bulunabileceği son zaman sınırı olarak 110/729 senesini belirlemişlerdir İslâm aleminde çok sonraki dönemlerde bile zaman zaman görüldüğü gibi artık bu tarihten sonra sahabî olduğunu iddia edenler çıksa da onlara itibar edilmez Sahabenin mutlaka Hz Peygamber (sas)'i bir an da olsa görmüş veya sohbetinde bulunmuş olması gerekir Amâlık, sağırlık veya dilsizlik gibi sebeplerle, görme ve sohbetten biri gerçekleşemezse, bu durum sahabî olmaya engel değildir Nitekim Ashabın ileri gelenlerinden ve Peygamberimiz'in müezzinlerinden olan Abdullah İbn Ümmi Mektûm, âmâ olduğu için Hz Peygamber'i görememiş fakat, sohbetlerinde bulunmuştur

    Hz Peygamberi dünya gözüyle görmek şarttır O'nu (sas) rüyasında görenler sahabi sayılmaz

    Hz Peygamber (sas)'i kendisine peygamberlik gelmeden önce gören veya O'nunla sohbet eden, fakat peygamberlikten sonra göremeyen kişi de sahabî sayılmaz

    Peygamberlikten sonra Resulullah (sas)'i gören kimsenin müslüman olması ve daha sonra dinden çıkmış olmaması gerekir Binaenaleyh; henüz müslüman değilken Peygamberimizi gören bir kimse daha sonra müslüman olsa ve Hz Peygamber (sas)'i göremese, sahabi sayılmaz Yine, müslümanken Hz Peygamber (sas)'i gören ve sahabî olan bir kişi, daha sonra irtidat edip dinden çıksa, sahabîlikten de çıkar Ancak, tekrar müslüman olur ve Hz Peygamber'i görürse yine sahabî olur

    İslâm'ın en güzel ve doğru bir şekilde öğrenilebilmesi için Hz Peygamberin, dolayısıyla Ashab-ı Kirâm'ın hayatını iyi bilmek gerekir Çünkü Hz Peygamber (sas) ve O'nunla içiçe yaşamış olan Ashab-ı Kirâmın hayatında müslümanlar için çok güzel örnekler vardır Alimler, Hz Peygamberin hayatını tafsilatlı bir şekilde tesbit ettikleri gibi, ashabın hayatıyla ilgili bilgileri de tesbite gayret etmişlerdir İslâm'ın ilk asırlarından itibaren sahabe biyografilerini tesbit için pek çok eser yazılmıştır Bu kitaplarda sahabe, ya Hz Peygambere yakınlık ve fazilet derecelerine göre veya isimlerine göre alfabetik bir şekilde ele alınmıştır Bu tür kaynaklarda toplam olarak ancak, 10000 kadar sahabenin hayatı hakkında bilgi verilmektedir Aslında ashabın sayısı kesin olarak tesbit edilebilmiş değildir Ancak genellikle Hz Peygamber vefat ettiği zaman 114000 sahabînin bulunduğu kabul edilir Hayatları kitaplara geçen sahabîler; tanınan, bilinen, çeşitli özellikleriyle meşhur olan kimselerdir Hayatlarıyla ilgili bilgiler sonraki asırlara intikal etmeyen veya Mekke-Medine gibi önemli merkezlerden uzakta yaşıyan sahabîlerin isim ve hayatları bu kaynaklarda yer almamıştır

    Hz Peygamber'in arkadaşları ve yakın dostları olan Sahabe-i Kirâm, O yüce Peygamber (sas)'in şahsiyet ve dostluğundan çok istifade etmiş, kendilerine örnek alarak O'nun istediği gibi müslüman olmaya çok gayret göstermişlerdir İslâm'ın güçlenip yayılması için canlarıyla başlarıyla çalışmışlar, bu yolda, ölüm de dahil olmak üzere hiç bir şeyden çekinmemişler, Allah ve Resulunu, çoluk-çocuklarından, mallarından, hatta canlarından daha çok sevmişlerdir; Allah yolunda hiç çekinmeden yurtlarından hicret etmiş ve kanlarını akıtarak canlarını vermişlerdir Böylece Ashab-ı Kirâm'ın, Hz Peygamber'le beraber olmaktan kazandıkları üstünlükleri ortaya çıkmaktadır Nitekim bu ve benzeri özelliklerinden dolayı sahabe, Kur'an-ı Kerîm'in müteaddit yerlerinde bizzat Allah'u Teâlâ tarafından, hadîsi şeriflerde de Peygamberimiz tarafından methedilmektedir

    "Böylece sizi (Ashab-ı Kirâm) vasat bir ümmet yapmışızdır; insanlara karşı hakikatin şahitleri olasınız, bu Peygamber de sizin üzerinize tam bir şahit olsun diye" (el-Bakara, 2/143)

    "Siz (sahabe) insanlar için çıkarılmış en hayırlı bir ümmetsiniz İyiliği emreder, kötülükten vazgeçirmeye çalışırsınız " (Âli İmrân, 3/ 110)

    "İslam'da birinci dereceyi kazanan muhacirler ve ensar ile onlara güzellikle tabi olanlar yok mu? Allah onlardan razı olmuştur Onlar da Allah'dan razı olmuşlardır Allah bunlar için, kendileri içinde ebedî kalıcılar olmak üzere, altlarından ırmaklar akan Cennetler hazırladı İşte bu, en büyük bahtiyarlıktır" (et-Tevbe, 9/100)

    "O ağacın altında müminler sana bey'at ederlerken, andolsun ki Allah onlardan razı olmuştur da kalplerindekini bilerek üzerlerine manevî bir kuvvet (moral) indirmiş ve onları yakın birfetih ile mükâfatlandırmıştır" (el-Feth, 48/28)

    "Muhammed Allah'ın Resulu'dur O'nunla beraber olanlar (ashab) da kâfirlere karşı çetin ve metin, kendi aralarında merhametlidirler Onları rükû' edici, secde edici olarak görürsün Onlar Allah'dan daima fazl-u kerem ve rıza isterler Secde izinden meydana gelen nişanları yüzlerindedir" (el-Feth, 48/29)

    Ehl-i Sünnet nazarında ashabın büyük bir değeri vardır Bu ve bunlara benzer bir çok Kur'an ayetinde açıkça veya îmâ ile ashabın faziletinden bahsedilmiştir Peygamber Efendimiz'in pek çok hadîslerinde toplu olarak, ya da fert fert ashabın faziletine yer verilmiştir ki, hemen hemen bütün ilk ve mûteber hadîs kaynaklarında bu hadîsler, "Fedâilü's-Sahabe= Sahabenin Faziletleri': veya benzeri başlıklar altında toplanmıştır Meselâ bu hadîslerinden birisinde Peygamber Efendimiz: "Nesillerin en hayırlısı, benim neslimdir " buyurmuştur (Buhârî, Fedâilü Ashabi'n-Nebî, 1; Müslim, Fedâilü's-Sahabe, 210-215)

    Bir başka hadîslerinde de şöyle demiştir: "Ashabım hakkında Allah'tan korkun, ashabım hakkında Allah'tan korkun! Benden sonra onları kendinize hedef haline getirip düşmanlık etmeyin! Kim onları severse bana olan sevgisinden dolayı sever Kim de onlara kin beslerse bana olan kini dolayısıyla böyle yapar Kim onlara eziyet ederse bana eziyet etmiş olur Kim bana eziyet ederse Allah'a eziyet etmiş demektir Her kim de Allah'a eziyet ederse çok geçmeden Allah onun belâsını verir" (Ahmed b Hanbel V, 57)

    Peygamber Efendimiz'in Allah'tan alarak tebliğ ve yaşayışında tatbik ettiği veya bizzat kendisinin koyduğu dînî esasların, daha sonraki müslüman nesillere ancak ashaba dayanan sıhhatli nakillerle ulaşabildiği düşünülecek olursa, İslâm açısından ashab-ı kirâmın gerçekten bu övgülere ve kendilerine saygı gösterilmesi konusundaki ikazlara lâyık oldukları açıkça anlaşılır Bu sebeple ashabtan birinden bahsederken isminin arkasından "Radıyallâhü anh = Allah ondan razı olsun!" demek, bize düşen saygı görevinin gereğidir İslâm dîninin sıhhatli bir şekilde sonrakilere aktarılmasında temel unsur ashab olduğu içindir ki Ehl-i Sünnet âlimlerine göre Kur'an ve Sünnet'in de övgüsüne nail olan ashab-ı kirâm, tamamıyla adalet ve itimat sahibidirler

    Sahabe-i Kirâm bir pervane gibi Peygamberimiz'in etrafında dolaşır ve O'ndan (sas) bir şeyler öğrenmeye gayret ederdi Çeşitli dünya meşgalelerinden dolayı Hz Peygamber'in yanına gelemeyenler, ertesi günü başkalarına sorarak eksiklerini giderirlerdi Bazıları İslâm'ı öğrenmek için, boğaz tokluğuna Peygamberimizi (sas) takip eder bazıları da Efendimiz'in sözlerini yazarak tespit etmeye çalışırdı Ashab, Hz Peygamber'i dinlerken sanki başlarında birer kuş var da, hareket etseler uçup gidecekmiş gibi pür dikkat kesilir, ayrıldıktan sonra da duyduklarını daha iyi öğrenebilmek için aralarında müzakere ederlerdi

    İslâm'dan önceki ümmetler, peygamberlerinin hayatı, sözleri ve davranışları ile ilgili bilgileri daha sonraki nesillere sıhhatli bir şekilde ulaştıramamışlardır Diğer hususlarda olduğu gibi, müslümanların bu hususta da üstünlüğü vardır Ve bu üstünlük Ashab sayesinde olmuştur O da, Hz Peygamber'in hayatı ile ilgili -en ince ayrıntısına kadar- bilgileri, O'nun sözlerini, davranışlarını, takrirlerini, ahlâkî ve cismanî özelliklerini sonraki nesillere sağlıklı bir şekilde aktarmadır Bugün, Hristiyanlar Hz İsâ'nın, Yahudiler Hz Mûsâ'nın sözlerini -İncil ve Tevrat dışındakileri- ancak kulaktan dolma, esâtîr (uydurulmuş hikâyeler) halinde, mesnetsiz bilgiler olarak elde edebilmektedirler Halbuki müslümanlar, Peygamberimiz'in binlerce, onbinlerce hadis ve sünnetine, senedli bir şekilde ve tâ o zamana kadar uzanan yazılı belgeler halinde sahip durumdadırlar Müslümanlar bunu Ashab'a borçludur Onlar, Peygamberimiz'den duydukları, yazdıkları hadisleri hiçbir değişikliğe uğratmadan, kendilerinden sonrakilere ulaştırmışlar ve bunu bir ibadet vecdi ile yapmışlardır Daha sonra gelen nesiller de hadisleri aynı şekilde bir sonrakilere naklederek günümüze kadar sağlam bir şekilde gelmesine hizmet etmişlerdir

    Peygamberimiz'in vefatından ve Hz Ömer zamanındaki fetihlerden sonra İslâm devletinin muhtelif bölgelerine dağılan bazı sahabîler, oralarda bereketli birer ilim merkezi oluşturmuşlar ve yeni müslüman olanlara İslâm'ı ve Hz Peygamber'in sünnetini öğretmişlerdir Böylece, İslâm dininin sağlam bir şekilde Arap yarımadası dışına yayılması da, Ashab'ın yaptığı hayırlı hizmetlerdendir

    Ancak Ashab'ın İslâm'a girişleri ve hizmetleri, İslâm uğruna çektikleri çileler ve gösterdikleri çabalar, hicretler ve gazvelerdeki durumlarının üstünlüğü yanısıra; her şeye rağmen birer insan oldukları da gözönünde bulundurulduğunda, Ashab'ın hepsinin birbiri ile aynı değerde olmayacağı âşikardır Bu bakımdan, farklı görüşler de bulunmakla beraber derece itibâriyle ashab-ı kirâm genellikle oniki tabakaya ayrılmıştır:

    1 Aşere-i mübeşşere (Cennet'le müjdelenen on sahabî ki bunların başında ilk dört halife gelir) ve Hz Hatice, Hz Bilâl gibi ilk müslüman olanlar,

    2 Hz Ömer'in müslüman oluşu sırasında müşriklerin Dâru'n-Nedve'de durum müzakeresi yaptıkları zamana kadar müslüman olanlar,

    3 I ve II Habeşistan hicretine katılan ashab,

    4 I Akabe Bey'atı'nda bulunan sahabîler,

    5 II Akabe Bey'atı'na katılanlar,

    6 Peygamber Efendimiz, hicreti sonunda Kubâ'ya geldiği zaman orada

    Resulullah'a kavuşup Medine'ye yerleşen muhacirler,

    7 Bedr Gazvesi'ne katılan Ashabı Kirâm,

    8 Bedr Savaşı ile Hudeybiye Musâlahası arasında hicret edenler,

    9 Hudeybiye'de yapılan Bey'atü'r-Rıdvân'a* katılanlar,

    10 Hudeybiye Musâlahası ile Mekke fethi arasında hicret edenler,

    11 Mekke'nin fethedilmesi üzerine müslüman olan Kureyşliler,

    12 Hz Peygamber'i Mekke Fethi sırasında, Vedâ Haccı'nda veya bir başka yerde gören çocuklar (Hâkim en-Neysâbûrî, Ma'rifetü Ulûmi'l-Hadîs, Beyrut 1977 s 22-24)

    Diğer taraftan Ashab arasında büyük değeri haiz olanlar, Muhacirun (Mekke Fethi'ne kadar Medine'ye hicret edenler) ve Ensar (Hz Peygamber'e ve müslümanlara kucak açıp destek olan Medineli müslümanlar) diye adlandırılan iki temel zümre olmuştur

    İslâm âleminde, Ashab'ın faziletine, menkıbelerine ve hayatlarına dair bir çok eser yazılmıştır Bunlar içerisinde en hacimli ve muhtevalısı, İbn Hacer el-Askalânî'nin (ö 852) el-İsâbe fi Temyîzi 's-Sahabe adlı kitabıdır Bunun dışında şu iki kaynak da büyük önem taşımaktadır:

    İbn Abdilberr (ö 463), el-İstîâb fî Ma'rifeti'l-Ashab;

    İbnu'l-Esîr (ö 630), Üsdu'l-Gâbe fî Ma'rifeti's-Sahabe

    Ahmet ÖNKAL

    ayrıca bak..

    http://www.mumsema.com/sahabe-hakkin...e-bilinci.html
    http://www.mumsema.com/sahabe-hakkin...-i-sahabe.html
    http://www.mumsema.com/sahabe-hakkin...ri-gormus.html
    http://www.mumsema.com/rasid-halifel...be-sahabi.html
    http://www.mumsema.com/a-b/5151-asha...-musluman.html


  5. 12.Mayıs.2010, 18:47
    3
    ugurd
    Emekli

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Nisan.2010
    Üye No: 75426
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 0
    inşallah bi ara okurum.teşekkür ederim.

    evet bu ashab kavramı çok ilginç gerçekten.ben bununla ilgili bir hadis okumuştum o yüzden.


  6. 12.Mayıs.2010, 18:47
    3
    ugurd - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Emekli
    inşallah bi ara okurum.teşekkür ederim.

    evet bu ashab kavramı çok ilginç gerçekten.ben bununla ilgili bir hadis okumuştum o yüzden.





+ Yorum Gönder