Konusunu Oylayın.: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

5 üzerinden 4.71 | Toplam : 14 kişi
Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?
  1. 16.Temmuz.2011, 15:47
    13
    HİZMETKAR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Mayıs.2011
    Üye No: 86992
    Mesaj Sayısı: 371
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Bulunduğu yer: Dertlerin Babası

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    reklam


    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?
    Dinî Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan "Kadınların Şahitlik ve Mirastaki Durumları" konusundaki rapor görüşüldü. Yapılan müzakereler sonunda:
    İslam dininde, kadınlara yeterli değer verilmediği, kadın - erkek eşitliğinin bulunmadığı ileri sürülmekte ve buna delil olarak da kadınların mirastaki payları ve şahitliği gündeme getirilmektedir. Halbuki dinimizin temel kaynağı olan Kur'an ve sünnete bakıldığında durumun böyle olmadığı açıkça görülmektedir.
    A. Kadın - Erkek Eşitliği
    İslâm'a göre, kadın ve erkek eşit ve birbirini tamamlayan varlıklardır. Gerek ontolojik olarak, gerekse dinî sorumluluk, hukukî ehliyet, temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak kadının konumunun belirlenmesinde, bu ilkesel esasların yanı sıra, İslâm'ın doğup geliştiği toplumlardaki sosyal ve kültürel çevre, özellikle ataerkil aile yapısı etkili olmuştur. Bu durum, İslâm toplumlarında farklı kadın anlayışlarının ortaya çıkmasının da sebebidir.
    Kadın ile ilgili Kur'an ayetlerini anlamada ve yorumlamada, ayetlerin sosyo-kültürel nüzul süreci ve lafzî anlamının yanı sıra hangi gayelerin esas alındığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, kadının sosyal ve hukuki statüsü konusunda daha ileri adımlar atılması Kur'an'ın ruhuna aykırı değildir. Bunun yanı sıra Kur'an-ı Kerim'in ana ilkeleri ve Hz. Peygamber'in kadın ile ilgili genel tavır ve prensipleri ışığında, cinsiyet ayırımını çağrıştıran, kadını kadın olduğu için aşağılayan ve temel hak ve hürriyetlerden mahrum bırakan bütün haber ve rivayetlerin ya özünden saptırılmış ya da uydurma olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu uydurma haber ve rivayetlerden dolayı, İslâm dinini ve Peygamberini suçlama ilmî ve ahlakî değildir.
    Kadına hiçbir değerin verilmediği, kız çocuğuna sahip olmanın utanç verici bir durum kabul edildiği, bu nedenle bazen kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde İslâm, davetin başladığı ilk yıllarında kadını muhatap olarak kabul etmiş, bu konuda kadın erkek arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır (bk. Leyl 92/3-10).
    Âl-i İmrân suresinin 195. âyetinde geçen, "sizler birbirinizdensiniz"; Tevbe suresinin 71. âyetinde geçen "mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar"; Bakara suresinin 187. ayetinde geçen "onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz" ifadeleri, kadınla erkeğin birbirine denk ve birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu vurgulamaktadır.
    Nahl sûresinin 97. âyetinde, kadın-erkek ayırımı yapmadan inanıp iyi iş işleyenlerin, en güzel şekilde mükafatlandırılacakları bildirilmektedir. Bu husus, Ahzab sûresinde ise,
    Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkeklerle Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah, bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.(Ahzab 33/35)
    şeklinde detaylı olarak açıklanmaktadır.
    Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettiğinde, erkeklerde olduğu gibi, kadınlardan da bîat almıştır (Mümtahine 60/12). Bu, sosyal ve dinî hayatta hak ve sorumluluk açısından İslâm dininde kadın ile erkek arasında bir ayrım olmadığını göstermektedir.
    Mücadele sûresi, örnek Müslüman kadının siyasi otorite nezdinde hakkını elde edebilmek için gösterdiği çabaları anlatan bir sûredir. Siyasi otoritenin itirazlarına rağmen kadın haklı davasında ısrar etmiş, uğradığı zulmü Allah'a şikayet etmiştir. Bu kadının, haklarını elde edebilmek için gösterdiği örnek gayret ve çaba Allah'ın takdirine mazhar olmuştur:
    Allah kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Mücadele 58/1)
    Görüleceği üzere sûre, adını Hz. Peygamber ile tartışan kadın Havle b. Sa'lebe'den almıştır. Kaynaklarda geçtiğine göre bu kadın uğradığı zulmü gidermek için Hz. Peygamber'in huzuruna varıp, "Ey Allah'ın Elçisi! Kocam benimle evlendiğinde ben gençtim. O zaman beni arzuluyordu. Ona birçok çocuk verdim. Yaşımın ilerlediği bir sırada beni anasına benzeterek, yalnız bırakıverdi. (Eğer bir yolunu bulur da aramızı düzeltebilirsen çok iyi olur.)" diyerek eşini şikayet etmiştir. Bunun üzerine kadın henüz oradan ayrılmadan Mücâdele sûresinin ilk âyetleri inmiştir. (İbn Mâce, Talak, 25, Mukaddime, 13; Nesâî, Talak, 33; Ahmed b. Hanbel, VI/46)
    Sonuç olarak İslâm dininde yaratılıştan gelen fizyolojik ve psikolojik farklılıkların ötesinde, kadın ? erkek arasında bir ayrım yapılmamıştır; Allah katında bir insan ve kul olarak her ikisi de eşittir. Kur'an-ı Kerim kadın ve erkeğe eşit olarak hitap etmektedir. Dinî yükümlülüklerde, ibadetlerde, ahlakî değer ve faziletlerde kadın ? erkek arasında bir fark bulunmamaktadır. İslam'da insanlar arasında tek değer ölçüsü takvadır.
    B. Kadının Şahitliği
    Bazı İslam bilginleri, Kur'an-ı Kerim'deki borçlanma ayetinden hareketle, iki kadının şahitliğinin, bir erkeğinkine denk olduğunu belirtmişlerdir. Söz konusu ayette;
    Ey iman edenler! Belirli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın.(?) (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler, çağrıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar.(?)
    buyurulmaktadır (Bakara 2/282).
    Görüldüğü üzere âyet, vadeli borçların şahit tutularak yazılmasının, ihtilafları önlemek bakımından yararlı olacağını bildirmek için inmiştir. Bu itibarla, ayette geçen yazın emri, bağlayıcı mahiyette olmayıp, tavsiye niteliğindedir. Hemen bütün alimler bu konuda görüş birliği içindedirler.
    Diğer taraftan ayette geçen "Bu onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir." ifadesi, bu ayetin tek kadının şahitlik yapamayacağını değil, alacağın güvenceye alınması için, bir erkek yerine iki kadının şahit tutulmasının önerildiğini göstermektedir. Nitekim, mahkemede şahitliğin ifasında tek bir kadının şahitliğinin geçerli olduğu bu ifadeden anlaşılmaktadır. Şöyle ki ayette mahkemede şahitliğin ifası sırasında iki
    kadının da bulunmasının zorunlu olduğu ifade edilmeyip, aksine birinin unutabileceği kabul edilerek, diğerinin (yani tek bir kadının) şahitliğinin yeterli olabileceğine işaret edilmektedir.
    Şahitlikte aslolan, adaletin tesisi ve hukukun işlerliğini sağlamak için, bir suç veya hakkın ispat edilmesidir. Hak veya suç ne ile ispat edilebiliyorsa o, gerek hukukta ve gerekse dinimizde delildir. Nitekim sadece kadınların şahitliğiyle sabit olabilecek hususlarda, tek başına kadının şahitliğinin geçerli olduğu alimlerin ittifakıyla kabul edilmiştir.
    Şahitlikle ilgili diğer ayetlerde, şahitlik konusunda erkek- kadın ayrımı yapılmamıştır:
    Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin...(Nisa 4/15)
    Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da, başınıza ölüm musîbeti geirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder... (Maide 5/106)
    Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın... (Talak 65/2)
    Namuslu kadınlara zina isnad edip de sonrada dört şahit getiremeyenlere, seksen değnek vurun... (Nur 24/4)
    Bu ayetlerde Arapça'daki erkek sığasının kullanılmasından hareketle bazı bilginler, bu konuda sadece erkeklerin şahitliğinin geçerli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa ki bütün dil bilimcilere ve İslam bilginlerine göre, erkek için kullanılan çoğul sığası, kadınları da içerir. Arapça dil kurallarına göre, söz konusu şahitler, erkek olabileceği gibi, kadın da olabilir. Bu da yukarıda zikredilen ayetlerde geçen "şahit" kelimelerinin kadınları da kapsadığını, dolayısıyla kadının şahitliğinin erkeğinkine denk olduğunu gösterir. Bunun böyle olduğuna, Nûr sûresinin 6-9. âyetleri delil teşkil etmektedir:
    Eşlerinize zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şâhitlik etmesi, beşinci defada da, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kadının, kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.
    Erkeğin dört sefer şehadette bulunması, zina suçunun sabit olması için dört şahit gerekmesine dayanmaktadır; dört şahit bulunmadığında "kazf" (iftira) suçu söz konusudur. Erkek dört defa şahitlikte bulununca, kadının zina suçundan kurtulması için, erkeğin şahitliğine karşılık dört defa şahitlik etmesi istenmektedir. Bu da kadın ile erkeğin şahitliğinin denk olduğunu göstermektedir, Zira, kadının şahitliği gerçekten de, erkeğin şahitliğinin yarısına denk olsaydı; Yüce Allah ondan dört yerine sekiz kere şehadette bulunmasını emrederdi.
    Sonuç olarak, konuyla ilgili ayetler birlikte değerlendirildiğinde, kadının şahitliğinin erkeğinkine denk tutulabileceği anlaşılmaktadır.
    C. Kadının Mirasçılığı
    İslam'dan önce kadının sabit ve belirli bir miras hakkı yoktu. Hatta o dönem Arap toplumunda, kadının mirasçı olması bir tarafa, kendisi mirasa konu olmaktaydı. İslam dini, kadına sağlanan diğer haklarla birlikte, mirasçı olma hakkını da vermiştir. Bu hak, kadını korumayı ve hukukunu tespit etmeyi amaçlayan diğer âyetlere uygun olarak düzenlenmiştir. Nitekim kadınlarla ilgili bir takım hukukî düzenlemelerin yer aldığı Nisâ sûresinin 7. âyetinde şöyle buyurulmaktadır: "Ana-baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Allah bırakılanın azından da, çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir".
    Mirasla ilgili âyetler birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlar çıkarılabilir:
    Kur'an'ın kadını değersiz sayması söz konusu değildir. Bilakis konu ile ilgili âyetlerin getirdiği düzenlemeler, İslam'ın kadınların hukûkî şahsiyetlerini tanıdığını, onların hak ve hukukunu belirlemeye özel bir itina gösterdiğini; haklarının zayi edilmemesi için gerekli hukukî tedbirleri aldığını ortaya koymaktadır. Nitekim Kur'an'ın, kadının da erkek gibi mirasta hak sahibi olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmesi, iddia edildiğinin aksine kadına verilen değeri gözler önüne sermektedir.
    Kadının mirasta erkek gibi hak sahibi olduğu açıktır. Ancak itirazlar, niçin mirasta kadına erkeğin yarısı kadar hisse verildiği konusunda yoğunlaşmaktadır. Kur'an'ın kadına mirastan erkeğin payının yarısı kadar hisse vermesini emrettiği şeklindeki genelleme konu ile ilgili âyetlerin sathî olarak okunmasından veya kasıtlı olarak saptırılmasından kaynaklanan bir iddiadır. İlgili âyetler (Nisa 4/11-14) dikkatlice ve herhangi bir önyargıdan uzak olarak okunduğu takdirde, bu iddianın hiç de gerçekleri yansıtmadığı açıkça görülür. Çünkü mirastan kadına erkeğin yarısı kadar hisse verilmesi, kadının mirasçı olarak sahip olabileceği bütün konumlar için değil, sadece kadının aynı babanın/ana-babanın çocuğu olarak erkek kardeşi ile birlikte mirasçı olması durumunda söz konusudur. Nitekim âyette de "Allah size çocuklarınız hakkında şunu emreder, (mirasta) erkeğin payı kadınınkinin iki katıdır" buyurulmuştur (Nisa 4/11). Binaenaleyh kadına erkeğin mirastaki hissesinin yarısının verilmesinin genel bir kural olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu sebeple mirasçı olarak kadının konumu ne olursa olsun, İslâm dininde her halükarda kadına erkeğin yarısı kadar pay verildiğini iddia etmek doğru değildir.
    İlgili âyetlere göre şayet bir anne-babanın çocuğu vefat eder de miras bırakırsa, ölenin çocukları da varsa, anne-babanın her birine mirasın altıda biri verilir (Nisa 4/11). Burada görüldüğü gibi bir anne olarak kadına, çocuğunun mirasından verilen pay, bir baba olarak erkeğe verilen paya denktir. Bu da açıkça göstermektedir ki, kadına erkeğin payının yarısı kadar hisse verilmesi genel bir hüküm değildir. Hatta bu âyet, ölenin çocuğu yok ise, annenin, mirasın üçte birini alacağını da açıkça ifade etmektedir.
    Konu ile ilgili âyetlerde, bir erkeğin veya kadının, anne veya babası vefat etmişse ve çocuğu da yoksa, sadece bir erkek veya kız kardeşi varsa, mirastan her birine eşit olarak altıda bir hisse düşeceği ifade edilerek, kadın ile erkeğin eşit hisse alacakları hükme bağlanmıştır (Nisa 4/12). Bu hususta, kadının hangi durumda olursa olsun, mirastan erkeğin payının yarısı kadar pay alacağı iddiasının ne derece sathî ve maksatlı bir iddia olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.
    Kız ile erkek kardeşlerin birlikte mirasçı olmalarında kıza bir, erkeğe iki hisse verilmesinin sebepleri şöyle sıralanabilir:
    a) İslam hukukuna göre, ister anne, ister eş, ister kız çocuğu, isterse kız kardeş olsun, kadının geçimi kendisine ait olmayıp; oğul, koca, baba veya erkek kardeşin sorumluluğundadır. Çoğunlukla kadın kendisi dışında başkalarının geçimini sağlamakla da
    yükümlü değildir. Erkek ise tam aksine, hemen bütün toplumlarda eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla mükelleftir. Bu sebeplerdir ki "nimet külfete göredir" esasına uygun olarak, eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla yükümlü olan erkeğe, böyle bir yükümlülüğü olmayan kadının payının iki misli verilmiştir.
    b) Kadın kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. Kadının malî durumu yerinde olsa dahi, ailenin harcamalarına iştirak etme zorunluluğu yoktur. Bu açıdan bakıldığında, kadın ile erkeğin eşit pay alması durumunda, erkek ailenin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu halde, kadının böyle bir sorumluluğu olmadığından denge erkek aleyhine bozulmuş olacaktır.
    c) Erkek evlenirken, eşine "mehir" vermekle yükümlüdür. Kadının ise, evlilikten doğan böyle bir yükümlülüğü olmamakta, aksine eşinden mehir almaya hak kazanmaktadır.
    d) Kadın boşandığı takdirde iddet süresinde onun barınma, yeme-içme, giyim, tedavî gibi nafakasını ödemek kocanın görevi olduğu halde; kadının kocasına karşı böyle bir sorumluluğu yoktur.
    Görüldüğü gibi malî mükellefiyetler bakımından kadın erkeğe karşı eşit olmak bir yana, avantajlı bir konumda bulunmaktadır. Pek çok konudaki malî yükümlülükler erkeğe yüklenmiştir. İşte yukarıdaki sebeplerden dolayı, kardeşler arası miras taksiminde, malî yükümlülüklerinin ağırlığına uygun olarak erkeğe iki hisse; hemen hiçbir malî yükümlülüğü olmayan kadına ise bir hisse verilmiştir. Bu da adalet ve hakkaniyete en uygun olan taksimdir.
    Yukarıda zikredilen dayanak ve gerekçeler ışığında;
    a) İslâm'a göre, gerek ontolojik olarak, gerekse dinî sorumluluk, hukukî ehliyet, temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın erkek ayrımı söz konusu olmadığına,
    b) Şahitlik konusunda, borçlanma ayetinde belirtilen ve dönemin şartları ışığında, kadınların ticarî faaliyetlerdeki pasif rolünden kaynaklanan farklılığın, genel düzenleme içermediğine,
    c) Konuyla ilgili ayetler birlikte değerlendirildiğinde, kadının şahitliğinin erkeğinkine denk olduğuna,
    d) Kardeşlerin miras paylaşımında kadınların payının, erkeklere nispetle farklı olarak düzenlenmesinin, erkeğin çeşitli alanlardaki mali sorumluluğunun kadına nispetle daha ağır olmasıyla doğrudan ilişkili olduğuna,
    e) Kadının ihtiyacının daha fazla olduğu veya erkeğin mali sorumluluğun daha az bulunduğu durumlarda, karşılıklı rıza ile bu paylaşımın daha farklı bir şekilde yapılabileceğine,
    Karar verildi.
    Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı


  2. 16.Temmuz.2011, 15:47
    13
    Devamlı Üye
    reklam


    Dinî Soruları Cevaplandırma Komisyonunca hazırlanan "Kadınların Şahitlik ve Mirastaki Durumları" konusundaki rapor görüşüldü. Yapılan müzakereler sonunda:
    İslam dininde, kadınlara yeterli değer verilmediği, kadın - erkek eşitliğinin bulunmadığı ileri sürülmekte ve buna delil olarak da kadınların mirastaki payları ve şahitliği gündeme getirilmektedir. Halbuki dinimizin temel kaynağı olan Kur'an ve sünnete bakıldığında durumun böyle olmadığı açıkça görülmektedir.
    A. Kadın - Erkek Eşitliği
    İslâm'a göre, kadın ve erkek eşit ve birbirini tamamlayan varlıklardır. Gerek ontolojik olarak, gerekse dinî sorumluluk, hukukî ehliyet, temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın erkek ayrımı söz konusu değildir. Ancak kadının konumunun belirlenmesinde, bu ilkesel esasların yanı sıra, İslâm'ın doğup geliştiği toplumlardaki sosyal ve kültürel çevre, özellikle ataerkil aile yapısı etkili olmuştur. Bu durum, İslâm toplumlarında farklı kadın anlayışlarının ortaya çıkmasının da sebebidir.
    Kadın ile ilgili Kur'an ayetlerini anlamada ve yorumlamada, ayetlerin sosyo-kültürel nüzul süreci ve lafzî anlamının yanı sıra hangi gayelerin esas alındığı da göz önünde bulundurulmalıdır. Ayrıca, kadının sosyal ve hukuki statüsü konusunda daha ileri adımlar atılması Kur'an'ın ruhuna aykırı değildir. Bunun yanı sıra Kur'an-ı Kerim'in ana ilkeleri ve Hz. Peygamber'in kadın ile ilgili genel tavır ve prensipleri ışığında, cinsiyet ayırımını çağrıştıran, kadını kadın olduğu için aşağılayan ve temel hak ve hürriyetlerden mahrum bırakan bütün haber ve rivayetlerin ya özünden saptırılmış ya da uydurma olduğu dikkate alınmalıdır. Söz konusu uydurma haber ve rivayetlerden dolayı, İslâm dinini ve Peygamberini suçlama ilmî ve ahlakî değildir.
    Kadına hiçbir değerin verilmediği, kız çocuğuna sahip olmanın utanç verici bir durum kabul edildiği, bu nedenle bazen kız çocuklarının diri diri toprağa gömüldüğü bir dönemde İslâm, davetin başladığı ilk yıllarında kadını muhatap olarak kabul etmiş, bu konuda kadın erkek arasında herhangi bir ayrım yapmamıştır (bk. Leyl 92/3-10).
    Âl-i İmrân suresinin 195. âyetinde geçen, "sizler birbirinizdensiniz"; Tevbe suresinin 71. âyetinde geçen "mü'min erkekler ve mü'min kadınlar birbirlerinin dostlarıdırlar"; Bakara suresinin 187. ayetinde geçen "onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz" ifadeleri, kadınla erkeğin birbirine denk ve birbirini tamamlayan iki unsur olduğunu vurgulamaktadır.
    Nahl sûresinin 97. âyetinde, kadın-erkek ayırımı yapmadan inanıp iyi iş işleyenlerin, en güzel şekilde mükafatlandırılacakları bildirilmektedir. Bu husus, Ahzab sûresinde ise,
    Şüphesiz Müslüman erkeklerle Müslüman kadınlar, mü'min erkeklerle mü'min kadınlar, itaatkar erkeklerle itaatkar kadınlar, doğru erkeklerle doğru kadınlar, sabreden erkeklerle sabreden kadınlar, Allah'a derinden saygı duyan erkeklerle Allah'a derinden saygı duyan kadınlar, sadaka veren erkeklerle sadaka veren kadınlar, oruç tutan erkeklerle oruç tutan kadınlar, namuslarını koruyan erkeklerle namuslarını koruyan kadınlar, Allah'ı çokça anan erkeklerle çokça anan kadınlar var ya, işte onlar için Allah, bağışlanma ve büyük bir mükafat hazırlamıştır.(Ahzab 33/35)
    şeklinde detaylı olarak açıklanmaktadır.
    Hz. Peygamber Medine'ye hicret ettiğinde, erkeklerde olduğu gibi, kadınlardan da bîat almıştır (Mümtahine 60/12). Bu, sosyal ve dinî hayatta hak ve sorumluluk açısından İslâm dininde kadın ile erkek arasında bir ayrım olmadığını göstermektedir.
    Mücadele sûresi, örnek Müslüman kadının siyasi otorite nezdinde hakkını elde edebilmek için gösterdiği çabaları anlatan bir sûredir. Siyasi otoritenin itirazlarına rağmen kadın haklı davasında ısrar etmiş, uğradığı zulmü Allah'a şikayet etmiştir. Bu kadının, haklarını elde edebilmek için gösterdiği örnek gayret ve çaba Allah'ın takdirine mazhar olmuştur:
    Allah kocası hakkında seninle tartışan ve Allah'a şikayette bulunan kadının sözünü işitmiştir. Allah, sizin sürdürdüğünüz konuşmayı (zaten) işitmekteydi. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir. (Mücadele 58/1)
    Görüleceği üzere sûre, adını Hz. Peygamber ile tartışan kadın Havle b. Sa'lebe'den almıştır. Kaynaklarda geçtiğine göre bu kadın uğradığı zulmü gidermek için Hz. Peygamber'in huzuruna varıp, "Ey Allah'ın Elçisi! Kocam benimle evlendiğinde ben gençtim. O zaman beni arzuluyordu. Ona birçok çocuk verdim. Yaşımın ilerlediği bir sırada beni anasına benzeterek, yalnız bırakıverdi. (Eğer bir yolunu bulur da aramızı düzeltebilirsen çok iyi olur.)" diyerek eşini şikayet etmiştir. Bunun üzerine kadın henüz oradan ayrılmadan Mücâdele sûresinin ilk âyetleri inmiştir. (İbn Mâce, Talak, 25, Mukaddime, 13; Nesâî, Talak, 33; Ahmed b. Hanbel, VI/46)
    Sonuç olarak İslâm dininde yaratılıştan gelen fizyolojik ve psikolojik farklılıkların ötesinde, kadın ? erkek arasında bir ayrım yapılmamıştır; Allah katında bir insan ve kul olarak her ikisi de eşittir. Kur'an-ı Kerim kadın ve erkeğe eşit olarak hitap etmektedir. Dinî yükümlülüklerde, ibadetlerde, ahlakî değer ve faziletlerde kadın ? erkek arasında bir fark bulunmamaktadır. İslam'da insanlar arasında tek değer ölçüsü takvadır.
    B. Kadının Şahitliği
    Bazı İslam bilginleri, Kur'an-ı Kerim'deki borçlanma ayetinden hareketle, iki kadının şahitliğinin, bir erkeğinkine denk olduğunu belirtmişlerdir. Söz konusu ayette;
    Ey iman edenler! Belirli bir süre için birbirinize borçlandığınız zaman onu yazın. Aranızda bir yazıcı adaletle yazsın.(?) (Bu işleme) şahitliklerine güvendiğiniz iki erkeği; eğer iki erkek olmazsa, bir erkek ve iki kadını şahit tutun. Bu onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir. Şahitler, çağrıldıkları zaman (gelmekten) kaçınmasınlar.(?)
    buyurulmaktadır (Bakara 2/282).
    Görüldüğü üzere âyet, vadeli borçların şahit tutularak yazılmasının, ihtilafları önlemek bakımından yararlı olacağını bildirmek için inmiştir. Bu itibarla, ayette geçen yazın emri, bağlayıcı mahiyette olmayıp, tavsiye niteliğindedir. Hemen bütün alimler bu konuda görüş birliği içindedirler.
    Diğer taraftan ayette geçen "Bu onlardan biri unutacak olursa, diğerinin ona hatırlatması içindir." ifadesi, bu ayetin tek kadının şahitlik yapamayacağını değil, alacağın güvenceye alınması için, bir erkek yerine iki kadının şahit tutulmasının önerildiğini göstermektedir. Nitekim, mahkemede şahitliğin ifasında tek bir kadının şahitliğinin geçerli olduğu bu ifadeden anlaşılmaktadır. Şöyle ki ayette mahkemede şahitliğin ifası sırasında iki
    kadının da bulunmasının zorunlu olduğu ifade edilmeyip, aksine birinin unutabileceği kabul edilerek, diğerinin (yani tek bir kadının) şahitliğinin yeterli olabileceğine işaret edilmektedir.
    Şahitlikte aslolan, adaletin tesisi ve hukukun işlerliğini sağlamak için, bir suç veya hakkın ispat edilmesidir. Hak veya suç ne ile ispat edilebiliyorsa o, gerek hukukta ve gerekse dinimizde delildir. Nitekim sadece kadınların şahitliğiyle sabit olabilecek hususlarda, tek başına kadının şahitliğinin geçerli olduğu alimlerin ittifakıyla kabul edilmiştir.
    Şahitlikle ilgili diğer ayetlerde, şahitlik konusunda erkek- kadın ayrımı yapılmamıştır:
    Kadınlarınızdan fuhuş (zina) yapanlara karşı içinizden dört şahit getirin...(Nisa 4/15)
    Ey iman edenler! Birinizin ölümü yaklaştığı zaman, vasiyet sırasında aranızda şahitlik (edecek olanlar) sizden adaletli iki kişidir. Yahut seferde olup da, başınıza ölüm musîbeti geirse, sizin dışınızdan başka iki kişi şahitlik eder... (Maide 5/106)
    Boşanan kadınlar iddetlerinin sonuna varınca onları güzelce tutun, yahut onlardan güzelce ayrılın. İçinizden iki adil kimseyi şahit tutun. Şahitliği Allah için dosdoğru yapın... (Talak 65/2)
    Namuslu kadınlara zina isnad edip de sonrada dört şahit getiremeyenlere, seksen değnek vurun... (Nur 24/4)
    Bu ayetlerde Arapça'daki erkek sığasının kullanılmasından hareketle bazı bilginler, bu konuda sadece erkeklerin şahitliğinin geçerli olduğunu ileri sürmüşlerdir. Oysa ki bütün dil bilimcilere ve İslam bilginlerine göre, erkek için kullanılan çoğul sığası, kadınları da içerir. Arapça dil kurallarına göre, söz konusu şahitler, erkek olabileceği gibi, kadın da olabilir. Bu da yukarıda zikredilen ayetlerde geçen "şahit" kelimelerinin kadınları da kapsadığını, dolayısıyla kadının şahitliğinin erkeğinkine denk olduğunu gösterir. Bunun böyle olduğuna, Nûr sûresinin 6-9. âyetleri delil teşkil etmektedir:
    Eşlerinize zina isnat edip de kendilerinden başka şahitleri olmayanlara gelince, onların her birinin şahitliği, kendisinin doğru söyleyenlerden olduğuna dair, Allah adına dört defa yemin ederek şâhitlik etmesi, beşinci defada da, eğer yalancılardan ise Allah'ın lanetinin kendi üzerine olmasını ifade etmesiyle yerine gelir. Kadının, kocasının yalancılardan olduğuna dair Allah adına dört defa yemin ederek şahitlik etmesi, beşinci defa da eğer kocası doğru söyleyenlerden ise Allah'ın gazabının kendi üzerine olmasını dilemesi kendisinden cezayı kaldırır.
    Erkeğin dört sefer şehadette bulunması, zina suçunun sabit olması için dört şahit gerekmesine dayanmaktadır; dört şahit bulunmadığında "kazf" (iftira) suçu söz konusudur. Erkek dört defa şahitlikte bulununca, kadının zina suçundan kurtulması için, erkeğin şahitliğine karşılık dört defa şahitlik etmesi istenmektedir. Bu da kadın ile erkeğin şahitliğinin denk olduğunu göstermektedir, Zira, kadının şahitliği gerçekten de, erkeğin şahitliğinin yarısına denk olsaydı; Yüce Allah ondan dört yerine sekiz kere şehadette bulunmasını emrederdi.
    Sonuç olarak, konuyla ilgili ayetler birlikte değerlendirildiğinde, kadının şahitliğinin erkeğinkine denk tutulabileceği anlaşılmaktadır.
    C. Kadının Mirasçılığı
    İslam'dan önce kadının sabit ve belirli bir miras hakkı yoktu. Hatta o dönem Arap toplumunda, kadının mirasçı olması bir tarafa, kendisi mirasa konu olmaktaydı. İslam dini, kadına sağlanan diğer haklarla birlikte, mirasçı olma hakkını da vermiştir. Bu hak, kadını korumayı ve hukukunu tespit etmeyi amaçlayan diğer âyetlere uygun olarak düzenlenmiştir. Nitekim kadınlarla ilgili bir takım hukukî düzenlemelerin yer aldığı Nisâ sûresinin 7. âyetinde şöyle buyurulmaktadır: "Ana-baba ve akrabaların (miras olarak) bıraktıklarından erkeklere bir pay vardır; ana-baba ve akrabaların bıraktıklarından kadınlara da pay vardır. Allah bırakılanın azından da, çoğundan da bunları farz kılınmış birer hisse olarak belirlemiştir".
    Mirasla ilgili âyetler birlikte değerlendirildiğinde şu sonuçlar çıkarılabilir:
    Kur'an'ın kadını değersiz sayması söz konusu değildir. Bilakis konu ile ilgili âyetlerin getirdiği düzenlemeler, İslam'ın kadınların hukûkî şahsiyetlerini tanıdığını, onların hak ve hukukunu belirlemeye özel bir itina gösterdiğini; haklarının zayi edilmemesi için gerekli hukukî tedbirleri aldığını ortaya koymaktadır. Nitekim Kur'an'ın, kadının da erkek gibi mirasta hak sahibi olduğunu açık ve net bir şekilde ifade etmesi, iddia edildiğinin aksine kadına verilen değeri gözler önüne sermektedir.
    Kadının mirasta erkek gibi hak sahibi olduğu açıktır. Ancak itirazlar, niçin mirasta kadına erkeğin yarısı kadar hisse verildiği konusunda yoğunlaşmaktadır. Kur'an'ın kadına mirastan erkeğin payının yarısı kadar hisse vermesini emrettiği şeklindeki genelleme konu ile ilgili âyetlerin sathî olarak okunmasından veya kasıtlı olarak saptırılmasından kaynaklanan bir iddiadır. İlgili âyetler (Nisa 4/11-14) dikkatlice ve herhangi bir önyargıdan uzak olarak okunduğu takdirde, bu iddianın hiç de gerçekleri yansıtmadığı açıkça görülür. Çünkü mirastan kadına erkeğin yarısı kadar hisse verilmesi, kadının mirasçı olarak sahip olabileceği bütün konumlar için değil, sadece kadının aynı babanın/ana-babanın çocuğu olarak erkek kardeşi ile birlikte mirasçı olması durumunda söz konusudur. Nitekim âyette de "Allah size çocuklarınız hakkında şunu emreder, (mirasta) erkeğin payı kadınınkinin iki katıdır" buyurulmuştur (Nisa 4/11). Binaenaleyh kadına erkeğin mirastaki hissesinin yarısının verilmesinin genel bir kural olmadığı açıkça anlaşılmaktadır. Bu sebeple mirasçı olarak kadının konumu ne olursa olsun, İslâm dininde her halükarda kadına erkeğin yarısı kadar pay verildiğini iddia etmek doğru değildir.
    İlgili âyetlere göre şayet bir anne-babanın çocuğu vefat eder de miras bırakırsa, ölenin çocukları da varsa, anne-babanın her birine mirasın altıda biri verilir (Nisa 4/11). Burada görüldüğü gibi bir anne olarak kadına, çocuğunun mirasından verilen pay, bir baba olarak erkeğe verilen paya denktir. Bu da açıkça göstermektedir ki, kadına erkeğin payının yarısı kadar hisse verilmesi genel bir hüküm değildir. Hatta bu âyet, ölenin çocuğu yok ise, annenin, mirasın üçte birini alacağını da açıkça ifade etmektedir.
    Konu ile ilgili âyetlerde, bir erkeğin veya kadının, anne veya babası vefat etmişse ve çocuğu da yoksa, sadece bir erkek veya kız kardeşi varsa, mirastan her birine eşit olarak altıda bir hisse düşeceği ifade edilerek, kadın ile erkeğin eşit hisse alacakları hükme bağlanmıştır (Nisa 4/12). Bu hususta, kadının hangi durumda olursa olsun, mirastan erkeğin payının yarısı kadar pay alacağı iddiasının ne derece sathî ve maksatlı bir iddia olduğunu açıkça gözler önüne sermektedir.
    Kız ile erkek kardeşlerin birlikte mirasçı olmalarında kıza bir, erkeğe iki hisse verilmesinin sebepleri şöyle sıralanabilir:
    a) İslam hukukuna göre, ister anne, ister eş, ister kız çocuğu, isterse kız kardeş olsun, kadının geçimi kendisine ait olmayıp; oğul, koca, baba veya erkek kardeşin sorumluluğundadır. Çoğunlukla kadın kendisi dışında başkalarının geçimini sağlamakla da
    yükümlü değildir. Erkek ise tam aksine, hemen bütün toplumlarda eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla mükelleftir. Bu sebeplerdir ki "nimet külfete göredir" esasına uygun olarak, eşinin, kızının, annesinin veya kız kardeşinin geçimini sağlamakla yükümlü olan erkeğe, böyle bir yükümlülüğü olmayan kadının payının iki misli verilmiştir.
    b) Kadın kendi mal varlığında istediği gibi tasarruf etme hakkına sahiptir. Kadının malî durumu yerinde olsa dahi, ailenin harcamalarına iştirak etme zorunluluğu yoktur. Bu açıdan bakıldığında, kadın ile erkeğin eşit pay alması durumunda, erkek ailenin geçimini sağlamakla yükümlü olduğu halde, kadının böyle bir sorumluluğu olmadığından denge erkek aleyhine bozulmuş olacaktır.
    c) Erkek evlenirken, eşine "mehir" vermekle yükümlüdür. Kadının ise, evlilikten doğan böyle bir yükümlülüğü olmamakta, aksine eşinden mehir almaya hak kazanmaktadır.
    d) Kadın boşandığı takdirde iddet süresinde onun barınma, yeme-içme, giyim, tedavî gibi nafakasını ödemek kocanın görevi olduğu halde; kadının kocasına karşı böyle bir sorumluluğu yoktur.
    Görüldüğü gibi malî mükellefiyetler bakımından kadın erkeğe karşı eşit olmak bir yana, avantajlı bir konumda bulunmaktadır. Pek çok konudaki malî yükümlülükler erkeğe yüklenmiştir. İşte yukarıdaki sebeplerden dolayı, kardeşler arası miras taksiminde, malî yükümlülüklerinin ağırlığına uygun olarak erkeğe iki hisse; hemen hiçbir malî yükümlülüğü olmayan kadına ise bir hisse verilmiştir. Bu da adalet ve hakkaniyete en uygun olan taksimdir.
    Yukarıda zikredilen dayanak ve gerekçeler ışığında;
    a) İslâm'a göre, gerek ontolojik olarak, gerekse dinî sorumluluk, hukukî ehliyet, temel hak ve hürriyetler bakımından ilkesel bazda kadın erkek ayrımı söz konusu olmadığına,
    b) Şahitlik konusunda, borçlanma ayetinde belirtilen ve dönemin şartları ışığında, kadınların ticarî faaliyetlerdeki pasif rolünden kaynaklanan farklılığın, genel düzenleme içermediğine,
    c) Konuyla ilgili ayetler birlikte değerlendirildiğinde, kadının şahitliğinin erkeğinkine denk olduğuna,
    d) Kardeşlerin miras paylaşımında kadınların payının, erkeklere nispetle farklı olarak düzenlenmesinin, erkeğin çeşitli alanlardaki mali sorumluluğunun kadına nispetle daha ağır olmasıyla doğrudan ilişkili olduğuna,
    e) Kadının ihtiyacının daha fazla olduğu veya erkeğin mali sorumluluğun daha az bulunduğu durumlarda, karşılıklı rıza ile bu paylaşımın daha farklı bir şekilde yapılabileceğine,
    Karar verildi.
    Din İşleri Yüksek Kurulu Kararı


  3. 16.Temmuz.2011, 15:51
    14
    Yelomi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2011
    Üye No: 85724
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 77

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    reklam


    Özür dilerim.Yani kadınlar islamiyetten önce bir mal gibi kullanılırken islamiyetle beraber insan oldukları hatırlatılmıştır.islamiyet kadınları koruyup kollamamızı ister yani kadınları çok sever.Biraz ters yazmışım bide o zaman hiçbir bilgim yoktu o konuda hakkınızı helal edin.Ben pek bilmiyordum islamı o zamanda yanlış yerlerden araştırıyordum ama şimdi doğru yolu bulmak üzereyim.


  4. 16.Temmuz.2011, 15:51
    14
    Yelomi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    reklam


    Özür dilerim.Yani kadınlar islamiyetten önce bir mal gibi kullanılırken islamiyetle beraber insan oldukları hatırlatılmıştır.islamiyet kadınları koruyup kollamamızı ister yani kadınları çok sever.Biraz ters yazmışım bide o zaman hiçbir bilgim yoktu o konuda hakkınızı helal edin.Ben pek bilmiyordum islamı o zamanda yanlış yerlerden araştırıyordum ama şimdi doğru yolu bulmak üzereyim.


  5. 16.Temmuz.2011, 15:56
    15
    HİZMETKAR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Mayıs.2011
    Üye No: 86992
    Mesaj Sayısı: 371
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Bulunduğu yer: Dertlerin Babası

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    Alıntı
    Özür dilerim.Yani kadınlar islamiyetten önce bir mal gibi kullanılırken islamiyetle beraber insan oldukları hatırlatılmıştır.islamiyet kadınları koruyup kollamamızı ister yani kadınları çok sever.Biraz ters yazmışım bide o zaman hiçbir bilgim yoktu o konuda hakkınızı helal edin.Ben pek bilmiyordum islamı o zamanda yanlış yerlerden araştırıyordum ama şimdi doğru yolu bulmak üzereyim.
    İslamiyet dini gelmeden önce kadınların değerine bir bak bakalım Nasılmış

    İslam öncesi Arap cemiyetinde de kadın çok kötü bir durumda idi. Miras hakkı olmadığı gibi, bazı durumlarda ölenin terekesinden bir eşya muamelesi görüyordu. Bir erkek istediği kadar sayıda kadınla evlenebilirdi. Bir ar vesîlesi sayılan kız çocuklarının diri diri gömülmesi hâdisesi Kuranda da aksini bulmuştur.

    Kadın tarihte gerçek insânî şeref ve hürmetine islamla kavuşmuştur. Nitekim bir Buharî rivâyetinde Hz. Ömer şöyle der: “Cahiliye devrinde kadına hiçbir değer vermezdik, islam gelip, Allahın onlardan bahsettiğini görünce (...) onların üzerimizde bazı hakları olduğunu gördük”.

    Günümüzde, Batıdan gelerek gündemimizi mütemâdiyen işgal eden meselelerden biri de kadın hakları meselesidir. Aslında bu, Avrupaya has bir meseledir. Çünkü orada tarihin eski devirlerinden yakın zamana kadar kadın hep aşağılanmıştır. Kilisenin 6. asırda “Kadında ruh var mı yok mu?” diye en yüksek dinî mercî olan Konsilde münakaşa edildiğini Daha dün (1858de) Fransız Filozofu Proudhonun: “Kadın başka mahluktur, çünkü o, nâkıstır, çünkü onun cinsiyeti, ona mâdunluk tabını bahşetmektedir. Hem tabîatı îcâbı, hem adâlet icabı o, erkeğin üçte birine bile denk değildir” demiştir.

    Batıda, bu aşağılamalara haklı bir reaksiyon olarak Feminizm çıkmıştır.Ben kadını aşağılayıcı görüşlerin islamiyetle bir ilgisinin olmadına inanıyorum. Ancak, bugün mesele, dünyanın her yerinde, tam tersine ele alınıyor: Ìslam, kadını ezmiş, müslüman kadına insan haklarını kazandırmak gerekiyormuş. Nitekim, Fransada, Endonezyalı kadınların durumu üzerine verilen bir konferansta Ìngiliz konferansçı profesörün “Her yerde Ìslam kadınları ezdiği gibi Endonezyada da ezmiştir...” diyerek başladığını hiç unutmam.

    Meseleye islamca yaklaşırsak kesin bir üslupla şunu söyleyebiliriz: Ìslamda gerek hukûkî ve gerek ahlâkî yönden kadın-erkek ayırımı diye bir ayırım yoktur. Kadın da erkek de kanun önünde aynı hak ve vecibelere sahiptir. Dînî vecîbelerde olsun, şahıslarına karşı işlenen cinayetlerde olsun, kendilerinin işlediği cinâyetlerde olsun ehliyet, sorumluluk, vs. de olsun kadınlar erkekten farklı değillerdir. Sadece kadınlara mahsus fitrî durumlara, bu fıtrî farklılığa muvâfık hayatî rol ve misyona tâbi olarak birkaç meselede farklılık teşrî edilmiştir. Kadınların şehadetinin bazı meselelerde nâkıs addedilmesi gibi, kız evlâdın erkek evlâda nisbetle mîrasta yarım olması gibi. Halbûki tek kadının şehadetinin makbul olduğu haller var. Kezâ mîrasda kadın ve erkeğin, her karşılaşmasında kadın yarım almaz. Şu halde mezkur farklılıklar, temel bir ayırım prensibinden gelmiyor.

    Kurân-ı Kerîmde geçen “Erkekler kadınlar üzerine idâreci ve hâkimdirler” âyetinin çoğu kere yanlış anlaşıldığını söyleyebiliriz. Burada mutlak bir erkek üstünlüğü ilân edilmiyor. Çünkü devâmında: yani: “Allah erkek ve kadının bâzısını diğerine (hilkaten) tafdil eylemiştir”. Ayetten Elmalılı ye bedel ifâdesinden hareketle “bazısının diğerine tafdilini ifâde eylemiştir” der ve ayetten “Erkekle kadın fıtraten mütefâvit ve mütekâbilen mütefâdıl oldukları” hükmünü çıkarır. Nitekim erkekler aklî ve ilmî yönleri, bedenî güçleriyle kadından üstün, kadın da annelik îcâbı şefkat, temizliğe düşkünlük yönleriyle erkekten üstündür. Bu gün kadın hakları denince, kadının rey verme kakkı, çalışma hakkı, parasını bankaya koyabilme, bankadan kendi imzasıyla çekebilme hakkı, çocuk düşürme hakkı, boşanma davâsı açma hakkı gibi haklar kastediliyor.

    Bunların hepsi islamın tanıdığı haklardır. Sadece çalışma hakkında, evli olma halinde, yapacağı işin mâhiyetine göre kocasından izin alması mevzûbahisdir. Hz. Peygamberin (A.S.) zevcelerinden Zeyneb Bintu Cahşın hâne-i saadette deri işleme atölyesi vardı. Ìslamın ilk asrında kadın berberliği, muallimlik, afsunculuk, doktorluk, çobanlık, tüccarlık, beldiye zâbıtalığı, sütannelik, muğanniyelik, müftüyelik, şâirlik, askerlik... gibi mesleklerde çalışan kadınlar mevcut.

    Ne var ki, islam kadını çalışmak mükellefiyetinde değildir, zevcî muâsere aktidir. Evleninceye kadar nafakası ailesine aittir. Evlenince kocası bakmakla mükelleftir. Yiyecek, giyecek, mesken, tedavî masrafları koca üzerinedir. Ìslam: “nikah akdi istihdam akdi değildir” diyerek kadının ev işlerini bile yapma mecbûriyetinde olmadığını teşrî etmiştir. Elbîsesi giyilecek, gıdaları yenilecek şekilde olmalıdır. Evde bir hizmetçi, kadının tabî hakkıdır. Bazı âlimler: Biri dış işlerini yapmak üzere ikinci bir hizmetçi de hakkıdır” demiştir.

    Çocuğa süt emzirmesi hukûkî bir vazîfe değildir. “Emzirmiyorum” diye inat etse, kadı anneyi normalde emzirmeye mahkum edemez. Ìstiğnâ yaşına kadar, hidâne denen ilk terbiye anneye âit ise de, çocuğun bezini yıkamak, kremini sürmek gibi hizmetlerini görmek zorunda değildir.

    Kadının mecbur olduğu vazîfe dörttür: Yatağa çağrıldığı zaman itiraz etmemek; eve kocanın istemediği kimseyi almamak, kocanın malını onun izin dairesinde sarf etmek, izinsiz evden çıkmamak. Kocanın rağmına evi terk edenin nafaka hakkı kocanın üzerinden düşer.

    Evlilik sırasında alacağı mehirin miktarı kızın rızâsına vâbestedir. Az istemesi tavsiye edilmişse de asıl olan rızasıdır. Kıza verilen mehir (muaccel olanı da müeccel olanı da) kızın şahsî malıdır, babasına verilmez. Bu, onun hayat garantisidir. Boşanma talebinde bulunduğu vakit, mehri geri verme şartıyla boşanabilir.

    Eğer yukarda sayılan haklar, bugün, islam cemiyetlerinde uygulamada yoksa bundan islam değil müslümanları sorumlu tutmalıyız. Sadece kadınlar değil, erkekler ve hatta çocuklar da islâmî haklardan yeterince müstefîd olamıyorlar. Bu, zamanla hevânın ve cehâletin hâkimiyeti ile ortaya çıkan bir durumdur. Bedîüzzamân: “Hukukunu bilmeyen ehl-i himmeti de müstebit eyler” der. Kaynaklara azimle, kararlılıkla inildiği takdirde gerçek bulunabilir, islâm ikinci bir kere hayata geçirilebilir.


  6. 16.Temmuz.2011, 15:56
    15
    Devamlı Üye
    Alıntı
    Özür dilerim.Yani kadınlar islamiyetten önce bir mal gibi kullanılırken islamiyetle beraber insan oldukları hatırlatılmıştır.islamiyet kadınları koruyup kollamamızı ister yani kadınları çok sever.Biraz ters yazmışım bide o zaman hiçbir bilgim yoktu o konuda hakkınızı helal edin.Ben pek bilmiyordum islamı o zamanda yanlış yerlerden araştırıyordum ama şimdi doğru yolu bulmak üzereyim.
    İslamiyet dini gelmeden önce kadınların değerine bir bak bakalım Nasılmış

    İslam öncesi Arap cemiyetinde de kadın çok kötü bir durumda idi. Miras hakkı olmadığı gibi, bazı durumlarda ölenin terekesinden bir eşya muamelesi görüyordu. Bir erkek istediği kadar sayıda kadınla evlenebilirdi. Bir ar vesîlesi sayılan kız çocuklarının diri diri gömülmesi hâdisesi Kuranda da aksini bulmuştur.

    Kadın tarihte gerçek insânî şeref ve hürmetine islamla kavuşmuştur. Nitekim bir Buharî rivâyetinde Hz. Ömer şöyle der: “Cahiliye devrinde kadına hiçbir değer vermezdik, islam gelip, Allahın onlardan bahsettiğini görünce (...) onların üzerimizde bazı hakları olduğunu gördük”.

    Günümüzde, Batıdan gelerek gündemimizi mütemâdiyen işgal eden meselelerden biri de kadın hakları meselesidir. Aslında bu, Avrupaya has bir meseledir. Çünkü orada tarihin eski devirlerinden yakın zamana kadar kadın hep aşağılanmıştır. Kilisenin 6. asırda “Kadında ruh var mı yok mu?” diye en yüksek dinî mercî olan Konsilde münakaşa edildiğini Daha dün (1858de) Fransız Filozofu Proudhonun: “Kadın başka mahluktur, çünkü o, nâkıstır, çünkü onun cinsiyeti, ona mâdunluk tabını bahşetmektedir. Hem tabîatı îcâbı, hem adâlet icabı o, erkeğin üçte birine bile denk değildir” demiştir.

    Batıda, bu aşağılamalara haklı bir reaksiyon olarak Feminizm çıkmıştır.Ben kadını aşağılayıcı görüşlerin islamiyetle bir ilgisinin olmadına inanıyorum. Ancak, bugün mesele, dünyanın her yerinde, tam tersine ele alınıyor: Ìslam, kadını ezmiş, müslüman kadına insan haklarını kazandırmak gerekiyormuş. Nitekim, Fransada, Endonezyalı kadınların durumu üzerine verilen bir konferansta Ìngiliz konferansçı profesörün “Her yerde Ìslam kadınları ezdiği gibi Endonezyada da ezmiştir...” diyerek başladığını hiç unutmam.

    Meseleye islamca yaklaşırsak kesin bir üslupla şunu söyleyebiliriz: Ìslamda gerek hukûkî ve gerek ahlâkî yönden kadın-erkek ayırımı diye bir ayırım yoktur. Kadın da erkek de kanun önünde aynı hak ve vecibelere sahiptir. Dînî vecîbelerde olsun, şahıslarına karşı işlenen cinayetlerde olsun, kendilerinin işlediği cinâyetlerde olsun ehliyet, sorumluluk, vs. de olsun kadınlar erkekten farklı değillerdir. Sadece kadınlara mahsus fitrî durumlara, bu fıtrî farklılığa muvâfık hayatî rol ve misyona tâbi olarak birkaç meselede farklılık teşrî edilmiştir. Kadınların şehadetinin bazı meselelerde nâkıs addedilmesi gibi, kız evlâdın erkek evlâda nisbetle mîrasta yarım olması gibi. Halbûki tek kadının şehadetinin makbul olduğu haller var. Kezâ mîrasda kadın ve erkeğin, her karşılaşmasında kadın yarım almaz. Şu halde mezkur farklılıklar, temel bir ayırım prensibinden gelmiyor.

    Kurân-ı Kerîmde geçen “Erkekler kadınlar üzerine idâreci ve hâkimdirler” âyetinin çoğu kere yanlış anlaşıldığını söyleyebiliriz. Burada mutlak bir erkek üstünlüğü ilân edilmiyor. Çünkü devâmında: yani: “Allah erkek ve kadının bâzısını diğerine (hilkaten) tafdil eylemiştir”. Ayetten Elmalılı ye bedel ifâdesinden hareketle “bazısının diğerine tafdilini ifâde eylemiştir” der ve ayetten “Erkekle kadın fıtraten mütefâvit ve mütekâbilen mütefâdıl oldukları” hükmünü çıkarır. Nitekim erkekler aklî ve ilmî yönleri, bedenî güçleriyle kadından üstün, kadın da annelik îcâbı şefkat, temizliğe düşkünlük yönleriyle erkekten üstündür. Bu gün kadın hakları denince, kadının rey verme kakkı, çalışma hakkı, parasını bankaya koyabilme, bankadan kendi imzasıyla çekebilme hakkı, çocuk düşürme hakkı, boşanma davâsı açma hakkı gibi haklar kastediliyor.

    Bunların hepsi islamın tanıdığı haklardır. Sadece çalışma hakkında, evli olma halinde, yapacağı işin mâhiyetine göre kocasından izin alması mevzûbahisdir. Hz. Peygamberin (A.S.) zevcelerinden Zeyneb Bintu Cahşın hâne-i saadette deri işleme atölyesi vardı. Ìslamın ilk asrında kadın berberliği, muallimlik, afsunculuk, doktorluk, çobanlık, tüccarlık, beldiye zâbıtalığı, sütannelik, muğanniyelik, müftüyelik, şâirlik, askerlik... gibi mesleklerde çalışan kadınlar mevcut.

    Ne var ki, islam kadını çalışmak mükellefiyetinde değildir, zevcî muâsere aktidir. Evleninceye kadar nafakası ailesine aittir. Evlenince kocası bakmakla mükelleftir. Yiyecek, giyecek, mesken, tedavî masrafları koca üzerinedir. Ìslam: “nikah akdi istihdam akdi değildir” diyerek kadının ev işlerini bile yapma mecbûriyetinde olmadığını teşrî etmiştir. Elbîsesi giyilecek, gıdaları yenilecek şekilde olmalıdır. Evde bir hizmetçi, kadının tabî hakkıdır. Bazı âlimler: Biri dış işlerini yapmak üzere ikinci bir hizmetçi de hakkıdır” demiştir.

    Çocuğa süt emzirmesi hukûkî bir vazîfe değildir. “Emzirmiyorum” diye inat etse, kadı anneyi normalde emzirmeye mahkum edemez. Ìstiğnâ yaşına kadar, hidâne denen ilk terbiye anneye âit ise de, çocuğun bezini yıkamak, kremini sürmek gibi hizmetlerini görmek zorunda değildir.

    Kadının mecbur olduğu vazîfe dörttür: Yatağa çağrıldığı zaman itiraz etmemek; eve kocanın istemediği kimseyi almamak, kocanın malını onun izin dairesinde sarf etmek, izinsiz evden çıkmamak. Kocanın rağmına evi terk edenin nafaka hakkı kocanın üzerinden düşer.

    Evlilik sırasında alacağı mehirin miktarı kızın rızâsına vâbestedir. Az istemesi tavsiye edilmişse de asıl olan rızasıdır. Kıza verilen mehir (muaccel olanı da müeccel olanı da) kızın şahsî malıdır, babasına verilmez. Bu, onun hayat garantisidir. Boşanma talebinde bulunduğu vakit, mehri geri verme şartıyla boşanabilir.

    Eğer yukarda sayılan haklar, bugün, islam cemiyetlerinde uygulamada yoksa bundan islam değil müslümanları sorumlu tutmalıyız. Sadece kadınlar değil, erkekler ve hatta çocuklar da islâmî haklardan yeterince müstefîd olamıyorlar. Bu, zamanla hevânın ve cehâletin hâkimiyeti ile ortaya çıkan bir durumdur. Bedîüzzamân: “Hukukunu bilmeyen ehl-i himmeti de müstebit eyler” der. Kaynaklara azimle, kararlılıkla inildiği takdirde gerçek bulunabilir, islâm ikinci bir kere hayata geçirilebilir.


  7. 16.Temmuz.2011, 15:59
    16
    Yelomi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2011
    Üye No: 85724
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 77

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    onu dedim işte islamiyet kadınlar çok büyük bir önem vermiştir ama islamiyet olmadan önce kadınlara değer verilmiyordu.Peygamberimiz de kadınlara çok önem verirmiş.Sanırım yanlış anlattım çok özür dilerim..


  8. 16.Temmuz.2011, 15:59
    16
    Yelomi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    onu dedim işte islamiyet kadınlar çok büyük bir önem vermiştir ama islamiyet olmadan önce kadınlara değer verilmiyordu.Peygamberimiz de kadınlara çok önem verirmiş.Sanırım yanlış anlattım çok özür dilerim..


  9. 16.Temmuz.2011, 16:05
    17
    HİZMETKAR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Mayıs.2011
    Üye No: 86992
    Mesaj Sayısı: 371
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Bulunduğu yer: Dertlerin Babası

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    Alıntı
    onu dedim işte islamiyet kadınlar çok büyük bir önem vermiştir ama islamiyet olmadan önce kadınlara değer verilmiyordu.Peygamberimiz de kadınlara çok önem verirmiş.Sanırım yanlış anlattım çok özür dilerim..
    Size cevap olarak verdiğimiz yazıları sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum


  10. 16.Temmuz.2011, 16:05
    17
    Devamlı Üye
    Alıntı
    onu dedim işte islamiyet kadınlar çok büyük bir önem vermiştir ama islamiyet olmadan önce kadınlara değer verilmiyordu.Peygamberimiz de kadınlara çok önem verirmiş.Sanırım yanlış anlattım çok özür dilerim..
    Size cevap olarak verdiğimiz yazıları sonuna kadar okumanızı tavsiye ediyorum


  11. 16.Temmuz.2011, 16:06
    18
    Yelomi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2011
    Üye No: 85724
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 77

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    okuyacağım zaten de şuan pek vaktim yok yoksa o kadar bulmuşsunuz emeğinize haksızlık olur teşekkür ederim bu arada


  12. 16.Temmuz.2011, 16:06
    18
    Yelomi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    okuyacağım zaten de şuan pek vaktim yok yoksa o kadar bulmuşsunuz emeğinize haksızlık olur teşekkür ederim bu arada


  13. 16.Temmuz.2011, 16:15
    19
    HİZMETKAR
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 01.Mayıs.2011
    Üye No: 86992
    Mesaj Sayısı: 371
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4
    Bulunduğu yer: Dertlerin Babası

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    Alıntı
    okuyacağım zaten de şuan pek vaktim yok yoksa o kadar bulmuşsunuz emeğinize haksızlık olur teşekkür ederim bu arada
    Kafanıza takılan herhangi bir soru durumunda formumuzun sizden gelen sorular bölümüne sorunuzu rahat bir dille sorabilirsiniz. İnşaAllah sizi tatmin edecek cevapları bulacaksınız. Formumu ilahiyatçı ,fakih, müfessir,müftü gibi imamların oluşturduğu bir forumdur. İnşaAllah sizlere islam konusun da yardımcı olacaklardır.


  14. 16.Temmuz.2011, 16:15
    19
    Devamlı Üye
    Alıntı
    okuyacağım zaten de şuan pek vaktim yok yoksa o kadar bulmuşsunuz emeğinize haksızlık olur teşekkür ederim bu arada
    Kafanıza takılan herhangi bir soru durumunda formumuzun sizden gelen sorular bölümüne sorunuzu rahat bir dille sorabilirsiniz. İnşaAllah sizi tatmin edecek cevapları bulacaksınız. Formumu ilahiyatçı ,fakih, müfessir,müftü gibi imamların oluşturduğu bir forumdur. İnşaAllah sizlere islam konusun da yardımcı olacaklardır.


  15. 16.Temmuz.2011, 16:22
    20
    Yelomi
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mart.2011
    Üye No: 85724
    Mesaj Sayısı: 27
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 77

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    baya bi oluyorsunuz zaten hatalarımı anlıyorum Allah razı olsun yeniden =)


  16. 16.Temmuz.2011, 16:22
    20
    Yelomi - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    baya bi oluyorsunuz zaten hatalarımı anlıyorum Allah razı olsun yeniden =)


  17. 16.Temmuz.2011, 18:14
    21
    Tuana Almila
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 11.Temmuz.2011
    Üye No: 88615
    Mesaj Sayısı: 42
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 24
    Bulunduğu yer: Domino Şehri

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    Ben yeni Kur'an'a başladığım için şimdi Nisa suresindeyim yani (kadın) suresi orda şöyle yazıyor neden ilk önce erkek diye dedin ya kardeşim anlatayım:

    Erkeklerin evini geçindirme,eşini koruma,çocuklarını besleme gibi görevler verilmiştir bu yüzden kadın çocuk yapıp,çocuklarına bakıp,büyütmesi gerekiyor.Erkekler kadınlardan daha güçlü bir şekilde yaratılmış kadın ise zayıf ve duygusal bir yapıları vardır(Ve arkadaşım: Peygamberimiz zamanında erkekler hep Allah yolunda savaşmışlar güçlü oldukları için) yani burda erkek olanlara daha çok görev verilmiştir benim okuduğum ayette öyle yazıyordu erkek neden üstün yaratılmıştır diye


  18. 16.Temmuz.2011, 18:14
    21
    Ben yeni Kur'an'a başladığım için şimdi Nisa suresindeyim yani (kadın) suresi orda şöyle yazıyor neden ilk önce erkek diye dedin ya kardeşim anlatayım:

    Erkeklerin evini geçindirme,eşini koruma,çocuklarını besleme gibi görevler verilmiştir bu yüzden kadın çocuk yapıp,çocuklarına bakıp,büyütmesi gerekiyor.Erkekler kadınlardan daha güçlü bir şekilde yaratılmış kadın ise zayıf ve duygusal bir yapıları vardır(Ve arkadaşım: Peygamberimiz zamanında erkekler hep Allah yolunda savaşmışlar güçlü oldukları için) yani burda erkek olanlara daha çok görev verilmiştir benim okuduğum ayette öyle yazıyordu erkek neden üstün yaratılmıştır diye


  19. 12.Haziran.2015, 11:14
    22
    Misafir

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    bu nasil bir xitletdir yahuu biz kadinlara mal demek kime hakk verilmişdir ? hicmi deyerimiz yok bunca şey yazmışsiniz bir sozunuzle bitirdiniz olayi .kadin erkeyin malo deyildir!!! isterseniz bana feminist de deyin ancak sizin soylediginizin hiç bir mantigi olamaz !!


  20. 12.Haziran.2015, 11:14
    22
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    bu nasil bir xitletdir yahuu biz kadinlara mal demek kime hakk verilmişdir ? hicmi deyerimiz yok bunca şey yazmışsiniz bir sozunuzle bitirdiniz olayi .kadin erkeyin malo deyildir!!! isterseniz bana feminist de deyin ancak sizin soylediginizin hiç bir mantigi olamaz !!


  21. 25.Ocak.2016, 23:51
    23
    Misafir

    Cevap: Neden erkek kadına göre üstün yaratılmış?

    BAYANLAR Zaten ERKEKLERDEN İYİ YAŞIYORSUNUZ DAHA NEYİ BEGENMİYORSUNUZ ANLAMIYORUM.


  22. 25.Ocak.2016, 23:51
    23
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    BAYANLAR Zaten ERKEKLERDEN İYİ YAŞIYORSUNUZ DAHA NEYİ BEGENMİYORSUNUZ ANLAMIYORUM.





+ Yorum Gönder
Git İlk 12