+ Yorum Gönder
1. Sayfa 124 ... SonuncuSonuncu
Soru ve Cevaplar ve Sizden gelen sorular Kategorisinden Allah'a inanmak istiyorum Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. ardaturan51
    Üye
    Reklam

    Allah'a inanmak istiyorum

    Reklam





    Allah'a inanmak istiyorum Mumsema Merhaba gönül dostları. Sizden yardım istiyeceğim.
    Ben 18 Yaşında bi delaanlıyım.Ben ALLAH'ın varlığına birliğine inanan birisiydim.Son bi kaç yıldır aklımda çelişkiler doğmaya başladı.Allah varmıdır yokmudur diyerek hep düşünürdüm.ALLAH varsa onu kim yarattı? Kendi kendine nasıl oldu? Gibi sorular sorardım.. Peki ALLAH insanları neden yarattı? Can sıkıntısı mı ne bunun sebeplerini çok düşünürdüm.. ALLAH'a olan inancım git gide azaldı..Benim başıma psikolojik bi hastalık geldi.. Bununda çok etkisi oldu ALLAH'a inancıma.Bu hastalığımın geçmesi için hep dua ediyordum. Ama hiçbir yararı olmadı.. Namaza başladım , hastalık için değil ALLAH'a daha yakın olmak için.. ALLAH'a dua ediyordum ALLAH'ım benim aklımdaki düşünceleri yok et.. Ben sana tapıyorum.. Beni dinden imandan ayırma dedim.. Ama onunda yararını göremedim. Şimdi ALLAH'ın olduğuna inanamıyorum.. Varsa neden benim gibi istekli birisine yardım etmedi.. Aceba benim ALLAH'a inancımın gelmesi için ne yapmam gerekir? Yoksa ALLAH yokmu gerçekten? Ne olur yardım istiyorum sizden :'(





  2. İslam
    Kur'an Hadimi

    --->: Allah'a inanmak istiyorum


    Reklam


    birinden söz ediliyorsa o vardır. olmayanadan söz edilemez.
    Allahı inkar kendini, insanları hayvanları ve tüm kainatı inkardır.
    Bu mükemmel bedeni hayatı yaratan Allahtır.

  3. ardaturan51
    Üye
    Benim ne yapmam gerekir? ALLAH'a dua ediyorum aklımdaki düşünceler gitsin diye.. Olmuyor

  4. Şema
    el-âsa limen âsa
    Benim ne yapmam gerekir? ALLAH'a dua ediyorum aklımdaki düşünceler gitsin diye.. Olmuyor
    Kardeş sen inanıyor ama sadece vesveselerden şikayet ediyorsun anladığım kadarıyla.
    Samimi bir tevbe ve düzenli salih amel gerekir. Zamanla kalbine hakim olan şeytan orayı terkeder.
    Kalbini nelerle kirletmişsen o Allahın razı olmadığı haram amelleri terket.


  5. gül:)
    { Aşkın gıdası Allah’tır
    Kuran-ı Kerim meali oku !!!orda Rabbim sana tüm sorulara cevabını veriyor

    Amin Rabbim dinden imandan ayırmasın seni ve tüm kardeşlerimi inşallah ..
    Bu soruya cevapı engüzel hocalarım verir..Nacizhane birkaç kelam ben yazayım kendi düşüncelerimi iznin olursa kardeşim
    Haşa Rabbime inancını asla yitirme şeytanın aklına girmesini beynini celb etmesini engele .Tövbe et .kendini haramdan kötü alışkanlıklardan yasak olan dinimizde ne varsa onlardan koru .Rabbimin bizlere emrettiği gibi Dini inancın neyi gerektiriyorsa namazını kıl orucunu tut kendini mümkün mertebe kötülüklerden uzak tut abdestli ol hep ,abdestli olunca Rabbimin tüm güzelikleri içine işler namazını kılarken Rabbimden niyazlarında hep doğru yol için kötü ve şerden uzak dumak için dua et Rabbim seni beni afet bu durumumdan koru beni de.İnşallah Rabbim seni bu gereksiz düşüncelerden kurtarır herşey aslında senin elinde tasavvuh kitapları oku dinimizi öğrenme gayretine gir ve neden neden nedenleri arkaya geriye at kendinden uzak tut vesvese etme hiçbirzaman şeytanın en büyük oyunu vesvese koru kendini sana bir tavsiye kardeşim Ayettel Kürsiyi ezberle ve aklının karışık olduğu hervakit oku yardıma muhataç olduğun sıkıntıda olsugun boyle anlamsız gunah dusuncelere gırdıgın zaman herzaman oku ferahlarsın inşallah kendine iyibir dost bul dinine bağlı bir dost o sana doğru yolu gösterir Rabbimin izni ile inşallah Kerimemizi bilmiyorsan okumayı öğren öğrende bak ozaman doyamayacaksın okumaya öyle için açılacak ki sana en büyük nasihat bu !Allah seninle olsun dua edeceğim inşallah kardeşim için umarım doğru hakikatli yolu bulur ve hiçbirzaman ayrılmazsın yürekten iste yeterki .herşeyin bir sebebi var unutma...
    Hayırlı akşamlar..

  6. Arsoy
    Devamlı Üye
    Allah’ın varlığının delilleri


    Rabb’imizin varlığı delil gerektirmeyecek kadar açıktır. Ne var ki, varlığı her şeyden açık olan O yüce Yaratıcı, Zatı itibarıyla gözlerin bizzat göremeyeceği, idrak edemeyeceği kadar da yüce ve eşsiz bir varlıktır. Bu itibarla yüce Yaratıcı kendisini bize, Zat’ıyla değil, yaratmış olduğu eserler ve göndermiş olduğu rehberlerle tanıtmak istemektedir. O’nu bize anlatan veya bizi O’na götüren deliller sayısızdır. Bu delillerin en büyükleri şunlardır:
    1. Kâinat
    2. Kur’an-ı Kerim
    3. Peygamber Efendimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem)


    1. Kâinat önemli bir delil
    Muhteşem bir sanat eseri olan kâinat, insandaki aklî ve hissî bütün duyguları fazlasıyla uyaracak inceliklere, güzelliklere ve sırlara sahiptir. Bu âlemde, görebilen gözler için her şey, şüpheye yer bırakmayacak şekilde O’nun varlığını haykırmaktadır. Nitekim “Hiç gökleri ve yeri yaratan yüce Yaratıcı hakkında şüphe edilebilir mi?” ayet-i kerimesi bu hakikati dile getirmektedir. İnkâra şartlanmamış her bir akıl, kâinatın göz kamaştıran mimarisi ve baş döndüren düzenli işleyişinden hareketle, kâinattan objektif veriler elde edebilir ve onu âdeta bir kitap gibi sayfa sayfa okuyabilir. Zaten kâinatı büyük bir kitap olarak kabul edebiliriz. Bu kitabın her kelimesi, hatta her harfi öyle mucizeli bir şekilde yaratılmıştır ki, en küçük bir zerresini dahi tam yerinde yaratabilmek için, bütün kâinatı yaratabilecek sonsuz bir kudret lazımdır. Allah’ın dışında, bütün tabiî sebeplerin, sözgelimi iradeye ve güce sahip olsalar dahi bu kitabın bir harfini bile yaratmaları mümkün değildir. Çünkü bu harf, özellikle canlı bir mevcut olsa, kâinat kitabının bütün kelimeleri ile doğrudan ilgilidir.
    Kâinat kitabının bütün harfleri ve hatta noktaları, tek tek veya birleşmiş halleriyle yani kelime, cümle, paragraf oluşturmuş şekilleriyle yüce bir Zat’ın varlığına ve birliğine şahitlik etmekte ve “O’nu övgü ile tesbih etmeyen hiçbir şey yoktur.” hakikatini haykırmaktadırlar. Çünkü kâinat, İlâhî sanatın sergisi ve Allah’ın varlığını ilan ve ispat eden en büyük delildir. Kâinattaki varlıklar ise Allah’a ayna olan İlâhî birer memur, anlamlı birer harf, birer sanat mucizesi ve nihayetsiz kudret sahibi bir sanatkârın mukaddes isimlerinin tecellileridir.
    Rahmetin bütün mahlukatı kuşatması, hayattaki mucizenin zuhur etmesi, bütün kâinatın nihayetsiz ihtiyaçlarıyla her an yoktan yaratılması ve durmadan değişmesi, varlık âleminin zerrelerinden her bir zerresinde tecelli eden öldürme ve hayat verme kanununun her an görülmesi, her bir şeyin hal ve söz diliyle tesbihatta bulunmaları yüce bir Yaratıcı’nın varlığına işaret etmektedir. İşte kâinattaki bu muhteşem düzen, bu düzeni idare eden bir düzenleyicinin varlığını, birliğini, sınırsız bir kudret, ilim ve iradeye sahip olduğunu göstermektedir ki, bu varlık Allahu Teala’dır.

    2. Kur’an-ı Kerim
    Kur’an, Allah’ın varlığını ispat eden diğer bir delildir. Şu muazzam kâinattaki var olan her şey, bir yaratılış ayetidir ve Kur’an ayetleri bu yaratılış ayetlerini okuyarak, insanların anlayabileceği bir dile tercüme etmektedir. Yaratıcı’nın güzel isimlerinin, yaratılıştaki düzenin gereği olan sebepler ağının gerisinde gizlenmiş manevi hazinelerini keşfedip insanların istifadesine sunmaktadır. Kur’an, İlâhî takdirin birbiri ardı sıra dizdiği hâdiseler zincirinin oluşturduğu şu kâinat kitabının satırları arasında gizlenmiş, Yaratıcı’yı tanımaya vesile olan gerçekleri açan bir anahtardır. Kur’an’ın lafızları ise; hidayet cevherinin birer parlak ışığı, iman hakikatlerinin kaynağı ve İslam esaslarının madeni, kelimeleri; hoş mânâların definelerine birer anahtar, ayetleri ise bir mücevher sandığı ve kemal hazinesinin ve ilim definesinin anahtarıdır.


    3. Peygamber Efendimiz
    Risalet semasının güneşi, bütün peygamberlerin efendisi, Kur’an’ın tercümanı, şaşırmaz ve şaşırtmaz en doğru rehber ve en mükemmel üstad olan Efendimiz, her söz ve hareketiyle Cenab-ı Hakk’ın varlığını ispat etmektedir. O, getirdiği Kitap ve o Kitap’a göre ortaya koyup uyguladığı hayat (temsil) ve gösterdiği hedeflerle Allah’ı tanıtan canlı bir örnektir. Çöl ikliminde yaşayan bedevi kabilelerden asırlara hitap edecek medeniyetler kuran bir toplum vücuda getirmesi güçlü bir delildir.
    Ali Demirel


  7. Ecrinim
    Hüvel Baki..
    Allah ın Yaratmak İçin Tasarım Yapmaya İhtiyacı Yoktur


    'Tasarım' ifadesinin doğru anlaşılması önemlidir. Allah'ın kusursuz bir tasarım yaratmış olması, Rabbimiz’in önce plan yaptığı daha sonra yarattığı anlamına gelmez. Bilinmelidir ki, yerlerin ve göklerin Rabbi olan Allah’ın yaratmak için herhangi bir 'tasarım' yapmaya ihtiyacı yoktur. Allah'ın tasarlaması ve yaratması aynı anda olur. Allah bu tür eksikliklerden münezzehtir.

    Allah'ın, bir şeyin ya da bir işin olmasını dilediğinde, onun olması için yalnızca "Ol!" demesi yeterlidir.

    Ayetlerde şöyle buyurulmaktadır:

    Bir şeyi dilediği zaman, O'nun emri yalnızca: "Ol" demesidir; o da hemen oluverir. (Yasin Suresi, 82)
    Gökleri ve yeri (bir örnek edinmeksizin) yaratandır. O, bir işin olmasına karar verirse, ona yalnızca "OL" der, o da hemen oluverir. (Bakara Suresi, 117)


  8. midnitexpress
    Üye
    basina her turlu sey,kotu sey gelebilir ve hepsi ALLAH tandir, ALLAH in istemedigi hic bir sey senin basina gelmez,vuku bulamaz. bu dunya ALLAH in insan ruhuna gosterdigi kare kare fotograflardan meydana gelir ve hepsi bir kitap ta yazilir. ALLAH a onun kulun oldugun icin dua etmelisin kaderini degistirmek icin degil , hur iradenle hareket ediyorsun ama senin bu hur iraden ALLAH in iradesinin altinda kaliyor ve onun altinda calisiyor.bu dunyada hic kimse ALLAH in istemedigi kisiyi dogru yola sevkedemez

  9. reyna89
    Es Rahmet Rüzgarı
    kardeşim şeytan innsanlaır böyle yoldan çıkarıyor sana ve inanmayanlara çok dua edicem namazlarımda Allah yardımcın olsun şeytanı dinleme içindn gelen sesi dinleme o şeytanın sesidir.. Dua kitapları oku
    Said Havva Külliyatı Allah'A inanmak bizde bu kitap var bu varsa oku sende Allah'A inanmak Rabbimizi anlatan Efendimizi anlatan kitaplar oku güzel kardeş..

  10. mertfb190707
    Üye
    kardeş öncelikle sana şunları sorayım.dümdüz bir arazidesin,gözünle baktığın zaman ne kadar mesafei görebilirsin.elbette belli bir mesafeyi.
    kulağınla ne kadar duyabilirsin.elbette belli bir milimikron titreşimi.burunla belli bir mesafedeki kokuyu alırsın.


    işte bütün bu organların sınırlı olduğu gibi aklında sınırlı yaratılmış.ve Allah'ın nasıl meydana çıktığını bilemiyorsun.Allah'ın dilemesiyle sınırı geçemiyorsun.
    başka bir hususta bu dünya bir sınav dünyası,Allah dimdirek karşımıza çıksaydı,ben burdayım deseydi. dünyada hiç kafir kalır mıydı. herkes iman ederdi.peki Allah karşımızdayken herkes iman edeceğine göre çürük elmayla sağlam elma nasıl ayırt edilecekti.yani hakiki iman eden ile bir fasık münafık nasıl ayırt edilecekti.dolayısıyla buda bir sınavdır.

    diğer meseleye gelince;Allah seni ve hepimizi korusun,Allah'a inanmazsan neye inanacaksın.
    Allah'a inanmazsa-yahudiliği ve hristiyanlığı dahil etmiyorum-materyalist veya darwinist olacaksın.
    yani insanların maymundan geldiğine bu dünyanın tesadüfen oluştuğuna inanacaksın.daha doğrusu bütün canlıların aynı soydan geldiğine inanacaksın.mesela yunus balığıyla bir hamam böceğinin aynı soydan geldiğine bunların zamanla evrim geçirdiğne falan filan...

    bilimin ortaya koyduğu bir şey var. dünya tarihinde hiç bir patlama insana,doğaya yarar getirmemiş.tek şey dışında büyük patlama nam-ı diğer big bang.
    ne alaka diyebilirsin.
    big bangla gezegenler güneş sitemi oluşmuş.oksijen vs gibi hayat için gerekli bütün maddeler oluşmuş.
    düşün şimdi.
    insanın yaşaması için ne gerekli;su, oksijen,yiyecek vs.
    peki dünyada ne var yeterince oksijen,su, gıda vs.
    bu da demek oluyor ki,insanlar bilinçli bir beyin-ALLAH-tarafından önce uygun imkanlar yaratılarak bu dünyaya gönderilmiştir.yani dünyada insan yaşamı için her türlü imkan var ve ne tesadüf ki insan meydana çıkacak başka gezegen bulamamış,dünyada meydana gelmiş.

    insanların başka bir hatasıda insanın kendini Allah'la aynı zamanda yaşıyor gibi düşünmesidir.yani sen şu satırları okurken Allah'ın öteki dünyada başka bir işle uğraştığını düşünüyorsun. halbuki dünyanın meydana geldiği günden kıyamete kadrki süre Allah katında tek bir andır.sadece tek bir an.bu ayetlerdede bildiriliyor

    son paragraf biraz uzun bir konu ben sana kısaca harun yahyanın başta bütün eserleri olmak üzere ZAMANSIZLIK VE KADER GERÇEĞİ adlı eserini öneririm.

    ve imani konularda çokça kitap okumanı tavsiye ederim.

    namzda konuşulana gelince o konuşan şeytandır ve kalbine vesvese veriyor.namazda onu susturmaya çalışıyorum demişsin.ssusturmaya çalışma bırak o konussun sen namazınla meşgul ol.
    unutma ki vesveseyle ne kadar uğrsırsan o kadar büyür.ne kada önem vermezsen o kadar küçülür.

    not;unutma bu dünya sınav dünyası,ve senin yanından ayrılmayan şeytanda bı sınavın bir parçası,imsanoğlunda şeytanı ve nefsini yenecek güç var.

  11. üyesi2010
    Üye
    Vesveseyle ilgili


    İnsan niçin yaratılmış?

    “İnsan niçin yaratılmış?” sorusuna sıkça muhatap oluruz. Böyle bir soruyu kendimize yahut bir başkasına sormamız, bizim için büyük bir İlâhî ihsandır. Şöyle ki: Bu soruyu güneş kendisine soramadığı gibi, bir başka yıldız da güneşe sorabilmiş değil. Yine bu soruyu bir arı bir başka arıya, yahut bir koyun berikine sormaktan aciz. Demek oluyor ki, bu sorunun cevabını arayan insanoğlu, kendi varlığını istediği sahada kullanma konusunda serbest bırakılmış; bir arayış içinde ve bu konuda bir imtihana tabi tutulmuş.

    Bu imtihanı kazanmanın tek yolu, sorunun cevabını bizi yaratandan öğrenmemizdir. Bu noktaya varan insanlar gerçeğin kapısını çalmış olurlar. Ve kendilerine Kur’an lisanıyla, Peygamber diliyle cevapları verilir.

    “Ben cinleri ve insanları, ancak bana ibadet -kulluk- etsinler diye yarattım.” ( Zâriyât Sûresi, 56)

    Nur Küllîyatında ibadete “marifet” manası veriliyor. Bu mana üzerinde çoğu tefsir alimlerimiz ittifak etmişler. Namaz, oruç gibi ibadetler ise bu marifetin neticesidir. Yani, insan nimetin şükür gerektirdiğini idrak edecektir ki, sonra bu şükür ve hamd vazifeni yerine getirsin.

    İnsan, bu kâinatı dolduran İlahi mucizelerin tefekkür ve hayreti icap ettirdiklerini bilecektir ki, tespih ve tekbir vazifesini ifa etsin.

    İnsan, başka insanlara merhamet etmesi gerektiğinin şuuruna erecektir ki zekât ve sadaka verme yolunu tutsun.

    Bütün bunlar imanın ve marifetin, yani Allah’a inanmanın ve onu tanımanın meyveleridir.

    Nur Külliyatından bir marifet dersi: “Şu kâinattan maksad-ı âlâ, tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet-i küllîye-i insaniyedir.” ( Sözler, 264 .)

    Rububiyet, terbiye edicilik manasına geliyor. Bütün alemlerin her birinde bu fiil bir başka şekilde, bir başka güzellikte, bir başka mükemmellikte kendini gösteriyor. Ve biz her namazda Fatiha Sûresini okurken alemlerin Rabbine hamd etmekle bu farklı terbiyelerin şuurunda olduğumuzu ilan etmiş oluruz.

    Işıklar alemini de Allah terbiye ediyor, gözler alemini de. Ve biz, güneşin ışık verecek şekilde, gözümüzün de ondan faydalanacak biçimde terbiye edildiklerini düşünerek Rabbimize şükretmekle “tezahür-ü Rububiyete karşı, ubudiyet” vazifemizi yerine getiririz.

    Gıda maddelerinin yenilecek şekilde, ağzımızın, dilimizin, midemizin de onlardan faydalanacak tarzda terbiye edildiklerini nazara alarak Rabbimizin bu sonsuz ihsanlarını hayret ve teşekkürle karşıladığımızda, yine o rububiyete karşı ubudiyetle mukabele etmiş oluruz.

    Kâinatın yaratılması insan için, insanın yaratılması ise ubudiyet içindir. Burada dikkatimizi iki kelime çekiyor; âlâ ve küllîye kelimeleri. Bu iki kelime bize bu vazifeyi yapan daha başka varlıklar da olduğunu haber veriyorlar. Şu var ki, insan ubudiyet vazifeni onlardan daha üstün ve daha küllî bir derecede yapabilecek bir istidada sahip. Sözünü etmek istediğimiz bu varlıklar, meleklerle cinlerdir.

    Bir melek, bir meyveyi tefekkür ederken, dünün şekilsiz, renksiz elementlerinin bugün güzel bir varlık haline gelmelerini, sert ağaçtan bu yumuşak meyvelerin çıkmasını hayretle seyreder. Ama o meyvenin tadını, vitaminini, kalorisini düşünemez, tefekkür edemez. Zira, istidadı buna müsait değildir.

    İnsana bu noktada bambaşka bir kabiliyet verilmiştir. O, aklıyla, hayaliyle sadece hazır eşyayı değil, o anda görmediği nice şeyleri hatta geçmişi ve geleceği düşünebilir. Böylece fikri, düşüncesi, anlayışı ve feyzi küllîleşir. Eline aldığı bir meyveyi yerken, o anda bir milyonu aşkın canlı türünün sonsuz denecek kadar çok fertlerinin rızklandıklarını, kendisinin de bu İlâhî sofradan faydalanan bir fert olduğunu düşünebilir ve böylece Allah’ın Rezzak ismini küllî manada tefekkür etme imkanına kavuşur.

    Dilerse, düşüncesini geçmiş ve gelecek zamanlara da götürür. Bütün zamanlarda ve mekânlardaki her türlü nimeti ve onlardan istifade edenleri, hayalinin yardımıyla, birlikte düşünür ve tefekkürü daha da küllîleşir.

    Bütün İlâhî isimlerin tecellileri için benzer şeyler söylenebilir.

    Nur Küllîyatında, “İyyake na’büdü” “Biz ancak sana ibadet ederiz.” ayetinin açıklaması yapılırken, ayet-i kerimede niçin ben değil de biz denildiğine dikkat çekilir ve böyle denilmekle üç ayrı cemaatin kastedildiği ders verilir. Bunlardan birisi bütün müminler, diğeri vücudumuzda vazife gören ve her biri kendine mahsus bir ibadetle meşgul olan bütün organlar, hücreler, duygular,.., üçüncüsü ise bütün bir varlık âlemi.

    Demek oluyor ki insan, bütün varlık alemi namına “İyyake na’budü” diyebilecek bir kabiliyettedir. İşte tek başına da namaz kılsa, ferdiyetten kurtulup bu üç cemaatin ibadetlerini Rabbine takdim eden insan küllî bir ibadet yapmış demektir.

    İnsanın bu kâinata meyve olması da böyle bir neticeyi doğurmaktadır. Bir ağacın bütün birimlerini şuurlu farz verseniz, en küllî tefekkürü meyve yapacaktır. Çünkü meyvenin içindeki çekirdek bütün ağaçtan süzüldüğü için o meyvede ağacın tümünün ibadetlerini temsil etme, tefekkür etme kabiliyeti bulunacaktır.

    Bu küllî ubudiyeti en ileri derecede yapanlar kâinat ağacının en mükemmel meyveleri olan peygamberler ve özellikle Peygamber Efendimiz Hz. Muhammed’dir(asm.).

    “Maksad-ı âlâ ve ubudiyet-i küllîye” manalarıyla şu kutsî hadis arasında yakın bir ilgi vardır: “Sen olmasaydın ben felekleri yaratmazdım.” Nur Küllîyatında insanın vazifesiyle ilgili birçok bahis mevcut. Bunların bir özeti olarak birkaç maddeyi takdim etmek isterim:

    - Ruhuna bir İlâhî ikram olarak takılan, ilim, irade, görme, işitme gibi sıfatlarını Allah’ın sıfatlarını bilmeye bir vasıta olarak kullanmak. Kendi ruhundan İlahi sıfatları bilmek için açılan bu marifet pencerelerini iyi değerlendirmek.

    - Akıl kuvvetini hikmet dairesinde, şehvet kuvvetini iffet dairesinde, gazap kuvvetini şecaat dairesinde kullanmak.

    - Muhabbetini ancak Allah’a vermek ve mahlukatı da yine Onun namına, Onun isimlerine ayna olmaları, kemaline işaret etmeleri, cemalinden haber vermeleri cihetiyle sevmek.

    - “İbadatın bütün enva’ına müstaid bir fıtratta” yaratıldığının şuurunda olup bütün ibadet çeşitlerinin ayrı ayrı feyizlerinden azami ölçüde nasiplenmeye çalışmak.

    - Kendisine verilen “kalb, sır, ruh, akıl hattâ hayal ve sair kuvvelerin hayat-ı ebediyeye yüzlerini çevirmek.” Böylece bunların her birini kendine mahsus ibadetiyle meşgul etmek.

    - Duygularının her biriyle Allah’ın rahmet hazinelerinden birini açmak, ondan güzelce faydalanmak ve küllî şükretmek.

    - Aczini ölçü alarak Allah’ın kudretini, fakrına bakaran Onun rahmetini, noksanlıklarını düşünerek Onun kemalini tefekkür etmek. Rabbini sonsuz kemal, rahmet ve kudret sahibi, kendi nefsini ise yine sonsuz aciz, fakir ve noksan bilmek.

    - Ruhunu günahlardan, bedenini de her tüllü kirlerden, pisliklerden uzak tutarak İlahi huzura çıkmak.

    - Kendini Allah’ın en mükemmel eseri olma cihetiyle meleklerin, ruhanilerin seyrine, temaşasına güzelce sunmak.

    İşte insan bu gibi ulvî gayeler için yaratılmıştır. Ama ne yazık ki, bir çok insan, kendini unutmuş ve bu gayelerden gafil olarak sadece dünya hayatını rahat bir şekilde geçirmek için çabalar. Bütün kâinatın ibadetlerini temsil etme kabiliyetine sahip olduğu halde, sadece çevresindeki bir gurup insanın teveccühlerini kazanmayı ve kendisini onlara beğendirmeyi hayatına gaye edinir.

    Bir süre sonra kendisi de, o insanlar da dünyadan göçüp gitmekte ve bütün bu gayeler de onun bedeniyle birlikte adeta toprağa gömülüp kaybolmaktalar.


    Allah'ın varlık delilleri ile ilgili ayetler var ,onları araştırabilirsin.Prof. Dr. Bekir Topaloğlu'nun (İsbat-ı Vacib) kitabı var.O kitapta o ayetlerin çoğunun numarasını vermişler.Ayrıca buna benzer meal fihristlerinde de bulunur.
    Son olarak bu mesajı yayınlamanazı rica ediyorum,arkadaşımıza yararlı olması için.

  12. üyesi2010
    Üye

    Reklam


    <H2>mertfb190707 kardeşim "Allah'ın meydana gelmesi' gibi bir şey söz konusu olamaz.Allah ezelidir.Geniş bilgi için


    Allah nasıl var oldu. Ezeli ve ebedi olduğunu nasıl anlamalıyız?

    Soru

    Allah nasıl var oldu. Ezeli ve ebedi olduğunu nasıl anlamalıyız?





+ Yorum Gönder
1. Sayfa 124 ... SonuncuSonuncu
allaha inanmak,  allaha inanmak istiyorum,  allaha inanmak için sebepler,  allaha inanmak için nedenler,  inanmak istiyorum,  allaha ınanmak,  allaha iman