Konusunu Oylayın.: Fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazım değil mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazım değil mi?
  1. 20.Ocak.2010, 14:40
    1
    sorularla islam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2009
    Üye No: 46770
    Mesaj Sayısı: 467
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazım değil mi?






    Fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazım değil mi? Mumsema hocam ben aç kalsam günlerce veya borcum olsa dilen mem mi lazım böyle durumda benim sabredmem lazım degilmi böyle durumda ben evin sırrını vermemem lazım değil mi ve hocam fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazı değil mi ?


  2. 20.Ocak.2010, 14:40
    1
    Devamlı Üye



    hocam ben aç kalsam günlerce veya borcum olsa dilen mem mi lazım böyle durumda benim sabredmem lazım degilmi böyle durumda ben evin sırrını vermemem lazım değil mi ve hocam fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazı değil mi ?


    Benzer Konular

    - Camide iki imam var biri okumuş ama ameli iyi değil biri az bilgili ama çok samimi

    - Adak olarak kestiği kurbanın etinden nafakası kendisinin üzerine lazım gelen kimselere yedirse helal

    - Fakir bir kimse, başkasının verdiği yardım paraları ile hac yapabilir mi?

    - Hırsızlık yapan biri ne yapması lazım ve onun nasıl tövbe etmesi lazım?

    - Bankada euro hesabı olan bir kişi bunu faizle tutup faizini fakir kişilere dağıtsa kendine bir kuruş

  3. 20.Ocak.2010, 14:49
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,654
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: fakir olan biri bunu kendisinin söylememesi ve başkasının bu insanın bulması lazı değil mi?




    (Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir. (Kur'anı Kerim, Bakara Süresi, 273)
    ___________________
    AYETİN TEFSİRİ

    :"(Ey peygamberim!) Sadakalar kendilerini Al­lah yoluna adayan, kazanç için yeryüzünde dolaşa­mayan, iffetleri sebebiyle (isteyemedikleri ve hallerini arzedeme-dikleri için) cahillerin kendilerini zengin san­dığı, senin kendilerini simalarından tanıdığın, yüzsüzlük edip insanlardan istemeyen fakirler içindir. Hayırdan ne har­car-sanız muhakkak ki Allah onu hakkıyla bilendir."

    Rabbimiz bu âyet-i kerîmesinde infaka en lâyık insan­ları anlatı­yor. Bunların toplum içinde tanınabilmeleri ve mü'minlerin ken­dile-rine yardım ellerini uzatabilmeleri için Rabbimiz dört sıfat sayıyor.

    1-) Birinci özellikleri Allah yolunda tutunmuş olmalarıdır. Ken­dile­rini Allah yoluna adamış, Allah’ın dinini öğrenip öğretmeye, İs­lâ-m’ın anlaşılıp yaşanır hale gelmesi için kendilerini ilme, tebliğe ve cihada adamış olanlar. Bu yüzden de çalışıp kazanacak za­manları ve imkânları kalmamış olanlar. Cihad, tebliğ ve ilim ken­dilerini ticaretten, mal kazanmaktan alıkoymamış olanlar. Allah yo­luna kendilerini ada­mış olduklarından dolayı yeryüzünde rahat dolaşamayan, yâni maişet temini için yol bulamayan kimseler. Ya da Müslümanların dertleriyle problemleriyle uğraşırken ticaret ya­pıp geçimlerini temin edemeyen­ler.
    2-) Ama bir başka özellikleri daha vardır bunların. O da, ha­yala­rından, iffetlerinden dolayı kendilerini tanımayan bilmeyen in­san­ların kendilerini zengin zannettikleri insanlardır bunlar. Bunlar muhtaç oldukları halde yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey is­temedikleri için, hayaları iffetleri insanlara durumlarını açmalarına engel olduğu için görenler onları zengin zannederler.

    Onları tanımak gerçekten zordur. Ama:
    Sen onları yüzlerinden, simalarından tanırsın. Herkes onla­rın durumlarını bilemez. Bunu ancak basîret ve feraset sahipleri anlar. Akıl ve feraset sahibi halden anlar kimseler ciddi ciddi araştırıp bun­la­rın durumlarını öğrenir ve onlara karşı onların izzeti nefislerini, iffet­le­rini rencide etmeden gizlice ve güzellikle onlara infakta bulunurlar.

    Onlar yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey isteyemezler. Kim­se-ye hallerini açamazlar. Kendilerine bir şey verilmedikçe sırna­şıklık ederek bir şey isteyemezler. İsteyecek olsalar bile mutlaka nezaketle isterler.

    Allah’ın Rasûlü bu hususu anlatırken Müslim’de şöyle buyu­rur:

    "İstediğiniz zaman ısrarla istemeyin. Allah’a ye­min ederim ki istemediğim halde ben birinize bir şey ve­rirsem verdiğim şeyleri Allah bereketli kılmaz."

    Yine bakın Allah’ın Rasûlü sırnaşıklık ederek ısrarla in­sanlar­dan bir şeyler isteyen kişi hakkında Buhârî ve Müslim’in rivâ­yetinde şöyle buyurur:

    "Israrla insanlardan bir şeyler isteyen kişi kıya­met gününde yüzünde hiç bir et parçası olmadığı halde Al­lah’ın huzuruna getirilecektir."

    Yine Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyet ettikleri bir hadisle­rinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur: "Gerçek fakir, öyle kapı, kapı dolaşıp da halkın kendisine bir iki hurma, bir iki lokma verdiği kimse değildir. Gerçek miskin kendisine yetecek zenginliği olma­yan ve fakir­liği bilinmeyen ve insanlardan hiç bir şey isteyemeyen kimsedir."

    Ebu Dâvûd ve Nesei Abdurrahmân Bin Ebi Said’den şunu rivâ­yet ederler: Bu zat diyor ki: "Annem beni bir şeyler istemek üzere Rasûl-i Ekrem’e gönderdi. İhtiyacımızı haber verip bir şeyler istemek üzere Rasûlullah’ın yanına varıp oturdum. Allah’ın Rasûlü bana karşı dönerek şöyle buyurdu:

    "Kim ğanîlik gösterirse onu zengin kılar. Kim de ha­fiflik ederse Allah onu iffetli kılar. Kim yetinirse Al­lah ona yetecek kadarını verir. Her kimin bir ukıyye de­ğerin-de malı olduğu halde dilencilik yapar ve insanlar­dan bir şey­ler isterse o yüzsüzlük etmiş olur."

    Buyurdu. Bunun üzerine ben düşündüm, benim Yakûte ismin­deki dişi devem bir ukıyyeden daha değerlidir diyerek iste­mekten vazgeçip geri döndüm der."

    Malı olduğu halde istemekten Allah’ın Rasûlü menedi­yor. Müs­lüman bunu prensip edinince artık dünyaya ve dünya malına iltifat etmeyecektir. Aman benim olsun. Aman biraz daha olsun. Çabasında olmayacaktır. Zira kişi bir malı o mala tamahla alırsa kesinlikle onun bereketi de olmayacaktır. Allah’ın Rasûlü yediği halde bir türlü doy­mayan kişiye benzetir onu. Hattâ müslüman ona ihtiyacı yoksa kendi­sine kendisi istemeden de tek­lif edilen malı da almamaya niyetli ol­malıdır. Zira o müslüman ihti­yacı yokken kendisine teklif edilen o malı alırsa omuzuna bir so­rumluluk alıyor, yük alıyor demektir. Ama bu müslümanın gerçek­ten ihtiyacı varsa zaruret saikiyle istemek hakkı vardır.
    Çünkü Rabbimiz Kur’an-ı Kerîmin pek çok yerinde bu du­rum-da olanların zenginler üzerinde haklarının olduğunu anlatmış­tır. Yâni bunların zenginlerin malları içinde belli hakları vardır. Bi­naen aleyh zor durumda kalıp da isteyen kişi hiç de üzülmemeli zira o kendi hakkını istemektedir. Beriki veren de hiçbir zaman öğünmemeli çünkü zaten ona kendi hakkını veriyor demektir. Böylece anlıyoruz ki iste­mek-ten çekineni Allah afif kılacaktır. Yâni mala karşı, dünyaya karşı müstağnî davranan, eyvallahsız davra­nan kişiyi Allah zengin kılacak­tır.

    Ama unutmayalım ki bu anlattıklarım alan kişi için böyledir. Bir de meseleyi veren kişi için yâni zengin olup da vermesi gere­ken kişi­ler açısından düşündüğümüz zaman onlar da mallarının tamamını ve­recek kadar bu konuda hahişkar olmalıdır. Bu isteye­meyen kişileri yüzlerinden, simalarından tanıyarak onların iffetle­rini bozmadan, on­lara kendi yediklerinden, kendi giydiklerinden ulaştırma çabası içine girmeleri gerekecektir.

    Allah yoluna kendilerini adamış, Allah’ın dinini öğrenip öğ­ret-me yoluna koyulmuş cihad ve tebliğle uğraşırken, maişet te­minine za-manları ve imkânları kalmamış ama iffetlerinden, utan­gaçlıkların­dan dolayı da kimseye durumlarını açamayan ve bunun için de in­sanların kendilerini zengin zannettikleri, ancak simaların­dan tanıya­bileceğiniz fakirler infakta önceliklidirler.

    İbni Abbas’ın ifadesine göre bunlar asr-ı saâdette Ashab-ı Suf-fa idi. Bunlar Medine’de Rasulullah’ın mescidinde kalan, elbi­sele­rinin cepleri olmayan, yeryüzünden de bir karış arazileri olma­yan, kendilerini sadece ilme ve Allah yolunda cihada ve tebliğe adamış kimselerdi. Sayıları dört yüz kadar olan bu sahabelerin Rasulullah’tan İslâm’ı öğrenmek ve öğretmekten başka bir dertleri yoktu. Allah Rasülü’nün çevresinde, etten kemikten bir kale oluştu­rup, hayatlarını bu dâvâya vakfedip yıllar sonra şu anda bile bize bu kitabı, bu hadis­leri ulaştıran bu insanlardır.

    Her devirde böyle kendilerini Allah yoluna vakfetmiş insan­lar bulunabilir. İşte bunlar hayatlarını Allah yoluna vakfettikleri için elbette geçimlerini temin edecek zamanları, imkânları olmayacak­tır. İşte böyle insanlar infakta en önde olmaları gereken insanlar­dır.


  4. 20.Ocak.2010, 14:49
    2
    Moderatör



    (Yapacağınız hayırlar,) kendilerini Allah yoluna adamış, bu sebeple yeryüzünde kazanç için dolaşamayan fakirler için olsun. Bilmeyen kimseler, iffetlerinden dolayı onları zengin zanneder. Sen onları simalarından tanırsın. Çünkü onlar yüzsüzlük ederek istemezler. Yaptığınız her hayrı muhakkak Allah bilir. (Kur'anı Kerim, Bakara Süresi, 273)
    ___________________
    AYETİN TEFSİRİ

    :"(Ey peygamberim!) Sadakalar kendilerini Al­lah yoluna adayan, kazanç için yeryüzünde dolaşa­mayan, iffetleri sebebiyle (isteyemedikleri ve hallerini arzedeme-dikleri için) cahillerin kendilerini zengin san­dığı, senin kendilerini simalarından tanıdığın, yüzsüzlük edip insanlardan istemeyen fakirler içindir. Hayırdan ne har­car-sanız muhakkak ki Allah onu hakkıyla bilendir."

    Rabbimiz bu âyet-i kerîmesinde infaka en lâyık insan­ları anlatı­yor. Bunların toplum içinde tanınabilmeleri ve mü'minlerin ken­dile-rine yardım ellerini uzatabilmeleri için Rabbimiz dört sıfat sayıyor.

    1-) Birinci özellikleri Allah yolunda tutunmuş olmalarıdır. Ken­dile­rini Allah yoluna adamış, Allah’ın dinini öğrenip öğretmeye, İs­lâ-m’ın anlaşılıp yaşanır hale gelmesi için kendilerini ilme, tebliğe ve cihada adamış olanlar. Bu yüzden de çalışıp kazanacak za­manları ve imkânları kalmamış olanlar. Cihad, tebliğ ve ilim ken­dilerini ticaretten, mal kazanmaktan alıkoymamış olanlar. Allah yo­luna kendilerini ada­mış olduklarından dolayı yeryüzünde rahat dolaşamayan, yâni maişet temini için yol bulamayan kimseler. Ya da Müslümanların dertleriyle problemleriyle uğraşırken ticaret ya­pıp geçimlerini temin edemeyen­ler.
    2-) Ama bir başka özellikleri daha vardır bunların. O da, ha­yala­rından, iffetlerinden dolayı kendilerini tanımayan bilmeyen in­san­ların kendilerini zengin zannettikleri insanlardır bunlar. Bunlar muhtaç oldukları halde yüzsüzlük ederek insanlardan bir şey is­temedikleri için, hayaları iffetleri insanlara durumlarını açmalarına engel olduğu için görenler onları zengin zannederler.

    Onları tanımak gerçekten zordur. Ama:
    Sen onları yüzlerinden, simalarından tanırsın. Herkes onla­rın durumlarını bilemez. Bunu ancak basîret ve feraset sahipleri anlar. Akıl ve feraset sahibi halden anlar kimseler ciddi ciddi araştırıp bun­la­rın durumlarını öğrenir ve onlara karşı onların izzeti nefislerini, iffet­le­rini rencide etmeden gizlice ve güzellikle onlara infakta bulunurlar.

    Onlar yüzsüzlük yapıp kimseden bir şey isteyemezler. Kim­se-ye hallerini açamazlar. Kendilerine bir şey verilmedikçe sırna­şıklık ederek bir şey isteyemezler. İsteyecek olsalar bile mutlaka nezaketle isterler.

    Allah’ın Rasûlü bu hususu anlatırken Müslim’de şöyle buyu­rur:

    "İstediğiniz zaman ısrarla istemeyin. Allah’a ye­min ederim ki istemediğim halde ben birinize bir şey ve­rirsem verdiğim şeyleri Allah bereketli kılmaz."

    Yine bakın Allah’ın Rasûlü sırnaşıklık ederek ısrarla in­sanlar­dan bir şeyler isteyen kişi hakkında Buhârî ve Müslim’in rivâ­yetinde şöyle buyurur:

    "Israrla insanlardan bir şeyler isteyen kişi kıya­met gününde yüzünde hiç bir et parçası olmadığı halde Al­lah’ın huzuruna getirilecektir."

    Yine Buhârî ve Müslim’in birlikte rivâyet ettikleri bir hadisle­rinde Allah’ın Rasûlü şöyle buyurur: "Gerçek fakir, öyle kapı, kapı dolaşıp da halkın kendisine bir iki hurma, bir iki lokma verdiği kimse değildir. Gerçek miskin kendisine yetecek zenginliği olma­yan ve fakir­liği bilinmeyen ve insanlardan hiç bir şey isteyemeyen kimsedir."

    Ebu Dâvûd ve Nesei Abdurrahmân Bin Ebi Said’den şunu rivâ­yet ederler: Bu zat diyor ki: "Annem beni bir şeyler istemek üzere Rasûl-i Ekrem’e gönderdi. İhtiyacımızı haber verip bir şeyler istemek üzere Rasûlullah’ın yanına varıp oturdum. Allah’ın Rasûlü bana karşı dönerek şöyle buyurdu:

    "Kim ğanîlik gösterirse onu zengin kılar. Kim de ha­fiflik ederse Allah onu iffetli kılar. Kim yetinirse Al­lah ona yetecek kadarını verir. Her kimin bir ukıyye de­ğerin-de malı olduğu halde dilencilik yapar ve insanlar­dan bir şey­ler isterse o yüzsüzlük etmiş olur."

    Buyurdu. Bunun üzerine ben düşündüm, benim Yakûte ismin­deki dişi devem bir ukıyyeden daha değerlidir diyerek iste­mekten vazgeçip geri döndüm der."

    Malı olduğu halde istemekten Allah’ın Rasûlü menedi­yor. Müs­lüman bunu prensip edinince artık dünyaya ve dünya malına iltifat etmeyecektir. Aman benim olsun. Aman biraz daha olsun. Çabasında olmayacaktır. Zira kişi bir malı o mala tamahla alırsa kesinlikle onun bereketi de olmayacaktır. Allah’ın Rasûlü yediği halde bir türlü doy­mayan kişiye benzetir onu. Hattâ müslüman ona ihtiyacı yoksa kendi­sine kendisi istemeden de tek­lif edilen malı da almamaya niyetli ol­malıdır. Zira o müslüman ihti­yacı yokken kendisine teklif edilen o malı alırsa omuzuna bir so­rumluluk alıyor, yük alıyor demektir. Ama bu müslümanın gerçek­ten ihtiyacı varsa zaruret saikiyle istemek hakkı vardır.
    Çünkü Rabbimiz Kur’an-ı Kerîmin pek çok yerinde bu du­rum-da olanların zenginler üzerinde haklarının olduğunu anlatmış­tır. Yâni bunların zenginlerin malları içinde belli hakları vardır. Bi­naen aleyh zor durumda kalıp da isteyen kişi hiç de üzülmemeli zira o kendi hakkını istemektedir. Beriki veren de hiçbir zaman öğünmemeli çünkü zaten ona kendi hakkını veriyor demektir. Böylece anlıyoruz ki iste­mek-ten çekineni Allah afif kılacaktır. Yâni mala karşı, dünyaya karşı müstağnî davranan, eyvallahsız davra­nan kişiyi Allah zengin kılacak­tır.

    Ama unutmayalım ki bu anlattıklarım alan kişi için böyledir. Bir de meseleyi veren kişi için yâni zengin olup da vermesi gere­ken kişi­ler açısından düşündüğümüz zaman onlar da mallarının tamamını ve­recek kadar bu konuda hahişkar olmalıdır. Bu isteye­meyen kişileri yüzlerinden, simalarından tanıyarak onların iffetle­rini bozmadan, on­lara kendi yediklerinden, kendi giydiklerinden ulaştırma çabası içine girmeleri gerekecektir.

    Allah yoluna kendilerini adamış, Allah’ın dinini öğrenip öğ­ret-me yoluna koyulmuş cihad ve tebliğle uğraşırken, maişet te­minine za-manları ve imkânları kalmamış ama iffetlerinden, utan­gaçlıkların­dan dolayı da kimseye durumlarını açamayan ve bunun için de in­sanların kendilerini zengin zannettikleri, ancak simaların­dan tanıya­bileceğiniz fakirler infakta önceliklidirler.

    İbni Abbas’ın ifadesine göre bunlar asr-ı saâdette Ashab-ı Suf-fa idi. Bunlar Medine’de Rasulullah’ın mescidinde kalan, elbi­sele­rinin cepleri olmayan, yeryüzünden de bir karış arazileri olma­yan, kendilerini sadece ilme ve Allah yolunda cihada ve tebliğe adamış kimselerdi. Sayıları dört yüz kadar olan bu sahabelerin Rasulullah’tan İslâm’ı öğrenmek ve öğretmekten başka bir dertleri yoktu. Allah Rasülü’nün çevresinde, etten kemikten bir kale oluştu­rup, hayatlarını bu dâvâya vakfedip yıllar sonra şu anda bile bize bu kitabı, bu hadis­leri ulaştıran bu insanlardır.

    Her devirde böyle kendilerini Allah yoluna vakfetmiş insan­lar bulunabilir. İşte bunlar hayatlarını Allah yoluna vakfettikleri için elbette geçimlerini temin edecek zamanları, imkânları olmayacak­tır. İşte böyle insanlar infakta en önde olmaları gereken insanlar­dır.





+ Yorum Gönder