Konusunu Oylayın.: Kibirle ilgili bir hikaye kıssa

5 üzerinden 4.80 | Toplam : 20 kişi
Kibirle ilgili bir hikaye kıssa
  1. 20.Ocak.2010, 10:44
    1
    sorularla islam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2009
    Üye No: 46770
    Mesaj Sayısı: 467
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 5

    Kibirle ilgili bir hikaye kıssa






    Kibirle ilgili bir hikaye kıssa Mumsema Kibirle ilgili bir hikaye kıssa istiyorum yardımcı olur musunuz


  2. 20.Ocak.2010, 10:44
    1
    Devamlı Üye



  3. 21.Ocak.2010, 03:11
    2
    abd-rahman
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Eylül.2009
    Üye No: 55077
    Mesaj Sayısı: 98
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 31

    --->: Kibirle ilgili bir hikaye kıssa istiyorum




    kibirli kız


    Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi." dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.

    Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.

    - Alo.kızım, nasılsın?

    - İyiyim anne. Ne oldu

    - Sana bir surprizim var.

    - Surpriz mi?

    - Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş..

    - Eee kimmiş.

    - Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.

    - Ben mi?

    - Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.

    - Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.

    - Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.

    - Amaaan. Peki peki. Nasıl tanıyacağım.

    -Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.

    -Tamam anne..tamam.

    - Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.

    - Hemen darılma, tamam dedim ya.

    O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.


  4. 21.Ocak.2010, 03:11
    2
    Devamlı Üye



    kibirli kız


    Genç kız, el aynasında makyajını kontrol etti; "-Gayet iyi." dedi. Güzelliğinden emindi.Çevresindeki erkeklerin pervane olmasından zaten biliyordu güzel olduğunu. Hayatın tadını çıkaran, rahat yaşayan biriydi.

    Cep telefonu çaldığında, akşam arkadaşlarıyla hangi eğlence yerine gideceğine karar vermeye çalışıyordu. Telefondaki numaraya baktı, arayan annesiydi.

    - Alo.kızım, nasılsın?

    - İyiyim anne. Ne oldu

    - Sana bir surprizim var.

    - Surpriz mi?

    - Evet.Çok eski bir arkadaşım, dostum şehrimize gelmiş..

    - Eee kimmiş.

    - Kim olduğu surpriz. Fakat, onu senin almanı istiyorum.

    - Ben mi?

    - Evet, senin iş yerine yakın olan parkı biliyormuş. Parka gitmesini ve seninle buluşmasını söyledim. Senin de parka gidip onu almanı istiyorum.

    - Anne, ben böyle şeyleri sevmem, kendin halletsen.

    - Kızım 1-2 saatlik bir işim var. Ayrıca seni bebekliğinden tanıyan bir arkadaşım. Seni görünce mutlaka çok sevinecektir.

    - Amaaan. Peki peki. Nasıl tanıyacağım.

    -Evden çıkarken üzerine giydiklerini tarif ettim.O parkta bazı oturaklar piknik masası şeklinde. Parkın sinema tarafı girişindeki ilk piknik masasına otur. O gelince seni bulacak.

    -Tamam anne..tamam.

    - Kızım senden her gün mü bir şey istiyorum.Üniversiteyi bitireli, hele de işe gireli bir fatura yatırmaya bile göndermedim.

    - Hemen darılma, tamam dedim ya.

    O nasıl tamam demekse. neyse, hadi o zaman, izin al da çık, bekletme. Ben de işlerimi bitirip hemen geleceğim.


  5. 21.Ocak.2010, 03:11
    3
    abd-rahman
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Eylül.2009
    Üye No: 55077
    Mesaj Sayısı: 98
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 31

    --->: Kibirle ilgili bir hikaye kıssa istiyorum

    Genç kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi.

    Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. "-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü.

    Köylü kadın çekinerek seslendi;

    - Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim?

    "Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.

    - Ne var, adres mi soracan! ..

    Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;

    - Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.

    - Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.

    Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.

    "-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.

    Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;

    - Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı.

    Kadın dayanamadı;

    - Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! .

    - Oooo... laf yapmayı da biliyormuş

    -Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.

    Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.



    Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.

    - Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde?

    - Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.

    - Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.

    Genç kız bir an durakladı.

    -Küçük bir kız mı?

    - Evet

    - Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi?

    - Kültürsüz değil ama zengin değil.

    - Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.

    - Köyden gelen kadına ne denir ki! ..

    - Oh. iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun.

    - Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ' - Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım'. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.

    -Ne istiyormuş?

    - Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.

    - Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım?

    Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;

    - Kızım, sen bebekken biz köydeydik.

    - Eee.

    - Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.

    -Evet, hatırladım.

    - O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.

    - Herhalde şimdi anlatacaksın.

    - Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu.

    - Niçin?

    - Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı.


  6. 21.Ocak.2010, 03:11
    3
    Devamlı Üye
    Genç kız, izin alıp çıktı.Kısa bir yürüyüşten sonra parka vardı. Bu parkta daha önce hiç oturmadığını farketti. Arkadaşlarıyla hep paralı,lüks eğlence yerlerine giderlerdi.

    Annesinin tarif ettiği, girişteki ilk masayı buldu, boş olan kısmına oturdu. Masanın diğer tarafında bir köylü kadınla, küçük kız oturuyordu. Onlarla aynı yerde bulunmaktan utandığını hissetti. "-Annemin arkadaşı çabucak gelse de, şunlardan kurtulsam" diye düşündü.

    Köylü kadın çekinerek seslendi;

    - Afedersin kızım, bir şey sorabilir miyim?

    "Kızım" diye seslenmesi iyice sinirlerini bozdu.

    - Ne var, adres mi soracan! ..

    Sert çıkış karşısında kadın sesini alçalttı;

    - Hayır kızım, başka bir şey soracaktım.

    - Sizin gibi cahiller ya adres sorar, ya para ister.

    Köylü kadının kızaran yüzüne aldırmadı bile. O sırada şık ve lüks giyimli, orta yaşlı bir kadının uzaktan yaklaştığını gördü.

    "-Nihayet." diye düşündü. Ayağa kalkıp kadını karşılamaya çalışırken, kadın yanlarından geçip gitti. Somurtarak geri oturdu.

    Yanındaki küçük kıza daha sıkı sarılmış köylü kadının gözünden bir damla yaşın süzüldüğünü gördü.Kadın gözyaşını saklamak için diğer tarafa dönünce bir yüzündeki büyük yanık izi göründü. Genç kız manalı manalı güldü;

    - Bak kolayca gözyaşı dökebiliyorsun, yüzünde de çirkin bir yanık izi var. Burda ne bekliyorsun geç bir köşeye aç mendilini ağla. Fakat ağlamayla benden bir şey koparacağını sanma, tamam mı.

    Kadın dayanamadı;

    - Cahil deyip duruyorsun. Ne cahilliğimi gördün. Tanımadığım bir kadına, torununun yanında hakaret mi ettim! .

    - Oooo... laf yapmayı da biliyormuş

    -Anlaşıldı kızım, sen üniversite bitirmiş, çok şey öğrenmiş olabilirsin ama insanlıktan sınıfta kalmışsın. Torunumu okutmak için uğraşacaktım. Fakat seni görünce vazgeçtim.

    Yaşlı kadın, küçük kızı alıp masadan kalkarken, boşalan yere doğru şık giyimli bir kadın yaklaştı. Cevap vermek için hazırlanan genç kız zengin giyimli, şık kadını görünce uzaklaşan yaşlı kadına cevap vermekten vazgeçti. Yaşlı kadın geriye bakmaya çalışan küçük kızın başını eliyle engelledi.



    Bir süre sonra, genç kızın annesi parkta yanına geldi.

    - Merhaba kızım, Zeynep teyzen nerde?

    - Kimse gelmedi anne. En son bir bayan geldi, yanıma oturdu. O da sadece dinlenmek için gelmiş biriymiş.

    - Allah Allah! ... giyindiklerini çok iyi tarif etmiştim, seni nasıl bulamadı anlamadım. Yanında küçük bir kız olacaktı.

    Genç kız bir an durakladı.

    -Küçük bir kız mı?

    - Evet

    - Anne! . biz zengin, kültürlü insanlarız. Herhalde arkadaşın da zengin, kültürlü biridir, değil mi?

    - Kültürsüz değil ama zengin değil.

    - Sakın bana köylü bir kadın olduğunu söyleme.

    - Köyden gelen kadına ne denir ki! ..

    - Oh. iyi iyi, köylü kadınları karşılmaya beni gönderiyorsun.

    - Kızım, o kadına bir borcumuz vardı. O zamanlarda borcumuzun karşılığı bir şey veremedik. ' - Gün gelir, bir ihtiyacım olduğunda, ben kapınızı çalarım'. Dedi ve işte bu gün kapımızı çaldı.

    -Ne istiyormuş?

    - Torununu okutmamızı istiyor. Baban şimdi arabayla gelip hepimizi alacak, kayıt için okula götürecek.

    - Anne, o köylü kadına ne borcun olabilir ki, anlayamadım?

    Annesi, kızının öfkeli ses tonuna dayanamadı;

    - Kızım, sen bebekken biz köydeydik.

    - Eee.

    - Sana yıllar önce bahsetmiştim, köydeyken evimiz yandı, biz de inekleri,atları,tarlaları neyimiz varsa hepsini satıp köyden göçtük, demiştim.

    -Evet, hatırladım.

    - O yangınla ilgili bir ayrıntıyı, seni üzülebilir veya seni evde yalnız bıraktığımız için darılabilirsin korkusuyla anlatmamıştık.

    - Herhalde şimdi anlatacaksın.

    - Baban evde yoktu, ben de su doldurmaya köy pınarına gitmiştim. Lodos mu ne diyorsunuz, işte o rüzğar bazen ters esiyormuş, yukardan aşağı filan. Sen beşikte uyuyorken rüzğar bacadan içeri esince közler ocaklıktan tahtalara sıçramış, yangın başlamış. Pınar yerinden dumanları görüp koştuğumda alevler heryeri sarmıştı. Birazdan yıkılacak gibi görünen eve yine de girmek için atıldığım anda Zeynep teyzen kucağına seni almış olduğu halde dışarı fırladı. O sahneyi hiç unutamam; onun kucağından seni aldığımda o çığlıklar atıyordu.

    - Niçin?

    - Seni kurtarırken, sağ tarafı yanmıştı. Gelince görürsün sağ yanağında ağır bir yanık izi var. Çok acı çekti çook. Dur ağlama, seni bu kadar üzeceğini bilmiyordum. Tamam kızım, bak makyajın akıyor, ağlama. Hah! .. baban da geldi. Fakat Zeynep teyzen hala bizi bulamadı.


  7. 21.Ocak.2010, 03:44
    4
    abd-rahman
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Eylül.2009
    Üye No: 55077
    Mesaj Sayısı: 98
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Yaş: 31

    --->: Kibirle ilgili bir hikaye kıssa istiyorum

    23 - ABDÜLMECİD ŞİRVÂNÎ (Rahmetullahi Aleyh)

    KİBİRLİ İNSAN

    Makâm sâhibi biri, bir yolculuk ânında,
    Tokat’a uğramıştı “Şirvânî” zamanında.

    “Hoş geldin” demek için o makâm sâhibine,
    Gitti bütün ahâli onun ziyâretine.

    Kendini çok beğenen bir kişiydi o fakat,
    Yanına gelenlere, hiç etmedi iltifât.

    Böbürlenip dedi ki: (Beni karşılıyanlar,
    Sâdece bu kadar mı, yok mu başka insanlar?)

    Onlar, (Yoktur efendim) deyince o kimseye,
    Dedi: (Doğru söyleyin, yok mu başka bir kimse?

    Beni karşılamaya gelmesi lâzım gelen,
    Başka kimse kaldıysa, söyleyin bana hemen.)

    Orada bulunanlar, dediler ki: (Efendim!
    Yalnız takvâ sâhibi bir zât var, ehli ilim.

    Allahın evliyâsı, çok mübârek biridir.
    Hiç çıkmaz dışarıya, onun işi ilimdir.)

    O bunları duyunca, gâyet sinirlenerek,
    Dedi: (O, eceline susamış olsa gerek.

    O nasıl bir kimse ki, huzûruma gelmiyor.
    Benim kim olduğumu. o gâlibâ bilmiyor.

    Haydi ne durursunuz, bekliyorum onu ben.
    Gidip, zorla da olsa, getirin bana hemen.

    Ben onun cezâsını, yanınızda vereyim.
    Beni karşılamamak ne imiş, göstereyim.)

    Dediler ki: (Efendim, sizden önce, buraya,
    Gelen büyük insanlar, giderlerdi oraya.

    Dergâhına vararak, öperlerdi elini.
    Çok iyi bilirlerdi o zâtın kıymetini.

    Size de lâyık olan, o zâta gitmenizdir.
    Ellerini öperek, duâ istemenizdir.)

    Dedi ki: (Yârın ona gideyim öyle ise.
    Bir cezâ vereyim ki, ibret olsun herkese.)

    "Mevlânâ Şirvânî"yi seven bâzı kimseler,
    Dergâhına giderek, bunu haber verdiler.

    Dediler ki: (Efendim, o, çok zâlim biridir.
    Eğer gitmez iseniz, bir zarar verebilir.)

    Buyurdu ki: (Ey dostlar, şunu iyi biliniz.
    O bize dokunamaz, aslâ üzülmeyiniz.

    Biz nasıl gitmiyorsak o kimsenin yanına,
    Onun da yaklaşması, hiç mümkün değil bana.)

    Ertesi gün o zâlim, gurûr ve kibir ile,
    Yollandı o dergâha, bir çok hizmetçisiyle.

    O zâta “zarar vermek” niyetiyle giderken,
    Yolda attan düşerek, ölüp gitti âniden.

    Zîrâ atı huysuzdu, kendisi gurûrluydu.
    Giderken, hayvan onu şiddetle yere vurdu.

    Bir "Allah adamı"na gidiyorken zarara,
    Tepe taklak düşerek, giriverdi mezâra.


  8. 21.Ocak.2010, 03:44
    4
    Devamlı Üye
    23 - ABDÜLMECİD ŞİRVÂNÎ (Rahmetullahi Aleyh)

    KİBİRLİ İNSAN

    Makâm sâhibi biri, bir yolculuk ânında,
    Tokat’a uğramıştı “Şirvânî” zamanında.

    “Hoş geldin” demek için o makâm sâhibine,
    Gitti bütün ahâli onun ziyâretine.

    Kendini çok beğenen bir kişiydi o fakat,
    Yanına gelenlere, hiç etmedi iltifât.

    Böbürlenip dedi ki: (Beni karşılıyanlar,
    Sâdece bu kadar mı, yok mu başka insanlar?)

    Onlar, (Yoktur efendim) deyince o kimseye,
    Dedi: (Doğru söyleyin, yok mu başka bir kimse?

    Beni karşılamaya gelmesi lâzım gelen,
    Başka kimse kaldıysa, söyleyin bana hemen.)

    Orada bulunanlar, dediler ki: (Efendim!
    Yalnız takvâ sâhibi bir zât var, ehli ilim.

    Allahın evliyâsı, çok mübârek biridir.
    Hiç çıkmaz dışarıya, onun işi ilimdir.)

    O bunları duyunca, gâyet sinirlenerek,
    Dedi: (O, eceline susamış olsa gerek.

    O nasıl bir kimse ki, huzûruma gelmiyor.
    Benim kim olduğumu. o gâlibâ bilmiyor.

    Haydi ne durursunuz, bekliyorum onu ben.
    Gidip, zorla da olsa, getirin bana hemen.

    Ben onun cezâsını, yanınızda vereyim.
    Beni karşılamamak ne imiş, göstereyim.)

    Dediler ki: (Efendim, sizden önce, buraya,
    Gelen büyük insanlar, giderlerdi oraya.

    Dergâhına vararak, öperlerdi elini.
    Çok iyi bilirlerdi o zâtın kıymetini.

    Size de lâyık olan, o zâta gitmenizdir.
    Ellerini öperek, duâ istemenizdir.)

    Dedi ki: (Yârın ona gideyim öyle ise.
    Bir cezâ vereyim ki, ibret olsun herkese.)

    "Mevlânâ Şirvânî"yi seven bâzı kimseler,
    Dergâhına giderek, bunu haber verdiler.

    Dediler ki: (Efendim, o, çok zâlim biridir.
    Eğer gitmez iseniz, bir zarar verebilir.)

    Buyurdu ki: (Ey dostlar, şunu iyi biliniz.
    O bize dokunamaz, aslâ üzülmeyiniz.

    Biz nasıl gitmiyorsak o kimsenin yanına,
    Onun da yaklaşması, hiç mümkün değil bana.)

    Ertesi gün o zâlim, gurûr ve kibir ile,
    Yollandı o dergâha, bir çok hizmetçisiyle.

    O zâta “zarar vermek” niyetiyle giderken,
    Yolda attan düşerek, ölüp gitti âniden.

    Zîrâ atı huysuzdu, kendisi gurûrluydu.
    Giderken, hayvan onu şiddetle yere vurdu.

    Bir "Allah adamı"na gidiyorken zarara,
    Tepe taklak düşerek, giriverdi mezâra.


  9. 15.Nisan.2017, 19:01
    5
    Misafir

    Yorum: Kibirle ilgili bir hikaye kıssa

    çok güzel bir hikaye ama keşke devamınıda yazsaydınız güzel olurdu ama çok güzel olmuş...


  10. 15.Nisan.2017, 19:01
    5
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    çok güzel bir hikaye ama keşke devamınıda yazsaydınız güzel olurdu ama çok güzel olmuş...





+ Yorum Gönder