Konusunu Oylayın.: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?
  1. 17.Aralık.2009, 15:44
    1
    nurol
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2008
    Üye No: 7003
    Mesaj Sayısı: 154
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 66
    Bulunduğu yer: ist

    İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?






    İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir? Mumsema 40 senedır soruyom kendime birde size soralım içtihat kapısıkapalımı? yada kim nezaman kapatmıstır? kapanıs nedeni-niçini bilen varmı allah ccselamı sizinle olsun nurol


  2. 17.Aralık.2009, 15:44
    1
    Devamlı Üye



    40 senedır soruyom kendime birde size soralım içtihat kapısıkapalımı? yada kim nezaman kapatmıstır? kapanıs nedeni-niçini bilen varmı allah ccselamı sizinle olsun nurol


    Benzer Konular

    - İctihad ne demektir? İctihad kapısı kapanmış mıdır?

    - İçtihat kapısı açık mıdır kapalı mı?

    - İctihad kapısı açıktır. Fakat bu zamanda ona girmeye altı mani vardır

    - Göz Kuruluğunun Nedenleri Nelerdir?

    - Kıl dönmesinin nedenleri nelerdir?

  3. 17.Aralık.2009, 17:17
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?




    Alıntı
    40 senedır soruyom kendime birde size soralım içtihat kapısıkapalımı? yada kim nezaman kapatmıstır? kapanıs nedeni-niçini bilen varmı allah ccselamı sizinle olsun nurol
    Bir kısım insanların sandığı gibi bir kapısı yoktur ki kapansın

    geniş bilgi için tıkla: İctihad Güç, takat ve çaba Bir şeyi elde etmek için olanca gücünü ...

    İçtihad kapısı kıyametin kopmasıyla kapanacaktır.


  4. 17.Aralık.2009, 17:17
    2
    Moderatör



    Alıntı
    40 senedır soruyom kendime birde size soralım içtihat kapısıkapalımı? yada kim nezaman kapatmıstır? kapanıs nedeni-niçini bilen varmı allah ccselamı sizinle olsun nurol
    Bir kısım insanların sandığı gibi bir kapısı yoktur ki kapansın

    geniş bilgi için tıkla: İctihad Güç, takat ve çaba Bir şeyi elde etmek için olanca gücünü ...

    İçtihad kapısı kıyametin kopmasıyla kapanacaktır.


  5. 17.Aralık.2009, 21:37
    3
    Abdullatif
    seyyah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2009
    Üye No: 56182
    Mesaj Sayısı: 954
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 27
    Bulunduğu yer: sınırdan..

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    Risale-i Nur da(sözler), 27. söz sorunuzla alakadar.Buyrun;

    Kapısı Kıyamete Kadar Kapanmayan İçtihata Bu Asırda Girilmeye Mani Varmıdır? Varsa Bu Maniler Nelerdir?


    İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye 'altı mani' vardır.

    Birincisi: Nasılki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir. Yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasılki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlarda delikler açmak gark olmağa vesiledir. Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdat-ı ecanibin istilası anında ve bid'aların kesreti vaktinde ve dalaletin tahribatı hengamında, içtihad namıyla, kasr-ı İslâmiyetten yeni kapılar açıp, duvarlarından muharriblerin girmesine vesile olacak delikler açmak, İslâmiyet'e cinayettir.

    İkincisi: Dinin zaruriyatı ki, içtihad onlara giremez. Çünki kat'î ve muayyendirler. Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler. Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler ve bütün himmet ve gayreti, onların ikamesine ve ihyasına sarfetmek lâzım gelirken, İslâmiyet'in nazariyat kısmında ve selefin içtihadat-ı safiyane ve hâlisanesiyle, bütün zamanların hacatına dar gelmeyen efkârları olduğu halde, onları bırakıp heveskârane yeni içtihadlar yapmak, bid'akârane bir hıyanettir.

    Üçüncüsü: Nasılki çarşıda mevsimlere göre, birer meta mergub oluyor. Vakit be-vakit birer mal revaç buluyor. Öyle de, âlem meşherinde, içtimaiyat-ı insaniye ve medeniyet-i beşeriye çarşısında, her asırda birer meta' mergub olup revaç buluyor. Sûkunda yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celboluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor. Meselâ: Şu zamanda siyaset metaı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları gibi... Ve selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en mergub meta, Hâlık-ı Semavat ve Arz'ın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nur-u nübüvvet ve Kur'an ile, kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesailini elde etmek idi.

    İşte o zamanda zihinler, kalbler, ruhlar, bütün kuvvetleriyle, yerler ve gökler Rabbinin marziyatını anlamağa müteveccih olduğundan, içtimaiyat-ı beşeriyenin sohbetleri, muhavereleri, vukuatları, ahvalleri ona bakıyordu. Ona göre cereyan ettiğinden her kimin güzelce bir istidadı bulunsa, onun kalbi ve fıtratı, şuursuz olarak herşeyden bir ders-i marifet alır. O zamanda cereyan eden ahval ve vukuat ve muhaverattan taallüm ediyordu. Güya herbir şey, ona bir muallim hükmüne geçip, onun fıtrat ve istidadına, içtihada bir istidad-ı ihzarî telkin ediyordu. Hattâ o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki; yakın idi ki, kesbsiz içtihada kabiliyeti ola, ateşsiz nurlana... İşte şu tarzda fıtrî bir ders alan bir müstaid, içtihada çalışmağa başladığı vakit, kibrit hükmüne geçen istidadı, 'nurun alâ nur' sırrına mazhar olur; çabuk ve az zamanda müçtehid olurdu.

    Amma şu zamanda, medeniyet-i Avrupa'nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir. İşte bunun içindir ki, şu zamanda birisi; dört yaşında Kur'an'ı hıfzedip, âlimlerle mübahase eden Süfyan İbn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan'ın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan, on senede içtihadı tahsil etmiş ise, şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünki Süfyan'ın ibtida-i tahsil-i fıtrîsi sinn-i temyiz zamanından başlar. Yavaş yavaş istidadı müheyya olur, nurlanır, herşeyden ders alır, kibrit hükmüne geçer. Amma onun naziri, şu zamanda çünki zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş, istidadı içtihaddan uzaklaşmış, elbette fünun-u hazırada tevaggulü derecesinde istidadı içtihad-ı şer'î kabiliyetinden uzaklaşmış ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde içtihadın kabulünden geri kalmıştır. Onun için 'Ben de onun gibi zekiyim, niçin ona yetişemiyorum?' diyemez ve demeye hakkı yoktur ve yetişemez.

    Dördüncüsü: Nasılki bir cisimde, neşv ü nema için tevessü' meyli bulunur. O meyl-i tevessü' ise, -çünki dâhildendir- vücud ve cisim için bir tekemmüldür. Fakat eğer hariçte tevsi' için bir meyl ise, o vücudun cildini yırtmaktır, tahrib etmektir; tevsi' değildir. Öyle de, İslâmiyetin dairesine selef-i sâlihîn gibi takva-yı kâmile kapısıyla ve zaruriyat-ı diniyenin imtisali tarîkıyla dâhil olanlarda meyl-üt tevessü' ve irade-i içtihad bulunsa; o kemaldir ve tekemmüldür. Yoksa zaruriyatı terk eden ve hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye tercih eden ve felsefe-i maddiye ile âlûde olanlardan olan o meyl-üt tevsi' ve irade-i içtihad, vücud-u İslâmiyeyi tahrib ve boynundaki şer'î zincirini çıkarmağa vesiledir.

    Beşincisi: Üç nokta-i nazar, şu zamanın içtihadatını arziye yapar, semavîlikten çıkarıyor. Halbuki Şeriat semaviyedir ve içtihadat-ı Şer'iye dahi, onun ahkâm-ı mestûresini izhar ettiğinden semaviyedirler.

    Birincisi: Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise; tercihe sebebdir, îcaba icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ: Seferde namaz kasredilir, iki rek'at kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünki illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte şu hakikatın aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihadat arziyedir, semavî değildir.

    İkincisi: Şu zamanın nazarı, evvelâ ve bizzât saadet-i dünyeviyeye bakıyor ve ahkâmları ona tevcih ediyor. Halbuki Şeriatın nazarı ise, evvelâ ve bizzât saadet-i uhreviyeye bakar, ikinci derecede -âhirete vesile olmak dolayısıyla- dünyanın saadetine nazar eder. Demek şu zamanın nazarı, ruh-u Şeriattan yabanidir. Öyle ise, Şeriat namına içtihad edemez.

    Üçüncüsü: İNNEDDARURETİ TUBİHUL MAHZURAT kaidesi, yani 'Zaruret, haramı helâl derecesine getirir.' İşte şu kaide ise, küllî değil. Zaruret eğer haram yoluyla olmamış ise, haramı helâl etmeye sebebiyet verir. Yoksa sû'-i ihtiyarıyla, gayr-ı meşru sebeblerle zaruret olmuş ise, haramı helâl edemez, ruhsatlı ahkâmlara medar olamaz, özür teşkil edemez. Meselâ: Bir adam sû'-i ihtiyarıyla, haram bir tarzda kendini sarhoş etse; tasarrufatı, ülema-i Şeriatça aleyhinde caridir, mazur sayılmaz. Tatlik etse, talakı vaki' olur. Bir cinayet etse, ceza görür. Fakat sû'-i ihtiyarıyla olmazsa, talak vaki' olmaz, ceza da görmez. Hem meselâ, bir içki mübtelası zaruret derecesinde mübtela olsa da, diyemez ki: 'Zarurettir, bana helâldir.'

    İşte şu zamanda zaruret derecesine geçen ve insanları mübtela eden bir beliyye-i âmme suretine giren çok umûrlar vardır ki; sû'-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd ettiklerinden, ruhsatlı ahkâmlara medar olup, haramı helâl etmeye medar olamazlar. Halbuki şu zamanın ehl-i içtihadı, o zaruratı ahkâm-ı şer'iyeye medar yaptıklarından, içtihadları arziyedir, hevesîdir, felsefîdir, semavî olamaz, şer'î değil. Halbuki semavat ve arzın Hâlıkının ahkâm-ı İlahiyesinde tasarruf ve ibadının ibadatına müdahale, o Hâlıkın izn-i manevîsi olmazsa; o tasarruf o müdahale merduddur. Meselâ: Bazı gafiller, hutbe gibi bazı şeair-i İslâmiyeyi, Arabîden çıkarıp her milletin lisanıyla söylemeyi, iki sebeb için istihsan ediyorlar.

    Birincisi: 'Tâ, siyaset-i hazıra avam-ı müslimîne de o suretle tefhim edilsin.' Halbuki siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki, vesvese-i şeyatîn hükmüne geçmiştir. Halbuki minber, vahy-i İlahînin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki, o makam-ı âlîye çıkabilsin.

    İkinci sebeb: 'Hutbe, bazı suver-i Kur'aniyenin nasihatları anlaşılmak içindir.' Evet eğer millet-i İslâm, İslâmiyetin zaruriyatı ve müsellematı ve malûm olan ahkâmını, ekseriyet itibariyle imtisal edip yerine getirseydi, o vakit nazariyat-ı şer'iye ve mesail-i dakika ve nasayih-i hafiyeyi anlamak için, bildiği lisan ile hutbe okunması ve suver-i Kur'aniyenin -eğer mümkün olsaydı- tercümesi (Haşiye: İ'caza dair olan Yirmibeşinci Söz, Kur'anın hakikî tercümesi mümkün olmadığını göstermiştir.) belki müstahsen olurdu. Fakat namaz, zekat, orucun vücubu ve katl, zina ve şarabın haramiyeti gibi malûm olan ahkâm-ı kat'iyye-i İslâmiye mühmel kalıyor. Avam-ı nas, onların vücubunu ve haramiyetini ders almağa muhtaç değiller. Belki teşvik ve ihtar ile o ahkâm-ı kudsiyeyi hatırlatıp, İslâmiyet damarını ve iman hissini tahrik etmekle imtisallerine teşvik ve tezkire ve ihtara muhtaçtırlar. Halbuki bir âmi ne kadar cahil dahi olsa, Kur'an'dan ve hutbe-i Arabiyeden şu meal-i icmaliyeyi anlar ki: 'Herkese ve bana malûm olan imanın rükünlerini ve İslâmiyet'in umdelerini hatib ve hâfız ihtar ediyor ve ders veriyor, okuyor' der; kalbinde onlara karşı bir iştiyak hasıl olur. Acaba kâinatta hangi tabirat var ki; arş-ı a'zamdan gelen Kur'an-ı Hakîm'in i'cazkârane, müfehhimane ihtarlarına, tezkirlerine, teşviklerine mukabil gelebilsin?

    Altıncısı: Selef-i Sâlihînin müçtehidîn-i izamı, asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı sahabeye yakın olduklarından, safi bir nur alıp, hâlis bir içtihad edebilirlerdi. Şu zamanın ehl-i içtihadı ise, o kadar perdeler arkasında ve uzak bir mesafede hakikat kitabına bakar ki, en vâzıh bir harfini de zor ile görebilirler.

    Eğer desen: 'Sahabeler de insandırlar, hatadan, hilaftan hâlî olmazlar. Halbuki içtihadatın ve ahkâm-ı şeriatın medarı, sahabelerin adaleti ve sıdkıdır ki, hattâ ümmet 'Sahabeler umumen âdildirler, doğru söylerler' diye ittifak etmişler.

    Elcevab: Evet sahabeler ekseriyet-i mutlaka itibariyle hakka âşık, sıdka müştak, adalete hahişgerdirler. Çünki yalanın ve kizbin çirkinliği, bütün çirkinliğiyle ve sıdkın ve doğruluğun güzelliği, bütün güzelliğiyle o asırda öyle bir tarzda gösterilmiş ki, ortalarındaki mesafe Arş'tan Ferş'e kadar açılmış. Esfel-i safilîndeki Müseylime-i Kezzab'ın derekesinden, a'lâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür. Evet Müseylime'yi esfel-i safilîne düşüren kizb olduğu gibi, Muhammed-ül Emin Aleyhissalâtü Vesselâm'ı a'lâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur.

    İşte, hissiyat-ı ulviyeyi taşıyan ve mehasin-i ahlâkiyeye perestiş eden ve Şems-i Nübüvvetin ziya-i sohbetiyle nurlanan sahabeler, o derece çirkin ve sukuta sebeb ve Müseylime'nin maskara-âlûd müzahrefat dükkânındaki kizbe, ihtiyarıyla ellerini uzatmamak ve küfürden çekindikleri gibi küfrün arkadaşı olan kizbden çekinmeleri ve o derece güzel ve medar-ı fahr ve mübahat ve mi'rac-ı suud ve terakki ve Fahr-i Risalet'in hazine-i âliyesinde en revaçlı bulunan ve şaşaa-i cemaliyle içtimaat-ı insaniyeyi nurlandıran sıdka ve doğruluğa ve hakka -ve bilhassa ahkâm-ı şer'iye rivayetinde ve tebliğinde- elbette ellerinden geldiği kadar talib ve muvafık ve âşık olmaları kat'îdir, zarurîdir, şübhesizdir. Halbuki şu zamanda, kizb ve sıdkın ortasındaki mesafe o kadar kısalmış ki, âdeta omuz omuza vermişler. Sıdktan yalana (geçmek) pek kolay gidiliyor. Hattâ siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık, doğruluğa tercih ediliyor. İşte en çirkin şey, en güzel şeylerle beraber bir dükkânda, bir fiatla satılsa; elbette pek âlî olan ve hakikat cevherine giden sıdk ve hak pırlantası o dükkâncının marifetine ve sözüne itimad edip, körükörüne alınmaz.

    NOT: Aşağıdaki linkten orjinal metine ulaşabilir ve anlayamadığınız kelimeye tıklayıp anlamını öğrenebilirsiniz.
    http://www.risale-inur.org/yenisite/...dex.php?tid=29


  6. 17.Aralık.2009, 21:37
    3
    seyyah
    Risale-i Nur da(sözler), 27. söz sorunuzla alakadar.Buyrun;

    Kapısı Kıyamete Kadar Kapanmayan İçtihata Bu Asırda Girilmeye Mani Varmıdır? Varsa Bu Maniler Nelerdir?


    İçtihad kapısı açıktır. Fakat şu zamanda oraya girmeye 'altı mani' vardır.

    Birincisi: Nasılki kışta, fırtınaların şiddetli olduğu bir vakitte, dar delikler dahi seddedilir. Yeni kapıları açmak, hiçbir cihetle kâr-ı akıl değil. Hem nasılki büyük bir selin hücumunda, tamir için duvarlarda delikler açmak gark olmağa vesiledir. Öyle de, şu münkerat zamanında ve âdat-ı ecanibin istilası anında ve bid'aların kesreti vaktinde ve dalaletin tahribatı hengamında, içtihad namıyla, kasr-ı İslâmiyetten yeni kapılar açıp, duvarlarından muharriblerin girmesine vesile olacak delikler açmak, İslâmiyet'e cinayettir.

    İkincisi: Dinin zaruriyatı ki, içtihad onlara giremez. Çünki kat'î ve muayyendirler. Hem o zaruriyat, kut ve gıda hükmündedirler. Şu zamanda terke uğruyorlar ve tezelzüldedirler ve bütün himmet ve gayreti, onların ikamesine ve ihyasına sarfetmek lâzım gelirken, İslâmiyet'in nazariyat kısmında ve selefin içtihadat-ı safiyane ve hâlisanesiyle, bütün zamanların hacatına dar gelmeyen efkârları olduğu halde, onları bırakıp heveskârane yeni içtihadlar yapmak, bid'akârane bir hıyanettir.

    Üçüncüsü: Nasılki çarşıda mevsimlere göre, birer meta mergub oluyor. Vakit be-vakit birer mal revaç buluyor. Öyle de, âlem meşherinde, içtimaiyat-ı insaniye ve medeniyet-i beşeriye çarşısında, her asırda birer meta' mergub olup revaç buluyor. Sûkunda yani çarşısında teşhir ediliyor, rağbetler ona celboluyor, nazarlar ona teveccüh ediyor, fikirler ona müncezib oluyor. Meselâ: Şu zamanda siyaset metaı ve hayat-ı dünyeviyenin temini ve felsefenin revaçları gibi... Ve selef-i sâlihîn asrında ve o zaman çarşısında en mergub meta, Hâlık-ı Semavat ve Arz'ın marziyatlarını ve bizden arzularını, kelâmından istinbat etmek ve nur-u nübüvvet ve Kur'an ile, kapatılmayacak derecede açılan âhiret âlemindeki saadet-i ebediyeyi kazandırmak vesailini elde etmek idi.

    İşte o zamanda zihinler, kalbler, ruhlar, bütün kuvvetleriyle, yerler ve gökler Rabbinin marziyatını anlamağa müteveccih olduğundan, içtimaiyat-ı beşeriyenin sohbetleri, muhavereleri, vukuatları, ahvalleri ona bakıyordu. Ona göre cereyan ettiğinden her kimin güzelce bir istidadı bulunsa, onun kalbi ve fıtratı, şuursuz olarak herşeyden bir ders-i marifet alır. O zamanda cereyan eden ahval ve vukuat ve muhaverattan taallüm ediyordu. Güya herbir şey, ona bir muallim hükmüne geçip, onun fıtrat ve istidadına, içtihada bir istidad-ı ihzarî telkin ediyordu. Hattâ o derece şu fıtrî ders tenvir ediyordu ki; yakın idi ki, kesbsiz içtihada kabiliyeti ola, ateşsiz nurlana... İşte şu tarzda fıtrî bir ders alan bir müstaid, içtihada çalışmağa başladığı vakit, kibrit hükmüne geçen istidadı, 'nurun alâ nur' sırrına mazhar olur; çabuk ve az zamanda müçtehid olurdu.

    Amma şu zamanda, medeniyet-i Avrupa'nın tahakkümüyle, felsefe-i tabiiyenin tasallutuyla, şerait-i hayat-ı dünyeviyenin ağırlaşmasıyla, efkâr ve kulûb dağılmış, himmet ve inayet inkısam etmiştir. Zihinler maneviyata karşı yabanileşmiştir. İşte bunun içindir ki, şu zamanda birisi; dört yaşında Kur'an'ı hıfzedip, âlimlerle mübahase eden Süfyan İbn-i Uyeyne olan bir müçtehidin zekâsında bulunsa, Süfyan'ın içtihadı kazandığı zamana nisbeten, on defa daha fazla zamana muhtaçtır. Süfyan, on senede içtihadı tahsil etmiş ise, şu adam yüz seneye muhtaçtır ki tahsil edebilsin. Çünki Süfyan'ın ibtida-i tahsil-i fıtrîsi sinn-i temyiz zamanından başlar. Yavaş yavaş istidadı müheyya olur, nurlanır, herşeyden ders alır, kibrit hükmüne geçer. Amma onun naziri, şu zamanda çünki zihni felsefede boğulmuş, aklı siyasete dalmış, kalbi hayat-ı dünyeviyede sersem olmuş, istidadı içtihaddan uzaklaşmış, elbette fünun-u hazırada tevaggulü derecesinde istidadı içtihad-ı şer'î kabiliyetinden uzaklaşmış ve ulûm-u arziyede tefennünü derecesinde içtihadın kabulünden geri kalmıştır. Onun için 'Ben de onun gibi zekiyim, niçin ona yetişemiyorum?' diyemez ve demeye hakkı yoktur ve yetişemez.

    Dördüncüsü: Nasılki bir cisimde, neşv ü nema için tevessü' meyli bulunur. O meyl-i tevessü' ise, -çünki dâhildendir- vücud ve cisim için bir tekemmüldür. Fakat eğer hariçte tevsi' için bir meyl ise, o vücudun cildini yırtmaktır, tahrib etmektir; tevsi' değildir. Öyle de, İslâmiyetin dairesine selef-i sâlihîn gibi takva-yı kâmile kapısıyla ve zaruriyat-ı diniyenin imtisali tarîkıyla dâhil olanlarda meyl-üt tevessü' ve irade-i içtihad bulunsa; o kemaldir ve tekemmüldür. Yoksa zaruriyatı terk eden ve hayat-ı dünyeviyeyi hayat-ı uhreviyeye tercih eden ve felsefe-i maddiye ile âlûde olanlardan olan o meyl-üt tevsi' ve irade-i içtihad, vücud-u İslâmiyeyi tahrib ve boynundaki şer'î zincirini çıkarmağa vesiledir.

    Beşincisi: Üç nokta-i nazar, şu zamanın içtihadatını arziye yapar, semavîlikten çıkarıyor. Halbuki Şeriat semaviyedir ve içtihadat-ı Şer'iye dahi, onun ahkâm-ı mestûresini izhar ettiğinden semaviyedirler.

    Birincisi: Bir hükmün hikmeti ayrıdır, illeti ayrıdır. Hikmet ve maslahat ise; tercihe sebebdir, îcaba icada medar değildir. İllet ise, vücuduna medardır. Meselâ: Seferde namaz kasredilir, iki rek'at kılınır. Şu ruhsat-ı şer'iyenin illeti seferdir, hikmeti ise meşakkattir. Sefer bulunsa, meşakkat hiç olmasa da namaz kasredilir. Çünki illet var. Fakat sefer bulunmasa, yüz meşakkat bulunsa, namazın kasredilmesine illet olamaz. İşte şu hakikatın aksine olarak, şu zamanın nazarı ise, maslahat ve hikmeti illet yerine ikame edip ona göre hükmediyor. Elbette böyle içtihadat arziyedir, semavî değildir.

    İkincisi: Şu zamanın nazarı, evvelâ ve bizzât saadet-i dünyeviyeye bakıyor ve ahkâmları ona tevcih ediyor. Halbuki Şeriatın nazarı ise, evvelâ ve bizzât saadet-i uhreviyeye bakar, ikinci derecede -âhirete vesile olmak dolayısıyla- dünyanın saadetine nazar eder. Demek şu zamanın nazarı, ruh-u Şeriattan yabanidir. Öyle ise, Şeriat namına içtihad edemez.

    Üçüncüsü: İNNEDDARURETİ TUBİHUL MAHZURAT kaidesi, yani 'Zaruret, haramı helâl derecesine getirir.' İşte şu kaide ise, küllî değil. Zaruret eğer haram yoluyla olmamış ise, haramı helâl etmeye sebebiyet verir. Yoksa sû'-i ihtiyarıyla, gayr-ı meşru sebeblerle zaruret olmuş ise, haramı helâl edemez, ruhsatlı ahkâmlara medar olamaz, özür teşkil edemez. Meselâ: Bir adam sû'-i ihtiyarıyla, haram bir tarzda kendini sarhoş etse; tasarrufatı, ülema-i Şeriatça aleyhinde caridir, mazur sayılmaz. Tatlik etse, talakı vaki' olur. Bir cinayet etse, ceza görür. Fakat sû'-i ihtiyarıyla olmazsa, talak vaki' olmaz, ceza da görmez. Hem meselâ, bir içki mübtelası zaruret derecesinde mübtela olsa da, diyemez ki: 'Zarurettir, bana helâldir.'

    İşte şu zamanda zaruret derecesine geçen ve insanları mübtela eden bir beliyye-i âmme suretine giren çok umûrlar vardır ki; sû'-i ihtiyardan, gayr-ı meşru meyillerden ve haram muamelelerden tevellüd ettiklerinden, ruhsatlı ahkâmlara medar olup, haramı helâl etmeye medar olamazlar. Halbuki şu zamanın ehl-i içtihadı, o zaruratı ahkâm-ı şer'iyeye medar yaptıklarından, içtihadları arziyedir, hevesîdir, felsefîdir, semavî olamaz, şer'î değil. Halbuki semavat ve arzın Hâlıkının ahkâm-ı İlahiyesinde tasarruf ve ibadının ibadatına müdahale, o Hâlıkın izn-i manevîsi olmazsa; o tasarruf o müdahale merduddur. Meselâ: Bazı gafiller, hutbe gibi bazı şeair-i İslâmiyeyi, Arabîden çıkarıp her milletin lisanıyla söylemeyi, iki sebeb için istihsan ediyorlar.

    Birincisi: 'Tâ, siyaset-i hazıra avam-ı müslimîne de o suretle tefhim edilsin.' Halbuki siyaset-i hazıra, o kadar çok yalan ve hile ve şeytanet içine girmiş ki, vesvese-i şeyatîn hükmüne geçmiştir. Halbuki minber, vahy-i İlahînin tebliğ makamı olduğundan, o vesvese-i siyasiyenin hakkı yoktur ki, o makam-ı âlîye çıkabilsin.

    İkinci sebeb: 'Hutbe, bazı suver-i Kur'aniyenin nasihatları anlaşılmak içindir.' Evet eğer millet-i İslâm, İslâmiyetin zaruriyatı ve müsellematı ve malûm olan ahkâmını, ekseriyet itibariyle imtisal edip yerine getirseydi, o vakit nazariyat-ı şer'iye ve mesail-i dakika ve nasayih-i hafiyeyi anlamak için, bildiği lisan ile hutbe okunması ve suver-i Kur'aniyenin -eğer mümkün olsaydı- tercümesi (Haşiye: İ'caza dair olan Yirmibeşinci Söz, Kur'anın hakikî tercümesi mümkün olmadığını göstermiştir.) belki müstahsen olurdu. Fakat namaz, zekat, orucun vücubu ve katl, zina ve şarabın haramiyeti gibi malûm olan ahkâm-ı kat'iyye-i İslâmiye mühmel kalıyor. Avam-ı nas, onların vücubunu ve haramiyetini ders almağa muhtaç değiller. Belki teşvik ve ihtar ile o ahkâm-ı kudsiyeyi hatırlatıp, İslâmiyet damarını ve iman hissini tahrik etmekle imtisallerine teşvik ve tezkire ve ihtara muhtaçtırlar. Halbuki bir âmi ne kadar cahil dahi olsa, Kur'an'dan ve hutbe-i Arabiyeden şu meal-i icmaliyeyi anlar ki: 'Herkese ve bana malûm olan imanın rükünlerini ve İslâmiyet'in umdelerini hatib ve hâfız ihtar ediyor ve ders veriyor, okuyor' der; kalbinde onlara karşı bir iştiyak hasıl olur. Acaba kâinatta hangi tabirat var ki; arş-ı a'zamdan gelen Kur'an-ı Hakîm'in i'cazkârane, müfehhimane ihtarlarına, tezkirlerine, teşviklerine mukabil gelebilsin?

    Altıncısı: Selef-i Sâlihînin müçtehidîn-i izamı, asr-ı nur ve asr-ı hakikat olan asr-ı sahabeye yakın olduklarından, safi bir nur alıp, hâlis bir içtihad edebilirlerdi. Şu zamanın ehl-i içtihadı ise, o kadar perdeler arkasında ve uzak bir mesafede hakikat kitabına bakar ki, en vâzıh bir harfini de zor ile görebilirler.

    Eğer desen: 'Sahabeler de insandırlar, hatadan, hilaftan hâlî olmazlar. Halbuki içtihadatın ve ahkâm-ı şeriatın medarı, sahabelerin adaleti ve sıdkıdır ki, hattâ ümmet 'Sahabeler umumen âdildirler, doğru söylerler' diye ittifak etmişler.

    Elcevab: Evet sahabeler ekseriyet-i mutlaka itibariyle hakka âşık, sıdka müştak, adalete hahişgerdirler. Çünki yalanın ve kizbin çirkinliği, bütün çirkinliğiyle ve sıdkın ve doğruluğun güzelliği, bütün güzelliğiyle o asırda öyle bir tarzda gösterilmiş ki, ortalarındaki mesafe Arş'tan Ferş'e kadar açılmış. Esfel-i safilîndeki Müseylime-i Kezzab'ın derekesinden, a'lâ-yı illiyyînde olan Hazret-i Peygamber Aleyhissalâtü Vesselâm'ın derece-i sıdkı kadar bir ayrılık görülmüştür. Evet Müseylime'yi esfel-i safilîne düşüren kizb olduğu gibi, Muhammed-ül Emin Aleyhissalâtü Vesselâm'ı a'lâ-yı illiyyîne çıkaran sıdktır ve doğruluktur.

    İşte, hissiyat-ı ulviyeyi taşıyan ve mehasin-i ahlâkiyeye perestiş eden ve Şems-i Nübüvvetin ziya-i sohbetiyle nurlanan sahabeler, o derece çirkin ve sukuta sebeb ve Müseylime'nin maskara-âlûd müzahrefat dükkânındaki kizbe, ihtiyarıyla ellerini uzatmamak ve küfürden çekindikleri gibi küfrün arkadaşı olan kizbden çekinmeleri ve o derece güzel ve medar-ı fahr ve mübahat ve mi'rac-ı suud ve terakki ve Fahr-i Risalet'in hazine-i âliyesinde en revaçlı bulunan ve şaşaa-i cemaliyle içtimaat-ı insaniyeyi nurlandıran sıdka ve doğruluğa ve hakka -ve bilhassa ahkâm-ı şer'iye rivayetinde ve tebliğinde- elbette ellerinden geldiği kadar talib ve muvafık ve âşık olmaları kat'îdir, zarurîdir, şübhesizdir. Halbuki şu zamanda, kizb ve sıdkın ortasındaki mesafe o kadar kısalmış ki, âdeta omuz omuza vermişler. Sıdktan yalana (geçmek) pek kolay gidiliyor. Hattâ siyaset propagandası vasıtasıyla yalancılık, doğruluğa tercih ediliyor. İşte en çirkin şey, en güzel şeylerle beraber bir dükkânda, bir fiatla satılsa; elbette pek âlî olan ve hakikat cevherine giden sıdk ve hak pırlantası o dükkâncının marifetine ve sözüne itimad edip, körükörüne alınmaz.

    NOT: Aşağıdaki linkten orjinal metine ulaşabilir ve anlayamadığınız kelimeye tıklayıp anlamını öğrenebilirsiniz.
    http://www.risale-inur.org/yenisite/...dex.php?tid=29


  7. 18.Aralık.2009, 00:53
    4
    sultanımsın
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Kasım.2009
    Üye No: 65012
    Mesaj Sayısı: 130
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 48

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    içtihad kapısı yeni çıkan meseleler hariç (onuda ehil alimler kıyas yoluyla fetva verirler) kapalıdır. gerisi lafı güzaf. islam şeriatının şafii fıkhında mahremi olmayan kadının eline dokunması abdesti bozar. şimdi hangi şafii alimi bunun tersine içtihad edebilir. bunun tersi bir hüküm verebilirmi? cevap : veremez...


  8. 18.Aralık.2009, 00:53
    4
    içtihad kapısı yeni çıkan meseleler hariç (onuda ehil alimler kıyas yoluyla fetva verirler) kapalıdır. gerisi lafı güzaf. islam şeriatının şafii fıkhında mahremi olmayan kadının eline dokunması abdesti bozar. şimdi hangi şafii alimi bunun tersine içtihad edebilir. bunun tersi bir hüküm verebilirmi? cevap : veremez...


  9. 18.Aralık.2009, 01:23
    5
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    İçtihad kapısı kapalıdır diyenlerin hiçbir dayanağı yok olmaz da!
    Alıntı
    şimdi hangi şafii alimi bunun tersine içtihad edebilir. bunun tersi bir hüküm verebilirmi? cevap : veremez...
    tersi bir durum olması gerekmezki zaten. İçtihad seviyesinde olan içtihadını yapar ama bu imamı azamın veya şafiinin içtihadına benzer bir durum olabilir.


  10. 18.Aralık.2009, 01:23
    5
    Moderatör
    İçtihad kapısı kapalıdır diyenlerin hiçbir dayanağı yok olmaz da!
    Alıntı
    şimdi hangi şafii alimi bunun tersine içtihad edebilir. bunun tersi bir hüküm verebilirmi? cevap : veremez...
    tersi bir durum olması gerekmezki zaten. İçtihad seviyesinde olan içtihadını yapar ama bu imamı azamın veya şafiinin içtihadına benzer bir durum olabilir.


  11. 18.Aralık.2009, 01:29
    6
    sultanımsın
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Kasım.2009
    Üye No: 65012
    Mesaj Sayısı: 130
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 48

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    mesela şeriatimizde evli erkeğin recm edilmesi gerekir.. bu konuda herhangi bir içtihad yapılıpta tersi bir hüküm verilebilirmi. yeni çıkmış meselelerde ehil alimler kıyas ve icma yoluyla fetva verebilirler. kesin nas bulunan meselelerde içtihad kapısı sizce açıkmıdır kapalımıdır. yoksa aynı şeylerimi söylüyoruz.


  12. 18.Aralık.2009, 01:29
    6
    mesela şeriatimizde evli erkeğin recm edilmesi gerekir.. bu konuda herhangi bir içtihad yapılıpta tersi bir hüküm verilebilirmi. yeni çıkmış meselelerde ehil alimler kıyas ve icma yoluyla fetva verebilirler. kesin nas bulunan meselelerde içtihad kapısı sizce açıkmıdır kapalımıdır. yoksa aynı şeylerimi söylüyoruz.


  13. 18.Aralık.2009, 01:37
    7
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    Alıntı
    mesela şeriatimizde evli erkeğin recm edilmesi gerekir.. bu konuda herhangi bir içtihad yapılıpta tersi bir hüküm verilebilirmi. yeni çıkmış meselelerde ehil alimler kıyas ve icma yoluyla fetva verebilirler. kesin nas bulunan meselelerde içtihad kapısı sizce açıkmıdır kapalımıdır. yoksa aynı şeylerimi söylüyoruz.
    İçtihad kapısı kapılıdır ifadesi yanlıştır.
    İçtihad elbette Kitap ve sünnette açık bir hüküm varsa aksi bir hüküm verilemez.


  14. 18.Aralık.2009, 01:37
    7
    Moderatör
    Alıntı
    mesela şeriatimizde evli erkeğin recm edilmesi gerekir.. bu konuda herhangi bir içtihad yapılıpta tersi bir hüküm verilebilirmi. yeni çıkmış meselelerde ehil alimler kıyas ve icma yoluyla fetva verebilirler. kesin nas bulunan meselelerde içtihad kapısı sizce açıkmıdır kapalımıdır. yoksa aynı şeylerimi söylüyoruz.
    İçtihad kapısı kapılıdır ifadesi yanlıştır.
    İçtihad elbette Kitap ve sünnette açık bir hüküm varsa aksi bir hüküm verilemez.


  15. 18.Aralık.2009, 01:45
    8
    sultanımsın
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Kasım.2009
    Üye No: 65012
    Mesaj Sayısı: 130
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 48

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    Alıntı
    İçtihad elbette Kitap ve sünnette açık bir hüküm varsa aksi bir hüküm verilemez.
    buna birde kıyas ı fukaha ve icmai ümmet olan meselelerde dahil yanılmıyorsam..


  16. 18.Aralık.2009, 01:45
    8
    Alıntı
    İçtihad elbette Kitap ve sünnette açık bir hüküm varsa aksi bir hüküm verilemez.
    buna birde kıyas ı fukaha ve icmai ümmet olan meselelerde dahil yanılmıyorsam..


  17. 18.Aralık.2009, 12:12
    9
    nurol
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Ocak.2008
    Üye No: 7003
    Mesaj Sayısı: 154
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 66
    Bulunduğu yer: ist
    hak gelince batıl zailolur ....
    kıyamete kadar kuranın hükümleri daimdir burada bır sorun yok .ayetlerdeki emredici kesin hükümleride tartısmam buda mümkün deyil allah cc korkarım .ama kıyamete kadar müslümanların karsılasabilecegi yeni yeni sorunlar cıkacaktır bunların kuran& sünnet dairesınde cözulmesı gerekiyor Yeni bilgi nasıl üretilecek ? böyle bir makambugun yok .
    _________________________________
    slm kardesler benim sorumun cevabı henüz gelmedi 1- kim kapatmıs bu kapıyı.2-acılırsa ne olur olumlu/olumsuz 3-günümüz islam dünyasında builme sahib kimse yokmu? 4 eski fıkıh alimlerinin eserlerinde bulamadığımız konuları nasıl netlestireceğiz .allah ccselamı rahmeti sizinle olsun nurol


  18. 18.Aralık.2009, 12:12
    9
    Devamlı Üye
    hak gelince batıl zailolur ....
    kıyamete kadar kuranın hükümleri daimdir burada bır sorun yok .ayetlerdeki emredici kesin hükümleride tartısmam buda mümkün deyil allah cc korkarım .ama kıyamete kadar müslümanların karsılasabilecegi yeni yeni sorunlar cıkacaktır bunların kuran& sünnet dairesınde cözulmesı gerekiyor Yeni bilgi nasıl üretilecek ? böyle bir makambugun yok .
    _________________________________
    slm kardesler benim sorumun cevabı henüz gelmedi 1- kim kapatmıs bu kapıyı.2-acılırsa ne olur olumlu/olumsuz 3-günümüz islam dünyasında builme sahib kimse yokmu? 4 eski fıkıh alimlerinin eserlerinde bulamadığımız konuları nasıl netlestireceğiz .allah ccselamı rahmeti sizinle olsun nurol


  19. 19.Aralık.2009, 17:07
    10
    Abdullatif
    seyyah

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 17.Eylül.2009
    Üye No: 56182
    Mesaj Sayısı: 954
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 27
    Bulunduğu yer: sınırdan..

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    Aleyküm selam kardeşim,
    Alıntı
    1- kim kapatmıs bu kapıyı 2-acılırsa ne olur olumlu/olumsuz
    Kapının kapandığı falan yok, kıyamete kadar açık.

    Alıntı
    3-günümüz islam dünyasında builme sahib kimse yokmu?
    Fıkıh usulü bilginleri müctehidleri yedi tabakaya ayırırlar. ilk dört tabaka müctehid, diğerleri mukallid derecesindedir.
    1) Şerîatte müctehid: Bunlara "mutlak veya müstakil müctehid" de denir. Bunlar hem müstakil usûl ve ictihad metodu ortaya koyan hem de bunlara göre fer'î hükümler çıkaran müctehidlerdir. Sahâbe fakîhleri, Saîd b. el-Müseyyeb ve İbrahim en-Nehaî gibi Tâbiûn fakîhleri, Ca'fer es-Sâdık ve babası Muhammed el-Bakır, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, Evzâî, Leys b. Sa'd, Süfyan es-Sevrî ve diğerleri gibi pek çok müctehid bu tabakaya girer.
    2) Müntesip mutlak müctehidler: Bunlar, eksiksiz olarak ictihad ehliyetine sahip, bazan usûl ve fürûda üstadlarına muhalif olmakla birlikte genel olarak bir müstakil müctehidin ictihad usûlünü benimsemiş olan müctehidlerdir. Ebû Yûsuf, İmam Muhammed, İmam Züfer, Şâfiîlerden el-Müzenî, Mâlikîlerden Abdurrahman b. Kasım ve İbn Vehb bunlardandır.
    3) Mezhepte müctehidler: Bunlar mensup oldukları mezhep imamlarına muhalefet etmezler. Ancak onun hükme bağlamadığı meseleleri ayni usul ve metodu kullanarak Kitap ve Sünnet delillerinden çıkarırlar. Tahâvî, Kerhî, Serahsî, İsfereyânî ve Şîrâzî bunlar arasında sayılabilir.

    4) Tercih yapan müctehidler: Rivayet edilen görüşler arasında tercihlerde bulunan fakihlerdir.
    5) İstidlâl sahibi müctehidler: Bunlar, görüş ve rivayetleri karşılaştırıp: "Şu görüş rivayet bakımından daha sağlam ve delili yönünden daha kuvvetlidir". gibi açıklamalar yapmışlardır.
    6) Hâfızlar tabakası: Bunlar taklid derecesinde olup, öncekilerin tercihlerini bilmede huccet sayılırlar
    7) Mukallidler tabakası: Bunlar Kitabı anlayabilir, fakat görüş ve rivâyetler arasında tercih yapamazlar

    Şimdi yukarda ki ilk üç tabakayı ayrı tutmak gerek, ictihad tek şekilde yapılmıyor görüldüğü yukarda görüldüğü üzere..3 tabakanın ictihadları ile sonrakilerin ictihadlarını bir tutmamak gerek.
    Bu bağlamda günümüzde Üstat Bediüzzamanın 27. sözünden yola çıkarak, ilk üç tabak müctehidler gibi içtihad yapılması çokta mümkün değildir.Yaşanılan zaman, ahval, zat (müctehid) gibi sebepler yüzünden.

    Günümüzde özellikle de son üç tabaka mücdehidlerin yaptıkları gibi ictihad yapılması neden mümkün olmasın? Zaten yaptıkları ortaya yeni bir şey çıkarmak değil, elde olanları karşılaştırmak veya kıyas yapmak denilebilir.

    Alıntı
    4 eski fıkıh alimlerinin eserlerinde bulamadığımız konuları nasıl netlestireceğiz
    Bu nokta da, kendilerini ilmi açıdan yeterli gören kişilerin çıkarmış oldukları eserler var, Halil gönenç, Hayreddin karaman, faruk beşer gibi kişilerin kaleme almış olduğu.


  20. 19.Aralık.2009, 17:07
    10
    seyyah
    Aleyküm selam kardeşim,
    Alıntı
    1- kim kapatmıs bu kapıyı 2-acılırsa ne olur olumlu/olumsuz
    Kapının kapandığı falan yok, kıyamete kadar açık.

    Alıntı
    3-günümüz islam dünyasında builme sahib kimse yokmu?
    Fıkıh usulü bilginleri müctehidleri yedi tabakaya ayırırlar. ilk dört tabaka müctehid, diğerleri mukallid derecesindedir.
    1) Şerîatte müctehid: Bunlara "mutlak veya müstakil müctehid" de denir. Bunlar hem müstakil usûl ve ictihad metodu ortaya koyan hem de bunlara göre fer'î hükümler çıkaran müctehidlerdir. Sahâbe fakîhleri, Saîd b. el-Müseyyeb ve İbrahim en-Nehaî gibi Tâbiûn fakîhleri, Ca'fer es-Sâdık ve babası Muhammed el-Bakır, Ebû Hanîfe, Mâlik, Şâfiî, Ahmed b. Hanbel, Evzâî, Leys b. Sa'd, Süfyan es-Sevrî ve diğerleri gibi pek çok müctehid bu tabakaya girer.
    2) Müntesip mutlak müctehidler: Bunlar, eksiksiz olarak ictihad ehliyetine sahip, bazan usûl ve fürûda üstadlarına muhalif olmakla birlikte genel olarak bir müstakil müctehidin ictihad usûlünü benimsemiş olan müctehidlerdir. Ebû Yûsuf, İmam Muhammed, İmam Züfer, Şâfiîlerden el-Müzenî, Mâlikîlerden Abdurrahman b. Kasım ve İbn Vehb bunlardandır.
    3) Mezhepte müctehidler: Bunlar mensup oldukları mezhep imamlarına muhalefet etmezler. Ancak onun hükme bağlamadığı meseleleri ayni usul ve metodu kullanarak Kitap ve Sünnet delillerinden çıkarırlar. Tahâvî, Kerhî, Serahsî, İsfereyânî ve Şîrâzî bunlar arasında sayılabilir.

    4) Tercih yapan müctehidler: Rivayet edilen görüşler arasında tercihlerde bulunan fakihlerdir.
    5) İstidlâl sahibi müctehidler: Bunlar, görüş ve rivayetleri karşılaştırıp: "Şu görüş rivayet bakımından daha sağlam ve delili yönünden daha kuvvetlidir". gibi açıklamalar yapmışlardır.
    6) Hâfızlar tabakası: Bunlar taklid derecesinde olup, öncekilerin tercihlerini bilmede huccet sayılırlar
    7) Mukallidler tabakası: Bunlar Kitabı anlayabilir, fakat görüş ve rivâyetler arasında tercih yapamazlar

    Şimdi yukarda ki ilk üç tabakayı ayrı tutmak gerek, ictihad tek şekilde yapılmıyor görüldüğü yukarda görüldüğü üzere..3 tabakanın ictihadları ile sonrakilerin ictihadlarını bir tutmamak gerek.
    Bu bağlamda günümüzde Üstat Bediüzzamanın 27. sözünden yola çıkarak, ilk üç tabak müctehidler gibi içtihad yapılması çokta mümkün değildir.Yaşanılan zaman, ahval, zat (müctehid) gibi sebepler yüzünden.

    Günümüzde özellikle de son üç tabaka mücdehidlerin yaptıkları gibi ictihad yapılması neden mümkün olmasın? Zaten yaptıkları ortaya yeni bir şey çıkarmak değil, elde olanları karşılaştırmak veya kıyas yapmak denilebilir.

    Alıntı
    4 eski fıkıh alimlerinin eserlerinde bulamadığımız konuları nasıl netlestireceğiz
    Bu nokta da, kendilerini ilmi açıdan yeterli gören kişilerin çıkarmış oldukları eserler var, Halil gönenç, Hayreddin karaman, faruk beşer gibi kişilerin kaleme almış olduğu.


  21. 19.Aralık.2009, 17:09
    11
    sultanımsın
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Kasım.2009
    Üye No: 65012
    Mesaj Sayısı: 130
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2
    Yaş: 48

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    Alıntı
    1- kim kapatmıs bu kapıyı.
    4 mezhep alimleri şeriatın öngördüğü bütün meseleleri halletmişlerdir yani hükm vermişlerdir. ondan kapalıdır.

    Alıntı
    2-acılırsa ne olur olumlu/olumsuz
    ynö. gibiler çıkar namaz 3 vakitde olur der veya cehennem ebedi değildir derler veya hristiyanlarda cennete girebilir derler veya başı açık namz kılabilir kadınlar derler derler sonu ne olur sen tahmin et.

    Alıntı
    3-günümüz islam dünyasında builme sahib kimse yokmu?
    bu ilme sahip derken müçtehid diyorsan evet yok. hoca var ama öyle çok alim yok.

    Alıntı
    eski fıkıh alimlerinin eserlerinde bulamadığımız konuları nasıl netlestireceğiz .
    fıkıh kitaplarında olmayanlar yeni çıkmış konulardır. yeni çıkmış konularda zaten alimler fetva veriyorlar.

    Alıntı
    Allah ccselamı rahmeti sizinle olsun
    amin cümlemizin.


  22. 19.Aralık.2009, 17:09
    11
    Alıntı
    1- kim kapatmıs bu kapıyı.
    4 mezhep alimleri şeriatın öngördüğü bütün meseleleri halletmişlerdir yani hükm vermişlerdir. ondan kapalıdır.

    Alıntı
    2-acılırsa ne olur olumlu/olumsuz
    ynö. gibiler çıkar namaz 3 vakitde olur der veya cehennem ebedi değildir derler veya hristiyanlarda cennete girebilir derler veya başı açık namz kılabilir kadınlar derler derler sonu ne olur sen tahmin et.

    Alıntı
    3-günümüz islam dünyasında builme sahib kimse yokmu?
    bu ilme sahip derken müçtehid diyorsan evet yok. hoca var ama öyle çok alim yok.

    Alıntı
    eski fıkıh alimlerinin eserlerinde bulamadığımız konuları nasıl netlestireceğiz .
    fıkıh kitaplarında olmayanlar yeni çıkmış konulardır. yeni çıkmış konularda zaten alimler fetva veriyorlar.

    Alıntı
    Allah ccselamı rahmeti sizinle olsun
    amin cümlemizin.


  23. 19.Aralık.2009, 18:36
    12
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,581
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: İçtihad kapısı kapalı mıdır kapalıysa nedenleri nelerdir?

    Alıntı
    4 mezhep alimleri şeriatın öngördüğü bütün meseleleri halletmişlerdir yani hükm vermişlerdir. ondan kapalıdır.
    kardeş hala kapalı diyorsun. bir kaynak göster o zaman?
    Alıntı
    ynö. gibiler çıkar namaz 3 vakitde olur der veya cehennem ebedi değildir derler veya hristiyanlarda cennete girebilir derler veya başı açık namz kılabilir kadınlar derler derler sonu ne olur sen tahmin et.
    birilerin yanlışı yüzünden islama yeni bir hüküm getirilebilir mi?
    Alıntı
    bu ilme sahip derken müçtehid diyorsan evet yok. hoca var ama öyle çok alim yok.
    var mesela Yusuf el-kardavi
    Alıntı
    fıkıh kitaplarında olmayanlar yeni çıkmış konulardır. yeni çıkmış konularda zaten alimler fetva veriyorlar.
    istersen fetva de istersen başka şey ama bu yaptıkları içtihaddır.


  24. 19.Aralık.2009, 18:36
    12
    Moderatör
    Alıntı
    4 mezhep alimleri şeriatın öngördüğü bütün meseleleri halletmişlerdir yani hükm vermişlerdir. ondan kapalıdır.
    kardeş hala kapalı diyorsun. bir kaynak göster o zaman?
    Alıntı
    ynö. gibiler çıkar namaz 3 vakitde olur der veya cehennem ebedi değildir derler veya hristiyanlarda cennete girebilir derler veya başı açık namz kılabilir kadınlar derler derler sonu ne olur sen tahmin et.
    birilerin yanlışı yüzünden islama yeni bir hüküm getirilebilir mi?
    Alıntı
    bu ilme sahip derken müçtehid diyorsan evet yok. hoca var ama öyle çok alim yok.
    var mesela Yusuf el-kardavi
    Alıntı
    fıkıh kitaplarında olmayanlar yeni çıkmış konulardır. yeni çıkmış konularda zaten alimler fetva veriyorlar.
    istersen fetva de istersen başka şey ama bu yaptıkları içtihaddır.





+ Yorum Gönder
Git 12 Son