Konusunu Oylayın.: Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelmiş mi?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelmiş mi?
  1. 03.Haziran.2013, 18:21
    1
    Misafir

    Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelmiş mi?






    Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelmiş mi? Mumsema Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelerek Mekke ve Medine'nin hizmetlerinin kendisine veridliğini söylemişler midir? Bunun kaynağı var mıdır?


  2. 03.Haziran.2013, 18:21
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelerek Mekke ve Medine'nin hizmetlerinin kendisine veridliğini söylemişler midir? Bunun kaynağı var mıdır?


    Benzer Konular

    - Yavuz Sultan Selim hayatından öyküler

    - Yavuz Sultan Selim Camii

    - Yavuz sultan selim ve cariye

    - Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelerek Mekke ve Medine'nin hizmetlerinin kendisine veri

    - Yavuz ve Selim bir sultan

  3. 03.Haziran.2013, 20:05
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelmiş mi?




    Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelerek Mekke ve Medine'nin hizmetlerinin kendisine veridliğini söylemişler midir? Bunun kaynağı var mıdır?

    Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi öncesi Nedimi Hasan Can'a bir sabah bir rüya görüp görmediğini sormuş, o da bir rüya görmediğini belirtmiştir. Aynı gün rüyayı kapı ağası Hasan'ın gördüğü belli olmuştur.

    Bundan sonrasını Hasan Ağa şöyle alatır:

    "Bu gece rüyâmda, bu eşiğinde oturduğunuz kapıyı hızlı hızlı çaldılar. Ne haber vardır deyip kapıya koştum. Baktım ki, kapı biraz aralanmış dışarısı görünüyor, fakat bir adam sığacak kadar değildir. Bu aralıktan baktığımda gördüm ki, Harem dâiresi, başlarında sarık bulunan Arap simâsında nûr yüzlü kimselerle dolu. Ellerinde bayraklar, silâhlar ve başka âletler ile hazır vaziyette duruyorlardı. Kapı dibinde ise nûr yüzlü dört kişi duruyordu. Onların ellerinde de birer sancak vardı. Pâdişâhımızın sancağı, kapıyı çalanın elindeydi. O zât, bana dedi ki: "Biz neye geldik, bilir misiniz?" Ben de "Buyurun." dedim. Dedi ki: "O gördüğün kişiler, Resûlullah Efendimiz (asv)'in ashâbıdır. Bizi dahi Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv) gönderip, Sultan Selîm Hâna selâm söyledi ve buyurdu ki: "Haremeyn'in (Mekke ve Medîne'nin) hizmeti kendisine verildi, kalkıp gelsin. Gördüğün bu dört kimsenin birisi Ebû Bekr-i Sıddîk, diğeri Ömer-ül Fârûk ve bir diğeri de Osmân-ı Zinnûreyn'dir. Seninle konuşan ben de, Ali bin Ebî Tâlib'im. Bunu hemen varıp Selîm Hâna söyle!" dedi ve gözümün önünden gittiler.

    Bana dehşetli bir hâl oldu. Terler içinde kalıp, sabaha kadar öyle baygın bir vaziyette yatıp kalmışım. Oğullarım, teheccüd namazına alışa geldiğim üzere kalkmadığımı görünce, hasta olduğumu sanmışlar. Sabah namazı vakti geçmek üzere iken gelip beni uyarmak için vücûduma ellerini sürdüklerinde görmüşler ki, suya düşüp ıslanmış gibi yatıyorum. Elbisemi değiştirmek için yenilerini getirip, o sırada beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele gelip namaza yetiştim. Fakat aklım hâlâ tam başımda değildi." diyerek, hem söylüyor, hem de ağlıyordu.

    Ben, Pâdişâhın buyurduğu hizmeti bitirdikten sonra, dönüp şerefli makâmına gelince, bu hizmeti sormadan, yine rüyâmdan sorup buyurdular ki: "Şu senin, bu gece sabaha kadar uyuyup, hiçbir rüyâ görmediğine şaşılır!" Bunun üzerine ben de: "Pâdişâhım, rüyâyı bu Hasan kulunuz görmedi ise de, bir başka Hasan kulunuz görmüş. Emriniz olursa arzedeyim." dedim. Emirleri üzerine Hasan Ağanın rüyâsını aynen naklettim. Anlattıkça mübârek yüzü kızarmaya başladı ve nihâyet dayanamayıp, mübârek gözlerinden yaşlar boşandı. Rüyâyı tamamlayınca; "Demek ki, o dert sâhibinin safâ-i meşrebi, temiz bir hâli varmış. Sen onu bize medhettikçe; "Zâten, ibâdet ederken gördüğün her kimseyi velî sanırsın zannederdik. Meğer sevmediğini medhetmez imişsin." diye buyurdular ve arkasından:

    "Ey Hasan Can! Sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa memur olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecdâdımızdan her biri evliyâlıktan nasîbini almışlardır. Herbirinin nice kerâmetleri vardır. İçlerinde, ancak biz onlara benzemedik."

    diyerek tevâzuunu dile getirdi ve hâlini gizlemeye çalıştı. Bu rüyâdan sonra, Arabistan seferinin hazırlıklarına başlayıp, bütün tedbirlerini alıp, her türlü harp tedârikini temin ettikten sonra sefere karar verdi.

    Meşhur târihçi Solakzâde, bu konuda diyor ki: "Pâdişâha dahi o gece rüyâsında, Hasan isminde bir şahıs vâsıtasıyla kendisine bir hizmetin görülmesi tebliğ olunacağı haber verilmişti."

    Böyle bir rüya görülmüş olabilir. Çünkü Allah bazı şeyleri insanlara sadık rüyalarda gösterebilmektedir.

    Konunun kaynakları için şu kitaplara bakılabilir:

    - Hoca Saadeddin, Tâcu't- Tavârih, II, 602 vd.
    - Sicill-i Osmani, II, 119.
    - Lütfi Paşa Tarihi, s. 284.
    - Hyadikatu'l- Cevami', I, 272.
    - İslam Ansiklopedisi, XIV, 272.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet



  4. 03.Haziran.2013, 20:05
    2
    Devamlı Üye



    Yavuz Sultan Selim'e, rüyasında Dört Halife gelerek Mekke ve Medine'nin hizmetlerinin kendisine veridliğini söylemişler midir? Bunun kaynağı var mıdır?

    Yavuz Sultan Selim, Mısır seferi öncesi Nedimi Hasan Can'a bir sabah bir rüya görüp görmediğini sormuş, o da bir rüya görmediğini belirtmiştir. Aynı gün rüyayı kapı ağası Hasan'ın gördüğü belli olmuştur.

    Bundan sonrasını Hasan Ağa şöyle alatır:

    "Bu gece rüyâmda, bu eşiğinde oturduğunuz kapıyı hızlı hızlı çaldılar. Ne haber vardır deyip kapıya koştum. Baktım ki, kapı biraz aralanmış dışarısı görünüyor, fakat bir adam sığacak kadar değildir. Bu aralıktan baktığımda gördüm ki, Harem dâiresi, başlarında sarık bulunan Arap simâsında nûr yüzlü kimselerle dolu. Ellerinde bayraklar, silâhlar ve başka âletler ile hazır vaziyette duruyorlardı. Kapı dibinde ise nûr yüzlü dört kişi duruyordu. Onların ellerinde de birer sancak vardı. Pâdişâhımızın sancağı, kapıyı çalanın elindeydi. O zât, bana dedi ki: "Biz neye geldik, bilir misiniz?" Ben de "Buyurun." dedim. Dedi ki: "O gördüğün kişiler, Resûlullah Efendimiz (asv)'in ashâbıdır. Bizi dahi Resûl-i Ekrem Efendimiz (asv) gönderip, Sultan Selîm Hâna selâm söyledi ve buyurdu ki: "Haremeyn'in (Mekke ve Medîne'nin) hizmeti kendisine verildi, kalkıp gelsin. Gördüğün bu dört kimsenin birisi Ebû Bekr-i Sıddîk, diğeri Ömer-ül Fârûk ve bir diğeri de Osmân-ı Zinnûreyn'dir. Seninle konuşan ben de, Ali bin Ebî Tâlib'im. Bunu hemen varıp Selîm Hâna söyle!" dedi ve gözümün önünden gittiler.

    Bana dehşetli bir hâl oldu. Terler içinde kalıp, sabaha kadar öyle baygın bir vaziyette yatıp kalmışım. Oğullarım, teheccüd namazına alışa geldiğim üzere kalkmadığımı görünce, hasta olduğumu sanmışlar. Sabah namazı vakti geçmek üzere iken gelip beni uyarmak için vücûduma ellerini sürdüklerinde görmüşler ki, suya düşüp ıslanmış gibi yatıyorum. Elbisemi değiştirmek için yenilerini getirip, o sırada beni uyandırmışlar. Aklım başıma gelince, acele gelip namaza yetiştim. Fakat aklım hâlâ tam başımda değildi." diyerek, hem söylüyor, hem de ağlıyordu.

    Ben, Pâdişâhın buyurduğu hizmeti bitirdikten sonra, dönüp şerefli makâmına gelince, bu hizmeti sormadan, yine rüyâmdan sorup buyurdular ki: "Şu senin, bu gece sabaha kadar uyuyup, hiçbir rüyâ görmediğine şaşılır!" Bunun üzerine ben de: "Pâdişâhım, rüyâyı bu Hasan kulunuz görmedi ise de, bir başka Hasan kulunuz görmüş. Emriniz olursa arzedeyim." dedim. Emirleri üzerine Hasan Ağanın rüyâsını aynen naklettim. Anlattıkça mübârek yüzü kızarmaya başladı ve nihâyet dayanamayıp, mübârek gözlerinden yaşlar boşandı. Rüyâyı tamamlayınca; "Demek ki, o dert sâhibinin safâ-i meşrebi, temiz bir hâli varmış. Sen onu bize medhettikçe; "Zâten, ibâdet ederken gördüğün her kimseyi velî sanırsın zannederdik. Meğer sevmediğini medhetmez imişsin." diye buyurdular ve arkasından:

    "Ey Hasan Can! Sana demez miyiz ki, biz, bir tarafa memur olunmadıkça hareket etmeyiz. Ecdâdımızdan her biri evliyâlıktan nasîbini almışlardır. Herbirinin nice kerâmetleri vardır. İçlerinde, ancak biz onlara benzemedik."

    diyerek tevâzuunu dile getirdi ve hâlini gizlemeye çalıştı. Bu rüyâdan sonra, Arabistan seferinin hazırlıklarına başlayıp, bütün tedbirlerini alıp, her türlü harp tedârikini temin ettikten sonra sefere karar verdi.

    Meşhur târihçi Solakzâde, bu konuda diyor ki: "Pâdişâha dahi o gece rüyâsında, Hasan isminde bir şahıs vâsıtasıyla kendisine bir hizmetin görülmesi tebliğ olunacağı haber verilmişti."

    Böyle bir rüya görülmüş olabilir. Çünkü Allah bazı şeyleri insanlara sadık rüyalarda gösterebilmektedir.

    Konunun kaynakları için şu kitaplara bakılabilir:

    - Hoca Saadeddin, Tâcu't- Tavârih, II, 602 vd.
    - Sicill-i Osmani, II, 119.
    - Lütfi Paşa Tarihi, s. 284.
    - Hyadikatu'l- Cevami', I, 272.
    - İslam Ansiklopedisi, XIV, 272.

    Selam ve dua ile...
    Sorularla İslamiyet






+ Yorum Gönder