Konusunu Oylayın.: İslam rüyanın yeri

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
İslam rüyanın yeri
  1. 05.Şubat.2013, 22:20
    1
    Misafir

    İslam rüyanın yeri






    İslam rüyanın yeri Mumsema İslamda rüyanın yeri nedir bu konu hakkında geniş bilgi verir misiniz


  2. 05.Şubat.2013, 22:20
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 11.Şubat.2013, 00:17
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,615
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 336
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: islam rüyanın yeri




    İslamda Rüyanın Yeri Nedir?

    Uyku sırasında aynen uyanıkmış gibi çeşitli olayların yaşanması
    hafi, düş.


    Rüya çağlar boyunca bütün toplumlarda büyük önem görmüştür.
    Rüyanın mahiyeti ve kökeni hakkında çok şeyler yazılıp söylenmiştir. Ancak bu
    yazılıp söylenenler her topluma ve her kültüre göre ayrı ayrı olagelmiş ve hep
    değişkenlik arzetmiştir. Tarihte bazı toplumlarda rüyaya büyük önem verilmiş ve
    bazan bu rüya tabirleri kitaplar halinde toplanmıştır. Umumiyetle rüya,
    uyanıklık halinin bir uzantısıdır; etkisinde kalınan sevindirici veya üzücü
    olayların uyku halinde yaşanması olayıdır. İslâm'da rüya hukukî bir kaynak ve
    delil değildir. Yalnız gören kişi ile alakalıdır. O kişi de bu rüyasını hayra
    yorar ve bu rüya yalnız kendisini bağlar.


    Rüya, "Allah Teâlâ'nın melek vasıtasıyla hakikat veya kinaye
    olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfusî idrakler ve vicdanî duygular veya
    şeytanî telkinlerden meydana gelen karışık hayallerden ibarettir" şeklinde de
    tarif edilmiştir.


    Rüya uykuda bütün duygu ve bilinç hallerinin tamamen yok
    olmadığı bir sırada meydana gelir. Nitekim rüyâ, uykunun az olduğu sabaha karşı
    daha çok görülür. Rüyada, görülmesi mümkün olan şeyler görülür. Uyanıkken
    görülmeyecek olan şeyleri rüyada görmek mümkün değildir. Bir kişi rüyada aynı
    anda hem ayakta, hem de otururken görülemez. Mümkün ve olağan olmayan şeyleri
    rüyada görme imkanı yoktur. Rüya bir idrak işidir. Zira rüya insanların
    kalblerinde yaratılan ve oraya yerleşen şeyin hayal etme ve düşünme yoluyla
    idrak edilmesi demektir.


    Müslümanların dışındaki bir takım çevreler de bu konuda
    tutarsız ve reddedilmeye mahkum bir sürü şeyler söylemişlerdir. Ancak sağlıklı
    görüş sahibi alimlerin ve imamların görüşü makbuldür. Allah (c.c) uyanık insanın
    kalbinde, bir takım itikatlar yarattığı gibi, uyuyan insanın kalbinde de bazı
    itikatlar yaratır. Allah uyuyan insanın kalbinde yarattığı itikadları başka
    zamanlarda yarattığı bir takım şeylerin belirtisi ve aynası haline sokar. Rüyada
    görülen durum, bazan aynası olduğu işe aykırı olur. Uyanık kişinin kalbinde
    yaratılan itikad ve kanaat, bazı olayların aynası görünümünde olmasına rağmen
    bunun tersi çıkabilir. Meselâ bulut yağmurun belirtisidir. Allah (c.c) bulutu
    yağmurun alameti olarak yaratmıştır. Ama bazen bulut olmasına rağmen yağmur
    yağmayabilir. Aynı şekilde, uyku halindeki insanın kalbinde yarattığı itikadı ve
    inancı, bir hadisenin belirtisi olarak yaratmıştır. Fakat bazan yağmur yağmadığı
    gibi o olay da olmayabilir. Uyku halindeki insanın kalbinde söz konusu itikad
    bazen meleğin huzurunda oluşur. Bu takdirde sevindirici rüya görülür. Bazen de
    şeytanın hazır bulunduğu bir zamanda oluşur. Bu takdirde üzüntülü ve zararlı
    rüya görülür. Rüyanın mahiyeti hakkında en üstün bilgi Allah katındadır.


    Allah (c.c), insanların Levh-i Mahfuzdaki durumlarına muttali
    olan bir grup meleği rüya işiyle görevli kılmıştır. Görevli melek Levh-i
    Mahfuz'dan aldığı durumları bir takım olaylar ve şekiller haline sokarak ilgili
    insanın rüyasında kalbine yerleştirir ki, o kimse için bir müjde veya uyarı ya
    da kınama değerinde olsun. Böylece hikmetli, yararlı veya sakındırıcı bir
    faaliyet gösterilmiş olur. İlgili melek bu gayret içinde iken şeytan da insana
    karşı duyduğu kin ve düşmanlıktan dolayı onu uyanık iken rahat bırakmak
    istemediği gibi, uyku aleminde de rahat bırakmak istemez. Ona bir takım hile ve
    tuzaklar kurmaktan geri durmaz. Şeytan insanın rüyasını bozmak üzere ya onu
    gördüğü rüya hususunda yanıltmak ister veya rüyasında gafil olmasını sağlamaya
    çalışır.


    Kur'ân-ı Kerim'in birçok yerinde rüyadan söz edilmiştir. Hz.
    İbrahim (a.s), oğlu İsmail (a.s)'i rüyada boğazlama emri almış ve bu rüyayı
    uygulamaya teşebbüs etmiştir (es-Saffat, 37/ 102).


    Yusuf (a.s)'da rüyasında on bir yıldızla, ay'ın kendisine secde
    ettiğini görmüş (Yusuf, 12/40); Mısır hükümdarının ve hapishanedeki iki kişinin
    gördükleri rüyaları tabir etmiştir (Yusuf, 12/36, 43).


    Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in görmüş olduğu rüyalardan söz
    edilmektedir (el-Fetih, 48/27; es-Saffat, 37/105; el-İsra, 17/60).


    Hadis kitaplarının hemen hepsinde Hz. Peygamber'in gördüğü
    rüyalar ve yaptığı rüya tabirleri hakkında geniş bilgi vardır.


    Rüya ile ilgili Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Salih
    kişi tarafından görülen rüya, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır.
    " Bir başka hadiste de şöyle der: "Müminin rüyası, peygamberliğin kırk altı
    parçasından bir parçadır; Peygamberlik gitti ve mübeşşirat kaldı”.


    Rasûlüllah (s.a.s) bir başka hadislerinde şöyle buyuruyor: "Ey
    insanlar! Peygamberliğin belirtilerinden yalnız güzeL rüya kaldı. O rüyayı
    müslüman kişi görür veya onun için başkası tarafından görülür" (İbn Hacer
    el-Askalanî, Fethül-Barî Şerhu Sahihil-Buharî Kitabül-Ta'bîr).


    Hadisteki ihtilaflar ve bildirilen değişik sayılar rüya gören
    müslümanın haline dönüktür. Takva sahibi olmayan ve İslam'ın ölçülerine göre
    fasık sayıları müslümanın gördüğü rüya, nübüvvetin yani peygamberliğin yetmiş
    parçasından biridir. Takva sahibi olan müslümanın rüyası ise nübüvvetin kırk
    altı parçasından biridir. Şu halde rüyanın doğruluk derecesi müslümanın salah ve
    takvasına göre değişik olur.


    Müslümanın gördüğü rüyanın peygamberliğin özelliğinin parçalara
    bölünmesi veya takva sahibi olan bir müslümanın peygamberlik hasletinden bir
    parçayı kazanabilmesi demek değildir. Maksat şudur: Peygamberlikte zaman zaman
    gayptan haberdar olma özelliği vardır. Yüce Allah dilediği zaman bir peygamberi
    gayptan haberdar eder. Bu itibarla, gayptan haberdar olmak, peygamberliğin
    alametlerindendir. Peygamberlik görevi kalıcı değildir. Fakat alametleri
    kalıcıdır. Müslüman bir kimse bazen Allah'ın takdir ve dilemesi ile rüya
    aleminde bir gayptan haberdar edilebilir. Bu itibarla müslümanın rüyada gördüğü
    bir şey aynen gerçekleşebilir.


    Güzel rüyanın peygamberliğin kırk altı parçasından bir parça
    sayılması şöyle yorumlanır.


    Sahih rivayetlerin bir çoğuna göre Peygamber (s.a.s) altmış üç
    yıl yaşamış ve peygamberlik süresi yirmi üç yıl sürmüştür. Çünkü o, kırk yaşını
    doldurduğu zaman peygamber olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s)'e vahiy rüya halinde
    gelirdi. Bu durum altı ay sürmüştür. Bu süre zarfında gördüğü rüyalar aynen
    çıkıyordu. Peygamberlik süresi yirmi üç yıl devam ettiğine göre, rüya yoluyla
    vahiy süresi bunun kırk altı parçasından bir parça olur. Başka hadislerde rüya,
    peygamberliğin yetmişte bir, kırk dörtte bir, ellide bir olduğu ifade
    edilir.


    Rüyanın peygamberliğin parçalarından biri olduğunu açıklayan
    hadislerin değişik oranlar ifade etmesi, hadislerin gelişmesi anlamına
    gelmemektedir. Çünkü salih ve sadık bir rüya kişinin doğru sözlü, emaneti yerine
    vermek, sağlam itikatlı olmak gibi hususlardaki derecesine göre değerlendirilir.
    Bu konuda insanlar arasındaki farklılık kadar rüyalar da değişik olur. Kim
    samimi bir kalp ile Allah'a ibadet eder ve doğru sözlü olursa, gördüğü rüyalar
    daha doğru ve peygamberliğe daha yakındır. Zira peygamberler arasında bile
    fazilet farkı vardır. İnkârcı, kâfir ve yalancı kişilerin de rüyaları doğru
    çıkabilir. Bu takdirde bu kişilerin rüyaları vahiy ya da nübüvvetten bir parça
    olamaz.


    Çünkü gayptan haber veren her doğru söz, nübüvvet
    sayılmamıştır. Bu konuda şu hususlar daima gözönünde bulundurulmalıdır.


    1- Doğru rüya görmek sadece mü'minlere mahsus değildir.
    Müslüman olmayanlar da görebilirler. Mısır hükümdarı ve zindandaki iki kişinin
    gördüğü rüyalar gibi.


    2- Herkes aynı özellik ve nitelikte değildir. Doğru rüya nadir
    hallerde ve ruhu çok hassas kişiler tarafından görülür.


    3- Görülen rüyaları esas alarak hayata nizam ve intizam vermeye
    kalkışmak yanlıştır. Zira rüyaların doğruluğunu ölçmek ve tesbit etmek mümkün
    değildir.


    4- Rüya ile yalnız o rüyayı gören amel edebilir. Fakat amel
    etmesi şart değildir. Zira rüyada kaza geçirdiğini gören bir kimse bir vasıtaya
    bindikten sonra kaza geçirip ölmüş olsa, intihar etmiş sayılmaz.


    Bundan dolayı Fıkıhta, Kelam ilminde ve mahkemede rüya, delil
    kabul edilmez. Rüya haktır ama doğru rüya gören ve rüyayı doğru şekilde
    yorumlayan kişiler azdır. Rüyaları doğru bir şekilde olaylar yorumlar. Bazı
    rüyalar da yorumu ile birlikte görülür. Bazı kimseler gördüğü rüyayı
    yorumlayamaz ama sadık rüya olduğunu anlarlar.


    Rüya tabir etmek Allah vergisidir. Herkes rüya tabir edemez.
    Akıl ve mantık bu iş için yeterli değildir. Rüya merhametli ve öğüt verebilecek
    durumda olanlara anlatılmalı, güzelce yorumlayamayacak kişilere söylenmemelidir.
    Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadislerinde de "Rüya gören onu hiç kimseye
    söylemediği sürece o, bir kuşun ayağına bağlıdır (zuhur etmez); söylerse zuhur
    eder. Böyle olunca rüyanızı yalnız akıllı, sizi seven veya size öğüt verecek
    durumda olan kimselere söyleyin” buyurmuştur (Tirmizi).


    İmam Malike "Herkes rüya tabir eder mi?" Diye sorulmuş
    "Nübüvvetle oynanır mı?” demiştir. Yine İmam Malik Rüyayı iyi tabir edenler
    yorumlasınlar. Eğer iyi görürse söylesin; iyi görmezse iyi söylesin veya sussun”
    demiştir.


    "İyi görmese de onu iyi olarak mı tabir etsin?” sorusuna,
    "Hayır” demiş; sonra "Rüya nübüvvetin bir parçasıdır. Nübüvvetle oynanmaz” diye
    cevap vermiştir (Kurtubî, Tefsir, IX, 122-127; Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili,
    IV, 2863-2869; Kuşeyri Sarih Tercümesi, XII, 271).


    Rüya genel olarak iki kısma ayrılır:

    Birincisi: Doğru ve güzel olan rüyalar. Bu tür rüyalar,
    uyanıklık âleminde doğru çıkan rüyalardır. Peygamberlerin, onlara uyan salih
    müminlerin gördükleri rüyalar bu tür rüyalardır. Bazan dindar olmayan insanlar
    da bu tür rüyaları görürler.


    Bu tür rüyalar üç grupta ele alınabilir.

    1- Yoruma ve tabire ihtiyaç göstermeyecek kadar açık seçik
    rüyalar, Hz. İbrahim'in rüyası gibi...


    2- Kısmen yoruma, ihtiyaç gösteren rüyalar. Hz. Yusuf'un rüyası
    gibi...


    3- Tamamen tabir ve yoruma ihtiyaç gösteren rüyalar. Mısır
    hükümdarının gördüğü rüya gibi...


    İkincisi: Adğâs adı verilen karmakarışık ve hiç bir anlam
    taşımayan rüyalardır. Bu tür rüyalar da bir kaç kısma ayrılır


    a- Şeytanın uyuyan kişiyle oynaması ve onu üzmesine sebep olan
    rüyalar. Mesela kişi rüyasında başının koparıldığını ve kendisinin başının
    peşinden gittiğini görür. Ya da korkunç ve tehlikeli bir duruma düştüğünü ve hiç
    bir kimsenin kendisini kurtarmaya gelmediğini görür.


    b- Meleklerin haram bir şeyi uyuyan için helal kıldığına veya
    haram bir iş teklif ettiklerine dair olan ve aklen muhal ve imkansız olan buna
    benzer işlerle ilgili rüyalar.


    c- Kişinin uyanık iken üzerinde konuştuğu veya olmasını temenni
    ettiği bir şeyi uyanık iken itiyad haline getirdiği bir şeyi rüyasında
    görmesi.


    Bu durumda rüyanın üç çeşit olduğu görülmektedir.

    a- Allah tarafından bir müjde olabilen bir rüya. Buna rahmanî
    rüya denir. b- Kişinin uyanık iken önem verip kalben meşgul olduğu bir şeyle
    ilgili olarak gördüğü rüya. c- Şeytan tarafından korkutulan kişinin gördüğü
    rüya. Buna şeytanî rüya adı verilir.


    Kötü bir rüya gören bir müslümanın yapacağı işler:

    Gördüğü rüyanın şerrinden ve şeytanın şerrinden üç kez Allah'a
    sığınır. Şöyle der: "Allah'ım, bu rüyanın şerrinden ve rahmetinden uzak kalmış
    olan şeytanın şerrinden sana sığınırım." Rüyanın hayra dönüşmesi için dua eder.
    Bu tür rüyayı hiç bir kimseye anlatmaz.


    Müslüman gördüğü iyi bir rüyadan ötürü uyanınca Allah'a
    hamdeder. Bu rüyadan dolayı sevinir, bunu bir müjde kabul eder. Rüyayı sevdiği
    bir kimseye anlatır, sevmediğine kesinlikle arılatmaz.


    Ahmet ARPA


  4. 11.Şubat.2013, 00:17
    2
    Moderatör



    İslamda Rüyanın Yeri Nedir?

    Uyku sırasında aynen uyanıkmış gibi çeşitli olayların yaşanması
    hafi, düş.


    Rüya çağlar boyunca bütün toplumlarda büyük önem görmüştür.
    Rüyanın mahiyeti ve kökeni hakkında çok şeyler yazılıp söylenmiştir. Ancak bu
    yazılıp söylenenler her topluma ve her kültüre göre ayrı ayrı olagelmiş ve hep
    değişkenlik arzetmiştir. Tarihte bazı toplumlarda rüyaya büyük önem verilmiş ve
    bazan bu rüya tabirleri kitaplar halinde toplanmıştır. Umumiyetle rüya,
    uyanıklık halinin bir uzantısıdır; etkisinde kalınan sevindirici veya üzücü
    olayların uyku halinde yaşanması olayıdır. İslâm'da rüya hukukî bir kaynak ve
    delil değildir. Yalnız gören kişi ile alakalıdır. O kişi de bu rüyasını hayra
    yorar ve bu rüya yalnız kendisini bağlar.


    Rüya, "Allah Teâlâ'nın melek vasıtasıyla hakikat veya kinaye
    olarak kulun şuurunda uyandırdığı enfusî idrakler ve vicdanî duygular veya
    şeytanî telkinlerden meydana gelen karışık hayallerden ibarettir" şeklinde de
    tarif edilmiştir.


    Rüya uykuda bütün duygu ve bilinç hallerinin tamamen yok
    olmadığı bir sırada meydana gelir. Nitekim rüyâ, uykunun az olduğu sabaha karşı
    daha çok görülür. Rüyada, görülmesi mümkün olan şeyler görülür. Uyanıkken
    görülmeyecek olan şeyleri rüyada görmek mümkün değildir. Bir kişi rüyada aynı
    anda hem ayakta, hem de otururken görülemez. Mümkün ve olağan olmayan şeyleri
    rüyada görme imkanı yoktur. Rüya bir idrak işidir. Zira rüya insanların
    kalblerinde yaratılan ve oraya yerleşen şeyin hayal etme ve düşünme yoluyla
    idrak edilmesi demektir.


    Müslümanların dışındaki bir takım çevreler de bu konuda
    tutarsız ve reddedilmeye mahkum bir sürü şeyler söylemişlerdir. Ancak sağlıklı
    görüş sahibi alimlerin ve imamların görüşü makbuldür. Allah (c.c) uyanık insanın
    kalbinde, bir takım itikatlar yarattığı gibi, uyuyan insanın kalbinde de bazı
    itikatlar yaratır. Allah uyuyan insanın kalbinde yarattığı itikadları başka
    zamanlarda yarattığı bir takım şeylerin belirtisi ve aynası haline sokar. Rüyada
    görülen durum, bazan aynası olduğu işe aykırı olur. Uyanık kişinin kalbinde
    yaratılan itikad ve kanaat, bazı olayların aynası görünümünde olmasına rağmen
    bunun tersi çıkabilir. Meselâ bulut yağmurun belirtisidir. Allah (c.c) bulutu
    yağmurun alameti olarak yaratmıştır. Ama bazen bulut olmasına rağmen yağmur
    yağmayabilir. Aynı şekilde, uyku halindeki insanın kalbinde yarattığı itikadı ve
    inancı, bir hadisenin belirtisi olarak yaratmıştır. Fakat bazan yağmur yağmadığı
    gibi o olay da olmayabilir. Uyku halindeki insanın kalbinde söz konusu itikad
    bazen meleğin huzurunda oluşur. Bu takdirde sevindirici rüya görülür. Bazen de
    şeytanın hazır bulunduğu bir zamanda oluşur. Bu takdirde üzüntülü ve zararlı
    rüya görülür. Rüyanın mahiyeti hakkında en üstün bilgi Allah katındadır.


    Allah (c.c), insanların Levh-i Mahfuzdaki durumlarına muttali
    olan bir grup meleği rüya işiyle görevli kılmıştır. Görevli melek Levh-i
    Mahfuz'dan aldığı durumları bir takım olaylar ve şekiller haline sokarak ilgili
    insanın rüyasında kalbine yerleştirir ki, o kimse için bir müjde veya uyarı ya
    da kınama değerinde olsun. Böylece hikmetli, yararlı veya sakındırıcı bir
    faaliyet gösterilmiş olur. İlgili melek bu gayret içinde iken şeytan da insana
    karşı duyduğu kin ve düşmanlıktan dolayı onu uyanık iken rahat bırakmak
    istemediği gibi, uyku aleminde de rahat bırakmak istemez. Ona bir takım hile ve
    tuzaklar kurmaktan geri durmaz. Şeytan insanın rüyasını bozmak üzere ya onu
    gördüğü rüya hususunda yanıltmak ister veya rüyasında gafil olmasını sağlamaya
    çalışır.


    Kur'ân-ı Kerim'in birçok yerinde rüyadan söz edilmiştir. Hz.
    İbrahim (a.s), oğlu İsmail (a.s)'i rüyada boğazlama emri almış ve bu rüyayı
    uygulamaya teşebbüs etmiştir (es-Saffat, 37/ 102).


    Yusuf (a.s)'da rüyasında on bir yıldızla, ay'ın kendisine secde
    ettiğini görmüş (Yusuf, 12/40); Mısır hükümdarının ve hapishanedeki iki kişinin
    gördükleri rüyaları tabir etmiştir (Yusuf, 12/36, 43).


    Kur'ân-ı Kerim'de Hz. Peygamber'in görmüş olduğu rüyalardan söz
    edilmektedir (el-Fetih, 48/27; es-Saffat, 37/105; el-İsra, 17/60).


    Hadis kitaplarının hemen hepsinde Hz. Peygamber'in gördüğü
    rüyalar ve yaptığı rüya tabirleri hakkında geniş bilgi vardır.


    Rüya ile ilgili Rasûlüllah (s.a.s) şöyle buyurmuştur: "Salih
    kişi tarafından görülen rüya, peygamberliğin kırk altı parçasından bir parçadır.
    " Bir başka hadiste de şöyle der: "Müminin rüyası, peygamberliğin kırk altı
    parçasından bir parçadır; Peygamberlik gitti ve mübeşşirat kaldı”.


    Rasûlüllah (s.a.s) bir başka hadislerinde şöyle buyuruyor: "Ey
    insanlar! Peygamberliğin belirtilerinden yalnız güzeL rüya kaldı. O rüyayı
    müslüman kişi görür veya onun için başkası tarafından görülür" (İbn Hacer
    el-Askalanî, Fethül-Barî Şerhu Sahihil-Buharî Kitabül-Ta'bîr).


    Hadisteki ihtilaflar ve bildirilen değişik sayılar rüya gören
    müslümanın haline dönüktür. Takva sahibi olmayan ve İslam'ın ölçülerine göre
    fasık sayıları müslümanın gördüğü rüya, nübüvvetin yani peygamberliğin yetmiş
    parçasından biridir. Takva sahibi olan müslümanın rüyası ise nübüvvetin kırk
    altı parçasından biridir. Şu halde rüyanın doğruluk derecesi müslümanın salah ve
    takvasına göre değişik olur.


    Müslümanın gördüğü rüyanın peygamberliğin özelliğinin parçalara
    bölünmesi veya takva sahibi olan bir müslümanın peygamberlik hasletinden bir
    parçayı kazanabilmesi demek değildir. Maksat şudur: Peygamberlikte zaman zaman
    gayptan haberdar olma özelliği vardır. Yüce Allah dilediği zaman bir peygamberi
    gayptan haberdar eder. Bu itibarla, gayptan haberdar olmak, peygamberliğin
    alametlerindendir. Peygamberlik görevi kalıcı değildir. Fakat alametleri
    kalıcıdır. Müslüman bir kimse bazen Allah'ın takdir ve dilemesi ile rüya
    aleminde bir gayptan haberdar edilebilir. Bu itibarla müslümanın rüyada gördüğü
    bir şey aynen gerçekleşebilir.


    Güzel rüyanın peygamberliğin kırk altı parçasından bir parça
    sayılması şöyle yorumlanır.


    Sahih rivayetlerin bir çoğuna göre Peygamber (s.a.s) altmış üç
    yıl yaşamış ve peygamberlik süresi yirmi üç yıl sürmüştür. Çünkü o, kırk yaşını
    doldurduğu zaman peygamber olmuştur. Hz. Peygamber (s.a.s)'e vahiy rüya halinde
    gelirdi. Bu durum altı ay sürmüştür. Bu süre zarfında gördüğü rüyalar aynen
    çıkıyordu. Peygamberlik süresi yirmi üç yıl devam ettiğine göre, rüya yoluyla
    vahiy süresi bunun kırk altı parçasından bir parça olur. Başka hadislerde rüya,
    peygamberliğin yetmişte bir, kırk dörtte bir, ellide bir olduğu ifade
    edilir.


    Rüyanın peygamberliğin parçalarından biri olduğunu açıklayan
    hadislerin değişik oranlar ifade etmesi, hadislerin gelişmesi anlamına
    gelmemektedir. Çünkü salih ve sadık bir rüya kişinin doğru sözlü, emaneti yerine
    vermek, sağlam itikatlı olmak gibi hususlardaki derecesine göre değerlendirilir.
    Bu konuda insanlar arasındaki farklılık kadar rüyalar da değişik olur. Kim
    samimi bir kalp ile Allah'a ibadet eder ve doğru sözlü olursa, gördüğü rüyalar
    daha doğru ve peygamberliğe daha yakındır. Zira peygamberler arasında bile
    fazilet farkı vardır. İnkârcı, kâfir ve yalancı kişilerin de rüyaları doğru
    çıkabilir. Bu takdirde bu kişilerin rüyaları vahiy ya da nübüvvetten bir parça
    olamaz.


    Çünkü gayptan haber veren her doğru söz, nübüvvet
    sayılmamıştır. Bu konuda şu hususlar daima gözönünde bulundurulmalıdır.


    1- Doğru rüya görmek sadece mü'minlere mahsus değildir.
    Müslüman olmayanlar da görebilirler. Mısır hükümdarı ve zindandaki iki kişinin
    gördüğü rüyalar gibi.


    2- Herkes aynı özellik ve nitelikte değildir. Doğru rüya nadir
    hallerde ve ruhu çok hassas kişiler tarafından görülür.


    3- Görülen rüyaları esas alarak hayata nizam ve intizam vermeye
    kalkışmak yanlıştır. Zira rüyaların doğruluğunu ölçmek ve tesbit etmek mümkün
    değildir.


    4- Rüya ile yalnız o rüyayı gören amel edebilir. Fakat amel
    etmesi şart değildir. Zira rüyada kaza geçirdiğini gören bir kimse bir vasıtaya
    bindikten sonra kaza geçirip ölmüş olsa, intihar etmiş sayılmaz.


    Bundan dolayı Fıkıhta, Kelam ilminde ve mahkemede rüya, delil
    kabul edilmez. Rüya haktır ama doğru rüya gören ve rüyayı doğru şekilde
    yorumlayan kişiler azdır. Rüyaları doğru bir şekilde olaylar yorumlar. Bazı
    rüyalar da yorumu ile birlikte görülür. Bazı kimseler gördüğü rüyayı
    yorumlayamaz ama sadık rüya olduğunu anlarlar.


    Rüya tabir etmek Allah vergisidir. Herkes rüya tabir edemez.
    Akıl ve mantık bu iş için yeterli değildir. Rüya merhametli ve öğüt verebilecek
    durumda olanlara anlatılmalı, güzelce yorumlayamayacak kişilere söylenmemelidir.
    Hz. Peygamber (s.a.s) bir hadislerinde de "Rüya gören onu hiç kimseye
    söylemediği sürece o, bir kuşun ayağına bağlıdır (zuhur etmez); söylerse zuhur
    eder. Böyle olunca rüyanızı yalnız akıllı, sizi seven veya size öğüt verecek
    durumda olan kimselere söyleyin” buyurmuştur (Tirmizi).


    İmam Malike "Herkes rüya tabir eder mi?" Diye sorulmuş
    "Nübüvvetle oynanır mı?” demiştir. Yine İmam Malik Rüyayı iyi tabir edenler
    yorumlasınlar. Eğer iyi görürse söylesin; iyi görmezse iyi söylesin veya sussun”
    demiştir.


    "İyi görmese de onu iyi olarak mı tabir etsin?” sorusuna,
    "Hayır” demiş; sonra "Rüya nübüvvetin bir parçasıdır. Nübüvvetle oynanmaz” diye
    cevap vermiştir (Kurtubî, Tefsir, IX, 122-127; Elmalılı, Hak Dini Kuran Dili,
    IV, 2863-2869; Kuşeyri Sarih Tercümesi, XII, 271).


    Rüya genel olarak iki kısma ayrılır:

    Birincisi: Doğru ve güzel olan rüyalar. Bu tür rüyalar,
    uyanıklık âleminde doğru çıkan rüyalardır. Peygamberlerin, onlara uyan salih
    müminlerin gördükleri rüyalar bu tür rüyalardır. Bazan dindar olmayan insanlar
    da bu tür rüyaları görürler.


    Bu tür rüyalar üç grupta ele alınabilir.

    1- Yoruma ve tabire ihtiyaç göstermeyecek kadar açık seçik
    rüyalar, Hz. İbrahim'in rüyası gibi...


    2- Kısmen yoruma, ihtiyaç gösteren rüyalar. Hz. Yusuf'un rüyası
    gibi...


    3- Tamamen tabir ve yoruma ihtiyaç gösteren rüyalar. Mısır
    hükümdarının gördüğü rüya gibi...


    İkincisi: Adğâs adı verilen karmakarışık ve hiç bir anlam
    taşımayan rüyalardır. Bu tür rüyalar da bir kaç kısma ayrılır


    a- Şeytanın uyuyan kişiyle oynaması ve onu üzmesine sebep olan
    rüyalar. Mesela kişi rüyasında başının koparıldığını ve kendisinin başının
    peşinden gittiğini görür. Ya da korkunç ve tehlikeli bir duruma düştüğünü ve hiç
    bir kimsenin kendisini kurtarmaya gelmediğini görür.


    b- Meleklerin haram bir şeyi uyuyan için helal kıldığına veya
    haram bir iş teklif ettiklerine dair olan ve aklen muhal ve imkansız olan buna
    benzer işlerle ilgili rüyalar.


    c- Kişinin uyanık iken üzerinde konuştuğu veya olmasını temenni
    ettiği bir şeyi uyanık iken itiyad haline getirdiği bir şeyi rüyasında
    görmesi.


    Bu durumda rüyanın üç çeşit olduğu görülmektedir.

    a- Allah tarafından bir müjde olabilen bir rüya. Buna rahmanî
    rüya denir. b- Kişinin uyanık iken önem verip kalben meşgul olduğu bir şeyle
    ilgili olarak gördüğü rüya. c- Şeytan tarafından korkutulan kişinin gördüğü
    rüya. Buna şeytanî rüya adı verilir.


    Kötü bir rüya gören bir müslümanın yapacağı işler:

    Gördüğü rüyanın şerrinden ve şeytanın şerrinden üç kez Allah'a
    sığınır. Şöyle der: "Allah'ım, bu rüyanın şerrinden ve rahmetinden uzak kalmış
    olan şeytanın şerrinden sana sığınırım." Rüyanın hayra dönüşmesi için dua eder.
    Bu tür rüyayı hiç bir kimseye anlatmaz.


    Müslüman gördüğü iyi bir rüyadan ötürü uyanınca Allah'a
    hamdeder. Bu rüyadan dolayı sevinir, bunu bir müjde kabul eder. Rüyayı sevdiği
    bir kimseye anlatır, sevmediğine kesinlikle arılatmaz.


    Ahmet ARPA





+ Yorum Gönder