Konusunu Oylayın.: Ramazan ayı ile ilgili deyimler

5 üzerinden 4.20 | Toplam : 5 kişi
Ramazan ayı ile ilgili deyimler
  1. 17.Haziran.2013, 19:54
    1
    Misafir

    Ramazan ayı ile ilgili deyimler






    Ramazan ayı ile ilgili deyimler Mumsema Ramazan ayı ile ilgili deyimlere ihtiyacım var bana Ramazan ayı hakkında deyim örnekler yayımlar mısınız ?


  2. 17.Haziran.2013, 19:54
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Ramazan ayı ile ilgili deyimlere ihtiyacım var bana Ramazan ayı hakkında deyim örnekler yayımlar mısınız ?


    Benzer Konular

    - El ile ilgili deyimler

    - Ruh ile ilgili deyimler

    - Allah ile ilgili deyimler

    - Akraba ile ilgili deyimler

    - Ramazan bayramı ile ilgili deyimler

  3. 05.Temmuz.2013, 01:50
    2
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: Ramazan ayı ile ilgili deyimler




    Ramazan ve Oruç ile İlgili 3 Deyim ve Hikâyeleri

    Ramazan ayı böyle bir şeydir işte. Dine uzak birisi bile, Ramazan ayında, şöyle bi toplanır; kendine çekidüzen verir.

    30 gün boyunca, yaşanan “bedensel ıztırap”, herkeste derin izler bırakır. Bu kimilerinde “ruh yücelmesi” olarak tezahür eder, kiminde iman pekiştirme ve kiminde de merhamet yoğunlaşması… Her ne şekilde tezahür ederse etsin, Ramazan ve oruç, insanda ve toplumda derin izler bırakan bir olgudur. Tabii ki, bu olgu, dile de yansıyacaktır.

    Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek

    Ramazanla ilgili ilk akla gelen deyim “temcit pilavı” deyimidir.

    “Temcid”, eskiden üç aylarda, sabah ezanından sonra, minarelerden okunan bir duadır. Şimdi böyle bir dua okunmuyor. (“Birileri ön-ayak olup Diyanet’in kılağına kar suyu kaçırsa da, bu gelenek tekrar başlasa” diyorum.)

    Halkımız, zamanla, “imsak” ile temcidi ve bu arada “sahur”u birbirlerinin yerine kullanmıştır. “Temcit pilavı” deyimindeki “temcid” kelimesi, “sahur” yerine kullanılmıştır.

    “Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek” deyimi de, sahur-temcit kullanımından kaynaklanmaktadır ve “aynı konuyu, hiç değiştirmeden, yenileştirip zenginleştirmeden, tekrar tekrar dile getirmek” demektir.

    Deyimin kaynağı ne?…

    Uzun Ramazan günlerinde, halkımız karınlarını tok tutsun diye, sahurda (Yanş temcitte) makarna, pilav ve börek gibi yemekler yer. Bunun için de evin hanımları, gece kalkıp taze yemek hazırlarlar. Tabii gündüzden veya akşamdan hazırlayanlar da vardır.

    Anadolu’nun bir köyünde, bir kadın, ramazan mübarek gününde, sabahtan akşama kadar tarlada, bağda bahçede çalıştıktan sonra gelip bir de iftar için yemek hazırlarmış. Sonra da sahur, yani temcit için yemek hazırlarmış. Fakat bir Ramazan, kadıncağız günün yorgunluğunun üstüne, bir de akşam yemek hazırlamaya üşenmiş ve iftar için hazırladığı pilavı, gece ısıtıp sofraya getirmiş. Her temcitte, taze yemek yemeye alışan kocası, karısının yorgunluğuna verip bir şey dememiş. Kadında bakmış ki, kocası bir şey demiyor, sonraki günlerde de iftar pilavını temcitte ısıtıp sofraya getirmeye devam etmiş. Bir sürte sonra kocası, “Hanım, iftardan kalan pilavı temcitte ısıtıp ısıtıp getiriyorsun. Niye taze yemek yapmıyorsun?…” diye azarlamış. Bu yetmemiş gibi, bir de tutup köy kahvesinde “Benim hanım, iftardan kalma pilavı, temcitte ısıtıp ısıtıp getiriyor arkadaşlar.” diye yakınmış. Bunu duyan köylüler, bir süre sonra “Falancanın hanımı, iftar pilavını temcitte ısıtıp ısıtıp getiriyormuş…” demeye başlamışlar. Tabii daha sonra “iftar” kelimesi, sözden tasarruf etmek amacıyla düşmüş. Bir süre sonra, o köyde, hiçbir değişiklik ve zenginleştirme yapılmadan ve hatta bayatlamış konuları ikide birde dile getirenler için “Falancanın hanımının temcit pilavını ısıtıp ısıtıp getirmesi gibi” denmeye başlanmış. Elbette bir süre sonra “Falancanın hanımı” kısmı da cümleden düşmüş ve cümle “temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek” şekline dönüşmüş.

    Papaza kızıp oruç bozmak

    Hani, birisine kızıp, hıncını hiç ilgisiz birisinden almaya kalkmak var ya… İşte bu durumlarda söylenen bir deyimdir “Papaza kızıp oruç bozmak”

    Eskiden, Müslim-gayr-ı Müslim bir arada yaşardı. Osmanlı’nın, etnisite ayrımı yapmadığı gibi din ayrımı da yapmadığı, faziletli bir insanlık örneğidir.

    İşte o devirlerden birinde, mübarek Ramazan günlerinin birinde, biraz külhanî bir genç oruç tutuyormuş. Bir ikindi vakti, bu külhanî, açlığın verdiği ıztırapla tepesinin tası atmış vaziyette, kendisiyle ve etrafıyla cebelleşiyormuş. Kızgınlığının zirve yaptığı bir anda, sokaktan bir papaz geçiyormuş. Papazı çağırmış… Papazla din ve oruç konusunda konuşmaya başlamış. Zavallı papaz, neye uğradığını anlayamamış ama gene de külhanînin sorularına cevap vermeye çalışmış. Külhanî, orucun faziletlerini ve orucu bozan şeyleri sormuş… Zavallı papaz, “Kuzum ben Hıristiyan’ım, Bunları bilemem…” dediyse de külhanî, “Olsun!… Sen de din adamısın; bilmen lazım… Nasıl bilmezsin!…” falan deyip celallenmiş. Zaten tepesinin tası atmış olan ve orucu yemeye niyetli olan külhanî, “Din adamı olacak bir de!… Orucun faziletlerini bile bilmiyor… Bir din adamı orucun faziletlerini bilmezse, ben gibi bir câhil niye oruç tutsun birader?…” deyip o anda orucunu bozmuş.

    Afyonu patlamamak

    Dengesiz davranan, ipe-sapa gelmez sözler sar eden ve bunlarla etrafına zarar veren insanların bu tavırlarını anlatmak için kullanılır “afyonu patlamamak” deyimi.

    Eski Ramazanlarda, afyon tiryakilerinin bulduğu bir yol varmış. Aşırı mübtelâler, tırnak kadar afyon macununu birkaç kat kâğıda sarar sahurda yutarlarmış. Mideye yerleşen kâğıt sarılı macunun kâğıdı, ikindiye doğru erir ve afyon mide öz suyuna karışıp oradan da vücuda yayılırmış. Böylece tiryaki, ikindiden sonrasını, keyifle geçirirmiş. Fakat bazen, mide öz suyu kâğıdı eritemez ve dolayısıyla afyon da vücuda yayılıp tesirini gösteremezmiş. Tiryaki bu anlarda kontrolünü kaybeder, dengesiz hareketlerde bulunur ve bir türlü zabt u rabta gelmezmiş. Bu durumda olanlara “Henüz afyonu patlamamış galiba” denirmiş.

    ***

    Muhterem karilerim; son hikâyeyi internetten falan bulup okuyacaksınız ve doğru olduğuna hükmedeceksiniz. İlk iki hikâye internette yok. Bu yüzden, yazdıklarıma inanmayacaksınız ama bir vakit sonra, ilk iki hikâye internette dolaşmaya başlayınca hepiniz inanacaksınız; hatta ben bile inanacağım.

    Prof. Dr. Nâmık AÇIKGÖZ


  4. 05.Temmuz.2013, 01:50
    2
    Devamlı Üye



    Ramazan ve Oruç ile İlgili 3 Deyim ve Hikâyeleri

    Ramazan ayı böyle bir şeydir işte. Dine uzak birisi bile, Ramazan ayında, şöyle bi toplanır; kendine çekidüzen verir.

    30 gün boyunca, yaşanan “bedensel ıztırap”, herkeste derin izler bırakır. Bu kimilerinde “ruh yücelmesi” olarak tezahür eder, kiminde iman pekiştirme ve kiminde de merhamet yoğunlaşması… Her ne şekilde tezahür ederse etsin, Ramazan ve oruç, insanda ve toplumda derin izler bırakan bir olgudur. Tabii ki, bu olgu, dile de yansıyacaktır.

    Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek

    Ramazanla ilgili ilk akla gelen deyim “temcit pilavı” deyimidir.

    “Temcid”, eskiden üç aylarda, sabah ezanından sonra, minarelerden okunan bir duadır. Şimdi böyle bir dua okunmuyor. (“Birileri ön-ayak olup Diyanet’in kılağına kar suyu kaçırsa da, bu gelenek tekrar başlasa” diyorum.)

    Halkımız, zamanla, “imsak” ile temcidi ve bu arada “sahur”u birbirlerinin yerine kullanmıştır. “Temcit pilavı” deyimindeki “temcid” kelimesi, “sahur” yerine kullanılmıştır.

    “Temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek” deyimi de, sahur-temcit kullanımından kaynaklanmaktadır ve “aynı konuyu, hiç değiştirmeden, yenileştirip zenginleştirmeden, tekrar tekrar dile getirmek” demektir.

    Deyimin kaynağı ne?…

    Uzun Ramazan günlerinde, halkımız karınlarını tok tutsun diye, sahurda (Yanş temcitte) makarna, pilav ve börek gibi yemekler yer. Bunun için de evin hanımları, gece kalkıp taze yemek hazırlarlar. Tabii gündüzden veya akşamdan hazırlayanlar da vardır.

    Anadolu’nun bir köyünde, bir kadın, ramazan mübarek gününde, sabahtan akşama kadar tarlada, bağda bahçede çalıştıktan sonra gelip bir de iftar için yemek hazırlarmış. Sonra da sahur, yani temcit için yemek hazırlarmış. Fakat bir Ramazan, kadıncağız günün yorgunluğunun üstüne, bir de akşam yemek hazırlamaya üşenmiş ve iftar için hazırladığı pilavı, gece ısıtıp sofraya getirmiş. Her temcitte, taze yemek yemeye alışan kocası, karısının yorgunluğuna verip bir şey dememiş. Kadında bakmış ki, kocası bir şey demiyor, sonraki günlerde de iftar pilavını temcitte ısıtıp sofraya getirmeye devam etmiş. Bir sürte sonra kocası, “Hanım, iftardan kalan pilavı temcitte ısıtıp ısıtıp getiriyorsun. Niye taze yemek yapmıyorsun?…” diye azarlamış. Bu yetmemiş gibi, bir de tutup köy kahvesinde “Benim hanım, iftardan kalma pilavı, temcitte ısıtıp ısıtıp getiriyor arkadaşlar.” diye yakınmış. Bunu duyan köylüler, bir süre sonra “Falancanın hanımı, iftar pilavını temcitte ısıtıp ısıtıp getiriyormuş…” demeye başlamışlar. Tabii daha sonra “iftar” kelimesi, sözden tasarruf etmek amacıyla düşmüş. Bir süre sonra, o köyde, hiçbir değişiklik ve zenginleştirme yapılmadan ve hatta bayatlamış konuları ikide birde dile getirenler için “Falancanın hanımının temcit pilavını ısıtıp ısıtıp getirmesi gibi” denmeye başlanmış. Elbette bir süre sonra “Falancanın hanımı” kısmı da cümleden düşmüş ve cümle “temcit pilavı gibi ısıtıp ısıtıp getirmek” şekline dönüşmüş.

    Papaza kızıp oruç bozmak

    Hani, birisine kızıp, hıncını hiç ilgisiz birisinden almaya kalkmak var ya… İşte bu durumlarda söylenen bir deyimdir “Papaza kızıp oruç bozmak”

    Eskiden, Müslim-gayr-ı Müslim bir arada yaşardı. Osmanlı’nın, etnisite ayrımı yapmadığı gibi din ayrımı da yapmadığı, faziletli bir insanlık örneğidir.

    İşte o devirlerden birinde, mübarek Ramazan günlerinin birinde, biraz külhanî bir genç oruç tutuyormuş. Bir ikindi vakti, bu külhanî, açlığın verdiği ıztırapla tepesinin tası atmış vaziyette, kendisiyle ve etrafıyla cebelleşiyormuş. Kızgınlığının zirve yaptığı bir anda, sokaktan bir papaz geçiyormuş. Papazı çağırmış… Papazla din ve oruç konusunda konuşmaya başlamış. Zavallı papaz, neye uğradığını anlayamamış ama gene de külhanînin sorularına cevap vermeye çalışmış. Külhanî, orucun faziletlerini ve orucu bozan şeyleri sormuş… Zavallı papaz, “Kuzum ben Hıristiyan’ım, Bunları bilemem…” dediyse de külhanî, “Olsun!… Sen de din adamısın; bilmen lazım… Nasıl bilmezsin!…” falan deyip celallenmiş. Zaten tepesinin tası atmış olan ve orucu yemeye niyetli olan külhanî, “Din adamı olacak bir de!… Orucun faziletlerini bile bilmiyor… Bir din adamı orucun faziletlerini bilmezse, ben gibi bir câhil niye oruç tutsun birader?…” deyip o anda orucunu bozmuş.

    Afyonu patlamamak

    Dengesiz davranan, ipe-sapa gelmez sözler sar eden ve bunlarla etrafına zarar veren insanların bu tavırlarını anlatmak için kullanılır “afyonu patlamamak” deyimi.

    Eski Ramazanlarda, afyon tiryakilerinin bulduğu bir yol varmış. Aşırı mübtelâler, tırnak kadar afyon macununu birkaç kat kâğıda sarar sahurda yutarlarmış. Mideye yerleşen kâğıt sarılı macunun kâğıdı, ikindiye doğru erir ve afyon mide öz suyuna karışıp oradan da vücuda yayılırmış. Böylece tiryaki, ikindiden sonrasını, keyifle geçirirmiş. Fakat bazen, mide öz suyu kâğıdı eritemez ve dolayısıyla afyon da vücuda yayılıp tesirini gösteremezmiş. Tiryaki bu anlarda kontrolünü kaybeder, dengesiz hareketlerde bulunur ve bir türlü zabt u rabta gelmezmiş. Bu durumda olanlara “Henüz afyonu patlamamış galiba” denirmiş.

    ***

    Muhterem karilerim; son hikâyeyi internetten falan bulup okuyacaksınız ve doğru olduğuna hükmedeceksiniz. İlk iki hikâye internette yok. Bu yüzden, yazdıklarıma inanmayacaksınız ama bir vakit sonra, ilk iki hikâye internette dolaşmaya başlayınca hepiniz inanacaksınız; hatta ben bile inanacağım.

    Prof. Dr. Nâmık AÇIKGÖZ





+ Yorum Gönder