Konusunu Oylayın.: Ramazan sabır ayımıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Ramazan sabır ayımıdır?
  1. 31.Mayıs.2013, 20:48
    1
    Misafir

    Ramazan sabır ayımıdır?






    Ramazan sabır ayımıdır? Mumsema Ramazan sabır ayı mıdır Oruç sabır ayı mıdır konu hakkında bir açıklama yapar mısınız ?


  2. 31.Mayıs.2013, 20:48
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 02.Haziran.2013, 17:59
    2
    Muhammed
    الله اكبر

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Haziran.2010
    Üye No: 76755
    Mesaj Sayısı: 7,671
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Yaş: 27
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Cevap: Ramazan sabır ayımıdır?




    Abdullah ibni eş-Şıhhir Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:


    “Sabır ayı olan Ramazan’ın ve her ayın üç gününün orucu kalpte bulunan bütün kötülükleri giderir.” (Müsned, 5:363)


    Hadiste de ifade edildiği gibi Ramazan’ın bir adı da sabır ayıdır. Başka bir hadis-i şerifte “Oruç sabrın yarısıdır” (Kenzü’l-Ummâl, 8:444) buyurularak oruçta sabrın büyük bir yerinin olduğu bildirilir.

    Ramazan’da iyi bir sabır eğitimi yaparız. Bu güzel ahlâkı kendi dünyamızda bizzat yaşarız. Acıktığımız halde ağzımıza yiyecek bir şey almamakla, susuzluktan boğazımız kuruduğu halde bir yudum su dahi içmemekle midemizi sabra alıştırırız.

    Diğer taraftan öfkelenecek olsak, nefsimiz bizi gıybet etmeye, yalana, kötü söz söylemeye itse bile, hemen kendimizi tutar, oruçlu olduğumuzu hatırlayarak, böyle çirkin şeyleri işlememe sabrını gösteririz.

    Ramazan ayı boyunca yaptığımız bu sabır antrenmanı, geçim şartları bizlerden daha aşağı olanları hatırımıza getirir. Çünkü bir insan ne kadar fakir olursa olsun, kendisinden daha fakirini, daha muhtaç birisini mutlaka bulabilir.

    Hiç olmasa da, bugün dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan hayatî tehlikeye giren insanları düşünür, böylece sabrını arttırmaya, şükrünü çoğaltmaya çalışır.

    İnsanı bazı hatalara sürükleyen, bazı suçları işleten ve başına gelen birçok musibetlerin sebebi, başta gösteremediği sabırdır. Şayet başta sabredip tahammül gösterseydi, o belayı başından savabilecekti. Demek ki, “Beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün ilâcı oruçtur.”

    İşte böyle bir ay boyunca sabrı yaşayan, onunla hayatını manalandırıp renklendiren insan, kalbinde yer etmiş olan kötü duyguların kökünü kazımış, gidermiş, ter temiz, safi bir kalbe sahip çıkmış olur.

    Ramazan’dan sonra da her ayın ortasında üç gün nafile oruç tutmayı da devam ettirirse, sabır ilâcını kullanmak suretiyle kendisine çeki düzen vermiş sayılır.



  4. 02.Haziran.2013, 17:59
    2
    Muhammed - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    الله اكبر



    Abdullah ibni eş-Şıhhir Radiyallâhu Anhın rivayetine göre Resul-i Ekrem Efendimiz Sallallâhu Aleyhi Vesellem şöyle buyuruyor:


    “Sabır ayı olan Ramazan’ın ve her ayın üç gününün orucu kalpte bulunan bütün kötülükleri giderir.” (Müsned, 5:363)


    Hadiste de ifade edildiği gibi Ramazan’ın bir adı da sabır ayıdır. Başka bir hadis-i şerifte “Oruç sabrın yarısıdır” (Kenzü’l-Ummâl, 8:444) buyurularak oruçta sabrın büyük bir yerinin olduğu bildirilir.

    Ramazan’da iyi bir sabır eğitimi yaparız. Bu güzel ahlâkı kendi dünyamızda bizzat yaşarız. Acıktığımız halde ağzımıza yiyecek bir şey almamakla, susuzluktan boğazımız kuruduğu halde bir yudum su dahi içmemekle midemizi sabra alıştırırız.

    Diğer taraftan öfkelenecek olsak, nefsimiz bizi gıybet etmeye, yalana, kötü söz söylemeye itse bile, hemen kendimizi tutar, oruçlu olduğumuzu hatırlayarak, böyle çirkin şeyleri işlememe sabrını gösteririz.

    Ramazan ayı boyunca yaptığımız bu sabır antrenmanı, geçim şartları bizlerden daha aşağı olanları hatırımıza getirir. Çünkü bir insan ne kadar fakir olursa olsun, kendisinden daha fakirini, daha muhtaç birisini mutlaka bulabilir.

    Hiç olmasa da, bugün dünyanın bazı bölgelerinde açlıktan hayatî tehlikeye giren insanları düşünür, böylece sabrını arttırmaya, şükrünü çoğaltmaya çalışır.

    İnsanı bazı hatalara sürükleyen, bazı suçları işleten ve başına gelen birçok musibetlerin sebebi, başta gösteremediği sabırdır. Şayet başta sabredip tahammül gösterseydi, o belayı başından savabilecekti. Demek ki, “Beşerin musibetini ikileştiren sabırsızlığın ve tahammülsüzlüğün ilâcı oruçtur.”

    İşte böyle bir ay boyunca sabrı yaşayan, onunla hayatını manalandırıp renklendiren insan, kalbinde yer etmiş olan kötü duyguların kökünü kazımış, gidermiş, ter temiz, safi bir kalbe sahip çıkmış olur.

    Ramazan’dan sonra da her ayın ortasında üç gün nafile oruç tutmayı da devam ettirirse, sabır ilâcını kullanmak suretiyle kendisine çeki düzen vermiş sayılır.



  5. 24.Haziran.2014, 12:03
    3
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: Ramazan sabır ayımıdır?

    Ramazan ve orucu sabır işidir.

    Allah Tealâ ümmet-i Muhammed’i en son ümmet olarak göndermiş. En kısa ömrü de bu ümmete vermiş. Buna karşılık hiçbir ümmete vermediği türlü nimetlerle ömrümüzü bezemiştir.
    İskender Ataullah Hazretleri k.s. şöyle buyuruyor: “Ömrün uzun olması makbul değil. Ömrün makbulü Allah’a itaatle dolu olan ömürdür.” Keşke benim ömrüm uzun olsaydı yerine, kısa da olsa Allahu Azimüşşan’a itaatle dolu olan bir ömür, gafletle binlerce sene yaşanmış uzun ömürden daha faziletlidir, Allah’a daha yakındır.
    Bu ümmete mübarek gün ve geceler, aylar ihsan edilmiş. Muharrem, Şaban, Recep ayları gibi. İçinde bulunduğumuz nuranî, latif Ramazan gibi. Bu ümmete İki Cihan Serveri s.a.v. ve sahabileri gibi, evliya-yı izam, ule*ma-yı kiram gibi büyükler nasip edilmiş. Yine bu ümmete Allahu Azimüşşan faziletli, sevap yüklü ve Allah’a yaklaştıran çok nuranî zikirler lutfeylemiştir.
    Mesela, İhlâs Suresi’ni okumak Kur’an’ı hatmetmek sevabında faziletli bir ameldir. Bir salavat-ı şerife getirmek on derece faziletimizin artmasına, on sevap ya*zılmasına, on günahımızın silinmesine vesile olur. İçinde bulunduğumuz Rama*zan ayı da kısa ömürlerimizi hakikatte uzatan, cehennem azabından mağfiret ettiren, cennete girmeye vesile olan ikramlardan, nimetlerindendir.
    Fakat malum olduğu üzere her bir ibadetin bir ahkâmı, kabul ve faziletinin şartları vardır. İbadet ne kadar mükerrem, ne kadar faziletli, Allah katında ne kadar makbul olursa olsun, bu nimetten istifademiz o ibadet ve taattaki görevleri yerine getirmemize bağlıdır. Bunun için verilen bu nimetin kabulünün şartlarını bilmemiz lazım gelir ki, Ramazan orucu bize yalnızca açlıktan, susuzluktan ibaret kalmasın, Rabbimizin lutfetmiş olduğu nimetlerle gönlümüzü ve kalbimizi beze*miş olalım.
    Allah Tealâ: “Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 183) buyuruyor. Evliyaullah, “‘Ey iman edenler!’ hitabı müminler için sevindirici bir haberin geleceğini müjdeler.” diyorlar. Bunun ardından muhakkak Allahu Azimüşşan’ın bir ikramı var. Ya bir haramdan, bir günahtan nehyetmek suretiyle yahut yapmamızı emrettiği bir faziletle kemâlatımızı artıracak, dünyamızı, ahiretimizi güzel kılacak, lutfuyla donatacaktır. İşte bunun gibi Allahu Azimüşşan “Ey iman edenler” diye hitap edip orucu emrediyor ki, orucun bildiğimiz bilmediğimiz, farkına vardığımız varmadığımız faydalarına ulaşalım.
    İki Cihan Serveri s.a.v.: “Oruç, sabrın yarısıdır.” buyuruyorlar. Biz oruç ile yeme-içme meselesi içinde değiliz. Biz bir lâtif nuranî vazife içerisindeyiz. Sabır ve metanet içerisindeyiz. Eğer biz bu sabır ve meta*neti gösteremiyorsak, eğer biz oruçtan beklenen ve ulu nimet olan sabrı kazanamıyorsak istenen fayda bize ulaşmamış olur.
    Habib-i Hüda s.a.v. Efendimiz buyuruyor: “Ramazan ayı girdiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanların (azgınlarına) kelepçe vurulur. Bir seslenici, ‘Ey hayır sahipleri, ey hayır talep eden*ler gelin, ey fenalık peşinde koşanlar vazgeçin’ diye müminlere seslenir.” (Tirmizî)
    Şeytanların azgınları Allah’ın fermanı olarak Ramazan’da bağlanmıştır. Senin benim şeytanım kement ile, zincir ile bağlı. Şimdi Allah aşkına şehvetle*rimize, arzularımıza bir bakalım. Ramazan ayından evvelki aydan bir değişiklik var mı yok mu? Eğer yoksa, nefsimiz şeytanı aratmayacak kadar azılı ve kuvvetli demektir. Islah olması lazım gelen biz oluyoruz.
    Ayet-i Kerime’de buyuruluyor: “Tezkiye edenler felâh buldu.” (A’lâ, 14) Nefsini tezkiye edenler felah buldu, umduğuna nail oldu, korktuğundan emin oldu. Şeytanlarımız zin*cirli olduğu halde nefsimiz bize hâlâ bildiğini yaptırıyorsa biz ıslaha muhtacız, hastayız demektir.
    Yoksa ne Ramazanlar geldi geçti, nefs zincirsiz bir deli gibi başımızda, her an ne yapacak, başımıza ne dertler açacak belli değil. Bir koyunu da bir yere bağlasak bir hafta oruç tuttururuz. Sonra ipini çözsek yine otlamaktan başka bir şey bilmez. Biz koyun değiliz ki ipimiz bağlı olunca duralım, çözülünce şuursuz bir şekilde şehvetlerin, arzuların peşinde koşalım.
    Ramazan geldi diye şükredelim, sevine sevine orucumuzu tutalım. Fakat Ramazan’ı, sadece sahurdan iftara açlık, susuzluk olarak görmeyelim. En başta kendi nefsimize sabretmeyi öğrenelim ki, bir köle gibi yaşamaktan kurtulalım.


  6. 24.Haziran.2014, 12:03
    3
    Devamlı Üye
    Ramazan ve orucu sabır işidir.

    Allah Tealâ ümmet-i Muhammed’i en son ümmet olarak göndermiş. En kısa ömrü de bu ümmete vermiş. Buna karşılık hiçbir ümmete vermediği türlü nimetlerle ömrümüzü bezemiştir.
    İskender Ataullah Hazretleri k.s. şöyle buyuruyor: “Ömrün uzun olması makbul değil. Ömrün makbulü Allah’a itaatle dolu olan ömürdür.” Keşke benim ömrüm uzun olsaydı yerine, kısa da olsa Allahu Azimüşşan’a itaatle dolu olan bir ömür, gafletle binlerce sene yaşanmış uzun ömürden daha faziletlidir, Allah’a daha yakındır.
    Bu ümmete mübarek gün ve geceler, aylar ihsan edilmiş. Muharrem, Şaban, Recep ayları gibi. İçinde bulunduğumuz nuranî, latif Ramazan gibi. Bu ümmete İki Cihan Serveri s.a.v. ve sahabileri gibi, evliya-yı izam, ule*ma-yı kiram gibi büyükler nasip edilmiş. Yine bu ümmete Allahu Azimüşşan faziletli, sevap yüklü ve Allah’a yaklaştıran çok nuranî zikirler lutfeylemiştir.
    Mesela, İhlâs Suresi’ni okumak Kur’an’ı hatmetmek sevabında faziletli bir ameldir. Bir salavat-ı şerife getirmek on derece faziletimizin artmasına, on sevap ya*zılmasına, on günahımızın silinmesine vesile olur. İçinde bulunduğumuz Rama*zan ayı da kısa ömürlerimizi hakikatte uzatan, cehennem azabından mağfiret ettiren, cennete girmeye vesile olan ikramlardan, nimetlerindendir.
    Fakat malum olduğu üzere her bir ibadetin bir ahkâmı, kabul ve faziletinin şartları vardır. İbadet ne kadar mükerrem, ne kadar faziletli, Allah katında ne kadar makbul olursa olsun, bu nimetten istifademiz o ibadet ve taattaki görevleri yerine getirmemize bağlıdır. Bunun için verilen bu nimetin kabulünün şartlarını bilmemiz lazım gelir ki, Ramazan orucu bize yalnızca açlıktan, susuzluktan ibaret kalmasın, Rabbimizin lutfetmiş olduğu nimetlerle gönlümüzü ve kalbimizi beze*miş olalım.
    Allah Tealâ: “Ey iman edenler! Oruç, sizden önceki ümmetlere farz kılındığı gibi size de farz kılındı.” (Bakara, 183) buyuruyor. Evliyaullah, “‘Ey iman edenler!’ hitabı müminler için sevindirici bir haberin geleceğini müjdeler.” diyorlar. Bunun ardından muhakkak Allahu Azimüşşan’ın bir ikramı var. Ya bir haramdan, bir günahtan nehyetmek suretiyle yahut yapmamızı emrettiği bir faziletle kemâlatımızı artıracak, dünyamızı, ahiretimizi güzel kılacak, lutfuyla donatacaktır. İşte bunun gibi Allahu Azimüşşan “Ey iman edenler” diye hitap edip orucu emrediyor ki, orucun bildiğimiz bilmediğimiz, farkına vardığımız varmadığımız faydalarına ulaşalım.
    İki Cihan Serveri s.a.v.: “Oruç, sabrın yarısıdır.” buyuruyorlar. Biz oruç ile yeme-içme meselesi içinde değiliz. Biz bir lâtif nuranî vazife içerisindeyiz. Sabır ve metanet içerisindeyiz. Eğer biz bu sabır ve meta*neti gösteremiyorsak, eğer biz oruçtan beklenen ve ulu nimet olan sabrı kazanamıyorsak istenen fayda bize ulaşmamış olur.
    Habib-i Hüda s.a.v. Efendimiz buyuruyor: “Ramazan ayı girdiği zaman cennet kapıları açılır, cehennem kapıları kapanır, şeytanların (azgınlarına) kelepçe vurulur. Bir seslenici, ‘Ey hayır sahipleri, ey hayır talep eden*ler gelin, ey fenalık peşinde koşanlar vazgeçin’ diye müminlere seslenir.” (Tirmizî)
    Şeytanların azgınları Allah’ın fermanı olarak Ramazan’da bağlanmıştır. Senin benim şeytanım kement ile, zincir ile bağlı. Şimdi Allah aşkına şehvetle*rimize, arzularımıza bir bakalım. Ramazan ayından evvelki aydan bir değişiklik var mı yok mu? Eğer yoksa, nefsimiz şeytanı aratmayacak kadar azılı ve kuvvetli demektir. Islah olması lazım gelen biz oluyoruz.
    Ayet-i Kerime’de buyuruluyor: “Tezkiye edenler felâh buldu.” (A’lâ, 14) Nefsini tezkiye edenler felah buldu, umduğuna nail oldu, korktuğundan emin oldu. Şeytanlarımız zin*cirli olduğu halde nefsimiz bize hâlâ bildiğini yaptırıyorsa biz ıslaha muhtacız, hastayız demektir.
    Yoksa ne Ramazanlar geldi geçti, nefs zincirsiz bir deli gibi başımızda, her an ne yapacak, başımıza ne dertler açacak belli değil. Bir koyunu da bir yere bağlasak bir hafta oruç tuttururuz. Sonra ipini çözsek yine otlamaktan başka bir şey bilmez. Biz koyun değiliz ki ipimiz bağlı olunca duralım, çözülünce şuursuz bir şekilde şehvetlerin, arzuların peşinde koşalım.
    Ramazan geldi diye şükredelim, sevine sevine orucumuzu tutalım. Fakat Ramazan’ı, sadece sahurdan iftara açlık, susuzluk olarak görmeyelim. En başta kendi nefsimize sabretmeyi öğrenelim ki, bir köle gibi yaşamaktan kurtulalım.





+ Yorum Gönder