Konusunu Oylayın.: Orucun Tarihçesi Nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Orucun Tarihçesi Nedir?
  1. 22.Ocak.2013, 20:35
    1
    Misafir

    Orucun Tarihçesi Nedir?






    Orucun Tarihçesi Nedir? Mumsema Orucun Tarihçesi Nedir İslam tarihinde oruç hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 22.Ocak.2013, 20:35
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 29.Ocak.2013, 01:32
    2
    rana
    Aciz Kul

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 07.Temmuz.2007
    Üye No: 5879
    Mesaj Sayısı: 5,605
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 70
    Bulunduğu yer: Stuttgart/Istanbul/Ankara

    Cevap: Orucun Tarihçesi Nedir?




    Orucun Tarihçesi

    Sahabeden Muaz b. Cebel, oruç ibadetinin şu merhalelerde geldiği bildirmiştir:[7]

    a) Aşûrâ Ve Eyyâm-ı Bîd Orucu
    Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre İslam öncesinde Mekke halkı ve Peygamberimiz “âşûr┠orucu tutuyordu. Peygamberimiz Medîne’ye geldiği zaman Yahudîlerin “âşûr┠orucu tuttuklarını gördü, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sordu. Onlar, “bu gün hayırlı bir günüdür, bu günde Allah İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.) bu günde oruç tuttu” cevabını verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.), ‘biz Musa’ya sizden daha evla ve layığız’ dedi ve âşûrâ orucunu tuttu ve ashabına da tutmalarını emretti.[8]
    Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (a.s.) âşûrâ orucunu tutmuş ve
    افضل الصيام بعد رمضان شهر الله المحرم
    “Ramazan orucundan sora en fazîletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” sözleriyle tutulmasını teşvik etmiştir.[9] Sahabeden isteyen bu orucu tutmuş, isteyen de tutmamıştır.[10] Âşûrâ orucu, muharrem ayının 9 ve 10. günlerinde tutulur.[11]
    Ayrıca Peygamberimiz (a.s.), Ramazan orucu farz kılınmadan önce “eyyâm-i bîd” olarak nitelenen kamerî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde de oruç tutmuştur.[12] Peygamberimiz (a.s.) Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da bu orucu tutmuş ve
    صوم ثلاثة ايام من كل شهر صوم الدهر كله
    “Her ay üç gün oruç tutmak bütün seneyi oruçla geçirmek gibi olur” söyleriyle bu orucun tutulmasını teşvik etmiştir.[13]

    b) Ramazan Orucu

    Ramazan orucu, Bakara suresinin 183-184. âyetleriyle hicretin ikinci yılında Bedir savaşı öncesinde şaban ayında farz kılınmıştır. Peygamberimiz (a.s.) hayatında dokuz sene Ramazan orucu tutmuştur.
    183. âyette orucun mutlak olarak farz kılındığı bildirilmekte, ancak orucun ne zaman, nasıl ve kaç gün tutulacağı bildirilmemektedir. 184. âyette bu kapalılık kısmen giderilmiş, orucun “sayılı günlerde” tutulacağı beyan edilmiştir. “Sayılı günler” ile maksat Ramazan ayıdır.[14] Bakara suresinin 184 ve185. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
    اياما معدودات
    “(Oruç), sayılı günler(dedir)…"
    فمن شهد منكم الشهر فليصمه
    "…Sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun…"
    Allah, bu âyetlere Ramazan orucunu tutmayı müslümanlara farz kılmıştır.

    c)
    Oruç Tutma İle Fidye Verme Arasında Muhayyerlik
    Bakara suresinin 184. âyetinde;
    فمن تطوع خيرا فهو خير له و ان تصوموا خير لكم ان كنتم تعلمون و على الذين يطيقونه فدية طعام مسكين
    “(Yaşlılık veya tedavi edilemeyen bir hastalık nedeniyle) oruca zor güç yetirenler, bir yoksul doyumu fidye verirler. Bununla birlikte kim bir hayır yaparsa (daha fazla fakiri duyurursa) bu, kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyrulmuştur(Bakara, 184). Sahabeden Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre bu âyetin hükmü gereğince Müslümanlar oruç tutma ile fidye verme arasında muhayyer bırakılmışlardır.[15] Sahabeden Seleme b. el-Ekva’, bu âyet inince isteyenin oruç tuttuğunu, isteyenin fidye verdiğini, 185. âyet inince bu muhayyerliğin kaldırıldığını söylemiştir.[16]
    على الذين يطيقونه “Oruç tutmaya gücü zor yetenler” hükmü, çok yaşlı kimseler ile şeker ve kanser gibi tedavisi zor bir hastalığa müptela olanlar için geçerlidir. “Fidye” bir fakiri iki öğün doyurmak veya fakire iki öğün doyacağı miktarda ekonomik yardım yapmaktır.
    على الذين يطيقونه cümlesi “oruca gücü yetenler” anlamında değildir. Bu takdirde âyet “oruç, tutmaya gücü yetenlere fidye farzdır” anlamına gelir ki bu “oruç size farz kılındı” âyeti ile ters düşer. Hasta ve yolcuya farz olduğu halde sağlıklı ve mukim olup gücü yeten kimsenin oruç tutup tutmamakta muhayyer bırakılması tenakuz olur. Ayette, يستطيعون fiili kullanılmayıp يطيقونfiilinin kullanılması da cümlenin “oruca gücü yetenler” anlamında değil, “Oruç tutmaya gücü zor yetenler” anlamında olduğunu ifade eder.[17]
    فمن تطوع خيرا “Kim bir hayır yaparsa” cümlesi, fidyeyi fazla vermeyi veya hem fidye vermeyi hem de oruç tutmayı و ان تصوموا خير لكم “oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır”cümlesi ise fidye vermekten veya orucu kazaya bırakmadan daha hayırlıdır anlamını ifade edebilir.[18]

    d) Ramazan Orucunun Sağlıklı Ve Mukim Olanlara Farz Olması

    فمن كان منكم مريضا او على سفر فعدة من ايام اخر
    Sizden kim hasta yada yolcu olur (da orucunu tutamazsa daha sonra) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar…." (Bakara, 184).
    من كان منكم مريضا او على سفر فعدة من ايام اخر يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم العسر و لتكملوا العدة و لتكبروا الله على ما هديكم و لعلكم تشكرون
    "…(Bu ayda) kim hasta veya yolcu olur (da oruç tutamazsa) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun (kaza etsin). Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidâyete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir” (Bakara, 185).
    Bu âyetlerde yüce Allah, Ramazan ayına erişen sağlıklı ve mukim kimselerin oruç tutmaları gerektiğini, yolcuların ve hastaların daha sonra kaza etmek üzere oruç tutmayabileceklerini bildirmektedir.
    Muâz b. Cebel, 185. âyetteki “Öyle ise sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun” emri ile Allah’ın orucu sağlıklı ve mukim olan kimseler için farz kıldığını, hasta ve yolcular için oruç tutmama ruhsatı verildiğini, oruç tutmayıp fidye vermenin, oruca gücü yetmeyen yaşlılara özgü kılındığını bildirmiştir.[19]
    Bir mazeret sebebiyle Ramazan orucunu tutamayan kimse, orucunu kaza etmeden ölürse, bu kimsenin tutamadığı oruç sayısı kadar fidye verilir.[20]

    e) Orucun Fecr-İ Sâdık İle Güneşin Batması Arasında Tutulma Emri

    183, 184 ve 185. âyetlerde orucun Ramazan ayında tutulması gerektiği bildirilmekte, ancak oruca başlama ve bitirme zamanı ve orucun nasıl tutulacağı bildirilmemektedir. Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre Bakara suresinin 187. âyeti inmeden önce müminler güneş battıktan sonra uyuyuncaya (veya yatsı namazını kılıncaya) kadar yiyip içebilirler, eşleriyle cima yapabilirlerdi. Uyuduktan (veya yatsı namazını kıldıktan) sonra artık yeme, içme ve cinsel ilişki ertesi günü akşama kadar yasak idi.[21]
    Bu kuralı ihlal eden sahâbîler oldu. Meselâ Ensardan Sırma b. Kays adında bir mümin Ramazan ayında oruçlu olarak akşama kadar çalışır, akşam evine gelir, namazı kıldıktan sonra yemek yemeden sabaha kadar uyuya kalır. Ertesi günü Peygamberimiz kendisini çok bitkin, halsiz ve oruca dayanamaz bir durumda görür, “ne oluyor, seni çok yorgun, bitkin ve halsiz görüyorum” der. Sırma da “Ey Allah’ın elçisi! Dün, gün boyu çalıştım, akşam eve geldim, namazı kılınca uyuya kalmışım ve bir şey yiyip içmeden oruç tutuyorum” cevap verir.[22]
    Hz. Ömer eşi ile ilişkiye girerek bu yasağı ihlal eder, sonra yaptığına pişman olur ve durumu Peygamberimize bildirir. Ashaptan bazıları da aynı hatayı işlerler. Bunun üzerine Bakara suresinin 187. âyeti iner.[23] Bu hususa 187. âyette de işaret edilmektedir:
    احل لكم ليلة الصيام ارفث الى نسائكم هن لباس لكم و انتم لباس لهن علم الله انكم تختانون انفسكم فتاب عليكم و عفا عنكم فائان باشروهن وابتغوا ما كنب الله لكم و كلوا واشربوا حتى يتبين لكم الخيط الابيض من الخيط الاسود من الفجر و اتموا الصيام الى اليل ولاتباشروهن و انتم عاكفون في المساجد تلك حدود الله فلا تقربوها كذالك يبين الله اياته للناس لعلهم يتقون
    “Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendilerinize ihanet ettiğinizi size bildi tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırladır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye âyetlerini insanlara böyle açıklar”
    Âyetteki احل لكم “size helal kılındı” cümlesi, söz konusu yasağın kaldırıldığını ifade eder. Bu yasağın ne olduğu yukarıda zikrettiğimiz hadislerde beyan edildiği gibi âyetin içeriğinden de anlaşılmaktadır. Cinsel ilişkide bulunma yasağı itikaf halinde iken devam etmektedir.
    Allah’ın koyduğu yasağın ihlal edilmesi, âyette “nefse ihanet” olarak ifade edilmiştir. Âyet, itaatsizlik ederek emir ve yasakları ihlal eden müminlerin, günahkâr olduklarını, ancak günahlarına tövbe ettikleri takdirde affedileceklerini de beyan etmektedir.

    Oruç kimlere farzdır: Oruç,
    İslam’ın beş temel esasından biri olup, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş, mukim ve sağlıklı kadın ve erkek her mümine farzdır. Adetli ve loğusa kadınlar oruç tutmazlar, tutmadıkları oruçlarını daha sonra kaza ederler. Oruç ibadetini yerine getiren Allah ve Peygambere itaat etmiş olur.

    Oruç nasıl tutulur:
    Oruç, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiyi terk etmek suretiyle tutulacaktır. Ramazan ayı, 29 veya otuz gündür, 28 veya 31 gün olmaz.[24] Ramazan orucuna akşamdan niyet edilebilir. Uyuyakalıp sahura kalkamayanlara bir şey yiyip içmemek şartıyla kaba kuşluk vaktine kadar oruçlarına niyet edebilirler.



    [7] Ahmed, V, 246.

    [8] Buhârî, Savm, 69. II, 251. Müslim, Sıyâm, 128. I, 796.Tirmizî, Savm, 49. III, 117.

    [9] Tirmizî, Savm, 46. III, 117. Müslim, Sıyam38. I, 821. Ebû Dâvûd, Savm, 56. No: 2429. II, 811.

    [10] Buhârî, Savm, 69, II, 251. Müslim, Sıyâm, 113-126. I, 792-795.

    [11] Tirmizî, Savm, 50. III, 128.

    [12] Ahmed, V, 246. Tirrmizî, Savm, 41, 54. III, 118, 134.

    [13] Buhârî Savm, 59. II, 246. Müslim, Sıyam, 197. I, 819 bk. Tirmizî, Savm, 50, 54, III, 128, 135. Nisâî, Sıyam, 78, 82. IV 213, 219.

    [14] Taberî, II, 130-132.

    [15] Ahmed, V, 246.

    [16] Müslim, Sıyâm, 149-150. I, 802, Ebu Dâvûd, Savm, 2. I, 737.

    [17] Yazır, I, 634-639.

    [18] Yazır, I, 640-641.

    [19] Ahmed, V, 246.

    [20] Tirmizî, Savm, 23. III, 96.

    [21] Ahmed, V, 247.

    [22] Buhârî, Savm, 15. II, 231.Ebû Dâvûd, Savm, 1. I, 736. Ahmed, V, 247.

    [23] Ahmed, V, 247.

    [24] Müslim, Sıyâm, 7-20. I, 760-762.


  4. 29.Ocak.2013, 01:32
    2
    Aciz Kul



    Orucun Tarihçesi

    Sahabeden Muaz b. Cebel, oruç ibadetinin şu merhalelerde geldiği bildirmiştir:[7]

    a) Aşûrâ Ve Eyyâm-ı Bîd Orucu
    Hz. Aişe validemizin bildirdiğine göre İslam öncesinde Mekke halkı ve Peygamberimiz “âşûr┠orucu tutuyordu. Peygamberimiz Medîne’ye geldiği zaman Yahudîlerin “âşûr┠orucu tuttuklarını gördü, kendilerine bu orucu niçin tuttuklarını sordu. Onlar, “bu gün hayırlı bir günüdür, bu günde Allah İsrail oğullarını düşmanlarından kurtardı. Musa (a.s.) bu günde oruç tuttu” cevabını verdiler. Bunun üzerine Peygamberimiz (a.s.), ‘biz Musa’ya sizden daha evla ve layığız’ dedi ve âşûrâ orucunu tuttu ve ashabına da tutmalarını emretti.[8]
    Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da Peygamberimiz (a.s.) âşûrâ orucunu tutmuş ve
    افضل الصيام بعد رمضان شهر الله المحرم
    “Ramazan orucundan sora en fazîletli oruç Allah’ın ayı olan muharrem ayında tutulan âşûrâ orucudur” sözleriyle tutulmasını teşvik etmiştir.[9] Sahabeden isteyen bu orucu tutmuş, isteyen de tutmamıştır.[10] Âşûrâ orucu, muharrem ayının 9 ve 10. günlerinde tutulur.[11]
    Ayrıca Peygamberimiz (a.s.), Ramazan orucu farz kılınmadan önce “eyyâm-i bîd” olarak nitelenen kamerî ayların 13, 14 ve 15. günlerinde de oruç tutmuştur.[12] Peygamberimiz (a.s.) Ramazan orucu farz kılındıktan sonra da bu orucu tutmuş ve
    صوم ثلاثة ايام من كل شهر صوم الدهر كله
    “Her ay üç gün oruç tutmak bütün seneyi oruçla geçirmek gibi olur” söyleriyle bu orucun tutulmasını teşvik etmiştir.[13]

    b) Ramazan Orucu

    Ramazan orucu, Bakara suresinin 183-184. âyetleriyle hicretin ikinci yılında Bedir savaşı öncesinde şaban ayında farz kılınmıştır. Peygamberimiz (a.s.) hayatında dokuz sene Ramazan orucu tutmuştur.
    183. âyette orucun mutlak olarak farz kılındığı bildirilmekte, ancak orucun ne zaman, nasıl ve kaç gün tutulacağı bildirilmemektedir. 184. âyette bu kapalılık kısmen giderilmiş, orucun “sayılı günlerde” tutulacağı beyan edilmiştir. “Sayılı günler” ile maksat Ramazan ayıdır.[14] Bakara suresinin 184 ve185. âyetinde şöyle buyurulmaktadır:
    اياما معدودات
    “(Oruç), sayılı günler(dedir)…"
    فمن شهد منكم الشهر فليصمه
    "…Sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun…"
    Allah, bu âyetlere Ramazan orucunu tutmayı müslümanlara farz kılmıştır.

    c)
    Oruç Tutma İle Fidye Verme Arasında Muhayyerlik
    Bakara suresinin 184. âyetinde;
    فمن تطوع خيرا فهو خير له و ان تصوموا خير لكم ان كنتم تعلمون و على الذين يطيقونه فدية طعام مسكين
    “(Yaşlılık veya tedavi edilemeyen bir hastalık nedeniyle) oruca zor güç yetirenler, bir yoksul doyumu fidye verirler. Bununla birlikte kim bir hayır yaparsa (daha fazla fakiri duyurursa) bu, kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır” buyrulmuştur(Bakara, 184). Sahabeden Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre bu âyetin hükmü gereğince Müslümanlar oruç tutma ile fidye verme arasında muhayyer bırakılmışlardır.[15] Sahabeden Seleme b. el-Ekva’, bu âyet inince isteyenin oruç tuttuğunu, isteyenin fidye verdiğini, 185. âyet inince bu muhayyerliğin kaldırıldığını söylemiştir.[16]
    على الذين يطيقونه “Oruç tutmaya gücü zor yetenler” hükmü, çok yaşlı kimseler ile şeker ve kanser gibi tedavisi zor bir hastalığa müptela olanlar için geçerlidir. “Fidye” bir fakiri iki öğün doyurmak veya fakire iki öğün doyacağı miktarda ekonomik yardım yapmaktır.
    على الذين يطيقونه cümlesi “oruca gücü yetenler” anlamında değildir. Bu takdirde âyet “oruç, tutmaya gücü yetenlere fidye farzdır” anlamına gelir ki bu “oruç size farz kılındı” âyeti ile ters düşer. Hasta ve yolcuya farz olduğu halde sağlıklı ve mukim olup gücü yeten kimsenin oruç tutup tutmamakta muhayyer bırakılması tenakuz olur. Ayette, يستطيعون fiili kullanılmayıp يطيقونfiilinin kullanılması da cümlenin “oruca gücü yetenler” anlamında değil, “Oruç tutmaya gücü zor yetenler” anlamında olduğunu ifade eder.[17]
    فمن تطوع خيرا “Kim bir hayır yaparsa” cümlesi, fidyeyi fazla vermeyi veya hem fidye vermeyi hem de oruç tutmayı و ان تصوموا خير لكم “oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır”cümlesi ise fidye vermekten veya orucu kazaya bırakmadan daha hayırlıdır anlamını ifade edebilir.[18]

    d) Ramazan Orucunun Sağlıklı Ve Mukim Olanlara Farz Olması

    فمن كان منكم مريضا او على سفر فعدة من ايام اخر
    Sizden kim hasta yada yolcu olur (da orucunu tutamazsa daha sonra) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde oruç tutar…." (Bakara, 184).
    من كان منكم مريضا او على سفر فعدة من ايام اخر يريد الله بكم اليسر ولا يريد بكم العسر و لتكملوا العدة و لتكبروا الله على ما هديكم و لعلكم تشكرون
    "…(Bu ayda) kim hasta veya yolcu olur (da oruç tutamazsa) tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun (kaza etsin). Allah size kolaylık diler, zorluk dilemez. Bu da sayıyı tamamlamanız ve hidâyete ulaştırmasına karşılık Allah’ı yüceltmeniz ve şükretmeniz içindir” (Bakara, 185).
    Bu âyetlerde yüce Allah, Ramazan ayına erişen sağlıklı ve mukim kimselerin oruç tutmaları gerektiğini, yolcuların ve hastaların daha sonra kaza etmek üzere oruç tutmayabileceklerini bildirmektedir.
    Muâz b. Cebel, 185. âyetteki “Öyle ise sizden kim bu aya ulaşırsa oruç tutsun” emri ile Allah’ın orucu sağlıklı ve mukim olan kimseler için farz kıldığını, hasta ve yolcular için oruç tutmama ruhsatı verildiğini, oruç tutmayıp fidye vermenin, oruca gücü yetmeyen yaşlılara özgü kılındığını bildirmiştir.[19]
    Bir mazeret sebebiyle Ramazan orucunu tutamayan kimse, orucunu kaza etmeden ölürse, bu kimsenin tutamadığı oruç sayısı kadar fidye verilir.[20]

    e) Orucun Fecr-İ Sâdık İle Güneşin Batması Arasında Tutulma Emri

    183, 184 ve 185. âyetlerde orucun Ramazan ayında tutulması gerektiği bildirilmekte, ancak oruca başlama ve bitirme zamanı ve orucun nasıl tutulacağı bildirilmemektedir. Muâz b. Cebel’in bildirdiğine göre Bakara suresinin 187. âyeti inmeden önce müminler güneş battıktan sonra uyuyuncaya (veya yatsı namazını kılıncaya) kadar yiyip içebilirler, eşleriyle cima yapabilirlerdi. Uyuduktan (veya yatsı namazını kıldıktan) sonra artık yeme, içme ve cinsel ilişki ertesi günü akşama kadar yasak idi.[21]
    Bu kuralı ihlal eden sahâbîler oldu. Meselâ Ensardan Sırma b. Kays adında bir mümin Ramazan ayında oruçlu olarak akşama kadar çalışır, akşam evine gelir, namazı kıldıktan sonra yemek yemeden sabaha kadar uyuya kalır. Ertesi günü Peygamberimiz kendisini çok bitkin, halsiz ve oruca dayanamaz bir durumda görür, “ne oluyor, seni çok yorgun, bitkin ve halsiz görüyorum” der. Sırma da “Ey Allah’ın elçisi! Dün, gün boyu çalıştım, akşam eve geldim, namazı kılınca uyuya kalmışım ve bir şey yiyip içmeden oruç tutuyorum” cevap verir.[22]
    Hz. Ömer eşi ile ilişkiye girerek bu yasağı ihlal eder, sonra yaptığına pişman olur ve durumu Peygamberimize bildirir. Ashaptan bazıları da aynı hatayı işlerler. Bunun üzerine Bakara suresinin 187. âyeti iner.[23] Bu hususa 187. âyette de işaret edilmektedir:
    احل لكم ليلة الصيام ارفث الى نسائكم هن لباس لكم و انتم لباس لهن علم الله انكم تختانون انفسكم فتاب عليكم و عفا عنكم فائان باشروهن وابتغوا ما كنب الله لكم و كلوا واشربوا حتى يتبين لكم الخيط الابيض من الخيط الاسود من الفجر و اتموا الصيام الى اليل ولاتباشروهن و انتم عاكفون في المساجد تلك حدود الله فلا تقربوها كذالك يبين الله اياته للناس لعلهم يتقون
    “Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helal kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz. Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendilerinize ihanet ettiğinizi size bildi tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah’ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye kadar yiyin, için. Sonra akşama kadar orucu tam tutun. Bununla birlikte siz mescitlerde itikafta iken eşlerinize yaklaşmayın. Bunlar, Allah’ın koyduğu sınırladır. Bu sınırlara yaklaşmayın. Allah kendine karşı gelmekten sakınsınlar diye âyetlerini insanlara böyle açıklar”
    Âyetteki احل لكم “size helal kılındı” cümlesi, söz konusu yasağın kaldırıldığını ifade eder. Bu yasağın ne olduğu yukarıda zikrettiğimiz hadislerde beyan edildiği gibi âyetin içeriğinden de anlaşılmaktadır. Cinsel ilişkide bulunma yasağı itikaf halinde iken devam etmektedir.
    Allah’ın koyduğu yasağın ihlal edilmesi, âyette “nefse ihanet” olarak ifade edilmiştir. Âyet, itaatsizlik ederek emir ve yasakları ihlal eden müminlerin, günahkâr olduklarını, ancak günahlarına tövbe ettikleri takdirde affedileceklerini de beyan etmektedir.

    Oruç kimlere farzdır: Oruç,
    İslam’ın beş temel esasından biri olup, akıllı ve ergenlik çağına gelmiş, mukim ve sağlıklı kadın ve erkek her mümine farzdır. Adetli ve loğusa kadınlar oruç tutmazlar, tutmadıkları oruçlarını daha sonra kaza ederler. Oruç ibadetini yerine getiren Allah ve Peygambere itaat etmiş olur.

    Oruç nasıl tutulur:
    Oruç, fecr-i sâdıktan güneşin batmasına kadar yeme, içme ve cinsel ilişkiyi terk etmek suretiyle tutulacaktır. Ramazan ayı, 29 veya otuz gündür, 28 veya 31 gün olmaz.[24] Ramazan orucuna akşamdan niyet edilebilir. Uyuyakalıp sahura kalkamayanlara bir şey yiyip içmemek şartıyla kaba kuşluk vaktine kadar oruçlarına niyet edebilirler.



    [7] Ahmed, V, 246.

    [8] Buhârî, Savm, 69. II, 251. Müslim, Sıyâm, 128. I, 796.Tirmizî, Savm, 49. III, 117.

    [9] Tirmizî, Savm, 46. III, 117. Müslim, Sıyam38. I, 821. Ebû Dâvûd, Savm, 56. No: 2429. II, 811.

    [10] Buhârî, Savm, 69, II, 251. Müslim, Sıyâm, 113-126. I, 792-795.

    [11] Tirmizî, Savm, 50. III, 128.

    [12] Ahmed, V, 246. Tirrmizî, Savm, 41, 54. III, 118, 134.

    [13] Buhârî Savm, 59. II, 246. Müslim, Sıyam, 197. I, 819 bk. Tirmizî, Savm, 50, 54, III, 128, 135. Nisâî, Sıyam, 78, 82. IV 213, 219.

    [14] Taberî, II, 130-132.

    [15] Ahmed, V, 246.

    [16] Müslim, Sıyâm, 149-150. I, 802, Ebu Dâvûd, Savm, 2. I, 737.

    [17] Yazır, I, 634-639.

    [18] Yazır, I, 640-641.

    [19] Ahmed, V, 246.

    [20] Tirmizî, Savm, 23. III, 96.

    [21] Ahmed, V, 247.

    [22] Buhârî, Savm, 15. II, 231.Ebû Dâvûd, Savm, 1. I, 736. Ahmed, V, 247.

    [23] Ahmed, V, 247.

    [24] Müslim, Sıyâm, 7-20. I, 760-762.





+ Yorum Gönder