Konusunu Oylayın.: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?
  1. 06.Ocak.2013, 16:05
    1
    Misafir

    Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?






    Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir? Mumsema Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir? Şafiler oruç hakkındaki hükümlülükleri nelerdir ?


  2. 06.Ocak.2013, 16:05
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
  3. 06.Ocak.2013, 18:21
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?




    A) Tanımı

    Oruç kelimesinin Arapça'daki karşılığı savm ve sıyâmdır Savm sözlükte
    "bir şeyi yapmamak, o şeyden geri durmak" gibi anlamlara gelir. Dinî birer
    te­rim olarak bu kelimeler, "mükellefin niyetli olarak tan yerinin ağarmasından
    iti­baren güneşin batışına kadar geçen süre zarfında oruç bozucu şeylerden ge­ri
    durması, oruç bozucu şeyleri yapmaması" demektir.Orucun maddî manevî birçok
    faydası vardır. Her şeyden önce oruç, yü­ce Allah'a karşı yapılan bir itaat ve
    kulluk görevidir. Bu görevi yerine getiren mümin kişi, önü açık, sınırsız bir
    sevap ve mükâfata nail olur. Çünkü bu, nok­sanlıklardan münezzeh olan yüce
    Allah'ın emrini yerine getirmek için yapılan bir ibadettir. Allah'ın lütuf ve
    keremi ise boldur.


    Oruç tutan kişi, ilâhî hoşnutluğa erer. Zira oruç
    tutan insanda, ilâhî emir­lere uyma ve yasaklardan sakınma konusunda titizlik ve
    duyarlılık diye tanım­layabileceğimiz takva duygusu gelişip güçlenir. Yüce Allah
    orucun hedefini şöyle belirtmiştir:



    "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz
    kılındığı gibi, size de farz
    kılındı.'’( Bakara
    2/183)


    Oruç, insanın iradesini terbiye etmesine,
    heveslerine karşı koymasına, şeytanın baskılarına karşı koymasına, sabrı
    öğrenmesine, zorluklara diren­mede idmanlı olmasına yardımcı olur.

    Oruçlu kişi her zaman ve her yerde Allah'ın gözetim
    ve kontrolü altında bulunduğunun bilincine varır, zihni berraklaşır, düşünce
    ufku açılır. LokmanHekim, oğluna verdiği öğütlerden birinde şöyle demiştir: "Ey
    oğul! Mide dolduğunda fikir uyur, hikmetin dili tutulur; beden, ibadet edemez
    hale gelir." (Zühaylî, el-Fıkhû'l-İslâmî, 3/1618.)

    Oruçlu insan belli zamanlarda yeme ve içmeye mecbur
    kaldığı için, düzenli ve disiplinli olmayı öğrenir. Kendisinde yoksullara karşı
    şefkat ve merhamet duygusu gelişir. Midesi ve sindirim sistemi dinlenip
    rahatlar. Eskiyen hüc releri atılıp vücudu yeni hücreler kazanır, hayatı âdeta
    yenilenir.



    B) Ramazan Ayının Fazileti

    On bir ayın sultanı olan ramazan ayı taat, ibadet,
    iyilik ve ihsan ayıdır Ramazan ayının fazileti hakkında sevgili Peygamberimiz
    (s.a.v) şöyle buyur­muştur:



    "Ramazan ayı girdiğinde göğün kapılan açılır, cehennemin kapıları kilit lenir ve
    şeytanlar zincire
    vurulur." (Buhârî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm, 1, 2, 4.)


    Orucun faziletiyle ilgili bir hadiste de şöyle
    buyrulmuştur:



    "Âdemoğlunun bütün amellerine kat kat sevap verilir: İyilikler, on
    katından yedi yüz katına kadar mükâfatlandırılır. Yüce Allah buyuruyor ki:
    Ancak oruç
    bundan
    müstesnadır. Doğrusu o benim için tutulmuştur. Onun karşılığını da ancak ben veririm.
    Oruçlu kişi, şehvetini tatmin etmeyi ve
    yemek yemeyi be­nim için bırakıyor. Oruçlunun, biri iftar vaktinde, diğeri de rabbinin
    huzuruna vardığında olmak üzere iki sevinci olacaktır. Oruçlunun ağız kokusu, Allah
    ka­tında misk kokusundan daha iyi ve hoştur." (Buhârî,
    Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 164.)


    Oruç ayı olan ramazanın evveli rahmet, ortası
    mağfiret, sonu da cehen­nem ateşinden kurtuluştur. Ramazan sabır ayıdır. Sabrın
    mükâfatı ise cen­nettir.

    C) Ramazan Orucunun
    Farz Kılınışı


    Ramazan orucu İslâm'ın rükünlerinden biri olup
    farziyeti Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Orucun farziyetine dair kitaptaki
    delil, şu âyet-i kerîmelerdir:

    "Ey iman edenler!
    Allah'a karşı
    gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de
    farz kılındı. Oruç sayılı günlerdedir. Siz­den
    kim hasta ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka gün/erde tutar. Oruca
    gücü yetmeyen/er ise bir
    yoksul doyumu fidye verir. Bu­nunla birlikte, gönülden kim bir iyilik
    yaparsa (meselâ fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz
    oruç
    tutmanız sizin
    için daha
    hayır­lıdır. (O sayılı günler), insanlar
    için bir
    hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile bâtılı birbirinden
    ayırmanın apaçık delilleri olarak
    Kur'an'in kendisinde indiril­diği ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçir­sin." (Bakara
    2/183-185.)


    Sünnetteki delil
    ise şu hadis-i şeriflerdir:


    "İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Bunlar
    Allah'tan başka ilâh olmadı­ğına ve Muhammed'in (s.a.v) Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namaz
    kılmak,
    zekât vermek,
    ramazan orucunu tutmak ve yoluna gücü yetenlerin haccetmesidir." (Buhârî, İmân, 2;
    Müslim, İmân, 5.)


    Talha b. Ubeydullah'tan (r.a) şöyle rivayet
    edilmiştir: "Saçı başı dağınık bir adam Resûlullah'a (s.a.v) gelerek, 'Ey
    Allah'ın Resulü! Allah'ın oruçtan ba­na neyi farz kıldığını bildirir misin?'
    diye sordu, Allah Resulü (s.a.v),'Ramazan ayı orucunu' diye cevap verdi. Adam,'Tutmam
    gereken başka (oruç) var mı?' diye sordu, Allah Resulü (s.a.v),'Hayır, ancak tatavvu
    (gönüllü) olarak tutacağın oruçlar vardır' buyurdu. Adam,'Allah'ın bana zekâttan ne
    kadar farz kıldığını bildirir misin?' diye sordu, Allah Resulü (s.a.v), onun
    cevabını verdi. Sonra o adam şöyle dedi:'Seni şerefli kılan Allah'a andolsun ki
    gönüllü olarak fazladan nafile bir ibadet yapmayacağım gibi Allah'ın üzerime
    farz kıldığı şeylerden hiçbirini de eksik bırakmayacağım!' Bunun üzerine Allah
    Resulü (s.a.v),"Eğer doğru söylüyorsa kurtuluşa erdi (veya doğru söylüyorsa cennete
    girdi)"buyurdu. Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 1/54


    Bütün müslümanlar ramazan orucunun farz oluşu
    hususunda icmâ et­mişlerdir.Ramazan orucu hicretin ikinci senesinde, kıblenin
    Mescid-i Aksâ'dan Ka­be'ye çevrilmesi hadisesinden sonra şaban ayında farz
    kılınmıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) dokuz yıl ramazan orucu tutmuş ve
    hicretin 11. yılının Rebîülevvel ayında âhirete irtihal etmişlerdir. (Nevevî, el-Mecmû', 6/251.)

    D) Orucun Çeşitleri

    Farz oruç, nafile oruç, haram oruç ve mekruh oruç
    olmak üzere dört çe­şit oruç vardır.

    1. Farz oruç

    Bu da kendi içinde üç kısma ayrılır:

    a) Zamanın kendisi sebebiyle farz olan oruç.
    Ramazan ayında tutulan oruç gibi.

    b) Bir sebepten ötürü farz olan oruç. Kefaret için
    tutulan oruç gibi.

    c) Kişinin, tutmak için kendini yükümlü kıldığı
    oruç. Adak orucu gibi.




  4. 06.Ocak.2013, 18:21
    2
    Hadimul Müslimin



    A) Tanımı

    Oruç kelimesinin Arapça'daki karşılığı savm ve sıyâmdır Savm sözlükte
    "bir şeyi yapmamak, o şeyden geri durmak" gibi anlamlara gelir. Dinî birer
    te­rim olarak bu kelimeler, "mükellefin niyetli olarak tan yerinin ağarmasından
    iti­baren güneşin batışına kadar geçen süre zarfında oruç bozucu şeylerden ge­ri
    durması, oruç bozucu şeyleri yapmaması" demektir.Orucun maddî manevî birçok
    faydası vardır. Her şeyden önce oruç, yü­ce Allah'a karşı yapılan bir itaat ve
    kulluk görevidir. Bu görevi yerine getiren mümin kişi, önü açık, sınırsız bir
    sevap ve mükâfata nail olur. Çünkü bu, nok­sanlıklardan münezzeh olan yüce
    Allah'ın emrini yerine getirmek için yapılan bir ibadettir. Allah'ın lütuf ve
    keremi ise boldur.


    Oruç tutan kişi, ilâhî hoşnutluğa erer. Zira oruç
    tutan insanda, ilâhî emir­lere uyma ve yasaklardan sakınma konusunda titizlik ve
    duyarlılık diye tanım­layabileceğimiz takva duygusu gelişip güçlenir. Yüce Allah
    orucun hedefini şöyle belirtmiştir:



    "Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz
    kılındığı gibi, size de farz
    kılındı.'’( Bakara
    2/183)


    Oruç, insanın iradesini terbiye etmesine,
    heveslerine karşı koymasına, şeytanın baskılarına karşı koymasına, sabrı
    öğrenmesine, zorluklara diren­mede idmanlı olmasına yardımcı olur.

    Oruçlu kişi her zaman ve her yerde Allah'ın gözetim
    ve kontrolü altında bulunduğunun bilincine varır, zihni berraklaşır, düşünce
    ufku açılır. LokmanHekim, oğluna verdiği öğütlerden birinde şöyle demiştir: "Ey
    oğul! Mide dolduğunda fikir uyur, hikmetin dili tutulur; beden, ibadet edemez
    hale gelir." (Zühaylî, el-Fıkhû'l-İslâmî, 3/1618.)

    Oruçlu insan belli zamanlarda yeme ve içmeye mecbur
    kaldığı için, düzenli ve disiplinli olmayı öğrenir. Kendisinde yoksullara karşı
    şefkat ve merhamet duygusu gelişir. Midesi ve sindirim sistemi dinlenip
    rahatlar. Eskiyen hüc releri atılıp vücudu yeni hücreler kazanır, hayatı âdeta
    yenilenir.



    B) Ramazan Ayının Fazileti

    On bir ayın sultanı olan ramazan ayı taat, ibadet,
    iyilik ve ihsan ayıdır Ramazan ayının fazileti hakkında sevgili Peygamberimiz
    (s.a.v) şöyle buyur­muştur:



    "Ramazan ayı girdiğinde göğün kapılan açılır, cehennemin kapıları kilit lenir ve
    şeytanlar zincire
    vurulur." (Buhârî, Savm, 5; Müslim, Sıyâm, 1, 2, 4.)


    Orucun faziletiyle ilgili bir hadiste de şöyle
    buyrulmuştur:



    "Âdemoğlunun bütün amellerine kat kat sevap verilir: İyilikler, on
    katından yedi yüz katına kadar mükâfatlandırılır. Yüce Allah buyuruyor ki:
    Ancak oruç
    bundan
    müstesnadır. Doğrusu o benim için tutulmuştur. Onun karşılığını da ancak ben veririm.
    Oruçlu kişi, şehvetini tatmin etmeyi ve
    yemek yemeyi be­nim için bırakıyor. Oruçlunun, biri iftar vaktinde, diğeri de rabbinin
    huzuruna vardığında olmak üzere iki sevinci olacaktır. Oruçlunun ağız kokusu, Allah
    ka­tında misk kokusundan daha iyi ve hoştur." (Buhârî,
    Savm, 9; Müslim, Sıyâm, 164.)


    Oruç ayı olan ramazanın evveli rahmet, ortası
    mağfiret, sonu da cehen­nem ateşinden kurtuluştur. Ramazan sabır ayıdır. Sabrın
    mükâfatı ise cen­nettir.

    C) Ramazan Orucunun
    Farz Kılınışı


    Ramazan orucu İslâm'ın rükünlerinden biri olup
    farziyeti Kitap, Sünnet ve icmâ ile sabittir. Orucun farziyetine dair kitaptaki
    delil, şu âyet-i kerîmelerdir:

    "Ey iman edenler!
    Allah'a karşı
    gelmekten sakınmanız için oruç, sizden öncekilere farz kılındığı gibi, size de
    farz kılındı. Oruç sayılı günlerdedir. Siz­den
    kim hasta ya da yolculukta olursa, tutamadığı günler sayısınca başka gün/erde tutar. Oruca
    gücü yetmeyen/er ise bir
    yoksul doyumu fidye verir. Bu­nunla birlikte, gönülden kim bir iyilik
    yaparsa (meselâ fidyeyi fazla verirse) o kendisi için daha hayırlıdır. Eğer bilirseniz
    oruç
    tutmanız sizin
    için daha
    hayır­lıdır. (O sayılı günler), insanlar
    için bir
    hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile bâtılı birbirinden
    ayırmanın apaçık delilleri olarak
    Kur'an'in kendisinde indiril­diği ramazan ayıdır. Öyle ise içinizden kim bu aya ulaşırsa onu oruçla geçir­sin." (Bakara
    2/183-185.)


    Sünnetteki delil
    ise şu hadis-i şeriflerdir:


    "İslâm beş şey üzerine kurulmuştur: Bunlar
    Allah'tan başka ilâh olmadı­ğına ve Muhammed'in (s.a.v) Allah'ın elçisi olduğuna şahitlik etmek, namaz
    kılmak,
    zekât vermek,
    ramazan orucunu tutmak ve yoluna gücü yetenlerin haccetmesidir." (Buhârî, İmân, 2;
    Müslim, İmân, 5.)


    Talha b. Ubeydullah'tan (r.a) şöyle rivayet
    edilmiştir: "Saçı başı dağınık bir adam Resûlullah'a (s.a.v) gelerek, 'Ey
    Allah'ın Resulü! Allah'ın oruçtan ba­na neyi farz kıldığını bildirir misin?'
    diye sordu, Allah Resulü (s.a.v),'Ramazan ayı orucunu' diye cevap verdi. Adam,'Tutmam
    gereken başka (oruç) var mı?' diye sordu, Allah Resulü (s.a.v),'Hayır, ancak tatavvu
    (gönüllü) olarak tutacağın oruçlar vardır' buyurdu. Adam,'Allah'ın bana zekâttan ne
    kadar farz kıldığını bildirir misin?' diye sordu, Allah Resulü (s.a.v), onun
    cevabını verdi. Sonra o adam şöyle dedi:'Seni şerefli kılan Allah'a andolsun ki
    gönüllü olarak fazladan nafile bir ibadet yapmayacağım gibi Allah'ın üzerime
    farz kıldığı şeylerden hiçbirini de eksik bırakmayacağım!' Bunun üzerine Allah
    Resulü (s.a.v),"Eğer doğru söylüyorsa kurtuluşa erdi (veya doğru söylüyorsa cennete
    girdi)"buyurdu. Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 1/54


    Bütün müslümanlar ramazan orucunun farz oluşu
    hususunda icmâ et­mişlerdir.Ramazan orucu hicretin ikinci senesinde, kıblenin
    Mescid-i Aksâ'dan Ka­be'ye çevrilmesi hadisesinden sonra şaban ayında farz
    kılınmıştır. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) dokuz yıl ramazan orucu tutmuş ve
    hicretin 11. yılının Rebîülevvel ayında âhirete irtihal etmişlerdir. (Nevevî, el-Mecmû', 6/251.)

    D) Orucun Çeşitleri

    Farz oruç, nafile oruç, haram oruç ve mekruh oruç
    olmak üzere dört çe­şit oruç vardır.

    1. Farz oruç

    Bu da kendi içinde üç kısma ayrılır:

    a) Zamanın kendisi sebebiyle farz olan oruç.
    Ramazan ayında tutulan oruç gibi.

    b) Bir sebepten ötürü farz olan oruç. Kefaret için
    tutulan oruç gibi.

    c) Kişinin, tutmak için kendini yükümlü kıldığı
    oruç. Adak orucu gibi.




  5. 06.Ocak.2013, 18:22
    3
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    2. Nafile oruç

    Farzlardan ayrı olarak kişinin kendi arzu ve
    isteğiyle tuttuğu ve tutmakla da Allah'ın rızâsına ermeyi amaçladığı oruçlara
    nafile oruç denir. Bununla il­gili olarak bir hadis-i şeriflerinde sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Allah yolunda bir gün oruç tutan kişi ile cehennem
    aras
    ına Allah, yer­le gök arası mesafesi kadar
    geniş bir hendek koyar." (Tirmizî, Cihâd, 3.)


    Nafile oruçlara örnek olarak şunlar
    gösterilebilir:

    a) Gün aşırı tutulan oruç. Bir gün oruç tutmak,
    bir gün tutmamak ve bu­nu yıl boyu sürdürmek. Hz. Davud (a.s) bunu hep yaparmış.
    Bunun en fazi­letli oruç şekli olduğunu bildiren sevgili Peygamberimiz (s.a.v)
    şöyle buyur­muştur: "Orucun en faziletlisi Davud'un (a.s) tuttuğu oruçtur. O bir gün tutar, bir gün tutmazdı. Bundan daha faziletli
    bir oruç yoktur." (Buhârî, Savm, 55.)


    b) Her ayda
    tutulan üç gün oruç. Bunun en faziletli şekli, eyyâm-ı bîdde yani her kamerî
    ayın 13,14 ve 15. günlerinde tutulmasıdır. Bununla ilgili ola­rak nakledilen bir
    rivayette anlatıldığına göre sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Ebû Zer-i Gıfârî
    hazretlerine şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: "(Her) aydan üç gün oruç tuttuğunda 13,14 ve 15. günlerinde oruç tut." (Tirmizî,
    Savm, nr. 755.)


    c) Her haftanın pazartesi ve perşembe günlerinde
    tutulan oruç. Üsâme b. Zeyd'den (r.a) gelen bir rivayette, Hz. Peygamber (s.a.v)
    pazartesi ve per­şembe günlerinde oruç tutardı. Kendisine bunun fazileti
    sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "İnsanların amelleri pazartesi ve perşembe günlerinde (Allah'a) arzedilir. Ben
    de oruçlu iken amelimin (Allah'a) arzedilmesini
    isterim." (Tirmizî, Savm, 44.)


    d) Şevval ayında tutulan altı günlük oruç: Bu altı
    günlük oruç peş peşe tu­tulabileceği gibi fasılalı olarak da tutulabilir.
    (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/184.)

    Ama ramazan bayramının ilk gününden sonra peş peşe
    tutulması müstehaptır. Ashâb-ı kiramdan Ebû Ey-yûb-i Ensârî'den gelen bir
    rivayette bu orucun fazileti hakkında sevgili Pey­gamberimiz şöyle buyurmuştur:
    "Ramazan orucunu tutup
    ardından altı gün şevval orucunu tutan
    kişi, senenin
    tamamında oruç tutmuş gibi olur."
    (Müslim, Sıyâm, 204.)


    e) Arefe günü
    tutulan oruç. Hac ibadetini eda etmekle meşgul olmayan­ların zilhicce ayının
    dokuzuncu günü olan arefe gününde oruç tutmaları sün­nettir. Bu günde oruç
    tutmanın faziletini bildiren bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz
    (s.a.v) şöyle buyurmuştur:"Arefe günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına ke­faret
    olacağını Allah'ın rahmetinden umuyorum." (Müslim, Sıyâm, 196;
    Tirmizî, Savm, 46; İbn Mâce, Sıyâm, 40.)


    f) Zilhicce ayının başından kurban bayramına kadar
    geçen dokuz günün oruçlu geçirilmesi. Hac ibadetini eda etmekle meşgul olanların
    arefe günü oruç tutmaları sünnete uygun değildir. Hz. Hafsa bu orucun fazileti
    hakkında şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v) dört şeyi asla ihmal etmezdi: Aşure
    günü orucu, zilhiccenin başından kurban bayramına kadar geçen dokuz günün
    oru­cu, her aydan üç günlük orucu ve sabah namazının farzından önce kılınan iki
    rek'atlık sünnet namazını." (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/238.)

    g) Muharrem ayının 9, 10 ve 11. günlerinde oruç
    tutulması. 9 ve 10. gün­lerde oruç tutup 11. günde tutmak istemeyen de bu
    sünneti yerine getirmiş sa­yılır. Sevgili Peygamberimiz Medine'ye hicret
    ettiklerinde yahudilerin muhar­rem ayının onuncu günü (aşure günü) oruç
    tuttuklarını görünce, "Bu oruç ne­yin nesi?"öye sordu. Kendisine, "Cenâb-ı Allah muharrem
    ayının onuncu gü­nünde Hz. Musa ile İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardığı
    için Hz. Musa o gün oruç tutmuştur" demeleri üzerine, "Ben Musa'ya uymakta
    sizden daha fazla hak sahibiyim" buyurdu ve muharremin onunda oruç
    tuttu, bu orucu müslümanlara da tavsiye etti. (Buhârî, Savm, 69; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/241.)


    h) Haram aylarda oruç tutulması: Bilindiği gibi
    haram aylar zilkade, zilhic­ce, muharrem ve receb aylarıdır. Bunların ilk üçü
    peş peşedir. Receb ayı ise, cemaziyelâhir ayı ile şaban ayları arasındadır.

    Hanefî mezhebine göre bu aylardan her
    birinde perşembe, cuma ve cu­martesi günlerine denk
    getirerek üçer
    gün oruç tutmak
    menduptur. (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/1643.)


    I) Şaban ayında oruç tutulması. Sevgili
    Peygamberimizin şaban ayında oruç tutmaya özen gösterdiği eşleri tarafından
    bildirilmiştir. Abdullah b. Ebû Kubeys, bu hususta Hz. Âişe'den şunları
    duyduğunu ifade etmiştir: "Resûlul-lah'ın (s.a.v) en fazla oruç tutmaktan
    hoşlandığı ay, şaban ayı idi. Onu rama­zana bitiştirirdi." (Ebû Davud, Savm,
    57.)

    Ancak şaban ayının ilk yarısında oruç tutmamış bir
    kişinin, ikinci yarısın­da tutması sahih olmaz. Bununla ilgili bir hadis-i
    şerifte sevgili Peygamberimizşöyle buyurmuştur: "Şaban ayının ortasına gelindiğinde artık oruç tutma­yın. " (Ebû
    Davud,Savm,12;Tirmizî, Savm,38;Heysemî,Mevâridüz-Zam'ân,s.221.)


    Nafile orucun
    bozulması


    Nafile hac ve umre dışındaki nafile bir ibadete
    başlayan, meselâ nafile bir oruca, namaza, tavafa veya itikâfa başlayan bir
    kişinin, başlamış olduğu bu ibadeti tamamlaması müstehaptır. Hiçbir mazeret
    yokken bozup yarıda bırak­ması mekruhtur. Ama bir mazeret halinde tamamlaması
    zorunlu olmadığı gi­bi kesip yarıda bırakması da mümkündür. Daha sonra bunu kaza
    etmesine de gerek yoktur.

    Örneğin nafile oruç tutmakta olan bir kişinin,
    misafirleriyle birlikte yemek yememesi durumunda misafirleri bundan rahatsız
    olacaklarsa veya kendisini yemeğe davet eden bir kişinin bu davetine icabet
    etmemesi halinde davet sa­hibi bunu hoş karşılamayacaksa; her iki durumda da
    orucunu bozup yemek yemesi mekruh değil, aksine müstehap olur.Ziyaretçilerin ve
    misafirlerin, ziyaret ettikleri kişi üzerinde hakları vardır. Bu hususta sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve âhi-retgününe iman eden kişi, misafirine ikramda
    bulunsun." (Buhârî, Edeb, 85, 31; Ebû Davud, Et'ime,5.)


    Ayrıca insanın, kendisine yapılan davete icabet
    etmesi de sünnettir. Mi­safir, nafile oruç tutmak istediğinde, mihmandarından
    izin almalıdır. Mihman­dar, onun nafile oruç tutmasına razı değilse
    tutmamalıdır. Bununla ilgili bir ha-dis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz
    (s.a.v) şu tavsiyede bulunmuştur: "Bir topluluğa konuk olan kişi, onlardan izin
    almadan nafile oruç tutmasın." (Tirmizî, Savm, 70.)


    Kaldı ki, nafile oruca başlamış bir kişinin bu
    orucu tamamlayıp tamamla­mama hususunda yetkinin kendisine ait olduğu bir
    hadis-i şerifte şöyle bildiril­miştir: "Nafile oruç tutan kişi, kendi şahsının yetkilisidir; dilerse orucunu ta­mamlar, dilerse
    bozar." (Münâvî, Feyzül-Kadîr, 2/422.)


    Hac ve umre dışındaki diğer nafile ibadetler de bu
    hükümde nafile oruca kıyaslanmalardır. Nafile ibadetin edası vacip olmadığına
    göre, kazası da va­cip değil, ancak müstehaptır.Hac ve umreye nafile olarak
    başlayan bir kişinin bu ibadetlerini tamamla­ması; bir engel sebebiyle
    tamamlayamaması halinde ise kaza etmesi gerekir. Ancak hac ve umreyi nafile
    olarak eda etmekte olan kişinin ihsâr sebebiyle ta­mamlayamaması durumunda daha
    sonra bu ibadeti kaza etmesi gerekmez.



  6. 06.Ocak.2013, 18:22
    3
    Hadimul Müslimin
    2. Nafile oruç

    Farzlardan ayrı olarak kişinin kendi arzu ve
    isteğiyle tuttuğu ve tutmakla da Allah'ın rızâsına ermeyi amaçladığı oruçlara
    nafile oruç denir. Bununla il­gili olarak bir hadis-i şeriflerinde sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:
    "Allah yolunda bir gün oruç tutan kişi ile cehennem
    aras
    ına Allah, yer­le gök arası mesafesi kadar
    geniş bir hendek koyar." (Tirmizî, Cihâd, 3.)


    Nafile oruçlara örnek olarak şunlar
    gösterilebilir:

    a) Gün aşırı tutulan oruç. Bir gün oruç tutmak,
    bir gün tutmamak ve bu­nu yıl boyu sürdürmek. Hz. Davud (a.s) bunu hep yaparmış.
    Bunun en fazi­letli oruç şekli olduğunu bildiren sevgili Peygamberimiz (s.a.v)
    şöyle buyur­muştur: "Orucun en faziletlisi Davud'un (a.s) tuttuğu oruçtur. O bir gün tutar, bir gün tutmazdı. Bundan daha faziletli
    bir oruç yoktur." (Buhârî, Savm, 55.)


    b) Her ayda
    tutulan üç gün oruç. Bunun en faziletli şekli, eyyâm-ı bîdde yani her kamerî
    ayın 13,14 ve 15. günlerinde tutulmasıdır. Bununla ilgili ola­rak nakledilen bir
    rivayette anlatıldığına göre sevgili Peygamberimiz (s.a.v) Ebû Zer-i Gıfârî
    hazretlerine şöyle bir tavsiyede bulunmuştur: "(Her) aydan üç gün oruç tuttuğunda 13,14 ve 15. günlerinde oruç tut." (Tirmizî,
    Savm, nr. 755.)


    c) Her haftanın pazartesi ve perşembe günlerinde
    tutulan oruç. Üsâme b. Zeyd'den (r.a) gelen bir rivayette, Hz. Peygamber (s.a.v)
    pazartesi ve per­şembe günlerinde oruç tutardı. Kendisine bunun fazileti
    sorulduğunda şöyle buyurmuştur: "İnsanların amelleri pazartesi ve perşembe günlerinde (Allah'a) arzedilir. Ben
    de oruçlu iken amelimin (Allah'a) arzedilmesini
    isterim." (Tirmizî, Savm, 44.)


    d) Şevval ayında tutulan altı günlük oruç: Bu altı
    günlük oruç peş peşe tu­tulabileceği gibi fasılalı olarak da tutulabilir.
    (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/184.)

    Ama ramazan bayramının ilk gününden sonra peş peşe
    tutulması müstehaptır. Ashâb-ı kiramdan Ebû Ey-yûb-i Ensârî'den gelen bir
    rivayette bu orucun fazileti hakkında sevgili Pey­gamberimiz şöyle buyurmuştur:
    "Ramazan orucunu tutup
    ardından altı gün şevval orucunu tutan
    kişi, senenin
    tamamında oruç tutmuş gibi olur."
    (Müslim, Sıyâm, 204.)


    e) Arefe günü
    tutulan oruç. Hac ibadetini eda etmekle meşgul olmayan­ların zilhicce ayının
    dokuzuncu günü olan arefe gününde oruç tutmaları sün­nettir. Bu günde oruç
    tutmanın faziletini bildiren bir hadis-i şeriflerinde sevgili Peygamberimiz
    (s.a.v) şöyle buyurmuştur:"Arefe günü tutulan orucun, geçen yılın ve gelecek yılın günahlarına ke­faret
    olacağını Allah'ın rahmetinden umuyorum." (Müslim, Sıyâm, 196;
    Tirmizî, Savm, 46; İbn Mâce, Sıyâm, 40.)


    f) Zilhicce ayının başından kurban bayramına kadar
    geçen dokuz günün oruçlu geçirilmesi. Hac ibadetini eda etmekle meşgul olanların
    arefe günü oruç tutmaları sünnete uygun değildir. Hz. Hafsa bu orucun fazileti
    hakkında şöyle demiştir: "Peygamber (s.a.v) dört şeyi asla ihmal etmezdi: Aşure
    günü orucu, zilhiccenin başından kurban bayramına kadar geçen dokuz günün
    oru­cu, her aydan üç günlük orucu ve sabah namazının farzından önce kılınan iki
    rek'atlık sünnet namazını." (Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/238.)

    g) Muharrem ayının 9, 10 ve 11. günlerinde oruç
    tutulması. 9 ve 10. gün­lerde oruç tutup 11. günde tutmak istemeyen de bu
    sünneti yerine getirmiş sa­yılır. Sevgili Peygamberimiz Medine'ye hicret
    ettiklerinde yahudilerin muhar­rem ayının onuncu günü (aşure günü) oruç
    tuttuklarını görünce, "Bu oruç ne­yin nesi?"öye sordu. Kendisine, "Cenâb-ı Allah muharrem
    ayının onuncu gü­nünde Hz. Musa ile İsrailoğullarını düşmanlarından kurtardığı
    için Hz. Musa o gün oruç tutmuştur" demeleri üzerine, "Ben Musa'ya uymakta
    sizden daha fazla hak sahibiyim" buyurdu ve muharremin onunda oruç
    tuttu, bu orucu müslümanlara da tavsiye etti. (Buhârî, Savm, 69; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/241.)


    h) Haram aylarda oruç tutulması: Bilindiği gibi
    haram aylar zilkade, zilhic­ce, muharrem ve receb aylarıdır. Bunların ilk üçü
    peş peşedir. Receb ayı ise, cemaziyelâhir ayı ile şaban ayları arasındadır.

    Hanefî mezhebine göre bu aylardan her
    birinde perşembe, cuma ve cu­martesi günlerine denk
    getirerek üçer
    gün oruç tutmak
    menduptur. (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/1643.)


    I) Şaban ayında oruç tutulması. Sevgili
    Peygamberimizin şaban ayında oruç tutmaya özen gösterdiği eşleri tarafından
    bildirilmiştir. Abdullah b. Ebû Kubeys, bu hususta Hz. Âişe'den şunları
    duyduğunu ifade etmiştir: "Resûlul-lah'ın (s.a.v) en fazla oruç tutmaktan
    hoşlandığı ay, şaban ayı idi. Onu rama­zana bitiştirirdi." (Ebû Davud, Savm,
    57.)

    Ancak şaban ayının ilk yarısında oruç tutmamış bir
    kişinin, ikinci yarısın­da tutması sahih olmaz. Bununla ilgili bir hadis-i
    şerifte sevgili Peygamberimizşöyle buyurmuştur: "Şaban ayının ortasına gelindiğinde artık oruç tutma­yın. " (Ebû
    Davud,Savm,12;Tirmizî, Savm,38;Heysemî,Mevâridüz-Zam'ân,s.221.)


    Nafile orucun
    bozulması


    Nafile hac ve umre dışındaki nafile bir ibadete
    başlayan, meselâ nafile bir oruca, namaza, tavafa veya itikâfa başlayan bir
    kişinin, başlamış olduğu bu ibadeti tamamlaması müstehaptır. Hiçbir mazeret
    yokken bozup yarıda bırak­ması mekruhtur. Ama bir mazeret halinde tamamlaması
    zorunlu olmadığı gi­bi kesip yarıda bırakması da mümkündür. Daha sonra bunu kaza
    etmesine de gerek yoktur.

    Örneğin nafile oruç tutmakta olan bir kişinin,
    misafirleriyle birlikte yemek yememesi durumunda misafirleri bundan rahatsız
    olacaklarsa veya kendisini yemeğe davet eden bir kişinin bu davetine icabet
    etmemesi halinde davet sa­hibi bunu hoş karşılamayacaksa; her iki durumda da
    orucunu bozup yemek yemesi mekruh değil, aksine müstehap olur.Ziyaretçilerin ve
    misafirlerin, ziyaret ettikleri kişi üzerinde hakları vardır. Bu hususta sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Allah'a ve âhi-retgününe iman eden kişi, misafirine ikramda
    bulunsun." (Buhârî, Edeb, 85, 31; Ebû Davud, Et'ime,5.)


    Ayrıca insanın, kendisine yapılan davete icabet
    etmesi de sünnettir. Mi­safir, nafile oruç tutmak istediğinde, mihmandarından
    izin almalıdır. Mihman­dar, onun nafile oruç tutmasına razı değilse
    tutmamalıdır. Bununla ilgili bir ha-dis-i şeriflerinde Peygamber Efendimiz
    (s.a.v) şu tavsiyede bulunmuştur: "Bir topluluğa konuk olan kişi, onlardan izin
    almadan nafile oruç tutmasın." (Tirmizî, Savm, 70.)


    Kaldı ki, nafile oruca başlamış bir kişinin bu
    orucu tamamlayıp tamamla­mama hususunda yetkinin kendisine ait olduğu bir
    hadis-i şerifte şöyle bildiril­miştir: "Nafile oruç tutan kişi, kendi şahsının yetkilisidir; dilerse orucunu ta­mamlar, dilerse
    bozar." (Münâvî, Feyzül-Kadîr, 2/422.)


    Hac ve umre dışındaki diğer nafile ibadetler de bu
    hükümde nafile oruca kıyaslanmalardır. Nafile ibadetin edası vacip olmadığına
    göre, kazası da va­cip değil, ancak müstehaptır.Hac ve umreye nafile olarak
    başlayan bir kişinin bu ibadetlerini tamamla­ması; bir engel sebebiyle
    tamamlayamaması halinde ise kaza etmesi gerekir. Ancak hac ve umreyi nafile
    olarak eda etmekte olan kişinin ihsâr sebebiyle ta­mamlayamaması durumunda daha
    sonra bu ibadeti kaza etmesi gerekmez.



  7. 06.Ocak.2013, 18:22
    4
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    3. Haram oruç

    Tutulması haram olan oruçlar şöyle
    sıralanabilir:

    a) Kadının kocasından izinsiz
    nafile oruç
    tutması


    Kocasının izin vermemesi halinde kadının nafile
    oruç tutması caiz olmaz. Bununla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş­tur: "Kocası yanında iken kadın, bir günlüğüne de olsa kocasından izin alma­dan
    (nafile) oruç tutmasın!" (Tirmizî, Savm, 172.)


    Ama kocası başka bir yerdeyse kadın, onun iznini
    almadan da nafile oruç tutabilir.( Nevevî. el-Mecmû', 6/445.)

    Kocasına rağmen nafile oruca başlayan bir kadının
    kocası, ona bu orucunu bozdurma hakkına sahiptir.

    Hanefî mezhebine göre ise kadının, kocasından izin almadan
    nafile oruç tutması tenzîhen mekruhtur.


    b) Şek günü orucu

    Havanın açık olması, geceleyin ramazan hilâlinin
    görüldüğünü halkın söylemesi, ama kimin gördüğünün bilinmemesi, görüldüğüne
    tanıklık edecek birinin bulunamaması yahut görüldüğüne kadınların, iki çocuğun
    veya fâsık kimselerin tanıklık etmeleri ya da âdil bir kişinin tanıklık etmesi,
    ancak tanıklı-ğıyla yetinilmemesi durumunda şaban ayının otuzuncu gününe "şek
    günü" denir. Havanın açık olup da hilâlin görüldüğü haberinin ortalarda
    dolaşmama­sı veya bulutla kapalı olması durumunda o gün, şek günü olmayıp şaban
    ayı­nın otuzuncu günü olarak kabul edilir. Bununla ilgili bir hadis-i şerifte
    şöyle buyrulmuştur: "Hava bulutla kapalı olduğunda şaban ayını otuza
    tamamla­yın. (Buhârî, Savm, 11; Müslim, Sıyâm, 6, 9,
    17.)


    Şek gününde nafile oruç tutmak haramdır. O günde
    tutulan oruç sahih de değildir. O günde oruç tutmanın haram kılınışının hikmeti;
    kişinin bedeninde ramazan orucu için güç biriktirmesi, insanların aynı günde
    oruca başlamaları­nın sağlanması ve oruç süresine ekleme yapılmamasıdır.Ramazan
    ayından bir veya iki gün önce oruç tutmak da haramdır. Bir ki­şi şek gününde
    oruçsuz olarak sabahlar da sonra bugünün ramazan ayına dahil olduğu anlaşılırsa,
    günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranmalı; yemekten, içmekten ve benzeri
    şeylerden uzak durmalıdır. Ramazandan son­ra da acele olarak o günün orucunu
    kaza etmelidir.Bir kişi şek gününde ramazan orucu niyetiyle oruca başlar da
    sonra o gü­nün şaban ayına dahil olduğu anlaşılırsa, niyeti olmadığından dolayı
    bu oru­cu asla sahih olmaz.Bir kişi şek gününde, "Bugün eğer şaban ayından ise
    nafile oruç tutma­ya, yok eğer ramazan ayından ise ramazan orucu olarak tutmaya
    niyet ettim" diyerek oruç tutar da sonra bugünün şaban ayına dahil olduğu ortaya
    çıkar­sa, tuttuğu bu oruç nafile yerine geçer. Bugünün ramazan ayına dahil
    olduğu ortaya çıkarsa, tuttuğu oruç ne nafile ne de ramazan orucu yerine
    geçer.Şek gününde oruç tutmanın haram olmadığı bazı istisnaî durumlar var­dır.
    Adak veya kaza ya da âdet haline getirmiş olmak gibi oruç tutmayı gerek­li kılan
    bir sebepten ötürü bugünde oruç tutmak haram olmaz. Âdet haline ge­tirmiş olmak
    şöyle olur:Meselâ bir kişi her pazartesi ve perşembe günü oruç tutmayı âdet
    haline getirmiş ve şek günü de bu iki günden birine denk gelmiş ise, böyle bir
    kişinin şek gününde oruç tutması haram olmaz. Aksine bu orucu nâfileyse bu günde
    tutulması mendup, adak ise bugünde tutulması vacip olur. Nitekim bir hadis-i
    şeriflerinde sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: "Ramazan­dan bir veya
    iki gün önce oruç tutmayın. Ancak bir adamın daha önceden
    tu-tageldiği bir orucu varsa o zaman bugünlerde oruç tutabilir." (Buhârî, Savm 14.)


    c) Bayramlarda
    oruç
    tutulması


    Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının ise
    dört gününde farz veya nafile oruç tutmak haramdır. Bugünlerde oruca niyet eden
    kişi günahkâr olur. Tuttuğu oruç da geçerli olmaz.

    Hanefî mezhebine göre her ne türden olursa olsun,
    bugünlerde
    oruç tut­mak
    tahrîmen
    mekruhtur.


    d) Özel hallerinde
    kadınların oruç tutmaları


    Özel halleri devam ettiği sürece kadınların oruç
    tutmaları haramdır. Tut­salar bile oruçları geçerli olmaz. Bugünlerde tutmaları
    gerekip de bu sebeple tutamadıkları oruçları temizlik dönemine girdikten sonra
    gününe gün kaza ederler. Ama bugünlerde kılamadıkları namazları daha sonra kaza
    etmeleri gerekmez.

    e) Şaban ayının ikinci yarısında oruç tutmak

    Ancak daha önceden devam edegelen periyodik bir
    oruç tutma âdeti olan, yahut devam edegelen bir kaza veya kefaret orucu tutması
    gereken bir kişinin, şaban ayının ikinci yarısında oruç tutması caiz olur.

    f) Orucun bedene
    zarar verme ihtimali


    Oruç tuttuğu takdirde canına zarar gelmesinden
    korkan kişinin de oruç tutması haramdır. Çünkü sağlık her şeyden önemlidir.
    Sağlığı yerinde olma­yan kimse ibadet edemez.



  8. 06.Ocak.2013, 18:22
    4
    Hadimul Müslimin
    3. Haram oruç

    Tutulması haram olan oruçlar şöyle
    sıralanabilir:

    a) Kadının kocasından izinsiz
    nafile oruç
    tutması


    Kocasının izin vermemesi halinde kadının nafile
    oruç tutması caiz olmaz. Bununla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuş­tur: "Kocası yanında iken kadın, bir günlüğüne de olsa kocasından izin alma­dan
    (nafile) oruç tutmasın!" (Tirmizî, Savm, 172.)


    Ama kocası başka bir yerdeyse kadın, onun iznini
    almadan da nafile oruç tutabilir.( Nevevî. el-Mecmû', 6/445.)

    Kocasına rağmen nafile oruca başlayan bir kadının
    kocası, ona bu orucunu bozdurma hakkına sahiptir.

    Hanefî mezhebine göre ise kadının, kocasından izin almadan
    nafile oruç tutması tenzîhen mekruhtur.


    b) Şek günü orucu

    Havanın açık olması, geceleyin ramazan hilâlinin
    görüldüğünü halkın söylemesi, ama kimin gördüğünün bilinmemesi, görüldüğüne
    tanıklık edecek birinin bulunamaması yahut görüldüğüne kadınların, iki çocuğun
    veya fâsık kimselerin tanıklık etmeleri ya da âdil bir kişinin tanıklık etmesi,
    ancak tanıklı-ğıyla yetinilmemesi durumunda şaban ayının otuzuncu gününe "şek
    günü" denir. Havanın açık olup da hilâlin görüldüğü haberinin ortalarda
    dolaşmama­sı veya bulutla kapalı olması durumunda o gün, şek günü olmayıp şaban
    ayı­nın otuzuncu günü olarak kabul edilir. Bununla ilgili bir hadis-i şerifte
    şöyle buyrulmuştur: "Hava bulutla kapalı olduğunda şaban ayını otuza
    tamamla­yın. (Buhârî, Savm, 11; Müslim, Sıyâm, 6, 9,
    17.)


    Şek gününde nafile oruç tutmak haramdır. O günde
    tutulan oruç sahih de değildir. O günde oruç tutmanın haram kılınışının hikmeti;
    kişinin bedeninde ramazan orucu için güç biriktirmesi, insanların aynı günde
    oruca başlamaları­nın sağlanması ve oruç süresine ekleme yapılmamasıdır.Ramazan
    ayından bir veya iki gün önce oruç tutmak da haramdır. Bir ki­şi şek gününde
    oruçsuz olarak sabahlar da sonra bugünün ramazan ayına dahil olduğu anlaşılırsa,
    günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranmalı; yemekten, içmekten ve benzeri
    şeylerden uzak durmalıdır. Ramazandan son­ra da acele olarak o günün orucunu
    kaza etmelidir.Bir kişi şek gününde ramazan orucu niyetiyle oruca başlar da
    sonra o gü­nün şaban ayına dahil olduğu anlaşılırsa, niyeti olmadığından dolayı
    bu oru­cu asla sahih olmaz.Bir kişi şek gününde, "Bugün eğer şaban ayından ise
    nafile oruç tutma­ya, yok eğer ramazan ayından ise ramazan orucu olarak tutmaya
    niyet ettim" diyerek oruç tutar da sonra bugünün şaban ayına dahil olduğu ortaya
    çıkar­sa, tuttuğu bu oruç nafile yerine geçer. Bugünün ramazan ayına dahil
    olduğu ortaya çıkarsa, tuttuğu oruç ne nafile ne de ramazan orucu yerine
    geçer.Şek gününde oruç tutmanın haram olmadığı bazı istisnaî durumlar var­dır.
    Adak veya kaza ya da âdet haline getirmiş olmak gibi oruç tutmayı gerek­li kılan
    bir sebepten ötürü bugünde oruç tutmak haram olmaz. Âdet haline ge­tirmiş olmak
    şöyle olur:Meselâ bir kişi her pazartesi ve perşembe günü oruç tutmayı âdet
    haline getirmiş ve şek günü de bu iki günden birine denk gelmiş ise, böyle bir
    kişinin şek gününde oruç tutması haram olmaz. Aksine bu orucu nâfileyse bu günde
    tutulması mendup, adak ise bugünde tutulması vacip olur. Nitekim bir hadis-i
    şeriflerinde sevgili Peygamberimiz bu konuda şöyle buyurmuştur: "Ramazan­dan bir veya
    iki gün önce oruç tutmayın. Ancak bir adamın daha önceden
    tu-tageldiği bir orucu varsa o zaman bugünlerde oruç tutabilir." (Buhârî, Savm 14.)


    c) Bayramlarda
    oruç
    tutulması


    Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının ise
    dört gününde farz veya nafile oruç tutmak haramdır. Bugünlerde oruca niyet eden
    kişi günahkâr olur. Tuttuğu oruç da geçerli olmaz.

    Hanefî mezhebine göre her ne türden olursa olsun,
    bugünlerde
    oruç tut­mak
    tahrîmen
    mekruhtur.


    d) Özel hallerinde
    kadınların oruç tutmaları


    Özel halleri devam ettiği sürece kadınların oruç
    tutmaları haramdır. Tut­salar bile oruçları geçerli olmaz. Bugünlerde tutmaları
    gerekip de bu sebeple tutamadıkları oruçları temizlik dönemine girdikten sonra
    gününe gün kaza ederler. Ama bugünlerde kılamadıkları namazları daha sonra kaza
    etmeleri gerekmez.

    e) Şaban ayının ikinci yarısında oruç tutmak

    Ancak daha önceden devam edegelen periyodik bir
    oruç tutma âdeti olan, yahut devam edegelen bir kaza veya kefaret orucu tutması
    gereken bir kişinin, şaban ayının ikinci yarısında oruç tutması caiz olur.

    f) Orucun bedene
    zarar verme ihtimali


    Oruç tuttuğu takdirde canına zarar gelmesinden
    korkan kişinin de oruç tutması haramdır. Çünkü sağlık her şeyden önemlidir.
    Sağlığı yerinde olma­yan kimse ibadet edemez.



  9. 06.Ocak.2013, 18:23
    5
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    4. Mekruh oruç

    Mekruh oruca maddeler halinde aşağıdaki şu
    örnekleri verebiliriz:

    a) Bazı günlerde oruç tutmak mekruhtur. Meselâ
    bir gün öncesi veya sonrasıyla birleştirilmeksizin sadece cuma, sadece cumartesi
    veya yalnız pa­zar gününde oruç tutmak mekruhtur.

    b) Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının
    dört günü dışında se­nenin tamamını oruçlu geçiren kişinin, bedenine zarar
    gelmesinden, vacip ve­ya müstehap bir hakkın heder olmasından korkması durumunda
    bu şekilde oruç tutması mekruh olur. Sevgili Peygamberimiz, bedenin de insan
    üzerinde hakkı bulunduğunu şöyle bildirmektedir: "Doğrusu rabbinin senin
    üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin
    üzerinde hakkı vardır. Bedeninin senin
    üzerinde hakkı vardır." (Buhârî,
    Ferâiz, 18.)


    Ama bedenine bir zarar gelmesinden veya bir hakkın
    heder olmasından korkmayan kişinin bu şekilde oruç tutması müstehaptır. Nitekim
    bununla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Senenin tamamıonı
    oruçlu geçiren kişiye cehennem şöyle daralır (Resûlullah böyle buyurur­ken
    elini yumruk yapıp yumdu). "(İbn Hibbân, Sahih, nr. 3583; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/255.)


    c) Zorlanıp
    sıkıntıya düşmekten korkmaları halinde hasta, yolcu, hamile, emzikli kadınlar ve
    yaşlı kişilerin oruç tutmaları mekruhtur. Eksik beslendikle­ri için ölmekten
    veya bir organlarının telef olmasından korkmaları halinde bun­ların oruç tutmaları haram olur.


    d) Nevruz ve
    Mihrican günlerinde oruç tutmak mekruh değildir.


    E) Oruç Tutmayı Vacip Hale
    Getiren Sebepler


    Şu üç sebepten birinin mevcut olması durumunda
    oruç tutmak vacip olur:

    1. Adakta
    bulunmak. Allah'ın rızâsını kazanmak
    amacıyla belli bir süre oruç tutmayı adama durumunda oruç tutmak, adakta
    bulunmak sebebiyle va­cip olur.


    2. Kefaret
    orucu. Yemini bozma, yanlışlıkla adam
    öldürme, zıharda bu­lunma gibi sebeplerle belli süreler boyunca kefaret orucu
    tutmak gerekir.


    3. Ramazan ayına
    girilmesi. Ramazan ayına girildiğinde
    oruçla mükellef olan her müslümanın oruç tutması gerekir. Bununla ilgili bir
    âyet-i kerîmede yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İçinizden kim ramazan ayına ulaşırsa onu oruçlu geçirsin."( Bakara 2/185.)


    Ramazan ayına girmek, ya havanın açık olması
    halinde hilâli görmekle olur ya da havanın kapalı olması halinde şaban ayını
    otuz güne tamamlamak­la olur. Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle bu­yurmuştur: "Hilâli görünce oruca başlayın, hilâli görünce de orucu açın. Hava bulutlu olursa
    şaban ayını otuza
    tamamlayın." (Buhârî, Savm, 5; Nesâî, Sıyâm, 13.)


    Yukarıdaki hadiste kastedilen mâna şöyledir: Hava
    açık olursa oruç tutup tutmamak, hilâlin görülüp görülmemesine bağlıdır. Bu
    takdirde hilâl görülme­dikçe oruç tutmak caiz olmaz. Hava bulutlu olursa şaban
    ayı otuz güne ta­mamlanır.Ramazan ayı, durumu iyi bilinmeyen bir kimse de olsa
    âdil bir kişinin hi­lâli görmesi ile sabit olur. Hava bulutsuz da olsa, görüşü
    zorlaştıracak şekilde tozlu veya bulutlu da olsa bir kişinin hilâli görmüş
    olması, ramazan ayının sü-butu için yeterli olur.

    Hanefî mezhebine göre havanın açık olması durumunda ramazan
    ayının sübutu için, haber
    vermeleriyle ilmin vuku bulacağı çok sayıdaki cemaatin hi­lâli görmüş olmaları
    zorunludur.


    Havada görüşü engelleyen bir sebebin bulunması
    durumundaysa gör­mek çok zor olduğu için hilâli cemaatin görmesi şart değildir.
    Bu durumda bir kişinin görmesi de yeterli olur. Gören bu şahsın kadın veya
    erkek, köle veya hür olması farketmez.Ramazan hilâlini gördüğünü söyleyen
    kişinin müslüman, akıllı, ergen, hür, erkek ve zahiren de olsa âdil biri olması
    şarttır. Bu kişi, hilâli gördüğünü gidip yetkili mercie bildirmeli; yetkili
    merci ramazan ayının sübutunu resmen bildirmedikçe halkın tümünün oruç tutması
    vacip olmaz. Ama hilâli gören kişi, gördüğünü yetkili mercie bildirmezse veya
    bildirir de beyanı kabul edilmese bile kendisinin oruç tutması vacip olur.Kâfir,
    fâsık, kadın veya çocuk da olsa hilâli gören kimseden, gördüğüne dair haberi
    alan bir kişinin, bu haberin doğruluğuna itimat etmesi durumunda oruç tutması
    vacip olur.Şevval hilâlinin de sabit olması için âdil bir kişinin, hilâli
    gördüğüne ilişkin tanıklıkta bulunması gerekir. Kuvvetli görüşe göre sübut
    açısından şevval hi­lâli de ramazan hilâli gibidir.

    Bir ülkede ramazan
    hilâli
    görülürse diğer ülkelerde de oruç tutmak gerekir
    mi?


    Bir mıntıkada ramazan hilâli görüldüğünde oraya
    yakın mıntıkalarda da görülmüş sayılır ve oralardaki mükelleflerin de oruç
    tutmaları gerekir. Oraya uzak olan mıntıkalarda ise hilâl görülmüş sayılmaz ve
    uzak mıntıkalardaki in­sanların, hilâlin görüldüğü mıntıkayla aynı anda oruca
    başlamaları gerekmez.

    Hilâlin görüldüğü mıntıkaya uzaklık ve yakınlık,
    ihtilâf-ı metâlie (Metali', matla' kelimesinin çoğulu olup ayın doğuş yerleri
    anlamına gelir, ihtilâf-ı metali' ise, ayın bölgelere göre farklı doğuş yerleri
    demektir.) göre takdir olunur. Aralarında yaklaşık 133 kilometrelik bir mesafe
    bulunan iki mın­tıkanın matla'ları farklı olduğu için, bu mıntıkalardan birinde
    hilâl görülürse, di­ğerinde de görülmüş sayılmaz. Ama birbirlerine bu mesafeden
    daha yakın olan mıntıkaların matla'İan aynı olduğu için, birinde hilâl görülürse
    diğerinde de görülmüş sayılır.Şunu da belirtelim ki, bu mesafe aynı meridyen
    üzerinde bulunan ülkeler arasında değil, ayrı meridyenler üzerinde bulunan
    ülkeler arasında olduğun­da bir hüküm ifade eder. Çünkü aynı meridyen üzerinde
    bulunan ülkelerde ayın doğuşu aynı vakitte olur.



  10. 06.Ocak.2013, 18:23
    5
    Hadimul Müslimin
    4. Mekruh oruç

    Mekruh oruca maddeler halinde aşağıdaki şu
    örnekleri verebiliriz:

    a) Bazı günlerde oruç tutmak mekruhtur. Meselâ
    bir gün öncesi veya sonrasıyla birleştirilmeksizin sadece cuma, sadece cumartesi
    veya yalnız pa­zar gününde oruç tutmak mekruhtur.

    b) Ramazan bayramının birinci, kurban bayramının
    dört günü dışında se­nenin tamamını oruçlu geçiren kişinin, bedenine zarar
    gelmesinden, vacip ve­ya müstehap bir hakkın heder olmasından korkması durumunda
    bu şekilde oruç tutması mekruh olur. Sevgili Peygamberimiz, bedenin de insan
    üzerinde hakkı bulunduğunu şöyle bildirmektedir: "Doğrusu rabbinin senin
    üzerinde hakkı vardır. Ailenin senin
    üzerinde hakkı vardır. Bedeninin senin
    üzerinde hakkı vardır." (Buhârî,
    Ferâiz, 18.)


    Ama bedenine bir zarar gelmesinden veya bir hakkın
    heder olmasından korkmayan kişinin bu şekilde oruç tutması müstehaptır. Nitekim
    bununla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Senenin tamamıonı
    oruçlu geçiren kişiye cehennem şöyle daralır (Resûlullah böyle buyurur­ken
    elini yumruk yapıp yumdu). "(İbn Hibbân, Sahih, nr. 3583; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/255.)


    c) Zorlanıp
    sıkıntıya düşmekten korkmaları halinde hasta, yolcu, hamile, emzikli kadınlar ve
    yaşlı kişilerin oruç tutmaları mekruhtur. Eksik beslendikle­ri için ölmekten
    veya bir organlarının telef olmasından korkmaları halinde bun­ların oruç tutmaları haram olur.


    d) Nevruz ve
    Mihrican günlerinde oruç tutmak mekruh değildir.


    E) Oruç Tutmayı Vacip Hale
    Getiren Sebepler


    Şu üç sebepten birinin mevcut olması durumunda
    oruç tutmak vacip olur:

    1. Adakta
    bulunmak. Allah'ın rızâsını kazanmak
    amacıyla belli bir süre oruç tutmayı adama durumunda oruç tutmak, adakta
    bulunmak sebebiyle va­cip olur.


    2. Kefaret
    orucu. Yemini bozma, yanlışlıkla adam
    öldürme, zıharda bu­lunma gibi sebeplerle belli süreler boyunca kefaret orucu
    tutmak gerekir.


    3. Ramazan ayına
    girilmesi. Ramazan ayına girildiğinde
    oruçla mükellef olan her müslümanın oruç tutması gerekir. Bununla ilgili bir
    âyet-i kerîmede yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "İçinizden kim ramazan ayına ulaşırsa onu oruçlu geçirsin."( Bakara 2/185.)


    Ramazan ayına girmek, ya havanın açık olması
    halinde hilâli görmekle olur ya da havanın kapalı olması halinde şaban ayını
    otuz güne tamamlamak­la olur. Konuyla ilgili bir hadis-i şerifte sevgili
    Peygamberimiz (s.a.v) şöyle bu­yurmuştur: "Hilâli görünce oruca başlayın, hilâli görünce de orucu açın. Hava bulutlu olursa
    şaban ayını otuza
    tamamlayın." (Buhârî, Savm, 5; Nesâî, Sıyâm, 13.)


    Yukarıdaki hadiste kastedilen mâna şöyledir: Hava
    açık olursa oruç tutup tutmamak, hilâlin görülüp görülmemesine bağlıdır. Bu
    takdirde hilâl görülme­dikçe oruç tutmak caiz olmaz. Hava bulutlu olursa şaban
    ayı otuz güne ta­mamlanır.Ramazan ayı, durumu iyi bilinmeyen bir kimse de olsa
    âdil bir kişinin hi­lâli görmesi ile sabit olur. Hava bulutsuz da olsa, görüşü
    zorlaştıracak şekilde tozlu veya bulutlu da olsa bir kişinin hilâli görmüş
    olması, ramazan ayının sü-butu için yeterli olur.

    Hanefî mezhebine göre havanın açık olması durumunda ramazan
    ayının sübutu için, haber
    vermeleriyle ilmin vuku bulacağı çok sayıdaki cemaatin hi­lâli görmüş olmaları
    zorunludur.


    Havada görüşü engelleyen bir sebebin bulunması
    durumundaysa gör­mek çok zor olduğu için hilâli cemaatin görmesi şart değildir.
    Bu durumda bir kişinin görmesi de yeterli olur. Gören bu şahsın kadın veya
    erkek, köle veya hür olması farketmez.Ramazan hilâlini gördüğünü söyleyen
    kişinin müslüman, akıllı, ergen, hür, erkek ve zahiren de olsa âdil biri olması
    şarttır. Bu kişi, hilâli gördüğünü gidip yetkili mercie bildirmeli; yetkili
    merci ramazan ayının sübutunu resmen bildirmedikçe halkın tümünün oruç tutması
    vacip olmaz. Ama hilâli gören kişi, gördüğünü yetkili mercie bildirmezse veya
    bildirir de beyanı kabul edilmese bile kendisinin oruç tutması vacip olur.Kâfir,
    fâsık, kadın veya çocuk da olsa hilâli gören kimseden, gördüğüne dair haberi
    alan bir kişinin, bu haberin doğruluğuna itimat etmesi durumunda oruç tutması
    vacip olur.Şevval hilâlinin de sabit olması için âdil bir kişinin, hilâli
    gördüğüne ilişkin tanıklıkta bulunması gerekir. Kuvvetli görüşe göre sübut
    açısından şevval hi­lâli de ramazan hilâli gibidir.

    Bir ülkede ramazan
    hilâli
    görülürse diğer ülkelerde de oruç tutmak gerekir
    mi?


    Bir mıntıkada ramazan hilâli görüldüğünde oraya
    yakın mıntıkalarda da görülmüş sayılır ve oralardaki mükelleflerin de oruç
    tutmaları gerekir. Oraya uzak olan mıntıkalarda ise hilâl görülmüş sayılmaz ve
    uzak mıntıkalardaki in­sanların, hilâlin görüldüğü mıntıkayla aynı anda oruca
    başlamaları gerekmez.

    Hilâlin görüldüğü mıntıkaya uzaklık ve yakınlık,
    ihtilâf-ı metâlie (Metali', matla' kelimesinin çoğulu olup ayın doğuş yerleri
    anlamına gelir, ihtilâf-ı metali' ise, ayın bölgelere göre farklı doğuş yerleri
    demektir.) göre takdir olunur. Aralarında yaklaşık 133 kilometrelik bir mesafe
    bulunan iki mın­tıkanın matla'ları farklı olduğu için, bu mıntıkalardan birinde
    hilâl görülürse, di­ğerinde de görülmüş sayılmaz. Ama birbirlerine bu mesafeden
    daha yakın olan mıntıkaların matla'İan aynı olduğu için, birinde hilâl görülürse
    diğerinde de görülmüş sayılır.Şunu da belirtelim ki, bu mesafe aynı meridyen
    üzerinde bulunan ülkeler arasında değil, ayrı meridyenler üzerinde bulunan
    ülkeler arasında olduğun­da bir hüküm ifade eder. Çünkü aynı meridyen üzerinde
    bulunan ülkelerde ayın doğuşu aynı vakitte olur.



  11. 06.Ocak.2013, 18:24
    6
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    F) ORUCUN ŞARTLARI

    Orucun şartları, vücûbunun şartları ve sıhhatinin
    (geçerli olmasının) şart­ları olmak üzere iki kısma ayrılır:

    I. Vücûbunun Şartları

    1. Müslüman olmak. Müslüman olmayanın oruç tutması vacip değildir.
    Her ne kadar tutmadığından ötürü âhirette azap görecek olsa da oruç tutma­sı
    istenmez. Mürted kişinin tutması ise vacip olarak istenir. Onun İslâm'a
    dön­dükten sonra tutması gerekir.


    2. Akıllı olmak. Aklı ermeyen çocuğun, delinin, baygın kişinin,
    sarhoş va-ziyyetteki birinin oruç tutması vacip değildir.


    3. Ergen
    olmak. Çocuğun oruç tutması vacip
    değildir. Eğer tutabilecek güçte ise velisinin, oruç tutmayı ona tavsiye etmesi
    uygun olur.


    4. Oruç tutmaya muktedir
    olmak. Yaşlı olan veya iyileşmesi
    umulmayan bir hastalığa yakalanan kimse, fizikî açıdan âciz olduğu için oruç
    tutmakla yü­kümlü olmaz. Hayız veya nifas halindeki kadınlar da dinen oruç
    tutmaktan âciz sayıldıkları için, oruç tutmakla yükümlü değildirler.


    II. Sıhhatinin (Geçerli Olmasının) Şartları

    1. Oruçluyken müslüman olmakta devam
    etmek. Aslen gayri müslim olan veya
    müslümanken Müslümanlıktan çıkan kişi oruç tutsa da orucu sahih (ge­çerli)
    olmaz.


    2. Mümeyyiz
    olmak. Mümeyyiz olmayan kişinin tuttuğu
    oruç sahih olma­dığı gibi, günün bir anında olsa bile deliren kişinin tuttuğu
    oruç da sahih ol­maz.Sarhoş olan veya bayılan kimseler, temyiz güçlerini gün
    boyu yitirecek olurlarsa, tuttukları oruç sahih olmaz. Ama temyiz güçlerini
    günün bir kısmın­da yitirecek olurlarsa, tuttukları oruç sahih olur. Hükmen de
    olsa temyiz gücü­nün bulunması yeterlidir.Meselâ bir kişi fecrin doğuşundan önce
    oruca niyet eder ve sonra da gü­neşin batışına kadar uyursa orucu sahih olur.
    Çünkü uyku halinde de olsa bu kişi hükmen mümeyyizdir.


    3. Hayız, nifas ve
    doğum
    halinde bulunmamak. Oruçlu kimse, oruç
    müd­deti içinde hayızdan, nifastan ve kanama görmese bile doğum halinden uzak­ta
    bulunmalıdır.


    4. Oruç tutulan vaktin,
    oruca elverişli olması. Orucun sahih
    olabilmesi için oruç tutulan vaktin oruca elverişli bir vakit olması şarttır. Şu
    halde ramazan bayramının birinci gününde ve kurban bayramının dört gününde
    tutulan oruç sahih olmaz. Şek gününde tutulan oruç da böyledir. Ancak bir
    sebepten ötü­rü tutulursa; meselâ bir kişi zimmetinde bulunan bir orucu o günde
    kaza eder­se veya, "Gelecek perşembe günü oruç tutmayı nezrettim" diyen bir
    kişinin, sözünü ettiği perşembe günü şek günü olursa veya her pazartesi günü
    oruç tutmayı âdet haline getiren kişinin, şek gününe rastlasa bile pazartesi
    günü oruç tutması sahih olur. Fakat özellikle şek gününde oruç tutmaya
    niyetlenen kişinin o günde oruç tutması caiz olmadığı gibi sahih de olmaz.Yine
    aynı şekilde şaban ayının ikinci yarısının tamamında veya bir kıs­mında oruç
    tutmak sahih olmadığı gibi haramdır. Ama o günlerde bir sebebe dayanarak oruç
    tutmak caiz olduğu gibi tutulan oruç sahih de olur.


    G) Orucun Rükünleri

    Orucun rükünleri üç tane olup sırasıyla
    şunlardır:

    1. Oruç tutan kişi. Oruç tutacak kişi olmadan orucun tutulması
    tahakkuk etmeyeceğine göre tutacak kişinin kendisi orucun bir rüknüdür.


    2. Niyet. Yapılan bir ibadetin geçerli olması için niyet
    ile yapılması zorun­ludur. Niyetsiz yapılan bir ibadet geçerli olmayacağı gibi,
    bir anlam da ifade etmez. Bu konuda yüce Peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i
    şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:"Ameller ancak niyetlere göre değer kazanır. Herkesin niyet
    ettiği ne ise eline
    geçecek olan ancak odur." (Tecrid-i Sarîh Tercemesi,
    1/1.)


    Niyet orucun rüknü olduğu için, orucun şartları
    arasında yer almamıştır.Niyetin, tutulan her günün orucu için yenilenmesi
    vaciptir. Ayrıca niyetin, akşamleyin de olsa gece içinde ama fecirden önce
    yapılması gerekir. Gece­leyin fecrin doğmasından çok önce yapılır da sonra oruca
    aykırı düşen bir davranışta bulunulursa, niyet yine de geçerliliğini korur.
    Çünkü oruç gece de­ğil gündüz vuku bulmaktadır.Tutulacak olan oruç, ramazan
    orucu, kefaret veya adak orucu gibi farz oruçlardan biri ise, niyetin geceleyin
    şu şekilde yapılması gerekir: "Yarınki ra­mazan orucuna..." veya "Nezretmiş
    olduğum oruca niyet ettim."Niyet ederken dille söylemek sünnettir. Çünkü dil,
    kalbin yardımcısıdır. Meselâ niyet ederken şöyle demek sünnettir: "İçinde
    bulunduğumuz rama-zan-ı şerifin yarınki farz orucunu yüce Allah için tutmaya
    niyet ettim."Tutulacak olan oruç nafile bir oruç ise, niyetin gündüzleyin de
    yapılması yeterli olur. Tabii bu niyet en geç zeval vaktine kadar yapılmış
    olmalı ve niyet­ten önce de oruca aykırı bir davranışta bulunulmuş olmamalıdır.
    Zahir olan görüş böyledir. Bu görüşü teyit eden bir rivayet de şöyledir:

    Sevgili Peygamberimiz bir gün Hz. Âişe'ye, "Yanınızda öğlen için yiyecek bir
    şey var mı?" diye sorduğunda, Hz. Âişe, "Yoktur" deyince, "Öyleyse ben de oruç tutarım" buyurdu.Bu
    rivayetin devamında Hz. Âişe şöyle demiştir: "Başka bir gün Resûlul-lah (s.a.v)
    bana, 'Yanınızda yiyecek bir
    şey var m/?" diye
    sordu, ben kendisi­ne, "Evet" dediğimde, "Her ne kadar oruca niyet etmişsem de orucu
    bozarım"buyurdu." (Beyhakî, Sünenü'l-Kübrâ, 4/20.)


    Hanefî mezhebine göre ise bütün oruç çeşitlerinde niyetin
    imsak vaktin­de (fecrin doğuşu esnasında) yapılması efdaldır. Ama ramazan orucu kaza edilirken niyetin mutlaka
    fecir doğarken veya daha önce yapılması zorunlu­dur.
    Ramazan orucunun edası ile ramazan dışında tutulan
    nafile veya muay­yen adak oruçları için niyetin fecir doğduktan sonra da
    yapılması caizdir.Sahura kalkmak bütün oruç çeşitlerinde niyet
    yerine geçerli olmaz. An­cak sahura kalkan kişinin hatırına oruç tutmak gelir ve
    oruca niyet ederse yada oruç tutmak niyetiyle sahura kalkarsa niyeti geçerli olur. Yine
    aynı şekilde fecrin
    doğması esnasında, orucu bozulur
    korkusuyla sahur yemeğini yemek­ten çekinen kişinin bu
    davranışı da
    niyet yerine geçerli olur.


    3. Oruç bozacak şeylerden uzak
    durmak. Orucun rükünlerinin üçüncüsü ise,
    fecr-i sâdıktan (imsaktan) itibaren güneşin batmasına kadar geçer süre içinde
    oruçlu kişinin, oruç bozacak şeylerden uzak durmasıdır. Oruçlu bir kişi bu süre
    içinde bir şeyler yer veya içer yahut cinsel ilişkide bulunursa, orucun rüknünü
    bozduğundan ötürü orucunu bozmuş olur ve duruma göre o günün orucunu kaza etmesi
    ya da kazayla birlikte kefaret orucunu da tutması veya kefaret vermesi gerekir.




  12. 06.Ocak.2013, 18:24
    6
    Hadimul Müslimin
    F) ORUCUN ŞARTLARI

    Orucun şartları, vücûbunun şartları ve sıhhatinin
    (geçerli olmasının) şart­ları olmak üzere iki kısma ayrılır:

    I. Vücûbunun Şartları

    1. Müslüman olmak. Müslüman olmayanın oruç tutması vacip değildir.
    Her ne kadar tutmadığından ötürü âhirette azap görecek olsa da oruç tutma­sı
    istenmez. Mürted kişinin tutması ise vacip olarak istenir. Onun İslâm'a
    dön­dükten sonra tutması gerekir.


    2. Akıllı olmak. Aklı ermeyen çocuğun, delinin, baygın kişinin,
    sarhoş va-ziyyetteki birinin oruç tutması vacip değildir.


    3. Ergen
    olmak. Çocuğun oruç tutması vacip
    değildir. Eğer tutabilecek güçte ise velisinin, oruç tutmayı ona tavsiye etmesi
    uygun olur.


    4. Oruç tutmaya muktedir
    olmak. Yaşlı olan veya iyileşmesi
    umulmayan bir hastalığa yakalanan kimse, fizikî açıdan âciz olduğu için oruç
    tutmakla yü­kümlü olmaz. Hayız veya nifas halindeki kadınlar da dinen oruç
    tutmaktan âciz sayıldıkları için, oruç tutmakla yükümlü değildirler.


    II. Sıhhatinin (Geçerli Olmasının) Şartları

    1. Oruçluyken müslüman olmakta devam
    etmek. Aslen gayri müslim olan veya
    müslümanken Müslümanlıktan çıkan kişi oruç tutsa da orucu sahih (ge­çerli)
    olmaz.


    2. Mümeyyiz
    olmak. Mümeyyiz olmayan kişinin tuttuğu
    oruç sahih olma­dığı gibi, günün bir anında olsa bile deliren kişinin tuttuğu
    oruç da sahih ol­maz.Sarhoş olan veya bayılan kimseler, temyiz güçlerini gün
    boyu yitirecek olurlarsa, tuttukları oruç sahih olmaz. Ama temyiz güçlerini
    günün bir kısmın­da yitirecek olurlarsa, tuttukları oruç sahih olur. Hükmen de
    olsa temyiz gücü­nün bulunması yeterlidir.Meselâ bir kişi fecrin doğuşundan önce
    oruca niyet eder ve sonra da gü­neşin batışına kadar uyursa orucu sahih olur.
    Çünkü uyku halinde de olsa bu kişi hükmen mümeyyizdir.


    3. Hayız, nifas ve
    doğum
    halinde bulunmamak. Oruçlu kimse, oruç
    müd­deti içinde hayızdan, nifastan ve kanama görmese bile doğum halinden uzak­ta
    bulunmalıdır.


    4. Oruç tutulan vaktin,
    oruca elverişli olması. Orucun sahih
    olabilmesi için oruç tutulan vaktin oruca elverişli bir vakit olması şarttır. Şu
    halde ramazan bayramının birinci gününde ve kurban bayramının dört gününde
    tutulan oruç sahih olmaz. Şek gününde tutulan oruç da böyledir. Ancak bir
    sebepten ötü­rü tutulursa; meselâ bir kişi zimmetinde bulunan bir orucu o günde
    kaza eder­se veya, "Gelecek perşembe günü oruç tutmayı nezrettim" diyen bir
    kişinin, sözünü ettiği perşembe günü şek günü olursa veya her pazartesi günü
    oruç tutmayı âdet haline getiren kişinin, şek gününe rastlasa bile pazartesi
    günü oruç tutması sahih olur. Fakat özellikle şek gününde oruç tutmaya
    niyetlenen kişinin o günde oruç tutması caiz olmadığı gibi sahih de olmaz.Yine
    aynı şekilde şaban ayının ikinci yarısının tamamında veya bir kıs­mında oruç
    tutmak sahih olmadığı gibi haramdır. Ama o günlerde bir sebebe dayanarak oruç
    tutmak caiz olduğu gibi tutulan oruç sahih de olur.


    G) Orucun Rükünleri

    Orucun rükünleri üç tane olup sırasıyla
    şunlardır:

    1. Oruç tutan kişi. Oruç tutacak kişi olmadan orucun tutulması
    tahakkuk etmeyeceğine göre tutacak kişinin kendisi orucun bir rüknüdür.


    2. Niyet. Yapılan bir ibadetin geçerli olması için niyet
    ile yapılması zorun­ludur. Niyetsiz yapılan bir ibadet geçerli olmayacağı gibi,
    bir anlam da ifade etmez. Bu konuda yüce Peygamberimiz (s.a.v) bir hadis-i
    şeriflerinde şöyle buyurmuşlardır:"Ameller ancak niyetlere göre değer kazanır. Herkesin niyet
    ettiği ne ise eline
    geçecek olan ancak odur." (Tecrid-i Sarîh Tercemesi,
    1/1.)


    Niyet orucun rüknü olduğu için, orucun şartları
    arasında yer almamıştır.Niyetin, tutulan her günün orucu için yenilenmesi
    vaciptir. Ayrıca niyetin, akşamleyin de olsa gece içinde ama fecirden önce
    yapılması gerekir. Gece­leyin fecrin doğmasından çok önce yapılır da sonra oruca
    aykırı düşen bir davranışta bulunulursa, niyet yine de geçerliliğini korur.
    Çünkü oruç gece de­ğil gündüz vuku bulmaktadır.Tutulacak olan oruç, ramazan
    orucu, kefaret veya adak orucu gibi farz oruçlardan biri ise, niyetin geceleyin
    şu şekilde yapılması gerekir: "Yarınki ra­mazan orucuna..." veya "Nezretmiş
    olduğum oruca niyet ettim."Niyet ederken dille söylemek sünnettir. Çünkü dil,
    kalbin yardımcısıdır. Meselâ niyet ederken şöyle demek sünnettir: "İçinde
    bulunduğumuz rama-zan-ı şerifin yarınki farz orucunu yüce Allah için tutmaya
    niyet ettim."Tutulacak olan oruç nafile bir oruç ise, niyetin gündüzleyin de
    yapılması yeterli olur. Tabii bu niyet en geç zeval vaktine kadar yapılmış
    olmalı ve niyet­ten önce de oruca aykırı bir davranışta bulunulmuş olmamalıdır.
    Zahir olan görüş böyledir. Bu görüşü teyit eden bir rivayet de şöyledir:

    Sevgili Peygamberimiz bir gün Hz. Âişe'ye, "Yanınızda öğlen için yiyecek bir
    şey var mı?" diye sorduğunda, Hz. Âişe, "Yoktur" deyince, "Öyleyse ben de oruç tutarım" buyurdu.Bu
    rivayetin devamında Hz. Âişe şöyle demiştir: "Başka bir gün Resûlul-lah (s.a.v)
    bana, 'Yanınızda yiyecek bir
    şey var m/?" diye
    sordu, ben kendisi­ne, "Evet" dediğimde, "Her ne kadar oruca niyet etmişsem de orucu
    bozarım"buyurdu." (Beyhakî, Sünenü'l-Kübrâ, 4/20.)


    Hanefî mezhebine göre ise bütün oruç çeşitlerinde niyetin
    imsak vaktin­de (fecrin doğuşu esnasında) yapılması efdaldır. Ama ramazan orucu kaza edilirken niyetin mutlaka
    fecir doğarken veya daha önce yapılması zorunlu­dur.
    Ramazan orucunun edası ile ramazan dışında tutulan
    nafile veya muay­yen adak oruçları için niyetin fecir doğduktan sonra da
    yapılması caizdir.Sahura kalkmak bütün oruç çeşitlerinde niyet
    yerine geçerli olmaz. An­cak sahura kalkan kişinin hatırına oruç tutmak gelir ve
    oruca niyet ederse yada oruç tutmak niyetiyle sahura kalkarsa niyeti geçerli olur. Yine
    aynı şekilde fecrin
    doğması esnasında, orucu bozulur
    korkusuyla sahur yemeğini yemek­ten çekinen kişinin bu
    davranışı da
    niyet yerine geçerli olur.


    3. Oruç bozacak şeylerden uzak
    durmak. Orucun rükünlerinin üçüncüsü ise,
    fecr-i sâdıktan (imsaktan) itibaren güneşin batmasına kadar geçer süre içinde
    oruçlu kişinin, oruç bozacak şeylerden uzak durmasıdır. Oruçlu bir kişi bu süre
    içinde bir şeyler yer veya içer yahut cinsel ilişkide bulunursa, orucun rüknünü
    bozduğundan ötürü orucunu bozmuş olur ve duruma göre o günün orucunu kaza etmesi
    ya da kazayla birlikte kefaret orucunu da tutması veya kefaret vermesi gerekir.




  13. 06.Ocak.2013, 18:25
    7
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    H. Oruçluya Sünnet Olan Şeyler

    Oruç tutan kişinin oruçla ilgili olarak uyması
    gereken bazı adap ve sün­netler vardır ki, bunları şöyle sıralayabiliriz:

    1. Sahura
    kalkmak. Oruç tutacak kişi sahura
    kalkmalı, az da olsa bir şey­ler yemeli, hiç değilse biraz su içmelidir. Sahur
    yemeği oruçluya kuvvet ka­zandırır. Nitekim bir hadis-i şerifte
    sevgiliPeygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Sahura kalkın (Sahur
    yemeği
    yiyin). Şüphesiz sahurda bereket vardır." (Buhârî,
    Savm, 20; Müsüm, Sıyâm, 9.)


    Ayrıca sahur yemeğini, imsak vaktini geçmeyecek
    şekilde mümkün oldu­ğunca geç yemek de sünnete uygun bir davranıştır. Bununla
    ilgili bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Biz peygamberler
    toplulu­ğu iftarımızı çabuk yapmak, sahur yemeğimizi geç yemek ve namazda
    sağ
    elimizi sol
    elimizin üzerine koymakla emrolunduk." (Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, Savm, 11.)


    2. İftarı acele
    yapmak. Güneşin battığı kesin olarak
    bilindikten hemen sonra ve akşam namazını kılmadan orucu açmak, varsa taze
    hurma, yoksa kuru hurma, bunların bulunmaması halinde tatlı bir şeyle, o da
    yoksa su ile if­tar edilmesi menduptur. Hz. Enes (r.a) şöyle rivayet etmiştir:
    "Resûlullah (s.a.v), orucunu
    akşam namazını kılmadan önce taze hurma ile açardı. Taze hurma
    olmadığında kuru hurma ile o da olmazsa birkaç yudum su içerek açar­dı." (Ebû Davud,
    Savm, 21.)


    3. Orucu açınca şu duayı okumak. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) orucu­nu açtığında
    şu duayı okurdu:




    Mânası. "Allahım, senin rızân için oruç tuttum,
    senin verdiğin rızıkla oru­cumu açtım. Sana güvendim. Sana iman ettim. Susuzluk
    gitti, damarlar su ile ıslandı. Yüce Allah dilerse sevap sabit oldu. Ey ihsanı
    çok geniş olan rabbim, beni affet. Allah'a hamdolsun, o Allah bana afiyet verdi
    de oruç tuttum, beni rızıklandırdı da orucumu açtım."Bu dua ihmal edilmemelidir.
    Çünkü bir hadiste bildirildiği gibi oruçlunun if­tar anında yaptığı dua
    reddedilmez. (ibn Mâce, Sıyâm, 8.)

    4. Oruçlulara, iftarlarını yapmaları için bir
    hurma veya bir içim su da olsa yiyecek-içecek bir şeyler sunmak. Ama doyuracak
    kadar onlara ikramda bu­lunmak daha faziletli bir davranıştır. Oruçlulara iftar
    yemeği verenleri sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle müjdelemiştir: "Bir oruçluya iftar
    yemeği veren kişi, oruçlu kadar sevap kazanır. Şu var ki, bu durumda
    oruçlunun sevabın­dan bir şey de eksilmez." (Tirmizî, Savm, 82; ibn Mâce, Sıyâm, 45.)


    5. Geceleyin
    cünüp olanların, hayız veya nifas hali sona eren kadınların imsak vaktinden önce
    gusletmeleri. Oruca temiz olarak başlamak için bunla­rın gusül almaları
    sünnettir. Ama gusletmeseler de bu şekilde tuttukları oruç sahih olur. Şunu da
    bilmeliyiz ki, müslümana yakışan, her zaman maddeten ve manen temiz olmaktır.
    Bir kişi imsak vaktinden önce cünüp olup da oruca cünüp olarak başlar ve öylece
    uyuyup sabahlarsa, sabah namazını kaçırmış olduğundan ötürü günahkâr olur.


    6. Oruçlunun, dilini ve bedeninin tüm organlarını
    nahoş söz ve hareket­lerden uzak tutması. Gıybet etmek, koğuculuk yapmak ve
    yalan söylemek gi­bi haramlara gelince, bunlardan her zaman uzak durmak gerekli
    olduğu gibi ramazanda oruçlu kimsenin uzak durması daha gereklidir. Bu konuda
    Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Her kim yalan
    söylemeyi veyalanla
    iş görmeyi bırakmazsa, Allah
    onun yemesini içmesini bırakmasına de­ğer vermez."
    (Buhârî, Savm, 8.)


    Ramazan-ı şerifte oruçlu birine bir başkası sövüp
    hakaret edecek olursa, oruçlu kişinin ona karşılık vermemesi ve sadece, "Ben
    oruçluyum" demekle yetinmesi güzel bir davranıştır.

    7. Orucu bozmasa da mubah arzu ve lezzetlerden,
    örneğin dinleyerek veya görerek ya da dokunarak yahut koklayarak kendisinden
    zevk ve haz el­de edilen şeylerden uzak durmak.

    8. Kan vermekten, hacamat vurdurmaktan ve bunları
    başkalarına yap­maktan kaçınmak.

    Şekersiz sakız çiğnememek, yiyecek ve içeceklerin
    tadına bakmamak.Menisinin akmayacağından emin olan oruçlunun eşini öpmemesi.
    Emin olmayanın öpmesi ise haramdır.

    9. Malî durumu elverişli ise oruçlunun ramazanda
    aile efradının nafaka­sını bolca vermesi, akrabalarına iyilik ve ihsanda
    bulunması, yoksullara ve düşkünlere sadakayı artırması. Sevgili Peygamberimiz de
    ramazan ayında sair zamanlara nisbetle daha fazla iyilik ve ihsanda bulunurdu.
    Bununla ilgili olarak Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle bir rivayette
    bulunmuştur:"Resûlullah (s.a.v) cömertlik cihetiyle hiç şüphesiz halkın en
    yükseği idi. Resûl-i Ekrem'in bu cömertliği, ramazan-ı şerif ayı gelip de Cibrîl
    ile buluştuk­larında bir kat daha artardı. Ramazanda her gece Cibrîl
    aleyhisselâm Resû­lullah ile buluşup birbirlerine Kur'an okurlardı." (Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 7/316.)

    10. Ramazan Kur'an ayıdır. Bu ayda her zamankine
    nisbetle daha çok Kur'an okuyup müzakere edilmeli, insanlığın ufkunu aydınlatıcı
    bu ilâhî mesa­jın ince ve derin mânaları üzerinde derince tefekkür edilmeli,
    yüce Allah'ı çok­ça anmalı, O'na yalvarıp yakarmalı, imkân buldukça nafile namaz
    kılmalı, in­sanlığın yararına olacak işler yapılmalı, hayırlı faaliyetlerde
    bulunmalıyız.

    11. Ramazan ayında, özellikle bu ayın son on
    gününde itikâfa girmek. İti-kâfa giren kişi, dinin emirlerini yerine getirme ve
    yasaklarından kaçınma hu­susunda kendisi için elverişli bir ortam hazırlamış ve
    nefsini kötülüklerden arındırma imkânını bulmuş olur. Sevgili Peygamberimiz'in,
    ramazan ayının son on gününü nasıl değerlendirdiğini Hz. Âişe validemiz bize
    şöyle anlatıyor:"Resûlullah (s.a.v), ramazanın son on günü girdiğinde geceyi ihya eder
    ve (geceyi ihya etmeleri için) ev halkını uyandırırdı."(Müslim, itikâf, 8.)


    I) Oruçluya Mekruh Olan
    Şeyler


    Oruçluya mekruh olan ve kaçınılması gereken
    hususlar şunlardır:

    1. Oruçlunun başkasıyla tartışması, kötü sözler
    sarfetmesi.

    2. Faziletli bir davranış olduğuna inanarak
    iftarı vaktinden sonraya erte­leyip orucu geç açmak.

    3. Boğazdan aşağı inmediği takdirde, içine
    tatlandırıcı katılmamış sakız veya yemek çiğnemek.

    4. Bir zaruret olmaksızın yemeğin tadına bakmak.
    Ama çocuğu için ye­mek yapan bir annenin, yaptığı yemeğin tadına bakması bir
    zarurete dayalı olduğu için mekruh olmaz. Aşçının da yaptığı yemeğin tadına
    bakması, bir za­ruret gereği olduğu için mekruh sayılmaz.

    5. Kan aldırmak, hacamat vurdurmak. Bunlar da bir
    zaruretten dolayı ya­pıldıklarında mekruh olmazlar.

    6. Şehevî duyguları harekete geçirmeyecekse
    öpmek. Sarılıp kucaklaş­mak da bu hükme tâbidir.

    7. Oruçluyken hamama girmek. Çünkü hamama giren
    oruçlu, terleyip güç kaybına uğrar ki, ihtiyaç yok iken bunu yapmak
    mekruhtur.

    8. Zeval vaktinden sonra misvak kullanmak.

    9. Görülmeleri, işitilmeleri veya koklanmalarıyla
    insana lezzet veren ve insanın şehevî duygularını harekete geçiren helâl
    şeylerden yararlanmak. He­lâl olmayan şeylerden yararlanmaya gelince bu, oruçlu
    olmayanlara da ha­ramdır.

    10. Oruçlunun, gözüne sürme çekmesi de mekruh
    olan davranışlardan­dır.(Cezîrî, Mezâhib, 1/571,
    572.)




  14. 06.Ocak.2013, 18:25
    7
    Hadimul Müslimin
    H. Oruçluya Sünnet Olan Şeyler

    Oruç tutan kişinin oruçla ilgili olarak uyması
    gereken bazı adap ve sün­netler vardır ki, bunları şöyle sıralayabiliriz:

    1. Sahura
    kalkmak. Oruç tutacak kişi sahura
    kalkmalı, az da olsa bir şey­ler yemeli, hiç değilse biraz su içmelidir. Sahur
    yemeği oruçluya kuvvet ka­zandırır. Nitekim bir hadis-i şerifte
    sevgiliPeygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Sahura kalkın (Sahur
    yemeği
    yiyin). Şüphesiz sahurda bereket vardır." (Buhârî,
    Savm, 20; Müsüm, Sıyâm, 9.)


    Ayrıca sahur yemeğini, imsak vaktini geçmeyecek
    şekilde mümkün oldu­ğunca geç yemek de sünnete uygun bir davranıştır. Bununla
    ilgili bir hadis-i şerifte sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Biz peygamberler
    toplulu­ğu iftarımızı çabuk yapmak, sahur yemeğimizi geç yemek ve namazda
    sağ
    elimizi sol
    elimizin üzerine koymakla emrolunduk." (Beyhakî, es-Sünenü'l-Kübrâ, Savm, 11.)


    2. İftarı acele
    yapmak. Güneşin battığı kesin olarak
    bilindikten hemen sonra ve akşam namazını kılmadan orucu açmak, varsa taze
    hurma, yoksa kuru hurma, bunların bulunmaması halinde tatlı bir şeyle, o da
    yoksa su ile if­tar edilmesi menduptur. Hz. Enes (r.a) şöyle rivayet etmiştir:
    "Resûlullah (s.a.v), orucunu
    akşam namazını kılmadan önce taze hurma ile açardı. Taze hurma
    olmadığında kuru hurma ile o da olmazsa birkaç yudum su içerek açar­dı." (Ebû Davud,
    Savm, 21.)


    3. Orucu açınca şu duayı okumak. Sevgili Peygamberimiz (s.a.v) orucu­nu açtığında
    şu duayı okurdu:




    Mânası. "Allahım, senin rızân için oruç tuttum,
    senin verdiğin rızıkla oru­cumu açtım. Sana güvendim. Sana iman ettim. Susuzluk
    gitti, damarlar su ile ıslandı. Yüce Allah dilerse sevap sabit oldu. Ey ihsanı
    çok geniş olan rabbim, beni affet. Allah'a hamdolsun, o Allah bana afiyet verdi
    de oruç tuttum, beni rızıklandırdı da orucumu açtım."Bu dua ihmal edilmemelidir.
    Çünkü bir hadiste bildirildiği gibi oruçlunun if­tar anında yaptığı dua
    reddedilmez. (ibn Mâce, Sıyâm, 8.)

    4. Oruçlulara, iftarlarını yapmaları için bir
    hurma veya bir içim su da olsa yiyecek-içecek bir şeyler sunmak. Ama doyuracak
    kadar onlara ikramda bu­lunmak daha faziletli bir davranıştır. Oruçlulara iftar
    yemeği verenleri sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle müjdelemiştir: "Bir oruçluya iftar
    yemeği veren kişi, oruçlu kadar sevap kazanır. Şu var ki, bu durumda
    oruçlunun sevabın­dan bir şey de eksilmez." (Tirmizî, Savm, 82; ibn Mâce, Sıyâm, 45.)


    5. Geceleyin
    cünüp olanların, hayız veya nifas hali sona eren kadınların imsak vaktinden önce
    gusletmeleri. Oruca temiz olarak başlamak için bunla­rın gusül almaları
    sünnettir. Ama gusletmeseler de bu şekilde tuttukları oruç sahih olur. Şunu da
    bilmeliyiz ki, müslümana yakışan, her zaman maddeten ve manen temiz olmaktır.
    Bir kişi imsak vaktinden önce cünüp olup da oruca cünüp olarak başlar ve öylece
    uyuyup sabahlarsa, sabah namazını kaçırmış olduğundan ötürü günahkâr olur.


    6. Oruçlunun, dilini ve bedeninin tüm organlarını
    nahoş söz ve hareket­lerden uzak tutması. Gıybet etmek, koğuculuk yapmak ve
    yalan söylemek gi­bi haramlara gelince, bunlardan her zaman uzak durmak gerekli
    olduğu gibi ramazanda oruçlu kimsenin uzak durması daha gereklidir. Bu konuda
    Hz. Peygamber Efendimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Her kim yalan
    söylemeyi veyalanla
    iş görmeyi bırakmazsa, Allah
    onun yemesini içmesini bırakmasına de­ğer vermez."
    (Buhârî, Savm, 8.)


    Ramazan-ı şerifte oruçlu birine bir başkası sövüp
    hakaret edecek olursa, oruçlu kişinin ona karşılık vermemesi ve sadece, "Ben
    oruçluyum" demekle yetinmesi güzel bir davranıştır.

    7. Orucu bozmasa da mubah arzu ve lezzetlerden,
    örneğin dinleyerek veya görerek ya da dokunarak yahut koklayarak kendisinden
    zevk ve haz el­de edilen şeylerden uzak durmak.

    8. Kan vermekten, hacamat vurdurmaktan ve bunları
    başkalarına yap­maktan kaçınmak.

    Şekersiz sakız çiğnememek, yiyecek ve içeceklerin
    tadına bakmamak.Menisinin akmayacağından emin olan oruçlunun eşini öpmemesi.
    Emin olmayanın öpmesi ise haramdır.

    9. Malî durumu elverişli ise oruçlunun ramazanda
    aile efradının nafaka­sını bolca vermesi, akrabalarına iyilik ve ihsanda
    bulunması, yoksullara ve düşkünlere sadakayı artırması. Sevgili Peygamberimiz de
    ramazan ayında sair zamanlara nisbetle daha fazla iyilik ve ihsanda bulunurdu.
    Bununla ilgili olarak Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle bir rivayette
    bulunmuştur:"Resûlullah (s.a.v) cömertlik cihetiyle hiç şüphesiz halkın en
    yükseği idi. Resûl-i Ekrem'in bu cömertliği, ramazan-ı şerif ayı gelip de Cibrîl
    ile buluştuk­larında bir kat daha artardı. Ramazanda her gece Cibrîl
    aleyhisselâm Resû­lullah ile buluşup birbirlerine Kur'an okurlardı." (Tecrîd-i Sarîh Tercemesi, 7/316.)

    10. Ramazan Kur'an ayıdır. Bu ayda her zamankine
    nisbetle daha çok Kur'an okuyup müzakere edilmeli, insanlığın ufkunu aydınlatıcı
    bu ilâhî mesa­jın ince ve derin mânaları üzerinde derince tefekkür edilmeli,
    yüce Allah'ı çok­ça anmalı, O'na yalvarıp yakarmalı, imkân buldukça nafile namaz
    kılmalı, in­sanlığın yararına olacak işler yapılmalı, hayırlı faaliyetlerde
    bulunmalıyız.

    11. Ramazan ayında, özellikle bu ayın son on
    gününde itikâfa girmek. İti-kâfa giren kişi, dinin emirlerini yerine getirme ve
    yasaklarından kaçınma hu­susunda kendisi için elverişli bir ortam hazırlamış ve
    nefsini kötülüklerden arındırma imkânını bulmuş olur. Sevgili Peygamberimiz'in,
    ramazan ayının son on gününü nasıl değerlendirdiğini Hz. Âişe validemiz bize
    şöyle anlatıyor:"Resûlullah (s.a.v), ramazanın son on günü girdiğinde geceyi ihya eder
    ve (geceyi ihya etmeleri için) ev halkını uyandırırdı."(Müslim, itikâf, 8.)


    I) Oruçluya Mekruh Olan
    Şeyler


    Oruçluya mekruh olan ve kaçınılması gereken
    hususlar şunlardır:

    1. Oruçlunun başkasıyla tartışması, kötü sözler
    sarfetmesi.

    2. Faziletli bir davranış olduğuna inanarak
    iftarı vaktinden sonraya erte­leyip orucu geç açmak.

    3. Boğazdan aşağı inmediği takdirde, içine
    tatlandırıcı katılmamış sakız veya yemek çiğnemek.

    4. Bir zaruret olmaksızın yemeğin tadına bakmak.
    Ama çocuğu için ye­mek yapan bir annenin, yaptığı yemeğin tadına bakması bir
    zarurete dayalı olduğu için mekruh olmaz. Aşçının da yaptığı yemeğin tadına
    bakması, bir za­ruret gereği olduğu için mekruh sayılmaz.

    5. Kan aldırmak, hacamat vurdurmak. Bunlar da bir
    zaruretten dolayı ya­pıldıklarında mekruh olmazlar.

    6. Şehevî duyguları harekete geçirmeyecekse
    öpmek. Sarılıp kucaklaş­mak da bu hükme tâbidir.

    7. Oruçluyken hamama girmek. Çünkü hamama giren
    oruçlu, terleyip güç kaybına uğrar ki, ihtiyaç yok iken bunu yapmak
    mekruhtur.

    8. Zeval vaktinden sonra misvak kullanmak.

    9. Görülmeleri, işitilmeleri veya koklanmalarıyla
    insana lezzet veren ve insanın şehevî duygularını harekete geçiren helâl
    şeylerden yararlanmak. He­lâl olmayan şeylerden yararlanmaya gelince bu, oruçlu
    olmayanlara da ha­ramdır.

    10. Oruçlunun, gözüne sürme çekmesi de mekruh
    olan davranışlardan­dır.(Cezîrî, Mezâhib, 1/571,
    572.)




  15. 06.Ocak.2013, 18:27
    8
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    J) Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Mazeretler

    Oruç tutmamayı ya da tutulan orucu bozmayı mubah
    kılan bazı mazeret­ler vardır. Bu mazeretler şöyle sıralanabilir:

    1. Sefer (yolculuk)
    hali


    Yolculukta bulunan bir kişi oruç tutmayabilir.
    Tutmadığı günlerin orucu­nu daha sonra gününe gün kaza eder. Bununla ilgili bir
    âyet-i kerîmede yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun."
    (Bakara 2/185.)


    Oruç tutmamayı mubah kılan yolculuğun yaklaşık 90
    kilometrelik bir me­safeye yapılmış olması, yolculuğa fecirden önce çıkılmış
    olması, yolculukta namazı kısaltarak kılmanın caiz olacağı bir mesafeye
    ulaşılmış olması şarttır. Çünkü yolculuğa çıkacak olan kişi, oruca başladıktan
    sonra yolculuğa çıkar­sa artık seferîlik sebebiyle orucunu bozması mubah olmaz.
    Ama bir kişi fec­rin doğuşundan yani imsak vaktinin başlamasından önce yolculuğa
    çıkar ve bulunduğu yerleşim biriminin sınırını geride bıraktıktan sonra fecir
    doğarsa, o kişi oruç tutmayabilir. Daha sonra o günün orucunu kaza
    eder.Yolculuktayken oruca başladıktan sonra, normalde dayanılamayacak bir
    sıkıntı ve zorluğa mâruz kalan kişi orucunu bozabilir. Ashâb-ı kiramdan Hz.
    Câbir'in (r.a) rivayetine göre sevgili Peygamberimiz hicretin 8. yılında
    Mek­ke'yi fethe gitmek üzere Medine'den çıkarken oruç tutup yola koyuldu. Bu
    ara­da sahâbîler de onunla birlikte oruç tutmuşlardı. Medine'nin üst
    taraflarında Usfan mıntıkasındaki Kürâülgamim vadisine vardıklarında kendisine,
    "Oruç, insanları zora soktu; senden bir şeyler yapmanı bekliyorlar" denildi. O
    da ken­disine bir bardak su getirilmesini istedi, getirilen suyu herkesin
    gözleri önün­de içti. Onun böyle yapması üzerine bazıları oruçlarını bozdu,
    bazılarıysa oruçlu kalmakta devam etti.Daha sonra bazılarının oruçlarını
    bozmadıkları haberi kendisine ulaştı­ğında Allah Resulü (s.a.v), "Onlar âsidirler, onlar
    âsidirler"
    (Müslim, Sıyâm, 14.) buyurdu.


    Bu rivayete dayanarak cumhuru ulemâ, oruç tutmaya
    geceleyin niyet et­miş olsa bile, seferdeki kişinin orucunu bozmasının mubah
    olduğunu söyle­mişlerdir. (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/1695.)

    Yolculuğun
    oruç tutmamayı mubah kılan mazeretlerden sayılabilmesi için, kişinin sürekli
    sefer halinde olmaması şarttır. Şoför, pilot, kaptan gibi sü­rekli yolculuk
    yapan kişiler, oruç tutmama ruhsatından yararlanamazlar. An­cak bunlar, oruç
    nedeniyle hastalanma veya vücut organlarından birinin zarar görüp telef olması
    gibi şiddetli bir sıkıntı ve zorlukla karşılaşma endişesine ka-pılırlarsa oruç
    tutmayabilirler.Yolculukta bulunan kişinin oruç tutmamasının mubah olması için,
    yolcu­luğunun mubah bir iş için olması ve yolculuk esnasında bir yerde dört gün
    sü­reyle ikamete niyet etmemiş olması da şarttır.

    Hanefî mezhebine göre yolculuk mubah
    amaçlı olmasa da
    oruç
    tutma­ma için yeterli bir ruhsat sayılır.


    Yolculuk halindeki bir kişi oruçlu olarak
    sabahladıktan sonra fikir değişti­rip orucunu bozmak isterse, bunu yapmasında
    sakınca yoktur. Daha sonra o günün orucunu kaza eder.

    Hanefî mezhebine göre bu durumda
    orucu bozmak caiz olmaz.


    Yolculuk yapmakta olan kişinin -eğer zarar
    görmeyecekse- oruç tutması tutmamasından daha faziletlidir. Bununla ilgili bir
    âyet-i kerîmede şöyle buy-rulmaktadır: "Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." (Bakara
    2/184.)


    Yolculuk yapmakta olan kişi ramazan ayında ramazan
    orucunu tutmayıp adak veya kaza orucunu tutarsa, tuttuğu bu oruç geçerli
    olmadığı gibi rama­zan orucu yerine de geçmez. Çünkü bu kişinin ramazan orucunu
    tutmaması, yolculuk mazereti dolayısıyla bir ruhsat olarak kendisine mubah
    kılınmıştır. Bu durumda onun ramazan orucundan başka bir oruç tutması caiz
    olmaz.

    Hanefî mezhebine göre seferi kimse
    ramazan ayında ramazan orucu dı­şında nafile
    oruç
    değil de
    adak, kaza ve kefaret oruçları gibi farz veya vacip oruçları
    tutabilir.


    Ramazan ayında yolcular ve hastalar dilerlerse
    ramazan orucunu tutabi­lirler. Tuttukları takdirde bu oruçları ramazan orucu
    olarak geçerli olur. Hz. Enes (r.a) der ki:"Resûlullah (s.a.v) ile birlikte ramazanda yolculuk
    yapardık. Kimimiz oruç tutar, kimimiz
    tutmazdı. Ama tutanlar tutmayanları, tutmayanlar da
    tutanları
    ayıplamazdı." (Buhârî, Savm, 37; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/222.)


    Ramazan
    orucunu eda etmekte olan kişinin yolculukta bu orucu tutmaya­bileceğim
    söylemiştik. Ancak ramazan ayı dışında yolculuk yapmakta olan bir kişi, acilen
    kaza etmesi gereken orucu yolculuk mazeretine sığınarak tutmaz-lık edemez.Aynı
    şekilde bir kişi bir ay süreyle oruç tutmayı adar da sözünü ettiği o ayda
    yolculuğa çıkarsa, mutlaka o ayda adak orucunu tutması gerekir. Yolcu­luk
    mazereti, onun bu orucu o ayda tutmayıp daha sonraya ertelemesini mu­bah
    kılmaz.(Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/169)

    2. Hastalık hali

    Hastalık, oruç tutmamayı veya tutulan orucu
    bozmayı mubah kılan ma­zeretlerdendir. Takdir edilir ki her hastalık, oruç
    tutmamayı veya orucu boz­mayı mubah kılan bir mazeret değildir. Oruç konusunda
    mazeret sayılabile­cek olan hastalığın, kişinin oruç tutması halinde ölmesine
    veya hastalığının artmasına ya da iyileşmesinin gecikmesine yol açacak derecede
    ağır bir has­talık olması şarttır.

    Oruç tuttuğu takdirde öleceğine veya duyu
    organlarından birinin fonksi­yonunu yitirmesi gibi ağır bir meşakkate ve ciddi
    bir sıkıntıya mâruz kalacağı­na galip zanla kanaat getiren kişinin oruç
    tutmaması, tutmuş ise orucunu boz­ması gerekir.Hasta bir kişinin, orucunu
    bozarken hastalık nedeniyle oruç bozma ruh­satından yararlanmaya niyet etmesi
    gerekir. Böyle bir niyeti olmadan orucu­nu bozması halinde günahkâr olur.Hasta
    veya sefer? kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra iyileşir veya yol­culuğu sona
    erip ikamet mahalline varırsa, orucu bozmayıp tamamlaması ge­rekir. Ama oruç
    tutmama niyetiyle sabahladıktan sonra mazereti ortadan kal­karsa, günün kalan
    kısmında yemesi içmesi caiz olur.Oruç tutmama mazereti bulunan bir kişi de, aynı
    şekilde oruç tutmama ni­yetiyle sabahladıktan sonra mazereti ortadan kalkarsa,
    günün kalan kısmın­da yemesi içmesi caiz olur.

    Hasta veya yolcu olduğu için ramazanda oruç
    tutmayan kişinin, ramazan çıktıktan sonra bir dahaki ramazana kadar bu orucunu
    kaza etmemesi duru­munda artık hem kaza orucunu tutması hem de kefaret vermesi
    gerekir. Kefâret ise, tutulmayan her gün için yükümlünün yaşamakta olduğu
    beldede en çok tüketilen gıda maddesinden 832 gramın yoksullara verilmesidir.
    Ödenme­yen kefarete her sene bir kat fazlası eklenir.Ama oruç tutmamayı mubah
    kılan mazeret devam eder de kaza etme im­kânı doğmadan bir sonraki ramazan gelip
    çatarsa kefaret gerekmez.

    Bu durumda yükümlünün, mazeretinin sona ermesinden
    sonra sadece gününe gün kaza etmesi gerekir. Kaza etme imkânını bulmadan ölürse,
    her­hangi bir şey gerekmez. Ama kaza etme imkânını bulduğu halde kaza etme­den
    ölürse, velisinin onun yerine kaza etmesi mendup olur.Kaza etmezse, bıraktığı
    terekeden her gün için, içinde bulunulan belde­nin en çok tüketilen gıda
    maddesinden 832 gramı yoksullara vermesi gerekir. Zira bu konuda Abdullah b.
    Ömer'den (r.a) gelen bir rivayette bu hüküm açık­ça ifade edilmektedir: "Üzerinde ramazan
    orucunun kazası bulunduğu halde ölen kişinin yerine (velisi) her bir
    gün için bir düşküne yemek
    versin." (Tirmizî, Savm, 4.)


    Aynı konuda Hz. Âişe validemiz, Resûlullah'ın
    (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Üzerinde oruç borcu bulunduğu halde ölen kişinin yerine ve­lisi
    oruç tutar." (Buhârî, Savm, 42.)


    3-4. Gebelik ve çocuk emzirme hali

    Gebe kadının, kendisinin veya başkasının çocuğunu
    emzirmekte olan kadının, geçmiş tecrübesine veya uzman bir hekimin ifadesine
    dayanarak kendi şahsına veya emzirmekte olduğu çocuğa bedenî veya aklî bir zarar
    do­kunacağına galip zanla kanaat getirmesi durumunda oruç tutmaması mubah olur.
    Bu hususta sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz yüce Allah seferi
    kişinin üzerinden orucu ve namazın yarısını; hamile ve emzikli
    ka­dından da orucu kaldırdı." (Nesâî,
    Sıyâm, 51; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/230.)


    Bu durumdaki kadınlar, kendilerinin veya
    çocuklarının ölmesinden endi­şe ederlerse oruç tutmaları haram olur.
    Tutmadıkları oruçları daha sonra gü­nüne gün kaza ederler. Ama sadece
    çocuklarına zarar gelmesinden endişe etmeleri sebebiyle tutmadıkları oruçları
    gününe gün kaza etmekle beraber, her gün için birer fidye vermeleri de gerekir.
    (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/174.)



  16. 06.Ocak.2013, 18:27
    8
    Hadimul Müslimin
    J) Oruç Tutmamayı Mubah Kılan Mazeretler

    Oruç tutmamayı ya da tutulan orucu bozmayı mubah
    kılan bazı mazeret­ler vardır. Bu mazeretler şöyle sıralanabilir:

    1. Sefer (yolculuk)
    hali


    Yolculukta bulunan bir kişi oruç tutmayabilir.
    Tutmadığı günlerin orucu­nu daha sonra gününe gün kaza eder. Bununla ilgili bir
    âyet-i kerîmede yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim hasta veya yolcu olursa, tutamadığı günler sayısınca başka günlerde tutsun."
    (Bakara 2/185.)


    Oruç tutmamayı mubah kılan yolculuğun yaklaşık 90
    kilometrelik bir me­safeye yapılmış olması, yolculuğa fecirden önce çıkılmış
    olması, yolculukta namazı kısaltarak kılmanın caiz olacağı bir mesafeye
    ulaşılmış olması şarttır. Çünkü yolculuğa çıkacak olan kişi, oruca başladıktan
    sonra yolculuğa çıkar­sa artık seferîlik sebebiyle orucunu bozması mubah olmaz.
    Ama bir kişi fec­rin doğuşundan yani imsak vaktinin başlamasından önce yolculuğa
    çıkar ve bulunduğu yerleşim biriminin sınırını geride bıraktıktan sonra fecir
    doğarsa, o kişi oruç tutmayabilir. Daha sonra o günün orucunu kaza
    eder.Yolculuktayken oruca başladıktan sonra, normalde dayanılamayacak bir
    sıkıntı ve zorluğa mâruz kalan kişi orucunu bozabilir. Ashâb-ı kiramdan Hz.
    Câbir'in (r.a) rivayetine göre sevgili Peygamberimiz hicretin 8. yılında
    Mek­ke'yi fethe gitmek üzere Medine'den çıkarken oruç tutup yola koyuldu. Bu
    ara­da sahâbîler de onunla birlikte oruç tutmuşlardı. Medine'nin üst
    taraflarında Usfan mıntıkasındaki Kürâülgamim vadisine vardıklarında kendisine,
    "Oruç, insanları zora soktu; senden bir şeyler yapmanı bekliyorlar" denildi. O
    da ken­disine bir bardak su getirilmesini istedi, getirilen suyu herkesin
    gözleri önün­de içti. Onun böyle yapması üzerine bazıları oruçlarını bozdu,
    bazılarıysa oruçlu kalmakta devam etti.Daha sonra bazılarının oruçlarını
    bozmadıkları haberi kendisine ulaştı­ğında Allah Resulü (s.a.v), "Onlar âsidirler, onlar
    âsidirler"
    (Müslim, Sıyâm, 14.) buyurdu.


    Bu rivayete dayanarak cumhuru ulemâ, oruç tutmaya
    geceleyin niyet et­miş olsa bile, seferdeki kişinin orucunu bozmasının mubah
    olduğunu söyle­mişlerdir. (Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/1695.)

    Yolculuğun
    oruç tutmamayı mubah kılan mazeretlerden sayılabilmesi için, kişinin sürekli
    sefer halinde olmaması şarttır. Şoför, pilot, kaptan gibi sü­rekli yolculuk
    yapan kişiler, oruç tutmama ruhsatından yararlanamazlar. An­cak bunlar, oruç
    nedeniyle hastalanma veya vücut organlarından birinin zarar görüp telef olması
    gibi şiddetli bir sıkıntı ve zorlukla karşılaşma endişesine ka-pılırlarsa oruç
    tutmayabilirler.Yolculukta bulunan kişinin oruç tutmamasının mubah olması için,
    yolcu­luğunun mubah bir iş için olması ve yolculuk esnasında bir yerde dört gün
    sü­reyle ikamete niyet etmemiş olması da şarttır.

    Hanefî mezhebine göre yolculuk mubah
    amaçlı olmasa da
    oruç
    tutma­ma için yeterli bir ruhsat sayılır.


    Yolculuk halindeki bir kişi oruçlu olarak
    sabahladıktan sonra fikir değişti­rip orucunu bozmak isterse, bunu yapmasında
    sakınca yoktur. Daha sonra o günün orucunu kaza eder.

    Hanefî mezhebine göre bu durumda
    orucu bozmak caiz olmaz.


    Yolculuk yapmakta olan kişinin -eğer zarar
    görmeyecekse- oruç tutması tutmamasından daha faziletlidir. Bununla ilgili bir
    âyet-i kerîmede şöyle buy-rulmaktadır: "Eğer bilirseniz oruç tutmanız sizin için daha hayırlıdır." (Bakara
    2/184.)


    Yolculuk yapmakta olan kişi ramazan ayında ramazan
    orucunu tutmayıp adak veya kaza orucunu tutarsa, tuttuğu bu oruç geçerli
    olmadığı gibi rama­zan orucu yerine de geçmez. Çünkü bu kişinin ramazan orucunu
    tutmaması, yolculuk mazereti dolayısıyla bir ruhsat olarak kendisine mubah
    kılınmıştır. Bu durumda onun ramazan orucundan başka bir oruç tutması caiz
    olmaz.

    Hanefî mezhebine göre seferi kimse
    ramazan ayında ramazan orucu dı­şında nafile
    oruç
    değil de
    adak, kaza ve kefaret oruçları gibi farz veya vacip oruçları
    tutabilir.


    Ramazan ayında yolcular ve hastalar dilerlerse
    ramazan orucunu tutabi­lirler. Tuttukları takdirde bu oruçları ramazan orucu
    olarak geçerli olur. Hz. Enes (r.a) der ki:"Resûlullah (s.a.v) ile birlikte ramazanda yolculuk
    yapardık. Kimimiz oruç tutar, kimimiz
    tutmazdı. Ama tutanlar tutmayanları, tutmayanlar da
    tutanları
    ayıplamazdı." (Buhârî, Savm, 37; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/222.)


    Ramazan
    orucunu eda etmekte olan kişinin yolculukta bu orucu tutmaya­bileceğim
    söylemiştik. Ancak ramazan ayı dışında yolculuk yapmakta olan bir kişi, acilen
    kaza etmesi gereken orucu yolculuk mazeretine sığınarak tutmaz-lık edemez.Aynı
    şekilde bir kişi bir ay süreyle oruç tutmayı adar da sözünü ettiği o ayda
    yolculuğa çıkarsa, mutlaka o ayda adak orucunu tutması gerekir. Yolcu­luk
    mazereti, onun bu orucu o ayda tutmayıp daha sonraya ertelemesini mu­bah
    kılmaz.(Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/169)

    2. Hastalık hali

    Hastalık, oruç tutmamayı veya tutulan orucu
    bozmayı mubah kılan ma­zeretlerdendir. Takdir edilir ki her hastalık, oruç
    tutmamayı veya orucu boz­mayı mubah kılan bir mazeret değildir. Oruç konusunda
    mazeret sayılabile­cek olan hastalığın, kişinin oruç tutması halinde ölmesine
    veya hastalığının artmasına ya da iyileşmesinin gecikmesine yol açacak derecede
    ağır bir has­talık olması şarttır.

    Oruç tuttuğu takdirde öleceğine veya duyu
    organlarından birinin fonksi­yonunu yitirmesi gibi ağır bir meşakkate ve ciddi
    bir sıkıntıya mâruz kalacağı­na galip zanla kanaat getiren kişinin oruç
    tutmaması, tutmuş ise orucunu boz­ması gerekir.Hasta bir kişinin, orucunu
    bozarken hastalık nedeniyle oruç bozma ruh­satından yararlanmaya niyet etmesi
    gerekir. Böyle bir niyeti olmadan orucu­nu bozması halinde günahkâr olur.Hasta
    veya sefer? kişi oruçlu olarak sabahladıktan sonra iyileşir veya yol­culuğu sona
    erip ikamet mahalline varırsa, orucu bozmayıp tamamlaması ge­rekir. Ama oruç
    tutmama niyetiyle sabahladıktan sonra mazereti ortadan kal­karsa, günün kalan
    kısmında yemesi içmesi caiz olur.Oruç tutmama mazereti bulunan bir kişi de, aynı
    şekilde oruç tutmama ni­yetiyle sabahladıktan sonra mazereti ortadan kalkarsa,
    günün kalan kısmın­da yemesi içmesi caiz olur.

    Hasta veya yolcu olduğu için ramazanda oruç
    tutmayan kişinin, ramazan çıktıktan sonra bir dahaki ramazana kadar bu orucunu
    kaza etmemesi duru­munda artık hem kaza orucunu tutması hem de kefaret vermesi
    gerekir. Kefâret ise, tutulmayan her gün için yükümlünün yaşamakta olduğu
    beldede en çok tüketilen gıda maddesinden 832 gramın yoksullara verilmesidir.
    Ödenme­yen kefarete her sene bir kat fazlası eklenir.Ama oruç tutmamayı mubah
    kılan mazeret devam eder de kaza etme im­kânı doğmadan bir sonraki ramazan gelip
    çatarsa kefaret gerekmez.

    Bu durumda yükümlünün, mazeretinin sona ermesinden
    sonra sadece gününe gün kaza etmesi gerekir. Kaza etme imkânını bulmadan ölürse,
    her­hangi bir şey gerekmez. Ama kaza etme imkânını bulduğu halde kaza etme­den
    ölürse, velisinin onun yerine kaza etmesi mendup olur.Kaza etmezse, bıraktığı
    terekeden her gün için, içinde bulunulan belde­nin en çok tüketilen gıda
    maddesinden 832 gramı yoksullara vermesi gerekir. Zira bu konuda Abdullah b.
    Ömer'den (r.a) gelen bir rivayette bu hüküm açık­ça ifade edilmektedir: "Üzerinde ramazan
    orucunun kazası bulunduğu halde ölen kişinin yerine (velisi) her bir
    gün için bir düşküne yemek
    versin." (Tirmizî, Savm, 4.)


    Aynı konuda Hz. Âişe validemiz, Resûlullah'ın
    (s.a.v) şöyle buyurduğunu rivayet etmiştir: "Üzerinde oruç borcu bulunduğu halde ölen kişinin yerine ve­lisi
    oruç tutar." (Buhârî, Savm, 42.)


    3-4. Gebelik ve çocuk emzirme hali

    Gebe kadının, kendisinin veya başkasının çocuğunu
    emzirmekte olan kadının, geçmiş tecrübesine veya uzman bir hekimin ifadesine
    dayanarak kendi şahsına veya emzirmekte olduğu çocuğa bedenî veya aklî bir zarar
    do­kunacağına galip zanla kanaat getirmesi durumunda oruç tutmaması mubah olur.
    Bu hususta sevgili Peygamberimiz şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz yüce Allah seferi
    kişinin üzerinden orucu ve namazın yarısını; hamile ve emzikli
    ka­dından da orucu kaldırdı." (Nesâî,
    Sıyâm, 51; Şevkânî, Neylü'l-Evtâr, 4/230.)


    Bu durumdaki kadınlar, kendilerinin veya
    çocuklarının ölmesinden endi­şe ederlerse oruç tutmaları haram olur.
    Tutmadıkları oruçları daha sonra gü­nüne gün kaza ederler. Ama sadece
    çocuklarına zarar gelmesinden endişe etmeleri sebebiyle tutmadıkları oruçları
    gününe gün kaza etmekle beraber, her gün için birer fidye vermeleri de gerekir.
    (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/174.)



  17. 06.Ocak.2013, 18:28
    9
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    5. Yaşlılık hali

    Senenin herhangi bir mevsiminde oruç tutmaktan
    âciz olan çok yaşlı in­sanların oruç tutmamalarının câizliği konusunda İslâm
    âlimleri görüş birliği et­mişlerdir. Bunlar oruç tutma gücünden yoksun oldukları
    için, tutamadıkları oruçları kaza etmekle de yükümlü değildirler. Ancak fidye
    olarak her günün orucu için bir yoksulu doyurmaları gerekir.(Nevevî, el-Mecmû', 6/263.)


    Bu konuda bir âyet-i kerîmede şöyle
    buyrulmaktadır: "Oruca zorlanarak gücü yetenler bir yoksulu
    doyuracak fidye verirler." (Bakara 2/184.)


    İyileşmesinden umut kesilen hasta da oruç tutmama
    hususunda aynı hükme tâbidir. Yüce Allah kullarını hiçbir işte zora sokmadığı
    gibi dinî konu­larda da zora sokmamıştır. Bu husustaki bir âyette şöyle
    buyrulur:"(Allah) dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi." (Hac 22/78.)

    Oruç tutamayacak derecede yaşlanmış bir kişi veya
    iyileşmesinden umut kesilen bir hasta, oruç tutmayı adarlarsa, bunların
    adaklarını yerine getirme­leri gerekmez. Çünkü bunlar oruç tutmaktan âcizdirler.
    Dolayısıyla oruç tut­maya dair ilâhî emrin muhatabı değildirler.Ramazan orucunu
    tutamadığı için fidye vermesi gereken çok yaşlı veya iyileşmesi umulmayan ağır
    hasta, yoksul ise fidye verme yükümlülüğü orta­dan kalkar. Ama daha sonra malî
    durumu iyileşirse fidye vermesi gerekir. Ver­meden ölürse, terekesinden
    verilmesi icap eder .(Nevevî, el-Mecmû', 6/262.)

    Ramazanda oruç tutmaktan âciz olan ama ramazanda
    tutamadığı orucu daha sonra kaza etme gücüne sahip olan kişinin, bu orucu kaza
    etmesi gere­kir. Bunun fidye vermesine gerek yoktur.

    6. Aşırı derecede acıkma ve susama
    hali


    Ölmesinden veya aklının noksanlaşmasından ya da
    organlarından bazı­sının işlerliğini kaybetmesinden korkulacak derecede şiddetli
    bir açlık veya susuzluğa maruz kalan kişinin oruç tutmaması yahut tutmuş olduğu
    orucu bozması caizdir. Böyle bir kişi ölmekten korkarsa, oruç tutması haram
    olur. Nitekim bu konuya ışık tutacak bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
    "Kendi kendinizi
    tehlikeye atmayın." (Bakara
    2/195.)


    Böyle bir kimse daha sonra imkân bulduğunda
    orucunu kaza eder. Fidye vermesi gerekmediği gibi kefaretle de yükümlü
    olmaz.

    7. Ağır işte çalışma hali

    Maden ocaklarında, yer altında, sıcaklık derecesi
    çok yüksek olan fırın­larda ve benzeri riskli ve ağır işlerde çalışan kimseler,
    oruç tuttukları takdirde ciddi bir zarara uğrayacaklarsa; sahura kalkıp niyet
    etmeli, sonra da çalışma esnasında aşırı derecede acıkır veya susar ve bu
    nedenle bedenî bir zarara maruz kalmaktan korkarlarsa, oruçlarını bozmaları caiz
    olur. Bozdukları oruç­larını daha sonra imkân bulduklarında kaza etmeleri
    gerekir. Çalışırken be­denlerine bir zarar isabet ederse, oruçlarını bozmaları
    vacip olur.Buraya kadar anlatılanlar, oruç tutmamayı veya tutulan orucu bozmayı
    mubah kılan mazeretlerin en önemlileriydi.Oruçlunun oruca başlamasından sonra
    delirmesi veya hayız ya da nifas halinin başlamasına gelince, bu durumlarda da
    oruç bozmak mubah olur. Hat­ta oruç tutmamak gerekir. Tutulsa bile sahih
    olmaz.

    Mazerete binaen orucunu bozan kişinin,günün geri kalan kısmında oruçlu gibi
    davranması


    Hiçbir mazereti olmaksızın orucunu bozan meselâ
    ramazan-ı şerifte oruçlu iken yemek yiyen bir kişinin, işlediği bu suçun cezası
    olarak günün ge­ri kalan kısmında oruçlu gibi davranması; yemekten, içmekten ve
    cinsel ilişki­den uzak durması lâzımdır. Geceleyin fecirden önce oruca niyet
    etmeyi unu­tan kişinin de böyle yapması gerekir. Çünkü bunun unutması, oruç
    ibadetine gereken ilgiyi göstermediğini hissettirmektedir. Bu da bir nevi
    kusurdur. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/171.)

    Bir kişi şek gününde oruç tutar da bu orucunu bir
    şey yiyerek veya içerek bozar ve ardından o günün ramazan olduğu ortaya çıkarsa;
    hilâli gözetleme­de gereken gayreti göstermeme suçunu işlediğinden ötürü günün
    geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması ve o günün orucunu bir an evvel kaza
    etme­si gerekir. Mutemet olan görüş budur.Ramazan ayında gündüzleyin çocuk
    bulûğa erer veya deli akıllanır yahut gayri müslim bir kişi müslüman olursa,
    artık o günün orucunu eda etmeye ye­tecek kadar zaman kalmadığından, günün geri
    kalan kısmında oruçlu gibi davranması gerekmez. Ancak bu sayılanlardan İslâm'a
    giren gayri müslimin veya akıllanan delinin, mezhepler arası ihtilâftan sakınmış
    olmak için o günün orucunu kaza etmesi mendup olur.

    Oruçlarını bozmalarından sonra seferî veya hasta
    kişilerin seferîlik ve hastalık mazeretleri sona ererse, günün geri kalan
    kısmında oruçlu gibi dav­ranmaları vacip olmayıp müstehaptır. Müstehaplığı da
    ramazan-ı şerif ayına olan saygıdan dolayıdır.Aynı şekilde hayızlı veya nifaslı
    kadınlar, ramazan ayında gündüzleyin bu halleri sona erip temizlenirlerse, günün
    geri kalan kısmında oruçlu gibi dav­ranmaları vacip olmayıp müstehaptır. Çünkü
    mazerete dayanılarak hak edi­len ruhsatın kullanılmasından sonra mazeretin
    ortadan kalkması, artık o ruh­satın kullanımını etkilemez.

    Hanefî mezhebine göre ramazan ayında mazerete binaen de olsa orucu bozulan kişinin mazereti
    ortadan kalktıktan sonra günün geri kalan kısmında oruçlu gibi
    davranması gerekir.Fecrin doğmasından sonra temizlik dönemine giren hayızlı veya nifaslı kadının, sefer hali sona eren yolcunun, şifa bulup iyileşen hastanın, kendine gelip
    akıllanan delinin, bulûğa eren çocuğun, İslâm'a giren gayri müslimin,
    ra­mazan-ı şerif ayına saygı adına günün geri kalan kısmında oruçlu gibi dav­ranması
    vacip olur. Bunlardan İslâm'a giren gayri müslim ile bulûğa eren ço­cuk hariç, diğerlerinin
    tutmadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Çünkü bu ikisi, o
    gün fecrin doğuşu esnasında oruç tutmakla yükümlü değillerdi.
    (Tahtâvî, Haşiye alâ Merâkı'l-Felâh, s.
    370-371)


    Ancak özel halleri sebebiyle ramazan ayında oruç
    tutamayan kadınların, tutamadıkları oruçları ramazandan sonra kaza etmeleri
    gerekir.



  18. 06.Ocak.2013, 18:28
    9
    Hadimul Müslimin
    5. Yaşlılık hali

    Senenin herhangi bir mevsiminde oruç tutmaktan
    âciz olan çok yaşlı in­sanların oruç tutmamalarının câizliği konusunda İslâm
    âlimleri görüş birliği et­mişlerdir. Bunlar oruç tutma gücünden yoksun oldukları
    için, tutamadıkları oruçları kaza etmekle de yükümlü değildirler. Ancak fidye
    olarak her günün orucu için bir yoksulu doyurmaları gerekir.(Nevevî, el-Mecmû', 6/263.)


    Bu konuda bir âyet-i kerîmede şöyle
    buyrulmaktadır: "Oruca zorlanarak gücü yetenler bir yoksulu
    doyuracak fidye verirler." (Bakara 2/184.)


    İyileşmesinden umut kesilen hasta da oruç tutmama
    hususunda aynı hükme tâbidir. Yüce Allah kullarını hiçbir işte zora sokmadığı
    gibi dinî konu­larda da zora sokmamıştır. Bu husustaki bir âyette şöyle
    buyrulur:"(Allah) dinde üzerinize hiçbir güçlük yüklemedi." (Hac 22/78.)

    Oruç tutamayacak derecede yaşlanmış bir kişi veya
    iyileşmesinden umut kesilen bir hasta, oruç tutmayı adarlarsa, bunların
    adaklarını yerine getirme­leri gerekmez. Çünkü bunlar oruç tutmaktan âcizdirler.
    Dolayısıyla oruç tut­maya dair ilâhî emrin muhatabı değildirler.Ramazan orucunu
    tutamadığı için fidye vermesi gereken çok yaşlı veya iyileşmesi umulmayan ağır
    hasta, yoksul ise fidye verme yükümlülüğü orta­dan kalkar. Ama daha sonra malî
    durumu iyileşirse fidye vermesi gerekir. Ver­meden ölürse, terekesinden
    verilmesi icap eder .(Nevevî, el-Mecmû', 6/262.)

    Ramazanda oruç tutmaktan âciz olan ama ramazanda
    tutamadığı orucu daha sonra kaza etme gücüne sahip olan kişinin, bu orucu kaza
    etmesi gere­kir. Bunun fidye vermesine gerek yoktur.

    6. Aşırı derecede acıkma ve susama
    hali


    Ölmesinden veya aklının noksanlaşmasından ya da
    organlarından bazı­sının işlerliğini kaybetmesinden korkulacak derecede şiddetli
    bir açlık veya susuzluğa maruz kalan kişinin oruç tutmaması yahut tutmuş olduğu
    orucu bozması caizdir. Böyle bir kişi ölmekten korkarsa, oruç tutması haram
    olur. Nitekim bu konuya ışık tutacak bir âyet-i kerîmede şöyle buyrulmaktadır:
    "Kendi kendinizi
    tehlikeye atmayın." (Bakara
    2/195.)


    Böyle bir kimse daha sonra imkân bulduğunda
    orucunu kaza eder. Fidye vermesi gerekmediği gibi kefaretle de yükümlü
    olmaz.

    7. Ağır işte çalışma hali

    Maden ocaklarında, yer altında, sıcaklık derecesi
    çok yüksek olan fırın­larda ve benzeri riskli ve ağır işlerde çalışan kimseler,
    oruç tuttukları takdirde ciddi bir zarara uğrayacaklarsa; sahura kalkıp niyet
    etmeli, sonra da çalışma esnasında aşırı derecede acıkır veya susar ve bu
    nedenle bedenî bir zarara maruz kalmaktan korkarlarsa, oruçlarını bozmaları caiz
    olur. Bozdukları oruç­larını daha sonra imkân bulduklarında kaza etmeleri
    gerekir. Çalışırken be­denlerine bir zarar isabet ederse, oruçlarını bozmaları
    vacip olur.Buraya kadar anlatılanlar, oruç tutmamayı veya tutulan orucu bozmayı
    mubah kılan mazeretlerin en önemlileriydi.Oruçlunun oruca başlamasından sonra
    delirmesi veya hayız ya da nifas halinin başlamasına gelince, bu durumlarda da
    oruç bozmak mubah olur. Hat­ta oruç tutmamak gerekir. Tutulsa bile sahih
    olmaz.

    Mazerete binaen orucunu bozan kişinin,günün geri kalan kısmında oruçlu gibi
    davranması


    Hiçbir mazereti olmaksızın orucunu bozan meselâ
    ramazan-ı şerifte oruçlu iken yemek yiyen bir kişinin, işlediği bu suçun cezası
    olarak günün ge­ri kalan kısmında oruçlu gibi davranması; yemekten, içmekten ve
    cinsel ilişki­den uzak durması lâzımdır. Geceleyin fecirden önce oruca niyet
    etmeyi unu­tan kişinin de böyle yapması gerekir. Çünkü bunun unutması, oruç
    ibadetine gereken ilgiyi göstermediğini hissettirmektedir. Bu da bir nevi
    kusurdur. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/171.)

    Bir kişi şek gününde oruç tutar da bu orucunu bir
    şey yiyerek veya içerek bozar ve ardından o günün ramazan olduğu ortaya çıkarsa;
    hilâli gözetleme­de gereken gayreti göstermeme suçunu işlediğinden ötürü günün
    geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması ve o günün orucunu bir an evvel kaza
    etme­si gerekir. Mutemet olan görüş budur.Ramazan ayında gündüzleyin çocuk
    bulûğa erer veya deli akıllanır yahut gayri müslim bir kişi müslüman olursa,
    artık o günün orucunu eda etmeye ye­tecek kadar zaman kalmadığından, günün geri
    kalan kısmında oruçlu gibi davranması gerekmez. Ancak bu sayılanlardan İslâm'a
    giren gayri müslimin veya akıllanan delinin, mezhepler arası ihtilâftan sakınmış
    olmak için o günün orucunu kaza etmesi mendup olur.

    Oruçlarını bozmalarından sonra seferî veya hasta
    kişilerin seferîlik ve hastalık mazeretleri sona ererse, günün geri kalan
    kısmında oruçlu gibi dav­ranmaları vacip olmayıp müstehaptır. Müstehaplığı da
    ramazan-ı şerif ayına olan saygıdan dolayıdır.Aynı şekilde hayızlı veya nifaslı
    kadınlar, ramazan ayında gündüzleyin bu halleri sona erip temizlenirlerse, günün
    geri kalan kısmında oruçlu gibi dav­ranmaları vacip olmayıp müstehaptır. Çünkü
    mazerete dayanılarak hak edi­len ruhsatın kullanılmasından sonra mazeretin
    ortadan kalkması, artık o ruh­satın kullanımını etkilemez.

    Hanefî mezhebine göre ramazan ayında mazerete binaen de olsa orucu bozulan kişinin mazereti
    ortadan kalktıktan sonra günün geri kalan kısmında oruçlu gibi
    davranması gerekir.Fecrin doğmasından sonra temizlik dönemine giren hayızlı veya nifaslı kadının, sefer hali sona eren yolcunun, şifa bulup iyileşen hastanın, kendine gelip
    akıllanan delinin, bulûğa eren çocuğun, İslâm'a giren gayri müslimin,
    ra­mazan-ı şerif ayına saygı adına günün geri kalan kısmında oruçlu gibi dav­ranması
    vacip olur. Bunlardan İslâm'a giren gayri müslim ile bulûğa eren ço­cuk hariç, diğerlerinin
    tutmadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Çünkü bu ikisi, o
    gün fecrin doğuşu esnasında oruç tutmakla yükümlü değillerdi.
    (Tahtâvî, Haşiye alâ Merâkı'l-Felâh, s.
    370-371)


    Ancak özel halleri sebebiyle ramazan ayında oruç
    tutamayan kadınların, tutamadıkları oruçları ramazandan sonra kaza etmeleri
    gerekir.



  19. 06.Ocak.2013, 18:30
    10
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    K) Orucu Bozan
    Şeyler


    Orucu bozan şeyler iki kısma ayrılır:

    I. Orucu bozup sadece kaza edilmesini
    gerektirenler.

    II. Orucu bozup hem kaza edilmesini hem de
    kefaret gerektirenler.

    Aşağıda sıralayacağımız sebeplerden ötürü oruç
    bozulur ve kefâretsiz olarak sadece kaza edilmesi gerekir. Bu sebeplerden biri
    ile orucunu bozan kişinin, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması icap
    eder. Çünkü bunu yapan kişi, orucunu hiçbir mazeret yok iken bozmuştur.

    Şu durumlarda oruç bozulur ve yalnızca gününe gün kaza edilmesi gerekir:

    1. Bir susam tanesi kadar az da olsa yenilebilir
    bir maddeyi veya çakıl ta­nesi gibi yenilmez bir nesneyi oruçluyken vücudun
    ağız, burun, kulak, makat gibi tabii menfezlerinden biri vasıtasıyla bilerek
    vücudun içine almak. Çünkü oruç, insanın vücudunun içine bir şey almaması
    demektir. Burada bunun ak­si yapıldığı için oruç bozulur. Ama unutarak, tehdit
    altında kaldığı için zorla­narak veya yeni müslüman olduğu ya da din
    adamlarından uzak ve ıssız bir yerde yaşadığı için dinin bu konudaki hükümlerini
    bilmeyerek oruçlu iken bir şeyler yiyen veya içen kişinin orucu bozulmaz. Zira
    böyle biri bunları yapar­ken kasıtlı olarak yapmamaktadır.Bilerek de olsa ağzını
    açan kişinin ağzına sinek, toz ve benzeri şeyler ka­çarsa orucu bozulmaz. Çünkü
    bu gibi şeylerden sakınmak çok zor ve meşak­katlidir. Ayrıca bunlar, eskilerin
    deyimiyle umumi belvâ yani herkesin başına gelecek sıkıntılı şeyler haline
    gelmiştir.Ağızda toplanan tükürüğü yutmak orucu bozmaz.Dişleri sık sık kanayan
    kişinin, tükürüğüyle beraber yuttuğu kan orucunu bozmaz. Çünkü onun bundan
    sakınması zordur. Yapacağı şey, aklına geldik­çe tükürerek ağzını
    temizlemesidir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/157.)

    Bir iplik parçasını tükürüğüyle ıslattıktan sonra
    onu tekrar ağzına alan ki­şinin orucu bozulur. Dişlerinin arasında kalan yemek
    kırıntısını tükürüğünden ayıklayıp dışarı atamayan kişi, bu kalıntıları yuttuğu
    takdirde orucu bozulmaz. Ama bunları tükürüğünden ayıklayıp dışarı atabildiği
    halde atmayıp yutarsa, bunlar bir nohut tanesi miktarından az olsa bile orucu
    bozulur.Baştan inip de ağzın ortasına gelen balgamı yutmakla oruç bozulur. Ama
    baştan inip de ağzın ortasına gelmeden direkt olarak boğazdan aşağı inen balgamı
    yutmakla oruç bozulmaz.Sigara ve nargile içmekle, buruna enfiye çekmekle, penis
    deliğine ve kula­ğa bir şey damlatmakla, kulağa çöp ve benzeri bir şey sokmakla
    oruç bozulur.Cilde sürülen yağ ve benzeri şeyler vücudun içine sızsa bile, göze
    sürme çekip sürmenin tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. (Şirbînî. Mugni'l-Muhtâc, 2/156.)

    2. Abdest veya gusül alırken ağza ve buruna fazla
    miktarda alınan su eğer boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü oruçlu kişi,
    abdest ve gusül-de ağza ve buruna su alınırken işi ileri götürüp abartma
    yapmaktan men olun­muştur. Ama ağza ve buruna az miktarda alınan su, elde
    olmayarak boğaz­dan aşağı inerse oruç bozulmaz. Zira bu durumda ağza ve buruna
    su alma­ya ilişkin emir yerine getirilmiş ve bu emir yerine getirilirken de su,
    istek dışın­da boğazdan aşağı inmiştir. Fakat serinlemek veya suyla oynamak ya
    da ab­dest ve gusülde üç defadan fazla olarak dördüncü defa ağza veya buruna su
    almak gibi meşru olmayan bir sebeple su boğazdan aşağı inerse oruç bozu­lur.
    Çünkü bu durumda oruçlu kişi, kendisine emredilmeyen bir işi yapmıştır.

    3. Kusmaya çalışarak kusuntu getirmek orucu
    bozar. Bu durumda çıkan kusuntunun bir kısmı boğazdan aşağı geri dönmese bile
    oruç bozulur. Bu ko­nuda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Oruçlu bir kişi elinde olmayarak
    kusarsa, orucunu kaza etmesi gerekmez. Ama kendisi isteyerek kusarsa orucunu
    kaza etsin."( Ebû Davud, Savm,
    32.)


    Tabii haramlığını bildiği halde ve isteyerek kendi
    kastı ile kusan kişinin oru­cu bozulur. Ancak yeni müslüman olduğu veya din
    bilginlerinden uzak bir yer­de yaşadığı için bunu yapmanın haram olduğunu
    bilmeyen kişinin kasten ve is­teyerek kendi fiili sonucunda da olsa kusması
    durumunda orucu bozulmaz

    4. Mastürbasyon yaparak (elle menisini
    boşaltarak), eşini öpüp okşaya­rak veya arada örtü ve çarşaf gibi bir perde
    olmaksızın ona sarılarak boşalan kişinin orucu bozulur.Ama cima ilgili bir şeyi
    veya olayı düşünerek veya şehvetle bakarak ya da aralarında Örtü veya çarşaf
    gibi bir perde bulunduğu halde bir kadına sarı­larak menisi akan kişinin orucu
    bozulmaz. Çünkü bu, ihtilâma (uykuda rüya görerek boşalmaya) benzer. Şunu da
    belirtelim ki, meni akmasa bile bunu tekrarlamak, oruçlu için haramdır.

    5. Fecir doğduğu halde doğmadığını, yani imsak
    vaktinin başlamadığını zannederek sahurda yeme ve içmeye devam etmek.Bir kişi
    fecir doğduğu halde doğmadığını, yani oruç vaktinin başlamadığı­nı zannederek
    yemeye, içmeye ve oruca aykırı davranışlarda bulunmaya de­vam ederse, o günün
    orucunu daha sonra kaza etmesi gerekir.Aynı şekilde akşama doğru henüz güneş
    batmadığı halde battığını zanne­derek orucunu bozan kişinin, daha sonra güneşin
    batmadığı ortaya çıkarsa, o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Şunu da
    belirtelim ki, günün sonunda, her gün Kur'an okuyarak, vird yaparak, mûtat işler
    yaparak içtihat edip güneşin battığını zanneden kişinin orucunu açıp iftar
    etmesi helâl olur. Ama ihtiyat ge­reği kişi bu hususta kesin bilgiye sahip
    olmadan orucunu bozmamalıdır.

    Gecenin sonundaysa kişi, gecenin hâlâ devam
    ettiğini ve imsak vaktinin başlamadığını zanneder veya bunda şüpheye düşerse,
    sahur yemeğini ye­mesi caiz olur. Çünkü o esnada aslolan, gecenin devam
    etmesidir.Sahura kalkan kişinin fecir doğarken ağzında yemek lokması varsa, o
    lokmayı dışarı atması halinde orucu sahih olur. Ama lokmayı ağzında bekle­tirse
    orucu bozulur.

    Aynı şekilde o esnada eşiyle cinsel ilişkide
    bulunan kişi, bu ilişkiye der­hal son verirse orucu sahih olur, ancak hemen son
    vermeyip biraz daha de­vam ederse orucu bozulur ve daha sonra o günün orucunu
    kaza etmesi ge­rekir. Konuyla ilgili bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ebû
    Bekir'in kızı Esma (r.a) şöyle demiştir:

    "Resûlullah'ın (s.a.v) zamanında bulutlu bir
    ramazan gününde (akşamle­yin güneşin battığını zannederek) orucumuzu bozduk. Ne
    var ki kısa bir süre sonra güneş göründü. Bunun üzerine o günün orucunun kaza
    edilmesi emre­dildi."Hz. Ömer, halifeliği zamanında bulutlu bir ramazan gününde
    akşama doğru güneşin battığını zannederek orucunu bozup iftar etti. Kısa bir
    müddet sonra adamın biri kendisine gelerek, "Ey müminlerin emîri, güneş
    göründü!" deyince Hz. Ömer, "Biz ictihad etmiştik, ama bunun yerine bir gün kaza
    ede­ceğiz" dedi. (Nevevî, el-Mecmû', 6/331)

    6. Oruçluyken deliren, dinden çıkan, hayız veya
    nifas hali başlayanların da oruçları bozulur. Çünkü bu sayılan durumlar; akıllı
    olmak, müslüman ol­mak, hayız ve nifas kanlarından temizlenmiş olmak gibi orucun
    sıhhat şartla­rına aykırı düşen durumlardır.



  20. 06.Ocak.2013, 18:30
    10
    Hadimul Müslimin
    K) Orucu Bozan
    Şeyler


    Orucu bozan şeyler iki kısma ayrılır:

    I. Orucu bozup sadece kaza edilmesini
    gerektirenler.

    II. Orucu bozup hem kaza edilmesini hem de
    kefaret gerektirenler.

    Aşağıda sıralayacağımız sebeplerden ötürü oruç
    bozulur ve kefâretsiz olarak sadece kaza edilmesi gerekir. Bu sebeplerden biri
    ile orucunu bozan kişinin, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması icap
    eder. Çünkü bunu yapan kişi, orucunu hiçbir mazeret yok iken bozmuştur.

    Şu durumlarda oruç bozulur ve yalnızca gününe gün kaza edilmesi gerekir:

    1. Bir susam tanesi kadar az da olsa yenilebilir
    bir maddeyi veya çakıl ta­nesi gibi yenilmez bir nesneyi oruçluyken vücudun
    ağız, burun, kulak, makat gibi tabii menfezlerinden biri vasıtasıyla bilerek
    vücudun içine almak. Çünkü oruç, insanın vücudunun içine bir şey almaması
    demektir. Burada bunun ak­si yapıldığı için oruç bozulur. Ama unutarak, tehdit
    altında kaldığı için zorla­narak veya yeni müslüman olduğu ya da din
    adamlarından uzak ve ıssız bir yerde yaşadığı için dinin bu konudaki hükümlerini
    bilmeyerek oruçlu iken bir şeyler yiyen veya içen kişinin orucu bozulmaz. Zira
    böyle biri bunları yapar­ken kasıtlı olarak yapmamaktadır.Bilerek de olsa ağzını
    açan kişinin ağzına sinek, toz ve benzeri şeyler ka­çarsa orucu bozulmaz. Çünkü
    bu gibi şeylerden sakınmak çok zor ve meşak­katlidir. Ayrıca bunlar, eskilerin
    deyimiyle umumi belvâ yani herkesin başına gelecek sıkıntılı şeyler haline
    gelmiştir.Ağızda toplanan tükürüğü yutmak orucu bozmaz.Dişleri sık sık kanayan
    kişinin, tükürüğüyle beraber yuttuğu kan orucunu bozmaz. Çünkü onun bundan
    sakınması zordur. Yapacağı şey, aklına geldik­çe tükürerek ağzını
    temizlemesidir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/157.)

    Bir iplik parçasını tükürüğüyle ıslattıktan sonra
    onu tekrar ağzına alan ki­şinin orucu bozulur. Dişlerinin arasında kalan yemek
    kırıntısını tükürüğünden ayıklayıp dışarı atamayan kişi, bu kalıntıları yuttuğu
    takdirde orucu bozulmaz. Ama bunları tükürüğünden ayıklayıp dışarı atabildiği
    halde atmayıp yutarsa, bunlar bir nohut tanesi miktarından az olsa bile orucu
    bozulur.Baştan inip de ağzın ortasına gelen balgamı yutmakla oruç bozulur. Ama
    baştan inip de ağzın ortasına gelmeden direkt olarak boğazdan aşağı inen balgamı
    yutmakla oruç bozulmaz.Sigara ve nargile içmekle, buruna enfiye çekmekle, penis
    deliğine ve kula­ğa bir şey damlatmakla, kulağa çöp ve benzeri bir şey sokmakla
    oruç bozulur.Cilde sürülen yağ ve benzeri şeyler vücudun içine sızsa bile, göze
    sürme çekip sürmenin tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. (Şirbînî. Mugni'l-Muhtâc, 2/156.)

    2. Abdest veya gusül alırken ağza ve buruna fazla
    miktarda alınan su eğer boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü oruçlu kişi,
    abdest ve gusül-de ağza ve buruna su alınırken işi ileri götürüp abartma
    yapmaktan men olun­muştur. Ama ağza ve buruna az miktarda alınan su, elde
    olmayarak boğaz­dan aşağı inerse oruç bozulmaz. Zira bu durumda ağza ve buruna
    su alma­ya ilişkin emir yerine getirilmiş ve bu emir yerine getirilirken de su,
    istek dışın­da boğazdan aşağı inmiştir. Fakat serinlemek veya suyla oynamak ya
    da ab­dest ve gusülde üç defadan fazla olarak dördüncü defa ağza veya buruna su
    almak gibi meşru olmayan bir sebeple su boğazdan aşağı inerse oruç bozu­lur.
    Çünkü bu durumda oruçlu kişi, kendisine emredilmeyen bir işi yapmıştır.

    3. Kusmaya çalışarak kusuntu getirmek orucu
    bozar. Bu durumda çıkan kusuntunun bir kısmı boğazdan aşağı geri dönmese bile
    oruç bozulur. Bu ko­nuda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur: "Oruçlu bir kişi elinde olmayarak
    kusarsa, orucunu kaza etmesi gerekmez. Ama kendisi isteyerek kusarsa orucunu
    kaza etsin."( Ebû Davud, Savm,
    32.)


    Tabii haramlığını bildiği halde ve isteyerek kendi
    kastı ile kusan kişinin oru­cu bozulur. Ancak yeni müslüman olduğu veya din
    bilginlerinden uzak bir yer­de yaşadığı için bunu yapmanın haram olduğunu
    bilmeyen kişinin kasten ve is­teyerek kendi fiili sonucunda da olsa kusması
    durumunda orucu bozulmaz

    4. Mastürbasyon yaparak (elle menisini
    boşaltarak), eşini öpüp okşaya­rak veya arada örtü ve çarşaf gibi bir perde
    olmaksızın ona sarılarak boşalan kişinin orucu bozulur.Ama cima ilgili bir şeyi
    veya olayı düşünerek veya şehvetle bakarak ya da aralarında Örtü veya çarşaf
    gibi bir perde bulunduğu halde bir kadına sarı­larak menisi akan kişinin orucu
    bozulmaz. Çünkü bu, ihtilâma (uykuda rüya görerek boşalmaya) benzer. Şunu da
    belirtelim ki, meni akmasa bile bunu tekrarlamak, oruçlu için haramdır.

    5. Fecir doğduğu halde doğmadığını, yani imsak
    vaktinin başlamadığını zannederek sahurda yeme ve içmeye devam etmek.Bir kişi
    fecir doğduğu halde doğmadığını, yani oruç vaktinin başlamadığı­nı zannederek
    yemeye, içmeye ve oruca aykırı davranışlarda bulunmaya de­vam ederse, o günün
    orucunu daha sonra kaza etmesi gerekir.Aynı şekilde akşama doğru henüz güneş
    batmadığı halde battığını zanne­derek orucunu bozan kişinin, daha sonra güneşin
    batmadığı ortaya çıkarsa, o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Şunu da
    belirtelim ki, günün sonunda, her gün Kur'an okuyarak, vird yaparak, mûtat işler
    yaparak içtihat edip güneşin battığını zanneden kişinin orucunu açıp iftar
    etmesi helâl olur. Ama ihtiyat ge­reği kişi bu hususta kesin bilgiye sahip
    olmadan orucunu bozmamalıdır.

    Gecenin sonundaysa kişi, gecenin hâlâ devam
    ettiğini ve imsak vaktinin başlamadığını zanneder veya bunda şüpheye düşerse,
    sahur yemeğini ye­mesi caiz olur. Çünkü o esnada aslolan, gecenin devam
    etmesidir.Sahura kalkan kişinin fecir doğarken ağzında yemek lokması varsa, o
    lokmayı dışarı atması halinde orucu sahih olur. Ama lokmayı ağzında bekle­tirse
    orucu bozulur.

    Aynı şekilde o esnada eşiyle cinsel ilişkide
    bulunan kişi, bu ilişkiye der­hal son verirse orucu sahih olur, ancak hemen son
    vermeyip biraz daha de­vam ederse orucu bozulur ve daha sonra o günün orucunu
    kaza etmesi ge­rekir. Konuyla ilgili bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ebû
    Bekir'in kızı Esma (r.a) şöyle demiştir:

    "Resûlullah'ın (s.a.v) zamanında bulutlu bir
    ramazan gününde (akşamle­yin güneşin battığını zannederek) orucumuzu bozduk. Ne
    var ki kısa bir süre sonra güneş göründü. Bunun üzerine o günün orucunun kaza
    edilmesi emre­dildi."Hz. Ömer, halifeliği zamanında bulutlu bir ramazan gününde
    akşama doğru güneşin battığını zannederek orucunu bozup iftar etti. Kısa bir
    müddet sonra adamın biri kendisine gelerek, "Ey müminlerin emîri, güneş
    göründü!" deyince Hz. Ömer, "Biz ictihad etmiştik, ama bunun yerine bir gün kaza
    ede­ceğiz" dedi. (Nevevî, el-Mecmû', 6/331)

    6. Oruçluyken deliren, dinden çıkan, hayız veya
    nifas hali başlayanların da oruçları bozulur. Çünkü bu sayılan durumlar; akıllı
    olmak, müslüman ol­mak, hayız ve nifas kanlarından temizlenmiş olmak gibi orucun
    sıhhat şartla­rına aykırı düşen durumlardır.



  21. 06.Ocak.2013, 18:31
    11
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    Kazâ, kefaret ve tazir gerektiren durumlar

    (Kazâ ve kefaret: Kazâ, bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Kefaret ise, maze­retsiz olarak ve bilerek bozulan ramazan orucunun yerine peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmaktır. Bozulan bu orucun ayrıca kazâ edilmesi de gerekir. Ramazan orucundan başka oruçların bilerek ve mazeretsiz olarak bozulmaları durumunda sadece
    kazâ gerekir ama kefaret gerekmez. Ramazan orucu öbür aylarda kazâ edilirken bilerek
    ve mazeretsiz ola­rak bozulsa bile kefaret gerekmez, sadece kazâ gerekir.Kefaret orucu, peş
    peşelik şartının ihlâl edilmemesi için, ramazan ayına ve oruç tutulması ha­ram olan günlere denk
    getirilmemelidir. Herhangi bir sebeple kefaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa, yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar kefa­ret orucu tutarken araya giren aybaşı hali günlerinde oruç tutmazlar. Temizlendikten sonra oruca devam eder ve altmış günü tamamlarlar. Ama temizlik dönemine girdiği halde oruca başlamayıp kefarete ara verirlerse, önce tuttuğu oruçlar kefaret için geçersiz olur ve altmış gü­ne
    yeniden başlamaları gerekir.Yaşlı veya hasta olup kefaret orucu tutacak güçte olmayan kişi, bunun
    yerine altmış fakiri sa­bah akşam yedirip doyurur (veya Hanefî mezhebine göre yemek parasını) fakirin
    kendisine verir. Her gün için yiyecek, bir fitre miktarıncadır. Bu fitre miktarı yiyecek ayrı ayrı altmış
    faki­re verilebileceği gibi, her gün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde aynı fakire de verile­bilir. Ancak bu fakirlerin, kefaret yükümlüsü kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslardan ol­mamaları
    gerekir.Altmış günlük yiyeceği (veya Hanefî mezhebine göre bu yiyeceğin değerince parayı) bir gün­de bir fakire
    verme durumunda bu, sadece bir günlüğün yerine geçer.)


    Ramazanda oruçlu bulunan bir kişiye sadece bir
    sebepten dolayı kazâ, kefaret ve tazir gerekir ki o sebep de cinsel ilişkidir.
    Bu kişinin ayrıca o günün geri kalan kısmını da oruçlu gibi geçirmesi icap eder.
    Ramazanda oruçlu iken cinsel ilişkide bulunan şahsın kazâ, kefaret ve günün geri
    kalan kısmını oruç­lu gibi geçirmekle yükümlü olması ve ayrıca tazir edilmesi
    için şu şartların ger­çekleşmesi gerekir:

    1. Oruca geceden niyet etmiş olmak. Eğer geceden
    niyet etmemiş ise oru­cu zaten sahih olmaz. Ancak yine de o gün oruçlu gibi
    davranması gerekir.

    2. Cinsel ilişkiyi, oruçla ilgili hükmünü bilerek
    yapmış olmalıdır.

    3. Cinsel ilişkiyi kendi serbest iradesiyle
    yapmış olmalıdır.

    4. Cinsel ilişkiyi, oruçluya haram olduğunu
    bilerek yapmış olmalıdır. Unu­tarak veya başkası tarafından zorlanarak ya da
    İslâm'a yeni girdiği için oruç­luya haram olduğunu bilmeyerek cinsel ilişkide
    bulunan kişiye ne kazâ, ne ke­faret ne de tazir gerekir.

    5. Cinsel ilişki ramazan gününde yapılmış
    olmalıdır. Ramazan ayı dışın­da nafile, adak, kazâ veya kefaret orucu tutmakta
    olan bir kişi cinsel ilişkidebulunduğunda orucu her ne kadar bozulursa da
    kendisine kefaret ve tazir ge­rekmez.Ramazan günlerinde cinsel ilişkide
    bulunmak, oruçlu kişilere haramdır. Nitekim bununla ilgili olarak yüce Allah
    şöyle buyurmuştur:"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar size ör­tüdürler, siz de onlara
    örtüsünüz.Allah (ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmet­mekte olduğunuzu bildi de
    tövbenizi kabul edip sizi
    affetti. Artık eşlerinize yak­laşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın ay­dınlığı gecenin
    karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yi­yin,
    için. Sonra da
    akşama kadar orucu tam tutun." (Bakara
    2/187.)


    6. Oruç, sadece cinsel ilişkide bulunarak
    bozulmuş olmalıdır. Meselâ oruçlu bir kişi ramazan gününde önce yemek yiyip
    sonra cinsel ilişkide bulu­nursa kendisine kefaret gerekmez. Yemek, içmek,
    mastürbasyon yapmak, kadının tenasül organı dışında vücudunun diğer taraflarına
    sürtünüp sarına­rak meni gelmesine yol açmak gibi cinsel ilişki dışındaki
    sebeplerle kefaret gerekmez.

    7. Bu cinsel ilişkide bulunmakla kişi günaha
    girmiş olmalıdır. Cinsel ilişki­de bulunan çocuğa, ruhsattan yararlanma
    niyetiyle de olsa başka bir niyetle de olsa seferî veya hasta olan oruçlunun,
    ramazan gününde cinsel ilişkide bu­lunması halinde kendisine kefaret gerekmez.
    Oruçlu olduğunu unutarak cin­sel ilişkide bulunan kişiye hiçbir şey icap
    etmez.

    8. Orucun sahihliğine inanmış olmalıdır. Meselâ
    unutarak yemek yiyen bir kişi, orucunun bozulduğunu zannederek bundan sonra bile
    bile cinsel iliş­kide bulunursa, kendisine kefaret gerekmez. Çünkü bu durumda o
    şahıs, oruçlu olmadığını zannetmektedir. Her ne kadar orucu bozulmuş ve kaza
    et­mesi gerekmekteyse de kefaretle yükümlü olmaz.

    9. Yanılmış olmamalıdır. Cinsel ilişkide
    bulunurken gecenin devam ettiği­ni ve imsak vaktinin henüz başlamadığını ya da
    akşama doğru böyle bir iliş­kide bulunurken güneş batmadığı halde battığını
    zanneden kişiye kefaret ge­rekmez.

    10. Ramazan gününde güneşin batmasından önce
    oruçluyken cinsel iliş­kide bulunan kişi daha sonra o gün delirmiş veya ölmüş
    olmamalıdır. O gün cinsel ilişkide bulunduktan sonra deliren veya ölen kişiye
    kefaret gerekmez. Çünkü onda artık ibadet ehliyeti kalmaz. Delirmenin veya
    ölümün vuku bul­ması, kefareti kesin olarak ortadan kaldırır. Bu hallerin
    meydana gelişiyle o ki­şinin artık oruçlu olmadığı ortaya çıkar. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/180.)

    11. Oruçlu kişi, cinsel ilişkiyi kendi fiiliyle
    yapmış olmalıdır. Kendisi baş­tan çıkarmaksızın karısı onun üzerine çıkıp zorla
    onunla cinsel ilişkiye girer ve bu arada kendisinin döl suyu boşalırsa,
    kendisine kefaret gerekmez.

    12. Oruçlu kişi, penisinin sünnet kertiğine kadar
    olan kısmını veya ucu kesik penisin bu miktardaki kısmını karısının tenasül
    organına girdirmiş olma­lıdır. Bu miktardaki bir kısmı girdirmeyen oruçluya
    kefaret gerekmez. Ama bu­nu yaptıktan sonra da günün kalan kısmını oruçlu gibi
    geçirmesi gerekir.

    13. Penis, diri veya ölü bir erkek ya da kadının
    ön veya arka tenasül or­ganına yahut bir hayvanın üreme organına girdirilmiş
    olmalıdır.

    14. Cinsel ilişkiye giren oruçlu, pasif değil
    aktif durumda olmalıdır. Pasif durumda olan değil, aktif durumda olan kişi
    kefaretle yükümlü olur. Kendisiy­le cinsel ilişkiye girilen oruçlu kadının
    sadece orucunu kaza etmesi gerekir.Ramazanda oruçluyken cinsel ilişkide
    bulunduktan sonra yolculuğa çıkan veya bayılan ya da dinden çıkan kişi, kefaret
    yükümlülüğünden kurtulmaz. Çünkü oruçlu, kendisinde bu hallerin meydana
    gelmesinden önce orucun ve ramazanın hürmetini hiçe sayıp çiğnemiştir.

    Kefaretle yükümlü olan kişinin, ayrıca o günün
    orucunu kaza etmesi de lâzımdır. Cinsel ilişkide bulunarak oruç bozmanın
    tekrarlanması, kefaretin de tekrarlamasını gerektirir. Meselâ iki ayrı ramazan
    gününde oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi, iki ayrı kefaretle yükümlü
    olur. Çünkü ramazanda her bir günün orucu, kendi başına müstakil bir ibadettir.
    Dolayısıyla kefaretleri iç içe girmez.

    Hanefî mezhebine göre aynı ramazanda veya değişik ramazan aylarında birkaç defa
    kefaret gerektirecek şekilde orucunu bozan kişiye bunların tama­mı için bir kefaret
    yeterli olur. Ancak bir kişi kefareti yerine getirdikten sonra yeniden oruç bozarsa bundan
    ötürü ayrı bir kefaret daha gerekir.




  22. 06.Ocak.2013, 18:31
    11
    Hadimul Müslimin
    Kazâ, kefaret ve tazir gerektiren durumlar

    (Kazâ ve kefaret: Kazâ, bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Kefaret ise, maze­retsiz olarak ve bilerek bozulan ramazan orucunun yerine peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmaktır. Bozulan bu orucun ayrıca kazâ edilmesi de gerekir. Ramazan orucundan başka oruçların bilerek ve mazeretsiz olarak bozulmaları durumunda sadece
    kazâ gerekir ama kefaret gerekmez. Ramazan orucu öbür aylarda kazâ edilirken bilerek
    ve mazeretsiz ola­rak bozulsa bile kefaret gerekmez, sadece kazâ gerekir.Kefaret orucu, peş
    peşelik şartının ihlâl edilmemesi için, ramazan ayına ve oruç tutulması ha­ram olan günlere denk
    getirilmemelidir. Herhangi bir sebeple kefaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa, yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar kefa­ret orucu tutarken araya giren aybaşı hali günlerinde oruç tutmazlar. Temizlendikten sonra oruca devam eder ve altmış günü tamamlarlar. Ama temizlik dönemine girdiği halde oruca başlamayıp kefarete ara verirlerse, önce tuttuğu oruçlar kefaret için geçersiz olur ve altmış gü­ne
    yeniden başlamaları gerekir.Yaşlı veya hasta olup kefaret orucu tutacak güçte olmayan kişi, bunun
    yerine altmış fakiri sa­bah akşam yedirip doyurur (veya Hanefî mezhebine göre yemek parasını) fakirin
    kendisine verir. Her gün için yiyecek, bir fitre miktarıncadır. Bu fitre miktarı yiyecek ayrı ayrı altmış
    faki­re verilebileceği gibi, her gün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde aynı fakire de verile­bilir. Ancak bu fakirlerin, kefaret yükümlüsü kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslardan ol­mamaları
    gerekir.Altmış günlük yiyeceği (veya Hanefî mezhebine göre bu yiyeceğin değerince parayı) bir gün­de bir fakire
    verme durumunda bu, sadece bir günlüğün yerine geçer.)


    Ramazanda oruçlu bulunan bir kişiye sadece bir
    sebepten dolayı kazâ, kefaret ve tazir gerekir ki o sebep de cinsel ilişkidir.
    Bu kişinin ayrıca o günün geri kalan kısmını da oruçlu gibi geçirmesi icap eder.
    Ramazanda oruçlu iken cinsel ilişkide bulunan şahsın kazâ, kefaret ve günün geri
    kalan kısmını oruç­lu gibi geçirmekle yükümlü olması ve ayrıca tazir edilmesi
    için şu şartların ger­çekleşmesi gerekir:

    1. Oruca geceden niyet etmiş olmak. Eğer geceden
    niyet etmemiş ise oru­cu zaten sahih olmaz. Ancak yine de o gün oruçlu gibi
    davranması gerekir.

    2. Cinsel ilişkiyi, oruçla ilgili hükmünü bilerek
    yapmış olmalıdır.

    3. Cinsel ilişkiyi kendi serbest iradesiyle
    yapmış olmalıdır.

    4. Cinsel ilişkiyi, oruçluya haram olduğunu
    bilerek yapmış olmalıdır. Unu­tarak veya başkası tarafından zorlanarak ya da
    İslâm'a yeni girdiği için oruç­luya haram olduğunu bilmeyerek cinsel ilişkide
    bulunan kişiye ne kazâ, ne ke­faret ne de tazir gerekir.

    5. Cinsel ilişki ramazan gününde yapılmış
    olmalıdır. Ramazan ayı dışın­da nafile, adak, kazâ veya kefaret orucu tutmakta
    olan bir kişi cinsel ilişkidebulunduğunda orucu her ne kadar bozulursa da
    kendisine kefaret ve tazir ge­rekmez.Ramazan günlerinde cinsel ilişkide
    bulunmak, oruçlu kişilere haramdır. Nitekim bununla ilgili olarak yüce Allah
    şöyle buyurmuştur:"Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar size ör­tüdürler, siz de onlara
    örtüsünüz.Allah (ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmet­mekte olduğunuzu bildi de
    tövbenizi kabul edip sizi
    affetti. Artık eşlerinize yak­laşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın ay­dınlığı gecenin
    karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yi­yin,
    için. Sonra da
    akşama kadar orucu tam tutun." (Bakara
    2/187.)


    6. Oruç, sadece cinsel ilişkide bulunarak
    bozulmuş olmalıdır. Meselâ oruçlu bir kişi ramazan gününde önce yemek yiyip
    sonra cinsel ilişkide bulu­nursa kendisine kefaret gerekmez. Yemek, içmek,
    mastürbasyon yapmak, kadının tenasül organı dışında vücudunun diğer taraflarına
    sürtünüp sarına­rak meni gelmesine yol açmak gibi cinsel ilişki dışındaki
    sebeplerle kefaret gerekmez.

    7. Bu cinsel ilişkide bulunmakla kişi günaha
    girmiş olmalıdır. Cinsel ilişki­de bulunan çocuğa, ruhsattan yararlanma
    niyetiyle de olsa başka bir niyetle de olsa seferî veya hasta olan oruçlunun,
    ramazan gününde cinsel ilişkide bu­lunması halinde kendisine kefaret gerekmez.
    Oruçlu olduğunu unutarak cin­sel ilişkide bulunan kişiye hiçbir şey icap
    etmez.

    8. Orucun sahihliğine inanmış olmalıdır. Meselâ
    unutarak yemek yiyen bir kişi, orucunun bozulduğunu zannederek bundan sonra bile
    bile cinsel iliş­kide bulunursa, kendisine kefaret gerekmez. Çünkü bu durumda o
    şahıs, oruçlu olmadığını zannetmektedir. Her ne kadar orucu bozulmuş ve kaza
    et­mesi gerekmekteyse de kefaretle yükümlü olmaz.

    9. Yanılmış olmamalıdır. Cinsel ilişkide
    bulunurken gecenin devam ettiği­ni ve imsak vaktinin henüz başlamadığını ya da
    akşama doğru böyle bir iliş­kide bulunurken güneş batmadığı halde battığını
    zanneden kişiye kefaret ge­rekmez.

    10. Ramazan gününde güneşin batmasından önce
    oruçluyken cinsel iliş­kide bulunan kişi daha sonra o gün delirmiş veya ölmüş
    olmamalıdır. O gün cinsel ilişkide bulunduktan sonra deliren veya ölen kişiye
    kefaret gerekmez. Çünkü onda artık ibadet ehliyeti kalmaz. Delirmenin veya
    ölümün vuku bul­ması, kefareti kesin olarak ortadan kaldırır. Bu hallerin
    meydana gelişiyle o ki­şinin artık oruçlu olmadığı ortaya çıkar. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/180.)

    11. Oruçlu kişi, cinsel ilişkiyi kendi fiiliyle
    yapmış olmalıdır. Kendisi baş­tan çıkarmaksızın karısı onun üzerine çıkıp zorla
    onunla cinsel ilişkiye girer ve bu arada kendisinin döl suyu boşalırsa,
    kendisine kefaret gerekmez.

    12. Oruçlu kişi, penisinin sünnet kertiğine kadar
    olan kısmını veya ucu kesik penisin bu miktardaki kısmını karısının tenasül
    organına girdirmiş olma­lıdır. Bu miktardaki bir kısmı girdirmeyen oruçluya
    kefaret gerekmez. Ama bu­nu yaptıktan sonra da günün kalan kısmını oruçlu gibi
    geçirmesi gerekir.

    13. Penis, diri veya ölü bir erkek ya da kadının
    ön veya arka tenasül or­ganına yahut bir hayvanın üreme organına girdirilmiş
    olmalıdır.

    14. Cinsel ilişkiye giren oruçlu, pasif değil
    aktif durumda olmalıdır. Pasif durumda olan değil, aktif durumda olan kişi
    kefaretle yükümlü olur. Kendisiy­le cinsel ilişkiye girilen oruçlu kadının
    sadece orucunu kaza etmesi gerekir.Ramazanda oruçluyken cinsel ilişkide
    bulunduktan sonra yolculuğa çıkan veya bayılan ya da dinden çıkan kişi, kefaret
    yükümlülüğünden kurtulmaz. Çünkü oruçlu, kendisinde bu hallerin meydana
    gelmesinden önce orucun ve ramazanın hürmetini hiçe sayıp çiğnemiştir.

    Kefaretle yükümlü olan kişinin, ayrıca o günün
    orucunu kaza etmesi de lâzımdır. Cinsel ilişkide bulunarak oruç bozmanın
    tekrarlanması, kefaretin de tekrarlamasını gerektirir. Meselâ iki ayrı ramazan
    gününde oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi, iki ayrı kefaretle yükümlü
    olur. Çünkü ramazanda her bir günün orucu, kendi başına müstakil bir ibadettir.
    Dolayısıyla kefaretleri iç içe girmez.

    Hanefî mezhebine göre aynı ramazanda veya değişik ramazan aylarında birkaç defa
    kefaret gerektirecek şekilde orucunu bozan kişiye bunların tama­mı için bir kefaret
    yeterli olur. Ancak bir kişi kefareti yerine getirdikten sonra yeniden oruç bozarsa bundan
    ötürü ayrı bir kefaret daha gerekir.




  23. 06.Ocak.2013, 18:35
    12
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    L) Orucu Bozmayan Şeyler

    Unutarak veya orucu bozacağını bilmeyerek yahut
    başkası tarafından zorlanarak bir şey yiyen ve içen kişinin orucu bozulmaz.
    Balgam ve dişler ara­sında kalan yemek kalıntısı gibi ağızdan dışarı atılması
    kolay olmayan şeyle­ri yutmakla oruç bozulmaz.Yolda savrulan tozlar, uçuşan
    sinekler gibi kendilerinden sakınılması zor olan şeyler ağızdan içeri girip de
    elde olmayarak yutulduğu takdirde oruç bo­zulmaz.Kan aldırmak ve hacamat
    yaptırmakla da oruç bozulmaz. Zira sevgili Peygamberimizin (s.a.v) oruçluyken
    kafasına hacamat yaptırdığı gibi hac ih-ramındayken de hacamat yaptırmıştır. Bu
    konuda Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v)
    ihramlıyken hacamat yaptırdı. Yine Efendimiz
    oruçluyken de hacamat yaptırdı." (Tecrid-i Sarîh Tercemesi,
    6/278.)


    Ancak ihtiyaç yok iken oruçlunun hacamat
    yaptırması mekruhtur.Oruçlunun gözlerine sürme çekmesi her ne kadar uygun
    değilse de bu­nunla orucu bozulmaz. Öpmesiyle şehveti harekete geçecek olan
    oruçlu kişinin öpmesi her ne kadar mekruh ise de bununla orucu bozulmaz.
    Oruçlunun, eşini kucaklaması, çıplak tenle ona sarılması, cinsel bir nesneyi
    veya olayı, şehvetle düşünerek ya da cinsel bir nesneye şehvetle bakarak orgazm
    olması halinde mekruh bir şey yapmış olsa da orucu bozulmaz.

    İçinde hiçbir katkı maddesi bulunmayan sakızı
    çiğnemek veya yemeğin tadına bakmakla oruç bozulmaz. Ancak ihtiyaç yok iken
    bunları yapmak mek­ruhtur.Misvak kullanmakla da oruç bozulmaz. Fakat bunu zeval
    vaktinden son­ra yapmak mekruhtur.Oruçlunun iç açıcı güzel görüntüleri
    seyretmesi, hoş kokulu şeyleri kok­laması ve güzel sesleri dinlemesiyle orucu
    bozulmaz.

    Oruçluyken iğne vurulmanın hükmü

    Oruçlunun ağız, burun, kulak, penis deliği, vagina
    ve anüs gibi tabii men­fezlerinden vücudunun iç kısmına giren şeylerin orucunu
    bozacağı hususun­da din bilginleri arasında görüş birliği vardır. Ancak bu tabii
    menfezler dışın­da vücutta açılan yapay menfezlerden içeri giren şeylerin orucu
    bozup boz­mayacağı hususunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Cilt altı, adale
    veya da­mardan vurulan iğnelerle, vücutta açılan yapay menfezlerden içeriye ilâç
    en-jekte edilmektedir. Bu ilâçlar, tabii olmayan yapay menfezlerden içeriye
    enjek-te edildikleri için orucu bozup bozmayacakları hususunda ihtilâf
    edilmiştir.

    Nereden ve ne şekilde vurulursa vurulsun,
    zerkedilen ilâç ne olursa ol­sun, her türlü iğnenin orucu bozduğunu savunanların
    başında İmam Ebû Ha-nîfe, Süfyân-ı Sevrî, Atâ, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel
    gelmektedir.İmam Muhammed, Ebû Yusuf, Hasen b. Salih ve Davud-i Zahirî, muasır
    âlimlerden Seyyid Sabık, Mısır müftülerinden Şeyh Muhammed Bahit el-Mu-tii,
    sabık Ezher şeyhlerinden Abdurrahman Tac gibi şahsiyetler ise iğnenin mutlak
    surette orucu bozmayacağını ifade etmişlerdir. (Seyyid Sabık. Fıkhü's-Sünne, 1/424.)

    Ancak oruçlu için aciliyet arzetmemekteyse, iğne
    vurdurma işini iftar son­rasına ertelemek ihtiyat açısından uygun olur. Oruçlu
    iken gıda ve vitamin iğ­neleri (serumları) yaptırmak uygun değildir.

    Oruçluyken nefes açıcı sprey kullanmanın hükmü

    Astım hastaları kolayca nefes alıp verebilmek için
    genelde nefes açıcı spreyler kullanırlar. Oruçluyken ağızlarına sıktıkları bu
    spreylerin orucu bozup bozmayacağı hususunda farklı görüşler ileri
    sürülmüştür.Kanaatimce astım hastalarının tedavi maksadıyla ağızlarına
    sıktıkları bu spreyler oruçlarını bozmaz. Çünkü bunu kullananlar, ağızlarına bir
    kere sık­makla belli bir süre rahatlamakta ve nefes alıp vermeleri
    kolaylaşmaktadır. Bir defa sıkmakla bu tüpten ağza yaklaşık çeyrek miligram ilâç
    girmekte ve bu ilâç mideye ulaşmadan direkt olarak bronşlar tarafından
    emilmektedir. Bir gra­mın dört binde biri kadar olan ilâç, önemsenmeyecek
    derecede az ve göze görünmeyecek kadar basit, havada uçuşan ve ağza girince de
    orucu bozma­yan toz zerrecikleri mesabesinde olduğundan orucu bozmaz.

    Sindirim sistemine girmeden direkt olarak
    boğazdaki bronşlar tarafından emilen çeyrek miligram miktarındaki ilâç
    zerreciklerini kullanmak, orucu etki­lemez ve oruçlunun orucunu bozmaz. (M. Edip
    Gilgil, İthaf,
    3/58.)




  24. 06.Ocak.2013, 18:35
    12
    Hadimul Müslimin
    L) Orucu Bozmayan Şeyler

    Unutarak veya orucu bozacağını bilmeyerek yahut
    başkası tarafından zorlanarak bir şey yiyen ve içen kişinin orucu bozulmaz.
    Balgam ve dişler ara­sında kalan yemek kalıntısı gibi ağızdan dışarı atılması
    kolay olmayan şeyle­ri yutmakla oruç bozulmaz.Yolda savrulan tozlar, uçuşan
    sinekler gibi kendilerinden sakınılması zor olan şeyler ağızdan içeri girip de
    elde olmayarak yutulduğu takdirde oruç bo­zulmaz.Kan aldırmak ve hacamat
    yaptırmakla da oruç bozulmaz. Zira sevgili Peygamberimizin (s.a.v) oruçluyken
    kafasına hacamat yaptırdığı gibi hac ih-ramındayken de hacamat yaptırmıştır. Bu
    konuda Abdullah b. Abbas (r.a) şöyle rivayet etmiştir: "Peygamber (s.a.v)
    ihramlıyken hacamat yaptırdı. Yine Efendimiz
    oruçluyken de hacamat yaptırdı." (Tecrid-i Sarîh Tercemesi,
    6/278.)


    Ancak ihtiyaç yok iken oruçlunun hacamat
    yaptırması mekruhtur.Oruçlunun gözlerine sürme çekmesi her ne kadar uygun
    değilse de bu­nunla orucu bozulmaz. Öpmesiyle şehveti harekete geçecek olan
    oruçlu kişinin öpmesi her ne kadar mekruh ise de bununla orucu bozulmaz.
    Oruçlunun, eşini kucaklaması, çıplak tenle ona sarılması, cinsel bir nesneyi
    veya olayı, şehvetle düşünerek ya da cinsel bir nesneye şehvetle bakarak orgazm
    olması halinde mekruh bir şey yapmış olsa da orucu bozulmaz.

    İçinde hiçbir katkı maddesi bulunmayan sakızı
    çiğnemek veya yemeğin tadına bakmakla oruç bozulmaz. Ancak ihtiyaç yok iken
    bunları yapmak mek­ruhtur.Misvak kullanmakla da oruç bozulmaz. Fakat bunu zeval
    vaktinden son­ra yapmak mekruhtur.Oruçlunun iç açıcı güzel görüntüleri
    seyretmesi, hoş kokulu şeyleri kok­laması ve güzel sesleri dinlemesiyle orucu
    bozulmaz.

    Oruçluyken iğne vurulmanın hükmü

    Oruçlunun ağız, burun, kulak, penis deliği, vagina
    ve anüs gibi tabii men­fezlerinden vücudunun iç kısmına giren şeylerin orucunu
    bozacağı hususun­da din bilginleri arasında görüş birliği vardır. Ancak bu tabii
    menfezler dışın­da vücutta açılan yapay menfezlerden içeri giren şeylerin orucu
    bozup boz­mayacağı hususunda farklı görüşler ortaya atılmıştır. Cilt altı, adale
    veya da­mardan vurulan iğnelerle, vücutta açılan yapay menfezlerden içeriye ilâç
    en-jekte edilmektedir. Bu ilâçlar, tabii olmayan yapay menfezlerden içeriye
    enjek-te edildikleri için orucu bozup bozmayacakları hususunda ihtilâf
    edilmiştir.

    Nereden ve ne şekilde vurulursa vurulsun,
    zerkedilen ilâç ne olursa ol­sun, her türlü iğnenin orucu bozduğunu savunanların
    başında İmam Ebû Ha-nîfe, Süfyân-ı Sevrî, Atâ, İmam Mâlik ve Ahmed b. Hanbel
    gelmektedir.İmam Muhammed, Ebû Yusuf, Hasen b. Salih ve Davud-i Zahirî, muasır
    âlimlerden Seyyid Sabık, Mısır müftülerinden Şeyh Muhammed Bahit el-Mu-tii,
    sabık Ezher şeyhlerinden Abdurrahman Tac gibi şahsiyetler ise iğnenin mutlak
    surette orucu bozmayacağını ifade etmişlerdir. (Seyyid Sabık. Fıkhü's-Sünne, 1/424.)

    Ancak oruçlu için aciliyet arzetmemekteyse, iğne
    vurdurma işini iftar son­rasına ertelemek ihtiyat açısından uygun olur. Oruçlu
    iken gıda ve vitamin iğ­neleri (serumları) yaptırmak uygun değildir.

    Oruçluyken nefes açıcı sprey kullanmanın hükmü

    Astım hastaları kolayca nefes alıp verebilmek için
    genelde nefes açıcı spreyler kullanırlar. Oruçluyken ağızlarına sıktıkları bu
    spreylerin orucu bozup bozmayacağı hususunda farklı görüşler ileri
    sürülmüştür.Kanaatimce astım hastalarının tedavi maksadıyla ağızlarına
    sıktıkları bu spreyler oruçlarını bozmaz. Çünkü bunu kullananlar, ağızlarına bir
    kere sık­makla belli bir süre rahatlamakta ve nefes alıp vermeleri
    kolaylaşmaktadır. Bir defa sıkmakla bu tüpten ağza yaklaşık çeyrek miligram ilâç
    girmekte ve bu ilâç mideye ulaşmadan direkt olarak bronşlar tarafından
    emilmektedir. Bir gra­mın dört binde biri kadar olan ilâç, önemsenmeyecek
    derecede az ve göze görünmeyecek kadar basit, havada uçuşan ve ağza girince de
    orucu bozma­yan toz zerrecikleri mesabesinde olduğundan orucu bozmaz.

    Sindirim sistemine girmeden direkt olarak
    boğazdaki bronşlar tarafından emilen çeyrek miligram miktarındaki ilâç
    zerreciklerini kullanmak, orucu etki­lemez ve oruçlunun orucunu bozmaz. (M. Edip
    Gilgil, İthaf,
    3/58.)







+ Yorum Gönder
Git 12 Son