Konusunu Oylayın.: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?
  1. 06.Ocak.2013, 18:40
    13
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?

    reklam


    Cevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir? isimli yazı www.Mumsema.comCevap: Şafi mezhebine göre oruç ile ilgili hükümler nelerdir?
    M) Ramazan Orucunun Kazası

    Kasıtlı olarak veya önceki sayfalarda belirtilen
    sebeplerden dolayı rama­zan orucunu tutamadığı için kaza etmesi gereken bir
    kişi; tutamamış olduğu günlerin orucunu, nafile oruç tutmanın mubah olduğu
    günlerde kaza eder. Bu kazaları, oruç tutmanın caiz olmadığı günlerde ifa etmesi
    geçerli olmaz.

    Meselâ ramazan bayramının birinci gününde, kurban
    bayramının da her dört gününde bu orucu tutamaz. Bu kazaları, farz bir oruç için
    tahsis edilmiş olan bir zamanda da meselâ içinde bulunulan ramazan ayında
    tutamaz. Bu kazalar, günü belirlenmiş adak oruçlarının günlerinde ifa edilirse
    geçerli ol­mazlar.Örneğin zilkade ayının ilk on gününde oruç tutmayı adayan
    kişi, zimme­tindeki ramazan orucunun kazasını bu on gün içinde ifa edemez.

    Hanefî mezhebine göre kişinin geçen ramazan ayından kazaya kalan orucunu, oruç tutmayı adadığı günlerde tutması sahih olur. Adak orucunu ise başka günlerde kaza etmesi gerekir. Şundan ki; adaklar
    zaman, mekân ve nesnelerle tayin edilmezler. Buna göre bir kişi, recep ayında oruç tutmayı adarsa, bu orucu receb ayında tutmadığı takdirde şaban ayında tutabilir. Ay­nı şekilde bir altını falan yerde
    sadaka olarak vermeyi adayan kişi, o altının yerine başka bir altını başka bir yerde sadaka olarak verebilir.


    Bir kişi, içinde bulunduğu ramazan ayının tutamamış olduğu günlerinin orucunu, yine ramazan ayı içinde kaza edemez. Çünkü ramazan ayı, sadece ramazan orucunun edası için tahsis edilmiş bir zamandır,
    kaza için tahsis edil­miş değildir. Dolayısıyla bu ay, ramazan orucunun
    edasından başka bir oru­cu kabul etmez.Şu halde bir kişi, hazırdaki ramazan
    ayını veya bu ayın birkaç gününü, geçen ramazan ayında tutamadığı günlerin
    yerine kaza olarak tutmaya niyet ederse, tuttuğu oruç ne hazırdaki ramazan
    orucunun yerine ne de geçen ra­mazanın kazası yerine geçer. Hazırdaki ramazan
    orucunun yerine geçmez. Çünkü bu oruca niyet etmemiştir. Geçen ramazanın kazası
    yerine de geçmez. Zira hazırdaki ramazan ayı, kendi orucundan başka bir orucu kabul et­mez.

    Hanefî mezhebine göre bir kişi, kazaya kalmış geçmiş ramazanın orucu­nu hazırdaki ramazan ayında tutarsa, bu orucu hazırdaki ramazan orucu ye­rine geçer. Çünkü bu zaman hazırdaki ramazan
    orucuna tahsis edilmiştir. Başka bir orucu kabul etmez. Bugünlerde oruç tutarken niyet
    esnasında han­gi orucun kastedildiğini belirtmek şart değildir.


    Şek gününde nafile oruç tutmak sahih olduğu için, o günde kaza orucu da tutulabilir. Ramazan orucu kaza edilirken aya değil de güne itibar edilir. Meselâ ramazan orucunu baştan sona tutmayan bir kişi, otuz
    gün çekmiş olan bu ramazan orucunu, söz gelimi muharrem ayının birinci gününden
    başlaya­rak kaza eder ve sonuna kadar devam ederse; bu ay yirmi dokuz gün
    çektiği takdirde bir gün daha kaza etmesi gerekir.Üzerinde kaza orucu bulunan
    kişinin, zimmetten kurtulmak için bu kaza oruçlarını tutmakta acele etmesi ve
    başladıktan sonra da peş peşe sürdürme­si müstehap olur. Böyle yapmaz da kaza
    oruçlarını tutmayı geciktirir veya peş peşe değil de aralıklı olarak tutarsa,
    sahih olmakla birlikte menduba muhale­fet etmiş olur.

    Hanefî mezhebine göre ramazanın tutulmayan veya bozulan orucunu, belli bir vakte bağlı olmaksızın geniş zaman içinde kaza etmek vaciptir. Kaza­ları ikinci ramazanın girişine kadar erteleyen kişi günahkâr olmaz.

    Yalnız meşru mazereti olmaksızın ramazan orucunu
    kasten bozan kişi­nin bunu acilen kaza etmesi vaciptir. Ayrıca bir sonraki
    ramazana, geçen ra­mazandan kazaya kalmış günler sayısınca yaklaşılmış ise, bu
    takdirde kaza­ya kalan oruçları acilen tutmak da vacip olur. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/187)

    Zimmetinde ramazan orucunun kazası bulunan kişinin
    bu orucunu kaza etmeden nafile oruç tutması mekruhtur.Bir kişi zimmetinde
    bulunan kaza oruçlarını tutmaz da ikinci ramazan ayı girerse, bu durumda kazaya
    ek olarak fidye vermesi de gerekir. Fidye, her bir günün orucu için bir fakire
    yemek yedirmektir.

    Hanefî mezhebine göre bir sonraki ramazan ayı girinceye kadar kaza oruçlarını tutmamış olan kişinin fidye vermesi gerekmez. Bu geciktirme bir mazeretten ötürü olsa da olmasa da aynı hükme tâbidir.

    Fidye ancak ikinci ramazanın girişinden önce kaza
    etme imkânı bulup da kaza etmeyen kişinin üzerine vacip olur. Kaza etme imkânını
    bulmadan bir sonraki ramazan ayına girilse bile fidye vermek gerekmez. Kaza
    oruçlarını tu­tamamış olan kişinin fidye borcu, yılların tekerrürü ile
    katlanarak artar.

    N) Ramazan Orucunun Kefareti

    Ramazan orucunu, kefareti gerekli kılacak şekilde
    bozan kişinin kefaret vermesi gerekir. Bu kefaret de, mümin bir köleyi
    hürriyetine kavuşturmaktır. Ancak zamanımızda kölelik müessesesi yaşamadığından
    bu maddeyle ilgili detayların verilmesine gerek görülmemiştir. Köle bulamayan
    kişinin peş peşe iki ay oruç tutması gerekir. Bunun için kamerî bir ayın başında
    oruca başlayan kişi, hilâl itibariyle bu ve bundan sonraki ayı baştan sona
    oruçlu olarak geçirir.Kamerî bir ayın içinde kefaret orucuna başlayan bir kişi,
    içinde bulundu­ğu geri kalan kısmını ve bir sonraki ayın tamamını oruçlu olarak
    geçirir. Üçün­cü ayda da, ilk ayda tuttuğu günlerin sayısını otuza tamamlayacak
    kadar oruç tutar. Kefarete ek olarak bozduğu günün orucunu da kaza eder.Kefaret
    için tutulan iki aylık orucun peş peşe tutulması zorunludur. Bu arada hastalık,
    çocuk emzirmek ve seferîlik gibi meşru bir mazeretle de olsa oruç bozulduğu
    takdirde, o güne kadar tutulmuş olan oruçlar nafile yerine ge­çer. Süreklilik
    şartının ihlâl edilmiş olması nedeniyle iki aylık kefaret orucuna yeniden
    başlamak gerekir.Ancak kefaret orucu tutmakta olan kadın, hayız veya nifas
    kanaması gör­meye başlarsa oruca ara verir. Kanama sona erip de temizlik
    dönemine girin­ce, kaldığı yerden oruca devam eder. Bu kanamalar sebebiyle
    meydana ge­len fasılalar, kefaret orucundaki süreklilik şartını ihlâl etmez.(Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/1741.)

    Şunu da belirtelim ki; Hanbelî mezhebine göre
    seferîlik gibi meşru bir ma­zeret dolayısıyla kefaret orucuna ara verilirse, bu
    fasıla, süreklilik şartını ihlâl etmez. Dolayısıyla iki aylık kefaret orucuna
    kalındığı yerden devam edilir; ye­ni baştan başlamak gerekmez. (Cezîrî, Mezâhib, 1/579.)

    Şiddetli bir meşakkat, aşırı derecede zorlanma ve benzeri sebeplerden ötürü iki ay süreyle oruç tutmaya güç yetiremeyen kişinin altmış fakire yemek yedirmesi vacip olur. Bu üç şık arasındaki sırayı gözetmek
    vacip olduğu gibi bu üçünden birini yaparken de yükümlünün bunu kefaret kastıyla
    yaptığına niyet etmesi de şarttır. Ashâb-ı kiramdan Ebû Hüreyre'nin (r.a) şu rivayeti buna dayanak teşkil etmektedir:"Adamın biri Resûlullah'a (s.a.v) gelerek dedi ki:

    'Ey Allah'ın Resulü mahvoldum!'

    'Seni mahveden nedir?'


    'Ramazanda (gündüzleyin) eşimle cinsel ilişkide
    bulundum.'

    'Bir köle azat edecek kadar mal bulabilir
    misin?'


    'Hayır.'

    'Altmış düşküne yedirecek kadar yiyecek bulabilir
    misin?'


    'Hayır.'

    Adam böyle dedikten sonra oturdu. Resûlullah
    (s.a.v) ona, içinde hurma bulunan bir zenbil getirdi ve şöyle buyurdu: İşte bunu sadaka olarak
    dağıt'


    'Bizden daha yoksul birine mi vereceğim? Allah'a
    yemin ederim ki, Medi­ne'nin iki ucu arasında bu hurmalara bizden daha fazla
    ihtiyacı olan bir aile yoktur!'

    Adamın böyle demesi üzerine Resûlullah (s.a.v), ön
    dişleri görününceye kadar güldü ve sonra şöyle buyurdu: 'Git de
    bunları ailene yedir, '" (Buhârî, Savm, 30; Müslim,
    Sıyâm, 81)


    Kefaret ödemesi gereken kişinin,vermekle yükümlü olduğu kefaret yiye­cek ve gıdalarını, geçimlerinden sorumlu olduğu ev halkına yedirebileceği bu hadis-i şeriften anlaşılmaktaysa da bu hükmün, soruyu Resûlullah'a (s.a.v) soran o kişiye mahsus olduğu fıkıh kitaplarında ifade edilmektedir. Çünkü ke­farette farz olan, kişinin kendi ev halkı dışındaki altmış fakire belli miktarda yi­yecek vermesidir.Kefaret için fakirlerden her birine, fıtır sadakasında verilmesi uygun olan buğday ve benzeri o beldenin yiyecek maddelerinden çoğunlukla tüketileni hangisi ise onun verilmesi şarttır. Verilen gıda maddesinin fakire mülk olarak verilmesi gerekir. Bu miktardaki gıda maddesini yemek yapıp fakire yedirmek, kefaret yerine geçmez. Meselâ bu gıda
    maddesini öğle ve akşam yemeği ya­parak fakire yedirmek, kefaret ödenmesi açısından yeterli olmaz.

    Hanefî mezhebine göre kefaret için altmış fakiri, iki öğle veya iki akşam yemeğinde yahut bir iftarla sahur yemeğinde yemek yedirerek doyurmak ye­terli olur. Ya da her birine 1,5 kg. buğday veya her sene Diyanet İşleri Baş­kanlığı'nca ilân edilen fitre miktarınca sadaka vermek yeterli olur. Kendilerine kefaret verilen fakirler arasında, kefaret veren kişinin usul ve fürûu; annesi, ni­nesi, babası, dedesi, oğlu, kızı ve torunları gibi yakınları ile eşinin bulunma­ması gerekir.

    Kefaret olarak kendilerine gıda maddesi verilen
    fakirler arasında, geçim­leri kefaret yükümlüsü tarafından karşılanmakta olan
    kişilerin bulunmaması gerekir. Ama kefaret vermekle yükümlü olan kişinin yerine
    başkası onun ke­faretini veriyorsa, kefaret için gıda maddesi alan fakirler
    arasında, geçimini kefaret yükümlüsünün sağlamakta olduğu kişilerin bulunması,
    verilen kefare­tin sahih olmasına engel teşkil etmez.Kefareti gerektiren
    davranışlar kaç gün işlenmiş ise o günler sayısınca kefaret vermek gerekir.

    Hanefî mezhebine göre ister aynı günde ister ayrı ayrı günlerde olsun, is­ter aynı ramazanda ister farklı senelerin ramazanlarında olsun, kefaret gerek­tiren davranışların tekrarı nedeniyle kefaret tekrar etmez. Ancak kefaret ge­rektiren davranışlardan birini işleyen kişi, bu davranışın kefaretini öder; sonra da kefareti gerektiren ikinci bir davranışta bulunursa, bu tekrarı aynı günde ise önceki kefaret ikisi için
    de yeterli olur. Bu tekrarı ayrı günlerdeyse, birincinin kefaretini ödemiş olsa bile ikincisi için de bir kefaret ödemesi gerekir. Zahir ri­vayete göre kefaret, cinsel ilişki sebebiyle vacip olmuşsa tekerrür eder, aksi halde tekerrür etmez. (Cezîrî, Mezâhib, 1/581)


    Kefaret gerektiren davranışlar aynı günde birkaç
    kez tekrarlansa bile, yal­nız bir kefaret vermek vacip olur. Kefaret gerektiren
    davranış, birinci kefaretin ödenmesinden sonra vuku bulsa bile yine tek bir
    kefaret vacip olur.Söz gelimi ramazanda gündüzleyin oruçlu iken bir kişi eşiyle
    defalarca cinsel ilişkide bulunur da birinci ilişkiden hemen sonra kefaretini
    öderse, bun­dan sonra günün kalan kısmında oruçlu gibi davranmaması her ne kadar
    gü­nah ise de, müteakip ilişkilerinden ötürü kendisine ek kefaret
    gerekmez.Kefaret ödemesi gereken bir kişi, bütün çeşitleriyle kefareti vermekten
    âciz kalırsa, imkân buluncaya kadar o kefaret, kendisinin zimmetinde borç olarak
    durur.Hanbelî mezhebine göre bir kişi, kefaretin kendisine vacip olduğu anda
    bütün çeşitleri ile kefareti ödemekten âciz ise, daha sonra imkân bulsa bile
    ke­faret, artık onun zimmetinden düşmüş olduğu için bir daha kefaretle yükümlü
    olmaz. (a.g.e., 1/581.)



  2. 06.Ocak.2013, 18:40
    13
    Hadimul Müslimin
    reklam


    M) Ramazan Orucunun Kazası

    Kasıtlı olarak veya önceki sayfalarda belirtilen
    sebeplerden dolayı rama­zan orucunu tutamadığı için kaza etmesi gereken bir
    kişi; tutamamış olduğu günlerin orucunu, nafile oruç tutmanın mubah olduğu
    günlerde kaza eder. Bu kazaları, oruç tutmanın caiz olmadığı günlerde ifa etmesi
    geçerli olmaz.

    Meselâ ramazan bayramının birinci gününde, kurban
    bayramının da her dört gününde bu orucu tutamaz. Bu kazaları, farz bir oruç için
    tahsis edilmiş olan bir zamanda da meselâ içinde bulunulan ramazan ayında
    tutamaz. Bu kazalar, günü belirlenmiş adak oruçlarının günlerinde ifa edilirse
    geçerli ol­mazlar.Örneğin zilkade ayının ilk on gününde oruç tutmayı adayan
    kişi, zimme­tindeki ramazan orucunun kazasını bu on gün içinde ifa edemez.

    Hanefî mezhebine göre kişinin geçen ramazan ayından kazaya kalan orucunu, oruç tutmayı adadığı günlerde tutması sahih olur. Adak orucunu ise başka günlerde kaza etmesi gerekir. Şundan ki; adaklar
    zaman, mekân ve nesnelerle tayin edilmezler. Buna göre bir kişi, recep ayında oruç tutmayı adarsa, bu orucu receb ayında tutmadığı takdirde şaban ayında tutabilir. Ay­nı şekilde bir altını falan yerde
    sadaka olarak vermeyi adayan kişi, o altının yerine başka bir altını başka bir yerde sadaka olarak verebilir.


    Bir kişi, içinde bulunduğu ramazan ayının tutamamış olduğu günlerinin orucunu, yine ramazan ayı içinde kaza edemez. Çünkü ramazan ayı, sadece ramazan orucunun edası için tahsis edilmiş bir zamandır,
    kaza için tahsis edil­miş değildir. Dolayısıyla bu ay, ramazan orucunun
    edasından başka bir oru­cu kabul etmez.Şu halde bir kişi, hazırdaki ramazan
    ayını veya bu ayın birkaç gününü, geçen ramazan ayında tutamadığı günlerin
    yerine kaza olarak tutmaya niyet ederse, tuttuğu oruç ne hazırdaki ramazan
    orucunun yerine ne de geçen ra­mazanın kazası yerine geçer. Hazırdaki ramazan
    orucunun yerine geçmez. Çünkü bu oruca niyet etmemiştir. Geçen ramazanın kazası
    yerine de geçmez. Zira hazırdaki ramazan ayı, kendi orucundan başka bir orucu kabul et­mez.

    Hanefî mezhebine göre bir kişi, kazaya kalmış geçmiş ramazanın orucu­nu hazırdaki ramazan ayında tutarsa, bu orucu hazırdaki ramazan orucu ye­rine geçer. Çünkü bu zaman hazırdaki ramazan
    orucuna tahsis edilmiştir. Başka bir orucu kabul etmez. Bugünlerde oruç tutarken niyet
    esnasında han­gi orucun kastedildiğini belirtmek şart değildir.


    Şek gününde nafile oruç tutmak sahih olduğu için, o günde kaza orucu da tutulabilir. Ramazan orucu kaza edilirken aya değil de güne itibar edilir. Meselâ ramazan orucunu baştan sona tutmayan bir kişi, otuz
    gün çekmiş olan bu ramazan orucunu, söz gelimi muharrem ayının birinci gününden
    başlaya­rak kaza eder ve sonuna kadar devam ederse; bu ay yirmi dokuz gün
    çektiği takdirde bir gün daha kaza etmesi gerekir.Üzerinde kaza orucu bulunan
    kişinin, zimmetten kurtulmak için bu kaza oruçlarını tutmakta acele etmesi ve
    başladıktan sonra da peş peşe sürdürme­si müstehap olur. Böyle yapmaz da kaza
    oruçlarını tutmayı geciktirir veya peş peşe değil de aralıklı olarak tutarsa,
    sahih olmakla birlikte menduba muhale­fet etmiş olur.

    Hanefî mezhebine göre ramazanın tutulmayan veya bozulan orucunu, belli bir vakte bağlı olmaksızın geniş zaman içinde kaza etmek vaciptir. Kaza­ları ikinci ramazanın girişine kadar erteleyen kişi günahkâr olmaz.

    Yalnız meşru mazereti olmaksızın ramazan orucunu
    kasten bozan kişi­nin bunu acilen kaza etmesi vaciptir. Ayrıca bir sonraki
    ramazana, geçen ra­mazandan kazaya kalmış günler sayısınca yaklaşılmış ise, bu
    takdirde kaza­ya kalan oruçları acilen tutmak da vacip olur. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/187)

    Zimmetinde ramazan orucunun kazası bulunan kişinin
    bu orucunu kaza etmeden nafile oruç tutması mekruhtur.Bir kişi zimmetinde
    bulunan kaza oruçlarını tutmaz da ikinci ramazan ayı girerse, bu durumda kazaya
    ek olarak fidye vermesi de gerekir. Fidye, her bir günün orucu için bir fakire
    yemek yedirmektir.

    Hanefî mezhebine göre bir sonraki ramazan ayı girinceye kadar kaza oruçlarını tutmamış olan kişinin fidye vermesi gerekmez. Bu geciktirme bir mazeretten ötürü olsa da olmasa da aynı hükme tâbidir.

    Fidye ancak ikinci ramazanın girişinden önce kaza
    etme imkânı bulup da kaza etmeyen kişinin üzerine vacip olur. Kaza etme imkânını
    bulmadan bir sonraki ramazan ayına girilse bile fidye vermek gerekmez. Kaza
    oruçlarını tu­tamamış olan kişinin fidye borcu, yılların tekerrürü ile
    katlanarak artar.

    N) Ramazan Orucunun Kefareti

    Ramazan orucunu, kefareti gerekli kılacak şekilde
    bozan kişinin kefaret vermesi gerekir. Bu kefaret de, mümin bir köleyi
    hürriyetine kavuşturmaktır. Ancak zamanımızda kölelik müessesesi yaşamadığından
    bu maddeyle ilgili detayların verilmesine gerek görülmemiştir. Köle bulamayan
    kişinin peş peşe iki ay oruç tutması gerekir. Bunun için kamerî bir ayın başında
    oruca başlayan kişi, hilâl itibariyle bu ve bundan sonraki ayı baştan sona
    oruçlu olarak geçirir.Kamerî bir ayın içinde kefaret orucuna başlayan bir kişi,
    içinde bulundu­ğu geri kalan kısmını ve bir sonraki ayın tamamını oruçlu olarak
    geçirir. Üçün­cü ayda da, ilk ayda tuttuğu günlerin sayısını otuza tamamlayacak
    kadar oruç tutar. Kefarete ek olarak bozduğu günün orucunu da kaza eder.Kefaret
    için tutulan iki aylık orucun peş peşe tutulması zorunludur. Bu arada hastalık,
    çocuk emzirmek ve seferîlik gibi meşru bir mazeretle de olsa oruç bozulduğu
    takdirde, o güne kadar tutulmuş olan oruçlar nafile yerine ge­çer. Süreklilik
    şartının ihlâl edilmiş olması nedeniyle iki aylık kefaret orucuna yeniden
    başlamak gerekir.Ancak kefaret orucu tutmakta olan kadın, hayız veya nifas
    kanaması gör­meye başlarsa oruca ara verir. Kanama sona erip de temizlik
    dönemine girin­ce, kaldığı yerden oruca devam eder. Bu kanamalar sebebiyle
    meydana ge­len fasılalar, kefaret orucundaki süreklilik şartını ihlâl etmez.(Zühaylî, el-Fıkhü'l-İslâmî, 3/1741.)

    Şunu da belirtelim ki; Hanbelî mezhebine göre
    seferîlik gibi meşru bir ma­zeret dolayısıyla kefaret orucuna ara verilirse, bu
    fasıla, süreklilik şartını ihlâl etmez. Dolayısıyla iki aylık kefaret orucuna
    kalındığı yerden devam edilir; ye­ni baştan başlamak gerekmez. (Cezîrî, Mezâhib, 1/579.)

    Şiddetli bir meşakkat, aşırı derecede zorlanma ve benzeri sebeplerden ötürü iki ay süreyle oruç tutmaya güç yetiremeyen kişinin altmış fakire yemek yedirmesi vacip olur. Bu üç şık arasındaki sırayı gözetmek
    vacip olduğu gibi bu üçünden birini yaparken de yükümlünün bunu kefaret kastıyla
    yaptığına niyet etmesi de şarttır. Ashâb-ı kiramdan Ebû Hüreyre'nin (r.a) şu rivayeti buna dayanak teşkil etmektedir:"Adamın biri Resûlullah'a (s.a.v) gelerek dedi ki:

    'Ey Allah'ın Resulü mahvoldum!'

    'Seni mahveden nedir?'


    'Ramazanda (gündüzleyin) eşimle cinsel ilişkide
    bulundum.'

    'Bir köle azat edecek kadar mal bulabilir
    misin?'


    'Hayır.'

    'Altmış düşküne yedirecek kadar yiyecek bulabilir
    misin?'


    'Hayır.'

    Adam böyle dedikten sonra oturdu. Resûlullah
    (s.a.v) ona, içinde hurma bulunan bir zenbil getirdi ve şöyle buyurdu: İşte bunu sadaka olarak
    dağıt'


    'Bizden daha yoksul birine mi vereceğim? Allah'a
    yemin ederim ki, Medi­ne'nin iki ucu arasında bu hurmalara bizden daha fazla
    ihtiyacı olan bir aile yoktur!'

    Adamın böyle demesi üzerine Resûlullah (s.a.v), ön
    dişleri görününceye kadar güldü ve sonra şöyle buyurdu: 'Git de
    bunları ailene yedir, '" (Buhârî, Savm, 30; Müslim,
    Sıyâm, 81)


    Kefaret ödemesi gereken kişinin,vermekle yükümlü olduğu kefaret yiye­cek ve gıdalarını, geçimlerinden sorumlu olduğu ev halkına yedirebileceği bu hadis-i şeriften anlaşılmaktaysa da bu hükmün, soruyu Resûlullah'a (s.a.v) soran o kişiye mahsus olduğu fıkıh kitaplarında ifade edilmektedir. Çünkü ke­farette farz olan, kişinin kendi ev halkı dışındaki altmış fakire belli miktarda yi­yecek vermesidir.Kefaret için fakirlerden her birine, fıtır sadakasında verilmesi uygun olan buğday ve benzeri o beldenin yiyecek maddelerinden çoğunlukla tüketileni hangisi ise onun verilmesi şarttır. Verilen gıda maddesinin fakire mülk olarak verilmesi gerekir. Bu miktardaki gıda maddesini yemek yapıp fakire yedirmek, kefaret yerine geçmez. Meselâ bu gıda
    maddesini öğle ve akşam yemeği ya­parak fakire yedirmek, kefaret ödenmesi açısından yeterli olmaz.

    Hanefî mezhebine göre kefaret için altmış fakiri, iki öğle veya iki akşam yemeğinde yahut bir iftarla sahur yemeğinde yemek yedirerek doyurmak ye­terli olur. Ya da her birine 1,5 kg. buğday veya her sene Diyanet İşleri Baş­kanlığı'nca ilân edilen fitre miktarınca sadaka vermek yeterli olur. Kendilerine kefaret verilen fakirler arasında, kefaret veren kişinin usul ve fürûu; annesi, ni­nesi, babası, dedesi, oğlu, kızı ve torunları gibi yakınları ile eşinin bulunma­ması gerekir.

    Kefaret olarak kendilerine gıda maddesi verilen
    fakirler arasında, geçim­leri kefaret yükümlüsü tarafından karşılanmakta olan
    kişilerin bulunmaması gerekir. Ama kefaret vermekle yükümlü olan kişinin yerine
    başkası onun ke­faretini veriyorsa, kefaret için gıda maddesi alan fakirler
    arasında, geçimini kefaret yükümlüsünün sağlamakta olduğu kişilerin bulunması,
    verilen kefare­tin sahih olmasına engel teşkil etmez.Kefareti gerektiren
    davranışlar kaç gün işlenmiş ise o günler sayısınca kefaret vermek gerekir.

    Hanefî mezhebine göre ister aynı günde ister ayrı ayrı günlerde olsun, is­ter aynı ramazanda ister farklı senelerin ramazanlarında olsun, kefaret gerek­tiren davranışların tekrarı nedeniyle kefaret tekrar etmez. Ancak kefaret ge­rektiren davranışlardan birini işleyen kişi, bu davranışın kefaretini öder; sonra da kefareti gerektiren ikinci bir davranışta bulunursa, bu tekrarı aynı günde ise önceki kefaret ikisi için
    de yeterli olur. Bu tekrarı ayrı günlerdeyse, birincinin kefaretini ödemiş olsa bile ikincisi için de bir kefaret ödemesi gerekir. Zahir ri­vayete göre kefaret, cinsel ilişki sebebiyle vacip olmuşsa tekerrür eder, aksi halde tekerrür etmez. (Cezîrî, Mezâhib, 1/581)


    Kefaret gerektiren davranışlar aynı günde birkaç
    kez tekrarlansa bile, yal­nız bir kefaret vermek vacip olur. Kefaret gerektiren
    davranış, birinci kefaretin ödenmesinden sonra vuku bulsa bile yine tek bir
    kefaret vacip olur.Söz gelimi ramazanda gündüzleyin oruçlu iken bir kişi eşiyle
    defalarca cinsel ilişkide bulunur da birinci ilişkiden hemen sonra kefaretini
    öderse, bun­dan sonra günün kalan kısmında oruçlu gibi davranmaması her ne kadar
    gü­nah ise de, müteakip ilişkilerinden ötürü kendisine ek kefaret
    gerekmez.Kefaret ödemesi gereken bir kişi, bütün çeşitleriyle kefareti vermekten
    âciz kalırsa, imkân buluncaya kadar o kefaret, kendisinin zimmetinde borç olarak
    durur.Hanbelî mezhebine göre bir kişi, kefaretin kendisine vacip olduğu anda
    bütün çeşitleri ile kefareti ödemekten âciz ise, daha sonra imkân bulsa bile
    ke­faret, artık onun zimmetinden düşmüş olduğu için bir daha kefaretle yükümlü
    olmaz. (a.g.e., 1/581.)






+ Yorum Gönder
Git İlk 12