Konusunu Oylayın.: Eşimin çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor oruca dayanamıyor

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Eşimin çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor oruca dayanamıyor
  1. 26.Temmuz.2012, 21:43
    1
    Misafir

    Eşimin çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor oruca dayanamıyor






    Eşimin çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor oruca dayanamıyor Mumsema eşim tekstilde ütücü olarak çalışıyor çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor bu güne kadar hiç orucunu bırakmadı yanlız son üç gündür artık dayanamıyor sabah 8 den akşam 7 ye kadar çalışmak zorunda sanırım artık tutamayacak ama çok üzülüyor lütfen bize bir yol gösterin vicdan azabı duyuyor ama dayanamıyor ne yapması lazım lütfen cevap


  2. 26.Temmuz.2012, 21:43
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    eşim tekstilde ütücü olarak çalışıyor çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor bu güne kadar hiç orucunu bırakmadı yanlız son üç gündür artık dayanamıyor sabah 8 den akşam 7 ye kadar çalışmak zorunda sanırım artık tutamayacak ama çok üzülüyor lütfen bize bir yol gösterin vicdan azabı duyuyor ama dayanamıyor ne yapması lazım lütfen cevap


    Benzer Konular

    - Eşimin yalan söylememesi için ne yapabilirim onun için dua varmı

    - İslamiyet doğduğu ortam ekonomik ortam nasıldı?

    - Sıcak günler için pratik serinletici - Meyveli Jöle

    - Bazı hadislerde Cehennemin sıcaklığı bizim ateşimizden yetmiş kat daha sıcak olduğu ifade edilmekted

    - Bir kimse, Ramazan ayı içerisinde, "Yarın zor bir işe gideceğim, hava da çok sıcak" deyip

  3. 27.Temmuz.2012, 00:29
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Eşimin çalıştığı ortam çok sıcak olduğu için çok zorluk çekiyor oruca dayanamı




    Orucu Ertelemeyi Veya Başlanmış Orucu Bozmayı Mubah Kılan Özürler

    a) Genel olarak:
    Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutma*yan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Rama*zan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.
    Öte yandan, başlanmış bir farz veya va*cip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi
    boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.
    Başlanmış nafile orucu özürsüz bozmak Hanefîler'e ve Mâlikîler'e göre günahtır ve kazası gerekir; kaza etmenin hükmü Hane*fîler'e göre vacip, Mâlikîler'e göre farzdır; İmâm Mâlik'ten kaza etmek gerekmediği de rivayet olunmuştur. (Şu kadar var ki, misafirlik ve ziyafete davet edilme durum*ları da nafile orucu bozma hususunda özür sayılmıştır). Şafiîler'e ve Hanbelîler'e göre ise, nafile orucu tamamlamak müstehap olmakla beraber, bozulması günah değildir ve kazası gerekmez; bununla birlikte, Han-belî mezhebinde kaza edilmesi de | müstehap sayılmıştır.
    b) Geçerli özürler:
    Aşağıda muayyen vakitli bir farz veya vâ- I cip orucu (özellikle Ramazan orucunu) ertelemeyi yahut başlanmış olan böyle bir | orucu bozmayı mubah kılan özürler sayıla*caktır. Bu durumlarda oruç tutmayan veya orucunu bozan kişinin, (6. maddede belirti*lecek olan fidye verme durumu hariç) oruç- I larını bir güne karşılık bir gün şeklinde kaza | etmesi gerekir.
    1-Yolculuk:
    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Sizden her I kim hasta olur yahut yolculuk halinde bu- I lunursa (tutamadığı günler kadar) başka günlerde kaza eder" (el-Bakara 2/184, 185) ]buyurulmuştur. Bu sebeple bütün bilginler | dinen yolcu hükmünde olan kişinin, Rama- I zan orucunu kazaya bırakabileceği husu*sunda fikirbirliği etmişlerdir (Yolcu hük*münde sayılma hakkında bk. SEFERİLİK).
    Yolcu (seferî) olan bir kimse geceden

    oruca niyet edip oruca başladıktan sonra, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre isterse orucunu bozabilir ve onu kaza eder; Hane-fîler'e ve Mâlikîlere göre orucunu tamam*laması gerekir, bozarsa Hanefîler'e göre yalnız kaza, Mâİİkîler'e göre hem kaza hem keffâret gerekir. Oruca güç yetiremeyecek duruma gelmesi ise başkadır; bu durumda -aşağıda görüleceği üzere- yolcu olmasa da kişi orucunu bozabilir.
    Yolculuğa çıkacak ve bu sebeple orucunu erteleyecek kişi, geceden oruca niyet et*mez. Oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kişinin -Hanbelîler dışındaki üç mez*hebe göre- orucunu tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, yola çıktıktan sonra oru*cunu bozan kişiye Hanefîler'e ve Mâİİkîler'e göre keffâret gerekmez, sadece o günün kazası gerekir. Şâfiîler'e göre keffâreti gerektirici fiil ile (cinsi temas ile) bozmuşsa keffâret, bunun dışında bir fiil ile bozmuş ise yalnız kaza gerekir. Hanbelîler'e göre ise böyle bir durumda, zorunlu olmamakla beraber orucu tamamlamak efdaldir, bo*zarsa yalnız kaza eder.
    Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, Hanbelîler'e göre yolculuk hali hem oruç tutmamayı hem başlanmış orucu açmayı, diğer üç mezhebe göre sadece oruç tut*mamayı mubah kılan bir özürdür. Bununla birlikte başlanmış oruç yolculuk dolayısıyla bozulursa Şâfiîler'de ve Mâlikîler'de keffâret hükmü bakımından şu ayırım önem taşır: a) Eğer yolcu (seferî) hükümle*rine tabi olduğu halde geceden oruca niyet edip oruca başlamış ve sonra bozmuşsa Mâİİkîler'e göre kaza ile birlikte keffâret gerekir; Şâfiîler'e göre keffâret gerekmez, b) eğer oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkmış ve orucunu bozmuşsa Şâfiîler'e göre
    (keffâreti gerektiren fiil yani cinsî temas söz konusu ise) kaza ile birlikte keffâret gerekir, Mâİİkîler'e göre keffâret gerek*mez. Hanefîler'e gelince, her iki durumda orucunu bozmaması gerekirse de, bozması halinde keffâret gerekmez, sadece kaza eder.
    Oruç süresi içinde yolculuk durumu sona eren (mukim haline gelen) kişi iftar vaktine kadar oruç yasaklarına riâyet etmelidir. (Mezheplerin görüşleri aşağıda "özürlü Kişilerle İlgili Bazı Hükümler" başlığı altın*da belirtilecektir).
    Yolcunun, şayet sıkıntı vermeyecekse oruç tutması, sıkıntı verecekse orucunu ertelemesi Hanefî, Şafiî ve Mâlikî mezhep*lerine göre daha faziletlidir. Hanbelî mez*hebine göre yolcunun oruç tutmaması daha üstündür. Herhalukârda yolcu oruç tutarsa üzerinden borç düşer.
    Şafiî mezhebinde sürekli seyahat eden kişiler için yolculuk hali orucu erteleme sebebi sayılmamıştır. Böyle kimseler, canı*na bir zarar gelmesi yahut ağır bir hastalığa tutulma tehlikesi olmadıkça sefer sebebiy*le oruçlarını erteleyemezler.
    Yolcunun, ramazanda nafile oruca niyet etmesi halinde, bu oruç dört mezhebe göre geçersizdir. Başka bir vacip oruca niyet ederse, Hanefîler'e göre geçerli, diğer üç mezhebe göre yine geçersizdir.
    2- Hastalık:
    Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırak*mayı mubah kılan bir özür olarak anılmış*tır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri par*mağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsam*da düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki has*talık kasdedilmiştir.
    Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyi*leşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve baş*lanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruh*tur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.
    Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa has*talanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve oru*cunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol aça*cağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.
    Oruç tutmayacak hastanın kendisine ta*nınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yarar*lanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gerek*lidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.
    3- Gebelik ve süt analık:
    Şayet oruç tutmasının kendisine yahut
    çocuğuna zarar vereceğinden endişe eder*se gebe veya emzikli kadın orucunu ertele*yebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bil*ginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,
    50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).

    Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelî*ler'e göre gerek gebe gerekse emzikli ka*dın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir

    4- Şiddetli açlık ve susuzluk:

    Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk his*setmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, -canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılma*ması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam etmek haramdır.

    5-Âdet görme ve lohusalık:

    Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görme*ye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir
    6-Yaş büyüklüğü:
    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutma*ya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyu*racak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tut*mayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerek*se iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
    Ramazanda oruç tutmaya gücü yetme*yip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.
    Bilginler oruç tutacak güce sahip olma*yan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden

    borç düşer ve fidye vermeye gerek olmaz (ayrıca bk. İSKAT). 7-İkrah:
    öldürülme veya bir organının telef edil*mesi tehdidi altında bulunan kişinin orucu*nu açması bilginlerin çoğunluğuna göre caizdir. Esasen normal durumlarda böyle hayati bir tehlike kuvvetle muhtemel oldu*ğu halde kişinin orucuna devam etmesi haram ise de, ikrah halinde konuya daha çok şu açıdan bakılmıştır: Kişi dinindeki metanetini göstermek ve dini tüm değerle*rin üstünde tutmak için direnmiş ve bu uğurda canını kaybetmiş olursa, günah işlemiş sayılmaz, aksine sevap kazanır; çünkü "dinin korunması" ilkesi "canın ko*runması" ilkesinden önce gelir. Cebir kulla*nılması halinde zaten kişinin seçim imkânı bulunmadığından, orucunun bozulmasın*dan ötürü kendisi günahkâr olmaz, ancak, kaza etmesi gerekir. Şâfiîler'de cebir du*rumunda kaza gerekmez; böyle kimsenin orucu bozulmamış sayılır.
    8- Savaş:
    Hanefî fıkhına ait eserlerde, oruç tut*mamayı mubah kılan özürler sayılırken yolcu hükümlerine tabi olmasa da savaşta düşman karşısında zayıf düşmekten endişe eden müslümanın orucunu erteleyebilece*ği hususu da kaydedilir.
    Ağır işlerde çalışma, oruç tutmamanın mubahlığı hususunda başlıbaşına bir özür sayılmamıştır. Bazı bilginler bu durumdaki kişinin büyük bir zarara uğramayacaksa işini oruç süresince bırakması gerektiği, fakat zarara uğrayacaksa orucunu ertele*yebileceği kanaatindedir. Bazı bilginler de Bakara 2/184 âyetinden yola çıkarak böyle kimselerin çok ileri yaştaki kimseler gibi likle kaçınması gerektiği tüm İslâm bilgin*lerince kabul edilmekle beraber, orucu bozan durumlar, fakihlerin büyük çoğunlu-ğunca oruç yasakları {yeme, içme, cinsi temas) ile sınırlı sayılmıştır. Bununla birlik*te Evzaî ve Sevrî gibi bazı müçtehitler, gıybet etme ve yalan söyleme ile de orucun bozulacağına ve bu durumda orucun kaza edilmesi gerektiğine hükmetmişlerdir.
    Bilginlerin büyük çoğunluğuna göre, keffâreti gerektiren durumlarda ayrıca bozulan orucun kaza edilmesi de gerekir. Evzâî gibi bazı fakihlere göre, keffaretin yerine getirilmesi ile kaza vecibesi de ifa edilmiş olur, ayrıca kaza gerekmez; Şa*fiî'den nakledilen iki görüşten biri de bu yöndedir.

    "Orucun Şartları" başlığında belirtildiği üzere hayız (âdet görme) ve nifas (lohusa olma) hallerinde orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) vacip olmadığı gibi bu durumdaki hanımların oruç tutmaları ge*çerli de değildir. Buna göre oruç tutmakta olan bir hanım âdet görmeye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur; şayet bu oruç farz veya vacip türünden ise o günün orucunu daha sonra kaza eder. Yine aynı başlık altında işaret edildiği üzere, "akıl" Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre sıhhat (geçerlilik) şartıdır; dolayısıyla, oruç tutmakta olan kişinin şuurunu kaybetmesi (akıl hastalığına duçar olması) yahut gün boyunca baygın kalması ile orucu bozulur (kaza yükümlülüğü ile ilgili görüşler belirti*len başlıkta açıklanmıştır). Hanefîler'e göre ise gece niyet eden kişinin cinnet getirmesi ve baygınlık geçirmesi ile orucu bozulmuş olmaz.
    alıntı...

    ----------------------


    Bu özür sahiplerinden herhangi biri, özrü devam ederken ölürse tutamadıkları oruçlar için fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekmez. Özrü ortadan kalkıp tutamadığı oruçlarını kaza edecek kadar bir zamana yetişir de oruçları daha kaza etmeden ölürse bu oruçlar için malının üçte birinden fidye verilmesini vasiyet etmesi lâzımdır. (Ölenin varisi yoksa malının tamamından vasiyet eder.)
    Eğer vasiyet etmezse, varislerinin teberru olarak ölenin fidyesini vermesi caizdir.

    Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazanın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazanın içinde veya sonunda da verilebilir.
    İsterlerse fidyenin hepsini bir fakire topluca verir, ayrı ayrı fakirlere de verebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye gücü yetmiyorsa Allah'tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.
    diyanet...



  4. 27.Temmuz.2012, 00:29
    2
    Silent and lonely rains



    Orucu Ertelemeyi Veya Başlanmış Orucu Bozmayı Mubah Kılan Özürler

    a) Genel olarak:
    Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutma*yan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Rama*zan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.
    Öte yandan, başlanmış bir farz veya va*cip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi
    boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.
    Başlanmış nafile orucu özürsüz bozmak Hanefîler'e ve Mâlikîler'e göre günahtır ve kazası gerekir; kaza etmenin hükmü Hane*fîler'e göre vacip, Mâlikîler'e göre farzdır; İmâm Mâlik'ten kaza etmek gerekmediği de rivayet olunmuştur. (Şu kadar var ki, misafirlik ve ziyafete davet edilme durum*ları da nafile orucu bozma hususunda özür sayılmıştır). Şafiîler'e ve Hanbelîler'e göre ise, nafile orucu tamamlamak müstehap olmakla beraber, bozulması günah değildir ve kazası gerekmez; bununla birlikte, Han-belî mezhebinde kaza edilmesi de | müstehap sayılmıştır.
    b) Geçerli özürler:
    Aşağıda muayyen vakitli bir farz veya vâ- I cip orucu (özellikle Ramazan orucunu) ertelemeyi yahut başlanmış olan böyle bir | orucu bozmayı mubah kılan özürler sayıla*caktır. Bu durumlarda oruç tutmayan veya orucunu bozan kişinin, (6. maddede belirti*lecek olan fidye verme durumu hariç) oruç- I larını bir güne karşılık bir gün şeklinde kaza | etmesi gerekir.
    1-Yolculuk:
    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Sizden her I kim hasta olur yahut yolculuk halinde bu- I lunursa (tutamadığı günler kadar) başka günlerde kaza eder" (el-Bakara 2/184, 185) ]buyurulmuştur. Bu sebeple bütün bilginler | dinen yolcu hükmünde olan kişinin, Rama- I zan orucunu kazaya bırakabileceği husu*sunda fikirbirliği etmişlerdir (Yolcu hük*münde sayılma hakkında bk. SEFERİLİK).
    Yolcu (seferî) olan bir kimse geceden

    oruca niyet edip oruca başladıktan sonra, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre isterse orucunu bozabilir ve onu kaza eder; Hane-fîler'e ve Mâlikîlere göre orucunu tamam*laması gerekir, bozarsa Hanefîler'e göre yalnız kaza, Mâİİkîler'e göre hem kaza hem keffâret gerekir. Oruca güç yetiremeyecek duruma gelmesi ise başkadır; bu durumda -aşağıda görüleceği üzere- yolcu olmasa da kişi orucunu bozabilir.
    Yolculuğa çıkacak ve bu sebeple orucunu erteleyecek kişi, geceden oruca niyet et*mez. Oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kişinin -Hanbelîler dışındaki üç mez*hebe göre- orucunu tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, yola çıktıktan sonra oru*cunu bozan kişiye Hanefîler'e ve Mâİİkîler'e göre keffâret gerekmez, sadece o günün kazası gerekir. Şâfiîler'e göre keffâreti gerektirici fiil ile (cinsi temas ile) bozmuşsa keffâret, bunun dışında bir fiil ile bozmuş ise yalnız kaza gerekir. Hanbelîler'e göre ise böyle bir durumda, zorunlu olmamakla beraber orucu tamamlamak efdaldir, bo*zarsa yalnız kaza eder.
    Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, Hanbelîler'e göre yolculuk hali hem oruç tutmamayı hem başlanmış orucu açmayı, diğer üç mezhebe göre sadece oruç tut*mamayı mubah kılan bir özürdür. Bununla birlikte başlanmış oruç yolculuk dolayısıyla bozulursa Şâfiîler'de ve Mâlikîler'de keffâret hükmü bakımından şu ayırım önem taşır: a) Eğer yolcu (seferî) hükümle*rine tabi olduğu halde geceden oruca niyet edip oruca başlamış ve sonra bozmuşsa Mâİİkîler'e göre kaza ile birlikte keffâret gerekir; Şâfiîler'e göre keffâret gerekmez, b) eğer oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkmış ve orucunu bozmuşsa Şâfiîler'e göre
    (keffâreti gerektiren fiil yani cinsî temas söz konusu ise) kaza ile birlikte keffâret gerekir, Mâİİkîler'e göre keffâret gerek*mez. Hanefîler'e gelince, her iki durumda orucunu bozmaması gerekirse de, bozması halinde keffâret gerekmez, sadece kaza eder.
    Oruç süresi içinde yolculuk durumu sona eren (mukim haline gelen) kişi iftar vaktine kadar oruç yasaklarına riâyet etmelidir. (Mezheplerin görüşleri aşağıda "özürlü Kişilerle İlgili Bazı Hükümler" başlığı altın*da belirtilecektir).
    Yolcunun, şayet sıkıntı vermeyecekse oruç tutması, sıkıntı verecekse orucunu ertelemesi Hanefî, Şafiî ve Mâlikî mezhep*lerine göre daha faziletlidir. Hanbelî mez*hebine göre yolcunun oruç tutmaması daha üstündür. Herhalukârda yolcu oruç tutarsa üzerinden borç düşer.
    Şafiî mezhebinde sürekli seyahat eden kişiler için yolculuk hali orucu erteleme sebebi sayılmamıştır. Böyle kimseler, canı*na bir zarar gelmesi yahut ağır bir hastalığa tutulma tehlikesi olmadıkça sefer sebebiy*le oruçlarını erteleyemezler.
    Yolcunun, ramazanda nafile oruca niyet etmesi halinde, bu oruç dört mezhebe göre geçersizdir. Başka bir vacip oruca niyet ederse, Hanefîler'e göre geçerli, diğer üç mezhebe göre yine geçersizdir.
    2- Hastalık:
    Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırak*mayı mubah kılan bir özür olarak anılmış*tır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri par*mağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsam*da düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki has*talık kasdedilmiştir.
    Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyi*leşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve baş*lanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruh*tur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.
    Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa has*talanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve oru*cunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol aça*cağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.
    Oruç tutmayacak hastanın kendisine ta*nınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yarar*lanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gerek*lidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.
    3- Gebelik ve süt analık:
    Şayet oruç tutmasının kendisine yahut
    çocuğuna zarar vereceğinden endişe eder*se gebe veya emzikli kadın orucunu ertele*yebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bil*ginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,
    50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).

    Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelî*ler'e göre gerek gebe gerekse emzikli ka*dın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir

    4- Şiddetli açlık ve susuzluk:

    Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk his*setmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, -canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılma*ması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam etmek haramdır.

    5-Âdet görme ve lohusalık:

    Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görme*ye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir
    6-Yaş büyüklüğü:
    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutma*ya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyu*racak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tut*mayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerek*se iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
    Ramazanda oruç tutmaya gücü yetme*yip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.
    Bilginler oruç tutacak güce sahip olma*yan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden

    borç düşer ve fidye vermeye gerek olmaz (ayrıca bk. İSKAT). 7-İkrah:
    öldürülme veya bir organının telef edil*mesi tehdidi altında bulunan kişinin orucu*nu açması bilginlerin çoğunluğuna göre caizdir. Esasen normal durumlarda böyle hayati bir tehlike kuvvetle muhtemel oldu*ğu halde kişinin orucuna devam etmesi haram ise de, ikrah halinde konuya daha çok şu açıdan bakılmıştır: Kişi dinindeki metanetini göstermek ve dini tüm değerle*rin üstünde tutmak için direnmiş ve bu uğurda canını kaybetmiş olursa, günah işlemiş sayılmaz, aksine sevap kazanır; çünkü "dinin korunması" ilkesi "canın ko*runması" ilkesinden önce gelir. Cebir kulla*nılması halinde zaten kişinin seçim imkânı bulunmadığından, orucunun bozulmasın*dan ötürü kendisi günahkâr olmaz, ancak, kaza etmesi gerekir. Şâfiîler'de cebir du*rumunda kaza gerekmez; böyle kimsenin orucu bozulmamış sayılır.
    8- Savaş:
    Hanefî fıkhına ait eserlerde, oruç tut*mamayı mubah kılan özürler sayılırken yolcu hükümlerine tabi olmasa da savaşta düşman karşısında zayıf düşmekten endişe eden müslümanın orucunu erteleyebilece*ği hususu da kaydedilir.
    Ağır işlerde çalışma, oruç tutmamanın mubahlığı hususunda başlıbaşına bir özür sayılmamıştır. Bazı bilginler bu durumdaki kişinin büyük bir zarara uğramayacaksa işini oruç süresince bırakması gerektiği, fakat zarara uğrayacaksa orucunu ertele*yebileceği kanaatindedir. Bazı bilginler de Bakara 2/184 âyetinden yola çıkarak böyle kimselerin çok ileri yaştaki kimseler gibi likle kaçınması gerektiği tüm İslâm bilgin*lerince kabul edilmekle beraber, orucu bozan durumlar, fakihlerin büyük çoğunlu-ğunca oruç yasakları {yeme, içme, cinsi temas) ile sınırlı sayılmıştır. Bununla birlik*te Evzaî ve Sevrî gibi bazı müçtehitler, gıybet etme ve yalan söyleme ile de orucun bozulacağına ve bu durumda orucun kaza edilmesi gerektiğine hükmetmişlerdir.
    Bilginlerin büyük çoğunluğuna göre, keffâreti gerektiren durumlarda ayrıca bozulan orucun kaza edilmesi de gerekir. Evzâî gibi bazı fakihlere göre, keffaretin yerine getirilmesi ile kaza vecibesi de ifa edilmiş olur, ayrıca kaza gerekmez; Şa*fiî'den nakledilen iki görüşten biri de bu yöndedir.

    "Orucun Şartları" başlığında belirtildiği üzere hayız (âdet görme) ve nifas (lohusa olma) hallerinde orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) vacip olmadığı gibi bu durumdaki hanımların oruç tutmaları ge*çerli de değildir. Buna göre oruç tutmakta olan bir hanım âdet görmeye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur; şayet bu oruç farz veya vacip türünden ise o günün orucunu daha sonra kaza eder. Yine aynı başlık altında işaret edildiği üzere, "akıl" Hanefiler dışındaki üç mezhebe göre sıhhat (geçerlilik) şartıdır; dolayısıyla, oruç tutmakta olan kişinin şuurunu kaybetmesi (akıl hastalığına duçar olması) yahut gün boyunca baygın kalması ile orucu bozulur (kaza yükümlülüğü ile ilgili görüşler belirti*len başlıkta açıklanmıştır). Hanefîler'e göre ise gece niyet eden kişinin cinnet getirmesi ve baygınlık geçirmesi ile orucu bozulmuş olmaz.
    alıntı...

    ----------------------


    Bu özür sahiplerinden herhangi biri, özrü devam ederken ölürse tutamadıkları oruçlar için fidye verilmesini vasiyet etmesi gerekmez. Özrü ortadan kalkıp tutamadığı oruçlarını kaza edecek kadar bir zamana yetişir de oruçları daha kaza etmeden ölürse bu oruçlar için malının üçte birinden fidye verilmesini vasiyet etmesi lâzımdır. (Ölenin varisi yoksa malının tamamından vasiyet eder.)
    Eğer vasiyet etmezse, varislerinin teberru olarak ölenin fidyesini vermesi caizdir.

    Oruç tutmaya gücü yetmeyen düşkün ve yaşlı kimseler ile iyileşme ümidi olmayan hastalar, Ramazan ayının her günü için birer fidye verirler. Fidyenin tutarı aynen fitre kadardır. Bu fidyeler Ramazanın başlangıcında verilebileceği gibi, Ramazanın içinde veya sonunda da verilebilir.
    İsterlerse fidyenin hepsini bir fakire topluca verir, ayrı ayrı fakirlere de verebilir. Bu durumda olan kimseler, fidye vermeye gücü yetmiyorsa Allah'tan bağışlanmalarını isterler. Oruç tutmaya gücü yetmeyen yaşlılar ile iyileşme ümidi olmayan hastalar eğer ileride tutabilecek duruma gelirlerse tutamadıkları oruçları kaza etmeleri gerekir. Önceden verdikleri fidyelerin hükmü kalmaz, bunlar nafile bağış sayılır.
    diyanet...






+ Yorum Gönder