Konusunu Oylayın.: Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri nelerdir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 3 kişi
Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri nelerdir?
  1. 17.Temmuz.2012, 21:17
    1
    Misafir

    Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri nelerdir?






    Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri nelerdir? Mumsema Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri neler olduğu hakkında eğitici bir yazı örneği yazar mısınız ?


  2. 17.Temmuz.2012, 21:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri neler olduğu hakkında eğitici bir yazı örneği yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Ramazan ayının önemi ramazan ayını diğer aylardan ayıran özellikler

    - Osmanlı'nın Ramazan Gelenekleri

    - Ramazan bayramı gelenekleri

    - Ramazan ayı gelenekleri

    - Anadolu'da unutulan Ramazan gelenekleri

  3. 17.Temmuz.2012, 23:10
    2
    Muhasibi
    Editör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Ağustos.2007
    Üye No: 12
    Mesaj Sayısı: 15,810
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 160
    Bulunduğu yer: Gönlümün Mürekkep Lekeleri'de Fikir İşçisi

    Cevap: Ramazan ayı önemi ve Eski Ramazan gelenekleri nelerdir?




    Ramazan, Hicri takvimde dokuzuncu ay. Oruç (savm) ayı olduğu için genellikle “ramazan-ı şerif biçiminde anılır. Bir âye­tin bildirdiğine göre Kuran ramazan ayı içinde indirilmeye başlamıştır (Bakara 185). Bazı Kuran yorumcularına göre orucu farz kılan âyetler de ramazanda inmiştir. Oruç dışında ramazana özgü başka bir ibadet de teravih namazıdır. Osmanlı Devleti’nde res­mî yazışmalarda ramazan-ı şerif dendiği gibi kısaca ramazanın son harfi olan “nun” (n) ile de gösterilirdi. Ramazan, geleneksel İslam toplumlarında ibadetleri ve gelenekleriyle yılın en ayrıca­lıklı ve renkli ayıydı.
    Osmanlı kentlerinde ramazan boyunca kandiller yakılır, mahya­lar kurulur, kandiller uçurulurdu. Ramazan mahallelerde bekçilerin çaldığı davullarla duyurulur, sahura da gene davullarla kalkı­lırdı. Geceleri kimi bekçi ve davulcular maniler söyleyerek sokaklarda dolaşır, bah­şiş toplardı. Ramazanın önemli özelliklerin­den biri de gösterişli iftar yemekleriydi. İleri gelen devlet adamları ile zenginlerin konaklarında herkese açık iftar sofraları kurulurdu. İftar topu atılınca reçel, peynir, simit ve pide, pastırma ve sucuktan oluşan iftariyeyle oruç açılır, kahve ve çubuk içilir,arkasından akşam namazı kılınırdı. İftar sırasında konuklara, özellikle de yoksullara “diş kirası” adı altında para dağıtılırdı.
    Eski İstanbul ramazanlarının renkli gele¬nekleri de vardı. Bunlardan biri, Beyazıt ve Fatih camilerinin avlularında kurulan sergi¬lerdi. Bu sergilerde Hindistan, Yemen ve başka ülkelerden getirilen çeşitli malların yanı sıra tütün, tespih, ağızlık, şekerleme, baharat gibi çok değişik ürünler satılırdı. Şehzadebaşı’ndaki Direklerarası’nda ikindi ile akşam arasındaki gezintiler de İstanbul ramazanlarının önemli geleneklerindendi. Tiyatrolanyla aynı zamanda bir eğlence merkezi olan Direklerarası sahura değin dolup taşardı.
    Şairler, ramazan dolayısıyla ramazaniye adlı kasideler yazarlar, başta padişah olmak üzere ileri gelenlere sunulan ramaza-niyeler karşılığında önemli bağışlar alırlardı. En çok ramazaniye yazan Osmanlı şairi Enderunlu Fazıl’dı. En ünlü ramazaniye ise Sabit’in Sadrazam Bostancı Mehmed Paşa’ ya sunduğu “Ramazaniye”dir. Sünbülzade Vehbi ile Enderunlu Vasıf’ın ramazaniyeleri de dönemlerinin toplumsal yaşamlarını yansıtması bakımından önem taşır.



  4. 17.Temmuz.2012, 23:10
    2
    Editör



    Ramazan, Hicri takvimde dokuzuncu ay. Oruç (savm) ayı olduğu için genellikle “ramazan-ı şerif biçiminde anılır. Bir âye­tin bildirdiğine göre Kuran ramazan ayı içinde indirilmeye başlamıştır (Bakara 185). Bazı Kuran yorumcularına göre orucu farz kılan âyetler de ramazanda inmiştir. Oruç dışında ramazana özgü başka bir ibadet de teravih namazıdır. Osmanlı Devleti’nde res­mî yazışmalarda ramazan-ı şerif dendiği gibi kısaca ramazanın son harfi olan “nun” (n) ile de gösterilirdi. Ramazan, geleneksel İslam toplumlarında ibadetleri ve gelenekleriyle yılın en ayrıca­lıklı ve renkli ayıydı.
    Osmanlı kentlerinde ramazan boyunca kandiller yakılır, mahya­lar kurulur, kandiller uçurulurdu. Ramazan mahallelerde bekçilerin çaldığı davullarla duyurulur, sahura da gene davullarla kalkı­lırdı. Geceleri kimi bekçi ve davulcular maniler söyleyerek sokaklarda dolaşır, bah­şiş toplardı. Ramazanın önemli özelliklerin­den biri de gösterişli iftar yemekleriydi. İleri gelen devlet adamları ile zenginlerin konaklarında herkese açık iftar sofraları kurulurdu. İftar topu atılınca reçel, peynir, simit ve pide, pastırma ve sucuktan oluşan iftariyeyle oruç açılır, kahve ve çubuk içilir,arkasından akşam namazı kılınırdı. İftar sırasında konuklara, özellikle de yoksullara “diş kirası” adı altında para dağıtılırdı.
    Eski İstanbul ramazanlarının renkli gele¬nekleri de vardı. Bunlardan biri, Beyazıt ve Fatih camilerinin avlularında kurulan sergi¬lerdi. Bu sergilerde Hindistan, Yemen ve başka ülkelerden getirilen çeşitli malların yanı sıra tütün, tespih, ağızlık, şekerleme, baharat gibi çok değişik ürünler satılırdı. Şehzadebaşı’ndaki Direklerarası’nda ikindi ile akşam arasındaki gezintiler de İstanbul ramazanlarının önemli geleneklerindendi. Tiyatrolanyla aynı zamanda bir eğlence merkezi olan Direklerarası sahura değin dolup taşardı.
    Şairler, ramazan dolayısıyla ramazaniye adlı kasideler yazarlar, başta padişah olmak üzere ileri gelenlere sunulan ramaza-niyeler karşılığında önemli bağışlar alırlardı. En çok ramazaniye yazan Osmanlı şairi Enderunlu Fazıl’dı. En ünlü ramazaniye ise Sabit’in Sadrazam Bostancı Mehmed Paşa’ ya sunduğu “Ramazaniye”dir. Sünbülzade Vehbi ile Enderunlu Vasıf’ın ramazaniyeleri de dönemlerinin toplumsal yaşamlarını yansıtması bakımından önem taşır.






+ Yorum Gönder