Konusunu Oylayın.: Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz)

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz)
  1. 16.Haziran.2012, 17:25
    1
    Misafir

    Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz)






    Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz) Mumsema Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak hakkında bir vaaz örneği verir misiniz?


  2. 16.Haziran.2012, 17:25
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 16.Haziran.2012, 22:52
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz)




    Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz)
    Hep ihmal ettiğimiz bir mesele. Dil yangını. Dilimizden de gerçekleşse bu bir yangın. Söndürülmesi gerek. Ramazan ne kadar bir güzel fırsattır dil yangınını söndürmede. Ramazan ne güzel bir fırsattır dilimizden kaynaklanan hatalardan dönmeye. Bu fırsatı iyi değerlendirmek gerek. Dilimize ait afetlerden korunup, Rabbimizin ve O’nun yarattıklarının rızasını kazanıp dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek gerek. Bu kendi menfaatimizedir. Cennete girecek olanda, -Rabbim saklasın- cehenneme girecek olanlar da bizleriz. Gelin Ramazanın son günlerine yaklaştığımız şu günlerde, elde bulunan imkânları iyice değerlendirip dilimizden kaynaklanan kötülüklere bir dur diyelim. Yüce Rabbim bizlere bu gücü nasip eylesin.

    Dil neden çok önemli. Bu soruyu gelin Efendimize soralım. Ya Resulallah, dilimizi korumak neden önemlidir? Gelin sormuş olduğumuz sorunun cevabını Efendimiz (s.a.s.)’den dinleyelim. Bu husustaki hadisleri aktararak dile sahip çıkmanın ne kadar değerli olduğuna vurgu yapalım.

    إذا أَصْبح ابْنُ آدم ، فَإنَّ الأعْضَاءَ كُلَّهَا تُكَفِّرُ اللِّسانَ ، تَقُولُ : اتِّقِ اللَّه فينَا ، فَإنَّما نحنُ بِكًَ: فَإنِ اسْتَقَمْتَ اسَتقَمْنا وإنِ اعْوججت اعْوَججْنَا

    "İnsan sabahlayınca, bütün organları dil'e baş vurur ve (âdeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah'dan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz."(1)

    مَنْ يَضْمَنْ لي ما بيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بيْنَ رِجْلَيْهِ أضْمنْ لهُ الجَنَّة

    "Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki
    (üreme) organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm."(2)

    Dil ile kaybetmemiz ne kadar kolay ise dil ile kazanmamız da o kadar kolaydır. Dilden kastımız elbette bir et parçası değildir. Dilden kastımız icra ettiği faaliyet yani sözdür. Söz, öyle bir şeydir ki, onunla iyiliklere ulaşabilmekte, onunla hiç ummadığımız bir anda kötülükle karşılaşabilmekteyiz. Yunus Emre ne güzel ifade ediyor.

    Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
    Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
    Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz

    Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
    Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
    Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
    Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

    Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde ihmal ettiğimiz, “bir sözden de ne olur ki” dediğimiz sözlerin bizlere yükümlülük getirdiği, bu sözler vesilesi ile iyiliklere ve kötülüklere ulaşabileceğimizi bildirmektedir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’den gönüllerimize rahmet olarak aktardığı hadislerin birinde şöyle buyurmaktadır.

    إنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ تَعَالى مَا يُلقِي لهَا بَالاً يَرْفَعُهُ اللَّه بهَا دَرَجاتٍ ، وَإنَّ الْعبْدَ لَيَتَكلَّمُ بالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ تَعالى لا يُلْقي لهَا بالاً يهِوي بهَا في جَهَنَّم

    "Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar."(3) Diğer bir hadiste ise aynı minval üzere şöyle buyrulmaktadır. "Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Halbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur.

    Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."(4)

    Söz söylerken en çok dikkat etmediğimiz şey yanımızda kimsenin olmaması sebebiyle sanki her türlü sözü söylememizin mümkün olacağıdır. Nitekim gıybeti de, iftirayı da hep böyle gerçekleştiririz. Bir kardeşimiz yanımızda yok ya hemen onun hakkında bir söz söyleriz. “Ben bu lafımı onun karşısında da söylerim”, “Benim kimseden çekineceğim yok”, “Hem bu söylediğim onda da var”, “Bir sözden de ne olacak canım” gibi sözleri kullanarak bir söz söyleriz. Sanki bu durumlar bizim yaptığımızı hafifleten bir unsur gibi telakki ederiz. Oysaki durum böyle değildir. Oysaki söz söyleyenin yanında hakkında sözün söylendiği bulunmasa bile, Rabbimiz bulunmakta, O’nun görevli melekleri not almaktadır. Sadece melekler mi not almaktadır. Hayır. Gözde, kulakta, bütün organlarımızda buna şahittir ve istesek de istemesek de yarın Mahşer Gününde aleyhimize şahitlik edeceklerdir.

    Ayetleri tekrar, tekrar ve tekrar hatırlayalım. Hatırladıklarımızı lütfen unutmayalım. Rabbimiz Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.

    وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً

    "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından sorumludur."(5)

    مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

    "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın."

    Dilimizin bize çektirmiş olduğu sıkıntıların başında umursamadan ve hiç düşünmeden kadın-erkek hepimizin gerçekleştirdiği gıybet gelmektedir. Oysaki her daim hutbeler, vaazlar, tv veya radyo konuşmalarıyla, konferans, panel yoluyla bizlere gıybetin zararları aktarılmakta ve biz bu zararları hayatımızda müşahede etmekteyiz. Böyle olmasına rağmen hala daha vazgeçemediğimiz zararlı bir alışkanlığımız gıybet. Bu Ramazan gününde yeniden hatırlatalım. Hem kendi nefsimize hem de siz kıymetli cemaatimize. Unutmayalım ki, çok büyük bir yanlışlığın içerisindeyiz. Bu yanlışlığı Rabbimiz şöyle bildirmektedir.

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
    “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”(6)

    Peki gıybet nedir. Ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyden sakınmamız pekte mümkün değildir. Gıybet, Sözlükte "uzaklaşmak, gözden kaybolmak, gizli kalmak" gibi anlamlara gelen "gayb" kökünden türeyen gıybet, dinî bir kavram olarak, bir kimseden, gıyabında hoşlanmadığı sözlerle bahsetmek demektir.(7)

    Sözlüklerde böyle tarif edilen gıybetin ne anlama geldiği gönüllerimizin sbultanı Efendimiz (s.a.s.)’den öğrenelim. Ebu Hureyre’den aktarılan bir hadisi naklederek gıybetin ne olduğunu beraberce öğrenelim.

    وعنْ أبي هُرَيرةَ رضي اللَّه عنهُ أنَّ رسُول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « أَتَدْرُونَ ما الغِيبةُ؟» قَالُوا : اللَّه ورسُولُهُ أَعْلَمُ . قال : « ذِكرُكَ أَخَاكَ بما يكْرَهُ » قِيل : أَفرأيْتَ إن كان في أخِي ما أَقُولُ ؟ قَالَ : « إنْ كانَ فِيهِ ما تقُولُ فَقَدِ اغْتَبْته ، وإنْ لَمْ يكُن فِيهِ ما تَقُولُ فَقَدْ بهتَّهُ

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    - "Gıybet nedir, bilir misiniz?"

    - Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber:

    - "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.

    - Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye soruldu.

    - "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir," buyurdu.(8)

    Peki nasıl korunacağız. Nasıl yapacağız da böyle bir duruma düşmeyeceğiz. Tavsiyeyi Kitabımızdan alalım. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyruluyor.

    وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ

    “Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler.”(9)

    Demek ki, boş bir söz duyduğumuz zaman, ondan yüz çevireceğiz. Şeytan bize vesvese verse de bu durum çok hoşumuza gitse de hemen yüz çevireceğiz. Gıybet ortamında bulunmayacağız. Bulunmayacağız ki, yarın mahşer gününde kul hakkı ile karşılaşmayalım.

    Bir diğer tavsiyeyi Efendimizden öğrenelim. Şöyle buyuruyor Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.s.):

    مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ فَليقُلْ خَيْراً ، أوْ ليَصْمُتْ

    "Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."(10)

    Bir başka tavsiyeyi aktaralım. Unutmayalım ki, Elimizden ve dilimizden bütün insanlar emin olmalıdırlar. Bizi bilen “Bu hakkımda böyle bir şey demez veya yapmaz” demelidir. Müslümanlar arasında en üstün olan kimseler elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimselerdir. Kendisine sorulan Ey Allah'ın Resûlü! Hangi Müslüman en üstündür? Sorusuna Efendimiz (s.a.s.):

    مَنْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِن لِسَانِهِ وَيَدِهِ

    "Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimse" diye cevap vermiştir.(11)

    Sonuç itibariyle; işlerimizi nasıl ki düşünüp danışıp sonra gerçekleştiriyor isek, sözlerimizi de düşünüp taşınıp sonra söylemeliyiz. Kılıçtan daha keskin olan söz, ana-babamızla, eşimizle, çocuklarımızla, kardeşlerimizle, yakın veya uzak akrabalarımızla, dostlarımızla, arkadaşlarımızla, yaşam bulduğumuz insanlarla aramızı kılıç gibi kesebilir. Kılıç yarası düzelse de dil yarasını düzeltme imkânını elde edemeyebiliriz. Bu Ramazan gecesinde dilimize oruç tutturmakla ona sahip çıkalım. Sözümü doğru söyleyelim. Gıybet etmeyelim. Kul hakkı olmayalım. Yoksa kınananlardan oluveririz. Yüce Rabbim Cümlemizi böyle bir halden muhafaza eylesin. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

    Ahmet ÜNAL Vaiz

    1. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1524

    2. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1516

    3. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1518

    4. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1519

    5. İsra, 17/36

    6. Hucurat, 49/12

    7. Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB Yayınları, “Gıybet” maddesi

    8. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1526

    9. Kasas, 28/55

    10. Buhârî, Edeb 31

    11. Buhârî, Îmân 4


  4. 16.Haziran.2012, 22:52
    2
    Moderatör



    Dilimize (Gıybet Yaptırmamakla) Oruç Tutturmak (Vaaz)
    Hep ihmal ettiğimiz bir mesele. Dil yangını. Dilimizden de gerçekleşse bu bir yangın. Söndürülmesi gerek. Ramazan ne kadar bir güzel fırsattır dil yangınını söndürmede. Ramazan ne güzel bir fırsattır dilimizden kaynaklanan hatalardan dönmeye. Bu fırsatı iyi değerlendirmek gerek. Dilimize ait afetlerden korunup, Rabbimizin ve O’nun yarattıklarının rızasını kazanıp dünya ve ahiret mutluluğunu elde etmek gerek. Bu kendi menfaatimizedir. Cennete girecek olanda, -Rabbim saklasın- cehenneme girecek olanlar da bizleriz. Gelin Ramazanın son günlerine yaklaştığımız şu günlerde, elde bulunan imkânları iyice değerlendirip dilimizden kaynaklanan kötülüklere bir dur diyelim. Yüce Rabbim bizlere bu gücü nasip eylesin.

    Dil neden çok önemli. Bu soruyu gelin Efendimize soralım. Ya Resulallah, dilimizi korumak neden önemlidir? Gelin sormuş olduğumuz sorunun cevabını Efendimiz (s.a.s.)’den dinleyelim. Bu husustaki hadisleri aktararak dile sahip çıkmanın ne kadar değerli olduğuna vurgu yapalım.

    إذا أَصْبح ابْنُ آدم ، فَإنَّ الأعْضَاءَ كُلَّهَا تُكَفِّرُ اللِّسانَ ، تَقُولُ : اتِّقِ اللَّه فينَا ، فَإنَّما نحنُ بِكًَ: فَإنِ اسْتَقَمْتَ اسَتقَمْنا وإنِ اعْوججت اعْوَججْنَا

    "İnsan sabahlayınca, bütün organları dil'e baş vurur ve (âdeta ona) şöyle derler: Bizim haklarımızı korumakta Allah'dan kork. Biz ancak senin söyleyeceklerinle ceza görürüz. Biz, sana bağlıyız. Eğer sen doğru olursan, biz de doğru oluruz. Eğer sen eğrilir, yoldan çıkarsan biz de sana uyar, senin gibi oluruz."(1)

    مَنْ يَضْمَنْ لي ما بيْنَ لَحْيَيْهِ وَمَا بيْنَ رِجْلَيْهِ أضْمنْ لهُ الجَنَّة

    "Kim bana iki çenesi arasındaki (dili) ile iki budu arasındaki
    (üreme) organını koruma sözü verirse, ben de ona cennet sözü veririm."(2)

    Dil ile kaybetmemiz ne kadar kolay ise dil ile kazanmamız da o kadar kolaydır. Dilden kastımız elbette bir et parçası değildir. Dilden kastımız icra ettiği faaliyet yani sözdür. Söz, öyle bir şeydir ki, onunla iyiliklere ulaşabilmekte, onunla hiç ummadığımız bir anda kötülükle karşılaşabilmekteyiz. Yunus Emre ne güzel ifade ediyor.

    Sözü bilen kişinin, yüzünü ak ede bir söz
    Sözü pişirip diyenin işini sağ ede bir söz
    Söz ola kese savaşı, söz ola kestire başı
    Söz ola ağulu aşı, yağ ile bal ede bir söz

    Kişi bile söz demini, Demeye sözün kemini
    Bu cihan cehennemini, Sekiz cennet ede bir söz
    Yunus şimdi söz yatından, söyle sözü gayetinden
    Pek sakın o sah katından, Seni ırak ede bir söz

    Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde ihmal ettiğimiz, “bir sözden de ne olur ki” dediğimiz sözlerin bizlere yükümlülük getirdiği, bu sözler vesilesi ile iyiliklere ve kötülüklere ulaşabileceğimizi bildirmektedir. Alemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’den gönüllerimize rahmet olarak aktardığı hadislerin birinde şöyle buyurmaktadır.

    إنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ تَعَالى مَا يُلقِي لهَا بَالاً يَرْفَعُهُ اللَّه بهَا دَرَجاتٍ ، وَإنَّ الْعبْدَ لَيَتَكلَّمُ بالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ تَعالى لا يُلْقي لهَا بالاً يهِوي بهَا في جَهَنَّم

    "Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar."(3) Diğer bir hadiste ise aynı minval üzere şöyle buyrulmaktadır. "Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü söyler, fakat onunla Allah'ın rızâsını kazanacağı hiç aklına gelmez. Halbuki Allah, o söz sebebiyle, kendisine kavuştuğu kıyamet gününe kadar o kimseden hoşnut olur.

    Yine bir kul da Allah'ın gazabını gerektiren bir söz söyler fakat o sözün kendisini Allah'ın gazabına çarptıracağını düşünmez. Oysa Allah, o kimseye o kötü söz sebebiyle kendisine kavuşacağı kıyamet gününe kadar gazap eder."(4)

    Söz söylerken en çok dikkat etmediğimiz şey yanımızda kimsenin olmaması sebebiyle sanki her türlü sözü söylememizin mümkün olacağıdır. Nitekim gıybeti de, iftirayı da hep böyle gerçekleştiririz. Bir kardeşimiz yanımızda yok ya hemen onun hakkında bir söz söyleriz. “Ben bu lafımı onun karşısında da söylerim”, “Benim kimseden çekineceğim yok”, “Hem bu söylediğim onda da var”, “Bir sözden de ne olacak canım” gibi sözleri kullanarak bir söz söyleriz. Sanki bu durumlar bizim yaptığımızı hafifleten bir unsur gibi telakki ederiz. Oysaki durum böyle değildir. Oysaki söz söyleyenin yanında hakkında sözün söylendiği bulunmasa bile, Rabbimiz bulunmakta, O’nun görevli melekleri not almaktadır. Sadece melekler mi not almaktadır. Hayır. Gözde, kulakta, bütün organlarımızda buna şahittir ve istesek de istemesek de yarın Mahşer Gününde aleyhimize şahitlik edeceklerdir.

    Ayetleri tekrar, tekrar ve tekrar hatırlayalım. Hatırladıklarımızı lütfen unutmayalım. Rabbimiz Kutsal Kitabımız Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır.

    وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولـئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً

    "Hakkında bilgin bulunmayan şeyin ardına düşme. Çünkü kulak, göz ve gönül, bunların hepsi, yaptıklarından sorumludur."(5)

    مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

    "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın."

    Dilimizin bize çektirmiş olduğu sıkıntıların başında umursamadan ve hiç düşünmeden kadın-erkek hepimizin gerçekleştirdiği gıybet gelmektedir. Oysaki her daim hutbeler, vaazlar, tv veya radyo konuşmalarıyla, konferans, panel yoluyla bizlere gıybetin zararları aktarılmakta ve biz bu zararları hayatımızda müşahede etmekteyiz. Böyle olmasına rağmen hala daha vazgeçemediğimiz zararlı bir alışkanlığımız gıybet. Bu Ramazan gününde yeniden hatırlatalım. Hem kendi nefsimize hem de siz kıymetli cemaatimize. Unutmayalım ki, çok büyük bir yanlışlığın içerisindeyiz. Bu yanlışlığı Rabbimiz şöyle bildirmektedir.

    يَا أَيُّهَا الَّذِينَ آمَنُوا اجْتَنِبُوا كَثِيراً مِّنَ الظَّنِّ إِنَّ بَعْضَ الظَّنِّ إِثْمٌ وَلَا تَجَسَّسُوا وَلَا يَغْتَب بَّعْضُكُم بَعْضاً أَيُحِبُّ أَحَدُكُمْ أَن يَأْكُلَ لَحْمَ أَخِيهِ مَيْتاً فَكَرِهْتُمُوهُ وَاتَّقُوا اللَّهَ إِنَّ اللَّهَ تَوَّابٌ رَّحِيمٌ
    “Ey iman edenler! Zannın bir çoğundan sakının. Çünkü zannın bir kısmı günahtır. Birbirinizin kusurlarını ve mahremiyetlerini araştırmayın. Birbirinizin gıybetini yapmayın. Herhangi biriniz ölü kardeşinin etini yemekten hoşlanır mı? İşte bundan tiksindiniz! Allah’a karşı gelmekten sakının. Şüphesiz Allah tövbeyi çok kabul edendir, çok merhamet edendir.”(6)

    Peki gıybet nedir. Ne olduğunu bilmediğimiz bir şeyden sakınmamız pekte mümkün değildir. Gıybet, Sözlükte "uzaklaşmak, gözden kaybolmak, gizli kalmak" gibi anlamlara gelen "gayb" kökünden türeyen gıybet, dinî bir kavram olarak, bir kimseden, gıyabında hoşlanmadığı sözlerle bahsetmek demektir.(7)

    Sözlüklerde böyle tarif edilen gıybetin ne anlama geldiği gönüllerimizin sbultanı Efendimiz (s.a.s.)’den öğrenelim. Ebu Hureyre’den aktarılan bir hadisi naklederek gıybetin ne olduğunu beraberce öğrenelim.

    وعنْ أبي هُرَيرةَ رضي اللَّه عنهُ أنَّ رسُول اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم قال : « أَتَدْرُونَ ما الغِيبةُ؟» قَالُوا : اللَّه ورسُولُهُ أَعْلَمُ . قال : « ذِكرُكَ أَخَاكَ بما يكْرَهُ » قِيل : أَفرأيْتَ إن كان في أخِي ما أَقُولُ ؟ قَالَ : « إنْ كانَ فِيهِ ما تقُولُ فَقَدِ اغْتَبْته ، وإنْ لَمْ يكُن فِيهِ ما تَقُولُ فَقَدْ بهتَّهُ

    Ebû Hüreyre radıyallahu anh'den rivayet edildiğine göre Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem şöyle buyurdu:

    - "Gıybet nedir, bilir misiniz?"

    - Allah ve Resûlü daha iyi bilir, dediler. Hz. Peygamber:

    - "Gıybet, din kardeşini hoşlanmadığı bir şey ile anmandır" buyurdu.

    - Söylenen ayıp eğer o kardeşimde varsa, ne dersiniz?" diye soruldu.

    - "Eğer söylediğin şey onda varsa gıybet ettin; yoksa, o zaman ona iftira ettin demektir," buyurdu.(8)

    Peki nasıl korunacağız. Nasıl yapacağız da böyle bir duruma düşmeyeceğiz. Tavsiyeyi Kitabımızdan alalım. Kur’an-ı Kerimde şöyle buyruluyor.

    وَإِذَا سَمِعُوا اللَّغْوَ أَعْرَضُوا عَنْهُ وَقَالُوا لَنَا أَعْمَالُنَا وَلَكُمْ أَعْمَالُكُمْ سَلَامٌ عَلَيْكُمْ لَا نَبْتَغِي الْجَاهِلِينَ

    “Boş sözü işittikleri vakit ondan yüz çevirirler ve, “Bizim işlerimiz bize, sizin işleriniz de size. Selam olsun size (bizden size zarar gelmez). Biz cahilleri istemeyiz” derler.”(9)

    Demek ki, boş bir söz duyduğumuz zaman, ondan yüz çevireceğiz. Şeytan bize vesvese verse de bu durum çok hoşumuza gitse de hemen yüz çevireceğiz. Gıybet ortamında bulunmayacağız. Bulunmayacağız ki, yarın mahşer gününde kul hakkı ile karşılaşmayalım.

    Bir diğer tavsiyeyi Efendimizden öğrenelim. Şöyle buyuruyor Hz. Fahr-i Kainat Efendimiz (s.a.s.):

    مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ فَليقُلْ خَيْراً ، أوْ ليَصْمُتْ

    "Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."(10)

    Bir başka tavsiyeyi aktaralım. Unutmayalım ki, Elimizden ve dilimizden bütün insanlar emin olmalıdırlar. Bizi bilen “Bu hakkımda böyle bir şey demez veya yapmaz” demelidir. Müslümanlar arasında en üstün olan kimseler elinden ve dilinden Müslümanların emin olduğu kimselerdir. Kendisine sorulan Ey Allah'ın Resûlü! Hangi Müslüman en üstündür? Sorusuna Efendimiz (s.a.s.):

    مَنْ سَلِمَ المُسْلِمُونَ مِن لِسَانِهِ وَيَدِهِ

    "Dilinden ve elinden Müslümanların emniyette olduğu kimse" diye cevap vermiştir.(11)

    Sonuç itibariyle; işlerimizi nasıl ki düşünüp danışıp sonra gerçekleştiriyor isek, sözlerimizi de düşünüp taşınıp sonra söylemeliyiz. Kılıçtan daha keskin olan söz, ana-babamızla, eşimizle, çocuklarımızla, kardeşlerimizle, yakın veya uzak akrabalarımızla, dostlarımızla, arkadaşlarımızla, yaşam bulduğumuz insanlarla aramızı kılıç gibi kesebilir. Kılıç yarası düzelse de dil yarasını düzeltme imkânını elde edemeyebiliriz. Bu Ramazan gecesinde dilimize oruç tutturmakla ona sahip çıkalım. Sözümü doğru söyleyelim. Gıybet etmeyelim. Kul hakkı olmayalım. Yoksa kınananlardan oluveririz. Yüce Rabbim Cümlemizi böyle bir halden muhafaza eylesin. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

    Ahmet ÜNAL Vaiz

    1. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1524

    2. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1516

    3. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1518

    4. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1519

    5. İsra, 17/36

    6. Hucurat, 49/12

    7. Dini Kavramlar Sözlüğü, DİB Yayınları, “Gıybet” maddesi

    8. Riyazü’s-Salihin Hadis No: 1526

    9. Kasas, 28/55

    10. Buhârî, Edeb 31

    11. Buhârî, Îmân 4





+ Yorum Gönder