Konusunu Oylayın.: Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlar

5 üzerinden 4.75 | Toplam : 12 kişi
Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlar
  1. 14.Haziran.2012, 16:45
    1
    Misafir

    Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlar






    Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlar Mumsema Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlara ihtiyacım var bana Ramazan Ayı ve Oruç hakkında vaaz örneği verir misiniz ?


  2. 14.Haziran.2012, 16:45
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlara ihtiyacım var bana Ramazan Ayı ve Oruç hakkında vaaz örneği verir misiniz ?


    Benzer Konular

    - Ramazan Ve Oruç, Ramazan Ve Oruç İle İlgili Hutbe-İstabul Müftülüğü

    - Oruç ve ramazan ile ilgili şiirler

    - Ramazan ayı ile ilgili vaazlar

    - Oruç ile ilgili vaazlar

    - Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Kitaplar

  3. 14.Haziran.2012, 17:40
    2
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlar




    Ramazanda Sözlerimize Dikkat Edelim

    (Ramazan vaazı)

    Dilimizi Muhafaza Etmekle Orucumuzu Muhafaza Edelim

    Ramazan oruç ayıdır. Oruç imsak demektir. Oruç bedenin aç, susuz ve cinsel ilişkiden ayrı kalmasıyla beraber İslam dininin en güzel ilkelerine bürünmesi demektir. Bu sebeple her şey gibi orucun da iki boyutu vardır. Bunlar maddi ve manevi boyutudur. Bedenin aç, susuz ve cinsel ilişkiden ayrı kalması maddi boyutu, İslam dininin en güzel ilkelerini hayata aktarmak ise orucun manevi boyutunu oluşturmaktadır. Nasıl ki, beden ve ruh birbirini tamamlayan iki unsur ise ve nasıl ki, ruhsuz beden bir ceset ise, manevi boyutu olmayan bir oruçta öylece cesettir. İşte madde ve manaya oruç tutturmakla gerçek anlamda “imsak” kavramını hayatımıza aktarmış olacağız.

    Bu hususa biz şu hadisten varıyoruz. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

    مَنْ لَمْ يَدعْ قَوْلَ الزُّورِ والعمَلَ بِهِ فلَيْسَ للَّهِ حَاجةٌ في أَنْ يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ

    "Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez."[1]

    Hadis-i şerif açık bir şekilde dile getiriyor ki, dile sahip çıkılmadan oruç ancak aç ve susuz kalmaktan ibarettir. Bu sebeple Ramazanın bu gecesinde dilimize sahip çıkmanın ne kadar gerekli olduğunu anlamaya ve anlatmaya gayret göstereceğiz.

    Öncelikle Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dilin muhafazasına verdiği önemi Efendimizin Ashabından dinleyelim.

    - Simak şöyle anlatıyor: Câbir b. Semüre’ye

    “Hz. Peygamber’le oturup kalktığın oldu mu?” diye sordum. “Evet!” dedi ve sonra da

    “Hz. Peygamber çoğu vakit susar, çok az konuşurdu” diye ekledi.

    - Ebu Mâlik el-Eşcaî’nin babası şöyle anlatıyor: Bizler Hz. Peygamber’in yanına çokça giderdik. O sıralar henüz gençtim. Ben Hz. Peygamber’den daha az konuşan kimseye rastlamadım. Sahabiler kendi aralarında uzun uzun konuştuklarında o tebessüm ederdi.

    - Hz. Peygamber bir gün yanında ashabı olduğu halde devesine binip bir yolculuğa çıktılar. Sahabilerden hiç birisi onun önüne geçmiyor; sağında, solunda ya da arkasında gidiyorlardı. Birara Muaz b. Cebel

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’tan dileğim bizim günümüzün (ölümümüzün) seninkinden önce olmasıdır. .Allah bizlere bunu göstermesin, ama eğer bizden önce vefat edecek olursanız bize senden sonra hangi amelleri işlememizi tavsiye edersiniz?” diye sordu. Hz. Peygamber

    “Allah yolunda cihat etmeye devam ediniz” dediler. Bunun üzerine Sa’d

    “Anam-babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler:

    “Allah yolunda cihat çok güzel birşeydir! Fakat halk için bundan daha derleyici bir şey vardır”. O zaman Muaz b. Cebel

    “Kastettiğiniz oruç ve sadaka olmasın?” diye sordu. Hz. Peygamber

    “Oruç ve sadaka da çok güzel birşeydir. Fakat halk için bu ikisinden de daha derleyici bir şey vardır” buyurdular.

    Böylece Muaz bildiği bütün iyi ve güzel amelleri saydı. Ama Hz. Peygamber hepsinde de

    “Halk için bundan daha derleyici bir şey vardır” dediler. Sonunda Muaz

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Halk için bunlardan daha derleyici olan şey nedir?” diye sordu. Hz. Peygamber mübarek ağızlarını işaret ederek

    “Bununla hayırdan başka bir şey söylememek, aksi takdirde isesusmak” buyurdular. Muaz’ın

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizler dillerimizin konuştuklarından da sorumlu tutulacak mıyız?” demesi üzerine de onun dizlerine vurarak şunları söylediler:

    “Annen senin matemini tutsun. İnsanları yüzüstü cehenneme düşüren şey dillerinin söylediklerinden başka ne olabilir? Kim Allah’a ve son güne (âhiret gününe) iman ederse ya hayır söylesin ya da sussun. Siz hayır söyleyiniz ki karşılığında hayırlara nâil olasınız. diğer taraftan dillerinizi kötü ve şer olan şeylerden de koruyunuz ki güvenlikte kalabilesiniz”[2]

    Peki, bize karşı yapılan yanlışlıklar var ise Ramazan ayında ne yapacağız. Bizde hemen dille ve bedenle karşılık mı vereceğiz? Yoksa olgunluk gösterip af yolunu mu tutacağız? Belki her ramazanda dile getirilen ancak hayata aktarmada biraz sıkıntılarımız olan bir hadisi paylaşarak bu duruma Efendimizden çözüm dinleyelim.

    إِذا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحدِكُمْ ، فَلا يَرْفُثْ وَلا يَصْخَبْ ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ ، أَوْ قاتَلَهُ ، فَلْيَقُلْ : إِنِّي صائمٌ

    "Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa, ‘ben oruçluyum desin”[3]

    Ramazan bize birçok şeyler öğretiyor. Bu bağlamda da çok değerlidir. Az önce ifade ettiğimiz hadisi şerifi Ramazanda uygulamaya koyabilirsek ve bunu ahlak haline getirebilirsek yıl içerisinde de bizden kötü sözler, yanlış davranışlar zuhur etmeyecektir.

    Yalan söylemek, gıybet etmek, kötü sözler (küfür) söylemek fıkıh açısından orucu bozmaz. Ancak orucun sevabını giderir. Bu sebeple orucumuz sadece aç kalmak olmamalıdır. Çünkü ahlaki güzelliklere bürünmedikçe tutmuş olduğumuz oruç aç kalmaktan ibarettir. Bizler ramazanda oruç ibadetimizin sevabını tam elde etmek için çaba göstermeliyiz.

    Madde ve manaya dikkat ederek oruç tutmamızın bize ne gibi getirisi vardır? Bu sorunun cevabını Efendimiz (s.a.s)’den dinleyelim.

    مَا مِنْ عبْدٍ يصُومُ يَوماً في سبِيلِ اللَّه إِلاَّ باعَدَ اللَّه بِذلك اليَومِ وجهَهُ عَن النَّارِ سبعينَ خرِيفاً

    "Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar."[4]

    Orucun böyle bir uhrevi getirisini öğrendikten sonra orucu kâmil şekilde tutmanın değerini daha iyi anlamış bulunmaktayız. Tutmuş olduğumuz oruç ile cehennemden azat olmak ne değerli. Cennet kapılarından biri olan Reyyan kapısından cennete girmek ne değerli. Efendimizin bu husustaki şu hadisini de yeniden hatırlayalım.

    إِنَّ فِي الجَنَّة باباً يُقَالُ لَهُ : الرَّيَّانُ ، يدْخُلُ مِنْهُ الصَّائمونَ يومَ القِيامةِ ، لا يدخلُ مِنْه أَحدٌ غَيرهُم ، يقالُ: أَينَ الصَّائمُونَ ؟ فَيقومونَ لا يدخلُ مِنهُ أَحَدٌ غيرهم ، فإِذا دَخَلوا أُغلِقَ فَلَم يدخلْ مِنْهُ أَحَدٌ

    "Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez."[5] Müslim, Sıyam 66

    Hadisi şeriflerden dili muhafaza ederek orucumuzu en iyi şekilde tutmak suretiyle elde edeceğimiz mükâfatları dinledik. Vaazımızın bu bölümünde Sahabelerin hayatından dilin muhafazasının önemini beraberce öğrenelim.

    Halid b. Nübeyr şöyle diyor: “Ammar b. Yâsir çok az konuşur daima hüzünlü görünürdü. Konuştuğu zaman da bunun konusu Allah Teâlâ’nın insanı belalarla imtihan etmesi ve azabından yine O’na sığınmak olurdu”

    - Ebu İdris el-Havlânî şöyle anlatıyor: Bir gün Şam mescidine girmiştim. Orada çok az konuşan ve konuşunca da parlak dişleri görülen birisi oturuyordu. Birşeyde ihtilafa düşen halk ona giderek danışıyorlar ve fikirlerine tâbi oluyorlardı. Onun kim olduğunu sordum. “Muaz b. Cebel ismindeki sahabidir” dediler.

    - Hz. Ömer bir gün Ebubekir Sıddîk’ın huzuruna girdiğinde onun dilini çekiştirmekte olduğunu görerek

    “Ey Allah Rasûlü’nün Halifesi! Ne yapıyorsun?” dedi. Hz. Ebubekir de şunları söyledi:

    “Beni birçok tehlikeli işlere sokan bu olmuştur. Ben Hz. Peygamber’in “İnsan vücudunda hiç bir organ yoktur ki dilin keskinliğinden ve belasından şikayetçi olmasın” buyurduğunu duymuştum”

    - Abdullah b. Mes’ud bir keresinde Safa Tepesi’ne çıkıp dilini tutarak

    “Ey dil! Hayırlı ve güzel şeyler söyle ki iyiliklere ve hayırlara nâil olasın. Kötü şeyleri de söyleme ki pişman olma belasına düşmekten kurtulasın” dedi ve sonra da şöyle ekledi: “Ben, Hz. Peygamber’in “İnsanoğlunun hata ve günahlarının çoğu dillindendir” buyurduğunu işittim”

    - Abdullah b. Abbas dilinin ucundan tutarak şöyle diyordu: “Azap olunasıca! Hayırlı ve güzel şeyler konuş ki iyilikler elde edebilesin. Kötü şeyleri konuşmaktan da sakın ki güvenlikte kalasın”. Bunun üzerine bir kişi

    “Ey Abbas’ın oğlu! Niçin dilinin ucundan tutup da bu sözleri söylüyorsun?” diye sordu. İbn Abbas da şöyle cevap verdi:

    “Kulağıma geldiğine göre kul, kıyamet gününde dilinden çektiğini hiç birşeyden çekmeyecektir.”

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Dil, bedenin temelidir. O sağlam ve doğru olduğunda diğer azalar da sağlam ve doğru olur. Âncak o bozuk ve yerinden kaymış olursa artık hiç bir aza doğru olamaz”.

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Şahsını gizleyerek senden söz ettirmemeye ve hatırlanmamaya çalış. Bir de az konuş ki güvenlikte kalabilesin”.

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Diline sahip olup az konuşmak insanı cennete götürür”.

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Sırrını kendinden başkasına söyleme. Çünkü her dostunun senden başka da dostları vardır. Ben öyle insanlar gördüm ki hiç bir deriyi sağlam bırakmıyorlardı.”

    - Ebu’d-Derda (r.a.) şöyle buyuruyor: ’Konuşmayı öğrendiğiniz gibi susmayı da öğrenmelisiniz. Çünkü susmak büyük bir halimliktir. Senin başkalarını dinlemeye isteğin konuşma isteğinden daha fazla olmalıdır. Seni ilgilendirmeyen hiç bir konuda konuşma. Ortada bir tuhaflık yokken insanları güldürmeye çalışarak kendini küçük düşürme. Sakın boş şeyler peşinde de koşma”

    - Ebu’d-Derdâ şöyle buyuruyor: “Mü’min bir kimsenin, Allah katında dilinden daha sevimli bir organı yoktur. Çünkü Allah Teâlâ onu dili sebebiyle cennete sokar. Kâfir bir kulunsa Allah katında dilinden daha sevimsiz bir organı yoktur. Çünkü Allah Teâlâ onu o dil sebebiyle cehenneme atar” [6]

    Bazen konuşmak için konuşulduğu olur. Oysaki bu davranış doğru bir davranış değildir. Kişi gerektiği kişiye, gerektiği yerde ve gerektiği kadar konuşmalıdır. Eğer konuşmak doğru değilse hemen susma tercih edilmelidir. Sevgili Peygamberimiz de (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

    مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ فَليقُلْ خَيْراً ، أوْ ليَصْمُتْ

    "Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."[7]

    Eğer hayır söylemeyi bilmiyorsak susmak bizlere tavsiye edilmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de bizi şöyle uyarmaktadır.

    مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

    "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın."[8]

    Ramazan ayı fırsat ayı. Bu fırsattan istifade edebilme yollarını aramaya gayret göstermeliyiz. Bizde bu ramazanda özellikle bu fırsatları siz kıymetli cemaatimize aktarmaya çaba gösteriyoruz. Ramazanın fırsatlarından biride dilimizi muhafaza etmeyi başarmada bizlere güzellikler sunmasıdır. Bu sebeple dilimizi muhafaza edelim. Gıybet, dedikodu, suizan, yalan, iftira, küfürlü veya kötü söz, bela okumak vb. birçok yanlış tutumdan kendimizi alı koymak için çaba gösterelim. Sevgili Peygamberimizin bir uyarısıyla vaazımızı sonlandırıyoruz.

    إنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ تَعَالى مَا يُلقِي لهَا بَالاً يَرْفَعُهُ اللَّه بهَا دَرَجاتٍ ، وَإنَّ الْعبْدَ لَيَتَكلَّمُ بالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ تَعالى لا يُلْقي لهَا بالاً يهِوي بهَا في جَهَنَّم

    "Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar."[9]

    Atasözlerimizde sözümüze dikkat etmemiz gerektiği şöyle vurgulanmaktadır. “Söz var iş bitirir, söz var baş itirir:”, “Söz gümüşse sükut altındır”, “Sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir”

    Günlük yaşanılan olaylardan ders alalım. Her gün üzülerek ve istemeyerek de olsa kötü sonuçlar doğuran hadiseleri okuyor veya izliyoruz. İki çocuğun birbirine kötü söz söylemesi ve dalaşması neticesinde ailelerin karıştığı ve ölümlü sonuçlanan olaylar olmakta, trafikte birbirlerine sabredemeyen ve bu sebeple birbirlerine kötü söz söyleyenlerin karıştığı kavgalar ve neticesinde cinayetler işlenmekte. Aileler arasına kötü sözler sebebiyle düşmanlıklar girmekte, komşuluk ilişkileri kötü sözlerle bozulmakta. Bu ramazanda biraz sekteye uğrattığımız değerlerimize yeniden dönmemiz gerekmektedir. Bu bireysel, ailevi ve toplumsal faydamız içindir.

    Neticede hedefimiz dünya ve ahiret huzuru ve mutluluğu. Bu huzur ve mutluluk İslam dininin ilkelerinde saklı. Ne eksik ne fazla. Bu sebeple Yüce Rabbimiz ve Âlemlere rahmet Efendimiz (s.a.s.) dilimizi muhafaza etmeyi emretmiş ise bu bizim lehimize. Bizde bu emre uymalı ve gücümüzün yettiği kadar dilden ortaya çıkan afetlerden korunmaya çalışmalıyız.

    Yüce Rabbimiz gıybetten, yalandan, dedikodudan, iftira atmaktan, kötü ve küfürlü söz söylemekten hepimizi korusun. Doğru sözlülerden olmayı, özümüz ve sözümüz bir olmayı bizlere nasip etsin.

    Allah’a emanet olun. Geceniz ve gündüzünüz hayırla dolsun.

    Ahmet ÜNAL

    Vaiz


  4. 14.Haziran.2012, 17:40
    2
    Moderatör



    Ramazanda Sözlerimize Dikkat Edelim

    (Ramazan vaazı)

    Dilimizi Muhafaza Etmekle Orucumuzu Muhafaza Edelim

    Ramazan oruç ayıdır. Oruç imsak demektir. Oruç bedenin aç, susuz ve cinsel ilişkiden ayrı kalmasıyla beraber İslam dininin en güzel ilkelerine bürünmesi demektir. Bu sebeple her şey gibi orucun da iki boyutu vardır. Bunlar maddi ve manevi boyutudur. Bedenin aç, susuz ve cinsel ilişkiden ayrı kalması maddi boyutu, İslam dininin en güzel ilkelerini hayata aktarmak ise orucun manevi boyutunu oluşturmaktadır. Nasıl ki, beden ve ruh birbirini tamamlayan iki unsur ise ve nasıl ki, ruhsuz beden bir ceset ise, manevi boyutu olmayan bir oruçta öylece cesettir. İşte madde ve manaya oruç tutturmakla gerçek anlamda “imsak” kavramını hayatımıza aktarmış olacağız.

    Bu hususa biz şu hadisten varıyoruz. Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

    مَنْ لَمْ يَدعْ قَوْلَ الزُّورِ والعمَلَ بِهِ فلَيْسَ للَّهِ حَاجةٌ في أَنْ يَدَعَ طَعامَهُ وشَرَابهُ

    "Kim yalan konuşmayı ve yalan-dolanla iş yapmayı terk etmezse, Allah o kimsenin yemesini, içmesini bırakmasına kıymet vermez."[1]

    Hadis-i şerif açık bir şekilde dile getiriyor ki, dile sahip çıkılmadan oruç ancak aç ve susuz kalmaktan ibarettir. Bu sebeple Ramazanın bu gecesinde dilimize sahip çıkmanın ne kadar gerekli olduğunu anlamaya ve anlatmaya gayret göstereceğiz.

    Öncelikle Hz. Peygamber (s.a.s.)’in dilin muhafazasına verdiği önemi Efendimizin Ashabından dinleyelim.

    - Simak şöyle anlatıyor: Câbir b. Semüre’ye

    “Hz. Peygamber’le oturup kalktığın oldu mu?” diye sordum. “Evet!” dedi ve sonra da

    “Hz. Peygamber çoğu vakit susar, çok az konuşurdu” diye ekledi.

    - Ebu Mâlik el-Eşcaî’nin babası şöyle anlatıyor: Bizler Hz. Peygamber’in yanına çokça giderdik. O sıralar henüz gençtim. Ben Hz. Peygamber’den daha az konuşan kimseye rastlamadım. Sahabiler kendi aralarında uzun uzun konuştuklarında o tebessüm ederdi.

    - Hz. Peygamber bir gün yanında ashabı olduğu halde devesine binip bir yolculuğa çıktılar. Sahabilerden hiç birisi onun önüne geçmiyor; sağında, solunda ya da arkasında gidiyorlardı. Birara Muaz b. Cebel

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Allah’tan dileğim bizim günümüzün (ölümümüzün) seninkinden önce olmasıdır. .Allah bizlere bunu göstermesin, ama eğer bizden önce vefat edecek olursanız bize senden sonra hangi amelleri işlememizi tavsiye edersiniz?” diye sordu. Hz. Peygamber

    “Allah yolunda cihat etmeye devam ediniz” dediler. Bunun üzerine Sa’d

    “Anam-babam sana feda olsun ey Allah’ın Rasûlü!” dedi. Hz. Peygamber sözlerini şöyle sürdürdüler:

    “Allah yolunda cihat çok güzel birşeydir! Fakat halk için bundan daha derleyici bir şey vardır”. O zaman Muaz b. Cebel

    “Kastettiğiniz oruç ve sadaka olmasın?” diye sordu. Hz. Peygamber

    “Oruç ve sadaka da çok güzel birşeydir. Fakat halk için bu ikisinden de daha derleyici bir şey vardır” buyurdular.

    Böylece Muaz bildiği bütün iyi ve güzel amelleri saydı. Ama Hz. Peygamber hepsinde de

    “Halk için bundan daha derleyici bir şey vardır” dediler. Sonunda Muaz

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Halk için bunlardan daha derleyici olan şey nedir?” diye sordu. Hz. Peygamber mübarek ağızlarını işaret ederek

    “Bununla hayırdan başka bir şey söylememek, aksi takdirde isesusmak” buyurdular. Muaz’ın

    “Ey Allah’ın Rasûlü! Bizler dillerimizin konuştuklarından da sorumlu tutulacak mıyız?” demesi üzerine de onun dizlerine vurarak şunları söylediler:

    “Annen senin matemini tutsun. İnsanları yüzüstü cehenneme düşüren şey dillerinin söylediklerinden başka ne olabilir? Kim Allah’a ve son güne (âhiret gününe) iman ederse ya hayır söylesin ya da sussun. Siz hayır söyleyiniz ki karşılığında hayırlara nâil olasınız. diğer taraftan dillerinizi kötü ve şer olan şeylerden de koruyunuz ki güvenlikte kalabilesiniz”[2]

    Peki, bize karşı yapılan yanlışlıklar var ise Ramazan ayında ne yapacağız. Bizde hemen dille ve bedenle karşılık mı vereceğiz? Yoksa olgunluk gösterip af yolunu mu tutacağız? Belki her ramazanda dile getirilen ancak hayata aktarmada biraz sıkıntılarımız olan bir hadisi paylaşarak bu duruma Efendimizden çözüm dinleyelim.

    إِذا كَانَ يَوْمُ صَوْمِ أَحدِكُمْ ، فَلا يَرْفُثْ وَلا يَصْخَبْ ، فَإِنْ سَابَّهُ أَحَدٌ ، أَوْ قاتَلَهُ ، فَلْيَقُلْ : إِنِّي صائمٌ

    "Hiçbiriniz, oruçlu olduğu gün çirkin söz söylemesin ve kimse ile çekişmesin. Eğer biri kendisine söver veya çatarsa, ‘ben oruçluyum desin”[3]

    Ramazan bize birçok şeyler öğretiyor. Bu bağlamda da çok değerlidir. Az önce ifade ettiğimiz hadisi şerifi Ramazanda uygulamaya koyabilirsek ve bunu ahlak haline getirebilirsek yıl içerisinde de bizden kötü sözler, yanlış davranışlar zuhur etmeyecektir.

    Yalan söylemek, gıybet etmek, kötü sözler (küfür) söylemek fıkıh açısından orucu bozmaz. Ancak orucun sevabını giderir. Bu sebeple orucumuz sadece aç kalmak olmamalıdır. Çünkü ahlaki güzelliklere bürünmedikçe tutmuş olduğumuz oruç aç kalmaktan ibarettir. Bizler ramazanda oruç ibadetimizin sevabını tam elde etmek için çaba göstermeliyiz.

    Madde ve manaya dikkat ederek oruç tutmamızın bize ne gibi getirisi vardır? Bu sorunun cevabını Efendimiz (s.a.s)’den dinleyelim.

    مَا مِنْ عبْدٍ يصُومُ يَوماً في سبِيلِ اللَّه إِلاَّ باعَدَ اللَّه بِذلك اليَومِ وجهَهُ عَن النَّارِ سبعينَ خرِيفاً

    "Allah rızâsı için bir gün oruç tutan kimseyi Allah Teâlâ, bu bir günlük oruç sebebiyle cehennem ateşinden yetmiş yıl uzak tutar."[4]

    Orucun böyle bir uhrevi getirisini öğrendikten sonra orucu kâmil şekilde tutmanın değerini daha iyi anlamış bulunmaktayız. Tutmuş olduğumuz oruç ile cehennemden azat olmak ne değerli. Cennet kapılarından biri olan Reyyan kapısından cennete girmek ne değerli. Efendimizin bu husustaki şu hadisini de yeniden hatırlayalım.

    إِنَّ فِي الجَنَّة باباً يُقَالُ لَهُ : الرَّيَّانُ ، يدْخُلُ مِنْهُ الصَّائمونَ يومَ القِيامةِ ، لا يدخلُ مِنْه أَحدٌ غَيرهُم ، يقالُ: أَينَ الصَّائمُونَ ؟ فَيقومونَ لا يدخلُ مِنهُ أَحَدٌ غيرهم ، فإِذا دَخَلوا أُغلِقَ فَلَم يدخلْ مِنْهُ أَحَدٌ

    "Cennette reyyân denilen bir kapı vardır ki, kıyamet günü oradan ancak oruçlular girecek, onlardan başka kimse giremeyecektir. Oruçlular nerede? diye çağrılır. Onlar da kalkıp girerler ve o kapıdan onlardan başkası asla giremez. Oruçlular girince o kapı kapanır ve bir daha oradan kimse girmez."[5] Müslim, Sıyam 66

    Hadisi şeriflerden dili muhafaza ederek orucumuzu en iyi şekilde tutmak suretiyle elde edeceğimiz mükâfatları dinledik. Vaazımızın bu bölümünde Sahabelerin hayatından dilin muhafazasının önemini beraberce öğrenelim.

    Halid b. Nübeyr şöyle diyor: “Ammar b. Yâsir çok az konuşur daima hüzünlü görünürdü. Konuştuğu zaman da bunun konusu Allah Teâlâ’nın insanı belalarla imtihan etmesi ve azabından yine O’na sığınmak olurdu”

    - Ebu İdris el-Havlânî şöyle anlatıyor: Bir gün Şam mescidine girmiştim. Orada çok az konuşan ve konuşunca da parlak dişleri görülen birisi oturuyordu. Birşeyde ihtilafa düşen halk ona giderek danışıyorlar ve fikirlerine tâbi oluyorlardı. Onun kim olduğunu sordum. “Muaz b. Cebel ismindeki sahabidir” dediler.

    - Hz. Ömer bir gün Ebubekir Sıddîk’ın huzuruna girdiğinde onun dilini çekiştirmekte olduğunu görerek

    “Ey Allah Rasûlü’nün Halifesi! Ne yapıyorsun?” dedi. Hz. Ebubekir de şunları söyledi:

    “Beni birçok tehlikeli işlere sokan bu olmuştur. Ben Hz. Peygamber’in “İnsan vücudunda hiç bir organ yoktur ki dilin keskinliğinden ve belasından şikayetçi olmasın” buyurduğunu duymuştum”

    - Abdullah b. Mes’ud bir keresinde Safa Tepesi’ne çıkıp dilini tutarak

    “Ey dil! Hayırlı ve güzel şeyler söyle ki iyiliklere ve hayırlara nâil olasın. Kötü şeyleri de söyleme ki pişman olma belasına düşmekten kurtulasın” dedi ve sonra da şöyle ekledi: “Ben, Hz. Peygamber’in “İnsanoğlunun hata ve günahlarının çoğu dillindendir” buyurduğunu işittim”

    - Abdullah b. Abbas dilinin ucundan tutarak şöyle diyordu: “Azap olunasıca! Hayırlı ve güzel şeyler konuş ki iyilikler elde edebilesin. Kötü şeyleri konuşmaktan da sakın ki güvenlikte kalasın”. Bunun üzerine bir kişi

    “Ey Abbas’ın oğlu! Niçin dilinin ucundan tutup da bu sözleri söylüyorsun?” diye sordu. İbn Abbas da şöyle cevap verdi:

    “Kulağıma geldiğine göre kul, kıyamet gününde dilinden çektiğini hiç birşeyden çekmeyecektir.”

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Dil, bedenin temelidir. O sağlam ve doğru olduğunda diğer azalar da sağlam ve doğru olur. Âncak o bozuk ve yerinden kaymış olursa artık hiç bir aza doğru olamaz”.

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Şahsını gizleyerek senden söz ettirmemeye ve hatırlanmamaya çalış. Bir de az konuş ki güvenlikte kalabilesin”.

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Diline sahip olup az konuşmak insanı cennete götürür”.

    - Hz. Ali şöyle buyurmuştur: “Sırrını kendinden başkasına söyleme. Çünkü her dostunun senden başka da dostları vardır. Ben öyle insanlar gördüm ki hiç bir deriyi sağlam bırakmıyorlardı.”

    - Ebu’d-Derda (r.a.) şöyle buyuruyor: ’Konuşmayı öğrendiğiniz gibi susmayı da öğrenmelisiniz. Çünkü susmak büyük bir halimliktir. Senin başkalarını dinlemeye isteğin konuşma isteğinden daha fazla olmalıdır. Seni ilgilendirmeyen hiç bir konuda konuşma. Ortada bir tuhaflık yokken insanları güldürmeye çalışarak kendini küçük düşürme. Sakın boş şeyler peşinde de koşma”

    - Ebu’d-Derdâ şöyle buyuruyor: “Mü’min bir kimsenin, Allah katında dilinden daha sevimli bir organı yoktur. Çünkü Allah Teâlâ onu dili sebebiyle cennete sokar. Kâfir bir kulunsa Allah katında dilinden daha sevimsiz bir organı yoktur. Çünkü Allah Teâlâ onu o dil sebebiyle cehenneme atar” [6]

    Bazen konuşmak için konuşulduğu olur. Oysaki bu davranış doğru bir davranış değildir. Kişi gerektiği kişiye, gerektiği yerde ve gerektiği kadar konuşmalıdır. Eğer konuşmak doğru değilse hemen susma tercih edilmelidir. Sevgili Peygamberimiz de (s.a.s.) bir hadislerinde şöyle buyurmaktadır.

    مَنْ كَانَ يُؤْمِنُ بِاللَّهِ وَاليَوْمِ الآخِرِ فَليقُلْ خَيْراً ، أوْ ليَصْمُتْ

    "Allah'a ve âhiret gününe inanan, ya hayır söylesin ya da sussun."[7]

    Eğer hayır söylemeyi bilmiyorsak susmak bizlere tavsiye edilmektedir. Çünkü Kur’an-ı Kerim’de bizi şöyle uyarmaktadır.

    مَا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ

    "İnsan hiçbir söz söylemez ki, yanında onu gözetleyen yazmaya hazır bir melek bulunmasın."[8]

    Ramazan ayı fırsat ayı. Bu fırsattan istifade edebilme yollarını aramaya gayret göstermeliyiz. Bizde bu ramazanda özellikle bu fırsatları siz kıymetli cemaatimize aktarmaya çaba gösteriyoruz. Ramazanın fırsatlarından biride dilimizi muhafaza etmeyi başarmada bizlere güzellikler sunmasıdır. Bu sebeple dilimizi muhafaza edelim. Gıybet, dedikodu, suizan, yalan, iftira, küfürlü veya kötü söz, bela okumak vb. birçok yanlış tutumdan kendimizi alı koymak için çaba gösterelim. Sevgili Peygamberimizin bir uyarısıyla vaazımızı sonlandırıyoruz.

    إنَّ الْعَبْدَ لَيَتَكَلَّمُ بِالكَلِمةِ مِنْ رِضْوَانِ اللَّهِ تَعَالى مَا يُلقِي لهَا بَالاً يَرْفَعُهُ اللَّه بهَا دَرَجاتٍ ، وَإنَّ الْعبْدَ لَيَتَكلَّمُ بالْكَلِمَةِ مِنْ سَخَطِ اللَّهِ تَعالى لا يُلْقي لهَا بالاً يهِوي بهَا في جَهَنَّم

    "Kul, Allah'ın hoşnut olduğu bir sözü önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onun derecesini yüceltir. Yine bir kul Allah'ın gazabını gerektiren bir sözü hiç önemsemeksizin söyleyiverir de Allah onu bu sözü sebebiyle cehennemin dibine atar."[9]

    Atasözlerimizde sözümüze dikkat etmemiz gerektiği şöyle vurgulanmaktadır. “Söz var iş bitirir, söz var baş itirir:”, “Söz gümüşse sükut altındır”, “Sözünü bil, pişir; ağzında der, devşir”

    Günlük yaşanılan olaylardan ders alalım. Her gün üzülerek ve istemeyerek de olsa kötü sonuçlar doğuran hadiseleri okuyor veya izliyoruz. İki çocuğun birbirine kötü söz söylemesi ve dalaşması neticesinde ailelerin karıştığı ve ölümlü sonuçlanan olaylar olmakta, trafikte birbirlerine sabredemeyen ve bu sebeple birbirlerine kötü söz söyleyenlerin karıştığı kavgalar ve neticesinde cinayetler işlenmekte. Aileler arasına kötü sözler sebebiyle düşmanlıklar girmekte, komşuluk ilişkileri kötü sözlerle bozulmakta. Bu ramazanda biraz sekteye uğrattığımız değerlerimize yeniden dönmemiz gerekmektedir. Bu bireysel, ailevi ve toplumsal faydamız içindir.

    Neticede hedefimiz dünya ve ahiret huzuru ve mutluluğu. Bu huzur ve mutluluk İslam dininin ilkelerinde saklı. Ne eksik ne fazla. Bu sebeple Yüce Rabbimiz ve Âlemlere rahmet Efendimiz (s.a.s.) dilimizi muhafaza etmeyi emretmiş ise bu bizim lehimize. Bizde bu emre uymalı ve gücümüzün yettiği kadar dilden ortaya çıkan afetlerden korunmaya çalışmalıyız.

    Yüce Rabbimiz gıybetten, yalandan, dedikodudan, iftira atmaktan, kötü ve küfürlü söz söylemekten hepimizi korusun. Doğru sözlülerden olmayı, özümüz ve sözümüz bir olmayı bizlere nasip etsin.

    Allah’a emanet olun. Geceniz ve gündüzünüz hayırla dolsun.

    Ahmet ÜNAL

    Vaiz


  5. 14.Haziran.2012, 17:43
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,586
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Ramazan Ayı ve Oruç ile ilgili Vaazlar

    Ramazanda Saflarımızı Sık ve Düzgün Tutalım

    Bir ramazan ayı ve oruç sohbeti. (vaaz)

    Bir mümin için en ulvi vakit namaz kıldığı andır. Çünkü namaz müminin miracıdır. Secdeye eğilen başlar, kulluk hissinin en derinden yaşanmasını sağlıyor. Namaz gözümüzün nurudur. Din yaşantımızın ikamesi –ayakta durması- için en gerekli olan ibadettir. Kur’an-ı Kerimde bildirilen namaz emrinin “ikame” fiiliyle bildirilmesinin sırrına vakıf olmakta fayda var. Namaz kişi için ne kadar değerli ise, toplum hayatı içinde o kadar değerlidir.

    Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde namazın cemaatle kılınmasından elde edilebilecekleri bizlere şöyle bildiriyor.

    صَلاةُ الرَّجُلِ في جَمَاعَةٍ تُضعَّفُ عَلى صَلاتِهِ في َيْتِهِ وَفي سُوقِهِ خَمْساً وَعِشْرِينَ ضِعْفاً، وَذلِكَ أَنَّة إذَا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ خَرَجَ إلى المَسْجِدِ، لا يُخْرِجُه إلاَّ الصَّلاةُ، لَمْ يَخْطُ خَطْوَةً إلاَّ رُفِعَتْ لَه بهَا دَرَجَةٌ، وَحُطَّتْ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ، فَإذا صَلَّى لَمْ تَزَلِ المَلائِكَة تُصَلِّي عَلَيْهِ مَا دَامَ في مُصَلاَّه، ما لم يُحْدِثْ تقولُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ، اللَّهُمَّ ارحَمْهُ. وَلاَ يَزَالُ في صَلاةٍ مَا انْتَظَرَ الصَّلاةَ

    Bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın sevabı, evinde ve çarşı pazarda kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır. O kimse abdestini güzelce alıp, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir hatası da silinir. Namazını kıldıktan sonra abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe, melekler ona: Allahım! Ona rahmetinle muamele et, ona acı! diyerek dua etmeye devam ederler. O kimse namazı beklediği sürece namazda imiş gibidir.”(1)

    İnananları manevi bir kardeşlik bağıyla birbirine kenetleyen İslam Dini, bu kardeşliliğin devamını sağlamak ve geliştirmek adına namazı cemaatle kılmayı da emrediyor. Günde beş vakit namazın cemaatle kılınmasının teşvik edilmesi, haftada bir cuma namazının ve senede iki kez olan bayram namazlarının topluca kılınmasının gerekli görülmesi, toplumsal kaynaşmanın ve dayanışmanın sağlanmasına önemli etkenlerin başında gelmektedir.

    Cemaatle namaz kıldığımız şu zamanımızda dikkat etmediğimiz hususların başında ise saf düzeni gelmektedir. Öncelikle saf düzenine uymanın safları doğru ve düzgün tutmanın dini bir vecibe olduğunu beraberce hatırlayım. Bu hususta örneklerin en güzelini insanlığa sunun Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimizin hadislerini beraberce hatırlayalım.

    Cemaatle kılmış olduğumuz namazlarımızda nasıl bir saf düzeni gerçekleştirmeliyiz? Öncelikle bu sorunun cevabını Sevgili Peygamberimizden (s.a.s.) öğrenelim.

    عَن جابِرِ بْنِ سمُرةَ ، رضي اللَّه عنْهُمَا ، قَالَ : خَرجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ : « أَلا تَصُفُّونَ كما تُصُفُّ الملائِكَةُ عِنْدَ رَبِّهَا ؟ » فَقُلْنَا : يا رسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ تَصُفُّ الملائِكةُ عِند ربِّها ؟ قال : « يُتِمُّونَ الصُّفوفَ الأُولَ ، ويَتَراصُّونَ في الصفِّ»
    Câbir İbni Semüre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:

    - “Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!”

    Bunun üzerine biz:

    - Yâ Resûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Şöyle buyurdu:

    - “Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar.”(2)

    Kur’an-ı Kerimde adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan Saffat süresinde Efendimizin ifade ettiği husus şöyle bildirilmektedir.

    وَالصَّافَّاتِ صَفّاً {} فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراً {} فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراً {} إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ
    “Saf saf dizilenlere, O haykırıp sürenlere, Ve o zikir okuyanlara, Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.” (3)

    Bu süresin bir diğer ayetinde de bu husus hakkında bizlere şöyle bilgi verilmektedir.

    وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ {} وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ {} وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
    "(Melekler şöyle derler Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz. Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."(4)

    Bir başka hadiste Efendimiz Saf düzeninin namazın kemale ermesinde gerekli olan bir husus olduğunu şöyle bildiriyor.

    سَوُّوا صُفُوفَكُمْ ، فَإنَّ تَسْوِيةَ الصَّفِّ مِنْ تَمامِ الصَّلاةِ
    “Saflarınızı düz tutunuz. Zira safların düz olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir.”(5)

    Saf düzenimizin düzgün tutulmasının bizlere sağladığı faydalar ve saf düzeninin bozulduğunda ise karşılaşacağımız zararlar nelerdir? Bu sorularımızın cevapları Efendimizin hadislerinde saklıdır.

    رُصُّوا صُفُوفَكُمْ ، وَقَاربُوا بَيْنَها ، وحاذُوا بالأَعْناق ، فَوَالَّذِي نَفْسِي بيَدِهِ إِنَّي لأَرَى الشَّيْطَانَ يَدْخُلُ منْ خَلَلِ الصَّفِّ ، كأنَّها الحَذَفُ
    “Saflarınızı sık tutunuz. Safların arasını yanaştırınız. Boyunlarınızı bir hizâya getiriniz. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, saffın boş kalmış aralıklarından şeytanın bodur, kılsız siyah koyun gibi girdiğini görüyorum.”(6)

    Çağımızdaki en büyük sıkıntılarımızın başında hep rahatlığımızı arzu etmemiz gelmektedir. Şöyle bir soru akla gelebilir. Şimdi rahatlığı arzu etmeyelim mi? Elbette edelim. Ancak kendi rahatlığımız için Mümin kardeşimizin rahatını bozmamak kaydını unutmamalıyız. Şu tabloyu beraberce gözümüzün önünde canlandıralım. İlk safta namaz kılıyoruz. Saf düzenimiz biraz seyrek. Şöyle rahat rahat namaz kılmak istiyoruz. Bir kardeşimiz gelse ve safı doldursa ve bizler safta sıkışsak. Acaba şu hususu düşünüp düşünmez miyiz? “Ne güzel namaz kılacaktım. Şimdi bu adamda nerden çıktı. Şimdi bu sıkışıklıkta kim namaz kılacak? Bu soruları çoğaltabiliriz. Önemli olan ise bu hususlardan biri aklımıza geliyor mu gelmiyor mu? Yoksa şöyle mi diyoruz. “Ne güzel safımız gevşek idi. Biri daha geldi de safımız doldu.”

    Bu düşüncelerimiz toplumsal yapımızın en güzel tezahürüdür. Saf düzenimizin toplumsal hayatımızla benzerliği yok mudur? Siz kıymetli cemaatimizden bu hususu sorgulamasını istirham ediyorum. Saf düzenin sıkı tutulması ile toplum hayatının kenetlenmesi birbirleriyle bağlantılıdır. Cemaatle namaz kılma anında saf düzenimizdeki gevşeklik, Müslüman kardeşimize karşı gevşekliğimizin bir tezahürü değil mi?

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’den bir hadisle sizlere aktarmaya çalıştığımız saf düzeni ile toplumsal düzen arasında doğru orantı vardır görüşümüzü desteklemeye çalışalım. Efendimiz şöyle buyuruyor.

    أَقِيمُوا الصُّفُوفَ وَحَاذُوا بَينَ المنَاكِب، وسُدُّوا الخَلَلَ، وَلِينُوا بِأَيْدِي إِخْوَانِكُمْ ، وَلا تَذَرُوا فَرُجَاتٍ للشيْطانِ، ومَنْ وصَلَ صَفًّا وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَنْ قَطَعَ صَفًّا قَطَعهُ اللَّه
    “Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez.”(7)

    Sevgili Peygamberimiz saf düzenini bizatihi kendisi kontrol ediyor, hataları ise gideriyordu. Bir hadiste bu durum şöyle bildiriliyor.

    كانَ رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، يَتخلَّلُ الصَّفَّ مِنْ نَاحِيَةٍ إِلى نَاحِيَةٍ ، يَمسَحُ صُدُورَنَا ، وَمَناكِبَنَا ، ويقولُ : لا تَخْتَلِفُوا فَتَخْتَلِفَ قُلُوبُكُمْ » وكَانَ يَقُولُ : إن اللَّه وَمَلائِكَتَهُ يُصَلُّونَ على الصُّفُوفِ الأُوَلِ
    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem göğüslerimize ve omuzlarımıza dokunarak bir baştan diğer başa safın arasında dolaşır ve şöyle buyururdu:

    “İleri geri durmayınız. Sonra kalpleriniz de birbirinden farklı olur”. Ve sözlerine şöyle devam ederdi: “İlk saflarda bulunanlara Allah rahmet, melekler de dua eder.”(8)

    Saf düzeninin bizlere sağlamış olduğu faydaları, saf düzenini bozmamız sebebiyle karşılaşacağımız sıkıntıları hep beraber öğrendik. Çok iyi bildiğimiz halde bir türlü gerçekleştiremediğimiz saf düzeni nasıl olacak? Bu hususu da yine Efendimizin hadislerinden öğrenelim.

    وسِّطُوا الإِمامَ ، وَسُدُّوا الخَلَلَ
    “İmamı ortanıza alınız ve saflardaki boşlukları doldurunuz.”(9)

    أَتمُّوا الصَّفَّ المقدَّمَ ، ثُمَّ الَّذي يلِيهِ ، فَمَا كَانَ مَنْ نقْصٍ فَلْيَكُنْ في الصَّفِّ المُؤَخَّرِ
    “Önce ilk safı tamamlayınız; sonra arkadaki safları doldurunuz. Şayet eksik kalırsa, son safta kalsın.”(10)

    إِنَّ اللَّه وملائِكَتَهُ يُصلُّونَ على ميامِن الصُّفوف
    “Şüphesiz Allah safların sağ tarafında bulunanlara rahmet eder; melekleri de dua ederler.”(11)

    Ramazan ayı birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırmada en önemli fırsat dilimi. Bu ayda namazlarımızı cemaatle kılmayı ahlak haline getirebilirsek, cemaatle namazlarımızda ise saf düzenine dikkat edebilirsek bu aydan toplum olarak en büyük verimlerden birini elde etmiş olacağız. Bu sebeple saflarımızı sık tutalı, düzgün hale getirelim, boşlukları dolduralım, aramızdan şeytanların geçmesine müsaade etmeyelim. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

    Ahmet ÜNAL

    Vaiz


  6. 14.Haziran.2012, 17:43
    3
    Moderatör
    Ramazanda Saflarımızı Sık ve Düzgün Tutalım

    Bir ramazan ayı ve oruç sohbeti. (vaaz)

    Bir mümin için en ulvi vakit namaz kıldığı andır. Çünkü namaz müminin miracıdır. Secdeye eğilen başlar, kulluk hissinin en derinden yaşanmasını sağlıyor. Namaz gözümüzün nurudur. Din yaşantımızın ikamesi –ayakta durması- için en gerekli olan ibadettir. Kur’an-ı Kerimde bildirilen namaz emrinin “ikame” fiiliyle bildirilmesinin sırrına vakıf olmakta fayda var. Namaz kişi için ne kadar değerli ise, toplum hayatı içinde o kadar değerlidir.

    Sevgili Peygamberimiz bir hadislerinde namazın cemaatle kılınmasından elde edilebilecekleri bizlere şöyle bildiriyor.

    صَلاةُ الرَّجُلِ في جَمَاعَةٍ تُضعَّفُ عَلى صَلاتِهِ في َيْتِهِ وَفي سُوقِهِ خَمْساً وَعِشْرِينَ ضِعْفاً، وَذلِكَ أَنَّة إذَا تَوَضَّأَ فَأَحْسَنَ الْوُضُوءَ، ثُمَّ خَرَجَ إلى المَسْجِدِ، لا يُخْرِجُه إلاَّ الصَّلاةُ، لَمْ يَخْطُ خَطْوَةً إلاَّ رُفِعَتْ لَه بهَا دَرَجَةٌ، وَحُطَّتْ عَنْهُ بِهَا خَطِيئَةٌ، فَإذا صَلَّى لَمْ تَزَلِ المَلائِكَة تُصَلِّي عَلَيْهِ مَا دَامَ في مُصَلاَّه، ما لم يُحْدِثْ تقولُ اللَّهُمَّ صَلِّ عَلَيْهِ، اللَّهُمَّ ارحَمْهُ. وَلاَ يَزَالُ في صَلاةٍ مَا انْتَظَرَ الصَّلاةَ

    Bir kimsenin cemaatle kıldığı namazın sevabı, evinde ve çarşı pazarda kıldığı namazdan yirmi beş kat daha fazladır. O kimse abdestini güzelce alıp, sonra sadece namaz kılmak maksadıyla mescide giderse attığı her adım sebebiyle bir derece yükseltilir, bir hatası da silinir. Namazını kıldıktan sonra abdestini bozmadan namaz kıldığı yerde kaldığı müddetçe, melekler ona: Allahım! Ona rahmetinle muamele et, ona acı! diyerek dua etmeye devam ederler. O kimse namazı beklediği sürece namazda imiş gibidir.”(1)

    İnananları manevi bir kardeşlik bağıyla birbirine kenetleyen İslam Dini, bu kardeşliliğin devamını sağlamak ve geliştirmek adına namazı cemaatle kılmayı da emrediyor. Günde beş vakit namazın cemaatle kılınmasının teşvik edilmesi, haftada bir cuma namazının ve senede iki kez olan bayram namazlarının topluca kılınmasının gerekli görülmesi, toplumsal kaynaşmanın ve dayanışmanın sağlanmasına önemli etkenlerin başında gelmektedir.

    Cemaatle namaz kıldığımız şu zamanımızda dikkat etmediğimiz hususların başında ise saf düzeni gelmektedir. Öncelikle saf düzenine uymanın safları doğru ve düzgün tutmanın dini bir vecibe olduğunu beraberce hatırlayım. Bu hususta örneklerin en güzelini insanlığa sunun Hz. Peygamber (s.a.s) Efendimizin hadislerini beraberce hatırlayalım.

    Cemaatle kılmış olduğumuz namazlarımızda nasıl bir saf düzeni gerçekleştirmeliyiz? Öncelikle bu sorunun cevabını Sevgili Peygamberimizden (s.a.s.) öğrenelim.

    عَن جابِرِ بْنِ سمُرةَ ، رضي اللَّه عنْهُمَا ، قَالَ : خَرجَ عَلَيْنَا رَسُولُ اللَّهِ صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم فَقَالَ : « أَلا تَصُفُّونَ كما تُصُفُّ الملائِكَةُ عِنْدَ رَبِّهَا ؟ » فَقُلْنَا : يا رسُولَ اللَّهِ وَكَيْفَ تَصُفُّ الملائِكةُ عِند ربِّها ؟ قال : « يُتِمُّونَ الصُّفوفَ الأُولَ ، ويَتَراصُّونَ في الصفِّ»
    Câbir İbni Semüre radıyallahu anhümâ’dan rivayet edildiğine göre şöyle dedi: Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem evinden çıkıp yanımıza geldi ve şöyle buyurdu:

    - “Meleklerin Rableri huzurunda saf bağlayıp durdukları gibi saf bağlasanız ya!”

    Bunun üzerine biz:

    - Yâ Resûlallah! Melekler Rablerinin huzurunda nasıl saf bağlayıp dururlar? diye sorduk. Şöyle buyurdu:

    - “Onlar öndeki safları tamamlayıp birbirine perçinlenmiş gibi bitişik dururlar.”(2)

    Kur’an-ı Kerimde adını, saf tutmuş meleklere işaret eden ilk âyetten alan Saffat süresinde Efendimizin ifade ettiği husus şöyle bildirilmektedir.

    وَالصَّافَّاتِ صَفّاً {} فَالزَّاجِرَاتِ زَجْراً {} فَالتَّالِيَاتِ ذِكْراً {} إِنَّ إِلَهَكُمْ لَوَاحِدٌ
    “Saf saf dizilenlere, O haykırıp sürenlere, Ve o zikir okuyanlara, Yemin ederim ki, ilâhınız birdir.” (3)

    Bu süresin bir diğer ayetinde de bu husus hakkında bizlere şöyle bilgi verilmektedir.

    وَمَا مِنَّا إِلَّا لَهُ مَقَامٌ مَّعْلُومٌ {} وَإِنَّا لَنَحْنُ الصَّافُّونَ {} وَإِنَّا لَنَحْنُ الْمُسَبِّحُونَ
    "(Melekler şöyle derler Bizim her birimiz için, bilinen bir makam vardır. Şüphesiz biz, orada sıra sıra dururuz. Ve şüphesiz Allah'ı tesbih ederiz."(4)

    Bir başka hadiste Efendimiz Saf düzeninin namazın kemale ermesinde gerekli olan bir husus olduğunu şöyle bildiriyor.

    سَوُّوا صُفُوفَكُمْ ، فَإنَّ تَسْوِيةَ الصَّفِّ مِنْ تَمامِ الصَّلاةِ
    “Saflarınızı düz tutunuz. Zira safların düz olması namazın tamam olmasını sağlayan hususlardan biridir.”(5)

    Saf düzenimizin düzgün tutulmasının bizlere sağladığı faydalar ve saf düzeninin bozulduğunda ise karşılaşacağımız zararlar nelerdir? Bu sorularımızın cevapları Efendimizin hadislerinde saklıdır.

    رُصُّوا صُفُوفَكُمْ ، وَقَاربُوا بَيْنَها ، وحاذُوا بالأَعْناق ، فَوَالَّذِي نَفْسِي بيَدِهِ إِنَّي لأَرَى الشَّيْطَانَ يَدْخُلُ منْ خَلَلِ الصَّفِّ ، كأنَّها الحَذَفُ
    “Saflarınızı sık tutunuz. Safların arasını yanaştırınız. Boyunlarınızı bir hizâya getiriniz. Canımı elinde tutan Allah’a yemin ederim ki, saffın boş kalmış aralıklarından şeytanın bodur, kılsız siyah koyun gibi girdiğini görüyorum.”(6)

    Çağımızdaki en büyük sıkıntılarımızın başında hep rahatlığımızı arzu etmemiz gelmektedir. Şöyle bir soru akla gelebilir. Şimdi rahatlığı arzu etmeyelim mi? Elbette edelim. Ancak kendi rahatlığımız için Mümin kardeşimizin rahatını bozmamak kaydını unutmamalıyız. Şu tabloyu beraberce gözümüzün önünde canlandıralım. İlk safta namaz kılıyoruz. Saf düzenimiz biraz seyrek. Şöyle rahat rahat namaz kılmak istiyoruz. Bir kardeşimiz gelse ve safı doldursa ve bizler safta sıkışsak. Acaba şu hususu düşünüp düşünmez miyiz? “Ne güzel namaz kılacaktım. Şimdi bu adamda nerden çıktı. Şimdi bu sıkışıklıkta kim namaz kılacak? Bu soruları çoğaltabiliriz. Önemli olan ise bu hususlardan biri aklımıza geliyor mu gelmiyor mu? Yoksa şöyle mi diyoruz. “Ne güzel safımız gevşek idi. Biri daha geldi de safımız doldu.”

    Bu düşüncelerimiz toplumsal yapımızın en güzel tezahürüdür. Saf düzenimizin toplumsal hayatımızla benzerliği yok mudur? Siz kıymetli cemaatimizden bu hususu sorgulamasını istirham ediyorum. Saf düzenin sıkı tutulması ile toplum hayatının kenetlenmesi birbirleriyle bağlantılıdır. Cemaatle namaz kılma anında saf düzenimizdeki gevşeklik, Müslüman kardeşimize karşı gevşekliğimizin bir tezahürü değil mi?

    Âlemlere rahmet olarak gönderilen Efendimiz (s.a.s.)’den bir hadisle sizlere aktarmaya çalıştığımız saf düzeni ile toplumsal düzen arasında doğru orantı vardır görüşümüzü desteklemeye çalışalım. Efendimiz şöyle buyuruyor.

    أَقِيمُوا الصُّفُوفَ وَحَاذُوا بَينَ المنَاكِب، وسُدُّوا الخَلَلَ، وَلِينُوا بِأَيْدِي إِخْوَانِكُمْ ، وَلا تَذَرُوا فَرُجَاتٍ للشيْطانِ، ومَنْ وصَلَ صَفًّا وَصَلَهُ اللَّه ، وَمَنْ قَطَعَ صَفًّا قَطَعهُ اللَّه
    “Saflarınızı düz tutunuz. Omuzları bir hizaya getiriniz. Aralıkları kapayınız. Saf düzeni için elinizden tutup çeken kardeşlerinize yumuşak davranınız. Şeytanın girebileceği boşluklar bırakmayınız. Allah, safları bitişik tutanların gönlünü hoş eder. Safları bitişik tutmayanlara Allah nimetlerini lutfetmez.”(7)

    Sevgili Peygamberimiz saf düzenini bizatihi kendisi kontrol ediyor, hataları ise gideriyordu. Bir hadiste bu durum şöyle bildiriliyor.

    كانَ رسولُ اللَّه صَلّى اللهُ عَلَيْهِ وسَلَّم ، يَتخلَّلُ الصَّفَّ مِنْ نَاحِيَةٍ إِلى نَاحِيَةٍ ، يَمسَحُ صُدُورَنَا ، وَمَناكِبَنَا ، ويقولُ : لا تَخْتَلِفُوا فَتَخْتَلِفَ قُلُوبُكُمْ » وكَانَ يَقُولُ : إن اللَّه وَمَلائِكَتَهُ يُصَلُّونَ على الصُّفُوفِ الأُوَلِ
    Resûlullah sallallahu aleyhi ve sellem göğüslerimize ve omuzlarımıza dokunarak bir baştan diğer başa safın arasında dolaşır ve şöyle buyururdu:

    “İleri geri durmayınız. Sonra kalpleriniz de birbirinden farklı olur”. Ve sözlerine şöyle devam ederdi: “İlk saflarda bulunanlara Allah rahmet, melekler de dua eder.”(8)

    Saf düzeninin bizlere sağlamış olduğu faydaları, saf düzenini bozmamız sebebiyle karşılaşacağımız sıkıntıları hep beraber öğrendik. Çok iyi bildiğimiz halde bir türlü gerçekleştiremediğimiz saf düzeni nasıl olacak? Bu hususu da yine Efendimizin hadislerinden öğrenelim.

    وسِّطُوا الإِمامَ ، وَسُدُّوا الخَلَلَ
    “İmamı ortanıza alınız ve saflardaki boşlukları doldurunuz.”(9)

    أَتمُّوا الصَّفَّ المقدَّمَ ، ثُمَّ الَّذي يلِيهِ ، فَمَا كَانَ مَنْ نقْصٍ فَلْيَكُنْ في الصَّفِّ المُؤَخَّرِ
    “Önce ilk safı tamamlayınız; sonra arkadaki safları doldurunuz. Şayet eksik kalırsa, son safta kalsın.”(10)

    إِنَّ اللَّه وملائِكَتَهُ يُصلُّونَ على ميامِن الصُّفوف
    “Şüphesiz Allah safların sağ tarafında bulunanlara rahmet eder; melekleri de dua ederler.”(11)

    Ramazan ayı birlik ve beraberliğimizi sağlamlaştırmada en önemli fırsat dilimi. Bu ayda namazlarımızı cemaatle kılmayı ahlak haline getirebilirsek, cemaatle namazlarımızda ise saf düzenine dikkat edebilirsek bu aydan toplum olarak en büyük verimlerden birini elde etmiş olacağız. Bu sebeple saflarımızı sık tutalı, düzgün hale getirelim, boşlukları dolduralım, aramızdan şeytanların geçmesine müsaade etmeyelim. Geceniz mübarek olsun. Allah’a emanet olun.

    Ahmet ÜNAL

    Vaiz





+ Yorum Gönder