Konusunu Oylayın.: Ramazan’da kur’an’dan okuyacağımız vird ne kadar olmalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ramazan’da kur’an’dan okuyacağımız vird ne kadar olmalı?
  1. 30.Mayıs.2012, 17:43
    1
    Misafir

    Ramazan’da kur’an’dan okuyacağımız vird ne kadar olmalı?

  2. 30.Mayıs.2012, 17:46
    2
    Şema
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Mart.2007
    Üye No: 123
    Mesaj Sayısı: 9,332
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 103

    Cevap: Ramazan’da kur’an’dan okuyacağımız vird ne kadar olmalı?




    Kur’an okumanın anlamı

    Kur’an okumak ibadettir. “Bu kitap mübarek bir kitaptır, düşünmeleri için indirdik.” âyetinin de ifade ettiği gibi, Kur’an’ı okumaktan gaye, onu düşünerek, anlayarak okumaktır. Said b. Cübeyr Kur’an’ı anlamadan okuyanı kör ve kültürsüz birine benzetir. Kur’an bir konsantredir. Kur’an okuyucusu tilaveti esnasında Allah ile bir konsantre içine girmektedir. Bu nedenle zihin ve akıl onunla konsantre edilmelidir.

    “Kendilerine kitap verdiğimiz liyakatli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar,” âyetinde da belirtildiği gibi, “hakkıyla okumak”tan gaye, lisan, akıl ve kalp üçlüsünün gerçekleştirdiği okumadır. Yani, Kur’an okurken dil, akıl ve gönül üçlüsünün işbirliği yapmasına dikkat edilir. Lisan, mahreçleri çıkarır, akıl, onlara anlam verir, kalp ise tefekkür eder. Ehl-i Beyt âlimlerinden Cafer es-Sadık da âyetin tefsiri bağlamında şunları der: Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır. Allah’a yemin olsun; okumak, tefekkürsüz bir ezberleme ve harfler üzerinde zaman geçirmek değildir.
    Kur’an fehm tefekkür ve tedebbür ile okunur. Anlama, manasındaki fehm kavramı âyet ve kelimelerin anlamını bilmek, Kur’an müşkilâtını çözmektir. Bir bakıma Kur’an’ı tefsir edebilmek ve anlamaktır. Tedebbür ise, işin sonunu düşünme anlamına gelir. Mesela, içki Kur’an’da haram kılınmıştır. Haram olduğunu anlamak fehmdir. İçki içenin dünya ve ahirette karşılaşacağı kötü netice ve azabı hatırlamak içkinin haram kılınış hikmetini araştırmak, fert ve toplumda açacağı yaraları hatırlamak ise tedebbürdür. Tefekkür, akıl veya kalbin delil veya âyet üzerine odaklanmasıdır. Kalp, kendini yalnızlık içerisinde hisseder, yalnızlığını gidermenin yolu Allah’ın kitabıyla ünsiyet kurmaktan geçer. Kalp için Kur’an’ı tefekkür ve tedebbürle okumaktan daha etkili bir şey yoktur.
    Mümin, Kur’an okurken, sorumlu kişilerin ilgili direktifleri altın üstünün emirlerini, öğrencinin ders programını okuduğu gibi okur. “Kendilerine Rahman’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı,” âyeti, Kur’an okuyanın kendisinden etkilenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
    Kur’an’ı düşünmekten kasıt, Kur’an’da Allah Teala’nın bahsettiği konulara odaklanmak, Allah Teala dostlarını nasıl korumuş, onlara nasıl yardım etmiş, Allah Teala düşmanlarını nasıl helak etmiş? Onları ne tür azap ve ceza(lar) beklemektedir? Bu gibi konuları hatırlamakla gerçekleşir.

    Selefimizin okuma biçiminden örnekler
    Bizler belki de seleften çok Kur’an okuruz. Ancak hakkını vererek değil, teğanni ve anlamaksızın okuruz. Selefin Kur’an’dan hayat ve izzet elde etmek için okuduğu halde bizler ölüm anında ruhumuzun kolay çıkması için okuyoruz. Tek bir âyet, Hz. Ömer’i, Fudayl b. İyaz’ı, Muhammed Esed’i değiştirdi. Kur’an’ı haftada birkaç defa hatmettiğini söyleyen insan neden değişmemektedir, melekleşmemektedir? Cevap basittir: Sorun okuma, niyet ve âdâba riâyet edip etmemede odaklanmaktadır.
    Abdullah b. Zübeyr anlatıyor: Esma b. Ebi Bekir’in yanına gittim. “Allah bize lütfetti ve bizleri o semum (kavurucu) azabından korudu.” âyetini okuyordu. Kah okuyor, kah dua ediyordu. Çarşıya gittim, döndüm hâlâ aynı âyeti okuyordu. Hasan Basri, “Allah’ın nimet(leleri)ni sayacak olsanız sayamazsınız.” âyetini okuyarak sabahlardı. Sebebini soranlara; “Âyette büyük bir ibret ve öğüt vardır, başımızı kaldırıp baktığımızda, Rabbimizin bir nimetinin indiğini görürüz, bilmediğimiz nimetlerin sayısı ondan da çoktur,” diye cevap verdi. Ebu Hanife, bir keresinde gece teheccüd namazını kılarken, “Fakat onlara vaat edilen asıl azap kıyamet saatidir. O kıyamet saati, kurtuluşu olmayan daha korkunç bir beladır ve daha acıdır.” âyetini okuduğu sırada âyete takıldı kaldı ve sabaha kadar aynı âyeti tekrarladı. Mevlana Faldlurrahman Genç Murabadi, bir gün Kur’an’ı Kerim okurken, kendini bir cezbe kapladı, kendinden geçti. Mevlevi Seyyid Tecemmül Hüseyin Efendi’ye dedi ki: “Kur’an’dan aldığım zevkin eğer bir parçasını sen alsaydın benim gibi oturamazdın. Elbiselerini parçalayarak ormanlara dalar giderdin.” Fadlurrahman Hazretleri bir ah çekti ve odasına gitti. Birkaç gün hasta yattı. Muhammed İkbal sabahları Kur’an okumayı adet edinir. Babası kendisine, “Evladım ne yapıyorsun? der. O da; “Kur’an okuyorum,” cevabını verir. Aynı soru ve cevap üç yıl devam eder. Muhammed İkbal bir defasında, “Babacığım, ne yaptığımı iyi biliyorsundur, aynı suali neden tekrarladığını merak ediyorum” der. “Evladım şunu sana hatırlatmak istedim. Sana nazil olmuşçasına Kur’an oku. Muhammed İkbal babasının bu cevabından sonra hayatının değiştiğini, Kur’an’ın şiir ve düşünce hayatında en etkili unsur olduğunu ifade eder. Mustafa Sadık er-Râfii de; “Kur’an okuduğumda kendimi Cibril’in Hz. Peygamber’e, onun da ashabına Kur’an’ı tilavet ettiği saadet asrında hissediyorum” der.

    Anlamadan Kur’an okuyanın sevap alıp almaması
    Nüzulünden itibaren manası bilinmeden okunan Kur’an’ın sevap getirip getirmediği konusunda değişik görüşler öne sürülmüştür. Kimileri, asıl olan okumaktır, çünkü Kur’an okumak da ibadettir, anlaşılsın veya anlaşılmasın hükmü değiştirmez, okuyan sevap kazanır, demişlerdir. Kimileri de asıl olan, Kur’an’ı anlayarak okumaktır, demişler ve birçok delil ortaya koymuşlardır. Delillerden bazıları şunlardır: Hz. Peygamber, Kur’an okumayı namaz kılmaya ve dua etmeye benzeterek şöyle buyurmuş: “Kur’an’la kalpleriniz arasında bir bağlantı bulunduğu sürece Kur’an okuyunuz. Kur’an’la konsantre sağladığınız sürece okuyun. Kalben ve zihnen ondan ayrıldığınız zaman okumayın,” Bunun anlamı, Kur’an okuduğunda onunla bir iletişim sağlıyor, ilahi hitabı kavrıyorsan okuduğundan yararlanıyorsun demektir. Hadis, okuduğunu takip edemeyenlerin, hitabın ne dediğini anlamayanların okumayı bırakmalarını emretmektedir. Hz. Ali, anlamadan kılınan bir ibadette tedebbür edilmeyen bir tilavette hayır yoktur, demiştir. “İçlerinde bir takım ümmiler vardır ki, kitabı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunurlar.” Muhammed Gazalî, âyet bağlamında şunları der: Onlar, kitabı hıfzetmek için düşünmeden okurlar, anlam ve gayesini düşünmezler, Kitab’ı kavramadan kendilerine okunanla yetinirler.
    Kur’an, “Ve onlar ki Rablerinin âyetleri hatırlatılınca, kör ve sağır üstüne yıkılıp yatmazlar,” âyetiyle anlamadan, fehmetmeden Kur’an okuyanları sağır ve körlere benzetmiştir. Zerkeşi, “Kur’an okudukları halde Kur’an onları gırtlaklarını geçmez,” hadisinin Kur’an’ı tecvidle okudukları halde manasını anlamayanlar hakkında olduğunu söyler. Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın ve tefekkür etmenin her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların içinde bulundukları hazin durumu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlamaktadır.
    Anlamadan Kur’an okuyanın durumu sarhoşa benzetilmiştir. “Ey iman edenler siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” Âyette yasaklanan durum, anlamı bilinmeden kılınan namazdır. Yani, ne okuduğunu bilmeyenin durumu sarhoşa benzer. Zira sarhoş ne dediğini bilmez. Kur’an’ı anlamadan okuyan da ne dediğini bilmemektedir. Harflerin mahrecine sarf ettiğimiz mesaiyi Kur’an’ı anlamaya verseydik Kur’an’dan daha çok istifade edebilirdik. Mesela meddi çekemeyen biri hakkında gösterdiğimiz refleksi, Kur’an’ı anlamanın önündeki engeller konusunda gösterebilseydik, Kur’an’ı anlama konusunda hayli mesafe kat ederdik. Mücahid, Kur’an’ı üç defa İbn Abbas’ın yanında okuduğunu, her âyetin nerede indiğini ve tefsirini kendisinden sorduğunu ifade etmiştir. Ebu Musa el-Eş’ari, Hz. Ömer’e, “Basra’da çok kişinin o yıl Kur’an’ı ezberlediğini yazdı. Hz. Ömer kendilerine maaş bağlanmasını yazdı. Ebu Musa müteakip yıl Hz. Ömer’e Kur’an ezberleyenlerin sayasının önceki yıllara göre kat kat arttığını yazdı. Hz. Ömer, onlara maaş bağlamayız, zira hafızların ezberle uğraşıp Kur’an’ı anlamaktan yüz çevireceklerinden endişe ediyorum, dedi Keza, Hz. Ömer, Arapça bilmeyenleri Kur’an öğreticiliği görevine atamazdı. Bunu Kur’an’ı doğru okumaları, okuttuklarını anlama ve başkalarına aktarma gayesiyle yapardı.
    Selef, Kur’an’ın anlamını tefekkür etmeden sadece ezberlemekle yetinmenin bidat olduğunu söylemiştir. “Kur’an’ı tane tane oku.” Cafer-i Sadık, âyette geçen tertilin okurken, anlamını, teenniyle ve düşünerek okumak anlamında olduğunu söyler. “…İlerde Kur’an hafızları çıkacak ve şöyle diyecekler: Bizden daha iyi okuyan kimse var mı? Bizden daha âlim var mı? Bizden daha fakih var mı? Hz. Peygamber onlarla ilgili olarak ashabına şunları dedi: Onlarda hayır adına bir şeyin bulunduğunu düşünüyor musunuz? Ashap: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi. Hz. Peygamber; onlar bizim ümmetimizdendirler, ancak, cehennem yakıtıdırlar, buyurdu.
    İmam Kurtubî, Kur’an okuma adabı bağlamında şunları der: Okuyan kişi onu yavaş ve tertil ile okumalı, rahmet âyetlerine gelince, Allah’tan rahmet dilemeli, azap âyetlerinde Allah’a sığınmalıdır.
    Kur’an’ı düşünmek onu ezberlemekten daha faziletli olduğu gibi, Kur’an’ı düşünerek okuyan biri düşünmeden okuyan bir hafızdan daha hayırlıdır. Ashap içinde Hz. Ebubekir’den Kur’an’ı daha çok hıfzedenler olduğu halde fazilette ona ulaşamamışlardı. Çünkü fazilet Kur’an’ı ezberlemede değil, onu anlayıp hayata geçirmededir. İyas b. Muaviye, Kur’an’ı anlamadan okuyanların durumunu şöyle örneklendirdi: Bir topluluğa geceleyin yöneticilerinden bir tamim gelmiştir. Önünde okuyacakları bir ışıkları yoktur. Anlayarak okuyanlar ise ışıkta olanlara benzerler. Gelen tamimi okumaktadırlar. İyas, Kur’an’ı anlamadan okuyanları karanlıkta bocalayıp duranlara benzetmiştir.
    Anlamadan Kur’an okunabileceğini savunanlar ise, Ahmed b. Hanbel’in gördüğü bir rüyayı referans gösterirler. Şöyle ki: Ahmed b. Hanbel rüyada Allah Teala’yı görmüş Zat-ı Celalinden en hayırlı ameli sormuş. Allah Teala: Kitabımı okumaktır, buyurmuş. İbn Hanbel, anlayarak mı, anlamadan mı? Deyince, ister anlayarak ister de anlamadan okumak, cevabını vermiş. Rüyanın delil olmadığı bilinen bir husustur. Anlamadan okumak insana sevap getirse bile Kur’an’ın gönderiliş ve okuma maksadını gerçekleştirir mi? Kur’an’ı anlamadan okuyanlar, onun sırrına eremezler, hidâyetine ulaşamazlar, lafızları tekrarlamakla hidâyet elde edilmez. Bu nedenle de anlamadan okuyanlar kitap-kırtasiye taşıyan bineklere benzetilmiştir. “Kur’an ya lehinde veya aleyhinde bir delildir,” hadisi de buna delildir.
    Kısacası, Kur’an’ı anlamadan okumak insana cüzi oranda sevap getirse bile, Kur’an’ın gönderiliş ve okuma maksadını gerçekleştirmez. Kur’an’ı anlamadan okuyanlar, onun sırrına eremezler, hidâyetine ulaşamazlar.

    Kaç günde bir hatim yapılır?
    Hatim, sözlükte mühürlemek tamamlamak ve sonuçlandırmak anlamlarına gelir. Istılah olarak da; Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyup bitirmek anlamındadır. Günde Kur’an’dan ne kadar okunmalı? Bu konuda kesin bir şey söylemek güçtür. Zira konuyla ilgili olarak gelen nass ve haberler farklılık arz etmektedir. İlk dönemde yapılan uygulamalar, bir günde okunacak miktarın belli ve sınırlı olmadığını, kişiden kişiye farklılık arz ettiğini, duruma göre değişebileceğini, niceliğin değil, niteliğin önemli olduğunu göstermektedir. Konuyla ilgili olara gelen bazı haber ve rivâyetler şöyledir: Abdullah b. Amr: Ben Kur’an’ı ezberleyenlerdendim, her gece hatim ederdim. Durumum Hz. Peygamber’e ulaşınca şöyle buyurdu: Her gece hatim yapma, ayda bir hatmet, buyurdu. Hz. Peygamber her Ramazan ayında o zamana kadar indirilmiş bulunan süreleri Cibril ile mukabele ederek Kur’an’ı hatmederdi. Vefat edeceği Ramazan’da Kur’an’ı iki defa hatmetti. Ebu Hanife, bu hadisi esas alarak Kur’an’ı fazla okumaya imkan bulamayanlara bir senede iki defa hatim indirmenin yeterli olacağını söylemiştir. “Bir gecede 10 âyet okuyan gafillerden sayılmaz. “Bir gecede 100 âyet okuyan âbid olarak yazılır.” Hadisleri de bu doğrultudadır. Ebu Hureyre anlatıyor: Hz. Peygamberle bir seferde refakat ettim. Besmeleyi yirmi defa tekrarladı; hem okuyor hem de ağlıyordu. Takatten düşünceye kadar buna devam etti. Hz. Peygamber, bir gece boyunca, “Eğer sen onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan yine şüphe yok ki çok güçlü ve hikmet sahibisin,” âyetini defalarca tekrarlayıp durmuş. Gazali; seleften ismini vermediği bir zatın Hûd Süresi üzerinde 6 ay durduğunu nakleder. Süleyman Dârâni, bir âyeti 4 gün bazen 5 gün düşündüğünü, anlamadan başkasına geçmediğini söyler. Said b. Cübeyr bir gece boyunca “Haydin ayrılın bugün ey suçlular!” âyetini tekrarlamış. Gazali, önceleri her Cuma, sonra her ay, daha sonra da her yıl bir hatim indirdiği halde, son 30 yılda bir hatmi bitirmediğini söyleyen bir zattan bahseder. Temim ed-Dâri, “Yoksa o kötülükleri yapıp duran kimseler, kendilerini iman edip iyi ameller yapan kimseler gibi yapacağız, hayatlarını ve ölümlerini bir bir tutacağız mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” âyetini bir gece boyunca tekrarlamış. Said b. Cübeyr “Haydin ayrılın bugün ey suçlular!” âyetini bir gece boyunca tekrarlamıştır.
    “Kur’an’dan kolayınıza gideni okuyun,” âyeti de okumanın miktarı konusunda herhangi bir sınırlamanın bulunmadığını göstermektedir. Biri, İbn Mesud’a, ben mufassal sûreleri bir rekatta okuyorum, deyince, İbn Mesud, okuman şiir okuma tarzıdır, cevabını vermiştir. Biri, İbn Abbas’a gelip ve şöyle demiş: Ben Kur’an’ı öyle hızlı okurum ki her gece bir-iki defa hatmederim. İbn Abbas: Bu okuma biçimini sevmem, ben her gece bir sûre okumayı tercih ederim, sen de kalbinin fehmedeceği, kulaklarının işiteceği biçimde oku, demiş. Abdurrahman b. Ebi Leyla anlattı: Hûd Sûresi’ni okuduğum bir sırada yanıma bir kadın gelmiş. “Hûd Sûresi’ni böyle hızlı mı okuyorsun? Allah’a yemin ederim ki ben altı aydır okuyorum, henüz bitirmemişim demiş. Abdullah b. Ömer, Bakara Sûresi’ni sekiz yılda ezberlemiş, (hâşâ) bu onun geri zekalı oluşundan değildi. O, sekiz yılını Kur’an’ın lafzına değil, anlam ve yaşamına vermişti. Sahabe içinde çok sayıda hafızların bulunmaması bundan olsa gerek. Onlar ezberden çok anlama ve yaşamayı hedefliyorlardı. Hz. Osman, ben peygamberden beşer âyet öğrenirdim. Aldığım her beş âyetin manasını anlar ve hayata geçirdikten, tekrar beş âyet alırdım, demiş.
    Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar. Şöyle der: Kim Kur’an’ın emir ve yasaklarına riâyet etmeden günde 100 hatim bile indirse o, cezayı hak etmiştir. Bazen okuyucu güzel sesine aldanarak, Allah ile münacat ettiğini düşünür. Heyhat! Gerçekten Allah ile mükâleme ettiğinin hazzını alsaydı kendi sesine saplanıp kalmazdı. Bu uygulamalar, Kur’an okuma hususunda kemiyetin değil, keyfiyetin önemli olduğunu göstermektedir.
    Ücretle hatim okuma bidatini ilk çıkaran Kral Zahir’dir. H. 699 yılında Emevi Camii’nde sabah namazından sonra Kur’an okuyan bir hafız tuttu. Kendisine aylık bağladı. Ramazanda 30-40 hatta 60 hatim indirenlerin ne türlü bir tilavet sergiledikleri gerçekten merak edilecek bir konudur. Ücretle ve süratle hatim indirenlerin çoğu Kur’an’ı geçim vasıtası kılmakta ve zaman zaman komik durumlara düşmektedirler Okuduklarını meta satarcasına başkalarına satarlar. Dahası, bazıları da kiralık hafız tutarlar, yevmiyeyle çalıştırıp hatim okuturlar. İşveren de taze taze dokunulmamış hatimleri pazarcıları ve bezirgânları tarafından piyasaya arz ederler. Ücretle hatim indirmekten kaynaklanan sakıncalara bir örnek de şudur:
    “Önemli bir tefsir uzmanımız Kur’an istismarcılarıyla ilgili olarak şu hatırasını aktarmaktadır: “Bir tarihte bir arkadaşımla beraber İstanbul’da onun bir arkadaşını ziyaret etmek için görevli olduğu camiye gittik. Namazdan sonra imamla birlikte camiden çıkmak üzereyken biraz yaşlı bir kadın yanımıza doğru geldi ve imam arkadaşa: “Oğlum, bir hatim rica etmek için sizi rahatsız ediyorum, okur musunuz?” dedi. İmam: “Olur, teyzeciğim! Fakat hangisinden istiyorsunuz?” dedi. Bu soru karşısında doğrusu ben de şaşırdım kadın da şaşırmış olacak ki: “Oğlum, bir hatim indirmeni istiyorum. Hatimin hangisi olur mu?” deyince, İmam şöyle açıklamada bulundu: “Teyzeciğim, 50 liralık hatim var, 100 liralık hatim var bir de 150 liralık hatim var. Sen hangisinden istersin?” Kadın daha da şaşkın bir ifade ile: “100 liralıktan olsun” dedi ve bir köşeye çekildiler, hemen oracıkta duasını ettiler ve parasını alıp yanımıza geldi. Anladık ki, hatimler önceden okunmuş, paket halinde hazırmış! Arkadaşımla, biraz da taaccüple birbirimize baktık ve oradan ayrıldık. Kur’an herhalde bunlara da lanet ediyor olmalı.”

    Peş peşe hatim indirmek
    Kur’an’ı baştan sona okumaya dair bir nass varit olmamıştır. Hz. Aişe, Hz. Peygamber’in tüm Kur’an’ı bir gecede hatmettiğini hatırlamıyorum der. İbn Kayyım, peş peşe hatim indirmenin başta peygamber olmak üzere, sahabe, tabiin ve mezhep imamlarından varit olmadığını söyler. Bazı âlimler de şu zayıf hadisi öne sürerek peş peşe hatim indirmenin müstehap olduğunu söylemişlerdir. Biri, Hz. Peygamber’e; ey Allah’ın Rasulü, en hayırlı amel nedir? diye sorar. Hz. Peygamber,
    - Konup, göçendir, buyurdu.
    -Konup göçen kimdir?
    -Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyup tekrarlayandır. Hadisçiler, Hâkim ve Tirmizi’in rivâyet ettikleri bu hadisin zayıf olduğunu söylemiştir. Tirmizi, hadisin garip olarak tanımlarken, Şarih el-Mübarekfuri ise, hadisin senedinde geçen Salih el-Mürri’nin zayıf olduğunu belirtir. Kur’an Tercümanı lakaplı İbn Abbas, anlayarak ve adabına uyarak Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerini okumayı anlamadan bütün Kur’an’ı okumaya tercih ederim demiş.
    Netice olarak şunu diyebiliriz: Ramazan veya herhangi bir zaman diliminde hatim yapmanın ya da Kur’an’dan virt okumanın belirli bir miktar ve sınırı yoktur. Bu miktar insanların durum ve kapasitesine göre değişmektedir. Kur’an’ı mehcur bırakanlar arasında yer almamak için her gün Kur’an’dan bir virdimizin olması gerekir. Okumada önemli olan husus, okunan Kur’an’ın anlaşılması ve hayata taşınmasıdır.

    İçkinin Kur’an’da haram kılındığını anlamak fehmdir. İçki içenin dünya ve âhirette karşılaşacağı kötü netice ve azabı hatırlamak içkinin haram kılınış hikmetini araştırmak, fert ve toplumda açacağı yaraları hatırlamak ise tedebbürdür.

    Harflerin mahrecine sarf ettiğimiz mesaiyi Kur’an’ı anlamanın önündeki engelleri kaldırmaya sarf edebilseydik, hayli mesafe kat etmiştik.

    “Evladım şunu sana hatırlatmak istedim. Sana nazil olmuşçasına Kur’an oku!” Muhammed İkbal babasının bu cevabından sonra hayatının değiştiğini, Kur’an’ın şiir ve düşünce hayatında en etkili unsur olduğunu ifade eder.

    Kur’an okuma hususunda önemli olan kemiyet değil keyfiyettir. Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar.

    Ücretle hatim okuma bidatini ilk çıkaran Kral Zahir’dir. H. 699 yılında Emevi Camii’nde sabah namazından sonra Kur’an okuyan bir hafız tutarak kendisine aylık bağladı.

    Kur’an’ı mehcur bırakanlar arasında yer almamak için her gün Kur’an’dan bir miktar okumamız gerekir. Bu okumada önemli olan miktar değil, okunan âyetlerin anlaşılması ve hayata taşınmasıdır.


  3. 30.Mayıs.2012, 17:46
    2
    Moderatör



    Kur’an okumanın anlamı

    Kur’an okumak ibadettir. “Bu kitap mübarek bir kitaptır, düşünmeleri için indirdik.” âyetinin de ifade ettiği gibi, Kur’an’ı okumaktan gaye, onu düşünerek, anlayarak okumaktır. Said b. Cübeyr Kur’an’ı anlamadan okuyanı kör ve kültürsüz birine benzetir. Kur’an bir konsantredir. Kur’an okuyucusu tilaveti esnasında Allah ile bir konsantre içine girmektedir. Bu nedenle zihin ve akıl onunla konsantre edilmelidir.

    “Kendilerine kitap verdiğimiz liyakatli kimseler onu, tilavetinin hakkını vererek okurlar,” âyetinde da belirtildiği gibi, “hakkıyla okumak”tan gaye, lisan, akıl ve kalp üçlüsünün gerçekleştirdiği okumadır. Yani, Kur’an okurken dil, akıl ve gönül üçlüsünün işbirliği yapmasına dikkat edilir. Lisan, mahreçleri çıkarır, akıl, onlara anlam verir, kalp ise tefekkür eder. Ehl-i Beyt âlimlerinden Cafer es-Sadık da âyetin tefsiri bağlamında şunları der: Kur’an’ı hakkıyla okumaktan gaye, onu tefekkür edip, ahkâmıyla amel ederek, müjdelerini umarak ve yasaklarından sakınarak okumaktır. Allah’a yemin olsun; okumak, tefekkürsüz bir ezberleme ve harfler üzerinde zaman geçirmek değildir.
    Kur’an fehm tefekkür ve tedebbür ile okunur. Anlama, manasındaki fehm kavramı âyet ve kelimelerin anlamını bilmek, Kur’an müşkilâtını çözmektir. Bir bakıma Kur’an’ı tefsir edebilmek ve anlamaktır. Tedebbür ise, işin sonunu düşünme anlamına gelir. Mesela, içki Kur’an’da haram kılınmıştır. Haram olduğunu anlamak fehmdir. İçki içenin dünya ve ahirette karşılaşacağı kötü netice ve azabı hatırlamak içkinin haram kılınış hikmetini araştırmak, fert ve toplumda açacağı yaraları hatırlamak ise tedebbürdür. Tefekkür, akıl veya kalbin delil veya âyet üzerine odaklanmasıdır. Kalp, kendini yalnızlık içerisinde hisseder, yalnızlığını gidermenin yolu Allah’ın kitabıyla ünsiyet kurmaktan geçer. Kalp için Kur’an’ı tefekkür ve tedebbürle okumaktan daha etkili bir şey yoktur.
    Mümin, Kur’an okurken, sorumlu kişilerin ilgili direktifleri altın üstünün emirlerini, öğrencinin ders programını okuduğu gibi okur. “Kendilerine Rahman’ın âyetleri okunduğu zaman ağlayarak secdeye kapanırlardı,” âyeti, Kur’an okuyanın kendisinden etkilenmesi gerektiğine dikkat çekmektedir.
    Kur’an’ı düşünmekten kasıt, Kur’an’da Allah Teala’nın bahsettiği konulara odaklanmak, Allah Teala dostlarını nasıl korumuş, onlara nasıl yardım etmiş, Allah Teala düşmanlarını nasıl helak etmiş? Onları ne tür azap ve ceza(lar) beklemektedir? Bu gibi konuları hatırlamakla gerçekleşir.

    Selefimizin okuma biçiminden örnekler
    Bizler belki de seleften çok Kur’an okuruz. Ancak hakkını vererek değil, teğanni ve anlamaksızın okuruz. Selefin Kur’an’dan hayat ve izzet elde etmek için okuduğu halde bizler ölüm anında ruhumuzun kolay çıkması için okuyoruz. Tek bir âyet, Hz. Ömer’i, Fudayl b. İyaz’ı, Muhammed Esed’i değiştirdi. Kur’an’ı haftada birkaç defa hatmettiğini söyleyen insan neden değişmemektedir, melekleşmemektedir? Cevap basittir: Sorun okuma, niyet ve âdâba riâyet edip etmemede odaklanmaktadır.
    Abdullah b. Zübeyr anlatıyor: Esma b. Ebi Bekir’in yanına gittim. “Allah bize lütfetti ve bizleri o semum (kavurucu) azabından korudu.” âyetini okuyordu. Kah okuyor, kah dua ediyordu. Çarşıya gittim, döndüm hâlâ aynı âyeti okuyordu. Hasan Basri, “Allah’ın nimet(leleri)ni sayacak olsanız sayamazsınız.” âyetini okuyarak sabahlardı. Sebebini soranlara; “Âyette büyük bir ibret ve öğüt vardır, başımızı kaldırıp baktığımızda, Rabbimizin bir nimetinin indiğini görürüz, bilmediğimiz nimetlerin sayısı ondan da çoktur,” diye cevap verdi. Ebu Hanife, bir keresinde gece teheccüd namazını kılarken, “Fakat onlara vaat edilen asıl azap kıyamet saatidir. O kıyamet saati, kurtuluşu olmayan daha korkunç bir beladır ve daha acıdır.” âyetini okuduğu sırada âyete takıldı kaldı ve sabaha kadar aynı âyeti tekrarladı. Mevlana Faldlurrahman Genç Murabadi, bir gün Kur’an’ı Kerim okurken, kendini bir cezbe kapladı, kendinden geçti. Mevlevi Seyyid Tecemmül Hüseyin Efendi’ye dedi ki: “Kur’an’dan aldığım zevkin eğer bir parçasını sen alsaydın benim gibi oturamazdın. Elbiselerini parçalayarak ormanlara dalar giderdin.” Fadlurrahman Hazretleri bir ah çekti ve odasına gitti. Birkaç gün hasta yattı. Muhammed İkbal sabahları Kur’an okumayı adet edinir. Babası kendisine, “Evladım ne yapıyorsun? der. O da; “Kur’an okuyorum,” cevabını verir. Aynı soru ve cevap üç yıl devam eder. Muhammed İkbal bir defasında, “Babacığım, ne yaptığımı iyi biliyorsundur, aynı suali neden tekrarladığını merak ediyorum” der. “Evladım şunu sana hatırlatmak istedim. Sana nazil olmuşçasına Kur’an oku. Muhammed İkbal babasının bu cevabından sonra hayatının değiştiğini, Kur’an’ın şiir ve düşünce hayatında en etkili unsur olduğunu ifade eder. Mustafa Sadık er-Râfii de; “Kur’an okuduğumda kendimi Cibril’in Hz. Peygamber’e, onun da ashabına Kur’an’ı tilavet ettiği saadet asrında hissediyorum” der.

    Anlamadan Kur’an okuyanın sevap alıp almaması
    Nüzulünden itibaren manası bilinmeden okunan Kur’an’ın sevap getirip getirmediği konusunda değişik görüşler öne sürülmüştür. Kimileri, asıl olan okumaktır, çünkü Kur’an okumak da ibadettir, anlaşılsın veya anlaşılmasın hükmü değiştirmez, okuyan sevap kazanır, demişlerdir. Kimileri de asıl olan, Kur’an’ı anlayarak okumaktır, demişler ve birçok delil ortaya koymuşlardır. Delillerden bazıları şunlardır: Hz. Peygamber, Kur’an okumayı namaz kılmaya ve dua etmeye benzeterek şöyle buyurmuş: “Kur’an’la kalpleriniz arasında bir bağlantı bulunduğu sürece Kur’an okuyunuz. Kur’an’la konsantre sağladığınız sürece okuyun. Kalben ve zihnen ondan ayrıldığınız zaman okumayın,” Bunun anlamı, Kur’an okuduğunda onunla bir iletişim sağlıyor, ilahi hitabı kavrıyorsan okuduğundan yararlanıyorsun demektir. Hadis, okuduğunu takip edemeyenlerin, hitabın ne dediğini anlamayanların okumayı bırakmalarını emretmektedir. Hz. Ali, anlamadan kılınan bir ibadette tedebbür edilmeyen bir tilavette hayır yoktur, demiştir. “İçlerinde bir takım ümmiler vardır ki, kitabı bilmezler. Bütün bildikleri kulaktan dolma şeylerdir. Onlar sadece zan ve tahminde bulunurlar.” Muhammed Gazalî, âyet bağlamında şunları der: Onlar, kitabı hıfzetmek için düşünmeden okurlar, anlam ve gayesini düşünmezler, Kitab’ı kavramadan kendilerine okunanla yetinirler.
    Kur’an, “Ve onlar ki Rablerinin âyetleri hatırlatılınca, kör ve sağır üstüne yıkılıp yatmazlar,” âyetiyle anlamadan, fehmetmeden Kur’an okuyanları sağır ve körlere benzetmiştir. Zerkeşi, “Kur’an okudukları halde Kur’an onları gırtlaklarını geçmez,” hadisinin Kur’an’ı tecvidle okudukları halde manasını anlamayanlar hakkında olduğunu söyler. Reşid Rıza, anlayarak Kur’an okumanın ve tefekkür etmenin her mükellefe farz olduğunu savunur ve Müslümanların içinde bulundukları hazin durumu Kur’an’ı anlamamaya ve taklitle yetinmeye bağlamaktadır.
    Anlamadan Kur’an okuyanın durumu sarhoşa benzetilmiştir. “Ey iman edenler siz sarhoş iken ne söylediğinizi bilinceye kadar namaza yaklaşmayın.” Âyette yasaklanan durum, anlamı bilinmeden kılınan namazdır. Yani, ne okuduğunu bilmeyenin durumu sarhoşa benzer. Zira sarhoş ne dediğini bilmez. Kur’an’ı anlamadan okuyan da ne dediğini bilmemektedir. Harflerin mahrecine sarf ettiğimiz mesaiyi Kur’an’ı anlamaya verseydik Kur’an’dan daha çok istifade edebilirdik. Mesela meddi çekemeyen biri hakkında gösterdiğimiz refleksi, Kur’an’ı anlamanın önündeki engeller konusunda gösterebilseydik, Kur’an’ı anlama konusunda hayli mesafe kat ederdik. Mücahid, Kur’an’ı üç defa İbn Abbas’ın yanında okuduğunu, her âyetin nerede indiğini ve tefsirini kendisinden sorduğunu ifade etmiştir. Ebu Musa el-Eş’ari, Hz. Ömer’e, “Basra’da çok kişinin o yıl Kur’an’ı ezberlediğini yazdı. Hz. Ömer kendilerine maaş bağlanmasını yazdı. Ebu Musa müteakip yıl Hz. Ömer’e Kur’an ezberleyenlerin sayasının önceki yıllara göre kat kat arttığını yazdı. Hz. Ömer, onlara maaş bağlamayız, zira hafızların ezberle uğraşıp Kur’an’ı anlamaktan yüz çevireceklerinden endişe ediyorum, dedi Keza, Hz. Ömer, Arapça bilmeyenleri Kur’an öğreticiliği görevine atamazdı. Bunu Kur’an’ı doğru okumaları, okuttuklarını anlama ve başkalarına aktarma gayesiyle yapardı.
    Selef, Kur’an’ın anlamını tefekkür etmeden sadece ezberlemekle yetinmenin bidat olduğunu söylemiştir. “Kur’an’ı tane tane oku.” Cafer-i Sadık, âyette geçen tertilin okurken, anlamını, teenniyle ve düşünerek okumak anlamında olduğunu söyler. “…İlerde Kur’an hafızları çıkacak ve şöyle diyecekler: Bizden daha iyi okuyan kimse var mı? Bizden daha âlim var mı? Bizden daha fakih var mı? Hz. Peygamber onlarla ilgili olarak ashabına şunları dedi: Onlarda hayır adına bir şeyin bulunduğunu düşünüyor musunuz? Ashap: Allah ve Rasulü daha iyi bilir, dedi. Hz. Peygamber; onlar bizim ümmetimizdendirler, ancak, cehennem yakıtıdırlar, buyurdu.
    İmam Kurtubî, Kur’an okuma adabı bağlamında şunları der: Okuyan kişi onu yavaş ve tertil ile okumalı, rahmet âyetlerine gelince, Allah’tan rahmet dilemeli, azap âyetlerinde Allah’a sığınmalıdır.
    Kur’an’ı düşünmek onu ezberlemekten daha faziletli olduğu gibi, Kur’an’ı düşünerek okuyan biri düşünmeden okuyan bir hafızdan daha hayırlıdır. Ashap içinde Hz. Ebubekir’den Kur’an’ı daha çok hıfzedenler olduğu halde fazilette ona ulaşamamışlardı. Çünkü fazilet Kur’an’ı ezberlemede değil, onu anlayıp hayata geçirmededir. İyas b. Muaviye, Kur’an’ı anlamadan okuyanların durumunu şöyle örneklendirdi: Bir topluluğa geceleyin yöneticilerinden bir tamim gelmiştir. Önünde okuyacakları bir ışıkları yoktur. Anlayarak okuyanlar ise ışıkta olanlara benzerler. Gelen tamimi okumaktadırlar. İyas, Kur’an’ı anlamadan okuyanları karanlıkta bocalayıp duranlara benzetmiştir.
    Anlamadan Kur’an okunabileceğini savunanlar ise, Ahmed b. Hanbel’in gördüğü bir rüyayı referans gösterirler. Şöyle ki: Ahmed b. Hanbel rüyada Allah Teala’yı görmüş Zat-ı Celalinden en hayırlı ameli sormuş. Allah Teala: Kitabımı okumaktır, buyurmuş. İbn Hanbel, anlayarak mı, anlamadan mı? Deyince, ister anlayarak ister de anlamadan okumak, cevabını vermiş. Rüyanın delil olmadığı bilinen bir husustur. Anlamadan okumak insana sevap getirse bile Kur’an’ın gönderiliş ve okuma maksadını gerçekleştirir mi? Kur’an’ı anlamadan okuyanlar, onun sırrına eremezler, hidâyetine ulaşamazlar, lafızları tekrarlamakla hidâyet elde edilmez. Bu nedenle de anlamadan okuyanlar kitap-kırtasiye taşıyan bineklere benzetilmiştir. “Kur’an ya lehinde veya aleyhinde bir delildir,” hadisi de buna delildir.
    Kısacası, Kur’an’ı anlamadan okumak insana cüzi oranda sevap getirse bile, Kur’an’ın gönderiliş ve okuma maksadını gerçekleştirmez. Kur’an’ı anlamadan okuyanlar, onun sırrına eremezler, hidâyetine ulaşamazlar.

    Kaç günde bir hatim yapılır?
    Hatim, sözlükte mühürlemek tamamlamak ve sonuçlandırmak anlamlarına gelir. Istılah olarak da; Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyup bitirmek anlamındadır. Günde Kur’an’dan ne kadar okunmalı? Bu konuda kesin bir şey söylemek güçtür. Zira konuyla ilgili olarak gelen nass ve haberler farklılık arz etmektedir. İlk dönemde yapılan uygulamalar, bir günde okunacak miktarın belli ve sınırlı olmadığını, kişiden kişiye farklılık arz ettiğini, duruma göre değişebileceğini, niceliğin değil, niteliğin önemli olduğunu göstermektedir. Konuyla ilgili olara gelen bazı haber ve rivâyetler şöyledir: Abdullah b. Amr: Ben Kur’an’ı ezberleyenlerdendim, her gece hatim ederdim. Durumum Hz. Peygamber’e ulaşınca şöyle buyurdu: Her gece hatim yapma, ayda bir hatmet, buyurdu. Hz. Peygamber her Ramazan ayında o zamana kadar indirilmiş bulunan süreleri Cibril ile mukabele ederek Kur’an’ı hatmederdi. Vefat edeceği Ramazan’da Kur’an’ı iki defa hatmetti. Ebu Hanife, bu hadisi esas alarak Kur’an’ı fazla okumaya imkan bulamayanlara bir senede iki defa hatim indirmenin yeterli olacağını söylemiştir. “Bir gecede 10 âyet okuyan gafillerden sayılmaz. “Bir gecede 100 âyet okuyan âbid olarak yazılır.” Hadisleri de bu doğrultudadır. Ebu Hureyre anlatıyor: Hz. Peygamberle bir seferde refakat ettim. Besmeleyi yirmi defa tekrarladı; hem okuyor hem de ağlıyordu. Takatten düşünceye kadar buna devam etti. Hz. Peygamber, bir gece boyunca, “Eğer sen onlara azap edersen, şüphe yok ki onlar senin kullarındır, eğer onları bağışlarsan yine şüphe yok ki çok güçlü ve hikmet sahibisin,” âyetini defalarca tekrarlayıp durmuş. Gazali; seleften ismini vermediği bir zatın Hûd Süresi üzerinde 6 ay durduğunu nakleder. Süleyman Dârâni, bir âyeti 4 gün bazen 5 gün düşündüğünü, anlamadan başkasına geçmediğini söyler. Said b. Cübeyr bir gece boyunca “Haydin ayrılın bugün ey suçlular!” âyetini tekrarlamış. Gazali, önceleri her Cuma, sonra her ay, daha sonra da her yıl bir hatim indirdiği halde, son 30 yılda bir hatmi bitirmediğini söyleyen bir zattan bahseder. Temim ed-Dâri, “Yoksa o kötülükleri yapıp duran kimseler, kendilerini iman edip iyi ameller yapan kimseler gibi yapacağız, hayatlarını ve ölümlerini bir bir tutacağız mı sandılar? Ne kötü hüküm veriyorlar!” âyetini bir gece boyunca tekrarlamış. Said b. Cübeyr “Haydin ayrılın bugün ey suçlular!” âyetini bir gece boyunca tekrarlamıştır.
    “Kur’an’dan kolayınıza gideni okuyun,” âyeti de okumanın miktarı konusunda herhangi bir sınırlamanın bulunmadığını göstermektedir. Biri, İbn Mesud’a, ben mufassal sûreleri bir rekatta okuyorum, deyince, İbn Mesud, okuman şiir okuma tarzıdır, cevabını vermiştir. Biri, İbn Abbas’a gelip ve şöyle demiş: Ben Kur’an’ı öyle hızlı okurum ki her gece bir-iki defa hatmederim. İbn Abbas: Bu okuma biçimini sevmem, ben her gece bir sûre okumayı tercih ederim, sen de kalbinin fehmedeceği, kulaklarının işiteceği biçimde oku, demiş. Abdurrahman b. Ebi Leyla anlattı: Hûd Sûresi’ni okuduğum bir sırada yanıma bir kadın gelmiş. “Hûd Sûresi’ni böyle hızlı mı okuyorsun? Allah’a yemin ederim ki ben altı aydır okuyorum, henüz bitirmemişim demiş. Abdullah b. Ömer, Bakara Sûresi’ni sekiz yılda ezberlemiş, (hâşâ) bu onun geri zekalı oluşundan değildi. O, sekiz yılını Kur’an’ın lafzına değil, anlam ve yaşamına vermişti. Sahabe içinde çok sayıda hafızların bulunmaması bundan olsa gerek. Onlar ezberden çok anlama ve yaşamayı hedefliyorlardı. Hz. Osman, ben peygamberden beşer âyet öğrenirdim. Aldığım her beş âyetin manasını anlar ve hayata geçirdikten, tekrar beş âyet alırdım, demiş.
    Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar. Şöyle der: Kim Kur’an’ın emir ve yasaklarına riâyet etmeden günde 100 hatim bile indirse o, cezayı hak etmiştir. Bazen okuyucu güzel sesine aldanarak, Allah ile münacat ettiğini düşünür. Heyhat! Gerçekten Allah ile mükâleme ettiğinin hazzını alsaydı kendi sesine saplanıp kalmazdı. Bu uygulamalar, Kur’an okuma hususunda kemiyetin değil, keyfiyetin önemli olduğunu göstermektedir.
    Ücretle hatim okuma bidatini ilk çıkaran Kral Zahir’dir. H. 699 yılında Emevi Camii’nde sabah namazından sonra Kur’an okuyan bir hafız tuttu. Kendisine aylık bağladı. Ramazanda 30-40 hatta 60 hatim indirenlerin ne türlü bir tilavet sergiledikleri gerçekten merak edilecek bir konudur. Ücretle ve süratle hatim indirenlerin çoğu Kur’an’ı geçim vasıtası kılmakta ve zaman zaman komik durumlara düşmektedirler Okuduklarını meta satarcasına başkalarına satarlar. Dahası, bazıları da kiralık hafız tutarlar, yevmiyeyle çalıştırıp hatim okuturlar. İşveren de taze taze dokunulmamış hatimleri pazarcıları ve bezirgânları tarafından piyasaya arz ederler. Ücretle hatim indirmekten kaynaklanan sakıncalara bir örnek de şudur:
    “Önemli bir tefsir uzmanımız Kur’an istismarcılarıyla ilgili olarak şu hatırasını aktarmaktadır: “Bir tarihte bir arkadaşımla beraber İstanbul’da onun bir arkadaşını ziyaret etmek için görevli olduğu camiye gittik. Namazdan sonra imamla birlikte camiden çıkmak üzereyken biraz yaşlı bir kadın yanımıza doğru geldi ve imam arkadaşa: “Oğlum, bir hatim rica etmek için sizi rahatsız ediyorum, okur musunuz?” dedi. İmam: “Olur, teyzeciğim! Fakat hangisinden istiyorsunuz?” dedi. Bu soru karşısında doğrusu ben de şaşırdım kadın da şaşırmış olacak ki: “Oğlum, bir hatim indirmeni istiyorum. Hatimin hangisi olur mu?” deyince, İmam şöyle açıklamada bulundu: “Teyzeciğim, 50 liralık hatim var, 100 liralık hatim var bir de 150 liralık hatim var. Sen hangisinden istersin?” Kadın daha da şaşkın bir ifade ile: “100 liralıktan olsun” dedi ve bir köşeye çekildiler, hemen oracıkta duasını ettiler ve parasını alıp yanımıza geldi. Anladık ki, hatimler önceden okunmuş, paket halinde hazırmış! Arkadaşımla, biraz da taaccüple birbirimize baktık ve oradan ayrıldık. Kur’an herhalde bunlara da lanet ediyor olmalı.”

    Peş peşe hatim indirmek
    Kur’an’ı baştan sona okumaya dair bir nass varit olmamıştır. Hz. Aişe, Hz. Peygamber’in tüm Kur’an’ı bir gecede hatmettiğini hatırlamıyorum der. İbn Kayyım, peş peşe hatim indirmenin başta peygamber olmak üzere, sahabe, tabiin ve mezhep imamlarından varit olmadığını söyler. Bazı âlimler de şu zayıf hadisi öne sürerek peş peşe hatim indirmenin müstehap olduğunu söylemişlerdir. Biri, Hz. Peygamber’e; ey Allah’ın Rasulü, en hayırlı amel nedir? diye sorar. Hz. Peygamber,
    - Konup, göçendir, buyurdu.
    -Konup göçen kimdir?
    -Kur’an’ı başından sonuna kadar okuyup tekrarlayandır. Hadisçiler, Hâkim ve Tirmizi’in rivâyet ettikleri bu hadisin zayıf olduğunu söylemiştir. Tirmizi, hadisin garip olarak tanımlarken, Şarih el-Mübarekfuri ise, hadisin senedinde geçen Salih el-Mürri’nin zayıf olduğunu belirtir. Kur’an Tercümanı lakaplı İbn Abbas, anlayarak ve adabına uyarak Bakara ile Âl-i İmrân sûrelerini okumayı anlamadan bütün Kur’an’ı okumaya tercih ederim demiş.
    Netice olarak şunu diyebiliriz: Ramazan veya herhangi bir zaman diliminde hatim yapmanın ya da Kur’an’dan virt okumanın belirli bir miktar ve sınırı yoktur. Bu miktar insanların durum ve kapasitesine göre değişmektedir. Kur’an’ı mehcur bırakanlar arasında yer almamak için her gün Kur’an’dan bir virdimizin olması gerekir. Okumada önemli olan husus, okunan Kur’an’ın anlaşılması ve hayata taşınmasıdır.

    İçkinin Kur’an’da haram kılındığını anlamak fehmdir. İçki içenin dünya ve âhirette karşılaşacağı kötü netice ve azabı hatırlamak içkinin haram kılınış hikmetini araştırmak, fert ve toplumda açacağı yaraları hatırlamak ise tedebbürdür.

    Harflerin mahrecine sarf ettiğimiz mesaiyi Kur’an’ı anlamanın önündeki engelleri kaldırmaya sarf edebilseydik, hayli mesafe kat etmiştik.

    “Evladım şunu sana hatırlatmak istedim. Sana nazil olmuşçasına Kur’an oku!” Muhammed İkbal babasının bu cevabından sonra hayatının değiştiğini, Kur’an’ın şiir ve düşünce hayatında en etkili unsur olduğunu ifade eder.

    Kur’an okuma hususunda önemli olan kemiyet değil keyfiyettir. Gazali, Kur’an’ı anlamadan ve ondan yararlanmaksızın okuyanları aldanmışlar arasında sayar.

    Ücretle hatim okuma bidatini ilk çıkaran Kral Zahir’dir. H. 699 yılında Emevi Camii’nde sabah namazından sonra Kur’an okuyan bir hafız tutarak kendisine aylık bağladı.

    Kur’an’ı mehcur bırakanlar arasında yer almamak için her gün Kur’an’dan bir miktar okumamız gerekir. Bu okumada önemli olan miktar değil, okunan âyetlerin anlaşılması ve hayata taşınmasıdır.





+ Yorum Gönder