Konusunu Oylayın.: Ramazan el buti fıkhussiyre 1992 gonca yayınevi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Ramazan el buti fıkhussiyre 1992 gonca yayınevi
  1. 04.Nisan.2012, 09:58
    1
    Misafir

    Ramazan el buti fıkhussiyre 1992 gonca yayınevi






    Ramazan el buti fıkhussiyre 1992 gonca yayınevi Mumsema Fıkhussiyreyi incelemenin asıl gayesi nedir Fıkhussiyreyi incelemenin asıl gayesiyle ilgili bir yazı yazar mısınız ?


  2. 04.Nisan.2012, 09:58
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Fıkhussiyreyi incelemenin asıl gayesi nedir Fıkhussiyreyi incelemenin asıl gayesiyle ilgili bir yazı yazar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Ramazan el buti öldü

    - Ramazan El Buti: Şam Dİyarının Kandili

    - Ramazan el-Buti kimdir?

    - Büyük Kadın İlmihali, Rauf PEHLİVAN, Gonca Yayınevi, 1993

    - Gonca Gul

  3. 04.Nisan.2012, 11:51
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: ramazan el buti fıkhussiyre 1992 gonca yayınevi




    Fıkhu's-Siyre kitabının, yeniden gözden geçirilmiş ve düzeltil-miş ilaveli onuncu baskısını neşretmek bize nasipmiş. ALLAH'a ham-dediyaruz; Onun Nebisi (s.a.v.)'in hayatım, hayatımızda uygulan-masını bize öğretecek bu emin eseri neşretme fırsatını verdi. Çün-kü, günümüz insanı çok yönlü fikir emperyalizmi ve şaşırtıcı be-yanların etkisiyle bunalmıştır. Dinin emirlerini, neden ve nasıl uy-gulayacağını kestirememektedir. Zira. «kitab ve sünnete dönüş» id-diasında bulunanlar bile Hicretin 7. asrındaki (îbn-i Teymiye v.b.) zevatın dediğinden öteye geçmiyor. Çok kere de müsteşriklerin sin-si telkinlerini ilmi ve fikri görüş diye saçıyorlar... Gerçek sünnet yolunu sürekli kaybettiriyorlar.

    Bu eserde ise sahih hadislerden süzülen bir hayat ve o kutsal hayatın bize düstur olan uygulamaları sunuluyor. Sunulan esaslar, üstün bir metodla işlenip hazmettiriliyor. Müellif bu yolda, emek, ilim ve ihlâsla yürüyor. Müellif Dr. M. Said Ramazan günümüzün sayılı âlimlerinden, Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi Profesörü. Ba-bası da büyük âlim. Müellif ilmini ondan ve merhum Hasan Haben-neke'den almış. Ezher'de doktora yapmış. Eserinde de Mustafa Sabri Efendinin Mevkıfü'l-Akl (ve diğer muteber kaynaklar)a atıflar var. Bununla, Osmanlının son Şeyhul-İslâm'ı vasıtasıyla Osmanlı ulemasına da mirasçı olduğuna işaret etmek isteriz.

    Eseri islâm dünyası tasvib ve Şeriat Fakültelerinde ders kitabı olarak kabul etmişlerdir. Ülkemizde ise, yaşıyan ulema bu bitabı he-yecanla karşılamış ve okuyucuya tavsiye etmiş, bu yüzden kitab feısa zamanda birkaç baskısını bitirmiştir. Gençliğin sohbet hitabı olu-vermiştir.

    Yayınevimiz, bu hayırlı hizmete vesile olan her samimi mü'mi-ne duacıdır.

    Tevfik ve hidâyet ALLAH'tandır.

    Gonca Yayınevi[1]



    Türkçe Onuncu Baskı İçin


    Fıkhu's-Siyre, Siyretten; Mesel-i A'lâ (en yüce Örnek) olan Mu-hammedi hayattan; din düsturlarını süzüp canlı örneklerin üzerine okunaklıca yazmaktır. Bu başarı ilk kez Dr. Bûti'ye nasib oldu. İkinci n&sipli de biziz; tercüme edenler... Üçüncüsü yayıncıdır de-mek yerinde olur. Ancak esere lâyık olan bir yayın tarzı, bu baskıda bulundu: Kağıdı, cildi, kapak düzeni, iş düzeni ve içindeki sonsuz çiz-gisindeki kronolojik özet veren tablo...

    Ve yazarın, son baskıda eklediği «Râşid Halifeler- donemi... Onuncu baskının en mühim yeniliği tabiatıyla bu kısımdır. Çünkü bu otuz yıllık dönem, Mukaddes Hayatın ve Medine İslâm Devletinin, her yönüyle ve her çağa örnek olacak gelişmeleriyle bir bütünleyici-sdydi ve zaruretti. Hele İmamet, Şûra ve bunların uygulanışıyla, şart-lara göre alacağı biçim, artık tartışmaya yol bırakmayacak tarzda verilmekle; tslâm aydınının son bes-on yıldır karara başlayamadığı sorulanna cevap getirmiş oluyor.

    Hakk rızâsına muvafık kılıp, İslam gençliğine şifa eylesin, Âmin.

    Ali NAR

    (1 Rebiul'evvel 1413) 20 Ağustos 1992[2]



    Takdim


    1- Kitab Hakkında


    A) Tür Olarak: «FIKHU'S-SİYRE», Slyretten çıkarılan Fıkıh demek olur. Bu bir ilim dalı ve yazı türüdür. Arap âleminde, Özellikle Üniversitelerin Şer'iyye Fakültesi ve bölümlerinde apayrı bir ders olarak izlenir... Mes'ele, Resûlullah'ın bizzat yaşadığı ve uyguladığı Din ahkâmını süzüp çıkarmaktır. Onun kendi hayatında ve çevresindeki insanlar üzerindeki uygulamalarını anlatan bir di-siplindir bu. Tabiatıyla bu uygulamalardan hükme varılırken, Kur1-an-ı Kerim'den alınır temeller. Ulema ve müfessirlerin de yorumlan-na başvurulur.

    Bu kitab böyle bir türdür. Türkiye'de ilk defa böyle bir kitab tercümesi yayınlanmakta. Te'lif olaraksa, tabii hiç yoktur...

    B) Konu ve Metod Olarak: Dr. Saİd Ramazan'in bu eseri tü-rü içinde de bir üstünlüğe sahib ki; dili sade, üslûbu kolay, hüküm-leri emindir. Ehl-i Sünnet ve'1-Cemâat çerçevesinde, tavizsiz ve ifrat-sız; en doğru bilgiyi, en emin irşadı vermeye çalışır. Çünkü müel-lif, Um i yy e sınıfında, sayılı kişilerden olduğu gibi, babası Molla Ra-mazan yoluyla da «Bâtın ilmine- sâhib...

    Kitab, adından da anlaşılacağı üzere herşeyden Önce, bir «Siy-ret-i Nebidir. Yâni, Resûlullah'ın hayatını anlatır. Dr. El-Bûtİ'nin bu eseri (Kendisinin de önsözünde belirttiği gibi) en mühim olay-ları özet olarak almış, onların yorumunu yapmıştır. Bu Özet tarih İse, tamamen sahih nakillere dayanmaktadır. Başta Buhârl ve Müs-lim olmak üzere, sahih hadis ki tablan, tbn-i İs hâk, İbn-i Sa'd, tbn-i Hişâm... gibi mu'teber siyer ve tabakat kitablan kaynaktır... Yo-rumlardan sonuca varırken de, en mu'teber tefsir kitablanyla, büyük fukahâmn içtihadlan dayanaktır...

    Hemen kaydedelim ki, müellif Şâfiiyyü'l-mezheb olduğundan, o mezhebin görüşünü daha çok zikretmektedir. Ancak, sonuçlar ge-nel çerçevede bulunmakta ve farklı olan öbür mezheb görüşleri de özellikle kaydedilmektedir.

    C) Fayda ve Verim Olarak: Yorum kısmında ele alınan hususlar:

    a) Olaylardan ve Resûlullah'ın uygulamalarından çıkarılan fık-hl hükümler.

    b) Alınacak ders ve ibretler.

    c) Ahlâki prensipler.

    d) O konuda, günümüzde tutulacak yolun ne olduğunun tesbiti...

    Bu tesbit açısından bu kitab; günümüz müslümanlarımn, yıllar-dır aramasına rağmen; içerden veya dışardan bir türlü edineme-diği bir eserdir. Özellikle gençliğe her yönüyle güvenilerek tavsiye edilebilecek, vakit kaybettirmeyecek eser... Öbürlerine benzemez... Çünkü, çoğunda hayata ve günümüze ışık tutan özellik yok. Bazı-sında ise, çare diye; dini tahrif ve tahrip edici gariplikler] keyfi iç-tihadlar görülüyor...

    Bu kitab, genç müslümanin örnek Hayattan alacağı hareket tarzı ve ölçüleri (ttikadî ve fikri yönden doğruluğundan emin ola-rak) vermektedir. Ferden okumada olduğu kadar, derslerde de oku-nup açıklanmak için yegâne ve aranan eser olacak insâALLAH...

    Hattâ iddia ediyoruz ki, Din Eğitimi yapan okullarda da. «öğret-men Kitabı», «Yardımcı Ders Kitabı»; Yüksek Okullarda (tlâhiyat Fakülteleri..,).ise, doğrudan, Ders Kitabı olarak takibe elverecektir, tlim ve tarafsız zihniyet sahibi, faydalıyı arayan öğretim üyeleri bu-nu uygulayacaktır, ümidindeyiz!..

    Müellifini de tanırsak, isin ciddiyeti bir kat daha anlaşılır. [3]


    2- Müellif Hakkında

    A) Öz Geçmişii


    Üstad Dr. Muhamrned Said bin Molla Ramazan El-Bûtİ (1929 M., 1347 H.), Ceziretü İbn-i Amr (Yâni Türkiye'nin güneyinde ve Irak sınırındaki Cizre kasabasında) doğdu. 1933 yıllarında M. Said Ramazan henüz 4 yaşındayken ailesi hicret edip Şam'a yerleşti. Ba-bası Molla Ramazan da tanınmış bir ilim adamı olup, Şam uleması arasında üstün bir mevki ve saygı duyulan bir hüviyyete sahihtir... Çünkü ilimde olduğuna eş, mânâda da o çevrede, Turûk-ı Âliye'den birinin mürşididir. Rüknüddin semtinde, kendi adıyla anılan mescid civarında oturur...

    Üstad Said Ramazan, ilk ve orta tahsilini Şam'da tamamladı. Fakat ilmi ve mânevi gelişmesinin başı ve en büyfUt payı babası Molla Hamazan'a bağlıdır. Bütün dinî ve mânevi sermayesini ilkin, babasından aldı. Daha sonra da o gün için Suriye ve Şam'da bulu-nan büyük ulemadan feyz aldı. Özellikle, Şeyh Hasan Habenneke'-den aldığı feyizle dini ilimlerini bütünlemiş oldu...

    Lise tahsilini Şam'da bitiren M. Said Ramazan, yüksek öğrenim için, Mısır'a Ezher Üriiversitesi'ne gitti. 1955 tarihinde buradan me-zun olunca, Suriye'ye döndü ve Humus ilinde bir müddet öğretmen-lik yaptı. Daha sonra, Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'ne Asistan olunca, Fakülte onu doktora için Ezher'e gönderdi. Ezher Üniversi-tesi Şeriat Fakültesi'nde doktorasını tamamlayarak, «Bi Takdiri Mümtaz» dereceyle doktor oldu. 1955'te tamamladığı doktorasına ilâ-veten de, 1966 yılında «Eğitim Sertifikası»na hak kazandı. Şam'a dö-nünce, Yrd. Profesörlük göreviyle Şer'î ilimleri okutmaya başladı. Bir müddet sonra, Fıkıh kürsüsü başkanı ve Dekan ilmi işler yar-dımcısı oldu. Nihayet, Şeriat Fakültesi Dekanı oldu. Bu vazifesi 1980'lere kadar devam etti. Şu an ise, Kürsü başkanlığı vazifesini sürdürmektedir.

    Üstad M. S. Ramazan, bütün bu vazifelerini yürütürken, bir yan-dan da ülkede intişar eden çeşitli gazete ve özellikle ilmî dergiler-de. Ünü, fikri ve edebî yazılar neşretmekteydi. Yine, çeşitli seviye-de, halka ve gençliğe hitaben konferanslar vererek, camilerde ge-niş çaplı sohbetler düzenleyerek halkı irşad ediyor, kültür ve inanç yönünden genç müslümanları eğitiyordu... Dersleri, sohbet ve kon-feransları da, umumiyetle, yazdığı Ümi eserlere istinad ediyordu. Yani, şu sunduğumuz, «Fıkhu's-Siyre» ile itikadî konuları ele alan «Kübra'l-Yekiniyyât» kitablanndaki konuları izah ve yorumlan çev-resinde, müslüman halkın din ve dünya ufkunu aydınlatmaya uğ-raşıyordu...

    öte yandan da tabii; ilmî, fikrî ve edebi olmak üzere yeni eser-ler vermeye halen devam etmektedir... Eserlerinde ele aldığı baş-lıca konular: Fıkıh, Usul-i Fıkıh, Akîde, Felsefe, Sosyoloji, Edebi-yat... Yirmi beşten fazla eserinden bazılarına birer cümleyle işaret ediyoruz: [4]


    B) Başlıca Eserleri :


    1- Fıkhu's-Siyre, büyük bir cilt. (Siyret ve fıkıh konusunda.)

    2- Kübrâl-Yekiniyyât, büyük bir cilt. (îtikadi konuda büyük

    isbat yollarını işler.)

    (Bu iki eseri,

    3- El-Maddiye el-Cedeliyye. (Diyalektik Materyalizmi tenkid.)

    4- EtrTerbiyetü'l-îslâmiyye. (îslaml Eğitim Sistemi.)

    5- Nİzamütl-tktisadi'l4slaml. (İslâm İktisat Sistemi...)

    6- El-La Mezhebi yy e. (Telfiki reddeden eser. D. A. Kayapınai tarafından Türkçeye çevrildi ve neşredildi.)

    7- Ebhas'ün fi'l- Kunme. Bu, «Zirvedeki meselelerimiz» anla-mına bir seridir. Ufak çapta, ancak her biri büyük bir mes'-eleyi vermektedir. Bu kitablara kendisi: «Tevcih, yönlendir-me- kitabları adını vermektedir... Bir iki örnek verelim:

    - Hakeza Felned'u ile'l-îslâm», («İslam'a Da'vet Metodu- adıy-la çevrildi. Madve Yayınlarında çıktı.)

    - Müşkilâtü'ş-Şebab, Gençliğin Problemleri. (Madve neşretti.)

    - İla Külli Fetatin Tü'minu Billân-, ALLAH'a İnanan Her Genç Kıza Hitab... El-Bûti, Arapça, Türkçe, Farsça ve bir iki Batı dilini bilmektedir.

    Üstad EL-BÜTÎ, bu hüviyyetiyle, dünya çapında ilmi konferans-lara ve birçok kongrelere de katılmıştır. Katıldığı bu ilmi kongreler-de, mutena bir yer tutmaktadır. Ezcümle 1981 yıllarında da bu tür bir kongre için Türkiye'ye gelmişti.

    Bir önemli duruma da işaretle muhterem Dr. M. Sald Ramazan El-BûtTnin hâl tercümesini bitirmek isterim:

    Babası, kendisini ilim ehli olarak yetiştirirken, kendisi de evlât-larım ilimle teçhiz etmiştir. Bu da ayrı bir özellikti...

    Bu kısa bilgiyi kendilerinin lütfettikleri mektubla, bizim 1975'-lerdoki Şam seyahatimiz esnasında, konferanslarını dinleyip, ken-dilerini ziyaret ettiğimizde edindiğimiz malûmat ve eserlerinden ta-nımamıza bağlı olarak sunduk.

    Ehl- sünnet yolunun belli başlı âlimlerinden ve savunucuların-dan olan bu zâtın öbür eserlerini de genç kabiliyetlerden, dilimize kazandırmalarını beklemek hakkımızdır sanırım. [5]

    Hak rızâya muvafık olur inşaallahâattan.



    Flkhu's-Siyre Ve Tercümesi İçin


    1- Muhterem Ekrem DOĞANAY şunları yazdı

    Elhamdülillâhi Rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü ala Seyyİdl-n& Muhammedln ve ala âlihî ve sahbihi ve seUim.

    «Fıkhu's-Siyre» adındaki kitab, gerçekten şaheserdir. Muhterem Üstad Dr. Said Ramazan. el-Bûti'nin kaleme aldığı bu hoş kitabın Arapça nüshasını mütalâa ettim. Ve âzami derecede yararlandım. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizin hayatım ve siyretini veciz bir şekilde ve i'tinâlı bir biçimde kaleme almış, bil'âhere konunun hik-metlerini, hükümlerini ve ibretâmiz cihetlerini de Öz olarak hatır-latmış, bereketli öğütlerde bulunmuştur.

    Müslümanlar, kâmil mü'min olmak ve müşteki olup durdukları hal-i perişanlıktan kurtulmak için, tek rehberimiz Hz. Muhammedi (s.a.v.) Efendimizin siyretini, yüce ahlâkını bilmek, bellemek ve O'nu nümûne4 imtisal kabul ederek, prensiplerini hayatlarında tatbik et-mek zorundadırlar. Biz, onu, hattâ onun feyz ü bereket dolu tedrisat halkasında ve daima taht-ı terbiyesinde yetişmiş bulunan, en hayır-lı asrın en güzide insanları olan sahâbe-i kiram hazerâtını kendi-mize örnek alacak olursak, cihana örnek oluruz. Zayi etmiş oldu-ğumuz mefahir ve ihtişamımızı yeniden elde etmiş bulunuruz.

    Esefle İfade etmek gerekir ki, bu sahada şimdiye kadar tatmin-kar bir eser Türkçe olarak telif edilmemiştir. Telif edilenler İse. vahyi akla uydurmaya, mu'cizeleri alelade olaylar gibi göstermeye çalıştığı İçin, heykel gibi ruhsuz ve tesirsiz kalmıştı, tşte «Fıkhu's-Siyre» açUnı taşıyan kitab böyle bir boşluğu doldurmuş, mübrem bir ihtiyaca cevab vermiştir. Onu mütalâa ettiğim zaman; «Keşke bu güzel kitabı tercümeye biri tasaddi etse de, müslüman kardeş-lerimize ithaf eylese...» diye temenni etmiş ve buna son derece lü-zum hissetmiştim,

    ALLAH'a şükürler olsun ki, bu kitabın da, bu sahada liyakati olan ve ilmî, fikrî birçok eserler te'lif ve terceme ederek faydalı hizmetler vermiş bulunan Muhterem Ali NAR Bey ve bir arkadaşı tara-fından teroeme edilip, bilhassa, genç kardeşlerimizin istifadesine su-nulduğunu öğrendim. Ve buna çok sevindim.. Aslına uygun biçimde ve selis bir ifadeyle terceme edilip, kardeşlerimizin istifadesine, ma-nevi bir hazine olarak takdim edilmiştir. Tercemeyi de kısmen oku-dum, dostlarıma almalarım tavsiye ettim. Hattâ birçok yakınıma birer tane aldırmış oldum...

    Muhterem ve faziletli müellif ve mütercimlerden ALLAH razı ol-sun. Sa'ylerini meşkûr buyursun. Daha nice eserler telif ve terceme ederek bereketli hizmet vermeye muvaffak eylesin. Âmin.»

    2- Muhterem Halil Günenç de şunları yazdı:

    Bismillâhirrahmanirrahıym

    «îslâmî ilimlerin her dalında değerli eserler yazıldığı gibi, Pey-gamber (s.a.v.) hayatını, güzel ahlakını ve cihadını anlatan «Siyer* dalında da değerli eserler yazılmıştır. Bunların başında, Siyret-i tbn-i Hişâm, Siyret-i tbn-i tshâk ve Şifâ gibi kitablar gelmektedir. Böyle olmakla beraber, her asırda insanlar için en güzel numune ve en doğru ölçü olan Peygamber (s.a.v.)'in hayatını ve yüce şahsiye-tini tahrif etmeden olduğu gibi anlatmak, zihinlere takılan şübheleri izale etmek gerekmektedir. Asrımızda yaşayan ve nice ilmî eser ve-ren muhterem Dr. M. Said Ramazan el-Bûtî bu vecibeyi yerine getir-diği gibi, öncekilere de yeni bir halka ekledi. Ve garazkâr müsteş-rikler Üe uşaklarının yaptığı tahrifin üzerine bir çizgi çekti.

    Bu eserin diğer eserlerden faklı tarafı; olup bitenleri serdettik-ten sonra, tahlil ederek konunun özünü okuyucuya sunmasıdır.

    ALLAH müellife uzun ve bereketli ömür versin. Mütercimlere de yaptıkları bu hayırlı işten dolayı bol bol ihsanda bulunsun. Âmin.» [6]



    Yeni Baskıya Önsöz[7]


    ALLAH'ın bana, yazıp yayınlamayı nasib ettiği kitablar arasında; halk nezdinde tutunup faydalanılması bakımından, bu hitabımın de-recesine ulaşan olmadı.

    Kanâatımca bunun baş sebebi de; Peygamber Hayatı kitabında kullandığım metoddur. Tahrife varan yanlışları önleyici tedbir ala-rak çağdaşlarımızın eserlerinin uğradığı felâketten koruma cehdi-mizdir. Yani dejenere üslûb ve uydurma yazım tarzlarından sakın-mamız. ..

    İlmî tedbir olarak da; Siyret kitabının nasıl yazılması gerektiği ve bu hayat olaylarının günümüz insanının ihtiyacına cevap verici yorumun yapılma usûlüne dair yazdığım özel ve uzun mukaddime-lerden de anlaşılacağı üzere; emsalinden ayrıdır bu kitab...

    Hele bir de çağımızda Resûlullah'ın (s.a.v.) hayatını -doğrudan veya dolaylı olsun- işleyenlerin düştüğü bir hatâ var ki, ondan şid-detle sakınmış ve okuyucu aklını da koruyucu tedbir almışız: Yâni Peygamber'i rastgele bir insan gibi ele alıp anlatma yanlışından... İsterse onu; en büyük kahraman, yegâne dâhi, en yüce ahlâk önde-ri, en büyük zâhid göstersin. Vahiy ile hareket eden peygamberlik yönünü ihmâl ettikten sonra, ferisi fâni lâflar olurdu... Çünkü o za-man onun sözü de, koyduğu düsturlar da evrensel ve ebedi olamazdı. Çünkü, insanlığa yön veren ve akıl dağıtan çok liderler, düşünür ve ahlâkçılar gelip geçmiştir. Ama çağını aşanları bile sonraki dö-nemlerde sadece birer masal kahramanı gibi anılıp geçilme duru-muna düşmüştür. Halbuki Resûlullah'ın getirdiği ve hayatı boyu uy-guladığı dünya görüşü, bütün esas ve teferruatıyla yaşamakta ve yaşanmak borcundadır. O da, ilâhi kaynaklı olması nedeniyledir. Vahiyle, ALLAH'ın lütfettiği ilimden gelmesi sebebiyledir.

    Şu bir gerçektir hi; insanın seviyesi, kültürü ne olursa olsun, gerçeği, faydalıyı ve güzeli kabullenir. Yanlış ve bâtılı ise hep dış-laya gelmiştir.

    Bu mazhariyette: «Ağızlarıyla ALLAH'ın nurunu söndürmeğe ça-balıyorlar. İnanmazlar dirense de ALLAH nurunu tamamlar âyetinin sırrının tecellisinden bir. iz gördüğümü de kaydetmek isterim. Çün-kü apaçık bir başka durum da, günümüz insanının artık, lâf kala-balığı ve malzeme yığınından çok gerçeğe ve anlaşılır olan gerçeğe meylettiğidir, fiünkü yalancı şafaklardan, göz dolduran işlerden in-sanlık yeterince ders almıştır artık. Kitabın bu baskısına gelince; bütün öbür dikkat ve düzeltmelerin ötesinde; İdeal Hilâfet Dönemini hısa ve öz olarak - Sekizinci Bölüm halinde - eklemiş olmamızla ayrıcalık taşımaktadır. Tabiatıyla; ki-tabın genel üslûb ve usûlünü takibetmekle birlikte, her Halifenin dö-nemindeki olayları da, kendi işaret ve karakteri içinde verdik ve yo-rumlarını, değerlendirilmesini de o günlere dair kaynaklardan süz-dük.

    Böylece de, bu araştırmamızın asli hedefi olan; Resûlullah'ın ilâ-hi nizam için, örnek hayatıyla birlikte, onun uzantısı olan Râşid Ha-lifelerinin uygulamalarını ve fıkıhta kaynak ve dayanak olacak ge-lişmeleri bütünleştirmiş, çabamızın meyvesini tam olgunlaştırmış ol-duğumuz ümidindeyiz.

    Bu bir başarı ise, başında da, sonunda da ALLAH'ın inayetine bağ-lıdır. Bana bu başarıyı ihsanına İlâveten bir ihsan daha niyaz ede-rim ki; beni ihlâstan ayırmasın; kalbime kendi rızâsından başka bir emel girmekten korusun.

    Kesin kanâatim, şüphesiz bilincim bu ki; her işin sebebi onun elindedir. Onun dışında da kudret ve yetki sahibi yokturl

    Şam: 15 Ramazan 1411

    1 Nisan 1991[8]



    Dördüncü Baskının Önsözü


    Okuyucu bu yeni baskıda, öncekilere nazaran herhangi bir faz-lalık göremiyecek. Düzeltme ve bazı zaruri düzenlemelerin dışında bir değişiklik ve yenilik de göremiyecek...

    (Bu gerçek ama), ben de bu yeni baskıya kadar geçen süre içinde hep, değerli okuyuculardan, kitabımın asıl çatısı üstüne, ye-ni, güzel bir biçim verebilmek için faydalı uyarı ve öğütleriyle be-ni yönlendirmelerini bekleyip durmuştum. Ama muhtaç olduğum bu mülâhazaları ikram etmek yerine, okuyucularımın, çoğu, haket-mediğim övgüler yazmakla yetindiler.

    Az bir kısmı da, mes'eleleri daha geniş tutmaya veya siyer olay-larından ne varsa hepsini, hem de bütün ibretli yönleriyle (izahla-rını) eklemeye zorluyordu beni.

    Evet, farkındayım, ben bu kitabıma siyer olay ve bahislerinin ancak en önemlilerini ve vesikalar yönünden en sıhhatlilerini tes-bit etnns bulunuyorum. Bunun dışında daha çok sayıda olay ve vak'alar var... Ama ben bundan fazlasına açılmamayı şu iki sebeb-ten ötürü uygun buldum:

    Birincisi: Bu konuda -öyle mes'eleler var ki; okuyucunun onlar-dan dersler ve ibret alması, sezmesi gerekir ve mümkündür. Ama ondan tahliller yaparak birtakım hüküm ve prensipler çıkarmaya elvermez.

    Ve görüyorsunuz ki; bizim metodumuz, birçok tarih ve siyer hadisesini biriktirip takdim etmek yerine, önemli olaylardan hüküm ve hayat ölçüleri çıkarmak tarzındadır. Dolayısıyla, siyerdeki birçok olayı konu edinmiyor, onları asıl ihtisas sahasına, herşeyi bütün tafsilât ve genişliğiyle ele alan Siyer ve islâm Tarihi'ne bırakıyoruz.

    İkinci olarak da: Ben, bu tür kitapların, çeşitli seviyedeki oku-yucu tarafından bıkkınlık gelmeden okunulacak ve faydalanılacak ölçüyü aşmaması görüşündeyim. Bu tarzıyla kitaptan beklenen verimi, okuyucu kolay ve bütün olarak elde eder. Ve özet de olsa, eksiksiz bir şekilde; Peygamber'in hayatında canlı olarak temsil edi-len, billûrlaşan İslâmi yapıya ait bilgiyi kazanması mümkün olur

    Yani, kitabı, bütün olayları kuşatacak şekilde geniş tutsak ve hele olaydan da, şerh ve izanıyla hükümler elde etmeye kalksak, her okuyucunun kolaycacık okuyacağı sınırı çoktan aşar-, güttüğü-müz ders verme hedefini de kaybederdi. O zaman çok az kişi okur ve istifade eder çoğunluk ise ancak bir miktarım okuyup bırakırdı.

    Nitekim bu hususa, ikinci baskının önsözünde de etraflıca te-mas etmiştim.

    Binaenaleyh, ALLAH'tan bu çalışmamı kendi rızâsına muvafık kıl-masını, yazarına ve okuyucusuna faydalı olmasını temenni ediyo-rum.. Ve muhterem okuyuculardan da yine kıymetli görüş ve tavsi-yelerini esirgememelerini rica ediyorum.

    Sahibim ALLAH'tır. O ne güzel hami ve yardımcıdır. [9]



    İkinci Baskının Önsözü


    1- «Fıkhu's-Siyre» kitabının bu ikinci baskısını da; birçok ba-hisler ekleyerek, bazı bölümlerini yeniden düzenleyip genişleterek, Resülullah'm hayatını araştıran ve ondan ders ve öğütler edinmek isteyen kimselerin faydasına sunuyorum. Ve ümid ediyorum ki; bu haliyle kitab, tam olmaya oldukça yaklaşmıştır. Aslında mutlak ke-mâl'in hududu erişilmezdir. Kusursuz ve hatasız kul eseri de düşü-nülemez. Bunu Cenâb-ı Hak ancak, en yakınları olan Nebilerine ik-ram etmiştir. Bu meziyyet onlara mahsustur. Zira onlara ALLAH bu-nu ikram etmekle, kendi aklı ve içtihadıyla yürüyen kişi ile, vahiy ve ilhanuyla Allanın Hakk'a irşad buyurduğu kişilerin arasındaki müthiş farkı göstermiş oldu... Aynı zamanda olgun akıl ile açık ve saf görüşten hangisinin daha üstün olduğunu da../

    2- Evet ben, yeni bir branş olarak, Siyret-i Nebeviyye ve ona bağlı konuda kitab yazmaya ve bu konuda asrımızda yazılmış eser-lerdeki müthiş hatâları düzeltmeye teşebbüs ettiğimin şuurunday-dım. Doğulu - Batılı birçok yazarın kasten yaptığı sayısız hatâ ve iftiraları, ondokuzuncu asrın sonunda başlayıp günümüze dek sü-ren ve belli ekollerce de yönlendirilip beslenen, korunan bu tahri-fat plânlarının perdesini yırtmak emelindeydim. Konu ve hedef bun-ca Önemli idi ama, yine de bu kitabımın daha ilk baskısının bu ka-dar kısa zamanda tanınıp tutulacağını, Arap ve tslâm ülkelerinde kapışılacağını ümid etmemiştim.

    Bu bölümleri yazarken takip ettiğim yolu beğenen okuyucula-rımdan bana gelen teşekkür mektublarından anladım ki; artık bu «kol, kendi ismine, kurucularına ve propagandacılarına, meftun ol-muş bir avuç insanın dışında hiç kimseyi tuzağına düşürememlş. Ve yine anladım ki, Hz. Peygamber. (s.a.v.) *in hayatında zuhur eden hakik^tlar, şerefli ve parlak olarak devam edecekler, ayrıca bağım-sız akıl, o hakikatlan oyuncak haline getirmeyi hedef alan herhan-gi bir tahlil veya te'vile aldanmadan onlara inanmaya ve onlara doğru meyletmeye devam edecektir!

    3- Araştırmacıların ve düşünürlerin tümü bilmektedir ki, o dönemde bu ekolün doğuşunun en önemli sebebi, Avrupa'daki ilmî uyanış hareketinden müslüman Arap kafaların çoğunluğuna sira-yet eden şu Batı hayranlığıdır. Bu kafalar, Batı hayranlığının etkisi altında, Müslümanların Avrupalılar gibi kalkınmalarının tek yolu, Avrupalıların Hıristiyanlığı anladıkları gibi onların da Müslüman-lığı öyle anlamaları, islâm'ın gaybî hakikatlarını maddî ilimlerin bu-luşlarıyla izah etmeleri, ilmin tesbit edemediği gayba inanmama-ları, keşif ve icadlarm doğrulamadığı herhangi bir mucizeyi kabul etmemeleri gerektiği vehmine kapıldılar. Müslümanlar bunları yap-tıkları takdirde - onlara göre - Batı'nm ilimde ilerlediği gibi onlar da ilerlemiş olacaklar ve kalkınma ve teknolojide onların seviye-sine çıkmış olacaklar...

    Bundan dolayı bu ekolün ileri gelenleri, Dinde reform fikrini ortaya attılar. Halbuki, islâm Dini hiçbir zaman bozulmadı ki, re-forma veya reformcuya ihtiyaç duysun.

    Evet, Hüseyin Heykel'in «Hz. Muhammed'in Hayatı» adlı kitabı, bu konuda ilk yapılan denemeydi. Bu adam, kitabında, Hz. Peygamber'in hayatını, ilmin direktifinin dışında anlamak istemediğini açık-ça ilân etmişti. Bunun için de o diyordu ki; Hz. Muhammedin haya-tında ne mucizeler, ne de olağanüstü olaylar vardır; onun hayatın-da tek bir mucize vardır ki, o da Kur'an'dır, yalnızca Kur'an... Yazar bu konuda, 1. Busuri'nin şu beytini delil olarak ileri sürdü:

    O bizim inanmamızı şiddetle arzuladığından, .Aklın kavrayamadığı şeyle bizi imtihan etmedi...»

    Ama yazar aynı kasidenin şu beytini görmemezlikten geldi:

    «Ağaçlar, O'nun da'vetine secde ederek icabet etti, Ayaklan yoktu ama kökleri üstüne yürüyerek geldi.

    O dönemdeki Ezher Rektörü Şeyh Mustafa Merağî, Hüseyin Heykel'in bu kitabına bir takriz yazarak ve atılan bu ilk adımı teb-rik ederek, kitabın her türlü yanlış ve kusurlardan uzak olduğunu ısrarla belirtti. Onu Muhammed Ferid Vecdi izledi. Bu zât da, kitab veya sünnette sabit olan haber-i sadıka ters düşmeyi gerektirse bi-le islâm'ı ve Hz. Peygamber'in siyretini pozitif ilmin metoduyla kav-ramaya çağıran sürekli makaleler neşretmeye başladı. M. Ferid Vecdi «pozitif ilmin metodu» kavramıyla, mütevatir haberle sabit olsa bile aklın, mucizelere, olağanüstü olaylara ve gaybi konulara boyun eğmemesini kastediyordu. Ona göre sanki ilim, sadece duyu

    ve algılarımızın alanına girmeyen herşeyi inkâr etmekle gerçekle-şiyor.

    4- o vakit Mısır'daki İngiliz işgalinin, kalem sahihlerinden ve düşünürlerinden bir grup tarafından benimsenen, İslâm hakkında-ki bu yeni anlayışı nasıl istismar ettiği ve müslümanların kalbin-deki dinî duyguyu zayıflatmak için nelere başvurduğu herkes ta-rafından bilinmektedir. Dindeki mucize fikrini temelinden inkâr eden bir kişinin gönlünde hangi dini duygu kalır? Din, Nebilere ve Resullere gelen îlâhi vahiy mucizesinin dışında birşey midir? Sö-mürge eğitimi, müslümanlarla îslâmî eğitim metodunun arasını açıp, oraya başka bir eğitim metodu koydu. Bu eğitim metodunun her yönü, kendisinin köklü bir Avrupa metodu olduğunu isbat et-mektedir.

    5- Sonra zaman geçip, seneler birbirini kovaladı, nihayet her insaflı araştırmacı tarafından bu ekolün; ne dürüst bir ilmi arattır-ma ve incelemeye, ne de bağımsız bir düşünceye dayandığı, aksine o ekolün sadece bir kısım müslümanlardaki aşağılık duygusunun ve Batı hayranlığının doğurduğu bir reaksiyon oluşu anlaşıldı. On-ları bu duruma getiren şey, içinde bulundukları bir kısım özel şart-lar sebebiyle, Avrupai yaşayış biçimini öğrenmeleri ve o hayatın zevk ve çekiciliğine gönüllerini kaptırmalarıdır. Böylece onlar ken-di içlerindeki aşağılık duygusunu, akıllarına musallat olan bir hâ-kim yaptılar. Bununla da, dışı (dinî reform), içi -Avrupa'nın kal-kınması karşısında bir çöküntü ve aşağılık duygusu- olan fikrî bir ekol oluşturduklarını zannettiler.

    Yine bu ekolün bağlılarının ve propagandacılarının zannetiği veya zannettiril diki eri üzere; Avrupalüarmkine benzer bir kalkın-maya dahi ulaşamadıkları her araştırıcı tarafından görüldü. Dinde reform yapma hareketinin sonucu da iki hakikati birden kaybet-mek olmuştu; yâni ne din gerçeği üzerinde kalabildiler, ne de ilmi bir ilerlemeye ulaşabildiler.

    6- işte bu yüzdendir ki bu kitabı yazarken hedef olarak, bu fitne ekolünün kalıntılarını temizlemeyi seçmiş bulunuyorum:

    Bir müslümanın, Hz. Peygamber'in hayatım, büyük bir dahî-nin veya yüksek rütbeli bir komutanının hayatını anlamaya uğraş-ması gibi davranması bir an bile yakızmaz. Bu gibi gayretler bir inatlaşmadan veya Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatına anlam veren büyük hakikati basitleştirmekten başka bir" şey değildir. Bu açık hakikatlar isbat etmiştir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) her türlü aklî, ruhf ve ahlâki olgunluk ile yüce sıfatların tümüyle muttasıf idi. Fa-kat bütün bunlar onun hayatındaki tek büyük hakikattan kaynakla-nıyordu. Bu tek büyük hakikat ise, onun ALLAH tarafından gönderil-miş bir peygamber oluşudur. Teferruatı aslın yerine koyarak, sonra da mutlak olarak aslın varlığını bilinemezi ikten gelmek çok garib ve abesdir... Kuşkusuz bunu kabullenmemek, yalnızca bakışı asla çevirmekle olur.

    Yine bir müslüman madem ki, Resûlullah'ın siyretini inkâr et-miyor ve onu anlamaya uğraşıyor, o halde onun, Hz. Peygamber'in ( hayatındaki yegâne mucizenin Kur'ân-ı Kerim olduğunu düşünmesi gereksiz olur. Ama bu siyretin varlığını inkâr ediyorsa, yine Kur'-an'ın mucize olduğunu da inkâr etmesi gerekir. Çünkü Resûlullah*-ın diğer mucizeleri de ancak bize Kur'ân-ı Kerîm mucizesinin gel-diği metod ve vasıta ile ulaştı. Bunu te'vile, öbürünü de nefsin ne-vasına teslim etmeye, maksada uydurmaya kalkışmak, son derece yapmacık ve basit bir inceleme tavrıdır. Gurur sahibi ve aklından emin kimse buna teşebbüs etmez...

    7- Bu çalışmamı rızâ ve hamaset ile karşılayan okuyucula-rımdan gördüğüm alâka şuna delildir: Müsteşriklerden, müstağrib-lerden ve onların çok cahil olan bağlılarından, tslâm'a fikrî saldırı-da bulunanların uzun zamandan beri, büyük bir gayretle yazdıkları kitablar ve sarfettikleri çabaları, herhangi bir hakikati bâtıla çevir-meye veya bâtılı hakka döndürmeye sebeb olamamıştır. Fikrî ha-kikati da anlaşılmaz hâle getirmek mümkün değildir. Fikri haki-kata tuzak kurmak veya onu bâtıla çevirmek yalnızca geçici bir -zaman için olabilir. Kısa bir zaman sonra tuzak ortaya çıkar, karı-şıklık ortadan kalkar ve hakikat yeniden ufukta doğar. Araştırma-cılar ve düşünürler bundan ibret, alırlar. O ibret de onları daha çok dikkatli olmaya ve uyamk davranmaya götürür.

    Şu son yıllarda, müslümanların kendi Islâmi metodlanndah uzaklaştıklarını söyleyen bir kısım kimselerin sözü her ne kadar doğru olsa da bugün yeni doğmakta olan İslâm! gençliğin, yakın geçmişte müslümanların sahib olmadığı düşünceye, dikkate ve Is-lâmî şuura sahib olduklarına kesinlikle inanıyorum. Çok uzun za-man geçmeden, sonunda bu şuurun müsbet ve aksiyoner bir hare-kete dönüşeceğini, inhirafın düzeleceğini, eğriliklerin giderileceğini, îslâmî yapının yeniden eski haline getirileceğini göreceğiz...

    8- Diğer taraftan bu kitabı yazarken, her ne kadar özelliği ve faydası olsa bile Soyut tahlil v© edebî üslûbu bırakarak, ahkâm ve kaideleri çıkarmak İçin akademik metodu tercih ettim. Zaten bu kitabı sunduğum ortam (üniversite ortamı) da Akademik metodla uyum halindedir. Okuyucularımın ihtilâflarına rağmen bu metodu beğenmeleri beni daha çok dikkat etmeye ve konuları daha çok ge-nişletmeye şevketti. Gerçi ben konunun hakkını veremiyeceğimi ve tam lâyık çalışmayı yapamıyacağımı biliyordum. Bunun sebebi Ön-celikle benim aczim ve kusurum dur, ikincisi de; ahkâm ve mesâilin ayrıca onlarla ilgili olan diğer hususları açıklarken, okuyucuya ki-tabı okurken sıkıntı veren bir sınıra varmasını istemeyişimdir. Z'ra ben istiyorum ki okuyucu kitabı az bir gayretle baştan sona kadar okusun. Gerçekten kitab bu sınırı aştığı zaman, benim görüşüme gö-re yararı azalır, genel durumlarda okumak ve öğrenmek için ele alınan kolay anlaşılır bir kitab olma yerine, ihtiyaç duyulduğu za-man yardımına başvurulan kaynak bir kitab olur.

    9- Ancak birtakım insanlar var ki; yaptığım bu çalışma on-lara pek ilginç gelmedi. Aksine onların bazıları, mücerred bir ilmî araştırma yaparak meydana çıkarmaları gerekirken, kitabı eleştirip, kin ve düşmanlık elbisesi giydirilmiş bir ekol meydana getirdiler.

    Ben istedim ki, araştırma sırasında yaptığım bir hatadan veya-hut bir delil veya hüküm açıklarken düştüğüm yanılgıdan dolayı uyarılır isem, bu uyarıyı yapan kişiye teşekkür edeyim ve ona ha-yır duada bulunayım. Fakat ben bu iyi niyetime karşılık, ipe sapa gelmez sözlerle karşılaştım.

    10- Resûlullah ile tevessül etmenin (diri veya ölü olarak) meş-ru olduğunu açık bir şekilde, Resûlullah'm işaretinde ve Ashabının tatbikatında gördüm. Çürülülmesi mümkün olmayan delilleri arzet-tikten sonra da bu konuyu karara bağladım.

    Yine Resûhıllah'm siyretinde, gelen adama hürmeten ayağa kalkmanın meşruiyetini en açık bir şekilde gördüm. Bunun üzeri-ne de delillerini belirtip, ulemanın ve sahîh hadîslerin, gelen ada-ma kalkmakla oturan kişinin yanında durmak arasındaki farkı zik-rettiği şekilde açıkladım. Sonra da bu tür ayağa kalkmanın, sahîh hadislerde açıklanan şartlara uyulduğu takdirde, meşruiyetini yaz-dım. Yine Resûlullah'ın siyretinde sehven veya kasden geçirilen na-mazın kaza edilmesinin meşru oluşunu gördüm, pelillerini sırala-dıktan sonra, onların ışığı altında hükmü yazdım.

    Deilleri dayandığımız usullerinin dışında bir yoruma elverir gör-sek, o şeklini de söyleyebiliriz. Delillerin ve esasların yol verdiği şeye uyarız. Fakat biz bugün, cumhûr-u ulema ve mezheb itnamlarina muhalefeti kendilerine yeni bir mezheb olarak seçen heveskâr-ları taklid etmek pahasına, ahkâmın ve delillerin bize ifade ettiği mânâları görmemezlikten gelemeyiz!.. Ve yine aklın kabullendiği ilmî bir bahsin, nefsimizde kökleşen taassuba dönüşmesinden Al-lah'a sığınırız.

    11- Vallahi, çok isterdim şu kendi ferdi görüş ve düşüncele-riyle halkın aklını meşgul edip, zamanını israf etmekte olan bu klik; bu fâsid işi bırakıp, günümüz insanını ve m üs 1 um ani arı düştüğü müthiş âfetten kurtarmaya gayret etsinler. Onların çok girift prob-lemlerini çözmek için, çetinler çetini bu iş için, bizimle el birliği çalışsınlar... Ama ne yazık ki, bunlar hâlâ, hiç de yeni olmayan eski tartışmaların bir başka ağızla tekrarlarından ibaret dedikodular peşinde, zamanın ve olayların kaynatıp köpürttüğü, din ve iman avcılarının da akıllara zerkettiği bu dedikodularla uğraşıyorlar. So-nuç olarak da, gönüllere kin ve düşmanlık etmekten başka da bir şey elde edememekteler.

    Bu kimseler, ALLAH rızâsına çalışma iddialarında samimi olsa-lar, bana kalırsa; bizim görüşümüze gelecek, öbür mezheblere gönül vermişleri de kendi haline bırakacaklar. Artık halk üzerine hâlâ kin, husûmet ve fikirleri tahkir ile baskı yapmaya da devam etmi-yeceklerdi. Halbuki, bizden önceki m üs lüm anların cumhuru, itika-dı olsun, amelî olsun, kesin mes'elelere tutunmakta ittifak ederler, bu gibi hususları savunma ve korumada yardımlaşırlardı. Yine, zannî hususları araştırırken ve içtihad yapmak isterken de, hiçbiri diğerine müdahale ile fikri baskı yoluyla birbirinin görüşünü etki-lemeye, böylece de bağlanmakta olduğu mezhepten ayırmaya uğ-raşmazlardı...

    Halbuki, o cumhûr-u ulema böyle bir şey yapsa, İslâm birliği daha beşiğinde boğulurdu. Ve bugün sahibi bulunduğumuz o müt-hiş güç ve tslâm medeniyetinden elimize hiçbir şey ulaşamazdı.

    12- Ben okuyucuyu bu bahis münâsebetiyle mezkûr kliğe kar-şı çıktığım mes'eleler üzerinde tekrar araştırmaya da'vet ederim. Aynı zamanda mes'eleyi anlamakta kendime rehber edindiğim cum-hûr-u müsliminin görüşüne, delillerinin kuvvet ve doğruluğuna dik-katle bakmaya çağırırım. Tabii bu deliller, belli beyyineye dayalı ve kendisiyle de istidlal kabil olmalıdır. Artık bundan sonra, nefsini taassuba kaptırmadan, aklının ve fikrinin tatmin olacağı şeye mey-letmesinde beis yoktur.

    Geriye bir tehlike kalıyor ki o da; aklî görüşün zamanla nefis-te gizli bir taassuba dönüşmesidir. Yoksa iki kişinin bir mes'elede ikna edici delilleri olduğu müddetçe değişik görüşlere varmakla ih-tilafa düşmüş olmaları bir tehlike değildir.

    ALLAHü Teâlâ'dan, bizi en uygun yolla, Hakk'a vardırıp topla-masını, amellerimizi de rızâsına uygun kılmasını niyaz ederim. Çün-kü ALLAH her yakarışı duyar ve karşılık verir.

    Dr, M. Said Ramazan el-Bûti

    10 Eylül 1968 Şam: 18 Cemadiyel'ûl⠖ 1388[10]


    [1] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 5.

    [2] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 6.

    [3] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 9-10.

    [4] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 10-11.

    [5] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 11-12.

    [6] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 14-15.

    [7] Bu mukaddime özetle aktarıldı. (Müt.)

    [8] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 17-18.

    [9] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 21-22.

    [10] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 23-29




  4. 04.Nisan.2012, 11:51
    2
    Silent and lonely rains



    Fıkhu's-Siyre kitabının, yeniden gözden geçirilmiş ve düzeltil-miş ilaveli onuncu baskısını neşretmek bize nasipmiş. ALLAH'a ham-dediyaruz; Onun Nebisi (s.a.v.)'in hayatım, hayatımızda uygulan-masını bize öğretecek bu emin eseri neşretme fırsatını verdi. Çün-kü, günümüz insanı çok yönlü fikir emperyalizmi ve şaşırtıcı be-yanların etkisiyle bunalmıştır. Dinin emirlerini, neden ve nasıl uy-gulayacağını kestirememektedir. Zira. «kitab ve sünnete dönüş» id-diasında bulunanlar bile Hicretin 7. asrındaki (îbn-i Teymiye v.b.) zevatın dediğinden öteye geçmiyor. Çok kere de müsteşriklerin sin-si telkinlerini ilmi ve fikri görüş diye saçıyorlar... Gerçek sünnet yolunu sürekli kaybettiriyorlar.

    Bu eserde ise sahih hadislerden süzülen bir hayat ve o kutsal hayatın bize düstur olan uygulamaları sunuluyor. Sunulan esaslar, üstün bir metodla işlenip hazmettiriliyor. Müellif bu yolda, emek, ilim ve ihlâsla yürüyor. Müellif Dr. M. Said Ramazan günümüzün sayılı âlimlerinden, Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi Profesörü. Ba-bası da büyük âlim. Müellif ilmini ondan ve merhum Hasan Haben-neke'den almış. Ezher'de doktora yapmış. Eserinde de Mustafa Sabri Efendinin Mevkıfü'l-Akl (ve diğer muteber kaynaklar)a atıflar var. Bununla, Osmanlının son Şeyhul-İslâm'ı vasıtasıyla Osmanlı ulemasına da mirasçı olduğuna işaret etmek isteriz.

    Eseri islâm dünyası tasvib ve Şeriat Fakültelerinde ders kitabı olarak kabul etmişlerdir. Ülkemizde ise, yaşıyan ulema bu bitabı he-yecanla karşılamış ve okuyucuya tavsiye etmiş, bu yüzden kitab feısa zamanda birkaç baskısını bitirmiştir. Gençliğin sohbet hitabı olu-vermiştir.

    Yayınevimiz, bu hayırlı hizmete vesile olan her samimi mü'mi-ne duacıdır.

    Tevfik ve hidâyet ALLAH'tandır.

    Gonca Yayınevi[1]



    Türkçe Onuncu Baskı İçin


    Fıkhu's-Siyre, Siyretten; Mesel-i A'lâ (en yüce Örnek) olan Mu-hammedi hayattan; din düsturlarını süzüp canlı örneklerin üzerine okunaklıca yazmaktır. Bu başarı ilk kez Dr. Bûti'ye nasib oldu. İkinci n&sipli de biziz; tercüme edenler... Üçüncüsü yayıncıdır de-mek yerinde olur. Ancak esere lâyık olan bir yayın tarzı, bu baskıda bulundu: Kağıdı, cildi, kapak düzeni, iş düzeni ve içindeki sonsuz çiz-gisindeki kronolojik özet veren tablo...

    Ve yazarın, son baskıda eklediği «Râşid Halifeler- donemi... Onuncu baskının en mühim yeniliği tabiatıyla bu kısımdır. Çünkü bu otuz yıllık dönem, Mukaddes Hayatın ve Medine İslâm Devletinin, her yönüyle ve her çağa örnek olacak gelişmeleriyle bir bütünleyici-sdydi ve zaruretti. Hele İmamet, Şûra ve bunların uygulanışıyla, şart-lara göre alacağı biçim, artık tartışmaya yol bırakmayacak tarzda verilmekle; tslâm aydınının son bes-on yıldır karara başlayamadığı sorulanna cevap getirmiş oluyor.

    Hakk rızâsına muvafık kılıp, İslam gençliğine şifa eylesin, Âmin.

    Ali NAR

    (1 Rebiul'evvel 1413) 20 Ağustos 1992[2]



    Takdim


    1- Kitab Hakkında


    A) Tür Olarak: «FIKHU'S-SİYRE», Slyretten çıkarılan Fıkıh demek olur. Bu bir ilim dalı ve yazı türüdür. Arap âleminde, Özellikle Üniversitelerin Şer'iyye Fakültesi ve bölümlerinde apayrı bir ders olarak izlenir... Mes'ele, Resûlullah'ın bizzat yaşadığı ve uyguladığı Din ahkâmını süzüp çıkarmaktır. Onun kendi hayatında ve çevresindeki insanlar üzerindeki uygulamalarını anlatan bir di-siplindir bu. Tabiatıyla bu uygulamalardan hükme varılırken, Kur1-an-ı Kerim'den alınır temeller. Ulema ve müfessirlerin de yorumlan-na başvurulur.

    Bu kitab böyle bir türdür. Türkiye'de ilk defa böyle bir kitab tercümesi yayınlanmakta. Te'lif olaraksa, tabii hiç yoktur...

    B) Konu ve Metod Olarak: Dr. Saİd Ramazan'in bu eseri tü-rü içinde de bir üstünlüğe sahib ki; dili sade, üslûbu kolay, hüküm-leri emindir. Ehl-i Sünnet ve'1-Cemâat çerçevesinde, tavizsiz ve ifrat-sız; en doğru bilgiyi, en emin irşadı vermeye çalışır. Çünkü müel-lif, Um i yy e sınıfında, sayılı kişilerden olduğu gibi, babası Molla Ra-mazan yoluyla da «Bâtın ilmine- sâhib...

    Kitab, adından da anlaşılacağı üzere herşeyden Önce, bir «Siy-ret-i Nebidir. Yâni, Resûlullah'ın hayatını anlatır. Dr. El-Bûtİ'nin bu eseri (Kendisinin de önsözünde belirttiği gibi) en mühim olay-ları özet olarak almış, onların yorumunu yapmıştır. Bu Özet tarih İse, tamamen sahih nakillere dayanmaktadır. Başta Buhârl ve Müs-lim olmak üzere, sahih hadis ki tablan, tbn-i İs hâk, İbn-i Sa'd, tbn-i Hişâm... gibi mu'teber siyer ve tabakat kitablan kaynaktır... Yo-rumlardan sonuca varırken de, en mu'teber tefsir kitablanyla, büyük fukahâmn içtihadlan dayanaktır...

    Hemen kaydedelim ki, müellif Şâfiiyyü'l-mezheb olduğundan, o mezhebin görüşünü daha çok zikretmektedir. Ancak, sonuçlar ge-nel çerçevede bulunmakta ve farklı olan öbür mezheb görüşleri de özellikle kaydedilmektedir.

    C) Fayda ve Verim Olarak: Yorum kısmında ele alınan hususlar:

    a) Olaylardan ve Resûlullah'ın uygulamalarından çıkarılan fık-hl hükümler.

    b) Alınacak ders ve ibretler.

    c) Ahlâki prensipler.

    d) O konuda, günümüzde tutulacak yolun ne olduğunun tesbiti...

    Bu tesbit açısından bu kitab; günümüz müslümanlarımn, yıllar-dır aramasına rağmen; içerden veya dışardan bir türlü edineme-diği bir eserdir. Özellikle gençliğe her yönüyle güvenilerek tavsiye edilebilecek, vakit kaybettirmeyecek eser... Öbürlerine benzemez... Çünkü, çoğunda hayata ve günümüze ışık tutan özellik yok. Bazı-sında ise, çare diye; dini tahrif ve tahrip edici gariplikler] keyfi iç-tihadlar görülüyor...

    Bu kitab, genç müslümanin örnek Hayattan alacağı hareket tarzı ve ölçüleri (ttikadî ve fikri yönden doğruluğundan emin ola-rak) vermektedir. Ferden okumada olduğu kadar, derslerde de oku-nup açıklanmak için yegâne ve aranan eser olacak insâALLAH...

    Hattâ iddia ediyoruz ki, Din Eğitimi yapan okullarda da. «öğret-men Kitabı», «Yardımcı Ders Kitabı»; Yüksek Okullarda (tlâhiyat Fakülteleri..,).ise, doğrudan, Ders Kitabı olarak takibe elverecektir, tlim ve tarafsız zihniyet sahibi, faydalıyı arayan öğretim üyeleri bu-nu uygulayacaktır, ümidindeyiz!..

    Müellifini de tanırsak, isin ciddiyeti bir kat daha anlaşılır. [3]


    2- Müellif Hakkında

    A) Öz Geçmişii


    Üstad Dr. Muhamrned Said bin Molla Ramazan El-Bûtİ (1929 M., 1347 H.), Ceziretü İbn-i Amr (Yâni Türkiye'nin güneyinde ve Irak sınırındaki Cizre kasabasında) doğdu. 1933 yıllarında M. Said Ramazan henüz 4 yaşındayken ailesi hicret edip Şam'a yerleşti. Ba-bası Molla Ramazan da tanınmış bir ilim adamı olup, Şam uleması arasında üstün bir mevki ve saygı duyulan bir hüviyyete sahihtir... Çünkü ilimde olduğuna eş, mânâda da o çevrede, Turûk-ı Âliye'den birinin mürşididir. Rüknüddin semtinde, kendi adıyla anılan mescid civarında oturur...

    Üstad Said Ramazan, ilk ve orta tahsilini Şam'da tamamladı. Fakat ilmi ve mânevi gelişmesinin başı ve en büyfUt payı babası Molla Hamazan'a bağlıdır. Bütün dinî ve mânevi sermayesini ilkin, babasından aldı. Daha sonra da o gün için Suriye ve Şam'da bulu-nan büyük ulemadan feyz aldı. Özellikle, Şeyh Hasan Habenneke'-den aldığı feyizle dini ilimlerini bütünlemiş oldu...

    Lise tahsilini Şam'da bitiren M. Said Ramazan, yüksek öğrenim için, Mısır'a Ezher Üriiversitesi'ne gitti. 1955 tarihinde buradan me-zun olunca, Suriye'ye döndü ve Humus ilinde bir müddet öğretmen-lik yaptı. Daha sonra, Şam Üniversitesi Şeriat Fakültesi'ne Asistan olunca, Fakülte onu doktora için Ezher'e gönderdi. Ezher Üniversi-tesi Şeriat Fakültesi'nde doktorasını tamamlayarak, «Bi Takdiri Mümtaz» dereceyle doktor oldu. 1955'te tamamladığı doktorasına ilâ-veten de, 1966 yılında «Eğitim Sertifikası»na hak kazandı. Şam'a dö-nünce, Yrd. Profesörlük göreviyle Şer'î ilimleri okutmaya başladı. Bir müddet sonra, Fıkıh kürsüsü başkanı ve Dekan ilmi işler yar-dımcısı oldu. Nihayet, Şeriat Fakültesi Dekanı oldu. Bu vazifesi 1980'lere kadar devam etti. Şu an ise, Kürsü başkanlığı vazifesini sürdürmektedir.

    Üstad M. S. Ramazan, bütün bu vazifelerini yürütürken, bir yan-dan da ülkede intişar eden çeşitli gazete ve özellikle ilmî dergiler-de. Ünü, fikri ve edebî yazılar neşretmekteydi. Yine, çeşitli seviye-de, halka ve gençliğe hitaben konferanslar vererek, camilerde ge-niş çaplı sohbetler düzenleyerek halkı irşad ediyor, kültür ve inanç yönünden genç müslümanları eğitiyordu... Dersleri, sohbet ve kon-feransları da, umumiyetle, yazdığı Ümi eserlere istinad ediyordu. Yani, şu sunduğumuz, «Fıkhu's-Siyre» ile itikadî konuları ele alan «Kübra'l-Yekiniyyât» kitablanndaki konuları izah ve yorumlan çev-resinde, müslüman halkın din ve dünya ufkunu aydınlatmaya uğ-raşıyordu...

    öte yandan da tabii; ilmî, fikrî ve edebi olmak üzere yeni eser-ler vermeye halen devam etmektedir... Eserlerinde ele aldığı baş-lıca konular: Fıkıh, Usul-i Fıkıh, Akîde, Felsefe, Sosyoloji, Edebi-yat... Yirmi beşten fazla eserinden bazılarına birer cümleyle işaret ediyoruz: [4]


    B) Başlıca Eserleri :


    1- Fıkhu's-Siyre, büyük bir cilt. (Siyret ve fıkıh konusunda.)

    2- Kübrâl-Yekiniyyât, büyük bir cilt. (îtikadi konuda büyük

    isbat yollarını işler.)

    (Bu iki eseri,

    3- El-Maddiye el-Cedeliyye. (Diyalektik Materyalizmi tenkid.)

    4- EtrTerbiyetü'l-îslâmiyye. (îslaml Eğitim Sistemi.)

    5- Nİzamütl-tktisadi'l4slaml. (İslâm İktisat Sistemi...)

    6- El-La Mezhebi yy e. (Telfiki reddeden eser. D. A. Kayapınai tarafından Türkçeye çevrildi ve neşredildi.)

    7- Ebhas'ün fi'l- Kunme. Bu, «Zirvedeki meselelerimiz» anla-mına bir seridir. Ufak çapta, ancak her biri büyük bir mes'-eleyi vermektedir. Bu kitablara kendisi: «Tevcih, yönlendir-me- kitabları adını vermektedir... Bir iki örnek verelim:

    - Hakeza Felned'u ile'l-îslâm», («İslam'a Da'vet Metodu- adıy-la çevrildi. Madve Yayınlarında çıktı.)

    - Müşkilâtü'ş-Şebab, Gençliğin Problemleri. (Madve neşretti.)

    - İla Külli Fetatin Tü'minu Billân-, ALLAH'a İnanan Her Genç Kıza Hitab... El-Bûti, Arapça, Türkçe, Farsça ve bir iki Batı dilini bilmektedir.

    Üstad EL-BÜTÎ, bu hüviyyetiyle, dünya çapında ilmi konferans-lara ve birçok kongrelere de katılmıştır. Katıldığı bu ilmi kongreler-de, mutena bir yer tutmaktadır. Ezcümle 1981 yıllarında da bu tür bir kongre için Türkiye'ye gelmişti.

    Bir önemli duruma da işaretle muhterem Dr. M. Sald Ramazan El-BûtTnin hâl tercümesini bitirmek isterim:

    Babası, kendisini ilim ehli olarak yetiştirirken, kendisi de evlât-larım ilimle teçhiz etmiştir. Bu da ayrı bir özellikti...

    Bu kısa bilgiyi kendilerinin lütfettikleri mektubla, bizim 1975'-lerdoki Şam seyahatimiz esnasında, konferanslarını dinleyip, ken-dilerini ziyaret ettiğimizde edindiğimiz malûmat ve eserlerinden ta-nımamıza bağlı olarak sunduk.

    Ehl- sünnet yolunun belli başlı âlimlerinden ve savunucuların-dan olan bu zâtın öbür eserlerini de genç kabiliyetlerden, dilimize kazandırmalarını beklemek hakkımızdır sanırım. [5]

    Hak rızâya muvafık olur inşaallahâattan.



    Flkhu's-Siyre Ve Tercümesi İçin


    1- Muhterem Ekrem DOĞANAY şunları yazdı

    Elhamdülillâhi Rabbil âlemin. Vessalâtü vesselâmü ala Seyyİdl-n& Muhammedln ve ala âlihî ve sahbihi ve seUim.

    «Fıkhu's-Siyre» adındaki kitab, gerçekten şaheserdir. Muhterem Üstad Dr. Said Ramazan. el-Bûti'nin kaleme aldığı bu hoş kitabın Arapça nüshasını mütalâa ettim. Ve âzami derecede yararlandım. Peygamberimiz (s.a.v.) Efendimizin hayatım ve siyretini veciz bir şekilde ve i'tinâlı bir biçimde kaleme almış, bil'âhere konunun hik-metlerini, hükümlerini ve ibretâmiz cihetlerini de Öz olarak hatır-latmış, bereketli öğütlerde bulunmuştur.

    Müslümanlar, kâmil mü'min olmak ve müşteki olup durdukları hal-i perişanlıktan kurtulmak için, tek rehberimiz Hz. Muhammedi (s.a.v.) Efendimizin siyretini, yüce ahlâkını bilmek, bellemek ve O'nu nümûne4 imtisal kabul ederek, prensiplerini hayatlarında tatbik et-mek zorundadırlar. Biz, onu, hattâ onun feyz ü bereket dolu tedrisat halkasında ve daima taht-ı terbiyesinde yetişmiş bulunan, en hayır-lı asrın en güzide insanları olan sahâbe-i kiram hazerâtını kendi-mize örnek alacak olursak, cihana örnek oluruz. Zayi etmiş oldu-ğumuz mefahir ve ihtişamımızı yeniden elde etmiş bulunuruz.

    Esefle İfade etmek gerekir ki, bu sahada şimdiye kadar tatmin-kar bir eser Türkçe olarak telif edilmemiştir. Telif edilenler İse. vahyi akla uydurmaya, mu'cizeleri alelade olaylar gibi göstermeye çalıştığı İçin, heykel gibi ruhsuz ve tesirsiz kalmıştı, tşte «Fıkhu's-Siyre» açUnı taşıyan kitab böyle bir boşluğu doldurmuş, mübrem bir ihtiyaca cevab vermiştir. Onu mütalâa ettiğim zaman; «Keşke bu güzel kitabı tercümeye biri tasaddi etse de, müslüman kardeş-lerimize ithaf eylese...» diye temenni etmiş ve buna son derece lü-zum hissetmiştim,

    ALLAH'a şükürler olsun ki, bu kitabın da, bu sahada liyakati olan ve ilmî, fikrî birçok eserler te'lif ve terceme ederek faydalı hizmetler vermiş bulunan Muhterem Ali NAR Bey ve bir arkadaşı tara-fından teroeme edilip, bilhassa, genç kardeşlerimizin istifadesine su-nulduğunu öğrendim. Ve buna çok sevindim.. Aslına uygun biçimde ve selis bir ifadeyle terceme edilip, kardeşlerimizin istifadesine, ma-nevi bir hazine olarak takdim edilmiştir. Tercemeyi de kısmen oku-dum, dostlarıma almalarım tavsiye ettim. Hattâ birçok yakınıma birer tane aldırmış oldum...

    Muhterem ve faziletli müellif ve mütercimlerden ALLAH razı ol-sun. Sa'ylerini meşkûr buyursun. Daha nice eserler telif ve terceme ederek bereketli hizmet vermeye muvaffak eylesin. Âmin.»

    2- Muhterem Halil Günenç de şunları yazdı:

    Bismillâhirrahmanirrahıym

    «îslâmî ilimlerin her dalında değerli eserler yazıldığı gibi, Pey-gamber (s.a.v.) hayatını, güzel ahlakını ve cihadını anlatan «Siyer* dalında da değerli eserler yazılmıştır. Bunların başında, Siyret-i tbn-i Hişâm, Siyret-i tbn-i tshâk ve Şifâ gibi kitablar gelmektedir. Böyle olmakla beraber, her asırda insanlar için en güzel numune ve en doğru ölçü olan Peygamber (s.a.v.)'in hayatını ve yüce şahsiye-tini tahrif etmeden olduğu gibi anlatmak, zihinlere takılan şübheleri izale etmek gerekmektedir. Asrımızda yaşayan ve nice ilmî eser ve-ren muhterem Dr. M. Said Ramazan el-Bûtî bu vecibeyi yerine getir-diği gibi, öncekilere de yeni bir halka ekledi. Ve garazkâr müsteş-rikler Üe uşaklarının yaptığı tahrifin üzerine bir çizgi çekti.

    Bu eserin diğer eserlerden faklı tarafı; olup bitenleri serdettik-ten sonra, tahlil ederek konunun özünü okuyucuya sunmasıdır.

    ALLAH müellife uzun ve bereketli ömür versin. Mütercimlere de yaptıkları bu hayırlı işten dolayı bol bol ihsanda bulunsun. Âmin.» [6]



    Yeni Baskıya Önsöz[7]


    ALLAH'ın bana, yazıp yayınlamayı nasib ettiği kitablar arasında; halk nezdinde tutunup faydalanılması bakımından, bu hitabımın de-recesine ulaşan olmadı.

    Kanâatımca bunun baş sebebi de; Peygamber Hayatı kitabında kullandığım metoddur. Tahrife varan yanlışları önleyici tedbir ala-rak çağdaşlarımızın eserlerinin uğradığı felâketten koruma cehdi-mizdir. Yani dejenere üslûb ve uydurma yazım tarzlarından sakın-mamız. ..

    İlmî tedbir olarak da; Siyret kitabının nasıl yazılması gerektiği ve bu hayat olaylarının günümüz insanının ihtiyacına cevap verici yorumun yapılma usûlüne dair yazdığım özel ve uzun mukaddime-lerden de anlaşılacağı üzere; emsalinden ayrıdır bu kitab...

    Hele bir de çağımızda Resûlullah'ın (s.a.v.) hayatını -doğrudan veya dolaylı olsun- işleyenlerin düştüğü bir hatâ var ki, ondan şid-detle sakınmış ve okuyucu aklını da koruyucu tedbir almışız: Yâni Peygamber'i rastgele bir insan gibi ele alıp anlatma yanlışından... İsterse onu; en büyük kahraman, yegâne dâhi, en yüce ahlâk önde-ri, en büyük zâhid göstersin. Vahiy ile hareket eden peygamberlik yönünü ihmâl ettikten sonra, ferisi fâni lâflar olurdu... Çünkü o za-man onun sözü de, koyduğu düsturlar da evrensel ve ebedi olamazdı. Çünkü, insanlığa yön veren ve akıl dağıtan çok liderler, düşünür ve ahlâkçılar gelip geçmiştir. Ama çağını aşanları bile sonraki dö-nemlerde sadece birer masal kahramanı gibi anılıp geçilme duru-muna düşmüştür. Halbuki Resûlullah'ın getirdiği ve hayatı boyu uy-guladığı dünya görüşü, bütün esas ve teferruatıyla yaşamakta ve yaşanmak borcundadır. O da, ilâhi kaynaklı olması nedeniyledir. Vahiyle, ALLAH'ın lütfettiği ilimden gelmesi sebebiyledir.

    Şu bir gerçektir hi; insanın seviyesi, kültürü ne olursa olsun, gerçeği, faydalıyı ve güzeli kabullenir. Yanlış ve bâtılı ise hep dış-laya gelmiştir.

    Bu mazhariyette: «Ağızlarıyla ALLAH'ın nurunu söndürmeğe ça-balıyorlar. İnanmazlar dirense de ALLAH nurunu tamamlar âyetinin sırrının tecellisinden bir. iz gördüğümü de kaydetmek isterim. Çün-kü apaçık bir başka durum da, günümüz insanının artık, lâf kala-balığı ve malzeme yığınından çok gerçeğe ve anlaşılır olan gerçeğe meylettiğidir, fiünkü yalancı şafaklardan, göz dolduran işlerden in-sanlık yeterince ders almıştır artık. Kitabın bu baskısına gelince; bütün öbür dikkat ve düzeltmelerin ötesinde; İdeal Hilâfet Dönemini hısa ve öz olarak - Sekizinci Bölüm halinde - eklemiş olmamızla ayrıcalık taşımaktadır. Tabiatıyla; ki-tabın genel üslûb ve usûlünü takibetmekle birlikte, her Halifenin dö-nemindeki olayları da, kendi işaret ve karakteri içinde verdik ve yo-rumlarını, değerlendirilmesini de o günlere dair kaynaklardan süz-dük.

    Böylece de, bu araştırmamızın asli hedefi olan; Resûlullah'ın ilâ-hi nizam için, örnek hayatıyla birlikte, onun uzantısı olan Râşid Ha-lifelerinin uygulamalarını ve fıkıhta kaynak ve dayanak olacak ge-lişmeleri bütünleştirmiş, çabamızın meyvesini tam olgunlaştırmış ol-duğumuz ümidindeyiz.

    Bu bir başarı ise, başında da, sonunda da ALLAH'ın inayetine bağ-lıdır. Bana bu başarıyı ihsanına İlâveten bir ihsan daha niyaz ede-rim ki; beni ihlâstan ayırmasın; kalbime kendi rızâsından başka bir emel girmekten korusun.

    Kesin kanâatim, şüphesiz bilincim bu ki; her işin sebebi onun elindedir. Onun dışında da kudret ve yetki sahibi yokturl

    Şam: 15 Ramazan 1411

    1 Nisan 1991[8]



    Dördüncü Baskının Önsözü


    Okuyucu bu yeni baskıda, öncekilere nazaran herhangi bir faz-lalık göremiyecek. Düzeltme ve bazı zaruri düzenlemelerin dışında bir değişiklik ve yenilik de göremiyecek...

    (Bu gerçek ama), ben de bu yeni baskıya kadar geçen süre içinde hep, değerli okuyuculardan, kitabımın asıl çatısı üstüne, ye-ni, güzel bir biçim verebilmek için faydalı uyarı ve öğütleriyle be-ni yönlendirmelerini bekleyip durmuştum. Ama muhtaç olduğum bu mülâhazaları ikram etmek yerine, okuyucularımın, çoğu, haket-mediğim övgüler yazmakla yetindiler.

    Az bir kısmı da, mes'eleleri daha geniş tutmaya veya siyer olay-larından ne varsa hepsini, hem de bütün ibretli yönleriyle (izahla-rını) eklemeye zorluyordu beni.

    Evet, farkındayım, ben bu kitabıma siyer olay ve bahislerinin ancak en önemlilerini ve vesikalar yönünden en sıhhatlilerini tes-bit etnns bulunuyorum. Bunun dışında daha çok sayıda olay ve vak'alar var... Ama ben bundan fazlasına açılmamayı şu iki sebeb-ten ötürü uygun buldum:

    Birincisi: Bu konuda -öyle mes'eleler var ki; okuyucunun onlar-dan dersler ve ibret alması, sezmesi gerekir ve mümkündür. Ama ondan tahliller yaparak birtakım hüküm ve prensipler çıkarmaya elvermez.

    Ve görüyorsunuz ki; bizim metodumuz, birçok tarih ve siyer hadisesini biriktirip takdim etmek yerine, önemli olaylardan hüküm ve hayat ölçüleri çıkarmak tarzındadır. Dolayısıyla, siyerdeki birçok olayı konu edinmiyor, onları asıl ihtisas sahasına, herşeyi bütün tafsilât ve genişliğiyle ele alan Siyer ve islâm Tarihi'ne bırakıyoruz.

    İkinci olarak da: Ben, bu tür kitapların, çeşitli seviyedeki oku-yucu tarafından bıkkınlık gelmeden okunulacak ve faydalanılacak ölçüyü aşmaması görüşündeyim. Bu tarzıyla kitaptan beklenen verimi, okuyucu kolay ve bütün olarak elde eder. Ve özet de olsa, eksiksiz bir şekilde; Peygamber'in hayatında canlı olarak temsil edi-len, billûrlaşan İslâmi yapıya ait bilgiyi kazanması mümkün olur

    Yani, kitabı, bütün olayları kuşatacak şekilde geniş tutsak ve hele olaydan da, şerh ve izanıyla hükümler elde etmeye kalksak, her okuyucunun kolaycacık okuyacağı sınırı çoktan aşar-, güttüğü-müz ders verme hedefini de kaybederdi. O zaman çok az kişi okur ve istifade eder çoğunluk ise ancak bir miktarım okuyup bırakırdı.

    Nitekim bu hususa, ikinci baskının önsözünde de etraflıca te-mas etmiştim.

    Binaenaleyh, ALLAH'tan bu çalışmamı kendi rızâsına muvafık kıl-masını, yazarına ve okuyucusuna faydalı olmasını temenni ediyo-rum.. Ve muhterem okuyuculardan da yine kıymetli görüş ve tavsi-yelerini esirgememelerini rica ediyorum.

    Sahibim ALLAH'tır. O ne güzel hami ve yardımcıdır. [9]



    İkinci Baskının Önsözü


    1- «Fıkhu's-Siyre» kitabının bu ikinci baskısını da; birçok ba-hisler ekleyerek, bazı bölümlerini yeniden düzenleyip genişleterek, Resülullah'm hayatını araştıran ve ondan ders ve öğütler edinmek isteyen kimselerin faydasına sunuyorum. Ve ümid ediyorum ki; bu haliyle kitab, tam olmaya oldukça yaklaşmıştır. Aslında mutlak ke-mâl'in hududu erişilmezdir. Kusursuz ve hatasız kul eseri de düşü-nülemez. Bunu Cenâb-ı Hak ancak, en yakınları olan Nebilerine ik-ram etmiştir. Bu meziyyet onlara mahsustur. Zira onlara ALLAH bu-nu ikram etmekle, kendi aklı ve içtihadıyla yürüyen kişi ile, vahiy ve ilhanuyla Allanın Hakk'a irşad buyurduğu kişilerin arasındaki müthiş farkı göstermiş oldu... Aynı zamanda olgun akıl ile açık ve saf görüşten hangisinin daha üstün olduğunu da../

    2- Evet ben, yeni bir branş olarak, Siyret-i Nebeviyye ve ona bağlı konuda kitab yazmaya ve bu konuda asrımızda yazılmış eser-lerdeki müthiş hatâları düzeltmeye teşebbüs ettiğimin şuurunday-dım. Doğulu - Batılı birçok yazarın kasten yaptığı sayısız hatâ ve iftiraları, ondokuzuncu asrın sonunda başlayıp günümüze dek sü-ren ve belli ekollerce de yönlendirilip beslenen, korunan bu tahri-fat plânlarının perdesini yırtmak emelindeydim. Konu ve hedef bun-ca Önemli idi ama, yine de bu kitabımın daha ilk baskısının bu ka-dar kısa zamanda tanınıp tutulacağını, Arap ve tslâm ülkelerinde kapışılacağını ümid etmemiştim.

    Bu bölümleri yazarken takip ettiğim yolu beğenen okuyucula-rımdan bana gelen teşekkür mektublarından anladım ki; artık bu «kol, kendi ismine, kurucularına ve propagandacılarına, meftun ol-muş bir avuç insanın dışında hiç kimseyi tuzağına düşürememlş. Ve yine anladım ki, Hz. Peygamber. (s.a.v.) *in hayatında zuhur eden hakik^tlar, şerefli ve parlak olarak devam edecekler, ayrıca bağım-sız akıl, o hakikatlan oyuncak haline getirmeyi hedef alan herhan-gi bir tahlil veya te'vile aldanmadan onlara inanmaya ve onlara doğru meyletmeye devam edecektir!

    3- Araştırmacıların ve düşünürlerin tümü bilmektedir ki, o dönemde bu ekolün doğuşunun en önemli sebebi, Avrupa'daki ilmî uyanış hareketinden müslüman Arap kafaların çoğunluğuna sira-yet eden şu Batı hayranlığıdır. Bu kafalar, Batı hayranlığının etkisi altında, Müslümanların Avrupalılar gibi kalkınmalarının tek yolu, Avrupalıların Hıristiyanlığı anladıkları gibi onların da Müslüman-lığı öyle anlamaları, islâm'ın gaybî hakikatlarını maddî ilimlerin bu-luşlarıyla izah etmeleri, ilmin tesbit edemediği gayba inanmama-ları, keşif ve icadlarm doğrulamadığı herhangi bir mucizeyi kabul etmemeleri gerektiği vehmine kapıldılar. Müslümanlar bunları yap-tıkları takdirde - onlara göre - Batı'nm ilimde ilerlediği gibi onlar da ilerlemiş olacaklar ve kalkınma ve teknolojide onların seviye-sine çıkmış olacaklar...

    Bundan dolayı bu ekolün ileri gelenleri, Dinde reform fikrini ortaya attılar. Halbuki, islâm Dini hiçbir zaman bozulmadı ki, re-forma veya reformcuya ihtiyaç duysun.

    Evet, Hüseyin Heykel'in «Hz. Muhammed'in Hayatı» adlı kitabı, bu konuda ilk yapılan denemeydi. Bu adam, kitabında, Hz. Peygamber'in hayatını, ilmin direktifinin dışında anlamak istemediğini açık-ça ilân etmişti. Bunun için de o diyordu ki; Hz. Muhammedin haya-tında ne mucizeler, ne de olağanüstü olaylar vardır; onun hayatın-da tek bir mucize vardır ki, o da Kur'an'dır, yalnızca Kur'an... Yazar bu konuda, 1. Busuri'nin şu beytini delil olarak ileri sürdü:

    O bizim inanmamızı şiddetle arzuladığından, .Aklın kavrayamadığı şeyle bizi imtihan etmedi...»

    Ama yazar aynı kasidenin şu beytini görmemezlikten geldi:

    «Ağaçlar, O'nun da'vetine secde ederek icabet etti, Ayaklan yoktu ama kökleri üstüne yürüyerek geldi.

    O dönemdeki Ezher Rektörü Şeyh Mustafa Merağî, Hüseyin Heykel'in bu kitabına bir takriz yazarak ve atılan bu ilk adımı teb-rik ederek, kitabın her türlü yanlış ve kusurlardan uzak olduğunu ısrarla belirtti. Onu Muhammed Ferid Vecdi izledi. Bu zât da, kitab veya sünnette sabit olan haber-i sadıka ters düşmeyi gerektirse bi-le islâm'ı ve Hz. Peygamber'in siyretini pozitif ilmin metoduyla kav-ramaya çağıran sürekli makaleler neşretmeye başladı. M. Ferid Vecdi «pozitif ilmin metodu» kavramıyla, mütevatir haberle sabit olsa bile aklın, mucizelere, olağanüstü olaylara ve gaybi konulara boyun eğmemesini kastediyordu. Ona göre sanki ilim, sadece duyu

    ve algılarımızın alanına girmeyen herşeyi inkâr etmekle gerçekle-şiyor.

    4- o vakit Mısır'daki İngiliz işgalinin, kalem sahihlerinden ve düşünürlerinden bir grup tarafından benimsenen, İslâm hakkında-ki bu yeni anlayışı nasıl istismar ettiği ve müslümanların kalbin-deki dinî duyguyu zayıflatmak için nelere başvurduğu herkes ta-rafından bilinmektedir. Dindeki mucize fikrini temelinden inkâr eden bir kişinin gönlünde hangi dini duygu kalır? Din, Nebilere ve Resullere gelen îlâhi vahiy mucizesinin dışında birşey midir? Sö-mürge eğitimi, müslümanlarla îslâmî eğitim metodunun arasını açıp, oraya başka bir eğitim metodu koydu. Bu eğitim metodunun her yönü, kendisinin köklü bir Avrupa metodu olduğunu isbat et-mektedir.

    5- Sonra zaman geçip, seneler birbirini kovaladı, nihayet her insaflı araştırmacı tarafından bu ekolün; ne dürüst bir ilmi arattır-ma ve incelemeye, ne de bağımsız bir düşünceye dayandığı, aksine o ekolün sadece bir kısım müslümanlardaki aşağılık duygusunun ve Batı hayranlığının doğurduğu bir reaksiyon oluşu anlaşıldı. On-ları bu duruma getiren şey, içinde bulundukları bir kısım özel şart-lar sebebiyle, Avrupai yaşayış biçimini öğrenmeleri ve o hayatın zevk ve çekiciliğine gönüllerini kaptırmalarıdır. Böylece onlar ken-di içlerindeki aşağılık duygusunu, akıllarına musallat olan bir hâ-kim yaptılar. Bununla da, dışı (dinî reform), içi -Avrupa'nın kal-kınması karşısında bir çöküntü ve aşağılık duygusu- olan fikrî bir ekol oluşturduklarını zannettiler.

    Yine bu ekolün bağlılarının ve propagandacılarının zannetiği veya zannettiril diki eri üzere; Avrupalüarmkine benzer bir kalkın-maya dahi ulaşamadıkları her araştırıcı tarafından görüldü. Dinde reform yapma hareketinin sonucu da iki hakikati birden kaybet-mek olmuştu; yâni ne din gerçeği üzerinde kalabildiler, ne de ilmi bir ilerlemeye ulaşabildiler.

    6- işte bu yüzdendir ki bu kitabı yazarken hedef olarak, bu fitne ekolünün kalıntılarını temizlemeyi seçmiş bulunuyorum:

    Bir müslümanın, Hz. Peygamber'in hayatım, büyük bir dahî-nin veya yüksek rütbeli bir komutanının hayatını anlamaya uğraş-ması gibi davranması bir an bile yakızmaz. Bu gibi gayretler bir inatlaşmadan veya Hz. Muhammed (s.a.v.)'in hayatına anlam veren büyük hakikati basitleştirmekten başka bir" şey değildir. Bu açık hakikatlar isbat etmiştir ki, Hz. Peygamber (s.a.v.) her türlü aklî, ruhf ve ahlâki olgunluk ile yüce sıfatların tümüyle muttasıf idi. Fa-kat bütün bunlar onun hayatındaki tek büyük hakikattan kaynakla-nıyordu. Bu tek büyük hakikat ise, onun ALLAH tarafından gönderil-miş bir peygamber oluşudur. Teferruatı aslın yerine koyarak, sonra da mutlak olarak aslın varlığını bilinemezi ikten gelmek çok garib ve abesdir... Kuşkusuz bunu kabullenmemek, yalnızca bakışı asla çevirmekle olur.

    Yine bir müslüman madem ki, Resûlullah'ın siyretini inkâr et-miyor ve onu anlamaya uğraşıyor, o halde onun, Hz. Peygamber'in ( hayatındaki yegâne mucizenin Kur'ân-ı Kerim olduğunu düşünmesi gereksiz olur. Ama bu siyretin varlığını inkâr ediyorsa, yine Kur'-an'ın mucize olduğunu da inkâr etmesi gerekir. Çünkü Resûlullah*-ın diğer mucizeleri de ancak bize Kur'ân-ı Kerîm mucizesinin gel-diği metod ve vasıta ile ulaştı. Bunu te'vile, öbürünü de nefsin ne-vasına teslim etmeye, maksada uydurmaya kalkışmak, son derece yapmacık ve basit bir inceleme tavrıdır. Gurur sahibi ve aklından emin kimse buna teşebbüs etmez...

    7- Bu çalışmamı rızâ ve hamaset ile karşılayan okuyucula-rımdan gördüğüm alâka şuna delildir: Müsteşriklerden, müstağrib-lerden ve onların çok cahil olan bağlılarından, tslâm'a fikrî saldırı-da bulunanların uzun zamandan beri, büyük bir gayretle yazdıkları kitablar ve sarfettikleri çabaları, herhangi bir hakikati bâtıla çevir-meye veya bâtılı hakka döndürmeye sebeb olamamıştır. Fikrî ha-kikati da anlaşılmaz hâle getirmek mümkün değildir. Fikri haki-kata tuzak kurmak veya onu bâtıla çevirmek yalnızca geçici bir -zaman için olabilir. Kısa bir zaman sonra tuzak ortaya çıkar, karı-şıklık ortadan kalkar ve hakikat yeniden ufukta doğar. Araştırma-cılar ve düşünürler bundan ibret, alırlar. O ibret de onları daha çok dikkatli olmaya ve uyamk davranmaya götürür.

    Şu son yıllarda, müslümanların kendi Islâmi metodlanndah uzaklaştıklarını söyleyen bir kısım kimselerin sözü her ne kadar doğru olsa da bugün yeni doğmakta olan İslâm! gençliğin, yakın geçmişte müslümanların sahib olmadığı düşünceye, dikkate ve Is-lâmî şuura sahib olduklarına kesinlikle inanıyorum. Çok uzun za-man geçmeden, sonunda bu şuurun müsbet ve aksiyoner bir hare-kete dönüşeceğini, inhirafın düzeleceğini, eğriliklerin giderileceğini, îslâmî yapının yeniden eski haline getirileceğini göreceğiz...

    8- Diğer taraftan bu kitabı yazarken, her ne kadar özelliği ve faydası olsa bile Soyut tahlil v© edebî üslûbu bırakarak, ahkâm ve kaideleri çıkarmak İçin akademik metodu tercih ettim. Zaten bu kitabı sunduğum ortam (üniversite ortamı) da Akademik metodla uyum halindedir. Okuyucularımın ihtilâflarına rağmen bu metodu beğenmeleri beni daha çok dikkat etmeye ve konuları daha çok ge-nişletmeye şevketti. Gerçi ben konunun hakkını veremiyeceğimi ve tam lâyık çalışmayı yapamıyacağımı biliyordum. Bunun sebebi Ön-celikle benim aczim ve kusurum dur, ikincisi de; ahkâm ve mesâilin ayrıca onlarla ilgili olan diğer hususları açıklarken, okuyucuya ki-tabı okurken sıkıntı veren bir sınıra varmasını istemeyişimdir. Z'ra ben istiyorum ki okuyucu kitabı az bir gayretle baştan sona kadar okusun. Gerçekten kitab bu sınırı aştığı zaman, benim görüşüme gö-re yararı azalır, genel durumlarda okumak ve öğrenmek için ele alınan kolay anlaşılır bir kitab olma yerine, ihtiyaç duyulduğu za-man yardımına başvurulan kaynak bir kitab olur.

    9- Ancak birtakım insanlar var ki; yaptığım bu çalışma on-lara pek ilginç gelmedi. Aksine onların bazıları, mücerred bir ilmî araştırma yaparak meydana çıkarmaları gerekirken, kitabı eleştirip, kin ve düşmanlık elbisesi giydirilmiş bir ekol meydana getirdiler.

    Ben istedim ki, araştırma sırasında yaptığım bir hatadan veya-hut bir delil veya hüküm açıklarken düştüğüm yanılgıdan dolayı uyarılır isem, bu uyarıyı yapan kişiye teşekkür edeyim ve ona ha-yır duada bulunayım. Fakat ben bu iyi niyetime karşılık, ipe sapa gelmez sözlerle karşılaştım.

    10- Resûlullah ile tevessül etmenin (diri veya ölü olarak) meş-ru olduğunu açık bir şekilde, Resûlullah'm işaretinde ve Ashabının tatbikatında gördüm. Çürülülmesi mümkün olmayan delilleri arzet-tikten sonra da bu konuyu karara bağladım.

    Yine Resûhıllah'm siyretinde, gelen adama hürmeten ayağa kalkmanın meşruiyetini en açık bir şekilde gördüm. Bunun üzeri-ne de delillerini belirtip, ulemanın ve sahîh hadîslerin, gelen ada-ma kalkmakla oturan kişinin yanında durmak arasındaki farkı zik-rettiği şekilde açıkladım. Sonra da bu tür ayağa kalkmanın, sahîh hadislerde açıklanan şartlara uyulduğu takdirde, meşruiyetini yaz-dım. Yine Resûlullah'ın siyretinde sehven veya kasden geçirilen na-mazın kaza edilmesinin meşru oluşunu gördüm, pelillerini sırala-dıktan sonra, onların ışığı altında hükmü yazdım.

    Deilleri dayandığımız usullerinin dışında bir yoruma elverir gör-sek, o şeklini de söyleyebiliriz. Delillerin ve esasların yol verdiği şeye uyarız. Fakat biz bugün, cumhûr-u ulema ve mezheb itnamlarina muhalefeti kendilerine yeni bir mezheb olarak seçen heveskâr-ları taklid etmek pahasına, ahkâmın ve delillerin bize ifade ettiği mânâları görmemezlikten gelemeyiz!.. Ve yine aklın kabullendiği ilmî bir bahsin, nefsimizde kökleşen taassuba dönüşmesinden Al-lah'a sığınırız.

    11- Vallahi, çok isterdim şu kendi ferdi görüş ve düşüncele-riyle halkın aklını meşgul edip, zamanını israf etmekte olan bu klik; bu fâsid işi bırakıp, günümüz insanını ve m üs 1 um ani arı düştüğü müthiş âfetten kurtarmaya gayret etsinler. Onların çok girift prob-lemlerini çözmek için, çetinler çetini bu iş için, bizimle el birliği çalışsınlar... Ama ne yazık ki, bunlar hâlâ, hiç de yeni olmayan eski tartışmaların bir başka ağızla tekrarlarından ibaret dedikodular peşinde, zamanın ve olayların kaynatıp köpürttüğü, din ve iman avcılarının da akıllara zerkettiği bu dedikodularla uğraşıyorlar. So-nuç olarak da, gönüllere kin ve düşmanlık etmekten başka da bir şey elde edememekteler.

    Bu kimseler, ALLAH rızâsına çalışma iddialarında samimi olsa-lar, bana kalırsa; bizim görüşümüze gelecek, öbür mezheblere gönül vermişleri de kendi haline bırakacaklar. Artık halk üzerine hâlâ kin, husûmet ve fikirleri tahkir ile baskı yapmaya da devam etmi-yeceklerdi. Halbuki, bizden önceki m üs lüm anların cumhuru, itika-dı olsun, amelî olsun, kesin mes'elelere tutunmakta ittifak ederler, bu gibi hususları savunma ve korumada yardımlaşırlardı. Yine, zannî hususları araştırırken ve içtihad yapmak isterken de, hiçbiri diğerine müdahale ile fikri baskı yoluyla birbirinin görüşünü etki-lemeye, böylece de bağlanmakta olduğu mezhepten ayırmaya uğ-raşmazlardı...

    Halbuki, o cumhûr-u ulema böyle bir şey yapsa, İslâm birliği daha beşiğinde boğulurdu. Ve bugün sahibi bulunduğumuz o müt-hiş güç ve tslâm medeniyetinden elimize hiçbir şey ulaşamazdı.

    12- Ben okuyucuyu bu bahis münâsebetiyle mezkûr kliğe kar-şı çıktığım mes'eleler üzerinde tekrar araştırmaya da'vet ederim. Aynı zamanda mes'eleyi anlamakta kendime rehber edindiğim cum-hûr-u müsliminin görüşüne, delillerinin kuvvet ve doğruluğuna dik-katle bakmaya çağırırım. Tabii bu deliller, belli beyyineye dayalı ve kendisiyle de istidlal kabil olmalıdır. Artık bundan sonra, nefsini taassuba kaptırmadan, aklının ve fikrinin tatmin olacağı şeye mey-letmesinde beis yoktur.

    Geriye bir tehlike kalıyor ki o da; aklî görüşün zamanla nefis-te gizli bir taassuba dönüşmesidir. Yoksa iki kişinin bir mes'elede ikna edici delilleri olduğu müddetçe değişik görüşlere varmakla ih-tilafa düşmüş olmaları bir tehlike değildir.

    ALLAHü Teâlâ'dan, bizi en uygun yolla, Hakk'a vardırıp topla-masını, amellerimizi de rızâsına uygun kılmasını niyaz ederim. Çün-kü ALLAH her yakarışı duyar ve karşılık verir.

    Dr, M. Said Ramazan el-Bûti

    10 Eylül 1968 Şam: 18 Cemadiyel'ûl⠖ 1388[10]


    [1] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 5.

    [2] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 6.

    [3] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 9-10.

    [4] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 10-11.

    [5] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 11-12.

    [6] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 14-15.

    [7] Bu mukaddime özetle aktarıldı. (Müt.)

    [8] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 17-18.

    [9] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 21-22.

    [10] Dr. M. Said Ramazan El-Bûti, Fıkhu’s Siyre, Gonca Yayınevi: 23-29







+ Yorum Gönder