Konusunu Oylayın.: Şafii mezhebine göre akil baliğ birinin Ramazan orucunu bozmasının hükmü nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Şafii mezhebine göre akil baliğ birinin Ramazan orucunu bozmasının hükmü nedir?
  1. 15.Eylül.2011, 13:25
    1
    Misafir

    Şafii mezhebine göre akil baliğ birinin Ramazan orucunu bozmasının hükmü nedir?






    Şafii mezhebine göre akil baliğ birinin Ramazan orucunu bozmasının hükmü nedir? Mumsema 15 yaşındaki kız uruç ayında urucun bozarsa imami şafii mezhebine mensup ne yapması lazım


  2. 15.Eylül.2011, 13:32
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Şafii mezhebine göre akil baliğ birinin Ramazan orucunu bozmasının hükmü nedir?




    ORUCU BOZAN ŞEYLER:

    Orucu bozan şeyler iki kısma ayrılır:

    I. Orucu bozup sadece kaza edilmesini gerektirenler.

    II. Orucu bozup hem kaza edilmesini hem de kefaret gerektirenler.

    Aşağıda sıralayacağımız sebeplerden ötürü oruç bozulur ve kefâretsiz olarak sadece kaza edilmesi gerekir. Bu sebeplerden biri ile orucunu bozan kişinin, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması icap eder. Çünkü bunu yapan kişi, orucunu hiçbir mazeret yok iken bozmuştur.

    Şu durumlarda oruç bozulur ve yalnızca gününe gün kaza edilmesi gerekir:

    1. Bir susam tanesi kadar az da olsa yenilebilir bir maddeyi veya çakıl tanesi gibi yenilmez bir nesneyi oruçluyken vücudun ağız, burun, kulak, makat gibi tabii menfezlerinden biri vasıtasıyla bilerek vücudun içine almak. Çünkü oruç, insanın vücudunun içine bir şey almaması demektir. Burada bunun aksi yapıldığı için oruç bozulur. Ama unutarak, tehdit altında kaldığı için zorlanarak veya yeni müslüman olduğu ya da din adamlarından uzak ve ıssız bir yerde yaşadığı için dinin bu konudaki hükümlerini bilmeyerek oruçlu iken bir şeyler yiyen veya içen kişinin orucu bozulmaz. Zira böyle biri bunları yaparken kasıtlı olarak yapmamaktadır.

    Bilerek de olsa ağzını açan kişinin ağzına sinek, toz ve benzeri şeyler kaçarsa orucu bozulmaz. Çünkü bu gibi şeylerden sakınmak çok zor ve meşakkatlidir. Ayrıca bunlar, eskilerin deyimiyle umumi belvâ yani herkesin başına gelecek sıkıntılı şeyler haline gelmiştir.

    Ağızda toplanan tükürüğü yutmak orucu bozmaz.

    Dişleri sık sık kanayan kişinin, tükürüğüyle beraber yuttuğu kan orucunu bozmaz. Çünkü onun bundan sakınması zordur. Yapacağı şey, aklına geldikçe tükürerek ağzını temizlemesidir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/157.)

    Bir iplik parçasını tükürüğüyle ıslattıktan sonra onu tekrar ağzına alan kişinin orucu bozulur. Dişlerinin arasında kalan yemek kırıntısını tükürüğünden ayıklayıp dışarı atamayan kişi, bu kalıntıları yuttuğu takdirde orucu bozulmaz. Ama bunları tükürüğünden ayıklayıp dışarı atabildiği halde atmayıp yutarsa, bunlar bir nohut tanesi miktarından az olsa bile orucu bozulur.

    Baştan inip de ağzın ortasına gelen balgamı yutmakla oruç bozulur. Ama baştan inip de ağzın ortasına gelmeden direkt olarak boğazdan aşağı inen balgamı yutmakla oruç bozulmaz.

    Sigara ve nargile içmekle, buruna enfiye çekmekle, penis deliğine ve kulağa bir şey damlatmakla, kulağa çöp ve benzeri bir şey sokmakla oruç bozulur.

    Cilde sürülen yağ ve benzeri şeyler vücudun içine sızsa bile, göze sürme çekip sürmenin tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. Zira Beyhakî'nin rivayetine göre sevgili Peygamberimiz (asm) oruçluyken de gözüne sürme çekerdi. Bundan da anlaşılıyor ki oruçlunun gözüne sürme çekmesi mekruh değildir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/156.)

    2. Abdest veya gusül alırken ağza ve buruna fazla miktarda alınan su eğer boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü oruçlu kişi, abdest ve gusül-de ağza ve buruna su alınırken işi ileri götürüp abartma yapmaktan men olunmuştur. Ama ağza ve buruna az miktarda alınan su, elde olmayarak boğazdan aşağı inerse oruç bozulmaz. Zira bu durumda ağza ve buruna su almaya ilişkin emir yerine getirilmiş ve bu emir yerine getirilirken de su, istek dışında boğazdan aşağı inmiştir. Fakat serinlemek veya suyla oynamak ya da abdest ve gusülde üç defadan fazla olarak dördüncü defa ağza veya buruna su almak gibi meşru olmayan bir sebeple su boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü bu durumda oruçlu kişi, kendisine emredilmeyen bir işi yapmıştır.

    3. Kusmaya çalışarak kusuntu getirmek orucu bozar. Bu durumda çıkan kusuntunun bir kısmı boğazdan aşağı geri dönmese bile oruç bozulur. Bu konuda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Oruçlu bir kişi elinde olmayarak kusarsa, orucunu kaza etmesi gerekmez. Ama kendisi isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin." (Ebû Davud, Savm, 32.)

    Tabii haramlığını bildiği halde ve isteyerek kendi kastı ile kusan kişinin orucu bozulur. Ancak yeni müslüman olduğu veya din bilginlerinden uzak bir yerde yaşadığı için bunu yapmanın haram olduğunu bilmeyen kişinin kasten ve isteyerek kendi fiili sonucunda da olsa kusması durumunda orucu bozulmaz.

    4. Mastürbasyon yaparak (elle menisini boşaltarak), eşini öpüp okşayarak veya arada örtü ve çarşaf gibi bir perde olmaksızın ona sarılarak boşalan kişinin orucu bozulur.

    Ama cima ilgili bir şeyi veya olayı düşünerek veya şehvetle bakarak ya da aralarında örtü veya çarşaf gibi bir perde bulunduğu halde bir kadına sarılarak menisi akan kişinin orucu bozulmaz. Çünkü bu, ihtilâma (uykuda rüya görerek boşalmaya) benzer. Şunu da belirtelim ki, meni akmasa bile bunu tekrarlamak, oruçlu için haramdır.

    5. Fecir doğduğu halde doğmadığını, yani imsak vaktinin başlamadığını zannederek sahurda yeme ve içmeye devam etmek.

    Bir kişi fecir doğduğu halde doğmadığını, yani oruç vaktinin başlamadığını zannederek yemeye, içmeye ve oruca aykırı davranışlarda bulunmaya devam ederse, o günün orucunu daha sonra kaza etmesi gerekir.

    Aynı şekilde akşama doğru henüz güneş batmadığı halde battığını zannederek orucunu bozan kişinin, daha sonra güneşin batmadığı ortaya çıkarsa, o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Şunu da belirtelim ki, günün sonunda, her gün Kur'an okuyarak, vird yaparak, mûtat işler yaparak içtihat edip güneşin battığını zanneden kişinin orucunu açıp iftar etmesi helâl olur. Ama ihtiyat gereği kişi bu hususta kesin bilgiye sahip olmadan orucunu bozmamalıdır.

    Gecenin sonundaysa kişi, gecenin hâlâ devam ettiğini ve imsak vaktinin başlamadığını zanneder veya bunda şüpheye düşerse, sahur yemeğini yemesi caiz olur. Çünkü o esnada aslolan, gecenin devam etmesidir.

    Sahura kalkan kişinin fecir doğarken ağzında yemek lokması varsa, o lokmayı dışarı atması halinde orucu sahih olur. Ama lokmayı ağzında bekletirse orucu bozulur.

    Aynı şekilde o esnada eşiyle cinsel ilişkide bulunan kişi, bu ilişkiye derhal son verirse orucu sahih olur, ancak hemen son vermeyip biraz daha devam ederse orucu bozulur ve daha sonra o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Konuyla ilgili bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ebû Bekir (ra)'in kızı Esma (r.a) şöyle demiştir:

    "Resûlullah'ın (asm) zamanında bulutlu bir Ramazan gününde (akşamleyin güneşin battığını zannederek) orucumuzu bozduk. Ne var ki kısa bir süre sonra güneş göründü. Bunun üzerine o günün orucunun kaza edilmesi emredildi."

    Hz. Ömer (ra), halifeliği zamanında bulutlu bir Ramazan gününde akşama doğru güneşin battığını zannederek orucunu bozup iftar etti. Kısa bir müddet sonra adamın biri kendisine gelerek, "Ey müminlerin emîri, güneş göründü!" deyince Hz. Ömer (ra), "Biz ictihad etmiştik, ama bunun yerine bir gün kaza edeceğiz." dedi. (Nevevî, el-Mecmû: 6/331.)

    6. Oruçluyken deliren, dinden çıkan, hayız veya nifas hali başlayanların da oruçları bozulur. Çünkü bu sayılan durumlar; akıllı olmak, Müslüman olmak, hayız ve nifas kanlarından temizlenmiş olmak gibi orucun sıhhat şartlarına aykırı düşen durumlardır.

    KAZA KEFFARET VE TAZİR GEREKTİREN DURUMLAR: (1)

    Ramazanda oruçlu bulunan bir kişiye sadece bir sebepten dolayı kazâ, kefaret ve tazir gerekir ki o sebep de cinse! ilişkidir. Bu kişinin ayrıca o günün geri kalan kısmını da oruçlu gibi geçirmesi icap eder. Ramazanda oruçlu iken cinsel ilişkide bulunan şahsın kazâ, kefaret ve günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmekle yükümlü olması ve ayrıca tazir edilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

    1. Oruca geceden niyet etmiş olmak. Eğer geceden niyet etmemiş ise orucu zaten sahih olmaz. Ancak yine de o gün oruçlu gibi davranması gerekir.

    2. Cinsel ilişkiyi, oruçla ilgili hükmünü bilerek yapmış olmalıdır.

    3. Cinsel ilişkiyi kendi serbest iradesiyle yapmış olmalıdır.

    4. Cinsel ilişkiyi, oruçluya haram olduğunu bilerek yapmış olmalıdır. Unutarak veya başkası tarafından zorlanarak ya da İslâm'a yeni girdiği için oruçluya haram olduğunu bilmeyerek cinsel ilişkide bulunan kişiye ne kazâ, ne kefaret ne de tazir gerekir.

    5. Cinsel ilişki ramazan gününde yapılmış olmalıdır. Ramazan ayı dışında nafile, adak, kazâ veya kefaret orucu tutmakta olan bir kişi cinsel ilişkide bulunduğunda orucu her ne kadar bozulursa da kendisine kefaret ve tazir gerekmez.

    Ramazan günlerinde cinsel ilişkide bulunmak, oruçlu kişilere haramdır. Nitekim bununla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz."

    "Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun." (Bakara 2/187.)

    6. Oruç, sadece cinsel ilişkide bulunarak bozulmuş olmalıdır. Meselâ oruçlu bir kişi ramazan gününde önce yemek yiyip sonra cinsel ilişkide bulunursa kendisine kefaret gerekmez. Yemek, içmek, mastürbasyon yapmak, kadının tenasül organı dışında vücudunun diğer taraflarına sürtünüp sarınarak meni gelmesine yol açmak gibi cinsel ilişki dışındaki sebeplerle kefaret gerekmez.

    7. Bu cinsel ilişkide bulunmakla kişi günaha girmiş olmalıdır. Cinsel ilişkide bulunan çocuğa, ruhsattan yararlanma niyetiyle de olsa başka bir niyetle de olsa seferî veya hasta olan oruçlunun, ramazan gününde cinsel ilişkide bulunması halinde kendisine kefaret gerekmez. Oruçlu olduğunu unutarak cinsel ilişkide bulunan kişiye hiçbir şey icap etmez.

    8. Orucun sahihliğine inanmış olmalıdır. Meselâ unutarak yemek yiyen bir kişi, orucunun bozulduğunu zannederek bundan sonra bile bile cinsel ilişkide bulunursa, kendisine kefaret gerekmez. Çünkü bu durumda o şahıs, oruçlu olmadığını zannetmektedir. Her ne kadar orucu bozulmuş ve kaza etmesi gerekmekteyse de kefaretle yükümlü olmaz.

    9. Yanılmış olmamalıdır. Cinsel ilişkide bulunurken gecenin devam ettiğini ve imsak vaktinin henüz başlamadığını ya da akşama doğru böyle bir ilişkide bulunurken güneş batmadığı halde battığını zanneden kişiye kefaret gerekmez.

    10. Ramazan gününde güneşin batmasından önce oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi daha sonra o gün delirmiş veya ölmüş olmamalıdır. O gün cinsel ilişkide bulunduktan sonra deliren veya ölen kişiye kefaret gerekmez. Çünkü onda artık ibadet ehliyeti kalmaz. Delirmenin veya ölümün vuku bulması, kefareti kesin olarak ortadan kaldırır. Bu hallerin meydana gelişiyle o kişinin artık oruçlu olmadığı ortaya çıkar. (Şirbînî, Mugnfl-Muhtâc, 2/180.)

    11. Oruçlu kişi, cinsel ilişkiyi kendi fiiliyle yapmış olmalıdır. Kendisi baştan çıkarmaksızın karısı onun üzerine çıkıp zorla onunla cinsel ilişkiye girer ve bu arada kendisinin döl suyu boşalırsa, kendisine kefaret gerekmez.

    12. Oruçlu kişi, penisinin sünnet kertiğine kadar olan kısmını veya ucu kesik penisin bu miktardaki kısmını karısının tenasül organına girdirmiş olmalıdır. Bu miktardaki bir kısmı girdirmeyen oruçluya kefaret gerekmez. Ama bunu yaptıktan sonra da günün kalan kısmını oruçlu gibi geçirmesi gerekir.

    13. Penis, diri veya ölü bir erkek ya da kadının ön veya arka tenasül organına yahut bir hayvanın üreme organına girdirilmiş olmalıdır.

    14. Cinsel ilişkiye giren oruçlu, pasif değil aktif durumda olmalıdır. Pasif durumda olan değil, aktif durumda olan kişi kefaretle yükümlü olur. Kendisiyle cinsel ilişkiye girilen oruçlu kadının sadece orucunu kaza etmesi gerekir.

    Ramazanda oruçluyken cinsel ilişkide bulunduktan sonra yolculuğa çıkan veya bayılan ya da dinden çıkan kişi, kefaret yükümlülüğünden kurtulmaz. Çünkü oruçlu, kendisinde bu hallerin meydana gelmesinden önce orucun ve ramazanın hürmetini hiçe sayıp çiğnemiştir.

    Kefaretle yükümlü olan kişinin, ayrıca o günün orucunu kaza etmesi de lâzımdır. Cinsel ilişkide bulunarak oruç bozmanın tekrarlanması, kefaretin de tekrarlamasını gerektirir. Meselâ iki ayrı ramazan gününde oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi, iki ayrı kefaretle yükümlü olur. Çünkü ramazanda her bir günün orucu, kendi başına müstakil bir ibadettir. Dolayısıyla kefaretleri iç içe girmez.

    Hanefî mezhebine göre aynı ramazanda veya değişik ramazan aylarında birkaç defa kefaret gerektirecek şekilde orucunu bozan kişiye bunların tamamı için bir kefaret yeterli olur. Ancak bir kişi kefareti yerine getirdikten sonra yeniden oruç bozarsa bundan ötürü ayrı bir kefaret daha gerekir.

    (1) Kazâ ve kefaret: Kazâ, bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Kefaret ise, mazeretsiz olarak ve bilerek bozulan ramazan orucunun yerine peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmaktır. Bozulan bu orucun ayrıca kazâ edilmesi de gerekir. Ramazan orucundan başka oruçların bilerek ve mazeretsiz olarak bozulmaları durumunda sadece kazâ gerekir ama kefaret gerekmez. Ramazan orucu öbür aylarda kazâ edilirken bilerek ve mazeretsiz olarak bozulsa bile kefaret gerekmez, sadece kazâ gerekir.

    Kefaret orucu, peş peşelik şartının İhlâl edilmemesi için. ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere denk getirilmemelidir. Herhangi bir sebeple kefaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa, yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar kefaret orucu tutarken araya giren aybaşı hali günlerinde oruç tutmazlar. Temizlendikten sonra oruca devam eder ve altmış günü tamamlarlar. Ama temizlik dönemine girdiği halde oruca başlamayıp kefarete ara verirlerse, önce tuttuğu oruçlar kefaret için geçersiz olur ve altmış güne yeniden başlamaları gerekir.

    Yaşlı veya hasta olup kefaret orucu tutacak güçte olmayan kişi, bunun yerine altmış fakiri sabah akşam yedirip doyurur (veya Hanefî mezhebine göre yemek parasını) fakirin kendisine verir. Her gün için yiyecek, bir fitre miktarıncadır. Bu fitre miktarı yiyecek ayrı ayrı altmış fakire verilebileceği gibi, Her gün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde aynı fakire de verilebilir. Ancak bu fakirlerin, kefaret yükümlüsü kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslardan olmamaları gerekir.

    Altmış günlük yiyeceği (veya Hanefî mezhebine göre bu yiyeceğin değerince parayı) bir günde bir fakire verme durumunda bu, sadece bir günlüğün yerine geçer.

    (Mehmet Keskin, Büyük Şafii İlmihali, s. 312-327)



  3. 15.Eylül.2011, 13:32
    2
    Silent and lonely rains



    ORUCU BOZAN ŞEYLER:

    Orucu bozan şeyler iki kısma ayrılır:

    I. Orucu bozup sadece kaza edilmesini gerektirenler.

    II. Orucu bozup hem kaza edilmesini hem de kefaret gerektirenler.

    Aşağıda sıralayacağımız sebeplerden ötürü oruç bozulur ve kefâretsiz olarak sadece kaza edilmesi gerekir. Bu sebeplerden biri ile orucunu bozan kişinin, günün geri kalan kısmında oruçlu gibi davranması icap eder. Çünkü bunu yapan kişi, orucunu hiçbir mazeret yok iken bozmuştur.

    Şu durumlarda oruç bozulur ve yalnızca gününe gün kaza edilmesi gerekir:

    1. Bir susam tanesi kadar az da olsa yenilebilir bir maddeyi veya çakıl tanesi gibi yenilmez bir nesneyi oruçluyken vücudun ağız, burun, kulak, makat gibi tabii menfezlerinden biri vasıtasıyla bilerek vücudun içine almak. Çünkü oruç, insanın vücudunun içine bir şey almaması demektir. Burada bunun aksi yapıldığı için oruç bozulur. Ama unutarak, tehdit altında kaldığı için zorlanarak veya yeni müslüman olduğu ya da din adamlarından uzak ve ıssız bir yerde yaşadığı için dinin bu konudaki hükümlerini bilmeyerek oruçlu iken bir şeyler yiyen veya içen kişinin orucu bozulmaz. Zira böyle biri bunları yaparken kasıtlı olarak yapmamaktadır.

    Bilerek de olsa ağzını açan kişinin ağzına sinek, toz ve benzeri şeyler kaçarsa orucu bozulmaz. Çünkü bu gibi şeylerden sakınmak çok zor ve meşakkatlidir. Ayrıca bunlar, eskilerin deyimiyle umumi belvâ yani herkesin başına gelecek sıkıntılı şeyler haline gelmiştir.

    Ağızda toplanan tükürüğü yutmak orucu bozmaz.

    Dişleri sık sık kanayan kişinin, tükürüğüyle beraber yuttuğu kan orucunu bozmaz. Çünkü onun bundan sakınması zordur. Yapacağı şey, aklına geldikçe tükürerek ağzını temizlemesidir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/157.)

    Bir iplik parçasını tükürüğüyle ıslattıktan sonra onu tekrar ağzına alan kişinin orucu bozulur. Dişlerinin arasında kalan yemek kırıntısını tükürüğünden ayıklayıp dışarı atamayan kişi, bu kalıntıları yuttuğu takdirde orucu bozulmaz. Ama bunları tükürüğünden ayıklayıp dışarı atabildiği halde atmayıp yutarsa, bunlar bir nohut tanesi miktarından az olsa bile orucu bozulur.

    Baştan inip de ağzın ortasına gelen balgamı yutmakla oruç bozulur. Ama baştan inip de ağzın ortasına gelmeden direkt olarak boğazdan aşağı inen balgamı yutmakla oruç bozulmaz.

    Sigara ve nargile içmekle, buruna enfiye çekmekle, penis deliğine ve kulağa bir şey damlatmakla, kulağa çöp ve benzeri bir şey sokmakla oruç bozulur.

    Cilde sürülen yağ ve benzeri şeyler vücudun içine sızsa bile, göze sürme çekip sürmenin tadı boğazda hissedilse bile oruç bozulmaz. Zira Beyhakî'nin rivayetine göre sevgili Peygamberimiz (asm) oruçluyken de gözüne sürme çekerdi. Bundan da anlaşılıyor ki oruçlunun gözüne sürme çekmesi mekruh değildir. (Şirbînî, Mugni'l-Muhtâc, 2/156.)

    2. Abdest veya gusül alırken ağza ve buruna fazla miktarda alınan su eğer boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü oruçlu kişi, abdest ve gusül-de ağza ve buruna su alınırken işi ileri götürüp abartma yapmaktan men olunmuştur. Ama ağza ve buruna az miktarda alınan su, elde olmayarak boğazdan aşağı inerse oruç bozulmaz. Zira bu durumda ağza ve buruna su almaya ilişkin emir yerine getirilmiş ve bu emir yerine getirilirken de su, istek dışında boğazdan aşağı inmiştir. Fakat serinlemek veya suyla oynamak ya da abdest ve gusülde üç defadan fazla olarak dördüncü defa ağza veya buruna su almak gibi meşru olmayan bir sebeple su boğazdan aşağı inerse oruç bozulur. Çünkü bu durumda oruçlu kişi, kendisine emredilmeyen bir işi yapmıştır.

    3. Kusmaya çalışarak kusuntu getirmek orucu bozar. Bu durumda çıkan kusuntunun bir kısmı boğazdan aşağı geri dönmese bile oruç bozulur. Bu konuda sevgili Peygamberimiz (s.a.v) şöyle buyurmuştur:

    "Oruçlu bir kişi elinde olmayarak kusarsa, orucunu kaza etmesi gerekmez. Ama kendisi isteyerek kusarsa orucunu kaza etsin." (Ebû Davud, Savm, 32.)

    Tabii haramlığını bildiği halde ve isteyerek kendi kastı ile kusan kişinin orucu bozulur. Ancak yeni müslüman olduğu veya din bilginlerinden uzak bir yerde yaşadığı için bunu yapmanın haram olduğunu bilmeyen kişinin kasten ve isteyerek kendi fiili sonucunda da olsa kusması durumunda orucu bozulmaz.

    4. Mastürbasyon yaparak (elle menisini boşaltarak), eşini öpüp okşayarak veya arada örtü ve çarşaf gibi bir perde olmaksızın ona sarılarak boşalan kişinin orucu bozulur.

    Ama cima ilgili bir şeyi veya olayı düşünerek veya şehvetle bakarak ya da aralarında örtü veya çarşaf gibi bir perde bulunduğu halde bir kadına sarılarak menisi akan kişinin orucu bozulmaz. Çünkü bu, ihtilâma (uykuda rüya görerek boşalmaya) benzer. Şunu da belirtelim ki, meni akmasa bile bunu tekrarlamak, oruçlu için haramdır.

    5. Fecir doğduğu halde doğmadığını, yani imsak vaktinin başlamadığını zannederek sahurda yeme ve içmeye devam etmek.

    Bir kişi fecir doğduğu halde doğmadığını, yani oruç vaktinin başlamadığını zannederek yemeye, içmeye ve oruca aykırı davranışlarda bulunmaya devam ederse, o günün orucunu daha sonra kaza etmesi gerekir.

    Aynı şekilde akşama doğru henüz güneş batmadığı halde battığını zannederek orucunu bozan kişinin, daha sonra güneşin batmadığı ortaya çıkarsa, o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Şunu da belirtelim ki, günün sonunda, her gün Kur'an okuyarak, vird yaparak, mûtat işler yaparak içtihat edip güneşin battığını zanneden kişinin orucunu açıp iftar etmesi helâl olur. Ama ihtiyat gereği kişi bu hususta kesin bilgiye sahip olmadan orucunu bozmamalıdır.

    Gecenin sonundaysa kişi, gecenin hâlâ devam ettiğini ve imsak vaktinin başlamadığını zanneder veya bunda şüpheye düşerse, sahur yemeğini yemesi caiz olur. Çünkü o esnada aslolan, gecenin devam etmesidir.

    Sahura kalkan kişinin fecir doğarken ağzında yemek lokması varsa, o lokmayı dışarı atması halinde orucu sahih olur. Ama lokmayı ağzında bekletirse orucu bozulur.

    Aynı şekilde o esnada eşiyle cinsel ilişkide bulunan kişi, bu ilişkiye derhal son verirse orucu sahih olur, ancak hemen son vermeyip biraz daha devam ederse orucu bozulur ve daha sonra o günün orucunu kaza etmesi gerekir. Konuyla ilgili bir rivayette anlatıldığına göre Hz. Ebû Bekir (ra)'in kızı Esma (r.a) şöyle demiştir:

    "Resûlullah'ın (asm) zamanında bulutlu bir Ramazan gününde (akşamleyin güneşin battığını zannederek) orucumuzu bozduk. Ne var ki kısa bir süre sonra güneş göründü. Bunun üzerine o günün orucunun kaza edilmesi emredildi."

    Hz. Ömer (ra), halifeliği zamanında bulutlu bir Ramazan gününde akşama doğru güneşin battığını zannederek orucunu bozup iftar etti. Kısa bir müddet sonra adamın biri kendisine gelerek, "Ey müminlerin emîri, güneş göründü!" deyince Hz. Ömer (ra), "Biz ictihad etmiştik, ama bunun yerine bir gün kaza edeceğiz." dedi. (Nevevî, el-Mecmû: 6/331.)

    6. Oruçluyken deliren, dinden çıkan, hayız veya nifas hali başlayanların da oruçları bozulur. Çünkü bu sayılan durumlar; akıllı olmak, Müslüman olmak, hayız ve nifas kanlarından temizlenmiş olmak gibi orucun sıhhat şartlarına aykırı düşen durumlardır.

    KAZA KEFFARET VE TAZİR GEREKTİREN DURUMLAR: (1)

    Ramazanda oruçlu bulunan bir kişiye sadece bir sebepten dolayı kazâ, kefaret ve tazir gerekir ki o sebep de cinse! ilişkidir. Bu kişinin ayrıca o günün geri kalan kısmını da oruçlu gibi geçirmesi icap eder. Ramazanda oruçlu iken cinsel ilişkide bulunan şahsın kazâ, kefaret ve günün geri kalan kısmını oruçlu gibi geçirmekle yükümlü olması ve ayrıca tazir edilmesi için şu şartların gerçekleşmesi gerekir:

    1. Oruca geceden niyet etmiş olmak. Eğer geceden niyet etmemiş ise orucu zaten sahih olmaz. Ancak yine de o gün oruçlu gibi davranması gerekir.

    2. Cinsel ilişkiyi, oruçla ilgili hükmünü bilerek yapmış olmalıdır.

    3. Cinsel ilişkiyi kendi serbest iradesiyle yapmış olmalıdır.

    4. Cinsel ilişkiyi, oruçluya haram olduğunu bilerek yapmış olmalıdır. Unutarak veya başkası tarafından zorlanarak ya da İslâm'a yeni girdiği için oruçluya haram olduğunu bilmeyerek cinsel ilişkide bulunan kişiye ne kazâ, ne kefaret ne de tazir gerekir.

    5. Cinsel ilişki ramazan gününde yapılmış olmalıdır. Ramazan ayı dışında nafile, adak, kazâ veya kefaret orucu tutmakta olan bir kişi cinsel ilişkide bulunduğunda orucu her ne kadar bozulursa da kendisine kefaret ve tazir gerekmez.

    Ramazan günlerinde cinsel ilişkide bulunmak, oruçlu kişilere haramdır. Nitekim bununla ilgili olarak yüce Allah şöyle buyurmuştur:

    "Oruç gecesinde kadınlarınıza yaklaşmak size helâl kılındı. Onlar size örtüdürler, siz de onlara örtüsünüz."

    "Allah (Ramazan gecelerinde hanımlarınıza yaklaşarak) kendinize zulmetmekte olduğunuzu bildi de tövbenizi kabul edip sizi affetti. Artık eşlerinize yaklaşın ve Allah'ın sizin için yazıp takdir etmiş olduğu şeyi arayın. Şafağın aydınlığı gecenin karanlığından ayırt edilinceye (tan yeri ağarıncaya) kadar yiyin, için. Sonra da akşama kadar orucu tam tutun." (Bakara 2/187.)

    6. Oruç, sadece cinsel ilişkide bulunarak bozulmuş olmalıdır. Meselâ oruçlu bir kişi ramazan gününde önce yemek yiyip sonra cinsel ilişkide bulunursa kendisine kefaret gerekmez. Yemek, içmek, mastürbasyon yapmak, kadının tenasül organı dışında vücudunun diğer taraflarına sürtünüp sarınarak meni gelmesine yol açmak gibi cinsel ilişki dışındaki sebeplerle kefaret gerekmez.

    7. Bu cinsel ilişkide bulunmakla kişi günaha girmiş olmalıdır. Cinsel ilişkide bulunan çocuğa, ruhsattan yararlanma niyetiyle de olsa başka bir niyetle de olsa seferî veya hasta olan oruçlunun, ramazan gününde cinsel ilişkide bulunması halinde kendisine kefaret gerekmez. Oruçlu olduğunu unutarak cinsel ilişkide bulunan kişiye hiçbir şey icap etmez.

    8. Orucun sahihliğine inanmış olmalıdır. Meselâ unutarak yemek yiyen bir kişi, orucunun bozulduğunu zannederek bundan sonra bile bile cinsel ilişkide bulunursa, kendisine kefaret gerekmez. Çünkü bu durumda o şahıs, oruçlu olmadığını zannetmektedir. Her ne kadar orucu bozulmuş ve kaza etmesi gerekmekteyse de kefaretle yükümlü olmaz.

    9. Yanılmış olmamalıdır. Cinsel ilişkide bulunurken gecenin devam ettiğini ve imsak vaktinin henüz başlamadığını ya da akşama doğru böyle bir ilişkide bulunurken güneş batmadığı halde battığını zanneden kişiye kefaret gerekmez.

    10. Ramazan gününde güneşin batmasından önce oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi daha sonra o gün delirmiş veya ölmüş olmamalıdır. O gün cinsel ilişkide bulunduktan sonra deliren veya ölen kişiye kefaret gerekmez. Çünkü onda artık ibadet ehliyeti kalmaz. Delirmenin veya ölümün vuku bulması, kefareti kesin olarak ortadan kaldırır. Bu hallerin meydana gelişiyle o kişinin artık oruçlu olmadığı ortaya çıkar. (Şirbînî, Mugnfl-Muhtâc, 2/180.)

    11. Oruçlu kişi, cinsel ilişkiyi kendi fiiliyle yapmış olmalıdır. Kendisi baştan çıkarmaksızın karısı onun üzerine çıkıp zorla onunla cinsel ilişkiye girer ve bu arada kendisinin döl suyu boşalırsa, kendisine kefaret gerekmez.

    12. Oruçlu kişi, penisinin sünnet kertiğine kadar olan kısmını veya ucu kesik penisin bu miktardaki kısmını karısının tenasül organına girdirmiş olmalıdır. Bu miktardaki bir kısmı girdirmeyen oruçluya kefaret gerekmez. Ama bunu yaptıktan sonra da günün kalan kısmını oruçlu gibi geçirmesi gerekir.

    13. Penis, diri veya ölü bir erkek ya da kadının ön veya arka tenasül organına yahut bir hayvanın üreme organına girdirilmiş olmalıdır.

    14. Cinsel ilişkiye giren oruçlu, pasif değil aktif durumda olmalıdır. Pasif durumda olan değil, aktif durumda olan kişi kefaretle yükümlü olur. Kendisiyle cinsel ilişkiye girilen oruçlu kadının sadece orucunu kaza etmesi gerekir.

    Ramazanda oruçluyken cinsel ilişkide bulunduktan sonra yolculuğa çıkan veya bayılan ya da dinden çıkan kişi, kefaret yükümlülüğünden kurtulmaz. Çünkü oruçlu, kendisinde bu hallerin meydana gelmesinden önce orucun ve ramazanın hürmetini hiçe sayıp çiğnemiştir.

    Kefaretle yükümlü olan kişinin, ayrıca o günün orucunu kaza etmesi de lâzımdır. Cinsel ilişkide bulunarak oruç bozmanın tekrarlanması, kefaretin de tekrarlamasını gerektirir. Meselâ iki ayrı ramazan gününde oruçluyken cinsel ilişkide bulunan kişi, iki ayrı kefaretle yükümlü olur. Çünkü ramazanda her bir günün orucu, kendi başına müstakil bir ibadettir. Dolayısıyla kefaretleri iç içe girmez.

    Hanefî mezhebine göre aynı ramazanda veya değişik ramazan aylarında birkaç defa kefaret gerektirecek şekilde orucunu bozan kişiye bunların tamamı için bir kefaret yeterli olur. Ancak bir kişi kefareti yerine getirdikten sonra yeniden oruç bozarsa bundan ötürü ayrı bir kefaret daha gerekir.

    (1) Kazâ ve kefaret: Kazâ, bozulan orucun yerine gününe gün oruç tutmaktır. Kefaret ise, mazeretsiz olarak ve bilerek bozulan ramazan orucunun yerine peş peşe iki kamerî ay veya altmış gün oruç tutmaktır. Bozulan bu orucun ayrıca kazâ edilmesi de gerekir. Ramazan orucundan başka oruçların bilerek ve mazeretsiz olarak bozulmaları durumunda sadece kazâ gerekir ama kefaret gerekmez. Ramazan orucu öbür aylarda kazâ edilirken bilerek ve mazeretsiz olarak bozulsa bile kefaret gerekmez, sadece kazâ gerekir.

    Kefaret orucu, peş peşelik şartının İhlâl edilmemesi için. ramazan ayına ve oruç tutulması haram olan günlere denk getirilmemelidir. Herhangi bir sebeple kefaret orucuna ara verilir veya eksik tutulursa, yeniden başlayıp altmış günü kesintisiz tamamlamak lâzımdır. Kadınlar kefaret orucu tutarken araya giren aybaşı hali günlerinde oruç tutmazlar. Temizlendikten sonra oruca devam eder ve altmış günü tamamlarlar. Ama temizlik dönemine girdiği halde oruca başlamayıp kefarete ara verirlerse, önce tuttuğu oruçlar kefaret için geçersiz olur ve altmış güne yeniden başlamaları gerekir.

    Yaşlı veya hasta olup kefaret orucu tutacak güçte olmayan kişi, bunun yerine altmış fakiri sabah akşam yedirip doyurur (veya Hanefî mezhebine göre yemek parasını) fakirin kendisine verir. Her gün için yiyecek, bir fitre miktarıncadır. Bu fitre miktarı yiyecek ayrı ayrı altmış fakire verilebileceği gibi, Her gün bir fitre miktarı olmak üzere altmış günde aynı fakire de verilebilir. Ancak bu fakirlerin, kefaret yükümlüsü kişinin bakmakla yükümlü olduğu şahıslardan olmamaları gerekir.

    Altmış günlük yiyeceği (veya Hanefî mezhebine göre bu yiyeceğin değerince parayı) bir günde bir fakire verme durumunda bu, sadece bir günlüğün yerine geçer.

    (Mehmet Keskin, Büyük Şafii İlmihali, s. 312-327)






+ Yorum Gönder