Konusunu Oylayın.: Oruçta kadının yükümlülük yaşı nedir?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Oruçta kadının yükümlülük yaşı nedir?
  1. 20.Ağustos.2011, 03:19
    1
    Misafir

    Oruçta kadının yükümlülük yaşı nedir?






    Oruçta kadının yükümlülük yaşı nedir? Mumsema Oruçta kadının yükümlülük yaşı kaçtır Oruçta kadının yükümlülük yaşını açıklar mısınız ?


  2. 20.Ağustos.2011, 03:19
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 20.Ağustos.2011, 10:35
    2
    Ecrinim
    Hüvel Baki..

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Aralık.2009
    Üye No: 69122
    Mesaj Sayısı: 8,422
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 141
    Bulunduğu yer: Akdeniz

    Cevap: Oruçta kadının yükümlülük yaşı nedir?




    ÇOCUKTA DİNİ MÜKELLEFİYET NASIL BAŞLAR, ANA-BABANIN SORUMLULUĞU NEDİR?
    Kafamızı ve gönlümüzü sayılamayacak kadar dünyevî arzular istilâ etmiştir. Bu yüzden ne geçmişimizi, ne de geleceğimizi sükûnetle düşünüp doğru karar veremiyoruz. Halbuki günlük hayhuylardan bir nebzecik zihnimizi tecrid ederek geçmişimizi ve geleceğimizi şöyle bir düşünecek olursak görürüz ki bizler başlangıçta ruhlar âleminden ana rahmine intikal etmiş, orada giydiğimiz ceset libasıyla dünya hayatına başlamış, daha sonra da gireceğimiz kabirde bu emanet ceset libasını bırakarak yine ruhlar âlemine dönmeye namzet olmuşuzdur.
    İşte bu, öyle bir gerçektir ki şimdiye kadar bundan istisna edilmiş tek ferd görülmemiştir, bundan sonra da görülmeyecektir. İlâhî kanun başlattığı hükmünü kıyâmete kadar böylece devam ettirip gidecektir.
    Ruhlar âleminden dünyaya gelen insanın kabir ötesinde yine ruhlar âlemine dönerek mahşeri beklemesinin hikmeti malûmdur. Mahşerde aldatılması mümkün olmayan ilâhî mahkeme kurulacak, eller ve ayakların şahidlik ettiği bu mahkemede zâlimler zulümlerinin cezasını, mazlumlar da mağduriyetlerinin mükâfatını görecek, böylece yaşanan dünya hayatının tamamından âdil ölçülerle hesap verilecek, adâlet yerini bulacaktır.
    İnsanların hayır ile şerri, hak ile bâtılı ayırtedebilmeleri bâliğ olduktan sonra mümkün olduğundan, Rabbimiz mahşerde dünya hayatımızın çocukluk devresinden hesap sormamakta, ancak bâliğ olduktan sonraki günlerimizden başlayarak namaz, oruç gibi ibadet mükellefiyetlerimizi suâl etmekte, böylece dinî mükellefiyetlerimiz bülûğ çağından sonra başlamış olmaktadır. ? Şu kadar var ki bülûğ zamanı tarih olarak kesin değildir. Erkek (12), kız (9) yaşından başlayarak, (15) yaşlarına varıncaya kadar geçen her ay ve günde bülûğa erme hissi teşekkül edebilir. Oğlanda ihtilâm olma, kızda ise ay hâli görme şeklinde kendini gösteren bu beşerî ve cinsî hissin başladığı günden itibaren mükellefiyetlerin her biri ayrı ayrı amel defterine ya ?yerine getirdi?, ya da ?getirmedi? şeklinde yazılır. Mükellefiyet çağına gelinceye kadar geçen zaman içerisinde çocukları terbiye edip, dini vecibelerini öğretme hizmeti ana ile babaya âit kesin bir vazifedir. Çocuk yedi-sekiz, nihayet on yaşlarında iken ana-baba bu vazifelerini ifâ etmeli, ileride çocuğun gideceği yanlış yolun mes?uliyetine kendilerini ortak etmemek için vaktinde gayret göstermelidirler. Zira, bülûğ çağına gelinceye kadar ana-babasından dinî terbiye görmeyen çocuklar bu alâkasızlıktan dolayı dinî vazifelerini yerine getirmez, İslâmî vecibelerini ifâ etmezlerse, bunun mes?uliyetine onları ihmal eden ana-baba da ortak olur. Ama onlar vazifelerini yaptıkları halde çocuk sonradan kimseyi dinlemez, ana-baba tanımaz olmuşsa bundan dolayı ebeveyne sorumluluk gelmez. Çünkü bâliğ oluncaya kadar vazifelerini yerine getirmişlerdir
    ....

    Ahmed Şahin


  4. 20.Ağustos.2011, 10:35
    2
    Hüvel Baki..



    ÇOCUKTA DİNİ MÜKELLEFİYET NASIL BAŞLAR, ANA-BABANIN SORUMLULUĞU NEDİR?
    Kafamızı ve gönlümüzü sayılamayacak kadar dünyevî arzular istilâ etmiştir. Bu yüzden ne geçmişimizi, ne de geleceğimizi sükûnetle düşünüp doğru karar veremiyoruz. Halbuki günlük hayhuylardan bir nebzecik zihnimizi tecrid ederek geçmişimizi ve geleceğimizi şöyle bir düşünecek olursak görürüz ki bizler başlangıçta ruhlar âleminden ana rahmine intikal etmiş, orada giydiğimiz ceset libasıyla dünya hayatına başlamış, daha sonra da gireceğimiz kabirde bu emanet ceset libasını bırakarak yine ruhlar âlemine dönmeye namzet olmuşuzdur.
    İşte bu, öyle bir gerçektir ki şimdiye kadar bundan istisna edilmiş tek ferd görülmemiştir, bundan sonra da görülmeyecektir. İlâhî kanun başlattığı hükmünü kıyâmete kadar böylece devam ettirip gidecektir.
    Ruhlar âleminden dünyaya gelen insanın kabir ötesinde yine ruhlar âlemine dönerek mahşeri beklemesinin hikmeti malûmdur. Mahşerde aldatılması mümkün olmayan ilâhî mahkeme kurulacak, eller ve ayakların şahidlik ettiği bu mahkemede zâlimler zulümlerinin cezasını, mazlumlar da mağduriyetlerinin mükâfatını görecek, böylece yaşanan dünya hayatının tamamından âdil ölçülerle hesap verilecek, adâlet yerini bulacaktır.
    İnsanların hayır ile şerri, hak ile bâtılı ayırtedebilmeleri bâliğ olduktan sonra mümkün olduğundan, Rabbimiz mahşerde dünya hayatımızın çocukluk devresinden hesap sormamakta, ancak bâliğ olduktan sonraki günlerimizden başlayarak namaz, oruç gibi ibadet mükellefiyetlerimizi suâl etmekte, böylece dinî mükellefiyetlerimiz bülûğ çağından sonra başlamış olmaktadır. ? Şu kadar var ki bülûğ zamanı tarih olarak kesin değildir. Erkek (12), kız (9) yaşından başlayarak, (15) yaşlarına varıncaya kadar geçen her ay ve günde bülûğa erme hissi teşekkül edebilir. Oğlanda ihtilâm olma, kızda ise ay hâli görme şeklinde kendini gösteren bu beşerî ve cinsî hissin başladığı günden itibaren mükellefiyetlerin her biri ayrı ayrı amel defterine ya ?yerine getirdi?, ya da ?getirmedi? şeklinde yazılır. Mükellefiyet çağına gelinceye kadar geçen zaman içerisinde çocukları terbiye edip, dini vecibelerini öğretme hizmeti ana ile babaya âit kesin bir vazifedir. Çocuk yedi-sekiz, nihayet on yaşlarında iken ana-baba bu vazifelerini ifâ etmeli, ileride çocuğun gideceği yanlış yolun mes?uliyetine kendilerini ortak etmemek için vaktinde gayret göstermelidirler. Zira, bülûğ çağına gelinceye kadar ana-babasından dinî terbiye görmeyen çocuklar bu alâkasızlıktan dolayı dinî vazifelerini yerine getirmez, İslâmî vecibelerini ifâ etmezlerse, bunun mes?uliyetine onları ihmal eden ana-baba da ortak olur. Ama onlar vazifelerini yaptıkları halde çocuk sonradan kimseyi dinlemez, ana-baba tanımaz olmuşsa bundan dolayı ebeveyne sorumluluk gelmez. Çünkü bâliğ oluncaya kadar vazifelerini yerine getirmişlerdir
    ....

    Ahmed Şahin





+ Yorum Gönder