Konusunu Oylayın.: Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?
  1. 06.Haziran.2011, 18:17
    1
    Misafir

    Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?






    Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı? Mumsema Doktorun raporlu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı ramazan ayın neler yapması gerekmektedir öneriler verir misiniz ?


  2. 06.Haziran.2011, 18:17
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 11.Haziran.2011, 12:10
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Doktorun Raporu ile oruç tutamayan kişi ne yapmalı?




    Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, orucunu nasıl tutar? Tutamazsa kime ne kadar para verir?
    CEVAP
    Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz; ama yine herkesin gözü önünde yiyip içmemeli, gizli yiyip içmelidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

    (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesai]

    Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Bir fıtra miktarı un, 1750 gram, hurma ve üzüm için 3500 gramdır. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hâle gelen tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)

    Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun, tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değeri kadar altın verir. (Bedâyi)

    Sual: Oruç tutamayan hasta fidyeyi ne zaman verir?
    CEVAP
    Her zaman verebilir. Ramazanın içinde verilebilir

    ______________


    Genel olarak:
    Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutma­yan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Rama­zan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.
    Öte yandan, başlanmış bir farz veya va­cip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi
    boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.

    Hastalık:
    Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırak­mayı mubah kılan bir özür olarak anılmış­tır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri par­mağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsam­da düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki has­talık kasdedilmiştir.
    Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyi­leşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve baş­lanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruh­tur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.
    Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa has­talanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve oru­cunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol aça­cağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.
    Oruç tutmayacak hastanın kendisine ta­nınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yarar­lanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gerek­lidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.
    3- Gebelik ve süt analık:
    Şayet oruç tutmasının kendisine yahut
    çocuğuna zarar vereceğinden endişe eder­se gebe veya emzikli kadın orucunu ertele­yebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bil­ginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,
    50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).
    Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelî­ler'e göre gerek gebe gerekse emzikli ka­dın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir
    4- Şiddetli açlık ve susuzluk:
    Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk his­setmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, -canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılma­ması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam et­mek haramdır.
    Âdet görme ve lohusalık:
    Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görme­ye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir
    Yaş büyüklüğü:
    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutma­ya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyu­racak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tut­mayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerek­se iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
    Ramazanda oruç tutmaya gücü yetme­yip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.
    Bilginler oruç tutacak güce sahip olma­yan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden
    borç düşer ve fidye vermeye gerek olmaz (ayrıca bk. İSKAT). 7-

    İkrah:
    öldürülme veya bir organının telef edil­mesi tehdidi altında bulunan kişinin orucu­nu açması bilginlerin çoğunluğuna göre caizdir. Esasen normal durumlarda böyle hayati bir tehlike kuvvetle muhtemel oldu­ğu halde kişinin orucuna devam etmesi haram ise de, ikrah halinde konuya daha çok şu açıdan bakılmıştır: Kişi dinindeki metanetini göstermek ve dini tüm değerle­rin üstünde tutmak için direnmiş ve bu uğurda canını kaybetmiş olursa, günah işlemiş sayılmaz, aksine sevap kazanır; çünkü "dinin korunması" ilkesi "canın ko­runması" ilkesinden önce gelir. Cebir kulla­nılması halinde zaten kişinin seçim imkânı bulunmadığından, orucunun bozulmasın­dan ötürü kendisi günahkâr olmaz, ancak, kaza etmesi gerekir. Şâfiîler'de cebir du­rumunda kaza gerekmez; böyle kimsenin orucu bozulmamış sayılır.


  4. 11.Haziran.2011, 12:10
    2
    Silent and lonely rains



    Sual: Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta, orucunu nasıl tutar? Tutamazsa kime ne kadar para verir?
    CEVAP
    Çok yaşlanıp, ölünceye kadar Ramazan orucunu veya kaza oruçlarını tutamayacak ihtiyar ve iyi olmasından ümit kesilen hasta, oruç tutmaz; ama yine herkesin gözü önünde yiyip içmemeli, gizli yiyip içmelidir. Hadis-i şerifte buyuruluyor ki:

    (Oruç tutamayacak kadar yaşlı veya iyi olmasından ümit kesilen hasta fidye verir.) [Nesai]

    Çok yaşlı olup oruç tutamayan kimse, zengin ise, her günün orucu için fidye verir. Fakir olan fidye vermez, dua eder. Fidye olarak, her gün için bir fıtra miktarı un, hurma veya üzüm verilir. Bir fıtra miktarı un, 1750 gram, hurma ve üzüm için 3500 gramdır. Mesela 30 gün oruç için 53 kg un veya 105 kg hurma veya üzüm verilmesi kâfidir. Yahut bu kadar unun kıymeti kadar altın, tutulamayan otuz gün orucun fidyesi olarak, bir veya birkaç fakire, Ramazanın başında veya sonunda verilebilir. Fakir, aldığı fidyeyi kendisi kullandığı gibi, başka birine de verebilir. Fidye verdikten sonra, oruç tutabilecek hâle gelen tutamadığı oruçlarını kaza eder. (Nehr-ül-fâık)

    Hastalık, yaşlılık gibi bir özürden dolayı Ramazan orucunu tutamayan zenginin, bu durumu ölünceye kadar devam etse, fakirlere yemek verilmesini vasiyet eder. Velisi de, onun, tutamadığı her oruç için, fakire bir fıtra veya değeri kadar altın verir. (Bedâyi)

    Sual: Oruç tutamayan hasta fidyeyi ne zaman verir?
    CEVAP
    Her zaman verebilir. Ramazanın içinde verilebilir

    ______________


    Genel olarak:
    Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutma­yan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Rama­zan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.
    Öte yandan, başlanmış bir farz veya va­cip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi
    boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.

    Hastalık:
    Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırak­mayı mubah kılan bir özür olarak anılmış­tır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri par­mağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsam­da düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki has­talık kasdedilmiştir.
    Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyi­leşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve baş­lanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruh­tur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.
    Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa has­talanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve oru­cunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol aça­cağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.
    Oruç tutmayacak hastanın kendisine ta­nınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yarar­lanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gerek­lidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.
    3- Gebelik ve süt analık:
    Şayet oruç tutmasının kendisine yahut
    çocuğuna zarar vereceğinden endişe eder­se gebe veya emzikli kadın orucunu ertele­yebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bil­ginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,
    50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).
    Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelî­ler'e göre gerek gebe gerekse emzikli ka­dın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir
    4- Şiddetli açlık ve susuzluk:
    Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk his­setmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, -canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılma­ması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam et­mek haramdır.
    Âdet görme ve lohusalık:
    Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görme­ye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir
    Yaş büyüklüğü:
    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutma­ya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyu­racak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tut­mayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerek­se iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
    Ramazanda oruç tutmaya gücü yetme­yip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.
    Bilginler oruç tutacak güce sahip olma­yan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden
    borç düşer ve fidye vermeye gerek olmaz (ayrıca bk. İSKAT). 7-

    İkrah:
    öldürülme veya bir organının telef edil­mesi tehdidi altında bulunan kişinin orucu­nu açması bilginlerin çoğunluğuna göre caizdir. Esasen normal durumlarda böyle hayati bir tehlike kuvvetle muhtemel oldu­ğu halde kişinin orucuna devam etmesi haram ise de, ikrah halinde konuya daha çok şu açıdan bakılmıştır: Kişi dinindeki metanetini göstermek ve dini tüm değerle­rin üstünde tutmak için direnmiş ve bu uğurda canını kaybetmiş olursa, günah işlemiş sayılmaz, aksine sevap kazanır; çünkü "dinin korunması" ilkesi "canın ko­runması" ilkesinden önce gelir. Cebir kulla­nılması halinde zaten kişinin seçim imkânı bulunmadığından, orucunun bozulmasın­dan ötürü kendisi günahkâr olmaz, ancak, kaza etmesi gerekir. Şâfiîler'de cebir du­rumunda kaza gerekmez; böyle kimsenin orucu bozulmamış sayılır.





+ Yorum Gönder