Konusunu Oylayın.: Tarlada, iş yerinde çalışırken sıcaklığa dayamamayıp orucunu bozan bir kişi kaç gün oruç tutmalıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Tarlada, iş yerinde çalışırken sıcaklığa dayamamayıp orucunu bozan bir kişi kaç gün oruç tutmalıdır?
  1. 26.Eylül.2010, 09:22
    1
    Misafir

    Tarlada, iş yerinde çalışırken sıcaklığa dayamamayıp orucunu bozan bir kişi kaç gün oruç tutmalıdır?






    Tarlada, iş yerinde çalışırken sıcaklığa dayamamayıp orucunu bozan bir kişi kaç gün oruç tutmalıdır? Mumsema Tarlada, iş yerinde çalışırken sıcaklığa dayanamayıp orucunu bozan bir kişi kaç gün oruç tutmalıdır? çok sinir oldum bilgisi olan varsa ne olur söylesiNNnn....!!!


  2. 26.Eylül.2010, 09:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 26.Eylül.2010, 10:28
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Tarlada, iş yerinde çalışırken sıcaklığa dayamamayıp orucunu bozan bir kişi kaç gün oruç tutmalıdır?




    Orucu Ertelemeyi Veya Başlanmış Orucu Bozmayı Mubah Kılan Özürler


    a) Genel olarak:

    Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutma*yan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Rama*zan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.

    Öte yandan, başlanmış bir farz veya vacip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.

    Başlanmış nafile orucu özürsüz bozmak Hanefîler'e ve Mâlikîler'e göre günahtır ve kazası gerekir; kaza etmenin hükmü Hane*fîler'e göre vacip, Mâlikîler'e göre farzdır; İmâm Mâlik'ten kaza etmek gerekmediği de rivayet olunmuştur. (Şu kadar var ki, misafirlik ve ziyafete davet edilme durum*ları da nafile orucu bozma hususunda özür sayılmıştır). Şafiîler'e ve Hanbelîler'e göre ise, nafile orucu tamamlamak müstehap olmakla beraber, bozulması günah değildir ve kazası gerekmez; bununla birlikte, Han-belî mezhebinde kaza edilmesi de | müstehap sayılmıştır.

    b) Geçerli özürler:

    Aşağıda muayyen vakitli bir farz veya vâ- I cip orucu (özellikle Ramazan orucunu) ertelemeyi yahut başlanmış olan böyle bir | orucu bozmayı mubah kılan özürler sayıla*caktır. Bu durumlarda oruç tutmayan veya orucunu bozan kişinin, (6. maddede belirti*lecek olan fidye verme durumu hariç) oruç- I larını bir güne karşılık bir gün şeklinde kaza | etmesi gerekir.

    1-Yolculuk:

    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Sizden her I kim hasta olur yahut yolculuk halinde bu- I lunursa (tutamadığı günler kadar) başka günlerde kaza eder" (el-Bakara 2/184, 185) ] buyurulmuştur. Bu sebeple bütün bilginler | dinen yolcu hükmünde olan kişinin, Rama- I zan orucunu kazaya bırakabileceği husu*sunda fikirbirliği etmişlerdir (Yolcu hük*münde sayılma hakkında bk. SEFERİLİK).

    Yolcu (seferî) olan bir kimse geceden oruca niyet edip oruca başladıktan sonra, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre isterse orucunu bozabilir ve onu kaza eder; Hane-fîler'e ve Mâlikîlere göre orucunu tamam*laması gerekir, bozarsa Hanefîler'e göre yalnız kaza, Mâİİkîler'e göre hem kaza hem keffâret gerekir. Oruca güç yetiremeyecek duruma gelmesi ise başkadır; bu durumda -aşağıda görüleceği üzere- yolcu olmasa da kişi orucunu bozabilir.

    Yolculuğa çıkacak ve bu sebeple orucunu erteleyecek kişi, geceden oruca niyet et*mez. Oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kişinin -Hanbelîler dışındaki üç mez*hebe göre- orucunu tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, yola çıktıktan sonra oru*cunu bozan kişiye Hanefîler'e ve Mâİİkîler'e göre keffâret gerekmez, sadece o günün kazası gerekir. Şâfiîler'e göre keffâreti gerektirici fiil ile (cinsi temas ile) bozmuşsa keffâret, bunun dışında bir fiil ile bozmuş ise yalnız kaza gerekir. Hanbelîler'e göre ise böyle bir durumda, zorunlu olmamakla beraber orucu tamamlamak efdaldir, bo*zarsa yalnız kaza eder.

    Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, Hanbelîler'e göre yolculuk hali hem oruç tutmamayı hem başlanmış orucu açmayı, diğer üç mezhebe göre sadece oruç tut*mamayı mubah kılan bir özürdür. Bununla birlikte başlanmış oruç yolculuk dolayısıyla bozulursa Şâfiîler'de ve Mâlikîler'de keffâret hükmü bakımından şu ayırım önem taşır: a) Eğer yolcu (seferî) hükümle*rine tabi olduğu halde geceden oruca niyet edip oruca başlamış ve sonra bozmuşsa Mâİİkîler'e göre kaza ile birlikte keffâret gerekir; Şâfiîler'e göre keffâret gerekmez, b) eğer oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkmış ve orucunu bozmuşsa Şâfiîler'e göre (keffâreti gerektiren fiil yani cinsî temas söz konusu ise) kaza ile birlikte keffâret gerekir, Mâİİkîler'e göre keffâret gerek*mez. Hanefîler'e gelince, her iki durumda orucunu bozmaması gerekirse de, bozması halinde keffâret gerekmez, sadece kaza eder.

    Oruç süresi içinde yolculuk durumu sona eren (mukim haline gelen) kişi iftar vaktine kadar oruç yasaklarına riâyet etmelidir. (Mezheplerin görüşleri aşağıda "özürlü Kişilerle İlgili Bazı Hükümler" başlığı altın*da belirtilecektir).

    Yolcunun, şayet sıkıntı vermeyecekse oruç tutması, sıkıntı verecekse orucunu ertelemesi Hanefî, Şafiî ve Mâlikî mezhep*lerine göre daha faziletlidir. Hanbelî mez*hebine göre yolcunun oruç tutmaması daha üstündür. Herhalukârda yolcu oruç tutarsa üzerinden borç düşer.

    Şafiî mezhebinde sürekli seyahat eden kişiler için yolculuk hali orucu erteleme sebebi sayılmamıştır. Böyle kimseler, canı*na bir zarar gelmesi yahut ağır bir hastalığa tutulma tehlikesi olmadıkça sefer sebebiy*le oruçlarını erteleyemezler.

    Yolcunun, ramazanda nafile oruca niyet etmesi halinde, bu oruç dört mezhebe göre geçersizdir. Başka bir vacip oruca niyet ederse, Hanefîler'e göre geçerli, diğer üç mezhebe göre yine geçersizdir.

    2- Hastalık:

    Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırak*mayı mubah kılan bir özür olarak anılmış*tır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri par*mağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsam*da düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki has*talık kasdedilmiştir.

    Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyi*leşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve baş*lanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruh*tur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.

    Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa has*talanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve oru*cunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol aça*cağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.

    Oruç tutmayacak hastanın kendisine ta*nınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yarar*lanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gerek*lidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.

    3- Gebelik ve süt annelik:

    Şayet oruç tutmasının kendisine yahut

    çocuğuna zarar vereceğinden endişe eder*se gebe veya emzikli kadın orucunu ertele*yebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bil*ginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,

    50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).

    Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelî*ler'e göre gerek gebe gerekse emzikli ka*dın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir

    4- Şiddetli açlık ve susuzluk:

    Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk hissetmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılmaması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam etmek haramdır.

    5-Âdet görme ve lohusalık:

    Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görme*ye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir

    6-Yaş büyüklüğü:

    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutmaya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tutmayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerekse iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
    Ramazanda oruç tutmaya gücü yetmeyip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.

    Bilginler oruç tutacak güce sahip olmayan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden kurtulmuş olur...


  4. 26.Eylül.2010, 10:28
    2
    Silent and lonely rains



    Orucu Ertelemeyi Veya Başlanmış Orucu Bozmayı Mubah Kılan Özürler


    a) Genel olarak:

    Kendisine Ramazan orucu farz olan kişi, aşağıda belirtilecek özürlerden biri sözkonusu olmadığı halde orucunu eda etmezse (zamanında tutmazsa) günahkar olur ve o günün orucu zimmetinde borç olarak kalır; bunu ilk fırsatta kaza etmesi gerekir. Hatta Mâliki mezhebine göre, özrü olmadığı halde Ramazan günü oruç tutma*yan kişiye hem kaza hem keffâret gerekir. Hanbelîler'e göre -aşağıda görüleceği üzere- sadece cinsî temas keffâret sebebi sayıldığından, özrü olmadığı halde Rama*zan gününde oruca niyet etmeyen kişi imsak halini bu yolla (cinsî temas ile) ihlâl ederse, bu mezhebe göre de hem kaza hem keffâret gerekir.

    Öte yandan, başlanmış bir farz veya vacip orucu, aşağıda sayılacak özürlerden biri bulunmadığı halde bozmak günahtır. Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Amellerinizi boşa çıkarmayın" (Muhammed 47/33) buyurulmuştur. Bozmanın dünyevî hükmü ise duruma göre kaza yahut hem kaza hem keffârettir.

    Başlanmış nafile orucu özürsüz bozmak Hanefîler'e ve Mâlikîler'e göre günahtır ve kazası gerekir; kaza etmenin hükmü Hane*fîler'e göre vacip, Mâlikîler'e göre farzdır; İmâm Mâlik'ten kaza etmek gerekmediği de rivayet olunmuştur. (Şu kadar var ki, misafirlik ve ziyafete davet edilme durum*ları da nafile orucu bozma hususunda özür sayılmıştır). Şafiîler'e ve Hanbelîler'e göre ise, nafile orucu tamamlamak müstehap olmakla beraber, bozulması günah değildir ve kazası gerekmez; bununla birlikte, Han-belî mezhebinde kaza edilmesi de | müstehap sayılmıştır.

    b) Geçerli özürler:

    Aşağıda muayyen vakitli bir farz veya vâ- I cip orucu (özellikle Ramazan orucunu) ertelemeyi yahut başlanmış olan böyle bir | orucu bozmayı mubah kılan özürler sayıla*caktır. Bu durumlarda oruç tutmayan veya orucunu bozan kişinin, (6. maddede belirti*lecek olan fidye verme durumu hariç) oruç- I larını bir güne karşılık bir gün şeklinde kaza | etmesi gerekir.

    1-Yolculuk:

    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "Sizden her I kim hasta olur yahut yolculuk halinde bu- I lunursa (tutamadığı günler kadar) başka günlerde kaza eder" (el-Bakara 2/184, 185) ] buyurulmuştur. Bu sebeple bütün bilginler | dinen yolcu hükmünde olan kişinin, Rama- I zan orucunu kazaya bırakabileceği husu*sunda fikirbirliği etmişlerdir (Yolcu hük*münde sayılma hakkında bk. SEFERİLİK).

    Yolcu (seferî) olan bir kimse geceden oruca niyet edip oruca başladıktan sonra, Şafiî ve Hanbelî mezheplerine göre isterse orucunu bozabilir ve onu kaza eder; Hane-fîler'e ve Mâlikîlere göre orucunu tamam*laması gerekir, bozarsa Hanefîler'e göre yalnız kaza, Mâİİkîler'e göre hem kaza hem keffâret gerekir. Oruca güç yetiremeyecek duruma gelmesi ise başkadır; bu durumda -aşağıda görüleceği üzere- yolcu olmasa da kişi orucunu bozabilir.

    Yolculuğa çıkacak ve bu sebeple orucunu erteleyecek kişi, geceden oruca niyet et*mez. Oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkan kişinin -Hanbelîler dışındaki üç mez*hebe göre- orucunu tamamlaması gerekir. Bununla birlikte, yola çıktıktan sonra oru*cunu bozan kişiye Hanefîler'e ve Mâİİkîler'e göre keffâret gerekmez, sadece o günün kazası gerekir. Şâfiîler'e göre keffâreti gerektirici fiil ile (cinsi temas ile) bozmuşsa keffâret, bunun dışında bir fiil ile bozmuş ise yalnız kaza gerekir. Hanbelîler'e göre ise böyle bir durumda, zorunlu olmamakla beraber orucu tamamlamak efdaldir, bo*zarsa yalnız kaza eder.

    Bu hükümlerden anlaşılacağı üzere, Hanbelîler'e göre yolculuk hali hem oruç tutmamayı hem başlanmış orucu açmayı, diğer üç mezhebe göre sadece oruç tut*mamayı mubah kılan bir özürdür. Bununla birlikte başlanmış oruç yolculuk dolayısıyla bozulursa Şâfiîler'de ve Mâlikîler'de keffâret hükmü bakımından şu ayırım önem taşır: a) Eğer yolcu (seferî) hükümle*rine tabi olduğu halde geceden oruca niyet edip oruca başlamış ve sonra bozmuşsa Mâİİkîler'e göre kaza ile birlikte keffâret gerekir; Şâfiîler'e göre keffâret gerekmez, b) eğer oruca başladıktan sonra yolculuğa çıkmış ve orucunu bozmuşsa Şâfiîler'e göre (keffâreti gerektiren fiil yani cinsî temas söz konusu ise) kaza ile birlikte keffâret gerekir, Mâİİkîler'e göre keffâret gerek*mez. Hanefîler'e gelince, her iki durumda orucunu bozmaması gerekirse de, bozması halinde keffâret gerekmez, sadece kaza eder.

    Oruç süresi içinde yolculuk durumu sona eren (mukim haline gelen) kişi iftar vaktine kadar oruç yasaklarına riâyet etmelidir. (Mezheplerin görüşleri aşağıda "özürlü Kişilerle İlgili Bazı Hükümler" başlığı altın*da belirtilecektir).

    Yolcunun, şayet sıkıntı vermeyecekse oruç tutması, sıkıntı verecekse orucunu ertelemesi Hanefî, Şafiî ve Mâlikî mezhep*lerine göre daha faziletlidir. Hanbelî mez*hebine göre yolcunun oruç tutmaması daha üstündür. Herhalukârda yolcu oruç tutarsa üzerinden borç düşer.

    Şafiî mezhebinde sürekli seyahat eden kişiler için yolculuk hali orucu erteleme sebebi sayılmamıştır. Böyle kimseler, canı*na bir zarar gelmesi yahut ağır bir hastalığa tutulma tehlikesi olmadıkça sefer sebebiy*le oruçlarını erteleyemezler.

    Yolcunun, ramazanda nafile oruca niyet etmesi halinde, bu oruç dört mezhebe göre geçersizdir. Başka bir vacip oruca niyet ederse, Hanefîler'e göre geçerli, diğer üç mezhebe göre yine geçersizdir.

    2- Hastalık:

    Yukarıda meali verilen âyetlerde (el-Bakara 2/184, 185) hastalık da orucu kazaya bırak*mayı mubah kılan bir özür olarak anılmış*tır. Buradaki "hasta" kelimesini geniş bir yoruma tabi tutan bazı selef bilginleri par*mağı yahut dişi ağrıyanın dahi bu kapsam*da düşünülebileceğine dair fetva vermişlerse de, bilginlerin çoğunluğuna göre, burada oruca engel olacak nitelikteki has*talık kasdedilmiştir.

    Buna göre, oruç tutulması veya oruca devam edilmesi halinde hastalığın kişiye çok eziyet vereceği, ağırlaşacağı veya iyi*leşmesinin gecikeceği anlaşılıyorsa böyle bir hastalık orucun ertelenmesini ve baş*lanmış orucun bozulmasını mubah kılar. (Hanbelîler'e göre böyle kimsenin oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruh*tur). Can veya organ kaybına yol açacağı kuvvetle muhtemelse -canın korunması ilkesinin gereği olarak- oruç tutmaması veya başlamışsa bozması gerekir, devam etmesi haramdır.

    Mesleğinde ehil müslüman bir doktorun teşhisine, tecrübeye veya bir belirtiye göre, hasta olmayan bir kişinin oruç tutarsa has*talanacağı yahut zaafiyete uğrayacağı kuvvetle muhtemel ise, bu kişi de Hanefî-ler'e göre hasta hükmünde sayılır ve oru*cunu erteleyebilir. Mâlikîler'e göre hasta olmamakla beraber oruç tutmasının can kaybına yahut çok şiddetli eziyete yol aça*cağı kuvvetle muhtemel olan kişi hasta hükmündedir; Hanbelîler'e göre böyle kimsenin -hastalar hakkında olduğu gibi— oruç tutmaması mesnun, oruç tutması mekruhtur. Şafiî mezhebinde ise sağlıklı kişinin hasta hükmünde kabul edilmesi düşüncesi benimsenmemiştir.

    Oruç tutmayacak hastanın kendisine ta*nınan ruhsat (kolaylık) hükmünden yarar*lanmaya niyet etmesi Şâfiîler'e göre gerek*lidir (niyet etmezse günahkâr olur), diğer üç mezhebe göre gerekli değildir.

    3- Gebelik ve süt annelik:

    Şayet oruç tutmasının kendisine yahut

    çocuğuna zarar vereceğinden endişe eder*se gebe veya emzikli kadın orucunu ertele*yebilir, başladığı orucu bozabilir. Bazı bil*ginler bu iki durumun yorum veya kıyas yoluyla Bakara 2/185 hükmü kapsamında düşünülebileceği kanaatindedir; ayrıca gebe ve emzikli kadınlara bu müsaadenin verildiğine dair hadis de vardır (Nesaî, Sıyâm,

    50, 51, 62; Ibn Mâce, Sıyâm, 3, 50; et-Tirmizî, Edâhi, 10; Müsned, II, 183).

    Hanefiler'e göre orucunu erteleyen gebe veya emzikli kadın sadece o günü kaza eder, fidye vermez. Şâfiîler'e ve Hanbelî*ler'e göre gerek gebe gerekse emzikli ka*dın, yalnız kendisi için yahut hem kendisi hem çocuğu için endişe duymuşsa sadece kaza eder; fakat yalnız çocuk için endişe duymuşsa hem kaza eder hem fidye verir. Mâlikîler gebe ile emzikli kadının hükmünü ayırdetmişlerdir: Her üç durumda gebe sadece kaza eder, emzikli kadın ise hem kaza eder, hem fidye verir

    4- Şiddetli açlık ve susuzluk:

    Özellikle uzun günlerde ve sıcak yerlerde oruç tutan kişilerin açlık ve susuzluk hissetmeleri tabii bir durumdur. Ancak açlık ve susuzluk sebebiyle hayati tehlikenin belirmesi durumunda, canın korunması ilkesinin gereği olarak- orucun açılmasına müsaade edilmiştir; hatta orucun açılmaması can veya organ kaybına sebebiyet verecekse bu durumda oruca devam etmek haramdır.

    5-Âdet görme ve lohusalık:

    Hayız ve nifas hali orucun ertelenmesi için bir mazeret olduğu gibi aynı zamanda orucun geçerliliğine de engeldir. Buna göre bir hanım, Ramazan gününde âdet görme*ye başlarsa veya doğum yaparsa orucu bozulmuş olur. Âdeti veya lohusalık hali devam ettiği sürece orucun edası (vaktinde yerine getirilmesi) ile yükümlü sayılmaz ve bu durumda oruç tutması caiz de değildir

    6-Yaş büyüklüğü:

    Kur'ân-ı Kerîm'de mealen "(Oruç tutmaya) gücü yetmeyenlerin bir yoksulu doyuracak kadar fidye vermeleri gerekir." (el-Bakara 2/184) buyurulmuştur. Bu sebeple bilginler, oruç tutmaya gücü yetmeyen çok ileri yaştaki (pîr-i fânî) kişilerin senenin hangi mevsiminde olursa olsun oruç tutmayabilecekleri hususunda görüş birliği içindedirler. Gerek böyle kimselerin gerekse iyileşme umudu olmayan hastaların -Mâlikîler dışındaki üç mezhebe göre- her gün için bir fidye vermeleri gerekir; Mâlikî-ler'e göre böyle kimselerin fidye vermeleri müstehaptır.
    Ramazanda oruç tutmaya gücü yetmeyip sonra gücü yeten kişi geçen günleri kaza eder, fidye vermez.

    Bilginler oruç tutacak güce sahip olmayan kişi henüz hayatta iken başkasının onun yerine oruç tutmasına gerek olmadığı hususunda fikirbirliği içindedir. Ölmeden önce oruç tutabilecek olduğu halde oruç borcu ile vefat eden kişinin yerine yakınları tarafından oruç tutulup tutulmayacağı hususunda ise farklı iki görüş vardır: İmâm Ebû Hanîfe'ye, İmâm Mâlik'e ve İmâm Şafiî'den nakledilen meşhur görüşe göre onun yerine oruç tutulmaz, her gün için fidye verilir. Hz. Peygamberin konuya ilişkin bir hadisine dayandırılan ve Şafiî mezhebinde tercih edilen görüşe göre ise, yakınlarının onun yerine oruç tutması müstehaptır; böylece ölünün zimmetinden kurtulmuş olur...





+ Yorum Gönder