Konusunu Oylayın.: Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar

5 üzerinden 4.63 | Toplam : 16 kişi
Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar
  1. 10.Ağustos.2010, 15:30
    1
    Misafir

    Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar






    Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar Mumsema Ramazanla ilgili kıssalara ihtiyacım var bana ramazan ve oruç hakkında kıssalar yayımlar mısınız ?


  2. 10.Ağustos.2010, 17:39
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    --->: Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar




    Ayeti Kerimenin İndirdiği İftar

    Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler.


    Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi şöyledir:


    "Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala'nın rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler. Bunun için, Cenab-ı Hak, onlara Şarab-ı Tahur içirdi."
    (insan, 7-9, 21)
    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



    Beşikte Oruç


    Abdulkadir Geylani Hazretleri, henüz iki-üç aylıkken görülen kerametlerini annesi söyle anlatır:


    "Oğlum henüz birkaç aylıktı. Mübarek Ramazan ayı geldi. Birinci gün şafak söktükten güneş batıncaya kadar bütün gün hiç süt emmedi. İkinci gün de ayni durum tekrar edince anladım ki Abdulkadir oruç tutuyor.



    İkinci sene Şaban ayının sonuna doğru hava fazla bulutlu olduğu için halk Ay'ı göremedi. Ramazanın başlama tarihini tespit edemediler. Abdulkadir'in bu meziyetini bilenler hemen annesinin yanına gidip onun süt emip emmediğini sordular. Gerçekten o gün Abdulkadir şafaktan beri süt emmemişti. Daha sonra o günün ramazanın birinci günü olduğu anlaşıldı.

    Beşikteyken oruç tuttuğunu şu beyit ile dile getirir.

    "Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi.
    Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi.

    Allah ona ayağını veli kullarımın omuzlarına koy derken sebebi bu olsa gerek ...

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



    Cehennem Korkusu ve Sıcak Günde Oruç


    Haccac ve adamları Mekke ile Medine arasında yolculuk ya*parken bir suyun başında mola verdiler.

    Sofra kurulunca; Haccac etrafa bakın fakir birisi varsa getirin beraber yiyelim dedi. Hizmetçiler yakınlarda üzerinde bir hırka olan birini gördüler. Onu uyandırıp; Seni Haccac çağırıyor, dedi*ler ve adamı Haccac'ın yanına götürdüler.

    Haccac:

    -Gel beraber yemek yiyelim, dedi.

    Adam yemem diyerek Haccac'ın teklifini reddetti cevaba şaşıran Haccac sebebini sorunca:

    -Beni senin sofrandan daha iyi. bir yere çağırdılar.

    -Nereye çağırdılar? Deyince adam:

    -Allah'ın misafirliğine çağırdılar. Ben oruç tutuyorum deyince,

    Haccac böyle sıcak günde oruç mu tutuyorsun? Deyince adam şöyle cevap verdi:

    -Evet, bu sıcak günde oruç tutuyorum ki kıyamet gününün sıcaklığından kurtulayım, dedi.




    Bizzat Şeytan Uğraşıyor


    Bir Ramazan günü Abdulkadir Geylani Hazretleri dostları bir çölden geçiyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. Tuttukları oruçtan dolayı açlık onların takatini kesmiş ve onları halsiz bırakmıştı. Buna rağmen, yollarına devam ediyorlardı. Bu sırada karşılarında bir ışık belirdi ve onlara şöyle seslendi:

    -Ben sizin rabbinizim Ramazan'da yemek içmek size haramdır. Ama şimdi size helal kıldım. Yiyiniz içiniz.

    Bu ilginç durum karşısında heyecana kapılan bazıları, hemen su kaplarına ve yiyeceğe el attılar. Tam bu sırada Abdulkadir Geylani hazretleri dostlarını uyardı:

    -Sakın oruçlarınızı açmayın!

    Sonra sesin geldiği tarafa dönüp:

    - "Euzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Euzu billahimine şerri zalike" kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım.

    Bu görünen şeyin zararından Allaha sığınırım, der demez nur görünen şey bir anda kapkara kesildi! Şeytan kendisini süslü göstererek onları aldatmaya yeltenmiş ama oyunu çabucak ortaya çıkmıştı.

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




    Ebubekir (r.a.) Oruç Açıyor

    Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular.

    Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:

    Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum.

    -Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.

    Şöyle cevap verdi;

    Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim.

    -Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.

    Hazreti Ebubekir:

    -Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım.

    O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu?

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




    Gıybet Dinledim Orucum Bozuldu


    Allah dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak değildir. Onlar orucu kendini değil haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı bile kendini kapatmaktır. Onların derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil, tuttukları oruçla Rıza-i ilahiye kavuşmaktır. Onlar için yılın her ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı. Sürekli oruç tutardı.


    Bir gün oruçlu iken yanında Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca;

    Dıhlevi hazretleri;

    "Eyvah orucum bozuldu" dedi.

    Yanındakiler; "ama efendim gıybet yapan siz değildiniz" deyince;

    "Gıybeti yapan da dinleyende ortaktır." hadisi şerifi ile karşılık verdi.

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



    Onlar Oruç Tutmadılar


    Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:

    - Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.

    Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:


    - Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)

    - Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.

    Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):

    - Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.
    [b]Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007


  3. 10.Ağustos.2010, 17:39
    2
    Silent and lonely rains



    Ayeti Kerimenin İndirdiği İftar

    Hz. Hasan ve Hz. Hüseyin küçük yaşta hastalanırlar. Hz. Ali ile Hz. Fatıma çocuklar iyi olunca, ikisi de oruç tutar. Birinci gün, iftar için hazırladıkları yemeği, o esnada kapılarına gelen yetimlere vererek, iftar etmeden, ikinci günün orucuna başlarlar. O akşam iftarlığını da, yine o saatte kapıya gelip, (Allah için bir şey verin!) diyen fakir ve miskinlere verdiler. O gece de, iftar etmeden, üçüncü günün orucuna başladılar. O akşam dahi, kapılarına gelen esirleri boş çevirmemek için iftarlıklarını bunlara verdiler.


    Bunun üzerine, Ayet-i Kerime indi. Ayet-i Kerimenin Meal-i Alisi şöyledir:


    "Bunlar, adaklarını yerine getirdiler. Uzun ve sürekli olan kıyamet gününden korktukları için, çok sevdikleri ve canlarının istediği yemekleri miskin, yetim ve esirlere verdiler. Biz bunları, Allahu Teala'nın rızası için yitirdik. Sizden karşılık olarak bir teşekkür, bir şey beklemedik, bir şey istemeyiz dediler. Bunun için, Cenab-ı Hak, onlara Şarab-ı Tahur içirdi."
    (insan, 7-9, 21)
    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



    Beşikte Oruç


    Abdulkadir Geylani Hazretleri, henüz iki-üç aylıkken görülen kerametlerini annesi söyle anlatır:


    "Oğlum henüz birkaç aylıktı. Mübarek Ramazan ayı geldi. Birinci gün şafak söktükten güneş batıncaya kadar bütün gün hiç süt emmedi. İkinci gün de ayni durum tekrar edince anladım ki Abdulkadir oruç tutuyor.



    İkinci sene Şaban ayının sonuna doğru hava fazla bulutlu olduğu için halk Ay'ı göremedi. Ramazanın başlama tarihini tespit edemediler. Abdulkadir'in bu meziyetini bilenler hemen annesinin yanına gidip onun süt emip emmediğini sordular. Gerçekten o gün Abdulkadir şafaktan beri süt emmemişti. Daha sonra o günün ramazanın birinci günü olduğu anlaşıldı.

    Beşikteyken oruç tuttuğunu şu beyit ile dile getirir.

    "Başlangıcım şöyleydi, dillerde söylenirdi.
    Beşikteyken oruçtum, bunu herkes bilirdi.

    Allah ona ayağını veli kullarımın omuzlarına koy derken sebebi bu olsa gerek ...

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



    Cehennem Korkusu ve Sıcak Günde Oruç


    Haccac ve adamları Mekke ile Medine arasında yolculuk ya*parken bir suyun başında mola verdiler.

    Sofra kurulunca; Haccac etrafa bakın fakir birisi varsa getirin beraber yiyelim dedi. Hizmetçiler yakınlarda üzerinde bir hırka olan birini gördüler. Onu uyandırıp; Seni Haccac çağırıyor, dedi*ler ve adamı Haccac'ın yanına götürdüler.

    Haccac:

    -Gel beraber yemek yiyelim, dedi.

    Adam yemem diyerek Haccac'ın teklifini reddetti cevaba şaşıran Haccac sebebini sorunca:

    -Beni senin sofrandan daha iyi. bir yere çağırdılar.

    -Nereye çağırdılar? Deyince adam:

    -Allah'ın misafirliğine çağırdılar. Ben oruç tutuyorum deyince,

    Haccac böyle sıcak günde oruç mu tutuyorsun? Deyince adam şöyle cevap verdi:

    -Evet, bu sıcak günde oruç tutuyorum ki kıyamet gününün sıcaklığından kurtulayım, dedi.




    Bizzat Şeytan Uğraşıyor


    Bir Ramazan günü Abdulkadir Geylani Hazretleri dostları bir çölden geçiyorlardı. Hava oldukça sıcaktı. Tuttukları oruçtan dolayı açlık onların takatini kesmiş ve onları halsiz bırakmıştı. Buna rağmen, yollarına devam ediyorlardı. Bu sırada karşılarında bir ışık belirdi ve onlara şöyle seslendi:

    -Ben sizin rabbinizim Ramazan'da yemek içmek size haramdır. Ama şimdi size helal kıldım. Yiyiniz içiniz.

    Bu ilginç durum karşısında heyecana kapılan bazıları, hemen su kaplarına ve yiyeceğe el attılar. Tam bu sırada Abdulkadir Geylani hazretleri dostlarını uyardı:

    -Sakın oruçlarınızı açmayın!

    Sonra sesin geldiği tarafa dönüp:

    - "Euzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Euzu billahimine şerri zalike" kovulmuş şeytandan Allaha sığınırım.

    Bu görünen şeyin zararından Allaha sığınırım, der demez nur görünen şey bir anda kapkara kesildi! Şeytan kendisini süslü göstererek onları aldatmaya yeltenmiş ama oyunu çabucak ortaya çıkmıştı.

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




    Ebubekir (r.a.) Oruç Açıyor

    Hazreti Ebubekir kavurucu bir yaz günü oruç tutmuş ve akşam iftar sofrasında sadece bir tas soğuk su vardır İftar vakti gelince soğuk su ile orucu nu açmak için bardağı ağzına götürdü. Fakat bardağı ağzına götürmesiyle bırakması bir oldu. Ve hıçkırıklara boğuldu bir oldu. Yanındakiler Hz. Ebubekir'in bu haline bir anlam vermediler. Hz. Ebubekir kendine gelince neden bir anda hıçkırıklara büründüğünü sordular.

    Hz. Ebubekir şöyle cevap verdi:

    Bir gün Allah Resulü (Sallallahu Aleyhi Vesellem) ile otururken eliyle hareketler yapıyordu. Sanki karşısında birisi varmış gibi ona git diyordu sordum.

    -Ya Resullailah elini iter gibi hareket yapıyordunuz? Diye sordum.

    Şöyle cevap verdi;

    Dünya yanıma geldi kendini bana kabul ettirmek istedi, git dedim kendini bana kabul ettiremezsin dedim.

    -Yeminler olsun sana, sen benden kaçıp kurtulsan senden sonrakiler benden kurtulamayacaklar kendimi onlara kabul ettiririm.

    Hazreti Ebubekir:

    -Bende bu soğuk suyu içerken dünyayı kabul edenlerden mi oldum diye ağladım.

    O soğuk su içerken bunu düşünüyorsa biz soframıza inip kalkan yemekler için ne demeliyiz? Dünyanın kullarıyız dersek doğru olur mu?

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007




    Gıybet Dinledim Orucum Bozuldu


    Allah dostlarının orucu akşama kadar sadece aç kalmak değildir. Onlar orucu kendini değil haram ve mekruhlara onlar kendini şüpheli olan şeylere karşı bile kendini kapatmaktır. Onların derdi sadece akşama kadar aç kalmak değil, tuttukları oruçla Rıza-i ilahiye kavuşmaktır. Onlar için yılın her ayı ramazan ayı gibi yaşıyorlardı. Sürekli oruç tutardı.


    Bir gün oruçlu iken yanında Hindistan sultanı çekiştirilip, gıybeti yapılınca;

    Dıhlevi hazretleri;

    "Eyvah orucum bozuldu" dedi.

    Yanındakiler; "ama efendim gıybet yapan siz değildiniz" deyince;

    "Gıybeti yapan da dinleyende ortaktır." hadisi şerifi ile karşılık verdi.

    Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007



    Onlar Oruç Tutmadılar


    Peygamberimiz bir gün ashabına oruç tutmalarını emrederek:

    - Ben izin vermeden kimse orucunu açmasın, buyurur.

    Herkes orucunu tutar. Akşam olunca, teker teker müracaat edenlere, iftar müsaadesi verir. Bu arada bir adam gelerek:


    - Ya Resulullah! İki genç kız oruç tuttu ve yoruldular. Zat-i alinze gelmeğe utanıyorlar. Müsaade buyurursanız iftar etsinler, dedi. Resul-i Ekrem (s.a.v.) müsaade etmedi. Adam iki defa daha geldi. Sonunda Resulullah (s.av.)

    - Onlar oruç tutmadılar. Bütün gün insanların etini yiyenler, nasıl oruçlu olurlar? Git onlara söyle: Oruç tuttularsa, istifra etsinler bakalım, buyurdu.

    Adamcağız gitti, gerekeni söyledi. Onlar da denileni yaptı ve kan parçaları kustular. Adam Resülullah Efendimize dönerek vaziyeti bildirdi. Bunu üzerine Peygamberimiz (s.a.v.):

    - Nefsim kudretinde olan Allah'a yemin ederim ki; eğer kusmayıp bu kan parçaları midelerinde kalsaydı, onları cehennem ateşi yerdi.
    [b]Kaynak: Orucu Yaşayanlar, Salih Büte, Kayıhan Yayınları, 2007


  4. 13.Haziran.2014, 23:06
    3
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar

    Ramazan ve oruçla ilgili kıssalar

    Unutkanlık

    20 yıl önce. Almanya/Regensburg’da çalışıyorum. Unutkanlığını herkesin bildiği ve sevdiği arkadaşımız Ali Selek bey birkaç arkadaşımızı iftara davet etmişti.

    İftara çok zaman olduğu için yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Eve az mesafe kala bizi davet eden Ali Bey’in karşıdan geldiğini gördük. “Hayrola Ali hoca, nereye?” dedik. “Falan aile iftara davet etti, oraya gidiyorum!” demez mi? Neyse kulakları çınlasın Ali hocamızı tanıyıp sevdiğimiz için sonunda aynı aileye beraberce gitmiş olduk!
    Dr. Erdoğan Karslıoğlu


  5. 13.Haziran.2014, 23:06
    3
    Devamlı Üye
    Ramazan ve oruçla ilgili kıssalar

    Unutkanlık

    20 yıl önce. Almanya/Regensburg’da çalışıyorum. Unutkanlığını herkesin bildiği ve sevdiği arkadaşımız Ali Selek bey birkaç arkadaşımızı iftara davet etmişti.

    İftara çok zaman olduğu için yürüyerek gitmeyi tercih ettik. Eve az mesafe kala bizi davet eden Ali Bey’in karşıdan geldiğini gördük. “Hayrola Ali hoca, nereye?” dedik. “Falan aile iftara davet etti, oraya gidiyorum!” demez mi? Neyse kulakları çınlasın Ali hocamızı tanıyıp sevdiğimiz için sonunda aynı aileye beraberce gitmiş olduk!
    Dr. Erdoğan Karslıoğlu


  6. 13.Haziran.2014, 23:07
    4
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: --->: Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar

    ramazan kıssaları

    Sevaptan kaçış yok!

    Hafızam beni yanıltmıyorsa 1988 yılının Ramazan ayının son günleri idi. 10-12 civarında bir arkadaş grubu ile bize iftar verecek olan şahsın kapısını çaldık. Kapı açıldı ve bizi içeriye buyur ettiler.

    Ancak içeride küçük bir yer sofrası kurulmuş ve hane halkı iftarını açmış gözüküyordu. Bir terslik olduğunu anladık. Ev sahibi ise, biz içeride namazlarımızı kılarken başka bir odada yeniden bir iftar sofrası hazırlatmış. Telefon ile irtibat neticesinde yanlış yere geldiğimiz ortaya çıktı. İftar sofrasından kalktıktan sonra ise ev sahibi Ali Açıl ağabey ile hasbihalde bulunduk. Bize duygulu anlar yaşatan onun şu sözlerini paylaşmak istiyorum: “20 günden beri her gün evimde bir gruba iftar davetinde bulunuyordum. Dün dedim ki yarın iftarımı yalnızca ailemle birlikte geçireyim. Görüyorum ki ALLAH’ın (cc) buna da rızası olmadı. Bana sizleri gönderdi!

    Mehmet Özgüven


  7. 13.Haziran.2014, 23:07
    4
    Devamlı Üye
    ramazan kıssaları

    Sevaptan kaçış yok!

    Hafızam beni yanıltmıyorsa 1988 yılının Ramazan ayının son günleri idi. 10-12 civarında bir arkadaş grubu ile bize iftar verecek olan şahsın kapısını çaldık. Kapı açıldı ve bizi içeriye buyur ettiler.

    Ancak içeride küçük bir yer sofrası kurulmuş ve hane halkı iftarını açmış gözüküyordu. Bir terslik olduğunu anladık. Ev sahibi ise, biz içeride namazlarımızı kılarken başka bir odada yeniden bir iftar sofrası hazırlatmış. Telefon ile irtibat neticesinde yanlış yere geldiğimiz ortaya çıktı. İftar sofrasından kalktıktan sonra ise ev sahibi Ali Açıl ağabey ile hasbihalde bulunduk. Bize duygulu anlar yaşatan onun şu sözlerini paylaşmak istiyorum: “20 günden beri her gün evimde bir gruba iftar davetinde bulunuyordum. Dün dedim ki yarın iftarımı yalnızca ailemle birlikte geçireyim. Görüyorum ki ALLAH’ın (cc) buna da rızası olmadı. Bana sizleri gönderdi!

    Mehmet Özgüven


  8. 13.Haziran.2014, 23:08
    5
    Ramadan
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 24.Ağustos.2009
    Üye No: 51064
    Mesaj Sayısı: 1,163
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 12
    Yaş: 32

    Cevap: --->: Ramazan kıssaları Ramazan ile ilgili kıssalar

    ramazanla ilgili kıssalar

    Aa sen çok oruç tutmuşsun!

    Anne-babam çalıştıkları için yazları beni memleketimiz Amasya’ya bırakırlardı. Ramazan da yaza denk geliyordu. İlkokul 1 ya da 2. sınıf dönemlerimdi.

    O zaman çöl sıcağı vs. gibi yakınmalar bilmezdik; ama hava gene çok sıcaktı! Her gün oruç tutmak ister sahura kalkardım; ama bir türlü sonunu getirmek kısmet olmazdı. Çünkü akrabalara emanettim ve kimse bana kıyamazdı. Her gittiğim yerde “Oruç musun?” diye sorarlardı. Evet cevabını duyunca da şöyle diyaloglar yaşanırdı: “Ne zamandır yemedin? Sabah kalktıktan beri yemedim. Acıktın mı? Evet. Aa bu saat olmuş sen çok oruç tutmuşsun!” Hiç bana sormadan sofra hazırlanır ve ben de karşı koyamaz bi güzel kahvaltımı ederdim. Öğlen olunca yine aynı diyaloglar yaşanır. Öğle yemeğini de yedirirlerdi! 1 hafta kadar sonra da artık “çocuklar sahura kalkınca oruç tutmuş sayılırlar” fikri daha mantıklı gelmeye başladığı için günler böyle devam edip giderdi. Zayıf ve çelimsiz bir çocuk olduğum halde Amasya’da geçen günlerden sonra semirmiş bir çocuk olurdum.

    Murat Öz


  9. 13.Haziran.2014, 23:08
    5
    Devamlı Üye
    ramazanla ilgili kıssalar

    Aa sen çok oruç tutmuşsun!

    Anne-babam çalıştıkları için yazları beni memleketimiz Amasya’ya bırakırlardı. Ramazan da yaza denk geliyordu. İlkokul 1 ya da 2. sınıf dönemlerimdi.

    O zaman çöl sıcağı vs. gibi yakınmalar bilmezdik; ama hava gene çok sıcaktı! Her gün oruç tutmak ister sahura kalkardım; ama bir türlü sonunu getirmek kısmet olmazdı. Çünkü akrabalara emanettim ve kimse bana kıyamazdı. Her gittiğim yerde “Oruç musun?” diye sorarlardı. Evet cevabını duyunca da şöyle diyaloglar yaşanırdı: “Ne zamandır yemedin? Sabah kalktıktan beri yemedim. Acıktın mı? Evet. Aa bu saat olmuş sen çok oruç tutmuşsun!” Hiç bana sormadan sofra hazırlanır ve ben de karşı koyamaz bi güzel kahvaltımı ederdim. Öğlen olunca yine aynı diyaloglar yaşanır. Öğle yemeğini de yedirirlerdi! 1 hafta kadar sonra da artık “çocuklar sahura kalkınca oruç tutmuş sayılırlar” fikri daha mantıklı gelmeye başladığı için günler böyle devam edip giderdi. Zayıf ve çelimsiz bir çocuk olduğum halde Amasya’da geçen günlerden sonra semirmiş bir çocuk olurdum.

    Murat Öz





+ Yorum Gönder