Konusunu Oylayın.: Salavat Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler

5 üzerinden 4.94 | Toplam : 17 kişi
Salavat Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler
  1. 26.Mart.2007, 11:07
    1
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    Salavat Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler






    Salavat Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler Mumsema
    SALAVAT

    "Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin." (el-Ahzâb, 56)
    Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in şânını yücelten âyet-i kerîmelerden biri de budur. Hem Allâh'ın, hem de meleklerin Rasûlullâh Efendimiz'e salavât getirmeleri, onun Allâh katındaki değerini ortaya koymaktadır.
    Allâh'ın, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e salavât getirmesi, "ona merhamet etmesi, şan ve şerefini yüceltmesi"dir.

    Meleklerin Rasûlullâh'a salavât getirmesi de, aynı şekilde "Onun kadr u kıymetini anıp, yüce mertebelere erişmesi için Allâh'a niyazda bulunmaları" demektir.
    Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede, kendisinin ve meleklerin Rasûl-i Ekrem'e salavât getirdiklerini hatırlattıktan sonra, kullarına hitâben:
    "-Ona -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizim gibi siz de salât ü selâm getirin, saygıların en yücesiyle O'nu yâdedin." buyurmaktadır.
    * * *
    Abdullâh bin Amr -radıyallâhu anh-'dan gelen bir rivâyette Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
    "Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse, bu sebeple Allâh Teâlâ da ona on misli merhamet eder." (Müslim)
    Hadîsin bazı rivâyetlerinde, Hazret-i Peygamber'e salavat getiren kimseye, Cenâb-ı Hakk'ın on defa merhamet edeceği müjdesine ilâveten, o kimsenin on günahının bağışlanacağı, manevî derecesinin on derece daha yükseltileceği de haber verilmektedir. (Nesâî)
    Ashâb-ı Kirâm'dan Ebû Talhâ el-Ensârî'nin anlattığına göre, birgün Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- mütebessim bir çehreyle Ashâb-ı Kirâm'ın yanına geldi ve Cebrâil -aleyhisselâm-'ın kendisine şu müjdeyi getirdiğini haber verdi:
    "-Muhammed! Ümmetinden biri sana bir salât getirdiğinde benim onun günahlarının bağışlanması için on defa istiğfar etmem, o kimsenin sana bir selâm getirmesi hâlinde de benim ona on selâm vermem seni sevindirmez mi?" (Nesâî)
    Görüldüğü gibi Hazret-i Peygamber'e salât ü selâm getirmek, Allâh'ın rahmetini ve rızâsını kazanmaya vesîledir. Bu sebeple her fırsatta Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e salât ü selâm getirmelidir.
    İbn Mes'ûd'dan gelen bir rivâyette de Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyururlar:
    "Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir."
    Bir başka hadîs-i şerifte ise, Evs b. Evs -radıyallâhu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
    "-Günlerin en fazîletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât ü selâm getiriniz; zîrâ sizin salât ü selâmlarınız bana sunulur." buyurunca, Ashâb-ı Kirâm:
    "-Yâ Rasûlullâh! Vefât ettiğin ve senden hiçbir eser kalmadığı zaman salât ü selâmlarımız sana nasıl sunulur?" diye sordular. Bunun üzerine Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
    "-Allâh Teâlâ, peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kıldı." buyurdu. (Ebû Dâvud)
    Hadisten de anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz'e gönderilen salavâtlar ona takdim edilir. O da bu selâmları alır.
    Bu bulunmaz fırsatı kaçırmamak için ona her fırsatta salavât getirmeye gayret etmelidir. Ayrıca hadîste Cuma gününün fazîletinden de söz edilmiştir. Bu sebeple Rasûl-i Ekrem'e Cuma günü daha çok salât ü selâm göndermeli ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır.
    Rasûlullâh'a salât ü selâm getirmek sûretiyle kazanacağı mânevî ecre önem vermemiş, kendini elde edeceği büyük bir sevaptan mahrum bırakmış kimseler hakkında Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
    "Asıl cimri, yanında adım anıldığı hâlde bana salâvât getirmeyen kimsedir." buyurmuştur.
    * * *
    Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e çokça salavât getirebilmek için O'nu çok sevmeliyiz. Zîrâ insan sevdiğini dilinden düşürmez; O'nu her fırsatta anar. Rasûlullâh Efendimiz'in dindeki ve Allâh katındaki yerini ve önemini gerektiği şekilde kavrayamayanlar, "Ben Allâh'ı daha çok seviyor ve her fırsatta O'nu anıyorum; ayrıca Hazret-i Peygamber'i anmaya ne gerek var?" diye düşünebilirler.
    İnsanın en fazla sevip sayması gereken şüphesiz Allâh Teâlâ'dır. O'na beslenecek muhabbeti ve hürmeti bir başka muhabbet ve hürmetle kıyaslamak elbette mümkün değildir. Bununla beraber Allâh Teâlâ, Rasûl-i Ekrem'e beslenecek sevgi ve saygının önemini Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle hatırlatmaktadır:
    "Ey Rasûlüm, insanlara de ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 31)
    Allâh katında böylesine üstün yeri olan bir peygamber, elbette sevilmeye, sayılmaya ve her fırsatta anılmaya lâyık bir kimsedir.
    Müslümanlar hayatı ve yaşama biçimi olduğu kadar duâ ve ibâdeti de Allâh'ın Rasûlü'nden öğrenirler. Her işte olduğu gibi duânın da bir âdâbı ve usûlü vardır.
    Birgün Rasûlulllâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, namazdan sonra Allâh'a hamd etmeden, Peygamber'e salavât getirmeden duâ eden bir adamı işitti. Bunun üzerine:
    "-Bu adam acele etti." buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırdı ve:
    "-Biriniz duâ edeceği zaman önce hamd ü senâ etsin, sonra bana salât ü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde duâ etsin." buyurdu. (Ebû Dâvud, Nesâî)
    * * *
    Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- salavât-ı şerîfe'nin fazîletini bildirdiği gibi kendisine nasıl salavât getirileceğini de haber vermiştir.
    Nitekim Ahzâb Sûresinin 56. âyeti nâzil olunca, sahâbe Peygamber'e başvurarak nasıl salât getirileceğini öğrenmek istediler ve bunu Efendimiz'e sordular. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, kendisine bu suâl sorulduğu zaman sükût buyurdu. Ya âdeti üzere o konuda vahiy gelmesini bekledi veya bu suâle en uygun cevâbı verebilmek için düşünme ihtiyacı hissetti. Sükûtun uzaması, Rasûlullâh'ı yorup üzdüklerini zanneden sahâbileri endişeye sevketti ve:
    "-Keşke bu suâl sorulmasaydı, Rasûlullâh Efendimiz de üzülmeseydi." diye aralarında konuştular. Çok geçmeden Rasûlullâh şu salavâtı tavsiye buyurdu.
    "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd. (Allâh'ım! İbrahim'in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de rahmet et. Allâh'ım! İbrahim'in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.)
    Demek ki, Efendimiz'e salavât getirirken Cenâb-ı Hakk'a şöyle duâ etmiş oluyoruz:
    "Yâ Rabbi! Rasûl-i Ekrem'in nâmını, şânını hem dünya, hem de âhirette yüce kıl. Onun getirdiği İslâm dinini bütün cihâna yay ve bu dini dünya varoldukça yaşat. Ona âhirette ümmetine şefâat etme hakkı ver ve kendisine sayısız sevap ihsan eyle!"
    Salât ü selâm böylesine derin manalar ihtivâ ettiğine ve faydası hem bize, hem de bütün müslümanlara ulaştığına göre, salavât-ı şerîfe getirme husûsunda cimrilik etmemeliyiz.
    Bir gün Ubey b. Ka'b -radıyallâhu anh- Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e sordu:
    "- Yâ Rasûlallâh! Ben sana çok salavât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?".
    "- Dilediğin kadar yap." buyurdu.
    "- Duâlarımın dörtte birini salavât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?" diye sordum.
    "- Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
    "- Öyleyse duâmın yarısını salavât-ı şerîfeye ayırayım." dedim.
    "- Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
    Ben yine:
    "- Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?" diye sordum.
    "- İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için iyi olur." buyurdu.
    "- Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde sana salavât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?" deyince:
    "- O takdirde Allâh bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar." buyurdu." (Tirmizî, Kıyâmet, 23)
    * * *
    Velhâsıl âyet ve hadîs-i şeriflerde bildirildiği üzere salavât-ı şerîfe getirmenin pek çok faydaları vardır. Bunları kısaca özetleyecek olursak:
    1- Salavât, Ahzâb Sûresi 56. âyette belirtildiği üzere Cenâb-ı Hakk'ın buyruğuna itâattir.
    2- Salavât, günahların affedilmesine vesîledir.
    3- Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yolu ona salavât getirmektir.
    4- Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, kendisine salât okuyana mukâbelede bulunur.
    5- Her salât getirenin ismi, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e arz edilir.
    6- Salât ü selâm okuyan kimse, Allâh ve Rasûlü'nün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih etmiş olduğu için, O'nun ahlâkıyla ahlaklanmada seviye alır, kötü ahlaktan kurtulur, fazîlete erer.
    7- Rasûl-i Ekrem'in kendisine olan muhabbeti arttığı gibi, onun da Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e olan muhabbeti devam eder ve katlanarak artar.
    8- Allâh Teâlâ'nın Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile bize ihsan ettiği lutuflar, sayıya gelmeyecek kadar fazla olmasına rağmen, salât ve selâm ile Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in üzerimizdeki hakkını çok az da olsa ödemeye çalışmış oluruz.
    9- Allâh Teâlâ'nın rahmetinin üzerimize inmesine vesîledir.
    10- Salavât unutulan sözün hatırlanmasına sebep olur.
    11- Salavât duâların kabûlüne vesîledir.
    12- Yine salavât kıyâmetin o zor gününde arşın gölgesinde gölgelenmeye vesîledir ki, hadîs-i şerif'te şöyle buyurulur:
    "Kıyamet gününde üç kişi Allâh'ın arşının gölgesinde gölgelenir:
    1- Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi.
    2- Benim sünnetimi ihyâ eden kimse.
    3- Benim üzerime çok çok salavât getiren kimse."
    Rabbim cümlemizi salavâtın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmayı, O'nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!.. (Âmin)


  2. 26.Mart.2007, 11:07
    1
    Administrator



    SALAVAT

    "Allâh ve melekleri Peygamber'e çokça salât ederler. Ey mü'minler! Siz de O'na çokça salât getirin ve tam bir teslimiyetle selâm verin." (el-Ahzâb, 56)
    Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in şânını yücelten âyet-i kerîmelerden biri de budur. Hem Allâh'ın, hem de meleklerin Rasûlullâh Efendimiz'e salavât getirmeleri, onun Allâh katındaki değerini ortaya koymaktadır.
    Allâh'ın, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e salavât getirmesi, "ona merhamet etmesi, şan ve şerefini yüceltmesi"dir.

    Meleklerin Rasûlullâh'a salavât getirmesi de, aynı şekilde "Onun kadr u kıymetini anıp, yüce mertebelere erişmesi için Allâh'a niyazda bulunmaları" demektir.
    Allâh Teâlâ âyet-i kerîmede, kendisinin ve meleklerin Rasûl-i Ekrem'e salavât getirdiklerini hatırlattıktan sonra, kullarına hitâben:
    "-Ona -sallâllâhu aleyhi ve sellem-, bizim gibi siz de salât ü selâm getirin, saygıların en yücesiyle O'nu yâdedin." buyurmaktadır.
    * * *
    Abdullâh bin Amr -radıyallâhu anh-'dan gelen bir rivâyette Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyurmuştur:
    "Kim bana bir defa salât ü selâm getirirse, bu sebeple Allâh Teâlâ da ona on misli merhamet eder." (Müslim)
    Hadîsin bazı rivâyetlerinde, Hazret-i Peygamber'e salavat getiren kimseye, Cenâb-ı Hakk'ın on defa merhamet edeceği müjdesine ilâveten, o kimsenin on günahının bağışlanacağı, manevî derecesinin on derece daha yükseltileceği de haber verilmektedir. (Nesâî)
    Ashâb-ı Kirâm'dan Ebû Talhâ el-Ensârî'nin anlattığına göre, birgün Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- mütebessim bir çehreyle Ashâb-ı Kirâm'ın yanına geldi ve Cebrâil -aleyhisselâm-'ın kendisine şu müjdeyi getirdiğini haber verdi:
    "-Muhammed! Ümmetinden biri sana bir salât getirdiğinde benim onun günahlarının bağışlanması için on defa istiğfar etmem, o kimsenin sana bir selâm getirmesi hâlinde de benim ona on selâm vermem seni sevindirmez mi?" (Nesâî)
    Görüldüğü gibi Hazret-i Peygamber'e salât ü selâm getirmek, Allâh'ın rahmetini ve rızâsını kazanmaya vesîledir. Bu sebeple her fırsatta Rasûl-i Ekrem Efendimiz'e salât ü selâm getirmelidir.
    İbn Mes'ûd'dan gelen bir rivâyette de Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- şöyle buyururlar:
    "Kıyâmet gününde insanların bana en yakın olanları, bana en çok salât ü selâm getirenleridir."
    Bir başka hadîs-i şerifte ise, Evs b. Evs -radıyallâhu anh-'dan rivâyet edildiğine göre Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
    "-Günlerin en fazîletlisi Cuma günüdür. Bu sebeple o gün bana çokça salât ü selâm getiriniz; zîrâ sizin salât ü selâmlarınız bana sunulur." buyurunca, Ashâb-ı Kirâm:
    "-Yâ Rasûlullâh! Vefât ettiğin ve senden hiçbir eser kalmadığı zaman salât ü selâmlarımız sana nasıl sunulur?" diye sordular. Bunun üzerine Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
    "-Allâh Teâlâ, peygamberlerin bedenlerini çürütmeyi toprağa haram kıldı." buyurdu. (Ebû Dâvud)
    Hadisten de anlaşıldığı gibi Peygamber Efendimiz'e gönderilen salavâtlar ona takdim edilir. O da bu selâmları alır.
    Bu bulunmaz fırsatı kaçırmamak için ona her fırsatta salavât getirmeye gayret etmelidir. Ayrıca hadîste Cuma gününün fazîletinden de söz edilmiştir. Bu sebeple Rasûl-i Ekrem'e Cuma günü daha çok salât ü selâm göndermeli ve böylece Cenâb-ı Hakk'ın rızâsını kazanmaya çalışmalıdır.
    Rasûlullâh'a salât ü selâm getirmek sûretiyle kazanacağı mânevî ecre önem vermemiş, kendini elde edeceği büyük bir sevaptan mahrum bırakmış kimseler hakkında Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem-:
    "Asıl cimri, yanında adım anıldığı hâlde bana salâvât getirmeyen kimsedir." buyurmuştur.
    * * *
    Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e çokça salavât getirebilmek için O'nu çok sevmeliyiz. Zîrâ insan sevdiğini dilinden düşürmez; O'nu her fırsatta anar. Rasûlullâh Efendimiz'in dindeki ve Allâh katındaki yerini ve önemini gerektiği şekilde kavrayamayanlar, "Ben Allâh'ı daha çok seviyor ve her fırsatta O'nu anıyorum; ayrıca Hazret-i Peygamber'i anmaya ne gerek var?" diye düşünebilirler.
    İnsanın en fazla sevip sayması gereken şüphesiz Allâh Teâlâ'dır. O'na beslenecek muhabbeti ve hürmeti bir başka muhabbet ve hürmetle kıyaslamak elbette mümkün değildir. Bununla beraber Allâh Teâlâ, Rasûl-i Ekrem'e beslenecek sevgi ve saygının önemini Kur'ân-ı Kerîm'de şöyle hatırlatmaktadır:
    "Ey Rasûlüm, insanlara de ki: Eğer Allâh'ı seviyorsanız, bana uyun ki, Allâh da sizi sevsin ve suçlarınızı bağışlasın." (Âl-i İmrân, 31)
    Allâh katında böylesine üstün yeri olan bir peygamber, elbette sevilmeye, sayılmaya ve her fırsatta anılmaya lâyık bir kimsedir.
    Müslümanlar hayatı ve yaşama biçimi olduğu kadar duâ ve ibâdeti de Allâh'ın Rasûlü'nden öğrenirler. Her işte olduğu gibi duânın da bir âdâbı ve usûlü vardır.
    Birgün Rasûlulllâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, namazdan sonra Allâh'a hamd etmeden, Peygamber'e salavât getirmeden duâ eden bir adamı işitti. Bunun üzerine:
    "-Bu adam acele etti." buyurdu. Sonra o adamı yanına çağırdı ve:
    "-Biriniz duâ edeceği zaman önce hamd ü senâ etsin, sonra bana salât ü selâm getirsin. Daha sonra da dilediği şekilde duâ etsin." buyurdu. (Ebû Dâvud, Nesâî)
    * * *
    Peygamber Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem- salavât-ı şerîfe'nin fazîletini bildirdiği gibi kendisine nasıl salavât getirileceğini de haber vermiştir.
    Nitekim Ahzâb Sûresinin 56. âyeti nâzil olunca, sahâbe Peygamber'e başvurarak nasıl salât getirileceğini öğrenmek istediler ve bunu Efendimiz'e sordular. Rasûl-i Ekrem Efendimiz, kendisine bu suâl sorulduğu zaman sükût buyurdu. Ya âdeti üzere o konuda vahiy gelmesini bekledi veya bu suâle en uygun cevâbı verebilmek için düşünme ihtiyacı hissetti. Sükûtun uzaması, Rasûlullâh'ı yorup üzdüklerini zanneden sahâbileri endişeye sevketti ve:
    "-Keşke bu suâl sorulmasaydı, Rasûlullâh Efendimiz de üzülmeseydi." diye aralarında konuştular. Çok geçmeden Rasûlullâh şu salavâtı tavsiye buyurdu.
    "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd. (Allâh'ım! İbrahim'in âline rahmet ettiğin gibi Muhammed'e ve âline de rahmet et. Allâh'ım! İbrahim'in âline hayır ve bereket lutfettiğin gibi Muhammed'e ve âline de hayır ve bereket ihsân et. Şüphesiz Sen övülmeye lâyık ve yücesin.)
    Demek ki, Efendimiz'e salavât getirirken Cenâb-ı Hakk'a şöyle duâ etmiş oluyoruz:
    "Yâ Rabbi! Rasûl-i Ekrem'in nâmını, şânını hem dünya, hem de âhirette yüce kıl. Onun getirdiği İslâm dinini bütün cihâna yay ve bu dini dünya varoldukça yaşat. Ona âhirette ümmetine şefâat etme hakkı ver ve kendisine sayısız sevap ihsan eyle!"
    Salât ü selâm böylesine derin manalar ihtivâ ettiğine ve faydası hem bize, hem de bütün müslümanlara ulaştığına göre, salavât-ı şerîfe getirme husûsunda cimrilik etmemeliyiz.
    Bir gün Ubey b. Ka'b -radıyallâhu anh- Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e sordu:
    "- Yâ Rasûlallâh! Ben sana çok salavât-ı şerîfe getiriyorum. Acaba bunu ne kadar yapmam gerekir?".
    "- Dilediğin kadar yap." buyurdu.
    "- Duâlarımın dörtte birini salavât-ı şerîfeye ayırsam uygun olur mu?" diye sordum.
    "- Dilediğin kadarını ayır. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
    "- Öyleyse duâmın yarısını salavât-ı şerîfeye ayırayım." dedim.
    "- Dilediğin kadar yap. Ama daha fazla yaparsan senin için hayırlı olur." buyurdu.
    Ben yine:
    "- Şu hâlde üçte ikisi yeter mi?" diye sordum.
    "- İstediğin kadar. Ama artırırsan senin için iyi olur." buyurdu.
    "- Öyleyse duâya ayırdığım zamanın hepsinde sana salavât-ı şerîfe getirsem nasıl olur?" deyince:
    "- O takdirde Allâh bütün sıkıntılarını giderir ve günahlarını bağışlar." buyurdu." (Tirmizî, Kıyâmet, 23)
    * * *
    Velhâsıl âyet ve hadîs-i şeriflerde bildirildiği üzere salavât-ı şerîfe getirmenin pek çok faydaları vardır. Bunları kısaca özetleyecek olursak:
    1- Salavât, Ahzâb Sûresi 56. âyette belirtildiği üzere Cenâb-ı Hakk'ın buyruğuna itâattir.
    2- Salavât, günahların affedilmesine vesîledir.
    3- Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e yakın olmanın en güzel ve en kolay yolu ona salavât getirmektir.
    4- Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem-, kendisine salât okuyana mukâbelede bulunur.
    5- Her salât getirenin ismi, Peygamber -sallallâhu aleyhi ve sellem- Efendimiz'e arz edilir.
    6- Salât ü selâm okuyan kimse, Allâh ve Rasûlü'nün muhabbetini diğer muhabbetlere tercih etmiş olduğu için, O'nun ahlâkıyla ahlaklanmada seviye alır, kötü ahlaktan kurtulur, fazîlete erer.
    7- Rasûl-i Ekrem'in kendisine olan muhabbeti arttığı gibi, onun da Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'e olan muhabbeti devam eder ve katlanarak artar.
    8- Allâh Teâlâ'nın Rasûlullâh -sallallâhu aleyhi ve sellem- ile bize ihsan ettiği lutuflar, sayıya gelmeyecek kadar fazla olmasına rağmen, salât ve selâm ile Efendimiz -sallallâhu aleyhi ve sellem-'in üzerimizdeki hakkını çok az da olsa ödemeye çalışmış oluruz.
    9- Allâh Teâlâ'nın rahmetinin üzerimize inmesine vesîledir.
    10- Salavât unutulan sözün hatırlanmasına sebep olur.
    11- Salavât duâların kabûlüne vesîledir.
    12- Yine salavât kıyâmetin o zor gününde arşın gölgesinde gölgelenmeye vesîledir ki, hadîs-i şerif'te şöyle buyurulur:
    "Kıyamet gününde üç kişi Allâh'ın arşının gölgesinde gölgelenir:
    1- Üzüntülü kişinin sıkıntısını teselli eden kişi.
    2- Benim sünnetimi ihyâ eden kimse.
    3- Benim üzerime çok çok salavât getiren kimse."
    Rabbim cümlemizi salavâtın özüne ulaşıp, Peygamber ahlâkıyla ahlaklanmayı, O'nun 23 yıllık nübüvvet hayatından lâyıkı vechile hisseler almayı ihsan eylesin!.. (Âmin)

  3. 26.Mart.2007, 11:07
    2
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: SALAVAT




    Salavâtın bir sırrı





    KUR'AN AYETLERİNİN NÜZUL sırasına baktığımızda, karşımıza manidar bir tablo çıkar. İlk âyetler doğrudan Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) şahsını hedef almaktadır. Evvelâ ve bizzat, ona emirler vermektedir. Ona, ubudiyetini; Rabbinin tüm âlemleri kuşatan küllî rububiyetine karşı nasıl bir ubudiyetle mukabele edeceğini bildirmektedir. Ancak Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) bu noktada gösterdiği mutlak ve mükemmel teslimiyetten sonra, sıra 'sair insanları uyarma'ya gelir. Burada da bir sıra vardır. Aileni, yakın akrabanı uyar emri gelir öncelikle. Kavmini ve tüm insanları uyarma emri, aile ve akrabayı uyarmanın ardından gelir.
    Resul-i Ekrem'in hayatına bakıldığında, el-Emîn ünvanıyla anılan o eşsiz insanın, bu sıraya aynen uyduğu gözlenir. O, ilk vahiy geldiğinde ne ailesini, ne sair insanları 'yaratan Rabbinin ismiyle okuma'ya çağırmış; bu emri en başta yalnız kendi şahsında yaşamıştır. Gelen emir budur. Rabbi, vahyini tebliğ görevini, bu emrin tam anlamıyla ifasından sonra ona vermiştir.
    Burada, gözden kaçmaması gereken bir husus daha vardır: Resul-i Ekrem (a.s.m.) ilâhî vahyi önce kendine, sonra ailesine, sonra yakın akrabasına ve kavmine, sonra tüm insanlara tebliğ etmiştir, doğru. Fakat, bir sonraki adımı attığında, öncekini terketmemiştir. Ailesini uyarmaya başladığında, kendi şahsî dünyasındaki iman tâlimini bırakmamıştır. Kavmine tebliğde bulunmaya başladığında, kendinin ve ailesinin o güne dek alageldiği imanî dersleri bir kenara atmamıştır. Bir sonraki görev, önceki görevlerin rağmına ifa edilmemiştir. Bir sonraki görev, öncekilere rağmen değil, öncekilerle birlikte gerçekleştirilmiştir.
    Nitekim, siyer kitapları, Resul-i Ekrem'in her gün bu sırra riayet ettiğini kaydederler. Peygamberin bir günü, hemen hemen eşit üç bölüme ayrılmıştır. Günün üçte biri, "gözü uyur, kalbi uyumaz" olduğu ânlar da dahil, şahsî ubudiyetine; üçte biri hanımları, çoluk–çocuğuyla birlikte yaşadığı ailevî ubudiyetine; kalan üçte bir ashâbıyla yaşadığı cemaatî ubudiyetine ayrılmıştır. Yani, tüm insanlığa hakikatı tebliğe memur kılınan Resul-i Ekrem, bunu yaparken en çok tesbihat yapan, Kur'ân'ı şahsı için en ziyade okuyan, ailesinin imanî talimiyle en yoğun bir şekilde meşgul olan insandır da. Bir görevi, bir diğer görevini perdelemiş değildir. Sonraki bir görev, öncekilerin ihmali pahasını gerçekleşmemiştir. Bilakis, "İlâhî! Beni bir an olsun nefsimle başbaşa bırakma" duası da, "Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olana andolsun ki" hitabı da asla dilinden eksik olmamıştır. Ne kendi kalb, ruh, akıl ve nefsine karşı imanî vazifesini unutmuştur; ne ailesine karşı imanî vazifeyi.*
    Hayatı, Resul-i Ekrem'in (a.s.m.), şahsı, ailesi ve sair insanlara karşı imanî görevini ne denli tutarlı ve dengeli bir şekilde ifa ettiğinin en birinci delilidir.
    İkinci delili ise, ailesi teşkil eder. Hanımlarıyla öylesi bir imanî bağ kurmuş, öylesi yoğun bir imanî beraberlik yaşamış, dünyasına gelen iman nurlarını onlarla öylesi bir yoğunlukla paylaşmıştır ki, meselâ Hz. Hatice ve Hz. Aişe (r.a.), meleklerin mertebece en yükseği olan Cebrail'in (a.s.) kendilerine selam verdiği insanlar makamına çıkmışlardır. Çocuklarıyla öylesi bir imanî terbiye şuuruyla her daim meşgul olmuştur ki, kızı Fâtıma, Hz. Meryem'den sonra, cennet kadınlarının en büyüğü, mertebece en âlîsi olarak anılmıştır. Yine Fâtıma'nın (r.a.) ulaştığı marifetullah mertebesine hürmeten, o yanına geldiğinde, babası bile ayağa kalkmıştır.
    Keza, yanında büyüyen kuzeni Ali (r.a.), onun imanî terbiyesi sonunda, "Gayb perdesi açılsa, yakînim ziyadeleşmeyecek" diyebilen, imanı o derece yakîne ulaşmış bir insandır. 'İlim şehrinin kapısı'dır. 'Allah'ın aslanı'dır. Yine yanda bulunan azatlı kölesi Zeyd ile ellerinde büyüyen Üsame b. Zeyd (r.a.), i hakikatlerin önde gelen alemleri ve alemdarları olmuşlardır Resul-i Ekrem, ikisi de onun imanî talimine muhatap olmuş Fâtıma ile Ali'nin çocukları olan iki torunu, Hasan ve Hüseyin (r.a.) ile de öylesi bir imanî terbiye bağı kurmuştur ki, her iki torun, kıyamete kadar devam edecek olan, bin dört yüz yıldır ümmeti nurlandıran iki nuranî silsilenin başı olmuşlardır.
    Unutmayalım: Tüm bunlar, başka insanlara karşı tebliğ görevini ifa ederken ne kendini, ne ailesini unutmayan; kendine ve ailesine yönelik imanî dersleri asla geri bırakmayan bir Resul-i Ekrem'e (a.s.m.) nasip olmuştur.
    Önce kendine karşı nebî ve resuldür Resul-i Ekrem (a.s.m.). Sonra, kendisini unutmaksızın, bilakis kendisiyle birlikte, ailesine resuldür. Sonra, kendisini ve ailesini ihmal etmeksizin, tüm insanlığa resuldür.
    Tıpkı, ceddi İbrahim (a.s.) gibi..
    İbrahim aleyhisselâm da, en başta kendi dünyasında yoğun bir imanî tefekkür yaşamış; en başta kendi fıtratını Fâtır-ı Hakîm'in marifet ve huzuruna açmıştır. Sonra, Meryem sûresinde zikredilen o tatlı "Yâ ebetî" nidasıyla, "Babacığım. Ey babacığım!" hitabıyla, babasını imana çağırmıştır. Hanımını ve Hacer'i uyarmıştır. Ve, gerek kendisine, gerek ailesine karşı imanî sorumluluğunu asla geri bırakmamıştır. Bilakis, Kur'ân'da, kabulünün en muazzam delili Muhammed-i Arabî olan, ailesine dönük bir duayla anılır İbrahim (a.s.). Bu sorumluluk hissine, bu çabaya, bu duaya karşılık, iki evlâdı iki nuranî silsilenin başı olacaktır. Bir yanda, İsmail'le (a.s.) başlayan, Muhammed (a.s.m.) ve âliyle devam eden nuranî silsile; öte yanda, İshak, Yâkub, Yusuf, Musa, Hârun, Yûşa, Zekeriya, Yahya.. derken Hz. İsa'ya uzanan nuranî silsile...
    Bu sırdandır ki, ümmet, her namazın sonunda Resul-i Ekrem'e, âline ve ashâbına salât ve selâm ile bereket duası okur. Ve "Tıpkı İbrahim'e, âline ve ashâbına olduğu gibi" diye ekler.
    Hemen her salâvatın o, ailesi ve ashâbı sırasını taşıması; her selâmın aynı sırayla gönderilmesi, yine aynı nebevî sırdandır.
    Her salâvatta tekrar teyid ettiğimiz bu gerçek, bizim için de çok ciddi uyarılar taşır. Bize, eğer dikkat eder ve unutmazsak, kendi dünyamızda da aynı sırayı her daim yaşamamız gerektiğini hatırlatır. Hiçbir görev, kendi iç dünyamızdaki görevin; kendi kalb, ruh, akıl ve nefsimize karşı taşıdığımız imanî sorumluluğun engeli ve rakibi olmamalıdır öncelikle. Aynı şekilde, ailemize, çoluk-çocuğumuza karşı imanî sorumluluğumuzdan gaflete de gerekçe yapılmamalıdır.
    Bilakis, her şey, önce kendi dünyamızda imanî hakikatlerin yerleşmesiyle birlikte ilâhî emrin kendi kalbimizde hüküm ferma kılınmasıyla başlar. Ve bu görev, hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir aşamada atlanamaz, bırakılamaz. Aynı şekilde, hiçbir hizmet ve hiçbir vazife, ailemizi; çoluk-çocuğumuz ile kendi hanemizde imanı hüküm ferma kılma çabasını ihmalin mazereti değildir. Olmamalıdır.
    Nebîlerin verdiği ders bu iken, bilhassa Nebiyy-i Zîşan'ın (a.s.m.) verdiği ders bu iken, üstelik her salâvatta ve her namazın sonunda salât ve selâmlarda bu ders bir daha, bir kez daha hatırlatılırken, tüm bunları elimizin tersiyle itercesine öncelikle ve yalnız başkalarını irşada kalkışmak ne derece haklı, ne kadar tutarlıdır?
    Oysa, salâvatın bu sırrı, yaşadığımız onca keşmekeşin iksirini, onca sancının devasını olabildiğince berrak bir şekilde gösteriyor.
    Bize bu sırrı ders verenlere, sonsuz salât ve selamlar olsun.
    * İmanî vazife diyoruz. Çünkü, şu modern çağın medenî engizisyonu ile kavramlar o kadar daralmış ve sığlaşmış ki, 'vazife' deyince, sadece maddî mideye bakan, ve ailemizin de sadece maddî ihtiyaçlarına bakan hususlar akla geliyor. Onları aç bırakmamak, eve yiyecek götürmek, hanıma ve çocuklara elbise almak, ve ceplerine harçlık koymak yeterli sanılıyor. Yalnız bunları yaparak, 'vazifesini ifa etmiş bir insanın huzuru' ile dolaşabiliyoruz. Resulullah da ailesinin bu maddî ihtiyaçlarını karşılamıştır; ama yalnız bu ihtiyaçları değil. Ve bu ihtiyaçları da, imanî ölçülerden soyutlayarak karşılamış değildir. En başta onları hakikatı tanıma, bâtıldan uzak olma nimetiyle müşerref kılmış; maddî ihtiyaçlarını da, o rızık ve nimetleri gönderenin Rezzâk-ı Kerîm olduğunu her daim bildirerek karşılamıştır. Ki, onun attığı her adım, yaptığı her fiil, sofraya oturuşundan elbisesini giyişine kadar, imanî derslerle yüklüdür. Her fiilinde, bizi Rabbü'l-âlemîne yönelten bir vecih vardır. Bunun içindir ki, 'imanî vazife' diyoruz. Yoksa, imanî vazifeyi ihmal pahasına ve de imanî bir vecihten soyutlanmış biçimde yapılan hiçbir işle, 'vazife'mizi yapmış olamayız.


  4. 26.Mart.2007, 11:07
    2
    Administrator



    Salavâtın bir sırrı





    KUR'AN AYETLERİNİN NÜZUL sırasına baktığımızda, karşımıza manidar bir tablo çıkar. İlk âyetler doğrudan Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) şahsını hedef almaktadır. Evvelâ ve bizzat, ona emirler vermektedir. Ona, ubudiyetini; Rabbinin tüm âlemleri kuşatan küllî rububiyetine karşı nasıl bir ubudiyetle mukabele edeceğini bildirmektedir. Ancak Resul-i Ekrem'in (a.s.m.) bu noktada gösterdiği mutlak ve mükemmel teslimiyetten sonra, sıra 'sair insanları uyarma'ya gelir. Burada da bir sıra vardır. Aileni, yakın akrabanı uyar emri gelir öncelikle. Kavmini ve tüm insanları uyarma emri, aile ve akrabayı uyarmanın ardından gelir.
    Resul-i Ekrem'in hayatına bakıldığında, el-Emîn ünvanıyla anılan o eşsiz insanın, bu sıraya aynen uyduğu gözlenir. O, ilk vahiy geldiğinde ne ailesini, ne sair insanları 'yaratan Rabbinin ismiyle okuma'ya çağırmış; bu emri en başta yalnız kendi şahsında yaşamıştır. Gelen emir budur. Rabbi, vahyini tebliğ görevini, bu emrin tam anlamıyla ifasından sonra ona vermiştir.
    Burada, gözden kaçmaması gereken bir husus daha vardır: Resul-i Ekrem (a.s.m.) ilâhî vahyi önce kendine, sonra ailesine, sonra yakın akrabasına ve kavmine, sonra tüm insanlara tebliğ etmiştir, doğru. Fakat, bir sonraki adımı attığında, öncekini terketmemiştir. Ailesini uyarmaya başladığında, kendi şahsî dünyasındaki iman tâlimini bırakmamıştır. Kavmine tebliğde bulunmaya başladığında, kendinin ve ailesinin o güne dek alageldiği imanî dersleri bir kenara atmamıştır. Bir sonraki görev, önceki görevlerin rağmına ifa edilmemiştir. Bir sonraki görev, öncekilere rağmen değil, öncekilerle birlikte gerçekleştirilmiştir.
    Nitekim, siyer kitapları, Resul-i Ekrem'in her gün bu sırra riayet ettiğini kaydederler. Peygamberin bir günü, hemen hemen eşit üç bölüme ayrılmıştır. Günün üçte biri, "gözü uyur, kalbi uyumaz" olduğu ânlar da dahil, şahsî ubudiyetine; üçte biri hanımları, çoluk–çocuğuyla birlikte yaşadığı ailevî ubudiyetine; kalan üçte bir ashâbıyla yaşadığı cemaatî ubudiyetine ayrılmıştır. Yani, tüm insanlığa hakikatı tebliğe memur kılınan Resul-i Ekrem, bunu yaparken en çok tesbihat yapan, Kur'ân'ı şahsı için en ziyade okuyan, ailesinin imanî talimiyle en yoğun bir şekilde meşgul olan insandır da. Bir görevi, bir diğer görevini perdelemiş değildir. Sonraki bir görev, öncekilerin ihmali pahasını gerçekleşmemiştir. Bilakis, "İlâhî! Beni bir an olsun nefsimle başbaşa bırakma" duası da, "Muhammed'in nefsi yed-i kudretinde olana andolsun ki" hitabı da asla dilinden eksik olmamıştır. Ne kendi kalb, ruh, akıl ve nefsine karşı imanî vazifesini unutmuştur; ne ailesine karşı imanî vazifeyi.*
    Hayatı, Resul-i Ekrem'in (a.s.m.), şahsı, ailesi ve sair insanlara karşı imanî görevini ne denli tutarlı ve dengeli bir şekilde ifa ettiğinin en birinci delilidir.
    İkinci delili ise, ailesi teşkil eder. Hanımlarıyla öylesi bir imanî bağ kurmuş, öylesi yoğun bir imanî beraberlik yaşamış, dünyasına gelen iman nurlarını onlarla öylesi bir yoğunlukla paylaşmıştır ki, meselâ Hz. Hatice ve Hz. Aişe (r.a.), meleklerin mertebece en yükseği olan Cebrail'in (a.s.) kendilerine selam verdiği insanlar makamına çıkmışlardır. Çocuklarıyla öylesi bir imanî terbiye şuuruyla her daim meşgul olmuştur ki, kızı Fâtıma, Hz. Meryem'den sonra, cennet kadınlarının en büyüğü, mertebece en âlîsi olarak anılmıştır. Yine Fâtıma'nın (r.a.) ulaştığı marifetullah mertebesine hürmeten, o yanına geldiğinde, babası bile ayağa kalkmıştır.
    Keza, yanında büyüyen kuzeni Ali (r.a.), onun imanî terbiyesi sonunda, "Gayb perdesi açılsa, yakînim ziyadeleşmeyecek" diyebilen, imanı o derece yakîne ulaşmış bir insandır. 'İlim şehrinin kapısı'dır. 'Allah'ın aslanı'dır. Yine yanda bulunan azatlı kölesi Zeyd ile ellerinde büyüyen Üsame b. Zeyd (r.a.), i hakikatlerin önde gelen alemleri ve alemdarları olmuşlardır Resul-i Ekrem, ikisi de onun imanî talimine muhatap olmuş Fâtıma ile Ali'nin çocukları olan iki torunu, Hasan ve Hüseyin (r.a.) ile de öylesi bir imanî terbiye bağı kurmuştur ki, her iki torun, kıyamete kadar devam edecek olan, bin dört yüz yıldır ümmeti nurlandıran iki nuranî silsilenin başı olmuşlardır.
    Unutmayalım: Tüm bunlar, başka insanlara karşı tebliğ görevini ifa ederken ne kendini, ne ailesini unutmayan; kendine ve ailesine yönelik imanî dersleri asla geri bırakmayan bir Resul-i Ekrem'e (a.s.m.) nasip olmuştur.
    Önce kendine karşı nebî ve resuldür Resul-i Ekrem (a.s.m.). Sonra, kendisini unutmaksızın, bilakis kendisiyle birlikte, ailesine resuldür. Sonra, kendisini ve ailesini ihmal etmeksizin, tüm insanlığa resuldür.
    Tıpkı, ceddi İbrahim (a.s.) gibi..
    İbrahim aleyhisselâm da, en başta kendi dünyasında yoğun bir imanî tefekkür yaşamış; en başta kendi fıtratını Fâtır-ı Hakîm'in marifet ve huzuruna açmıştır. Sonra, Meryem sûresinde zikredilen o tatlı "Yâ ebetî" nidasıyla, "Babacığım. Ey babacığım!" hitabıyla, babasını imana çağırmıştır. Hanımını ve Hacer'i uyarmıştır. Ve, gerek kendisine, gerek ailesine karşı imanî sorumluluğunu asla geri bırakmamıştır. Bilakis, Kur'ân'da, kabulünün en muazzam delili Muhammed-i Arabî olan, ailesine dönük bir duayla anılır İbrahim (a.s.). Bu sorumluluk hissine, bu çabaya, bu duaya karşılık, iki evlâdı iki nuranî silsilenin başı olacaktır. Bir yanda, İsmail'le (a.s.) başlayan, Muhammed (a.s.m.) ve âliyle devam eden nuranî silsile; öte yanda, İshak, Yâkub, Yusuf, Musa, Hârun, Yûşa, Zekeriya, Yahya.. derken Hz. İsa'ya uzanan nuranî silsile...
    Bu sırdandır ki, ümmet, her namazın sonunda Resul-i Ekrem'e, âline ve ashâbına salât ve selâm ile bereket duası okur. Ve "Tıpkı İbrahim'e, âline ve ashâbına olduğu gibi" diye ekler.
    Hemen her salâvatın o, ailesi ve ashâbı sırasını taşıması; her selâmın aynı sırayla gönderilmesi, yine aynı nebevî sırdandır.
    Her salâvatta tekrar teyid ettiğimiz bu gerçek, bizim için de çok ciddi uyarılar taşır. Bize, eğer dikkat eder ve unutmazsak, kendi dünyamızda da aynı sırayı her daim yaşamamız gerektiğini hatırlatır. Hiçbir görev, kendi iç dünyamızdaki görevin; kendi kalb, ruh, akıl ve nefsimize karşı taşıdığımız imanî sorumluluğun engeli ve rakibi olmamalıdır öncelikle. Aynı şekilde, ailemize, çoluk-çocuğumuza karşı imanî sorumluluğumuzdan gaflete de gerekçe yapılmamalıdır.
    Bilakis, her şey, önce kendi dünyamızda imanî hakikatlerin yerleşmesiyle birlikte ilâhî emrin kendi kalbimizde hüküm ferma kılınmasıyla başlar. Ve bu görev, hiçbir zaman, hiçbir yerde, hiçbir aşamada atlanamaz, bırakılamaz. Aynı şekilde, hiçbir hizmet ve hiçbir vazife, ailemizi; çoluk-çocuğumuz ile kendi hanemizde imanı hüküm ferma kılma çabasını ihmalin mazereti değildir. Olmamalıdır.
    Nebîlerin verdiği ders bu iken, bilhassa Nebiyy-i Zîşan'ın (a.s.m.) verdiği ders bu iken, üstelik her salâvatta ve her namazın sonunda salât ve selâmlarda bu ders bir daha, bir kez daha hatırlatılırken, tüm bunları elimizin tersiyle itercesine öncelikle ve yalnız başkalarını irşada kalkışmak ne derece haklı, ne kadar tutarlıdır?
    Oysa, salâvatın bu sırrı, yaşadığımız onca keşmekeşin iksirini, onca sancının devasını olabildiğince berrak bir şekilde gösteriyor.
    Bize bu sırrı ders verenlere, sonsuz salât ve selamlar olsun.
    * İmanî vazife diyoruz. Çünkü, şu modern çağın medenî engizisyonu ile kavramlar o kadar daralmış ve sığlaşmış ki, 'vazife' deyince, sadece maddî mideye bakan, ve ailemizin de sadece maddî ihtiyaçlarına bakan hususlar akla geliyor. Onları aç bırakmamak, eve yiyecek götürmek, hanıma ve çocuklara elbise almak, ve ceplerine harçlık koymak yeterli sanılıyor. Yalnız bunları yaparak, 'vazifesini ifa etmiş bir insanın huzuru' ile dolaşabiliyoruz. Resulullah da ailesinin bu maddî ihtiyaçlarını karşılamıştır; ama yalnız bu ihtiyaçları değil. Ve bu ihtiyaçları da, imanî ölçülerden soyutlayarak karşılamış değildir. En başta onları hakikatı tanıma, bâtıldan uzak olma nimetiyle müşerref kılmış; maddî ihtiyaçlarını da, o rızık ve nimetleri gönderenin Rezzâk-ı Kerîm olduğunu her daim bildirerek karşılamıştır. Ki, onun attığı her adım, yaptığı her fiil, sofraya oturuşundan elbisesini giyişine kadar, imanî derslerle yüklüdür. Her fiilinde, bizi Rabbü'l-âlemîne yönelten bir vecih vardır. Bunun içindir ki, 'imanî vazife' diyoruz. Yoksa, imanî vazifeyi ihmal pahasına ve de imanî bir vecihten soyutlanmış biçimde yapılan hiçbir işle, 'vazife'mizi yapmış olamayız.

  5. 26.Mart.2007, 11:09
    3
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Salavat

    Peygamberimize salavat getirmek üzerine


    AHMED ŞAHİN


    Bilindiği üzere Efendimiz (sas) Hazretleri’nin adı anıldığında duyan her Müslüman’ın salavat getirmesi ihmal edilmez bir görevi, unutulmaz bir vefa borcudur.
    O kadar ki, O’nun irşadıyla var oluş hikmetini anlayan her Müslüman’ın üzerine bu salavatın ömründe bir keresi farz, sonrakileri vacip, tekrarlarda ise sünnet olduğu bildirilmiş, salavatın terki ise şefaatten mahrumiyete sebeptir, denmiştir.
    İyilik gördüğü kimselere iyilik etme minnettarlığı duyan, hatta bir kahvenin kırk yıl hatırını sayan insanlar, ebedi hayatını kurtarmaya vesile olan Resulüllah’a da (sas) elbette minnettarlık duyacak, adını duyunca büyük bir hürmet ve sevgiyle salavat getirecek, böylece gösterdiği bu bağlılıkla da şefaatine nail olacaktır.
    Nitekim Ahzab Suresi ayet 56’da Rabbimiz de salavat getirmeyi emretmektedir:
    –Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salat ve selam edin!.

    Bu ayetin emri gereği olarak ömürde bir defa salavat getirmek farz, sonraları her ilk duyuşta vacip, aynı yerde tekrarlanmalarda ise sünnet olduğu ifade edilmiştir. Anlaşılan odur ki, getirilen salat–ü selamdan hem Rabbimiz, hem de melekleri razı olmakta, ayrıca melekler salavat getirenlere de dua etmekteler. Hadis kitaplarında görüyoruz ki, Efendimizin (sas) Cennet’teki makamının yükselmesine sebep olan salavatı okuyan insana melekler, “Allah da senin makamını yükseltsin!” diye dua etmekte, öteki melekler de bu duaya amin demekteler. Salavat getiremeyene ise, “Allah da senin makamını yükseltmesin!” diye tepki göstermekte, öteki melekler de bu tepkiye amin diyerek iştirak etmekteler. Demek ki, Efendimizin (sas) adını duyunca salavat getirenler meleklerin hayır duasını alır, getirmeyenler ise bedduasına maruz kalırlar. Ayrıca, Peygamberimiz (sas) de, adını duyduğu halde salavat getirmeyen vefasız ümmetine kırılmakta, bunu da “burnu sürtülsün!” sitemiyle dile getirmektedir.
    Salavatın çeşidi sayılamayacak kadar çoktur. Bunların en meşhurları da namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuz, “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” ile “Sallallahü aleyhi vesellem” salavatlarıdır. Manaları şöyle özetlenebilir:
    –Rabbimizin rahmeti, meleklerinin istiğfarı ve bizim de selamımız Efendimiz Hazreti Muhammed ve ailesi üzerine olsun.
    Bu gibi salavatlar Efendimize has bir dua olduğundan O’na mahsus duayı Rabbimiz reddetmez.
    Bu niyetle bizler de özel dualarımıza redde uğramayan salavatla başlar, salavatla bitirirsek iki makbul dua arasına aldığımız duamızın kabul olacağını ümit ederiz.
    Okuma ve yazmalarda ise Efendimizin (sas) adı geçince açıkça:
    –“Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” yahut da “Sallallahü aleyhi ve sellem” demek en güzeli olduğu gibi, yazanların salavatın baş harfleriyle (asm) yahut da (sas) şeklinde işaretlemeleri de salavatı hatırlatmak demektir. Ancak yazıda bu gibi salavat getirme işaretleri çoğalınca okuyanlar bazen zorlanmakta ve maksadının aksine, hürmet için konan işaretler bazen hürmet zedelenmesine de sebep olmaktadır. Böyle bir hürmet eksilmesine sebep olmaktansa işaretleri azaltıp okuyanın irfanına bırakmakta isabet olsa gerektir.
    Efendimize getirilen salavat, günahının affına sebep denemez. Çünkü O’nun böyle bir durumu söz konusu değildir. Makamının yükselmesine vesiledir. O yüzden Efendimizin makamını kimse tahmin ve tespit edememektedir. Çünkü her saniye, iyiliğine sebep olduğu ümmetinden nehirler gibi salavat duaları akmakta, böylece yükselmenin hiç durmayıp kıyamete kadar da devam edeceği anlaşılmaktadır.
    Tarihi bir saygı örneği:
    Sultan Mahmud Gaznevi, Muhammed adındaki hizmetçisine her defasında çok sevdiği bu Muhammed adıyla hitap ettiği halde bir defa da babasının ismiyle hitap eder. Buna üzülen hizmetçi, neden çok sevdiği güzel ismiyle değil de babasının ismiyle çağırdığını sorunca Sultan’dan şu cevabı alır:
    –Ben her defa abdestli bulunuyor, o yüce ismi abdestle söylüyordum. Bu defa abdestim yok! O mübarek ismi abdestsiz ağzıma almaktan utandım!
    Mübarek ismi duyduğu halde gönlü kıpırdamayan salavat tembellerine ithaf olunur.


  6. 26.Mart.2007, 11:09
    3
    Administrator
    Peygamberimize salavat getirmek üzerine


    AHMED ŞAHİN


    Bilindiği üzere Efendimiz (sas) Hazretleri’nin adı anıldığında duyan her Müslüman’ın salavat getirmesi ihmal edilmez bir görevi, unutulmaz bir vefa borcudur.
    O kadar ki, O’nun irşadıyla var oluş hikmetini anlayan her Müslüman’ın üzerine bu salavatın ömründe bir keresi farz, sonrakileri vacip, tekrarlarda ise sünnet olduğu bildirilmiş, salavatın terki ise şefaatten mahrumiyete sebeptir, denmiştir.
    İyilik gördüğü kimselere iyilik etme minnettarlığı duyan, hatta bir kahvenin kırk yıl hatırını sayan insanlar, ebedi hayatını kurtarmaya vesile olan Resulüllah’a da (sas) elbette minnettarlık duyacak, adını duyunca büyük bir hürmet ve sevgiyle salavat getirecek, böylece gösterdiği bu bağlılıkla da şefaatine nail olacaktır.
    Nitekim Ahzab Suresi ayet 56’da Rabbimiz de salavat getirmeyi emretmektedir:
    –Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salat ederler. Ey iman edenler! Siz de O’na tam bir teslimiyetle salat ve selam edin!.

    Bu ayetin emri gereği olarak ömürde bir defa salavat getirmek farz, sonraları her ilk duyuşta vacip, aynı yerde tekrarlanmalarda ise sünnet olduğu ifade edilmiştir. Anlaşılan odur ki, getirilen salat–ü selamdan hem Rabbimiz, hem de melekleri razı olmakta, ayrıca melekler salavat getirenlere de dua etmekteler. Hadis kitaplarında görüyoruz ki, Efendimizin (sas) Cennet’teki makamının yükselmesine sebep olan salavatı okuyan insana melekler, “Allah da senin makamını yükseltsin!” diye dua etmekte, öteki melekler de bu duaya amin demekteler. Salavat getiremeyene ise, “Allah da senin makamını yükseltmesin!” diye tepki göstermekte, öteki melekler de bu tepkiye amin diyerek iştirak etmekteler. Demek ki, Efendimizin (sas) adını duyunca salavat getirenler meleklerin hayır duasını alır, getirmeyenler ise bedduasına maruz kalırlar. Ayrıca, Peygamberimiz (sas) de, adını duyduğu halde salavat getirmeyen vefasız ümmetine kırılmakta, bunu da “burnu sürtülsün!” sitemiyle dile getirmektedir.
    Salavatın çeşidi sayılamayacak kadar çoktur. Bunların en meşhurları da namazlarda tahiyyattan sonra okuduğumuz, “Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” ile “Sallallahü aleyhi vesellem” salavatlarıdır. Manaları şöyle özetlenebilir:
    –Rabbimizin rahmeti, meleklerinin istiğfarı ve bizim de selamımız Efendimiz Hazreti Muhammed ve ailesi üzerine olsun.
    Bu gibi salavatlar Efendimize has bir dua olduğundan O’na mahsus duayı Rabbimiz reddetmez.
    Bu niyetle bizler de özel dualarımıza redde uğramayan salavatla başlar, salavatla bitirirsek iki makbul dua arasına aldığımız duamızın kabul olacağını ümit ederiz.
    Okuma ve yazmalarda ise Efendimizin (sas) adı geçince açıkça:
    –“Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed” yahut da “Sallallahü aleyhi ve sellem” demek en güzeli olduğu gibi, yazanların salavatın baş harfleriyle (asm) yahut da (sas) şeklinde işaretlemeleri de salavatı hatırlatmak demektir. Ancak yazıda bu gibi salavat getirme işaretleri çoğalınca okuyanlar bazen zorlanmakta ve maksadının aksine, hürmet için konan işaretler bazen hürmet zedelenmesine de sebep olmaktadır. Böyle bir hürmet eksilmesine sebep olmaktansa işaretleri azaltıp okuyanın irfanına bırakmakta isabet olsa gerektir.
    Efendimize getirilen salavat, günahının affına sebep denemez. Çünkü O’nun böyle bir durumu söz konusu değildir. Makamının yükselmesine vesiledir. O yüzden Efendimizin makamını kimse tahmin ve tespit edememektedir. Çünkü her saniye, iyiliğine sebep olduğu ümmetinden nehirler gibi salavat duaları akmakta, böylece yükselmenin hiç durmayıp kıyamete kadar da devam edeceği anlaşılmaktadır.
    Tarihi bir saygı örneği:
    Sultan Mahmud Gaznevi, Muhammed adındaki hizmetçisine her defasında çok sevdiği bu Muhammed adıyla hitap ettiği halde bir defa da babasının ismiyle hitap eder. Buna üzülen hizmetçi, neden çok sevdiği güzel ismiyle değil de babasının ismiyle çağırdığını sorunca Sultan’dan şu cevabı alır:
    –Ben her defa abdestli bulunuyor, o yüce ismi abdestle söylüyordum. Bu defa abdestim yok! O mübarek ismi abdestsiz ağzıma almaktan utandım!
    Mübarek ismi duyduğu halde gönlü kıpırdamayan salavat tembellerine ithaf olunur.

  7. 26.Mart.2007, 11:10
    4
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: SALAVAT

    Salavat, oruçlu ağızlara daha çok yakışır FATMA TEMİZ


    Her fırsatta, Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalatü vesselam) salât ü selam getirmemiz O’na karşı vefamızın gereğidir. Bu, O’nu hem tebrik ettiğimizin, hem de O’nun şefaatini umduğumuzun ifadesidir.
    Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz.” (el-Ahzab, 33/56).
    Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her Müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her Müslüman hiç olmazsa en kısa şekilde, “Allâhümme salli alâ Muhammed” “Allâhım Muhammed’i rahmetinle tebrik et ve mübarek kıl” diye salât getirir.
    Namazlarda oturduğumuz zaman ‘ettahiyyâtü’ duasından sonra okuduğumuz “Allahumma Salli, Bârik...” duâları da, Hz. Peygamber’e salât getirmeyi ifâde eder. Hz. Peygamber’e salât getirmenin fazileti hakkında Resûlüllah şöyle buyurmuştur: Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder” (Tâc, Vı 145).
    Hz. Peygamber’in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salat getirilip getirilemeyeceğ i hususunda bazı alimler; bir yerde, Hz. Peygamber’in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, alimlerin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in adı her anıldığında salât getirilmesi gereklidir demiştir.
    Salâvata karşı hassas olmalıyız

    Resûlü Ekrem Efendimiz de, “Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın” buyurmuştur (Tâc, V, 145). Yine, imam Kurtubî hazretleri Ahzap Suresi 56’ncı ayetin tefsirinde “Rivayet olunduğuna göre” diyerek şöyle bir hadis zikretmektedir: Ashab-ı Kiram, Resûlullah’a (sas): “Ya Resulallah! Ahzab Süresi’nin, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder...” ifadeleri ile başlayan âyetinin manasını açıklar mısınız? diye sormuşlar. Hz. Peygamber (sas) buyurdu ki: “Bu sorduğunuz ilm-i meknûndur (Yani insanlara açıklanmamış bilgilerdendir) . Eğer bu konuda bana sormasaydınız, onu size açıklamazdım. Allah benim için iki melek vazifelendirdi. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirirse bu iki melek (ona), ‘Âllah seni bağışlasın’ diye dua ederler. Allah’ın (diğer) melekleri bu iki meleğin duasını pekiştirerek “amîn” derler, Allah da (bu duayı kabul eder)”. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek “Âllah seni bağışlamasın” diyerek beddua ederler. (Diğer) melekler de bu iki meleğin beddualarına “âmîn” derler. Allah da bu bedduayı kabul eder. (Kurtubî, el-Câmi’ Li Ahkâmil-Kur’an, XIV, 233).
    Salât, üç kısma ayrılır
    Salât, Allah’ın salâtı, meleklerin salâtı ve müminlerin salâtı olmak üzere üç kısma ayrılır:
    Allah’ın Peygamberi’ne salat etmesi: O’na rahmeti ve O’ndan hoşnut olması, O’na yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O’nun şanını artırması, O’nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, O’na ahiret mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.
    Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler Hz. Peygamber’i çok severler; O’na en yüce makamları vermesi, dininin ve şeriatının gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler, istiğfar ederler; O’na salat getirenlere Allah’ın rahmetini dilerler.
    Müminlerin salatı: O’na saygı ve tazimde bulunmaları, O’nunla ilgili duada bulunmalarıdır. Allah’tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanını artırmasını dilemek ve cennetteki Makam-ı Mahmud’u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona vermesini istemektir.


  8. 26.Mart.2007, 11:10
    4
    Administrator
    Salavat, oruçlu ağızlara daha çok yakışır FATMA TEMİZ


    Her fırsatta, Peygamber Efendimiz’e (aleyhissalatü vesselam) salât ü selam getirmemiz O’na karşı vefamızın gereğidir. Bu, O’nu hem tebrik ettiğimizin, hem de O’nun şefaatini umduğumuzun ifadesidir.
    Kur’ân-ı Kerim’de şöyle buyurulur: Allah ve O’nun melekleri Peygamber’e hep salât ederler. Ey mü’minler, siz de O’na salât (ve dua) ediniz ve samimiyetle selam veriniz.” (el-Ahzab, 33/56).
    Bu âyeti kerimeyle, Peygamberimize salât ve selamlarımızla hürmetlerimizi sunmak farzdır; her Müslüman için yerine getirilmesi gerekli bir görevdir. Her Müslüman hiç olmazsa en kısa şekilde, “Allâhümme salli alâ Muhammed” “Allâhım Muhammed’i rahmetinle tebrik et ve mübarek kıl” diye salât getirir.
    Namazlarda oturduğumuz zaman ‘ettahiyyâtü’ duasından sonra okuduğumuz “Allahumma Salli, Bârik...” duâları da, Hz. Peygamber’e salât getirmeyi ifâde eder. Hz. Peygamber’e salât getirmenin fazileti hakkında Resûlüllah şöyle buyurmuştur: Kim bana bir salât getirirse, Allah ona on salât (mağfiret) eder” (Tâc, Vı 145).
    Hz. Peygamber’in ismi her işitildiğinde veya anıldığında salat getirilip getirilemeyeceğ i hususunda bazı alimler; bir yerde, Hz. Peygamber’in adı ne kadar anılırsa anılsın bir defa salât edilmesi yeterlidir derken, alimlerin çoğunluğu ise, Hz. Peygamber’in adı her anıldığında salât getirilmesi gereklidir demiştir.
    Salâvata karşı hassas olmalıyız

    Resûlü Ekrem Efendimiz de, “Yanında benim adım anılıp da bana salât getirmeyen kişinin burnu sürtünsün, hakarete uğrasın” buyurmuştur (Tâc, V, 145). Yine, imam Kurtubî hazretleri Ahzap Suresi 56’ncı ayetin tefsirinde “Rivayet olunduğuna göre” diyerek şöyle bir hadis zikretmektedir: Ashab-ı Kiram, Resûlullah’a (sas): “Ya Resulallah! Ahzab Süresi’nin, “Şüphesiz Allah ve melekleri Peygamber’e salât eder...” ifadeleri ile başlayan âyetinin manasını açıklar mısınız? diye sormuşlar. Hz. Peygamber (sas) buyurdu ki: “Bu sorduğunuz ilm-i meknûndur (Yani insanlara açıklanmamış bilgilerdendir) . Eğer bu konuda bana sormasaydınız, onu size açıklamazdım. Allah benim için iki melek vazifelendirdi. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirirse bu iki melek (ona), ‘Âllah seni bağışlasın’ diye dua ederler. Allah’ın (diğer) melekleri bu iki meleğin duasını pekiştirerek “amîn” derler, Allah da (bu duayı kabul eder)”. Bir müminin yanında anıldığımda bana salat getirmezse bu iki melek “Âllah seni bağışlamasın” diyerek beddua ederler. (Diğer) melekler de bu iki meleğin beddualarına “âmîn” derler. Allah da bu bedduayı kabul eder. (Kurtubî, el-Câmi’ Li Ahkâmil-Kur’an, XIV, 233).
    Salât, üç kısma ayrılır
    Salât, Allah’ın salâtı, meleklerin salâtı ve müminlerin salâtı olmak üzere üç kısma ayrılır:
    Allah’ın Peygamberi’ne salat etmesi: O’na rahmeti ve O’ndan hoşnut olması, O’na yardım etmesi, tebliğ ettiği İslâm dinini yayarak O’nun şanını artırması, O’nun işlerini bereketli kılması, ismini yüceltmesi, O’na ahiret mükafatlarını vermesi ve getirilen salatı kabul etmesi anlamına gelir.
    Meleklerin salatı şu anlama gelir: Melekler Hz. Peygamber’i çok severler; O’na en yüce makamları vermesi, dininin ve şeriatının gelişmesi ve O’nu yüksek derecelere ulaştırması için Allah’a dua ederler, istiğfar ederler; O’na salat getirenlere Allah’ın rahmetini dilerler.
    Müminlerin salatı: O’na saygı ve tazimde bulunmaları, O’nunla ilgili duada bulunmalarıdır. Allah’tan, tebliğ ettiği dinin güçlenmesini, şanını artırmasını dilemek ve cennetteki Makam-ı Mahmud’u ve ümmetine şefaat etme hakkını ona vermesini istemektir.

  9. 26.Mart.2007, 11:11
    5
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Salavat

    AYETLERDE SALAVAT


    El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki;

    "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler.
    Ey iman edenler!
    Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na gönülden teslim olun."


  10. 26.Mart.2007, 11:11
    5
    Administrator
    AYETLERDE SALAVAT


    El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki;

    "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler.
    Ey iman edenler!
    Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na gönülden teslim olun."

  11. 26.Mart.2007, 11:12
    6
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: Salavat

    HADİSLERDE SALAVAT
    O'na nasıl dua edeceğiz?
    Abdullah b. Ebu Leyla:
    Bir kere Kaab b. Ucra benimle karşılaşınca şöyle dedi:
    Ey İbn Ebu Leyla! Peygamber'den işittiğim bir selat-u selamı sana hediye edeyim mi?
    (Bir gün) Allah Resulü (a.s.) yanımıza geldi.
    Bunun üzerine Ey Allah'ın Resulü! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik. Fakat sana nasıl dua edeceğiz? diye sorduk. O bize şöyle deyiniz buyurdu:

    "Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.
    Kema sallayte ala ali İbrahim. İnneke hamîdun mecîd.
    Allahümme barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.
    Kema barekte ala ali İbrahim. İnneke hamîdun mecîd."
    Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 614

    10 SALAVAT GETİREN Aleyhüsselatü Vesselam Efendimiz buyurdular ki:

    "Bir gün bana Cenab-ı Hakk'ın dört büyük meleği geldi. Bunlar Cebrail, Mikail, israfil ve Azrail aleyhisselam idiler. Cebrail Aleyhisselam bana dedi ki: Ya Resulullah ! Senin ümmetinden bir kimse size günde on defa selavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.
    Mikail aleyhisselam'da dedi ki: Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.
    İsrafil aleyhisselam dedi ki: Ya Resullullah o kulun affı için başımı secdeye koyarım Allahu Teala onu affetmedikce başımı secdeden kaldırmam.
    Azrail aleyhisselam da: Ya Nebiyallah sana günde on dafa selavat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim. dediler "
    Bunun üzerine Nebiler Nebisi Efendimiz :"Bu ne büyük Lütuf Ya Rabbi, Bu ne büyük ihsan Allah'ım buyurdu..



  12. 26.Mart.2007, 11:12
    6
    Administrator
    HADİSLERDE SALAVAT
    O'na nasıl dua edeceğiz?
    Abdullah b. Ebu Leyla:
    Bir kere Kaab b. Ucra benimle karşılaşınca şöyle dedi:
    Ey İbn Ebu Leyla! Peygamber'den işittiğim bir selat-u selamı sana hediye edeyim mi?
    (Bir gün) Allah Resulü (a.s.) yanımıza geldi.
    Bunun üzerine Ey Allah'ın Resulü! Sana nasıl selam vereceğimizi öğrendik. Fakat sana nasıl dua edeceğiz? diye sorduk. O bize şöyle deyiniz buyurdu:

    "Allahümme salli ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.
    Kema sallayte ala ali İbrahim. İnneke hamîdun mecîd.
    Allahümme barik ala Muhammedin ve ala ali Muhammed.
    Kema barekte ala ali İbrahim. İnneke hamîdun mecîd."
    Sahih-i Müslim'deki hadis numarası [Sadece Arapça]: 614

    10 SALAVAT GETİREN Aleyhüsselatü Vesselam Efendimiz buyurdular ki:

    "Bir gün bana Cenab-ı Hakk'ın dört büyük meleği geldi. Bunlar Cebrail, Mikail, israfil ve Azrail aleyhisselam idiler. Cebrail Aleyhisselam bana dedi ki: Ya Resulullah ! Senin ümmetinden bir kimse size günde on defa selavat ederse yarın kıyamet gününde ben onun elinden tutar, sıratı kuşlar gibi geçiririm.
    Mikail aleyhisselam'da dedi ki: Ben o kula senin kevser havuzundan kana kana içiririm.
    İsrafil aleyhisselam dedi ki: Ya Resullullah o kulun affı için başımı secdeye koyarım Allahu Teala onu affetmedikce başımı secdeden kaldırmam.
    Azrail aleyhisselam da: Ya Nebiyallah sana günde on dafa selavat edenin ruhunu Peygamberler gibi kabzederim. dediler "
    Bunun üzerine Nebiler Nebisi Efendimiz :"Bu ne büyük Lütuf Ya Rabbi, Bu ne büyük ihsan Allah'ım buyurdu..


  13. 26.Mart.2007, 11:14
    7
    mumsema
    Administrator

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 19.Ocak.2007
    Üye No: 1
    Mesaj Sayısı: 10,126
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: Türkiye

    --->: SALAVAT

    TUHFET-ÜS SALAVÂT
    Hüseyin İbn-i Aliyyül Kâşifî
    (40 Salavât-ı Şerife)


    El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki; "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler. Ey iman edenler! Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na gönülden teslim olun."
    Bu eser 40 salavât-ı şerifeden ibaret olan, Hüseyin İbn-i Aliyyül Kâşifi Hazretlerinin Tuhfet-üs Salavât isimli kitabının dilimize sâdeleştirilmiş şeklidir. Allah-ü Teâlâ kusurlarımızı mağfiret etsin,
    Tevfik Rabb'imizdendir.

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,
    Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin
    ve âlihi ve sahbihi ecmaîn.

    1. Kadı İyaz' ın Şifâ-i Şerif Kitabından, Zeydülhab (ra)' dan rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavatı okursa benim şefaatim ona vacib olur."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.

    2. İmam-ı Malik Hazretlerinin Muvattâ' sında, İmam Ahmed ibni Hambel Hazretlerinin Müsnedinde bulunan ve Ruveyfâ bini Sâbitil Ensâri (ra)' den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

    Allâhümme enzilhül mak'adel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.

    3. Ebu Hureyre (ra)' den rivayetle, Kadı İyaz' ın (rahimehullah) Şifâ-i Şerif Kitabından alınmıştır.

    Allâhümme salli alennebiyyil ümmiyyi ve ezvâcihî ümmühâtil mü'minîne ve zürriyyetihî ve ehli beytihî kemâ salleyte alâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

    4. Enes İbn-i Mâlik' ten rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim Cuma günleri bu şekilde salavat getirirse Hak Teâlâ onun seksen yıllık günahını affeder."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.

    5. Ezhar adlı kitapta Ebu Said-i Hudri (ra)' den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her fakir kimse sadaka verenlerin sevabı kadar sevab almak isterse bu vechile salavat versin."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve salli alel mü'minîne vel mü'minâti vel müslimîne vel müslimât.

    6. Ezhâr-ül Ehadis Kitabında, Enes İbni Mâlik (ra)' den rivayetle, Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Şu geçen kimsenin hergün kazandığı kadar hiç kimse amel edemez çünkü Cebrail (as) bana bildirdi ki, bu kimse hergün on defa şu salavâtı verir."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ emertenâ en nusalliye aleyh,
    Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi kemâ yenbeğî en yusalle aleyh,
    Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi biadedi men lem yusalli aleyh,
    Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ tuhibbü en yusalle aleyh.

    7. Ravzatul Ehbab kitabında, Ebubekir Sıddık (ra)' dan rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) sağ tarafına oturmuşlardı, bu esnada kapıdan birisi girdi ve Efendimiz bu zâtı benimle kendi arasına oturttu. Adam gittikten sonra buyurdu ki; "Bu kişi bana şu şekilde salavat verir, onun için ona ikrâm et."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ hüve ehlühû,
    Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ tuhibbü ve terdâ lehû.

    8. Ezhar adlı kitabdan alınmıştır. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Bir kimse bana günde yüz kere şu sûretle salavat verirse, inşallah ahirette Rabb'im önünde o kimseye şefaat eylerim."

    Allâhümme salli alâ rûhi Muhammedin fil ervâh,
    Ve salli alâ cesedi Muhammedin fil ecsâd,
    Ve salli alâ kabri Muhammedin fil kubûr.

    ÖNEMLİ NOT: Her kim Cuma gecesi (perşembe' yi Cuma' ya bağlıyan gece) bu ve bundan önceki (7. ve 8.) salavat-ı şerifeleri birlikte 70' şer defa okursa, inşallah Aleyhisselâtü Vesselâm Efenfimiz'i rüyasında görür.

    9. Hısni Hasin Kitabında Ebu Yali Musuli (ra)' den rivayet olunmuştur. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Bir kimse malının çok olmasını istiyorsa, bu suretle salavat okusun."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve alel mü'minîne vel mü'minât vel müslimîne vel müslimât.

    10. Şevâhidin Nübüvve Kitabında, Ebu Karsafe (ra)' dan rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim yatağına yatmadan önce Tebâreke Sûresini okuyup, daha sonra dört defa bu salavatı söylerse, Hak Teâlâ (cc) iki melek gönderip bana ismi ile birlikte arz ederler. Ben de ona selam ve rahmet dilerim."

    Allâhümme Rabbel hilli velharâm,
    Ve Rabbel beledil harâm,
    Ve Rabbel meş'aril harâm,
    Bikülli âyetin enzeltehâ fî şehr-i Ramazan,
    Belliğ rûha seyyidinâ Muhammedin, Minnî tahiyyeten ve selâmen.

    11. Riyâzül Ehadis adlı kitaptan alınmıştır. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Cennette bir ağaç vardır ve ismi Mahbube' dir. Ak meyvesi olur, nardan küçük elmadan büyük, sütten ak, baldan tatlı ve kaymaktan yumuşaktır. O meyveden ancak bu salavata devam edenler yer."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli seyyidinâ Muhammedin vesellim.

    12. Ezhar adlı kitaptan, İbni Ömer (ra)' den rivayetle: Bir gün Efendimizin huzurunda, bir devenin hırsızlığı sebebiyle iki kişi birbirinden davacı iken deve lisâna gelmiş ve gerçek sahibini söylemişti. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (sas) deve sahibine; "Sen ne okudun ki Medine' nin mahalleleri melekler ile doldu ve deve konuştu?", diye sordu. Bunun üzerine adam aşağıdaki salavat-ı şerifeyi okuduğunu söyledi. Peygamber Efendimiz (sas) de buyurdular ki; "Senin yarın, sıratı geçerken yüzün ayın ondördü gibi nurlu ola!."

    Allâhümme salli ve sellim alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min salâtike şey'ün,
    Ve bârik alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min berekâtike şey'ün,
    Verhaminnebiyye Muhammeden hattâ lâ yebkâ min rahmetike şey'ün.

    NOT: Ravzat-ül Ulemâ kitabı da bu salavatı nakletmiş fakat sonuna "Ve sellim alennebiyyü seyyidinâ Muhammedin hattâ lâ yebkâ min selâmike şey'ün" cümlesini eklemiştir.

    13. Şifâ-i Şerif Kitabından alınmıştır. Hz. Ali (krv) Efendimiz her ne zaman salavat-ı şerife okuyacak olsa önce şu ayet-i kerimeyi okur ve arkasından da aşağıdaki salavatı söylerdi.

    Bismillâhirrahmânirrahîm,
    "İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alennebiyyi; Yâ eyyühellezîne âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîme."

    Lebbeyk, Allâhümme ve se'adeyk salavâtullâhil berrir Rahîm, vel melâiketil mukarrabîn, vennebiyyin vessıddîkın veşşühedâi vessâlihîn.
    Vemâ sebbaha leke şey'ün Yâ Rabbel âlemîn.
    Alâ seyyidinâ Muhammed İbn-i Abdullah, Hatemennebiyyin ve Seyyidil mürselîn ve İmâmil müttekîn ve Resûl-i Rabbil âlemîn
    Eşşâhidil beşîriddâî ileyke bi iznike essirâcil münîr ve aleyhisselâm ve eimmeti ehli beytihî rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn.

    14. Riyâzil Müzekkirin kitabından alınmıştır. Hz. Ali (krv) Efendimiz buyurdular ki; "Her kimse günde on kere ve Cuma gününde yüz kere bu şekilde salavat verirse inşallah kıyamet gününde Efendimiz (sas) elinden tutar."

    Salavâtullâhi ve melâiketihî ve enbiyâihî ve rusülihi ve cemîi halkıhî alâ seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî ve aleyhisselâm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

    15. İbni Abbas (ra) buyurmuştur ki; "Bir kimse şu şekilde salavat verse, yetmiş melek onun sevabını yazar."

    Sallallâhü alâ seyyidinâ Muhammedin ve cezâhü annâ mâ hüve ehlühû.

    16. Ezhar adlı kitapta kaydedilmiştir ki; Bir kimse hergün üç kere bu salavatı söylerse Peygamber Efendimiz (sas)' in nübüvvet hakkını ödemiş olur ve Hak Teâlâ inşallah onun ahirette derecesini yükseltir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sellim ve eczihî annâ hayrel cezâi.

    17. İbni Abbas (ra) buyurmuşlardır ki; "Her kim bu şekilde salavat-ı şerife verirlerse, Efendimiz kendisine, ana, baba ve yakınlarına inşallah şefaatte bulunur."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve tekabbel şefâatehül kübrâ ve erfe'a derecetehül ulyâ ve âtihî sü'lehû fil âhireti vel ûlâ kemâ âteyte İbrâhîme ve Mûsâ.

    18. Ravzatül Ulemâ kitabından, İbni Mesud (ra)' den rivayetle. Buyurdular ki; "Siz salavat vermek istediğiniz zaman güzelce edin. Zirâ getirdiğiniz salavatı Efendimiz (sas) Hazretlerine arzederler. Şu şekilde ederseniz Efendimiz (sas) de size selam verir ve Hak Teâlâ' dan o kimsenin bağışlanmasını ister."

    Allâhümmec'al salavâtike ve berekâtike ve rahmetike ve re'fetike ve mehabbetike alâ seyyidil mürselîne ve imâmil müttekîn ve kâidil ğurril muhaccelîn ve hâteminnebiyyin seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike ve nebiyyike imâmilhayri ve kâidilhayri ve resûlirrahmeti.
    Allâhümmebashü makâmen Mahmûdan yağbituhû bihil evvelûne vel âhirûne.
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

    19. Şifa-i Şerif kitabından, Hasan Basri Hazretlerinden rivayetle. Buyurmuştur ki; "Her kim sevgili Peygamber Efendimizin havzından (Kevser Havuzu) içmek isterse, şu şekilde salavat versin."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve zürriyyetihî ve ehli beytihî ve ashârihi ve eşyâihî ve muhibbîhi ve ümmetihî ve aleynâ meahüm ecmaîn.

    20. Şifâüssakâm Kitabından, Ebulhayr Yahyâ-ü Muttalibi' den, O da Sinân-ı İsfehânî' den rivayet eder; "Resûl-i Ekrem (sas) Efendimizi rüyamda gördüm. Amcamoğlu İdris-i Şâfi' yi sordum. Buyurdular ki; "Hak Teâlâ Hazretlerinden onun için rica ettim, hesap olunmasın". Yâ Resûlallah, bu şerefe nasıl nâil oldu?, diye sordum. Efendimiz de; "O sağlığında şu şekilde salavat verirdi".
    Aynı şekilde İmam-i Şâfi Hazretlerini rüyasında gören İbrahim bini İsmail (rahimehullah) de Hz. Şâfi' nin aynı salavat-ı şerifeyi okuduğunu rivayet etmiştir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin küllemâ zekerehüzzâkirûne ve ğafele an zikrihil ğâfilûn.

    21. Şifâüssakâm kitabından: Birgün Şeyh Şibili (ks) Hazretleri, İmam-ı Ebubekir Ahmed İbni Mûsâ (rahimehullah)' ın yanına geldi. İmam Hazretleri ayağa kalkarak musafaha ettikten sonra onu iki kaşının arasından öptü. Ben taaccüp ettim, İmam hiç kimseye böyle ikramda bulunmamıştı ve buyurdular ki; "Ben rüyamda Peygamber Efendimizin (sas) de Şeyh Şibili' ye aynı şekilde davrandığını gördüm. Sebebini sorduğumda Efendimiz, onun her namazdan sonra Tevbe Sûresinin sonu olan "Lekad cêeküm Rasûlüm min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsün aleyküm bil mü'minîne Raûfur Rahîm. Fein tevellev fe kul; Hasbiyallâhü lâ ilâhe illâ hû, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül Arşil Azîm." ayetini okuduğunu ve ardından şu salavatı getirdiğini buyurdular."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mil es semâvâti vel arzı ve mil el arşil azîm.

    22. Riyâzül Müzekkirîn kitabından. Hallâd İbni Kesir' in vefatından sonra yastığının aldında "Hâzihî beraetün minessaid Hallad İbni Kesir" yazılı bir kağıt buldular. Sebebi sorulduğunda Hanımı dedi ki; "Her Cuma günü 1000 kere şu salavatı söyler ve Cehennemden kurtulmasına vesile olacağını umardı."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî vesellim.

    23. İhyâ-i Ulûm kitabında İmam Gazâli (ks) buyurmuşlardır ki; "Her kim yedi Cuma yedişer defa bu şekilde salavat verirse inşallah Efendimizin (sas) şefaatine nâil olur."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin salâten tekûnü leke rızâen ve lihakkıhî edâen ve e'atihil vesîlete vel fazîlete vel makâmel Mahmûdellezî veadtehû veczihi annâ efdale mâ câzeyte nebiyyen an ümmetihi ve salli alâ cemîi ihvânihî minen nebiyyîne vesssâlihîne, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.

    24. Salavât-ı Semâniye.
    Mücebâya mensub, sekiz kimse bulunmakta idi. İbrahim Ethem Hazretleri bunlarla Mescid-i Aksâ' da görüşmüş, "Bizim virdimiz bu salavat-i şerifedir" demişlerdir. İbrahim Ethem Hazretleri (ks)' den Şeyh Muhammed Hadravî Hazretleri nakletmiştir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ halakte,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ halakte,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede külli şey'in,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e külle şey'in,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahsâ kitâbüke,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ ahsâ kitâbüke,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahâta bihî ılmüke,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ ahâta bihî ılmüke.

    25. Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den nakledilmiştir. "Her kim, Peygamber Efendimize (sas) bu şekilde salavat verirse dünyadan imânla gider ve şefaate nâil olur."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mutlakı cevâdil îmân, fî meydânil ihsân ve mürsile riyâhil keremi ilâ ravzıl cinâni ve alâ âli Muhammedin vesellim.

    26. Bu salavat da Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den (ksa) nakledilmiştir. Eğer bir kimse şeytan vesvesesinden ve nefs-i hevâdan mutazarrır olursa okunması tavsiye edilmiştir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin müferrikı firekıl küfri vettuğyâni ve müşettiti buğâti cüyûşil karîni veşşeytâni ve alâ âli Muhammedin vesellim.

    27. Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den (ksa) nakledilmiştir. Bu salavat-ı şerifeyi gam ve kederden kurtulmak veya zâlim elinde ise kurtulmak için okumayı tavsiye etmişlerdir. (25, 26 ve 27. salavatlar için Hazreti Şeyh "Keşif âleminde Sakı arşda yazılmıştır" buyurmuşlardır)

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin sâhibil Ferki vel Furkân ve câmial vedkı ve menzilehû min semâil KUR'ÂN ve alâ âli Muhammedin vesellim.

    28. Şeyh ve mürşid-i kirâmdan Abdülvehhab Nisâbori' den rivayetle; Bir gün Şeyh Sâdettin Dimışkî (Şam) cezbe âleminde iken, müezzin Mukriî Kirtâbi' yi çağırdı. Buyurdu ki; "Rûhu akdesi risâlet Hazreti Seyyidil mürselîn Sultânullâhi fil arzin Salavâtullâhi ve selâmühû aleyhi ve âlihî ecmaîn Efendimiz, biraz evvel hâzır oldu. Salavattan şu 11 kelimeyi lütuf buyurdular, dilerim ki bu seher vaktinde güzel ve yüksek sesinle okuyasın. Tâ ki bunun bereketi, seher-î âşıkların hallerine yetişe". Daha sonra aşağıdaki salavat-ı şerifeyi tekrarladı (Bu salavâtın edâsı arz-ı hâcette mucib-i icâbettir, korkuları def eder. Faydası çok kimselerce görülmüştür).

    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî arasâtil Kıyâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin hîne tekûmussâatü vettâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten muhallasaten anil melâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten mübelleğaten ilesselâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten fâizaten alâ ehlil kirâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli hînin ve ân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli zamânın ve mekân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin bikülli lisânın ve cenân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ınde zuhûri külli hikmetin ve beyân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin sâhibil kitâbil azîzi ve hâmilil Fürkân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten câmiaten beyne kün ve kân,
    Ve Salli Alâ cemîi ihvânihî minennebiyyîne vessıddîkîne veşşühedâi vessâlihîne ehlel kıbleti vel amân vel kitâbi vel mîzân. Yâ HANNÂN, Yâ MENNÂN. Vağfirli ümmeti Muhammedin habîbike ve nebiyyike alleyhissalâtü vesselâm.
    Ve eskinhüm alel cinâni ve ahsin ileyhim yâ veliyyel ihsân ve edhilhüm, birahmetike firridâ verrıdvân, verrahmeti velğufrân ve eizhüm mineşşeytâni vennîrâni, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.



  14. 26.Mart.2007, 11:14
    7
    Administrator
    TUHFET-ÜS SALAVÂT
    Hüseyin İbn-i Aliyyül Kâşifî
    (40 Salavât-ı Şerife)


    El Ahzab Sûresi 56. ayet-i kerimede Allah-ü Teâlâ buyurmaktadır ki; "Gerçekten Allah ve melekleri Peygambere salât ederler, O' nu överler. Ey iman edenler! Siz de O'nu övün ve O'na salât ve selam edin, O' na gönülden teslim olun."
    Bu eser 40 salavât-ı şerifeden ibaret olan, Hüseyin İbn-i Aliyyül Kâşifi Hazretlerinin Tuhfet-üs Salavât isimli kitabının dilimize sâdeleştirilmiş şeklidir. Allah-ü Teâlâ kusurlarımızı mağfiret etsin,
    Tevfik Rabb'imizdendir.

    Bismillâhirrahmânirrahîm
    Elhamdülillâhi Rabbil Âlemîn,
    Vessalâtü vesselâmü alâ seyyidinâ Muhammedin
    ve âlihi ve sahbihi ecmaîn.

    1. Kadı İyaz' ın Şifâ-i Şerif Kitabından, Zeydülhab (ra)' dan rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim bu salavatı okursa benim şefaatim ona vacib olur."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin ve enzilhül münzelel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.

    2. İmam-ı Malik Hazretlerinin Muvattâ' sında, İmam Ahmed ibni Hambel Hazretlerinin Müsnedinde bulunan ve Ruveyfâ bini Sâbitil Ensâri (ra)' den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim bana salavat verirse sonunda bunu okusun."

    Allâhümme enzilhül mak'adel mukarrebe ındeke yevmel kıyâmeti.

    3. Ebu Hureyre (ra)' den rivayetle, Kadı İyaz' ın (rahimehullah) Şifâ-i Şerif Kitabından alınmıştır.

    Allâhümme salli alennebiyyil ümmiyyi ve ezvâcihî ümmühâtil mü'minîne ve zürriyyetihî ve ehli beytihî kemâ salleyte alâ İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

    4. Enes İbn-i Mâlik' ten rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Kim Cuma günleri bu şekilde salavat getirirse Hak Teâlâ onun seksen yıllık günahını affeder."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûliken nebiyyil ümmiyyi.

    5. Ezhar adlı kitapta Ebu Said-i Hudri (ra)' den rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her fakir kimse sadaka verenlerin sevabı kadar sevab almak isterse bu vechile salavat versin."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve salli alel mü'minîne vel mü'minâti vel müslimîne vel müslimât.

    6. Ezhâr-ül Ehadis Kitabında, Enes İbni Mâlik (ra)' den rivayetle, Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Şu geçen kimsenin hergün kazandığı kadar hiç kimse amel edemez çünkü Cebrail (as) bana bildirdi ki, bu kimse hergün on defa şu salavâtı verir."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ emertenâ en nusalliye aleyh,
    Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyil ümmiyyi kemâ yenbeğî en yusalle aleyh,
    Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi biadedi men lem yusalli aleyh,
    Ve salli alâ seyyidinâ Muhammedinin nebiyyi kemâ tuhibbü en yusalle aleyh.

    7. Ravzatul Ehbab kitabında, Ebubekir Sıddık (ra)' dan rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) sağ tarafına oturmuşlardı, bu esnada kapıdan birisi girdi ve Efendimiz bu zâtı benimle kendi arasına oturttu. Adam gittikten sonra buyurdu ki; "Bu kişi bana şu şekilde salavat verir, onun için ona ikrâm et."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ hüve ehlühû,
    Allâhümme salli alâ Muhammedin kemâ tuhibbü ve terdâ lehû.

    8. Ezhar adlı kitabdan alınmıştır. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Bir kimse bana günde yüz kere şu sûretle salavat verirse, inşallah ahirette Rabb'im önünde o kimseye şefaat eylerim."

    Allâhümme salli alâ rûhi Muhammedin fil ervâh,
    Ve salli alâ cesedi Muhammedin fil ecsâd,
    Ve salli alâ kabri Muhammedin fil kubûr.

    ÖNEMLİ NOT: Her kim Cuma gecesi (perşembe' yi Cuma' ya bağlıyan gece) bu ve bundan önceki (7. ve 8.) salavat-ı şerifeleri birlikte 70' şer defa okursa, inşallah Aleyhisselâtü Vesselâm Efenfimiz'i rüyasında görür.

    9. Hısni Hasin Kitabında Ebu Yali Musuli (ra)' den rivayet olunmuştur. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Bir kimse malının çok olmasını istiyorsa, bu suretle salavat okusun."

    Allâhümme salli alâ Muhammedin abdike ve resûlike ve alel mü'minîne vel mü'minât vel müslimîne vel müslimât.

    10. Şevâhidin Nübüvve Kitabında, Ebu Karsafe (ra)' dan rivayetle: Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Her kim yatağına yatmadan önce Tebâreke Sûresini okuyup, daha sonra dört defa bu salavatı söylerse, Hak Teâlâ (cc) iki melek gönderip bana ismi ile birlikte arz ederler. Ben de ona selam ve rahmet dilerim."

    Allâhümme Rabbel hilli velharâm,
    Ve Rabbel beledil harâm,
    Ve Rabbel meş'aril harâm,
    Bikülli âyetin enzeltehâ fî şehr-i Ramazan,
    Belliğ rûha seyyidinâ Muhammedin, Minnî tahiyyeten ve selâmen.

    11. Riyâzül Ehadis adlı kitaptan alınmıştır. Peygamber Efendimiz (sas) buyurdular ki; "Cennette bir ağaç vardır ve ismi Mahbube' dir. Ak meyvesi olur, nardan küçük elmadan büyük, sütten ak, baldan tatlı ve kaymaktan yumuşaktır. O meyveden ancak bu salavata devam edenler yer."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve ala âli seyyidinâ Muhammedin vesellim.

    12. Ezhar adlı kitaptan, İbni Ömer (ra)' den rivayetle: Bir gün Efendimizin huzurunda, bir devenin hırsızlığı sebebiyle iki kişi birbirinden davacı iken deve lisâna gelmiş ve gerçek sahibini söylemişti. Bunun üzerine Resûlullah Efendimiz (sas) deve sahibine; "Sen ne okudun ki Medine' nin mahalleleri melekler ile doldu ve deve konuştu?", diye sordu. Bunun üzerine adam aşağıdaki salavat-ı şerifeyi okuduğunu söyledi. Peygamber Efendimiz (sas) de buyurdular ki; "Senin yarın, sıratı geçerken yüzün ayın ondördü gibi nurlu ola!."

    Allâhümme salli ve sellim alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min salâtike şey'ün,
    Ve bârik alennebiyyin Muhammedin hattâ lâyebkâ min berekâtike şey'ün,
    Verhaminnebiyye Muhammeden hattâ lâ yebkâ min rahmetike şey'ün.

    NOT: Ravzat-ül Ulemâ kitabı da bu salavatı nakletmiş fakat sonuna "Ve sellim alennebiyyü seyyidinâ Muhammedin hattâ lâ yebkâ min selâmike şey'ün" cümlesini eklemiştir.

    13. Şifâ-i Şerif Kitabından alınmıştır. Hz. Ali (krv) Efendimiz her ne zaman salavat-ı şerife okuyacak olsa önce şu ayet-i kerimeyi okur ve arkasından da aşağıdaki salavatı söylerdi.

    Bismillâhirrahmânirrahîm,
    "İnnallâhe ve melâiketehû yüsallûne alennebiyyi; Yâ eyyühellezîne âmenû, sallû aleyhi ve sellimû teslîme."

    Lebbeyk, Allâhümme ve se'adeyk salavâtullâhil berrir Rahîm, vel melâiketil mukarrabîn, vennebiyyin vessıddîkın veşşühedâi vessâlihîn.
    Vemâ sebbaha leke şey'ün Yâ Rabbel âlemîn.
    Alâ seyyidinâ Muhammed İbn-i Abdullah, Hatemennebiyyin ve Seyyidil mürselîn ve İmâmil müttekîn ve Resûl-i Rabbil âlemîn
    Eşşâhidil beşîriddâî ileyke bi iznike essirâcil münîr ve aleyhisselâm ve eimmeti ehli beytihî rıdvânullâhi aleyhim ecmaîn.

    14. Riyâzil Müzekkirin kitabından alınmıştır. Hz. Ali (krv) Efendimiz buyurdular ki; "Her kimse günde on kere ve Cuma gününde yüz kere bu şekilde salavat verirse inşallah kıyamet gününde Efendimiz (sas) elinden tutar."

    Salavâtullâhi ve melâiketihî ve enbiyâihî ve rusülihi ve cemîi halkıhî alâ seyyidinâ Muhammed ve alâ âlihî ve aleyhisselâm ve rahmetullâhi ve berekâtühû.

    15. İbni Abbas (ra) buyurmuştur ki; "Bir kimse şu şekilde salavat verse, yetmiş melek onun sevabını yazar."

    Sallallâhü alâ seyyidinâ Muhammedin ve cezâhü annâ mâ hüve ehlühû.

    16. Ezhar adlı kitapta kaydedilmiştir ki; Bir kimse hergün üç kere bu salavatı söylerse Peygamber Efendimiz (sas)' in nübüvvet hakkını ödemiş olur ve Hak Teâlâ inşallah onun ahirette derecesini yükseltir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihî ve sellim ve eczihî annâ hayrel cezâi.

    17. İbni Abbas (ra) buyurmuşlardır ki; "Her kim bu şekilde salavat-ı şerife verirlerse, Efendimiz kendisine, ana, baba ve yakınlarına inşallah şefaatte bulunur."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve tekabbel şefâatehül kübrâ ve erfe'a derecetehül ulyâ ve âtihî sü'lehû fil âhireti vel ûlâ kemâ âteyte İbrâhîme ve Mûsâ.

    18. Ravzatül Ulemâ kitabından, İbni Mesud (ra)' den rivayetle. Buyurdular ki; "Siz salavat vermek istediğiniz zaman güzelce edin. Zirâ getirdiğiniz salavatı Efendimiz (sas) Hazretlerine arzederler. Şu şekilde ederseniz Efendimiz (sas) de size selam verir ve Hak Teâlâ' dan o kimsenin bağışlanmasını ister."

    Allâhümmec'al salavâtike ve berekâtike ve rahmetike ve re'fetike ve mehabbetike alâ seyyidil mürselîne ve imâmil müttekîn ve kâidil ğurril muhaccelîn ve hâteminnebiyyin seyyidinâ Muhammedin abdike ve resûlike ve nebiyyike imâmilhayri ve kâidilhayri ve resûlirrahmeti.
    Allâhümmebashü makâmen Mahmûdan yağbituhû bihil evvelûne vel âhirûne.
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin kemâ salleyte alâ İbrâhîme ve alâ âli İbrâhîme inneke hamîdün mecîd.

    19. Şifa-i Şerif kitabından, Hasan Basri Hazretlerinden rivayetle. Buyurmuştur ki; "Her kim sevgili Peygamber Efendimizin havzından (Kevser Havuzu) içmek isterse, şu şekilde salavat versin."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âlihî ve eshâbihî ve evlâdihî ve ezvâcihî ve zürriyyetihî ve ehli beytihî ve ashârihi ve eşyâihî ve muhibbîhi ve ümmetihî ve aleynâ meahüm ecmaîn.

    20. Şifâüssakâm Kitabından, Ebulhayr Yahyâ-ü Muttalibi' den, O da Sinân-ı İsfehânî' den rivayet eder; "Resûl-i Ekrem (sas) Efendimizi rüyamda gördüm. Amcamoğlu İdris-i Şâfi' yi sordum. Buyurdular ki; "Hak Teâlâ Hazretlerinden onun için rica ettim, hesap olunmasın". Yâ Resûlallah, bu şerefe nasıl nâil oldu?, diye sordum. Efendimiz de; "O sağlığında şu şekilde salavat verirdi".
    Aynı şekilde İmam-i Şâfi Hazretlerini rüyasında gören İbrahim bini İsmail (rahimehullah) de Hz. Şâfi' nin aynı salavat-ı şerifeyi okuduğunu rivayet etmiştir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin küllemâ zekerehüzzâkirûne ve ğafele an zikrihil ğâfilûn.

    21. Şifâüssakâm kitabından: Birgün Şeyh Şibili (ks) Hazretleri, İmam-ı Ebubekir Ahmed İbni Mûsâ (rahimehullah)' ın yanına geldi. İmam Hazretleri ayağa kalkarak musafaha ettikten sonra onu iki kaşının arasından öptü. Ben taaccüp ettim, İmam hiç kimseye böyle ikramda bulunmamıştı ve buyurdular ki; "Ben rüyamda Peygamber Efendimizin (sas) de Şeyh Şibili' ye aynı şekilde davrandığını gördüm. Sebebini sorduğumda Efendimiz, onun her namazdan sonra Tevbe Sûresinin sonu olan "Lekad cêeküm Rasûlüm min enfüsiküm azîzün aleyhi mâ anittüm harîsün aleyküm bil mü'minîne Raûfur Rahîm. Fein tevellev fe kul; Hasbiyallâhü lâ ilâhe illâ hû, aleyhi tevekkeltü ve hüve Rabbül Arşil Azîm." ayetini okuduğunu ve ardından şu salavatı getirdiğini buyurdular."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mil es semâvâti vel arzı ve mil el arşil azîm.

    22. Riyâzül Müzekkirîn kitabından. Hallâd İbni Kesir' in vefatından sonra yastığının aldında "Hâzihî beraetün minessaid Hallad İbni Kesir" yazılı bir kağıt buldular. Sebebi sorulduğunda Hanımı dedi ki; "Her Cuma günü 1000 kere şu salavatı söyler ve Cehennemden kurtulmasına vesile olacağını umardı."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin nebiyyil ümmiyyi ve alâ âlihî vesellim.

    23. İhyâ-i Ulûm kitabında İmam Gazâli (ks) buyurmuşlardır ki; "Her kim yedi Cuma yedişer defa bu şekilde salavat verirse inşallah Efendimizin (sas) şefaatine nâil olur."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve alâ âli seyyidinâ Muhammedin salâten tekûnü leke rızâen ve lihakkıhî edâen ve e'atihil vesîlete vel fazîlete vel makâmel Mahmûdellezî veadtehû veczihi annâ efdale mâ câzeyte nebiyyen an ümmetihi ve salli alâ cemîi ihvânihî minen nebiyyîne vesssâlihîne, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.

    24. Salavât-ı Semâniye.
    Mücebâya mensub, sekiz kimse bulunmakta idi. İbrahim Ethem Hazretleri bunlarla Mescid-i Aksâ' da görüşmüş, "Bizim virdimiz bu salavat-i şerifedir" demişlerdir. İbrahim Ethem Hazretleri (ks)' den Şeyh Muhammed Hadravî Hazretleri nakletmiştir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ halakte,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ halakte,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede külli şey'in,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e külle şey'in,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahsâ kitâbüke,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ ahsâ kitâbüke,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi adede mâ ahâta bihî ılmüke,
    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin ve âlihi mil'e mâ ahâta bihî ılmüke.

    25. Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den nakledilmiştir. "Her kim, Peygamber Efendimize (sas) bu şekilde salavat verirse dünyadan imânla gider ve şefaate nâil olur."

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin mutlakı cevâdil îmân, fî meydânil ihsân ve mürsile riyâhil keremi ilâ ravzıl cinâni ve alâ âli Muhammedin vesellim.

    26. Bu salavat da Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den (ksa) nakledilmiştir. Eğer bir kimse şeytan vesvesesinden ve nefs-i hevâdan mutazarrır olursa okunması tavsiye edilmiştir.

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin müferrikı firekıl küfri vettuğyâni ve müşettiti buğâti cüyûşil karîni veşşeytâni ve alâ âli Muhammedin vesellim.

    27. Şeyh-ül Meşâyih Şeyh Sâdettin Hamevî' den (ksa) nakledilmiştir. Bu salavat-ı şerifeyi gam ve kederden kurtulmak veya zâlim elinde ise kurtulmak için okumayı tavsiye etmişlerdir. (25, 26 ve 27. salavatlar için Hazreti Şeyh "Keşif âleminde Sakı arşda yazılmıştır" buyurmuşlardır)

    Allâhümme salli alâ seyyidinâ Muhammedin sâhibil Ferki vel Furkân ve câmial vedkı ve menzilehû min semâil KUR'ÂN ve alâ âli Muhammedin vesellim.

    28. Şeyh ve mürşid-i kirâmdan Abdülvehhab Nisâbori' den rivayetle; Bir gün Şeyh Sâdettin Dimışkî (Şam) cezbe âleminde iken, müezzin Mukriî Kirtâbi' yi çağırdı. Buyurdu ki; "Rûhu akdesi risâlet Hazreti Seyyidil mürselîn Sultânullâhi fil arzin Salavâtullâhi ve selâmühû aleyhi ve âlihî ecmaîn Efendimiz, biraz evvel hâzır oldu. Salavattan şu 11 kelimeyi lütuf buyurdular, dilerim ki bu seher vaktinde güzel ve yüksek sesinle okuyasın. Tâ ki bunun bereketi, seher-î âşıkların hallerine yetişe". Daha sonra aşağıdaki salavat-ı şerifeyi tekrarladı (Bu salavâtın edâsı arz-ı hâcette mucib-i icâbettir, korkuları def eder. Faydası çok kimselerce görülmüştür).

    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî arasâtil Kıyâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin hîne tekûmussâatü vettâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten muhallasaten anil melâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten mübelleğaten ilesselâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten fâizaten alâ ehlil kirâmeh,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli hînin ve ân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin fî külli zamânın ve mekân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin bikülli lisânın ve cenân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin ınde zuhûri külli hikmetin ve beyân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin sâhibil kitâbil azîzi ve hâmilil Fürkân,
    Allâhümme Salli Alâ Seyyidinâ Muhammedin salâten câmiaten beyne kün ve kân,
    Ve Salli Alâ cemîi ihvânihî minennebiyyîne vessıddîkîne veşşühedâi vessâlihîne ehlel kıbleti vel amân vel kitâbi vel mîzân. Yâ HANNÂN, Yâ MENNÂN. Vağfirli ümmeti Muhammedin habîbike ve nebiyyike alleyhissalâtü vesselâm.
    Ve eskinhüm alel cinâni ve ahsin ileyhim yâ veliyyel ihsân ve edhilhüm, birahmetike firridâ verrıdvân, verrahmeti velğufrân ve eizhüm mineşşeytâni vennîrâni, birahmetike yâ ERHAMERRÂHİMÎN.


  15. 15.Mart.2008, 01:05
    8
    suara
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 770
    Mesaj Sayısı: 1,528
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 19
    Yaş: 43

    --->: Salavat

    Allah azi olsun hocam zamanlama cok guzel tamda ihtiyacim oldugu zamanda emeginize saglik


  16. 15.Mart.2008, 01:05
    8
    Devamlı Üye
    Allah azi olsun hocam zamanlama cok guzel tamda ihtiyacim oldugu zamanda emeginize saglik

  17. 18.Ağustos.2008, 14:24
    9
    cananevirgen
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Nisan.2008
    Üye No: 17912
    Mesaj Sayısı: 179
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Salavat

    Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed


  18. 18.Ağustos.2008, 14:24
    9
    cananevirgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Allahumme salli ala seyyidina Muhammedin ve ala ali seyyidina Muhammed

  19. 12.Aralık.2008, 12:43
    10
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,990
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 339
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    --->: Salavat

    SALAVÂT
    Hz. Peygamber için okunan ve Allah'ın rahmet ve selamının O'nun üzerine olması dileğini dile getiren dualara denir. Salavât, salât kelimesinin çoğuludur ve genellikle "Allahümme salli..." diye başlar. Kur'ân'da "Allah ve melekleri şüphesiz Peygambere salat ediyorlar. (O halde) ey îmân etmiş olanlar, siz de onu kutsayın (salavât getirin) ve tam bir teslimiyetle selâm verin (kendinizi O'nun rehberliğine teslim edin" (Ahzâb, 33/56.) buyrulmaktadır. (M.C.)


  20. 12.Aralık.2008, 12:43
    10
    Moderatör
    SALAVÂT
    Hz. Peygamber için okunan ve Allah'ın rahmet ve selamının O'nun üzerine olması dileğini dile getiren dualara denir. Salavât, salât kelimesinin çoğuludur ve genellikle "Allahümme salli..." diye başlar. Kur'ân'da "Allah ve melekleri şüphesiz Peygambere salat ediyorlar. (O halde) ey îmân etmiş olanlar, siz de onu kutsayın (salavât getirin) ve tam bir teslimiyetle selâm verin (kendinizi O'nun rehberliğine teslim edin" (Ahzâb, 33/56.) buyrulmaktadır. (M.C.)

  21. 12.Aralık.2008, 23:07
    11
    asmina
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ağustos.2008
    Üye No: 29280
    Mesaj Sayısı: 20
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1
    Bulunduğu yer: İstanbul

    --->: Salavat

    Allah razı olsun hepinizden ne güzel bilgiler vermişsiniz. Toplumca okuma özürlüyüz maalesef en azından böyle faydalı sitelerde bunları okuma fırsatı bulabiliyoruz. Ben zaten bir takıldımmı dünyayla irtibatım kesiliyor.
    Bu yazıyı okuduktan ve salavatın önemine bir kez daha şahit olduktan sonra bir acizane önerim oalcaktı. Önümüzdeki mevlit kandiline kadar(8 Mart 2009) salavat yarışına girsek nasıl olur. Herkes okuyabileceği salavat sayısını bu formda bildirse yada biz bir hedef belirlesek ve herkes üzerine aldığı salavatı okusa Güzeller Güzeli Efendimize minnacııck bir hediye olarak sunsak nasıl olur acaba? Eğer bu önerim kabul görürse ben kendi adıma 30 000 salavat yazdırırm (daha fazla almak isterdim ama çalışıyorum). Buarada eğer bu sitede böyle bir şey başaltılmış vede ben gözden kaçırmışsam özür dilerim) Salavat rekoru diye bir başlık vardı ama benim dediğim o şekil değil.

    Selam ve dua ile


  22. 12.Aralık.2008, 23:07
    11
    asmina - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    Allah razı olsun hepinizden ne güzel bilgiler vermişsiniz. Toplumca okuma özürlüyüz maalesef en azından böyle faydalı sitelerde bunları okuma fırsatı bulabiliyoruz. Ben zaten bir takıldımmı dünyayla irtibatım kesiliyor.
    Bu yazıyı okuduktan ve salavatın önemine bir kez daha şahit olduktan sonra bir acizane önerim oalcaktı. Önümüzdeki mevlit kandiline kadar(8 Mart 2009) salavat yarışına girsek nasıl olur. Herkes okuyabileceği salavat sayısını bu formda bildirse yada biz bir hedef belirlesek ve herkes üzerine aldığı salavatı okusa Güzeller Güzeli Efendimize minnacııck bir hediye olarak sunsak nasıl olur acaba? Eğer bu önerim kabul görürse ben kendi adıma 30 000 salavat yazdırırm (daha fazla almak isterdim ama çalışıyorum). Buarada eğer bu sitede böyle bir şey başaltılmış vede ben gözden kaçırmışsam özür dilerim) Salavat rekoru diye bir başlık vardı ama benim dediğim o şekil değil.

    Selam ve dua ile

  23. 15.Aralık.2008, 10:13
    12
    cananevirgen
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 22.Nisan.2008
    Üye No: 17912
    Mesaj Sayısı: 179
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 4

    --->: Salavat

    "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd."


  24. 15.Aralık.2008, 10:13
    12
    cananevirgen - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Devamlı Üye
    "Allâhümme salli alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ salleyte alâ âl-i ibrahim ve bârik alâ Muhammedin ve alâ âl-i Muhammed, kemâ bârekte alâ âl-i İbrahim, inneke hamîdun mecîd."




+ Yorum Gönder
Git 12 Son