Konusunu Oylayın.: Kul hakkı nedir? İslamda kul hakkının önemi

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Kul hakkı nedir? İslamda kul hakkının önemi
  1. 06.Nisan.2014, 19:58
    1
    Misafir

    Kul hakkı nedir? İslamda kul hakkının önemi






    Kul hakkı nedir? İslamda kul hakkının önemi Mumsema Kul hakkı nedir? islamda kul hakkının önemi hakkında bilgiler verir misiniz ?


  2. 06.Nisan.2014, 19:58
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 06.Nisan.2014, 20:09
    2
    imam
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Ağustos.2007
    Üye No: 2034
    Mesaj Sayısı: 7,512
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: minallah-ilelllah

    Cevap: Kul hakkı nedir? İslamda kul hakkının önemi




    İslamda Kul Hakkı İle İlgili Kısa Yazı

    İslam'ın üzerine inşa edildiği en önemli temellerden biri de Hak prensibidir. Hak kavramı genellikle, bir bölüşüm ve paylaşım söz konusu olduğunda daha öne çıkar. İnsan ise, yaratılışı gereği toplu yaşamak ve ihtiyacı olan bir çok şeyi başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Bu paylaşım da bir takım hak ve yükümlülüklere özen göstermeyi gerekli kılar.
    Bunun için yüce dinimiz İslam; Allah -insan, insan-insan ve insanla-diğer varlıklar arasındaki ilişkileri hak esası üzerine inşa etmiştir. Özellikle, insan hakkını dokunulmaz kabul etmiş ve bu hakkın ihlaline karşı birçok maddi ve manevi müeyyide getirmiştir. Bu sebepledir ki, hak denilince öncelikle kul ve kamu hakları anlaşılmış ve bu haklar hak sahibiyle helalleşilmediği sürece Ahirette Allahu Tealanın affetmediği yegâne suçlar kabul edilmiştir.
    Kur'an-ı Kerimde bu konuya işaretle şöyle buyrulur: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları, hakimlere -idarecilere- (rüşvet olarak) vermeyin." (1). "Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaretin dışında mallarınızı (haksız ve haram) yollarla aranızda (alıp vererek) yemeyin. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir." (2).
    Bu ayetlerde özellikle "başkasının malı" ifadesi yerine "mallarınızı" denmek suretiyle, "milli servete" dikkat çekilmiştir. Bir kişiyi ilgilendiren ferdi haktan hareketle bütün toplumu ilgilendiren ve atalarımız tarafından "tüyü bitmemiş yetim hakkı" olarak ifade edilen toplumsal hakkın önemine dikkat çekilmiştir. Zira tecrübeler göstermiştir ki, mali haksızlıklardan özellikle hırsızlık,
    aldatma, rüşvet, adam kayırma gibi davranışların getirdiği felaketler; bütün toplumun fesadına sebep olmaktadır.


    Peygamber efendimiz (SAV), gerçek iflas edeni açıklamak için arkadaşlarına bir
    gün şu soruyu sorar: "Müflis kimdir biliyor musunuz? Sahabe-i kiram dediler ki: Bizce
    müflis parası ve malı olmayandır.
    Peygamber efendimiz: Ümmetimden gerçek müflis o kimsedir ki, kıyamet günü
    Namazla, oruçla, zekatla gelir. Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna bu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri, verilmesi gerekenlere yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin hatalarından alınır ve ona verilir. Böylece sevapları bitmiş, günahları ise artmış olur. Neticede bu kişi, iflas etmiş olarak cehenneme sürülür."(3)


    Bilhassa devlet malında, yetimin, yoksulun, genç-yaşlı herkesin, hatta doğacak çocukların bile hakkı vardır. Allah'a ve ahiret gününe inanan, Peygamber efendimizin ümmeti olan hiçbir mümin, kişi veya kamuya ait hiçbir hak ve mala haksız yere el uzatamaz ve helal sayamaz.
    O halde, geleceğinde asla şüphe olmayan ve hiçbir ayrıcalığın söz konusu olmayacağı, zerre kadar da olsa, her şeyin ortaya konup hesabının görüleceği o çetin günde; Yüce Allah'ın huzurunda iflas edenlerden olmamak için, herkesin hak ve hukukuna riayet edelim. Haksız kazanca asla el uzatmayalım. Rızkımızı helal yollardan kazanma gayret ve çabası içerisinde olalım. Haklarını bilerek veya bilmeyerek ihlal ettiğimiz kimselere, haklarım iade edip onlarla helalleşelim ki, Yüce Rabbimizin davet ettiği cennete huzurla girelim.
    Sıdık ÇIRALIOĞLU


  4. 06.Nisan.2014, 20:09
    2
    Üye



    İslamda Kul Hakkı İle İlgili Kısa Yazı

    İslam'ın üzerine inşa edildiği en önemli temellerden biri de Hak prensibidir. Hak kavramı genellikle, bir bölüşüm ve paylaşım söz konusu olduğunda daha öne çıkar. İnsan ise, yaratılışı gereği toplu yaşamak ve ihtiyacı olan bir çok şeyi başkalarıyla paylaşmak zorundadır. Bu paylaşım da bir takım hak ve yükümlülüklere özen göstermeyi gerekli kılar.
    Bunun için yüce dinimiz İslam; Allah -insan, insan-insan ve insanla-diğer varlıklar arasındaki ilişkileri hak esası üzerine inşa etmiştir. Özellikle, insan hakkını dokunulmaz kabul etmiş ve bu hakkın ihlaline karşı birçok maddi ve manevi müeyyide getirmiştir. Bu sebepledir ki, hak denilince öncelikle kul ve kamu hakları anlaşılmış ve bu haklar hak sahibiyle helalleşilmediği sürece Ahirette Allahu Tealanın affetmediği yegâne suçlar kabul edilmiştir.
    Kur'an-ı Kerimde bu konuya işaretle şöyle buyrulur: "Aranızda birbirinizin mallarını haksız yere yemeyin. İnsanların mallarından bir kısmını bile bile günaha girerek yemek için onları, hakimlere -idarecilere- (rüşvet olarak) vermeyin." (1). "Ey iman edenler! Karşılıklı rızaya dayanan ticaretin dışında mallarınızı (haksız ve haram) yollarla aranızda (alıp vererek) yemeyin. Kendinizi helak etmeyin. Şüphesiz Allah, size karşı çok merhametlidir." (2).
    Bu ayetlerde özellikle "başkasının malı" ifadesi yerine "mallarınızı" denmek suretiyle, "milli servete" dikkat çekilmiştir. Bir kişiyi ilgilendiren ferdi haktan hareketle bütün toplumu ilgilendiren ve atalarımız tarafından "tüyü bitmemiş yetim hakkı" olarak ifade edilen toplumsal hakkın önemine dikkat çekilmiştir. Zira tecrübeler göstermiştir ki, mali haksızlıklardan özellikle hırsızlık,
    aldatma, rüşvet, adam kayırma gibi davranışların getirdiği felaketler; bütün toplumun fesadına sebep olmaktadır.


    Peygamber efendimiz (SAV), gerçek iflas edeni açıklamak için arkadaşlarına bir
    gün şu soruyu sorar: "Müflis kimdir biliyor musunuz? Sahabe-i kiram dediler ki: Bizce
    müflis parası ve malı olmayandır.
    Peygamber efendimiz: Ümmetimden gerçek müflis o kimsedir ki, kıyamet günü
    Namazla, oruçla, zekatla gelir. Şuna sövmüş, buna iftira etmiş, bunun malını yemiş, şunun kanını dökmüştür. Buna şu iyiliğinden, şuna bu iyiliğinden verilir. Eğer iyilikleri, verilmesi gerekenlere yetmeden tükenirse, borçlu olduğu kimselerin hatalarından alınır ve ona verilir. Böylece sevapları bitmiş, günahları ise artmış olur. Neticede bu kişi, iflas etmiş olarak cehenneme sürülür."(3)


    Bilhassa devlet malında, yetimin, yoksulun, genç-yaşlı herkesin, hatta doğacak çocukların bile hakkı vardır. Allah'a ve ahiret gününe inanan, Peygamber efendimizin ümmeti olan hiçbir mümin, kişi veya kamuya ait hiçbir hak ve mala haksız yere el uzatamaz ve helal sayamaz.
    O halde, geleceğinde asla şüphe olmayan ve hiçbir ayrıcalığın söz konusu olmayacağı, zerre kadar da olsa, her şeyin ortaya konup hesabının görüleceği o çetin günde; Yüce Allah'ın huzurunda iflas edenlerden olmamak için, herkesin hak ve hukukuna riayet edelim. Haksız kazanca asla el uzatmayalım. Rızkımızı helal yollardan kazanma gayret ve çabası içerisinde olalım. Haklarını bilerek veya bilmeyerek ihlal ettiğimiz kimselere, haklarım iade edip onlarla helalleşelim ki, Yüce Rabbimizin davet ettiği cennete huzurla girelim.
    Sıdık ÇIRALIOĞLU





+ Yorum Gönder