Konusunu Oylayın.: 4444 duasının anlamı nedir 4444 kere okunması şartmıdır?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 6 kişi
4444 duasının anlamı nedir 4444 kere okunması şartmıdır?
  1. 22.Ocak.2012, 16:43
    1
    Misafir

    4444 duasının anlamı nedir 4444 kere okunması şartmıdır?






    4444 duasının anlamı nedir 4444 kere okunması şartmıdır? Mumsema 4444 duasının anlamı nedir 4444 kere okunması şartmıdır? duanin anlami ve 4444 kez okunmasi gerekiyor mu


  2. 07.Nisan.2013, 06:46
    2
    Yetim
    Hadimul Müslimin

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 31.Ocak.2007
    Üye No: 9
    Mesaj Sayısı: 1,994
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 22
    Bulunduğu yer: Hadimul Müslimin

    Cevap: 4444 duasının anlamı nedir,4444 kere okunması şartmıdır?




    Bilindiği üzere Peygamberimiz'e (sas) salat-ü selam
    getirmek bizim ömür boyu mükellef olduğumuz hasbi görevimizdir. Bu konuda Ahzap
    Sûresi'nde geçen ayette ve birçok hadislerde salat-ü selam okuma emri vardır.
    Nitekim namazlarımızda tekrar ettiğimiz Allahümme salli.. Allhümme barik..
    salavatlarını da ömür boyu okur, her fırsatta Peygamberimiz'e salat-ü selam
    getirmeyi vazgeçilmez görevimiz biliriz, dünyevi bir karşılık beklemek de
    aklımıza gelmez..

    İşte hiçbir dünyevi maksat beklemeden, sadece
    Peygamberimiz'in şefaatine vesile olacak bir dua niyetiyle okuduğumuz bu salat-ü
    selamlara bazıları, Salat-ı Tefriciye de olduğu gibi peşin dünyevi bir istek de
    yüklüyor, maruz kaldığı sıkıntı ve üzüntülerden kurtulmayı da niyet ederek
    okumaya başlıyorlar. Burada ise soru şu oluyor:

    Böyle dünyevi bir
    niyetle okunan salat-ü selamdan beklenen dünyevi sonuç kesin şekilde elde
    edilebilir mi? Böyle dinî bir hüküm var mıdır?

    Bu soruya sıhhatli cevap verebilmek için duanın bir
    ibadet olduğunu, ibadetin de karşılığının çoğunlukla ahirette verileceği
    gerçeğini bilmeye ihtiyaç vardır. Şöyle ki:

    Salat-ı Tefriciye gibi salat-ü selamlar Peygamberimiz
    için yaptığımız birer makbul duadırlar. Dualar ise ibadet niyetiyle okunur.
    İbadetlerin karşılığı da bazen dünyada verilir, ama çoğunlukla da ahirete tehir
    edilir. Bu sebeple, dünyevi sonuç hemen alınmazsa duam kabul olmadı, redde
    uğradı, diye ümitsizliğe düşülmez.. Belki karşılığı ebedi hayatta verilmek üzere
    ahirete tehir edildi, diye düşünerek salat-ü selama devam edilir..

    Yani hangi sıkıntıdan
    kurtulmak niyetiyle okunursa okunsun okuyan karşılığını hemen peşin olarak
    dünyada alacak, düşündüğü sonuca da mutlaka hemen varacak, diye bir hüküm
    yoktur.. Kaldı ki, maruz kalınan sıkıntılar, bu gibi duaları okumanın da
    vakitleri olarak görülür. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri'nin bu konudaki
    hatırlatmaları aynen şöyledir:

    Dua bir ibadettir! Kul, kendi aczini ve fakrını dua
    ibadeti ile ilan eder. Zahiri maksatlar ise dua ibadetinin vakitleridir! Hakiki
    faydaları değil. Çünkü ibadetin faydası, ahirete bakar! Dünyevi maksatları hasıl
    olmazsa, o dua kabul olmadı, denilmez, belki daha duanın vakti bitmedi denir,
    dua yapmaya devam edilir..

    Bu sebeple salat-ı tefriciye gibi salavat dualarını,
    sadece dünyevi ihtiyacımızı karşılama aracı durumuna düşürmemeli, ebedi hayatta
    karşılığını göreceğimiz bir ibadetimiz olarak yapmalı, peşin sonuç alınmazsa
    okuduğumuz salavatlar boşa gitti sanmamalıyız..

    Peki, bu 4444 kere okuma
    âdeti nereden geliyor, insanlar bu miktara ulaşmayı sanki kabul olma şartı gibi
    görüyorlar?

    Kolay
    hatırda kalması için 4444 sayısını söyleyenler olmuştur.

    Tefsir sahibi
    Kurtubi'nin 4444 defa okunması halinde kabul olacağı yönünde bir ümidi vardır.
    Ancak bu da bir ümittir. Bu miktarı bulan okumalar mutlaka kabul olur, bu sayıya
    ulaşamayanlar ise redde uğrar demek değildir. Nitekim günde 41 defa, 21 defa
    okumalıdır, diyenler de olmuştur. Duadır bu.. Az da okunsa çok da okunsa
    okuyanlar boş kalmazlar, dünyevî istekleri yerine gelmese de uhrevî sevabını
    kazanır.

    Not: Şu açıklamaları da okumanızı tavsiye
    ederiz:

    4444 Tefrîciyye veya 41 Yâsîn gibi belli saylarda
    okunan dualar, zikirler, salavât, âyetler ve sureler hakkında (namazlardan sonra
    33 adet olarak söylenen tesbîh, tahmîd ve tekbîr gibi pek az müstesna tutulursa)
    emreden, tavsiye eden bir nas yoktur. Müslüman istediği kadar Tefrîciyye diye
    anılan salavât veya Yâsîn suresi okuyabilir. "Bunu şu kadar okumak sünnettir,
    farzdır, dinin emridir..." derse veya böyle inanırsa bid'at gerçekleşir. Böyle
    bir inanç olmaksızın, şahsî veya başkasının tecrübesine dayanarak "Bu kadar
    okumanın şuna faydası oluyor, oldu" der, okur ve tavsiye ederse bu bid'at olmaz
    ve sakıncası da bulunmaz. (Prof. Dr. Hayrettin Karaman)

    Salât (Çoğulu: Salavât),
    Peygamberimiz (sa) için dua etmeyi ifade eder. Bu duada ona hem salat, hem de
    selam okunduğu için buna “salâtü selam” denir. "Salât-ı tefrîciye" ise, Allah
    Rasulü Efendimize sıkıntılardan kurtulmak için okunan ve farklı cümlelerden
    oluşan salâtü selam demektir. Daha çok Mağrip ve havalisinde meşhurdur ve buna
    “salât-i nâriyye” de denir.

    Kuran-ı Kerimde şöyle buyrulur: "Allah da melekler de
    o Nebiye salat ederler, ey müminler, siz de ona salat edin, bol bol selam
    gönderin". (Ahzâb Suresi 33/56). Allahın ona salât etmesi, onu bağışlaması,
    meleklerin salât etmesi bağışlanmasını dilemeleri, müminlerin salât etmesi de
    derecesinin yüceltilmesi için dua etmeleri anlamına gelir. Buna göre
    Peygamberimize salâtü selam okumamız bize Allahın bir emridir ve bunu bilerek
    hiç okumayanların küfre bile girecekleri söylenmiştir.

    Hz. Peygamber de
    müminlerin kendisine salâtü selam okumalarını ister ve sizin bana okuyacağınız
    salâtı, Allah on katıyla size iade eder, buyurur.

    Sıkıntılarından ötürü
    Peygamberimize salâtü selam okuyup dua ederek Allahtan tefric (yani
    sıkıntılarının defedilmesini) istemek meşrudur ve umulur ki, Allah onun hatırına
    bu duaları daha çabuk kabul eder. Yeter ki, isteyen ondan değil, Allahtan
    istemiş olsun. Çünkü Allah bizim günde en az on yedi kez, "Ya Rab, sadece senden
    yardım isteyeceğim" ahdini tekrarlamamızı ister. Ama biz biliyoruz ki, o
    rasulünü çok sever ve bizim de onu sevmemizi ister. Biz de eğer sevdiğimizi ona
    salâtü selam okuyarak gösterir ve bunu vesile tutarak da Allahtan muradımızı
    istersek daha hızlı kabul olacağını ümit edebiliriz.

    Buraya kadar
    yazdıklarımız, sorunuzun cevabı için gerekli temel bilgilerdir.

    Ona nasıl, yani hangi
    cümlelerle salâtü selam okumamız gerektiği konusunda ise belirleyici bir emir
    yoktur. Herhangi bir salât ve selam kipini kullanabiliriz. Ama Allah Rasulü
    Efendimiz (sa) nasıl salât okuyalım sorusuna, bizim namazlarda okuduğumuz
    "salli... ve barik" dualarını öğreterek, böyle söyleyin diye cevap vermiştir.
    Yani bu dualar salâtü selamın en güzelidirler diyebiliriz. Ama Efendimizin
    bunları öğretmiş olması, başka cümlelerle salât okunamaz anlamına gelmediği için
    herkes çok farklı cümlelerle salâtü selamlar okumuştur ve bunların
    okunamayacağını da kimse söylememiştir. Çünkü önemli olan, ona salâtü selam
    okumaktır, bunun hangi cümlelerle olması gerektiği ikincil bir meseledir. Ama
    elbette aşırılık içeren ifadelerle salatü selam okunmaz.

    Buradaki bir inceliğe de
    işaret etmemiz de güzel olur: Biz sadece Allah için ibadet eder ve sadece Onun
    için namaz kılarız. Ama Allah (cc), Rasulünün kadrini iyi bilmemizi istediğinden
    olacak ki, sadece kendisi için kıldığımız namazlarda ona da salât, yani dua
    etmemizi hoş karşılamıştır.

    "Salat-i tefriciye" olarak bilinen salâtü selam
    cümleleri ise hadislerde bulunmamaktadır. Sadece bazı Şia kitaplarında ve
    Mağripte yazılmış dua kitaplarında yer almaktadır. Bizde dua kitabı yazanlar da
    bunu oralardan almış ve kitaplarına koymuşlardır. Bu kitapları yazanların,
    kitaplarının satışını artırmak için, bunu şu kadar okuyan şöyle olur, gibi ümit
    verici müjdeler zikretmeleri bunun yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

    Ancak bu salatü selam,
    sağlıklı bir yorum yapılması kaydıyla, güzel manaları olan cümlelerden oluşur.
    Dolayısıyla bunları okumakta da bir sakınca olmaz. Ancak bu salatü selama özel
    bir yer verip, bunu diğerlerinden farklı bir konumda görmenin bir dayanağı
    yoktur. Hatta selefi bir yorumla yanlış manalar içerdiğine dair yazılar da
    okudum. Yani bunda öyle cümleler vardır ki, kastettiğiniz şeye göre manası güzel
    olabileceği gibi, caiz olmayan manalara da gelebilir.

    Muhtemelen birisi bir
    derde müptela olmuş ve içinden gelen bu cümlelerle uzun süre salâtü selam
    okuyarak Allahtan derdinin giderilmesini istemiş, Allah da duasını kabul
    etmiştir. Sonra da bu çokça okumayı, herkesin aklında kalsın diye 4444 sayısıyla
    sınırlamışlar ve bu salâvatı bu kadar okuyanın derdine Allah çare verir
    demişlerdir. Oysa duaların kabulünü sağlayan pek çok şartlar ve sebepler vardır:
    Dua edenin samimiyeti, çok bunalmış ve hatalarını sildirecek kadar sıkıntı
    çekmiş ve cezasını tamamlamış olması, çok candan ve ihlâsla dua etmesi, büyük
    bir iyilik yaptıktan sonra dua etmesi, Allahın veli bir kulu olması, belli
    zamanlarda ve belli yerlerde dua etmesi ve böylece okuduğu duayı bir ismi azam
    duası haline getirmesi. Dolayısıyla bu salâvat cümleleriyle dua edip isteğine
    kavuşan birisinin bulunmuş olması, herkesin bu sayıda bu salâvatı okuyarak
    isteğini elde etmesi anlamına gelmez. Hatta istediğini Allahtan isteme yerine
    sanki bu salâvat cümlelerinin ve 4444 sayısının bir şifre ve sihirli bir etki
    oluşturduğunu zannedip, tesiri bundan beklemek, sevap değil, Allah korusun şirk
    bile olabilir.

    Sonuç
    olarak diyebiliriz ki, "salât-i tefriciye", ya da “salât-ı nâriye” olarak
    bilinen cümleler, bilinmeyen bir insanın bir araya getirdiği cümlelerdir ve bir
    yorumla çok güzel manalar içermektedirler. Allah Rasulüne bunlarla da salâtü
    selam okumanın hiç bir sakıncası yoktur, hatta anlamları doğru bilinirse bu
    güzeldir. Ancak bu cümlelerden ya da bunların belli sayılarda tekrarlanmasından
    bir medet umma, insanı Allahtan uzaklaştırabilir, kaş yapayım derken göz
    çıkarılmış olabilir. İnsan tesiri Allah’tan değil, bunlardan beklemiş olabilir.
    Dolayısıyla bunlar okunursa bu bilinçle ve manaları düşünülerek okunmalıdır.
    Bununla yapılan dua mutlaka kabul edilir diye de inanmamalıdır. Yani bu
    kelimelere ve bu sayıya bir kutsiyet vermemek gerekir. Çünkü Kutsallık
    Allah’tandır ve Allah bu kelimeleri bize ne kendi öğretmiştir, ne de Rasulü
    vasıtasıyla öğretmiştir. Yani buna Allah’ın bir kutsallık verdiği
    bilinmemektedir.

    “Salât-ı terficiye” nin aslı, Latin harfleriyle
    okunuşu ve anlamı şöyledir:

    اللهـم صل صلاة كاملة وسلم سلاماً تاماً على سيدنا محمد
    الذي تنحل به العقد وتنفرج به الكرب وتقضى به الحوائج وتنال به الرغائب وحسن
    الخواتم ويستسقى الغمام بوجهه الكريم وعلى آله وصحبه في كل لمحة ونفس بعدد كل معلوم
    لك.

    Allahumme salli
    salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ-seyyidina Muhammedin ellezi
    tenhallü bihi’l ‘ukadu ve tenfericu bihi’l-kürabu ve tukdâ bihi’l-havâicu ve
    tünâlü bihi’r-rağâibu ve husnu’l-havâtimi ve yusteska’l-ğamâmu
    bi-vechihi’l-kerîmi ve ‘alâ âlihi ve sahbihi fî-külli lemhatin ve nefesin
    bi-‘adedi külli ma’lûmin lek.

    Anlamı:

    “Ya Rab! Efendimiz Muhammed’e tam ve mükemmel bir
    salat ve selam eyle. O Nebi ki, onun yüzü suyu hürmetine düğümler çözülür,
    sıkıntılar dağılır, ihtiyaçlar karşılanır, arzulara ve güzel akıbetlere
    erişilir, bulutlardan yağmur dökülür… Onun âline ve ashabına da salât ve selam
    eyle ya Rab! Her an, her nefeste ve senin bildiklerinin sayısınca.”

    Prof. Dr. Faruk Beşer



  3. 07.Nisan.2013, 06:46
    2
    Hadimul Müslimin



    Bilindiği üzere Peygamberimiz'e (sas) salat-ü selam
    getirmek bizim ömür boyu mükellef olduğumuz hasbi görevimizdir. Bu konuda Ahzap
    Sûresi'nde geçen ayette ve birçok hadislerde salat-ü selam okuma emri vardır.
    Nitekim namazlarımızda tekrar ettiğimiz Allahümme salli.. Allhümme barik..
    salavatlarını da ömür boyu okur, her fırsatta Peygamberimiz'e salat-ü selam
    getirmeyi vazgeçilmez görevimiz biliriz, dünyevi bir karşılık beklemek de
    aklımıza gelmez..

    İşte hiçbir dünyevi maksat beklemeden, sadece
    Peygamberimiz'in şefaatine vesile olacak bir dua niyetiyle okuduğumuz bu salat-ü
    selamlara bazıları, Salat-ı Tefriciye de olduğu gibi peşin dünyevi bir istek de
    yüklüyor, maruz kaldığı sıkıntı ve üzüntülerden kurtulmayı da niyet ederek
    okumaya başlıyorlar. Burada ise soru şu oluyor:

    Böyle dünyevi bir
    niyetle okunan salat-ü selamdan beklenen dünyevi sonuç kesin şekilde elde
    edilebilir mi? Böyle dinî bir hüküm var mıdır?

    Bu soruya sıhhatli cevap verebilmek için duanın bir
    ibadet olduğunu, ibadetin de karşılığının çoğunlukla ahirette verileceği
    gerçeğini bilmeye ihtiyaç vardır. Şöyle ki:

    Salat-ı Tefriciye gibi salat-ü selamlar Peygamberimiz
    için yaptığımız birer makbul duadırlar. Dualar ise ibadet niyetiyle okunur.
    İbadetlerin karşılığı da bazen dünyada verilir, ama çoğunlukla da ahirete tehir
    edilir. Bu sebeple, dünyevi sonuç hemen alınmazsa duam kabul olmadı, redde
    uğradı, diye ümitsizliğe düşülmez.. Belki karşılığı ebedi hayatta verilmek üzere
    ahirete tehir edildi, diye düşünerek salat-ü selama devam edilir..

    Yani hangi sıkıntıdan
    kurtulmak niyetiyle okunursa okunsun okuyan karşılığını hemen peşin olarak
    dünyada alacak, düşündüğü sonuca da mutlaka hemen varacak, diye bir hüküm
    yoktur.. Kaldı ki, maruz kalınan sıkıntılar, bu gibi duaları okumanın da
    vakitleri olarak görülür. Nitekim Bediüzzaman Hazretleri'nin bu konudaki
    hatırlatmaları aynen şöyledir:

    Dua bir ibadettir! Kul, kendi aczini ve fakrını dua
    ibadeti ile ilan eder. Zahiri maksatlar ise dua ibadetinin vakitleridir! Hakiki
    faydaları değil. Çünkü ibadetin faydası, ahirete bakar! Dünyevi maksatları hasıl
    olmazsa, o dua kabul olmadı, denilmez, belki daha duanın vakti bitmedi denir,
    dua yapmaya devam edilir..

    Bu sebeple salat-ı tefriciye gibi salavat dualarını,
    sadece dünyevi ihtiyacımızı karşılama aracı durumuna düşürmemeli, ebedi hayatta
    karşılığını göreceğimiz bir ibadetimiz olarak yapmalı, peşin sonuç alınmazsa
    okuduğumuz salavatlar boşa gitti sanmamalıyız..

    Peki, bu 4444 kere okuma
    âdeti nereden geliyor, insanlar bu miktara ulaşmayı sanki kabul olma şartı gibi
    görüyorlar?

    Kolay
    hatırda kalması için 4444 sayısını söyleyenler olmuştur.

    Tefsir sahibi
    Kurtubi'nin 4444 defa okunması halinde kabul olacağı yönünde bir ümidi vardır.
    Ancak bu da bir ümittir. Bu miktarı bulan okumalar mutlaka kabul olur, bu sayıya
    ulaşamayanlar ise redde uğrar demek değildir. Nitekim günde 41 defa, 21 defa
    okumalıdır, diyenler de olmuştur. Duadır bu.. Az da okunsa çok da okunsa
    okuyanlar boş kalmazlar, dünyevî istekleri yerine gelmese de uhrevî sevabını
    kazanır.

    Not: Şu açıklamaları da okumanızı tavsiye
    ederiz:

    4444 Tefrîciyye veya 41 Yâsîn gibi belli saylarda
    okunan dualar, zikirler, salavât, âyetler ve sureler hakkında (namazlardan sonra
    33 adet olarak söylenen tesbîh, tahmîd ve tekbîr gibi pek az müstesna tutulursa)
    emreden, tavsiye eden bir nas yoktur. Müslüman istediği kadar Tefrîciyye diye
    anılan salavât veya Yâsîn suresi okuyabilir. "Bunu şu kadar okumak sünnettir,
    farzdır, dinin emridir..." derse veya böyle inanırsa bid'at gerçekleşir. Böyle
    bir inanç olmaksızın, şahsî veya başkasının tecrübesine dayanarak "Bu kadar
    okumanın şuna faydası oluyor, oldu" der, okur ve tavsiye ederse bu bid'at olmaz
    ve sakıncası da bulunmaz. (Prof. Dr. Hayrettin Karaman)

    Salât (Çoğulu: Salavât),
    Peygamberimiz (sa) için dua etmeyi ifade eder. Bu duada ona hem salat, hem de
    selam okunduğu için buna “salâtü selam” denir. "Salât-ı tefrîciye" ise, Allah
    Rasulü Efendimize sıkıntılardan kurtulmak için okunan ve farklı cümlelerden
    oluşan salâtü selam demektir. Daha çok Mağrip ve havalisinde meşhurdur ve buna
    “salât-i nâriyye” de denir.

    Kuran-ı Kerimde şöyle buyrulur: "Allah da melekler de
    o Nebiye salat ederler, ey müminler, siz de ona salat edin, bol bol selam
    gönderin". (Ahzâb Suresi 33/56). Allahın ona salât etmesi, onu bağışlaması,
    meleklerin salât etmesi bağışlanmasını dilemeleri, müminlerin salât etmesi de
    derecesinin yüceltilmesi için dua etmeleri anlamına gelir. Buna göre
    Peygamberimize salâtü selam okumamız bize Allahın bir emridir ve bunu bilerek
    hiç okumayanların küfre bile girecekleri söylenmiştir.

    Hz. Peygamber de
    müminlerin kendisine salâtü selam okumalarını ister ve sizin bana okuyacağınız
    salâtı, Allah on katıyla size iade eder, buyurur.

    Sıkıntılarından ötürü
    Peygamberimize salâtü selam okuyup dua ederek Allahtan tefric (yani
    sıkıntılarının defedilmesini) istemek meşrudur ve umulur ki, Allah onun hatırına
    bu duaları daha çabuk kabul eder. Yeter ki, isteyen ondan değil, Allahtan
    istemiş olsun. Çünkü Allah bizim günde en az on yedi kez, "Ya Rab, sadece senden
    yardım isteyeceğim" ahdini tekrarlamamızı ister. Ama biz biliyoruz ki, o
    rasulünü çok sever ve bizim de onu sevmemizi ister. Biz de eğer sevdiğimizi ona
    salâtü selam okuyarak gösterir ve bunu vesile tutarak da Allahtan muradımızı
    istersek daha hızlı kabul olacağını ümit edebiliriz.

    Buraya kadar
    yazdıklarımız, sorunuzun cevabı için gerekli temel bilgilerdir.

    Ona nasıl, yani hangi
    cümlelerle salâtü selam okumamız gerektiği konusunda ise belirleyici bir emir
    yoktur. Herhangi bir salât ve selam kipini kullanabiliriz. Ama Allah Rasulü
    Efendimiz (sa) nasıl salât okuyalım sorusuna, bizim namazlarda okuduğumuz
    "salli... ve barik" dualarını öğreterek, böyle söyleyin diye cevap vermiştir.
    Yani bu dualar salâtü selamın en güzelidirler diyebiliriz. Ama Efendimizin
    bunları öğretmiş olması, başka cümlelerle salât okunamaz anlamına gelmediği için
    herkes çok farklı cümlelerle salâtü selamlar okumuştur ve bunların
    okunamayacağını da kimse söylememiştir. Çünkü önemli olan, ona salâtü selam
    okumaktır, bunun hangi cümlelerle olması gerektiği ikincil bir meseledir. Ama
    elbette aşırılık içeren ifadelerle salatü selam okunmaz.

    Buradaki bir inceliğe de
    işaret etmemiz de güzel olur: Biz sadece Allah için ibadet eder ve sadece Onun
    için namaz kılarız. Ama Allah (cc), Rasulünün kadrini iyi bilmemizi istediğinden
    olacak ki, sadece kendisi için kıldığımız namazlarda ona da salât, yani dua
    etmemizi hoş karşılamıştır.

    "Salat-i tefriciye" olarak bilinen salâtü selam
    cümleleri ise hadislerde bulunmamaktadır. Sadece bazı Şia kitaplarında ve
    Mağripte yazılmış dua kitaplarında yer almaktadır. Bizde dua kitabı yazanlar da
    bunu oralardan almış ve kitaplarına koymuşlardır. Bu kitapları yazanların,
    kitaplarının satışını artırmak için, bunu şu kadar okuyan şöyle olur, gibi ümit
    verici müjdeler zikretmeleri bunun yaygınlaşmasına sebep olmuştur.

    Ancak bu salatü selam,
    sağlıklı bir yorum yapılması kaydıyla, güzel manaları olan cümlelerden oluşur.
    Dolayısıyla bunları okumakta da bir sakınca olmaz. Ancak bu salatü selama özel
    bir yer verip, bunu diğerlerinden farklı bir konumda görmenin bir dayanağı
    yoktur. Hatta selefi bir yorumla yanlış manalar içerdiğine dair yazılar da
    okudum. Yani bunda öyle cümleler vardır ki, kastettiğiniz şeye göre manası güzel
    olabileceği gibi, caiz olmayan manalara da gelebilir.

    Muhtemelen birisi bir
    derde müptela olmuş ve içinden gelen bu cümlelerle uzun süre salâtü selam
    okuyarak Allahtan derdinin giderilmesini istemiş, Allah da duasını kabul
    etmiştir. Sonra da bu çokça okumayı, herkesin aklında kalsın diye 4444 sayısıyla
    sınırlamışlar ve bu salâvatı bu kadar okuyanın derdine Allah çare verir
    demişlerdir. Oysa duaların kabulünü sağlayan pek çok şartlar ve sebepler vardır:
    Dua edenin samimiyeti, çok bunalmış ve hatalarını sildirecek kadar sıkıntı
    çekmiş ve cezasını tamamlamış olması, çok candan ve ihlâsla dua etmesi, büyük
    bir iyilik yaptıktan sonra dua etmesi, Allahın veli bir kulu olması, belli
    zamanlarda ve belli yerlerde dua etmesi ve böylece okuduğu duayı bir ismi azam
    duası haline getirmesi. Dolayısıyla bu salâvat cümleleriyle dua edip isteğine
    kavuşan birisinin bulunmuş olması, herkesin bu sayıda bu salâvatı okuyarak
    isteğini elde etmesi anlamına gelmez. Hatta istediğini Allahtan isteme yerine
    sanki bu salâvat cümlelerinin ve 4444 sayısının bir şifre ve sihirli bir etki
    oluşturduğunu zannedip, tesiri bundan beklemek, sevap değil, Allah korusun şirk
    bile olabilir.

    Sonuç
    olarak diyebiliriz ki, "salât-i tefriciye", ya da “salât-ı nâriye” olarak
    bilinen cümleler, bilinmeyen bir insanın bir araya getirdiği cümlelerdir ve bir
    yorumla çok güzel manalar içermektedirler. Allah Rasulüne bunlarla da salâtü
    selam okumanın hiç bir sakıncası yoktur, hatta anlamları doğru bilinirse bu
    güzeldir. Ancak bu cümlelerden ya da bunların belli sayılarda tekrarlanmasından
    bir medet umma, insanı Allahtan uzaklaştırabilir, kaş yapayım derken göz
    çıkarılmış olabilir. İnsan tesiri Allah’tan değil, bunlardan beklemiş olabilir.
    Dolayısıyla bunlar okunursa bu bilinçle ve manaları düşünülerek okunmalıdır.
    Bununla yapılan dua mutlaka kabul edilir diye de inanmamalıdır. Yani bu
    kelimelere ve bu sayıya bir kutsiyet vermemek gerekir. Çünkü Kutsallık
    Allah’tandır ve Allah bu kelimeleri bize ne kendi öğretmiştir, ne de Rasulü
    vasıtasıyla öğretmiştir. Yani buna Allah’ın bir kutsallık verdiği
    bilinmemektedir.

    “Salât-ı terficiye” nin aslı, Latin harfleriyle
    okunuşu ve anlamı şöyledir:

    اللهـم صل صلاة كاملة وسلم سلاماً تاماً على سيدنا محمد
    الذي تنحل به العقد وتنفرج به الكرب وتقضى به الحوائج وتنال به الرغائب وحسن
    الخواتم ويستسقى الغمام بوجهه الكريم وعلى آله وصحبه في كل لمحة ونفس بعدد كل معلوم
    لك.

    Allahumme salli
    salâten kâmileten ve sellim selâmen tâmmen alâ-seyyidina Muhammedin ellezi
    tenhallü bihi’l ‘ukadu ve tenfericu bihi’l-kürabu ve tukdâ bihi’l-havâicu ve
    tünâlü bihi’r-rağâibu ve husnu’l-havâtimi ve yusteska’l-ğamâmu
    bi-vechihi’l-kerîmi ve ‘alâ âlihi ve sahbihi fî-külli lemhatin ve nefesin
    bi-‘adedi külli ma’lûmin lek.

    Anlamı:

    “Ya Rab! Efendimiz Muhammed’e tam ve mükemmel bir
    salat ve selam eyle. O Nebi ki, onun yüzü suyu hürmetine düğümler çözülür,
    sıkıntılar dağılır, ihtiyaçlar karşılanır, arzulara ve güzel akıbetlere
    erişilir, bulutlardan yağmur dökülür… Onun âline ve ashabına da salât ve selam
    eyle ya Rab! Her an, her nefeste ve senin bildiklerinin sayısınca.”

    Prof. Dr. Faruk Beşer






+ Yorum Gönder