Konusunu Oylayın.: Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum
  1. 22.Eylül.2011, 19:27
    1
    Misafir

    Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum






    Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum Mumsema Tevekkülün nedir Tevekkülün ne anlama gelmektedir Tevekkülün anlamını öğrenmek istiyorum


  2. 22.Eylül.2011, 19:27
    1
    kevser erdem - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    kevser erdem
    Misafir



  3. 22.Eylül.2011, 19:54
    2
    maydın
    Özel Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 14.Mayıs.2007
    Üye No: 761
    Mesaj Sayısı: 1,165
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 13
    Bulunduğu yer: iskenderun

    Cevap: Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum




    Sözlükte "dayanmak, güvenmek, vekil tutmak" anlamlarına gelen tevekkül, din dilinde; her hususta Allah'a güvenmek, dayanmak, teslim olmak işlerini Allah'a havale etmek demektir.

    Tevekkül kavramı Kur'ân'da türevleriyle birlikte 69 defa geçmiştir. Israrla Allah'a tevekkül edilmesi emredilmiş (Mâide, 5/11; Tevbe, 9/51), "?Allah'a tevekkül edene Allah yeter?" (Talak, 65/3) denilmiş, peygamberlerin (Tevbe, 9/129; Hûd, 11/56) ve gerçek müminlerin Allah'a tevekkül ettikleri (Enfâl, 8/2-3) bildirilmiştir. Allah'a tevekkül; Allah'ın yardımına, çalışanın emeklerini boşa çıkarmayacağına, sevabını, ücretini tam vereceğine, duaları kabul edeceğine, âdil olduğuna ve haksızlık etmeyeceğine inanmak ve güvenmektir... Bu husus, Ankebût sûresinin 58-59. âyetlerinde açıkça ifade edilmiştir. "Çalışanların ücreti ne güzeldir.." Buna göre, çalışma, sabır ve tevekkül birlikte olacaktır. Çalışmadan işleri Allah'a havale etmek doğru olmadığı gibi Allah'ı devre dışı bırakmak da doğru değildir. Allah'ın izni ve yardımı olmadan başarılı olmak mümkün değildir. Bir çiftçiyi düşünelim. Toprağı sürecek, işleyecek, zamanında ve kurallarına uygun olarak tohumu ekecek, gerektiğinde sulayacak, gübreleyecek, koruyacak, kendine düşeni yaptıktan sonra gerisini Allah'a havale edecek, iyi ürün vermesini Allah'tan bekleyecek, Allah'ın emeğini zayi etmeyeceğine inanacaktır. Bunları yapmadan Allah'a tevekkül etmek, tevekkül değil miskinliktir. "Ben gereken her şeyi yaptım, iyi ürün alırım, Allah ne yapacak", demek de Allah'ı tanımamaktır. Allah yağmur vermeyiverse, ne olacak? Bir âfetle mahsulü yok ediverse, kim engel olacak? Tevekkül edene mütevekkil denir. (bk. Mütevekkil)
    Tevekkül, çalışmadan, sebeplere sarılmadan işi Allah'a havale etmek değildir İnsan her ne iş yapıyorsa yapsın, o işini kurallarına uygun olarak yapacak, çalışacak, sabredecek, Allah'tan başarısı için yardım isteyecek ve Allah'ın kendisini muvaffak kılacağına itimat edecektir Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler


    Günümüzde vakıası incelendiğinde, Müslümanların arasında tevekkül ve sabır konularının hakkıyla anlaşılmadığını ve Allah’a hakkıyla tevekkülün kalmadığını görürüz. Oysa ki, tevekkül ve sabrın imandan ayrılmayan birer parçalar olduğunu düşündüğümüzde meselenin Müslümanların hayatında nedenli önemli bir yer teşkil ettiğini anlarız.

    Tevekkülün Lügat anlamı: Her şeyi Allah’a bırakma, Allah’tan bekleme, kadere boyun eğme.
    Şer-i anlamı ise: Allah’a iman etmek, dayanmak ve güvenmektir. Biz konumuzda ıstılahi anlamı itibariyle bu kelime üzerinde duracağız. Tarihe bir baktığımızda, ilk Müslümanların tevekkülü hakkıyla anlayıp, Allah’a hakkıyla tevekkül ettiklerini görürüz. Yahya b. Mürre şöyle anlatıyor: “Ali (r.a) halife iken nafile namaz kılmak üzere sık sık geceleri mescide çıkardı. Bir gece kendisini korumak için ardından gittik. Namazını bitirince yanımıza geldi ve sordu:
    -Burada oturmanızın sebebi ne?
    -Seni koruyoruz.
    -Gök halkından mı? Dünya halkından mı?
    -Dünyalılardan.
    -Gerçekleşmesine gökte hüküm verilmemiş hiç bir nesne yeryüzünde meydana gelmez. Hiç kimse yoktur ki kendisine iki koruyucu melek verilmiş olmasın. Bu iki melek korumakla mükellef bulundukları şahsın kaderi tahakkuku anına kadar kendisini himaye ederler. Kaderinin gerçekleşme anı gelince de onu kaderi ile baş başa bırakırlar. Benim üzerimde Allah’ın sağlam koruyucuları vardır. Ecelim gelince bu koruyuculuk yanımdan çekilecektir. Bir kulun alınyazısının hiç şaşmadan kendisini bulacağını, alınyazısı olmayan bir şeyinde kendisine ilişmeyeceğini bilmedikçe imanın tadını alamaz.
    Bu rivayette de gördüğümüz gibi ilk Müslümanlar tevekkül ifadesini hakkıyla anlayıp, Allah’a hakkıyla tevekkül edip dayanmışlar ve güvenmişlerdir. Bunun gibi daha nice örnekler verebiliriz. İlk Müslümanlar Allah’a öyle bir dayanmış ve tevekkül etmişler ki, en zor ve çaresiz durumlarında bile, sadece ve sadece Allah’tan yardım beklemişlerdir. Bir örnek verecek olursak, Bedir savaşı yerinde bir örnek olacaktır. Bedir savaşında düşman ordusunun sayıları on bin kişi iken Müslüman ordusunun sayısı sadece üç bin kişiden oluşuyordu. Ancak sayılarının azlığı Müslümanları asla ümitsizliğe düşürmedi, korkutmadı. Çünkü, onlar iman dolu kalpleri ile, kanlarının son damlasına kadar hak davası olan İslam için savaşarak zaferin Allah’tan geleceğine inanıyorlardı. Ve nitekim savaşın neticesi de öyle oldu. Allah Müslümanları büyük zafere ulaştırdı.
    Her şeyden yüce, eksiksiz ve gücü her şeyi kuşatan, alemlerin Rabbı olan Allah’u Teala sadece Ona iman etmemizi, Ona güvenmemizi ve sadece Ondan yardım beklememizi emrediyor. Öyle ki bunu birçok ayetinde açıklamıştır:
    “O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.” (Neml 79)
    “Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.” (Ahzab 3)
    “Allah; ondan başka hiç bir ilah yoktur, müminler yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar” (Teğabün 13)
    Günümüz Müslümanlarının madde hastalığı nesiller üzerine hakimiyet kurup, onların bakış ve anlayışlarında bir takım zaaf ve kusurlar meydana getirince, tevekkülün gerçeğini anlamaktan uzaklaştılar. Bundan sonra tevekkül onların hayatlarında ve fikirlerinde vakıası bulunmayan boş kelimelerden ibaret hale geldi. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, tevekkül kelimesi söylendiği zaman hemen arkasından “deveyi bağla ve tevekkül et” hadisi akla gelir oldu. Sanki bu hadis tevekkül hakkında doğan sebepleri terk etme kuruntusunu defetmek değil de, nefislerde tevekkülün manasını zayıflatmak için kullanılır olarak algılandı. Tüm bunlar Müslümanlardaki gayretlerin sönmesine, azim ve kararlılıklarının zayıflamasına, hayata bakış açılarının ve ufuklarının daralmasına yol açtı.
    Müslümanların bugün bulundukları acı ve zelil durumdan kurtulmaları ve tekrar dün olduğu gibi zirveye ulaşmaları için ilk Müslümanların yapmış olduklar gibi tevekkül ifadesini hakkıyla anlayıp, Allah’a hakkıyla tevekkül etmeleri gerekiyor. Nitekim büyük işlerin başarılabilmesi, güçlerini sadece insani güçlerin sınırları içinde müteala eden kimselerin eliyle mümkün olmamaktadır. Zira bir insan sadece bu insani güce bakarsa onun görüş sınırları içindeki insan gücü kadar çalışır. O kişi büyük ve zor işi başarmak bir tarafa, basit işleri bile başarmaktan, gerçekleştirmekten aciz duruma düşer. Şöyle ki, Müslüman Allah’a teslim olan demektir. Bu teslimiyet öyle bir teslimiyet ki, yapacağı bütün işlerinde Allah’ın koymuş olduğu sınırlar yani helal-haram çerçevesinde Allah’ın emirleri doğrultusunda bir yaşantıya gönül vermek ve azmetmektir. Eğer yaşantısında yüce Allah’ın azametini ve gücünü unutup oradaki yani Allah’a olan bağ koparsa, zayıf mahlukatların karşısında bile acze düşer ve etkileyen değil etkilenen olur. Büyük ve zor işlerin adamı değil de, kişiliksiz başkalarının etkisi ve boyunduruğu altına girmiş basit kişi olur. Böylesi bir şahsiyetin hayatta ki hedefi sizce ne olabilir? Fakat arzularını gerçekleştirmede insan gücünün ötesinde kendisine yardım eden ilahi gücün, kuvvetin varlığına inanan insanlar bu kuvvete dayanarak, kendi kuvvetlerinin ötesinde çok daha büyük işleri başarabilirler. Hatta bu başarıyı elde ederek dünyada tek devlet dahi olabildiler. İslam ümmeti tekrar yeniden bu başarıyı elde edebilir. Bu hayal değil yaşanılan gerçektir. Onun için Allah’a tevekkül etmek, İslam ümmetini diri ve hayatta tutan prensiplerden olduğu gibi, İslam fikirlerinin de en ehemmiyetli fikirlerinden biridir. Allah’a tevekkül etmek, Kur’anın kesin nasları ile sabittir. Allah’u Tealanın buyurduğu gibi.
    “Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.” (Al-i İmran 160)
    “De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.” (Tevbe 51)
    “(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.” (Tevbe 129)
    “Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”(Al-i İmran 159)
    “Bir kısım insanlar, müminlere: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!" dediler.” (Al-i İmran 173)
    İşte bu ayetler, Allah’a tevekkül etmenin kesin olarak farz olduğuna delalet ederler. Ayrıca ayetlerde geçen bu tevekkül emri, “Allah tevekkül edenleri sever” gibi işaretlerle övüldüğü için daha da bir kesinlik kazanır. Allah’a tevekkül etme emrine direkt olarak delalet eden bir çok hadislerde vardır. Buhari’nin İbn. Abbas’dan naklettiği hadis şöyledir;
    “Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak cennete girecektir. Bunlar okuyarak ve üfleyerek tedavi olmayan, fala bakmayan, ümitsizliğe kapılmayan, tedavi için dağlanmayan ve ancak Rablerine tevekkül edenlerdir.” Ahmed ve Tirmizi’nin rivayet ettikleri bir hadis ise şöyledir;
    Siz hakkıyla Allah’a tevekkül etmiş olsaydınız, aç olarak yuvasından çıkan, tok olarak yuvalarına dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de Allah rızıklandırır.”
    İşte bu deliller, tevekkül konusunda Müslüman’ın bir an bile tereddüt etmesine yer bırakmamaktadır. Çünkü bu deliller görüldüğü gibi gayet açık ve sarihtir. Özellikle Kur’an ayetleri kati delil olmaları nedeniyle bunları inkar edenler kafir olurlar. Ayrıca bu ayetler, Allah’a tevekkül etmenin en önemli farzlardan bir farz olduğuna delalet etmektedir.
    Tevekkülün bütün işlerde Allah’a yapılması farzdır. Bütün bu delillerden anladığımıza göre Allah’a tevekkül etmeyen bir Müslüman bir farzı terk etmiş olur ki, bu da onu günahkâr kılar. Allah’a tevekkülü inkar eden kimse ise kafir olur.
    Günümüzde her ne kadar tevekkülün manasını anlamayan Müslümanlar bulunsa bile, Müslümanlar arasında tevekkülü inkar eden yoktur. Ancak günümüz Müslümanlar, arasında sıkça rastlanan bir söz vardır: “Önce çalış ve Allah’a tevekkül et. Hiç çalışmadan oturduğun yerde Allah sana gönderir mi?” böylesi biranlayış gerçekten çok yanlış bir anlayıştır. Oysa ki, bir Müslüman için doğru olan; tevekkül et ve çalış anlayışıdır. Eğer düşünecek olursak, bu iki anlayış arasında büyük bir farkın olduğunu görürüz. “Çalış ve tevekkül et” düşüncesi tevekkülü şekilden ibaret kılar. Dolayısıyla böyle bir tevekkül ile çalışanın nefsinde, tevekkülün herhangi bir etkisi olmaz. Ancak “tevekkül et ve çalış” anlayışı tevekkülü şekilden ibaret kılmayıp, esas-temel olarak kabul ettiği için, zihinlerde ve nefislerde etkisi büyük ve kapsamlı olur. Bu etki onda büyük bir kuvvet meydana getirir ki, o kuvvet insanı fevkalade işleri yerine getirmede, büyük ve zor işleri başarmada en önemli faktör olmaktadır. Allah’u Tealanın şu ayetlerinde buyurduğu gibi:
    Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal 2)
    Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et, O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Hud 123)
    Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.” (Furkan 58)
    Allah’u Teala Müslümanları kendine hakkıyla tevekkül eden ve bu anlayış çerçevesinde amel eden kullarından eylesin. Amin


  4. 22.Eylül.2011, 19:54
    2
    Özel Üye



    Sözlükte "dayanmak, güvenmek, vekil tutmak" anlamlarına gelen tevekkül, din dilinde; her hususta Allah'a güvenmek, dayanmak, teslim olmak işlerini Allah'a havale etmek demektir.

    Tevekkül kavramı Kur'ân'da türevleriyle birlikte 69 defa geçmiştir. Israrla Allah'a tevekkül edilmesi emredilmiş (Mâide, 5/11; Tevbe, 9/51), "?Allah'a tevekkül edene Allah yeter?" (Talak, 65/3) denilmiş, peygamberlerin (Tevbe, 9/129; Hûd, 11/56) ve gerçek müminlerin Allah'a tevekkül ettikleri (Enfâl, 8/2-3) bildirilmiştir. Allah'a tevekkül; Allah'ın yardımına, çalışanın emeklerini boşa çıkarmayacağına, sevabını, ücretini tam vereceğine, duaları kabul edeceğine, âdil olduğuna ve haksızlık etmeyeceğine inanmak ve güvenmektir... Bu husus, Ankebût sûresinin 58-59. âyetlerinde açıkça ifade edilmiştir. "Çalışanların ücreti ne güzeldir.." Buna göre, çalışma, sabır ve tevekkül birlikte olacaktır. Çalışmadan işleri Allah'a havale etmek doğru olmadığı gibi Allah'ı devre dışı bırakmak da doğru değildir. Allah'ın izni ve yardımı olmadan başarılı olmak mümkün değildir. Bir çiftçiyi düşünelim. Toprağı sürecek, işleyecek, zamanında ve kurallarına uygun olarak tohumu ekecek, gerektiğinde sulayacak, gübreleyecek, koruyacak, kendine düşeni yaptıktan sonra gerisini Allah'a havale edecek, iyi ürün vermesini Allah'tan bekleyecek, Allah'ın emeğini zayi etmeyeceğine inanacaktır. Bunları yapmadan Allah'a tevekkül etmek, tevekkül değil miskinliktir. "Ben gereken her şeyi yaptım, iyi ürün alırım, Allah ne yapacak", demek de Allah'ı tanımamaktır. Allah yağmur vermeyiverse, ne olacak? Bir âfetle mahsulü yok ediverse, kim engel olacak? Tevekkül edene mütevekkil denir. (bk. Mütevekkil)
    Tevekkül, çalışmadan, sebeplere sarılmadan işi Allah'a havale etmek değildir İnsan her ne iş yapıyorsa yapsın, o işini kurallarına uygun olarak yapacak, çalışacak, sabredecek, Allah'tan başarısı için yardım isteyecek ve Allah'ın kendisini muvaffak kılacağına itimat edecektir Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler


    Günümüzde vakıası incelendiğinde, Müslümanların arasında tevekkül ve sabır konularının hakkıyla anlaşılmadığını ve Allah’a hakkıyla tevekkülün kalmadığını görürüz. Oysa ki, tevekkül ve sabrın imandan ayrılmayan birer parçalar olduğunu düşündüğümüzde meselenin Müslümanların hayatında nedenli önemli bir yer teşkil ettiğini anlarız.

    Tevekkülün Lügat anlamı: Her şeyi Allah’a bırakma, Allah’tan bekleme, kadere boyun eğme.
    Şer-i anlamı ise: Allah’a iman etmek, dayanmak ve güvenmektir. Biz konumuzda ıstılahi anlamı itibariyle bu kelime üzerinde duracağız. Tarihe bir baktığımızda, ilk Müslümanların tevekkülü hakkıyla anlayıp, Allah’a hakkıyla tevekkül ettiklerini görürüz. Yahya b. Mürre şöyle anlatıyor: “Ali (r.a) halife iken nafile namaz kılmak üzere sık sık geceleri mescide çıkardı. Bir gece kendisini korumak için ardından gittik. Namazını bitirince yanımıza geldi ve sordu:
    -Burada oturmanızın sebebi ne?
    -Seni koruyoruz.
    -Gök halkından mı? Dünya halkından mı?
    -Dünyalılardan.
    -Gerçekleşmesine gökte hüküm verilmemiş hiç bir nesne yeryüzünde meydana gelmez. Hiç kimse yoktur ki kendisine iki koruyucu melek verilmiş olmasın. Bu iki melek korumakla mükellef bulundukları şahsın kaderi tahakkuku anına kadar kendisini himaye ederler. Kaderinin gerçekleşme anı gelince de onu kaderi ile baş başa bırakırlar. Benim üzerimde Allah’ın sağlam koruyucuları vardır. Ecelim gelince bu koruyuculuk yanımdan çekilecektir. Bir kulun alınyazısının hiç şaşmadan kendisini bulacağını, alınyazısı olmayan bir şeyinde kendisine ilişmeyeceğini bilmedikçe imanın tadını alamaz.
    Bu rivayette de gördüğümüz gibi ilk Müslümanlar tevekkül ifadesini hakkıyla anlayıp, Allah’a hakkıyla tevekkül edip dayanmışlar ve güvenmişlerdir. Bunun gibi daha nice örnekler verebiliriz. İlk Müslümanlar Allah’a öyle bir dayanmış ve tevekkül etmişler ki, en zor ve çaresiz durumlarında bile, sadece ve sadece Allah’tan yardım beklemişlerdir. Bir örnek verecek olursak, Bedir savaşı yerinde bir örnek olacaktır. Bedir savaşında düşman ordusunun sayıları on bin kişi iken Müslüman ordusunun sayısı sadece üç bin kişiden oluşuyordu. Ancak sayılarının azlığı Müslümanları asla ümitsizliğe düşürmedi, korkutmadı. Çünkü, onlar iman dolu kalpleri ile, kanlarının son damlasına kadar hak davası olan İslam için savaşarak zaferin Allah’tan geleceğine inanıyorlardı. Ve nitekim savaşın neticesi de öyle oldu. Allah Müslümanları büyük zafere ulaştırdı.
    Her şeyden yüce, eksiksiz ve gücü her şeyi kuşatan, alemlerin Rabbı olan Allah’u Teala sadece Ona iman etmemizi, Ona güvenmemizi ve sadece Ondan yardım beklememizi emrediyor. Öyle ki bunu birçok ayetinde açıklamıştır:
    “O halde sen Allah'a güvenip dayan. Çünkü sen apaçık hakikat üzeresin.” (Neml 79)
    “Allah'a güven. Vekîl olarak Allah yeter.” (Ahzab 3)
    “Allah; ondan başka hiç bir ilah yoktur, müminler yalnızca Allah’a güvenip dayansınlar” (Teğabün 13)
    Günümüz Müslümanlarının madde hastalığı nesiller üzerine hakimiyet kurup, onların bakış ve anlayışlarında bir takım zaaf ve kusurlar meydana getirince, tevekkülün gerçeğini anlamaktan uzaklaştılar. Bundan sonra tevekkül onların hayatlarında ve fikirlerinde vakıası bulunmayan boş kelimelerden ibaret hale geldi. Hatta öyle bir noktaya gelindi ki, tevekkül kelimesi söylendiği zaman hemen arkasından “deveyi bağla ve tevekkül et” hadisi akla gelir oldu. Sanki bu hadis tevekkül hakkında doğan sebepleri terk etme kuruntusunu defetmek değil de, nefislerde tevekkülün manasını zayıflatmak için kullanılır olarak algılandı. Tüm bunlar Müslümanlardaki gayretlerin sönmesine, azim ve kararlılıklarının zayıflamasına, hayata bakış açılarının ve ufuklarının daralmasına yol açtı.
    Müslümanların bugün bulundukları acı ve zelil durumdan kurtulmaları ve tekrar dün olduğu gibi zirveye ulaşmaları için ilk Müslümanların yapmış olduklar gibi tevekkül ifadesini hakkıyla anlayıp, Allah’a hakkıyla tevekkül etmeleri gerekiyor. Nitekim büyük işlerin başarılabilmesi, güçlerini sadece insani güçlerin sınırları içinde müteala eden kimselerin eliyle mümkün olmamaktadır. Zira bir insan sadece bu insani güce bakarsa onun görüş sınırları içindeki insan gücü kadar çalışır. O kişi büyük ve zor işi başarmak bir tarafa, basit işleri bile başarmaktan, gerçekleştirmekten aciz duruma düşer. Şöyle ki, Müslüman Allah’a teslim olan demektir. Bu teslimiyet öyle bir teslimiyet ki, yapacağı bütün işlerinde Allah’ın koymuş olduğu sınırlar yani helal-haram çerçevesinde Allah’ın emirleri doğrultusunda bir yaşantıya gönül vermek ve azmetmektir. Eğer yaşantısında yüce Allah’ın azametini ve gücünü unutup oradaki yani Allah’a olan bağ koparsa, zayıf mahlukatların karşısında bile acze düşer ve etkileyen değil etkilenen olur. Büyük ve zor işlerin adamı değil de, kişiliksiz başkalarının etkisi ve boyunduruğu altına girmiş basit kişi olur. Böylesi bir şahsiyetin hayatta ki hedefi sizce ne olabilir? Fakat arzularını gerçekleştirmede insan gücünün ötesinde kendisine yardım eden ilahi gücün, kuvvetin varlığına inanan insanlar bu kuvvete dayanarak, kendi kuvvetlerinin ötesinde çok daha büyük işleri başarabilirler. Hatta bu başarıyı elde ederek dünyada tek devlet dahi olabildiler. İslam ümmeti tekrar yeniden bu başarıyı elde edebilir. Bu hayal değil yaşanılan gerçektir. Onun için Allah’a tevekkül etmek, İslam ümmetini diri ve hayatta tutan prensiplerden olduğu gibi, İslam fikirlerinin de en ehemmiyetli fikirlerinden biridir. Allah’a tevekkül etmek, Kur’anın kesin nasları ile sabittir. Allah’u Tealanın buyurduğu gibi.
    “Allah size yardım ederse, artık size üstün gelecek hiç kimse yoktur. Eğer sizi bırakıverirse, ondan sonra size kim yardım eder? Müminler ancak Allah'a güvenip dayanmalıdırlar.” (Al-i İmran 160)
    “De ki: Allah'ın bizim için yazdığından başkası bize asla erişmez. O bizim mevlâmızdır. Onun için müminler yalnız Allah'a dayanıp güvensinler.” (Tevbe 51)
    “(Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: Allah bana yeter. O'ndan başka ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.” (Tevbe 129)
    “Kararını verdiğin zaman da artık Allah'a dayanıp güven. Çünkü Allah, kendisine dayanıp güvenenleri sever.”(Al-i İmran 159)
    “Bir kısım insanlar, müminlere: "Düşmanlarınız olan insanlar, size karşı asker topladılar; aman sakının onlardan!" dediklerinde bu, onların imanlarını bir kat daha arttırdı ve "Allah bize yeter. O ne güzel vekîldir!" dediler.” (Al-i İmran 173)
    İşte bu ayetler, Allah’a tevekkül etmenin kesin olarak farz olduğuna delalet ederler. Ayrıca ayetlerde geçen bu tevekkül emri, “Allah tevekkül edenleri sever” gibi işaretlerle övüldüğü için daha da bir kesinlik kazanır. Allah’a tevekkül etme emrine direkt olarak delalet eden bir çok hadislerde vardır. Buhari’nin İbn. Abbas’dan naklettiği hadis şöyledir;
    “Ümmetimden yetmiş bin kişi hesapsız olarak cennete girecektir. Bunlar okuyarak ve üfleyerek tedavi olmayan, fala bakmayan, ümitsizliğe kapılmayan, tedavi için dağlanmayan ve ancak Rablerine tevekkül edenlerdir.” Ahmed ve Tirmizi’nin rivayet ettikleri bir hadis ise şöyledir;
    Siz hakkıyla Allah’a tevekkül etmiş olsaydınız, aç olarak yuvasından çıkan, tok olarak yuvalarına dönen kuşları rızıklandırdığı gibi sizi de Allah rızıklandırır.”
    İşte bu deliller, tevekkül konusunda Müslüman’ın bir an bile tereddüt etmesine yer bırakmamaktadır. Çünkü bu deliller görüldüğü gibi gayet açık ve sarihtir. Özellikle Kur’an ayetleri kati delil olmaları nedeniyle bunları inkar edenler kafir olurlar. Ayrıca bu ayetler, Allah’a tevekkül etmenin en önemli farzlardan bir farz olduğuna delalet etmektedir.
    Tevekkülün bütün işlerde Allah’a yapılması farzdır. Bütün bu delillerden anladığımıza göre Allah’a tevekkül etmeyen bir Müslüman bir farzı terk etmiş olur ki, bu da onu günahkâr kılar. Allah’a tevekkülü inkar eden kimse ise kafir olur.
    Günümüzde her ne kadar tevekkülün manasını anlamayan Müslümanlar bulunsa bile, Müslümanlar arasında tevekkülü inkar eden yoktur. Ancak günümüz Müslümanlar, arasında sıkça rastlanan bir söz vardır: “Önce çalış ve Allah’a tevekkül et. Hiç çalışmadan oturduğun yerde Allah sana gönderir mi?” böylesi biranlayış gerçekten çok yanlış bir anlayıştır. Oysa ki, bir Müslüman için doğru olan; tevekkül et ve çalış anlayışıdır. Eğer düşünecek olursak, bu iki anlayış arasında büyük bir farkın olduğunu görürüz. “Çalış ve tevekkül et” düşüncesi tevekkülü şekilden ibaret kılar. Dolayısıyla böyle bir tevekkül ile çalışanın nefsinde, tevekkülün herhangi bir etkisi olmaz. Ancak “tevekkül et ve çalış” anlayışı tevekkülü şekilden ibaret kılmayıp, esas-temel olarak kabul ettiği için, zihinlerde ve nefislerde etkisi büyük ve kapsamlı olur. Bu etki onda büyük bir kuvvet meydana getirir ki, o kuvvet insanı fevkalade işleri yerine getirmede, büyük ve zor işleri başarmada en önemli faktör olmaktadır. Allah’u Tealanın şu ayetlerinde buyurduğu gibi:
    Müminler ancak, Allah anıldığı zaman yürekleri titreyen, kendilerine Allah'ın âyetleri okunduğunda imanlarını artıran ve yalnız Rablerine dayanıp güvenen kimselerdir.” (Enfal 2)
    Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et, O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.” (Hud 123)
    Ölümsüz ve daima diri olan Allah'a güvenip dayan. O'nu hamd ile tesbih et. Kullarının günahlarını O'nun bilmesi yeter.” (Furkan 58)
    Allah’u Teala Müslümanları kendine hakkıyla tevekkül eden ve bu anlayış çerçevesinde amel eden kullarından eylesin. Amin


  5. 27.Eylül.2011, 17:19
    3
    Hoca
    Moderatör

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 06.Şubat.2007
    Üye No: 11
    Mesaj Sayısı: 29,585
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 335
    Bulunduğu yer: çalışma odam:)

    Cevap: Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum

    Tevekkül Nedir?
    Sözlükte dayanmak, güvenmek, vekil tutmak anlamlarına gelen tevekkül, terim olarak; hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak demektir.
    Tevekkül, Müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül eden kişi Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş kişidir. Tevekkül etmek, tembellik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye mani de değildir. Tevekkül, çalışıp, çabalamak, çalışıp çabalarken Allah'ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah'a bırakmaktır. Kur'an'da, “Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler.” buyurulmaktadır (Ankebut 29/58-59).



  6. 27.Eylül.2011, 17:19
    3
    Moderatör
    Tevekkül Nedir?
    Sözlükte dayanmak, güvenmek, vekil tutmak anlamlarına gelen tevekkül, terim olarak; hedefe ulaşmak için gerekli olan maddi ve manevi sebeplerin hepsine başvurduktan ve yapacak başka bir şey kalmadıktan sonra Allah’a dayanıp güvenmek ve ondan ötesini Allah'a bırakmak demektir.
    Tevekkül, Müslümanların kadere olan inançlarının tabii bir sonucudur. Tevekkül eden kişi Allah’a kayıtsız şartsız teslim olmuş kişidir. Tevekkül etmek, tembellik ve miskinlik demek olmadığı gibi, çalışma ve ilerlemeye mani de değildir. Tevekkül, çalışıp, çabalamak, çalışıp çabalarken Allah'ın bizimle olduğunu hatırdan çıkarmamak ve sonucu Allah'a bırakmaktır. Kur'an'da, “Çalışanların ücreti ne güzeldir. Onlar ki sabrederler ve Rablerine tevekkül ederler.” buyurulmaktadır (Ankebut 29/58-59).



  7. 27.Ocak.2016, 23:48
    4
    melle
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 13.Mayıs.2008
    Üye No: 20559
    Mesaj Sayısı: 2,084
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 21

    Cevap: Tevekkülün anlamı nedir öğrenmek istiyorum

    Tevekkülün anlamı nedir ? Kısaca

    Dini terim olarak, bütün tedbirlerini aldıktan sonra kalan işi Allaha bırakmaktır.


  8. 27.Ocak.2016, 23:48
    4
    Devamlı Üye
    Tevekkülün anlamı nedir ? Kısaca

    Dini terim olarak, bütün tedbirlerini aldıktan sonra kalan işi Allaha bırakmaktır.





+ Yorum Gönder