Konusunu Oylayın.: Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti?

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti?
  1. 07.Temmuz.2011, 21:22
    1
    Misafir

    Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti?






    Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti? Mumsema Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti?
    Hz. Ömer'i öne çıkaran neydi? Diğer sahabelerde yokmuydu bu özellik?


  2. 07.Temmuz.2011, 21:22
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti?
    Hz. Ömer'i öne çıkaran neydi? Diğer sahabelerde yokmuydu bu özellik?


    Benzer Konular

    - Adalet nedir? İslamda adalet kavramı

    - Hz. Ömer'deki Adalet ve Devlet Anlayışı

    - Hz Ömer adalet ile ilgili sözleri

    - Hz. Ömer'in Filistin'e Getirdiği Barış ve Adalet

    - Adalet Tarihinin Ön Sözü,Girizgahı Hz. Ömer..!

  3. 07.Temmuz.2011, 22:11
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: Adalet kavramı niye Hz. Ömer ile özleşti?




    Güçlü Şahsiyeti

    634-644 yılları arasında 10 yıl boyunca halifelik görevinde bulunan Hz. Ömer, Müslüman olduğu andan itibaren Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanında yer aldı ve güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Abdullah İbn Mesud bu durumu, “Ömer’in Müslüman oluşu bir fetihti.” şeklinde ifade etmiştir.

    Hz. Ömer (r.a.) da Hz. Ebu Bekir (r.a.) gibi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tüm fetihlerine eksiksiz katıldı. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in istişare ettiği iki önemli istişare ehliydi. Hz. Ömer (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatının ardından güçlü şahsiyetini Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) halife olarak kabul edilmesi esnasında da gösterdi. Bu konudaki tartışmaların ve fikir ayrılıklarının önünü almak için Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) ilk biat eden kişi oldu. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın halifeliği boyunca her konuda kendisinin en güvendiği kişilerden biri olarak yanında yer aldı. Hz. Ömer (r.a.), sahip olduğu tüm imkanları İslamiyet’in yayılması için harcadı ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu. İkinci İslam halifesi olan Hz. Ömer (r.a.), Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanındı.

    Adalet Konusundaki Hassasiyeti

    Hz. Ömer (r.a.), adaleti uygularken Kuran ahlakının gereği olarak, herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Her zaman Müslümanlara karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, “Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu bilirim” sözü meşhurdur.

    Adalet konusundaki bu hassasiyeti nedeniyle, herkese adaletli ve eşitlikle davranılmasını yazılı olarak yöneticilere duyurmuştur. Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer (r.a.)’ın dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:

    “Davalara bakarken telâşa, çığırtkanlığa ve tarafların haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükûnet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlâhi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise Allah, onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder, ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hâkimin görevi Allah’ın rızk ve rahmet hazinelerinin kulları arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.”

    Hz. Ömer (r.a.)’ın özellikle hassasiyet gösterdiği konulardan biri de “...Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır...” (Hucurat Suresi, 13) ayetinin gereği olarak halk arasından biri ile yetki sahibi bir valinin eşit olduğunun anlaşılmasını sağlamaktı. Hz. Ömer (r.a.)’ın nezdinde bir vali, toplumun herhangi bir ferdi gibiydi. Bu nedenle de adaleti uygularken herhangi bir kişi ile bir valiyi ayırt etmezdi.

    Hz. Ömer (r.a.)’ın Filistin’e Getirdiği Barış ve Adalet

    Hz. Ömer (r.a.) zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, herhangi bir saldırıda bulunulmamıştır. Ebu Yusuf bu gerçeği şöyle aktarmıştır:
    “Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.”

    Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası, 637 yılında bölgenin Hz. Ömer (r.a.) yönetimindeki İslam orduları tarafından fethedilmesidir. Hz. Ömer (r.a.)’ın Kudüs’e girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği olağanüstü hoşgörü, olgunluk ve nezaket, başlayan güzel dönemin habercisiydi. İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı Karen Armstrong, Holy War (Kutsal Savaş) adlı kitabında, Hz. Ömer (r.a.)’ın Kudüs fethini şöyle anlatır:

    “Halife Ömer (r.a.) Kudüs’e beyaz bir devenin üzerinde girdi, yanında ise kentin Yunan yöneticisi Başrahip Sophronius vardı. Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesine (yıkık olan Hz. Süleyman (a.s.) mabedinin yerine) götürülmesini rica etti ve dostu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Gece Yolculuğu’nu (Mirac) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti. Başrahip bu sahneyi dehşet içinde izliyordu... “Son Günler”in artık yaklaştığını sanmıştı. Daha sonra Halife Ömer (r.a.) Hıristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi’ne gittiğinde, namaz vakti geldi. Başrahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti, ama Halife Ömer (r.a.) bu teklifi kibarca reddetti. Eğer bu kilisede namaz kılarsa, sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise Kutsal Mezar Kilisesi’nin yıkılması anlamına geleceğini izah etti. Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerideki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada, Kutsal Mezar Kilisesi’nin tam karşısında Halife Ömer (r.a.)’ın adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır. Halife Ömer (r.a.)’ın diğer büyük camii ise, tam Tapınak Tepesi’nde yapıldı. Yıllardır Hıristiyanlar, yıkık Yahudi Tapınağının yer aldığı bu alanı, şehrin çöp yığınağı olarak kullanıyorlardı. Halife, Müslümanların bu çöpleri temizlemelerine kendi elleriyle yardım etti ve burada Müslümanlar iki mabed inşa ederek, İslam’ın dünyadaki üçüncü kutsal şehrine yerleştirmiş oldular.”

    Kısacası Hz. Ömer (r.a.)’ın fethinden sonra Kudüs’e ve tüm Filistin’e “medeniyet” geldi. Birbirlerinin kutsal değerlerine saygı göstermeyen, birbirlerine sırf farklı inançlara sahip oldukları için katliam uygulayan vahşi ve barbar inançların yerine, İslam’ın adil, hoşgörülü ve itidalli ahlak anlayışı hakim oldu. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşadılar. Müslümanlar hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadılar, ancak İslam’ın Hak din olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslam’ı seçtiler.

    Kuran Ahlakının Verdiği Adalet ve Hoşgörü Duygusu

    Yüce Allah Kuran’da gerçek adaleti, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmek, insanların hakkını korumak, zulme asla rıza göstermemek, zalime karşı mazlumdan yana tavır almak, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmak olarak emretmektedir. Bu adalet, bir karar vermek gerektiğinde her iki tarafın da hakkını korumayı, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, hakkaniyeti, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati gerektirir. Bunlardan birinin eksikliğinde, ya da birinin ağır basmasında gerçek adaleti uygulamak zorlaşır. Bu bakımdan Allah’ın bir lütfu olarak Hz. Ömer (r.a.)’ın bu konuda gösterdiği akıl ve feraset, günümüzde de örnek alınması gereken özelliklerinden birisidir.

    Hz. Ömer (r.a.) on yıl süren halifeliği boyunca, sahip olduğu Kuran ahlakı ve bu ahlakın gerektirdiği adalet anlayışı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim uygulamış ve -Allah’ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur. Hz. Ömer (r.a.)’ın verdiği bir himaye belgesi, bize bir müminin Kuran’da tarif edilen ahlakı gösterdiği takdirde nasıl bir hoşgörüye sahip olabileceğini göstermektedir;
    “Bu verilen eman, hasta-sağlıklı, iyi-kötü yöre halkının tüm fertleri için din, can, mal, kilise ve havralarının himayesi içindir. Kiliseler tahrip edilmeyeceği gibi mesken de edilmeyecek ve onlardan hiçbir şey eksiltilmeyecektir. Halktan hiç kimse, zerre kadar zarar görmeyecektir. Bu kitapta yazılı hususlar, Allah ve Resulu’nun ahdi, halifelerin ve müminlerin zimmetindedir.”

    Hz. Ömer (r.a.)’ın adalet anlayışına dair tüm bu örnekler salih müminlerin adalet ve hoşgörü anlayışını gösteren çok hikmetli örneklerdir. Müminler tüm kişisel duygu ve düşüncelerini bir tarafa bırakmayı, kendisinden yardım talep eden iki tarafa da hakkaniyetli davranmayı, her şart ve durumda doğrulardan yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan asla taviz vermemeyi Kuran ahlakı ölçüsünde kendilerine yol edinirler. Kendi çıkarlarından önce karşı tarafı düşünür, kendilerine bir zarar gelecek dahi olsa, eğer hak karşı taraftan yanaysa, adil olurlar. Müminlerin bu konuda göstermeleri gereken ahlak Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

    “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)


  4. 07.Temmuz.2011, 22:11
    2
    Silent and lonely rains



    Güçlü Şahsiyeti

    634-644 yılları arasında 10 yıl boyunca halifelik görevinde bulunan Hz. Ömer, Müslüman olduğu andan itibaren Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in yanında yer aldı ve güçlü kişiliği ve kararlılığıyla İslam ahlakının önde gelen savunucularından oldu. Abdullah İbn Mesud bu durumu, “Ömer’in Müslüman oluşu bir fetihti.” şeklinde ifade etmiştir.

    Hz. Ömer (r.a.) da Hz. Ebu Bekir (r.a.) gibi, Peygamberimiz (s.a.v.)’in tüm fetihlerine eksiksiz katıldı. Hz. Ebu Bekir (r.a.) ve Hz. Ömer (r.a.), Peygamber Efendimiz (s.a.v.)’in istişare ettiği iki önemli istişare ehliydi. Hz. Ömer (r.a.), Peygamberimiz (s.a.v.)’in vefatının ardından güçlü şahsiyetini Hz. Ebu Bekir’in (r.a.) halife olarak kabul edilmesi esnasında da gösterdi. Bu konudaki tartışmaların ve fikir ayrılıklarının önünü almak için Hz. Ebu Bekir’e (r.a.) ilk biat eden kişi oldu. Ayrıca Hz. Ömer (r.a.), Hz. Ebu Bekir (r.a.)’ın halifeliği boyunca her konuda kendisinin en güvendiği kişilerden biri olarak yanında yer aldı. Hz. Ömer (r.a.), sahip olduğu tüm imkanları İslamiyet’in yayılması için harcadı ve adaletli yönetimiyle kendisinden sonra gelen yöneticilere güzel bir örnek oldu. İkinci İslam halifesi olan Hz. Ömer (r.a.), Kuran ahlakı ve adaletin uygulanması konusundaki çabalarıyla tanındı.

    Adalet Konusundaki Hassasiyeti

    Hz. Ömer (r.a.), adaleti uygularken Kuran ahlakının gereği olarak, herkese eşit davranmış; soyluluk, zenginlik, akrabalık, makam gibi unsurların adaleti engellemesine kesinlikle izin vermemiştir. İdaresi altındaki topraklarda adaletin katıksız bir biçimde uygulanması için her türlü önlemi almıştır. Her zaman Müslümanlara karşı büyük bir sorumluluk duygusuyla hareket etmiştir. Tarihi kaynaklara göre bu konuda, “Fırat kıyısında bir deve helak olsa, bundan kendimi sorumlu bilirim” sözü meşhurdur.

    Adalet konusundaki bu hassasiyeti nedeniyle, herkese adaletli ve eşitlikle davranılmasını yazılı olarak yöneticilere duyurmuştur. Tarihi kaynaklara göre, Hz. Ömer (r.a.)’ın dönemin kadılarına gönderdiği bildirilen mektup, kendinden sonra gelen tüm yöneticiler için de bir rehber olmuştur:

    “Davalara bakarken telâşa, çığırtkanlığa ve tarafların haysiyetini kırıcı davranışlara asla müsaade etme. Çünkü adaletin yerini bulması için sükûnet ve ciddiyet şarttır. Hakkın tecelli etmesi ise İlâhi adaletin itibar kazanmasına sebep olur. Bir Müslümanın niyeti iyi ise Allah, onun insanlarla olan münasebetlerini ıslah eder, ama içi başka dışı başka olursa, Allah ona musibet verir. Bu durumda hâkimin görevi Allah’ın rızk ve rahmet hazinelerinin kulları arasında adaletle dağıtılmasını sağlamaktır.”

    Hz. Ömer (r.a.)’ın özellikle hassasiyet gösterdiği konulardan biri de “...Allah Katında sizin en üstün (kerim) olanınız, (ırk ya da soyca değil) takvaca en ileride olanınızdır...” (Hucurat Suresi, 13) ayetinin gereği olarak halk arasından biri ile yetki sahibi bir valinin eşit olduğunun anlaşılmasını sağlamaktı. Hz. Ömer (r.a.)’ın nezdinde bir vali, toplumun herhangi bir ferdi gibiydi. Bu nedenle de adaleti uygularken herhangi bir kişi ile bir valiyi ayırt etmezdi.

    Hz. Ömer (r.a.)’ın Filistin’e Getirdiği Barış ve Adalet

    Hz. Ömer (r.a.) zamanında fethedilen ülkelerin hiçbirinde, tek bir ibadet yerine bile, herhangi bir saldırıda bulunulmamıştır. Ebu Yusuf bu gerçeği şöyle aktarmıştır:
    “Bütün ibadet yerleri olduğu gibi bırakıldı. Ne onlar yerle bir edildi, ne de mağluplar eşya ve mallarından yoksun bırakıldı.”

    Filistin tarihindeki en büyük dönüm noktası, 637 yılında bölgenin Hz. Ömer (r.a.) yönetimindeki İslam orduları tarafından fethedilmesidir. Hz. Ömer (r.a.)’ın Kudüs’e girişi, ardından buradaki farklı inançlara karşı gösterdiği olağanüstü hoşgörü, olgunluk ve nezaket, başlayan güzel dönemin habercisiydi. İngiliz tarihçi ve Ortadoğu uzmanı Karen Armstrong, Holy War (Kutsal Savaş) adlı kitabında, Hz. Ömer (r.a.)’ın Kudüs fethini şöyle anlatır:

    “Halife Ömer (r.a.) Kudüs’e beyaz bir devenin üzerinde girdi, yanında ise kentin Yunan yöneticisi Başrahip Sophronius vardı. Halife kendisinin öncelikle Tapınak Tepesine (yıkık olan Hz. Süleyman (a.s.) mabedinin yerine) götürülmesini rica etti ve dostu Hz. Muhammed (s.a.v.)’in Gece Yolculuğu’nu (Mirac) yaptığı bu noktada eğildi ve dua etti. Başrahip bu sahneyi dehşet içinde izliyordu... “Son Günler”in artık yaklaştığını sanmıştı. Daha sonra Halife Ömer (r.a.) Hıristiyan tapınaklarını görmek istedi ve tam Kutsal Mezar (Holy Sepulchre) Kilisesi’ne gittiğinde, namaz vakti geldi. Başrahip kendisini kibarca namazını bu kilisede kılmaya davet etti, ama Halife Ömer (r.a.) bu teklifi kibarca reddetti. Eğer bu kilisede namaz kılarsa, sonra bazı Müslümanların bu olayı anıtlaştırmak amacıyla buraya bir cami inşa etmek isteyebileceklerini, bunun ise Kutsal Mezar Kilisesi’nin yıkılması anlamına geleceğini izah etti. Bu nedenle Halife kiliseden çıkıp biraz daha ilerideki bir noktada namazını kıldı; nitekim bugün tam bu noktada, Kutsal Mezar Kilisesi’nin tam karşısında Halife Ömer (r.a.)’ın adına inşa edilmiş küçük bir cami bulunmaktadır. Halife Ömer (r.a.)’ın diğer büyük camii ise, tam Tapınak Tepesi’nde yapıldı. Yıllardır Hıristiyanlar, yıkık Yahudi Tapınağının yer aldığı bu alanı, şehrin çöp yığınağı olarak kullanıyorlardı. Halife, Müslümanların bu çöpleri temizlemelerine kendi elleriyle yardım etti ve burada Müslümanlar iki mabed inşa ederek, İslam’ın dünyadaki üçüncü kutsal şehrine yerleştirmiş oldular.”

    Kısacası Hz. Ömer (r.a.)’ın fethinden sonra Kudüs’e ve tüm Filistin’e “medeniyet” geldi. Birbirlerinin kutsal değerlerine saygı göstermeyen, birbirlerine sırf farklı inançlara sahip oldukları için katliam uygulayan vahşi ve barbar inançların yerine, İslam’ın adil, hoşgörülü ve itidalli ahlak anlayışı hakim oldu. Müslümanlar, Hıristiyanlar ve Yahudiler asırlar boyu barış ve huzur içinde yaşadılar. Müslümanlar hiç kimseyi Müslüman olmaya zorlamadılar, ancak İslam’ın Hak din olduğunu gören bazı gayrimüslimler kendi rızalarıyla İslam’ı seçtiler.

    Kuran Ahlakının Verdiği Adalet ve Hoşgörü Duygusu

    Yüce Allah Kuran’da gerçek adaleti, insanlar arasında hiçbir ayrım yapmadan adaletle hükmetmek, insanların hakkını korumak, zulme asla rıza göstermemek, zalime karşı mazlumdan yana tavır almak, ihtiyaç içinde olanlara yardım eli uzatmak olarak emretmektedir. Bu adalet, bir karar vermek gerektiğinde her iki tarafın da hakkını korumayı, olayları çok yönlü değerlendirmeyi, ön yargısız düşünmeyi, tarafsızlığı, hakkaniyeti, dürüstlüğü, hoşgörüyü, merhameti ve şefkati gerektirir. Bunlardan birinin eksikliğinde, ya da birinin ağır basmasında gerçek adaleti uygulamak zorlaşır. Bu bakımdan Allah’ın bir lütfu olarak Hz. Ömer (r.a.)’ın bu konuda gösterdiği akıl ve feraset, günümüzde de örnek alınması gereken özelliklerinden birisidir.

    Hz. Ömer (r.a.) on yıl süren halifeliği boyunca, sahip olduğu Kuran ahlakı ve bu ahlakın gerektirdiği adalet anlayışı ile idaresindeki tüm İslam toplumunun gönlünü kazanacak bir yönetim uygulamış ve -Allah’ın izni ile- İslam ahlakının yayılmasına büyük katkılarda bulunmuştur. Hz. Ömer (r.a.)’ın verdiği bir himaye belgesi, bize bir müminin Kuran’da tarif edilen ahlakı gösterdiği takdirde nasıl bir hoşgörüye sahip olabileceğini göstermektedir;
    “Bu verilen eman, hasta-sağlıklı, iyi-kötü yöre halkının tüm fertleri için din, can, mal, kilise ve havralarının himayesi içindir. Kiliseler tahrip edilmeyeceği gibi mesken de edilmeyecek ve onlardan hiçbir şey eksiltilmeyecektir. Halktan hiç kimse, zerre kadar zarar görmeyecektir. Bu kitapta yazılı hususlar, Allah ve Resulu’nun ahdi, halifelerin ve müminlerin zimmetindedir.”

    Hz. Ömer (r.a.)’ın adalet anlayışına dair tüm bu örnekler salih müminlerin adalet ve hoşgörü anlayışını gösteren çok hikmetli örneklerdir. Müminler tüm kişisel duygu ve düşüncelerini bir tarafa bırakmayı, kendisinden yardım talep eden iki tarafa da hakkaniyetli davranmayı, her şart ve durumda doğrulardan yana olmayı, dürüstlükten ve doğruluktan asla taviz vermemeyi Kuran ahlakı ölçüsünde kendilerine yol edinirler. Kendi çıkarlarından önce karşı tarafı düşünür, kendilerine bir zarar gelecek dahi olsa, eğer hak karşı taraftan yanaysa, adil olurlar. Müminlerin bu konuda göstermeleri gereken ahlak Kuran’da şöyle bildirilmiştir:

    “Ey iman edenler, adil şahidler olarak, Allah için, hakkı ayakta tutun. Bir topluluğa olan kininiz, sizi adaletten alıkoymasın. Adalet yapın. O, takvaya daha yakındır. Allah’tan korkup-sakının. Şüphesiz Allah, yapmakta olduklarınızdan haberi olandır.” (Maide Suresi, 8)





+ Yorum Gönder