Konusunu Oylayın.: İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne olduğu

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne olduğu
  1. 05.Nisan.2011, 07:13
    1
    Misafir

    İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne olduğu






    İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne olduğu Mumsema İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne olduğunu iyice öğretmek….


  2. 05.Nisan.2011, 07:13
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne olduğunu iyice öğretmek….


    Benzer Konular

    - İslam öncesinde mekke toplumunda görülen olumsuzluklar nelerdir ?

    - Üzerinde cevşen olduğu halde günah işlemek

    - Fıkıh kavramının anlamı nedir?

    - Kur'an kavramının anlamı nedir?

    - Gerçek anlamı ile İslam – Sevgi ve itaat

  3. 05.Nisan.2011, 10:23
    2
    Desert Rose
    Silent and lonely rains

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 21.Ocak.2007
    Üye No: 5
    Mesaj Sayısı: 17,685
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 227
    Bulunduğu yer: the silent deserts in my soul

    Cevap: İslam toplumunda imam kavramının gerçek anlamı üzerinde yoğunlaşmak ve Müslümanları meşru itaat sorumluluğunun ne







    Toplum, fertlerine, Allah’ı ve O’nun doğru yolunu hatırlatacak insanlara muhtaçtır. Peygamberler bu işin aslî görevlileri, kutsal kitaplar da onların “yol haritaları”dır. Peygamberlerden sonra bu işi din alanında uzmanlaşmış özel nitelikli kişiler (ulema, din önderleri) üstlene gelmiştir. Dinin, insan hayatında gerekli dönüşümü sağlaması için kitlelerin din ile buluşturulması gerekiyor. Bu buluşmayı sağlayacak etkinliklerin önemi ve hassasiyeti sosyal hayatın yoğunlaşıp karmaşıklaşması oranında artar. Dünyanın küçüldüğü, insanı “asıl hedef”ten koparacak etkenlerin görülmedik biçimde yoğunlaşması “din hizmeti” kavramını günümüz toplumunun hayatında özel bir yere oturtmaktadır.


    İslâmî bakış açısı ile din hizmetinin özü “tebliğ” kavramında anlamını bulur. Tebliğ, her Müslümanın bire bir sorumlu olduğu bir “görev”dir. Ancak din gibi kutsal bir kurumun hayata yansıtılması faaliyetleri bireysel ve sonuçta tercihe bağlı bir yaklaşımla başarıya ulaşamaz. Başarı için bilinçli ve sistemli bir bilgilendirme ve eğitme faaliyeti kaçınılmazdır. Bütün eksikliğine, yetersizliğine rağmen eğitim sistemimizde din eğitimine yer verilmiş olması bu anlayışın bir sonucudur. Devlet yapılanmasında Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun varlığı da toplumun pratik din hizmetlerine olan ihtiyacının kurucu irade tarafından önemsenip dikkate alındığını gösteren bir olgudur.


    Sosyal açılımlı hizmet anlayışı İslâmî din hizmetinin temel niteliğini oluşturur. Nitekim, tebliğin en önemli atılımları mescit dışında, insanlarla birebir iletişim kurmak yolu ile gerçekleştirilmiştir. Unutmamak gerekir ki, o dönemde bugünkü anlamda bir mescit kavramı henüz ortaya çıkmış değildi.


    Müddessir suresinin inmesiyle Kur’an, halkla doğrudan ve açıkça ilişki kurarak dini tebliğ yöntemini devreye soktu. O zamana kadar -yaklaşık üç veya dört yıldır- davet gizli yapılıyordu. Bu noktadan sonra Hz. Peygamber’i ve etrafındaki müminlerin yoğun bir tebliğ ve irşat faaliyetinin içinde görüyoruz. Bu anlamdaki tebliğ faaliyetlerinin tipik örneğini Abese suresinin ilk ayetlerinde görmekteyiz. Kâinatın efendisi görüşmekte olduğu müşrik liderlerden birine dini tebliğ etmekte, onun Müslüman olmasını sağlamaya çalışmaktadır. Allah’ın Rasulü yaptığı işe öylesine yoğunlaşmıştır ki, “Beni de aydınlat ya Rasullellah” diye gelen sahabiye iltifat etme fırsatı bulamamıştı. Hz. Peygamber’in aldığı ilâhî uyarılardan birinin arka plânında işte bu olay vardı. (Abese, 1-12) Taif’teki Sakif kabilesinin; Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri ile Mekke’ye gelen göçebe Arap kabileleri üzerinde yoğunlaştırılan tebliğ faaliyetleri yine Mekke döneminde gerçekleşmişti.


    Başta toplu ibadetlerin ifası olmak üzere zamanın şartları içinde pek çok dinî, sosyal ve siyasal hizmete mekân teşkil eden mescidin ortaya çıktığı Medine döneminde de din hizmetlerinin eksenini oluşturan faaliyetler ağırlıklı olarak mescit dışında gerçekleşmiştir. Çeşitli devlet başkanlarına gönderilen İslâm’a davet mektupları (M. 628) ve elçi görevlendirmeleri bu tür “hizmet faaliyetleri”nin ilk akla gelenlerindendir. Tarihî süreç içinde din hizmetleri zaman ve zemine göre nitelik ve usul açısından çeşitlilik arz etmişse de temelde toplumun her kesimine ulaşma hedefi işin özünde daima var ola gelmiştir.


    Dinin güttüğü “toplumu iyileştirme” amacını gerçekleştirmek üzere alanında uzman kişilerce yürütülen faaliyetlerin tümüne hizmet diyoruz. Kur’an, bu hizmeti sunacak özel bir hizmet gurubunun oluşturulmasını öngörmektedir. (Tevbe, 122) Günümüz şartlarında bu hizmet grubu “din görevlileri”nde ifadesini bulmaktadır. Bu hizmet erlerini istihdam eden Diyanet İşleri Başkanlığı, din hizmetlerini aynı anlayış çerçevesinde, kanunla belirlenen esaslar dahilinde ibadet yerlerini/camileri yönetmek ve halkı din konusunda aydınlatmak gibi iki temel görev üzerinden yürütmektedir. Hizmeti hedef kitleler nezdinde fiilen icra edenler ise din görevlileri ile vaizlerdir. Din hizmetinin halka ulaşan ucunda yer alan bu unsurlar bir bakıma Başkanlığın temel var oluş sebebidir diyebiliriz. Hedef kitle ile doğrudan ve sürekli teması sağlayan bu grubunun hizmetteki başarı derecesi büyük ölçüde “din hizmeti” olgusundaki başarının da belirleyicisi olacaktır. Böylesine önem taşıyan din görevliliği ve vaizlik görevlerinin, sadece mihrap ve kürsü üzerinden başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı açıktır. Alan görevlilerinin “cami görevlisi” değil de “din görevlisi” diye nitelenmesi anlamlıdır. Eğer mabet dinin sade belli bir kısmının pratiğe aktarıldığı mekân ise ve din hayatın bütününü kapsıyorsa, din hizmetini cami hizmetleri ile eş değer görmek son derece yanlış bir yaklaşım olur. Buna göre cami içi hizmetleri din hizmeti mesaisinin sadece bir kısmından ibarettir. Asıl ve ağır görev cami dışında, yaşanan çevrede, toplum içindeki günlük hayatta ifa edilecektir. “İmam” (önder) unvanı gerçek anlamını cami dışında, sosyal çevrede, halk içinde sergilenecek etkinliklerle bulacaktır. Memnuniyetle ifade etmek gerekir ki din görevlilerimiz önemli ölçüde bu atılımcı anlayışa sahiptir. Ancak eksikliklerimiz çoktur. Mevcutla yetinmeyip daha ileri noktalara ulaşmak için daha çok çaba harcamak gerekiyor.


    Hizmetin cami içi etkinliklere indirgenmesi, pratikte dinin cami içi birtakım pratiklerle sınırlı olarak algılanması ile sonuçlanacaktır. Din deyince, camide kılınan namazlar ile cami avlusunda kılınan cenaze namazları akla gelir. Hâlbuki din, hayatın her alanında “var”dır ve din hizmetinin de bu alanların tamamında verilmesi gerekiyor. Bu sebeple din görevlisinin faaliyet alanı cami içi ile sınırlı değildir. Belki cami, namaz ve diğer bazı ibadetlerin ifa edildiği bir mekân olmak yanında topluma verilecek din hizmetlerinin enerji aldığı bir merkezdir de. Günün en az beş vaktinde bu merkezde bulunan din görevlisini, bu vakitlerin dışında toplumun diğer kesimleri ile de iletişim kuran, caminin üstlendiği sembolik fonksiyonları âdeta onların ayağına götüren, yapıp eden, çözümler getiren, koşan ve ulaşan bir etkinliğin öznesi olmak zorundadır. Din görevlisi sahip olduğu konum sayesinde toplumun ekonomik, sosyolojik ve psikolojik yapısından kaynaklanabilecek sıkıntıları tespit etme, çözüme katkı sağlama imkânına sahip bulunmaktadır.


    Cami dışı din hizmetlerinin beklenen sonucu vermesi, bu hizmeti verenlerin gerekli donanıma sahip olması ile mümkün olacaktır. Din alanında hizmetleri daha etkin ve verimli bir şekilde yürütebilmenin yolu her bakımdan birikim ve donanımlı din görevlisi yetiştirmekten geçmektedir. Din görevlilerimizin İslâm'ın temel ilkelerini özümsemiş, eğitim ve kültür seviyeleri yüksek, kendisiyle ve toplumla barışık, beşerî ilişkilerde topluma öncü, muhatabının dinî sorunlarına pratik çözümler üretebilen, dinî ve ilmî verileri birlikte kullanabilen, topluma örnek insanlar olarak yetiştirilmesine ihtiyaç vardır. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı bu gerçeğin bilinci ile hizmet içi eğitim faaliyetlerine büyük bir önem atfetmektedir. Öteden beri uygulana gelen din hizmeti yöntemleri, yeni imkânlar da değerlendirilerek geliştirilmeye, hizmetlerin hızlı ve etkin bir şekilde geniş kitlelere ulaşmasına çalışılmaktadır. Başkanlığın yayınları, hem din hizmeti sunan mensuplarının bilgilerini tazelemeye, hem de teşvik edici, yönlendirici bir çizgi sürdürmektedir. Yurt dışında, dünyanın çeşitli yerlerindeki dindaşlarımıza da hizmet sunuluyor olması, bu hizmeti sunan görevlilerin bulundukları ortamlara uyum sağlamaları kaçınılmaz bir gereklilik kılıyor. Din hizmetinden söz ediyorsak, bunu cami ile sınırlı görmek yanlış olur. Hizmet vermek için hizmet alanına inmek gerekir. Hizmetin alana ve kişiye götürülmesi başarıyı yakalamanın başlıca şartlarından biridir. Din hizmeti alanı tarihin hiçbir döneminde cami ile sınırlı olmadı. Şu veya bu şekilde halk/hedef kitle ile iç içe oldu.


    Halkımız duygusal plânda yüksek bir dinî duyarlılığa sahiptir. Ancak, dinin hayata geçirilmesi ve düşünce plânında etkin kılınması konusunda ne yazık ki aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Toplumumuzun büyük bir kesiminin din ile olan ilişkisi duygusal boyutu aşmamaktadır. Bu durumun sadece yeterince doğru dinî bilgiye sahip olmamaktan kaynaklandığı söylenemez. Doğru bilgiyi hayata aktaracak yönlendirme ve cesaretlendirmenin de önemi büyüktür. Din görevlisinin sunacağı temel hizmetlerden biri de doğru bilgilendirme yanında işte bu “yüreklendirme” işi olacaktır. Din ancak, inanç, düşünce ve eylem gibi üç temel unsurun bir ahenk ve bütünlük içinde tutulması ile kendisinden beklenen yapıcı etkiyi üretebilir. Dinin temel amacı olan ahlâkî duyarlılık ve içtenlik ancak böyle bir yönelişin hâkim olduğu ortamlarda boy atar. Hayatımızda bir şekilde yer alan, bizi bir şekilde etkileyen dinin, bizi istenen ölçüde dönüştüremeyişinin sebebini burada aramak gerekiyor.


    Cami dışı din hizmetlerinin sunulmasında müftülüklerimizin plânlayıcı ve düzenleyici rolü asla göz ardı edilemez. Hizmetin etkili ve kalıcı olması, iyi bir plânlama ve özenli bir uygulama ile mümkündür.


    Din hizmeti özü itibarı ile “amatör”dür. Bu hizmeti yürütenlerin belli bir ekonomik ve sosyal güvenceye sahip bulunması onların “profesyonel” oldukları anlamına gelmez, gelmemelidir. Böyle bir zahirî görüntünün ortaya çıkması, günün sosyal ve ekonomik şartlarının gereğidir. Genel anlamı ile din hizmeti “fisebilillah” yürütülmesi ve herkesin üzerine düştüğü, gücünün yettiği ölçüde yerine getirmesi gereken bir görevdir.


    Din hizmeti kavramını sadece “din”in doğru bir şekilde anlatılıp yaşanmasını sağlamak, sınırları içinde algılamak, bir noktada dinin varlık hikmetini gözden kaçırmak anlamına gelecektir. Madem din “iyi insan-iyi kul”u amaçlıyor, o halde bu amaca ulaşmak için gerekli olan her şeyin gerçekleşmesine çalışmak “dini”dir. Bu sebeple din hizmeti sunanların, içinde bulundukları çevrenin sosyal ve kültürel hayatında etkin ve oldurucu bir rol üstlenmesi gerekir.


    Nişan ve düğün törenleri gibi etkinlikler toplumsal hayatımızdaki önemli yapısal unsurlardan biridir. Başta nikâh kıymak olmak üzere, dua ve hayırlı dileklerde bulunmak ve nasihat etmek üzere din görevlisi/imam bu törenlerin icra edildiği meclislerde yer alır. Sünnet cemiyetleri ve bebeklere isim koyma törenleri de bu tür dinî telkin ve yönlendirmelerin yapılabilmesi için iyi bir fırsat ve elverişli bir ortam sağlar.


    Mevlit törenleri özellikle Anadolu-İslâm kültüründe yüzyıllardan beri ilgi gören dinî-sosyal etkinliklerdir. Başlangıçta Hz. Peygamber (s.a.s.)’in doğum gününü kutlamak amacı ile icra edilen bu törenler zamanla ölüm, sünnet cemiyetleri, ölmüş aile büyüklerini, önemli kişileri anmak gibi pek çok münasebetle icra edilmektedir. Mevlit cemiyetleri özellikle ev/aile ortamında icra edildiğinde çok daha özel bir hava oluşabilmektedir. Mevlit okunmaya başlamadan önce okutucunun amacına uygun bir üslûp içinde fazla uzun olmayan dinî/ahlâkî bazı hatırlatmalarda bulunmak oldukça etkili ve kalıcı olmaktadır.


    Hastaları ziyaret etmek, onları teselli etmek, yalnızlıklarını, çaresizlik duygularının hafiflemesine katkıda bulunmak Müslümanların dinî/ahlâkî bir görevidir. Din görevlisinin çevresindeki hastaları ziyaret etmesi, ölenler için geride kalanlara taziyede bulunması ayrı bir önem ve anlam ifade eder. Bu tür kısa buluşmalarda gerçekleştirilecek küçük hatırlatma, telkin ve yönlendirmeler çok kere uzun ve plânlı faaliyetlerden daha etkili olabilmektedir. Özellikle doğu ve güneydoğu yörelerimizde taziye/başsağlığı dileme toplantıları bu tür yönlendirme ve bilgilendirmeler için çok değerli fırsatlar sağlamaktır. Bilinçli ve donanımlı din görevlilerimizin bu tür ortamlarda oldukça başarılı hizmetler verdiği bilinmektedir.


    Cenaze namazının kılındığı, ilgili diğer işlemlerin yapıldığı zaman dilimleri ölüm ve ahiret gerçeğinin iyice somutlaştığı, kalplerin yumuşadığı, her türlü dinî telkin ve hatırlatmaya açık hale geldiği zamanlardır. Bu zamanların, din görevlisi tarafından çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Müslüman Türk toplumu bu ve benzeri dinî vesilelerle hayatında dine mümkün olduğu kadar yer ayırmaya çalışmakta ve her işinde dua ile Allah’ın manevî desteğini kazanmaya çalışmaktadır.


    Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde yurt içinde ve yurt dışında pek çok ülkede sergilenen Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri din hizmeti alanına yeni bir açılım sağlamış bulunmaktadır. Bu sayede cami dışı din hizmetleri konusunda önemli bir atılım sağlamış oluyor.

    Din hizmeti, toplumu kucaklayabildiği oranda başarılı olabilecektir. Hizmetin gerektirdiği şekilde donanımlı olmak, samimiyet ve fedakârlık bu başarı sağlayacak temel unsurlardır.


    Doç. Dr. Halil Altuntaş



  4. 05.Nisan.2011, 10:23
    2
    Silent and lonely rains






    Toplum, fertlerine, Allah’ı ve O’nun doğru yolunu hatırlatacak insanlara muhtaçtır. Peygamberler bu işin aslî görevlileri, kutsal kitaplar da onların “yol haritaları”dır. Peygamberlerden sonra bu işi din alanında uzmanlaşmış özel nitelikli kişiler (ulema, din önderleri) üstlene gelmiştir. Dinin, insan hayatında gerekli dönüşümü sağlaması için kitlelerin din ile buluşturulması gerekiyor. Bu buluşmayı sağlayacak etkinliklerin önemi ve hassasiyeti sosyal hayatın yoğunlaşıp karmaşıklaşması oranında artar. Dünyanın küçüldüğü, insanı “asıl hedef”ten koparacak etkenlerin görülmedik biçimde yoğunlaşması “din hizmeti” kavramını günümüz toplumunun hayatında özel bir yere oturtmaktadır.


    İslâmî bakış açısı ile din hizmetinin özü “tebliğ” kavramında anlamını bulur. Tebliğ, her Müslümanın bire bir sorumlu olduğu bir “görev”dir. Ancak din gibi kutsal bir kurumun hayata yansıtılması faaliyetleri bireysel ve sonuçta tercihe bağlı bir yaklaşımla başarıya ulaşamaz. Başarı için bilinçli ve sistemli bir bilgilendirme ve eğitme faaliyeti kaçınılmazdır. Bütün eksikliğine, yetersizliğine rağmen eğitim sistemimizde din eğitimine yer verilmiş olması bu anlayışın bir sonucudur. Devlet yapılanmasında Diyanet İşleri Başkanlığı gibi bir kurumun varlığı da toplumun pratik din hizmetlerine olan ihtiyacının kurucu irade tarafından önemsenip dikkate alındığını gösteren bir olgudur.


    Sosyal açılımlı hizmet anlayışı İslâmî din hizmetinin temel niteliğini oluşturur. Nitekim, tebliğin en önemli atılımları mescit dışında, insanlarla birebir iletişim kurmak yolu ile gerçekleştirilmiştir. Unutmamak gerekir ki, o dönemde bugünkü anlamda bir mescit kavramı henüz ortaya çıkmış değildi.


    Müddessir suresinin inmesiyle Kur’an, halkla doğrudan ve açıkça ilişki kurarak dini tebliğ yöntemini devreye soktu. O zamana kadar -yaklaşık üç veya dört yıldır- davet gizli yapılıyordu. Bu noktadan sonra Hz. Peygamber’i ve etrafındaki müminlerin yoğun bir tebliğ ve irşat faaliyetinin içinde görüyoruz. Bu anlamdaki tebliğ faaliyetlerinin tipik örneğini Abese suresinin ilk ayetlerinde görmekteyiz. Kâinatın efendisi görüşmekte olduğu müşrik liderlerden birine dini tebliğ etmekte, onun Müslüman olmasını sağlamaya çalışmaktadır. Allah’ın Rasulü yaptığı işe öylesine yoğunlaşmıştır ki, “Beni de aydınlat ya Rasullellah” diye gelen sahabiye iltifat etme fırsatı bulamamıştı. Hz. Peygamber’in aldığı ilâhî uyarılardan birinin arka plânında işte bu olay vardı. (Abese, 1-12) Taif’teki Sakif kabilesinin; Medine’deki Evs ve Hazrec kabileleri ile Mekke’ye gelen göçebe Arap kabileleri üzerinde yoğunlaştırılan tebliğ faaliyetleri yine Mekke döneminde gerçekleşmişti.


    Başta toplu ibadetlerin ifası olmak üzere zamanın şartları içinde pek çok dinî, sosyal ve siyasal hizmete mekân teşkil eden mescidin ortaya çıktığı Medine döneminde de din hizmetlerinin eksenini oluşturan faaliyetler ağırlıklı olarak mescit dışında gerçekleşmiştir. Çeşitli devlet başkanlarına gönderilen İslâm’a davet mektupları (M. 628) ve elçi görevlendirmeleri bu tür “hizmet faaliyetleri”nin ilk akla gelenlerindendir. Tarihî süreç içinde din hizmetleri zaman ve zemine göre nitelik ve usul açısından çeşitlilik arz etmişse de temelde toplumun her kesimine ulaşma hedefi işin özünde daima var ola gelmiştir.


    Dinin güttüğü “toplumu iyileştirme” amacını gerçekleştirmek üzere alanında uzman kişilerce yürütülen faaliyetlerin tümüne hizmet diyoruz. Kur’an, bu hizmeti sunacak özel bir hizmet gurubunun oluşturulmasını öngörmektedir. (Tevbe, 122) Günümüz şartlarında bu hizmet grubu “din görevlileri”nde ifadesini bulmaktadır. Bu hizmet erlerini istihdam eden Diyanet İşleri Başkanlığı, din hizmetlerini aynı anlayış çerçevesinde, kanunla belirlenen esaslar dahilinde ibadet yerlerini/camileri yönetmek ve halkı din konusunda aydınlatmak gibi iki temel görev üzerinden yürütmektedir. Hizmeti hedef kitleler nezdinde fiilen icra edenler ise din görevlileri ile vaizlerdir. Din hizmetinin halka ulaşan ucunda yer alan bu unsurlar bir bakıma Başkanlığın temel var oluş sebebidir diyebiliriz. Hedef kitle ile doğrudan ve sürekli teması sağlayan bu grubunun hizmetteki başarı derecesi büyük ölçüde “din hizmeti” olgusundaki başarının da belirleyicisi olacaktır. Böylesine önem taşıyan din görevliliği ve vaizlik görevlerinin, sadece mihrap ve kürsü üzerinden başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı açıktır. Alan görevlilerinin “cami görevlisi” değil de “din görevlisi” diye nitelenmesi anlamlıdır. Eğer mabet dinin sade belli bir kısmının pratiğe aktarıldığı mekân ise ve din hayatın bütününü kapsıyorsa, din hizmetini cami hizmetleri ile eş değer görmek son derece yanlış bir yaklaşım olur. Buna göre cami içi hizmetleri din hizmeti mesaisinin sadece bir kısmından ibarettir. Asıl ve ağır görev cami dışında, yaşanan çevrede, toplum içindeki günlük hayatta ifa edilecektir. “İmam” (önder) unvanı gerçek anlamını cami dışında, sosyal çevrede, halk içinde sergilenecek etkinliklerle bulacaktır. Memnuniyetle ifade etmek gerekir ki din görevlilerimiz önemli ölçüde bu atılımcı anlayışa sahiptir. Ancak eksikliklerimiz çoktur. Mevcutla yetinmeyip daha ileri noktalara ulaşmak için daha çok çaba harcamak gerekiyor.


    Hizmetin cami içi etkinliklere indirgenmesi, pratikte dinin cami içi birtakım pratiklerle sınırlı olarak algılanması ile sonuçlanacaktır. Din deyince, camide kılınan namazlar ile cami avlusunda kılınan cenaze namazları akla gelir. Hâlbuki din, hayatın her alanında “var”dır ve din hizmetinin de bu alanların tamamında verilmesi gerekiyor. Bu sebeple din görevlisinin faaliyet alanı cami içi ile sınırlı değildir. Belki cami, namaz ve diğer bazı ibadetlerin ifa edildiği bir mekân olmak yanında topluma verilecek din hizmetlerinin enerji aldığı bir merkezdir de. Günün en az beş vaktinde bu merkezde bulunan din görevlisini, bu vakitlerin dışında toplumun diğer kesimleri ile de iletişim kuran, caminin üstlendiği sembolik fonksiyonları âdeta onların ayağına götüren, yapıp eden, çözümler getiren, koşan ve ulaşan bir etkinliğin öznesi olmak zorundadır. Din görevlisi sahip olduğu konum sayesinde toplumun ekonomik, sosyolojik ve psikolojik yapısından kaynaklanabilecek sıkıntıları tespit etme, çözüme katkı sağlama imkânına sahip bulunmaktadır.


    Cami dışı din hizmetlerinin beklenen sonucu vermesi, bu hizmeti verenlerin gerekli donanıma sahip olması ile mümkün olacaktır. Din alanında hizmetleri daha etkin ve verimli bir şekilde yürütebilmenin yolu her bakımdan birikim ve donanımlı din görevlisi yetiştirmekten geçmektedir. Din görevlilerimizin İslâm'ın temel ilkelerini özümsemiş, eğitim ve kültür seviyeleri yüksek, kendisiyle ve toplumla barışık, beşerî ilişkilerde topluma öncü, muhatabının dinî sorunlarına pratik çözümler üretebilen, dinî ve ilmî verileri birlikte kullanabilen, topluma örnek insanlar olarak yetiştirilmesine ihtiyaç vardır. Nitekim Diyanet İşleri Başkanlığı bu gerçeğin bilinci ile hizmet içi eğitim faaliyetlerine büyük bir önem atfetmektedir. Öteden beri uygulana gelen din hizmeti yöntemleri, yeni imkânlar da değerlendirilerek geliştirilmeye, hizmetlerin hızlı ve etkin bir şekilde geniş kitlelere ulaşmasına çalışılmaktadır. Başkanlığın yayınları, hem din hizmeti sunan mensuplarının bilgilerini tazelemeye, hem de teşvik edici, yönlendirici bir çizgi sürdürmektedir. Yurt dışında, dünyanın çeşitli yerlerindeki dindaşlarımıza da hizmet sunuluyor olması, bu hizmeti sunan görevlilerin bulundukları ortamlara uyum sağlamaları kaçınılmaz bir gereklilik kılıyor. Din hizmetinden söz ediyorsak, bunu cami ile sınırlı görmek yanlış olur. Hizmet vermek için hizmet alanına inmek gerekir. Hizmetin alana ve kişiye götürülmesi başarıyı yakalamanın başlıca şartlarından biridir. Din hizmeti alanı tarihin hiçbir döneminde cami ile sınırlı olmadı. Şu veya bu şekilde halk/hedef kitle ile iç içe oldu.


    Halkımız duygusal plânda yüksek bir dinî duyarlılığa sahiptir. Ancak, dinin hayata geçirilmesi ve düşünce plânında etkin kılınması konusunda ne yazık ki aynı şeyi söylemek mümkün değildir. Toplumumuzun büyük bir kesiminin din ile olan ilişkisi duygusal boyutu aşmamaktadır. Bu durumun sadece yeterince doğru dinî bilgiye sahip olmamaktan kaynaklandığı söylenemez. Doğru bilgiyi hayata aktaracak yönlendirme ve cesaretlendirmenin de önemi büyüktür. Din görevlisinin sunacağı temel hizmetlerden biri de doğru bilgilendirme yanında işte bu “yüreklendirme” işi olacaktır. Din ancak, inanç, düşünce ve eylem gibi üç temel unsurun bir ahenk ve bütünlük içinde tutulması ile kendisinden beklenen yapıcı etkiyi üretebilir. Dinin temel amacı olan ahlâkî duyarlılık ve içtenlik ancak böyle bir yönelişin hâkim olduğu ortamlarda boy atar. Hayatımızda bir şekilde yer alan, bizi bir şekilde etkileyen dinin, bizi istenen ölçüde dönüştüremeyişinin sebebini burada aramak gerekiyor.


    Cami dışı din hizmetlerinin sunulmasında müftülüklerimizin plânlayıcı ve düzenleyici rolü asla göz ardı edilemez. Hizmetin etkili ve kalıcı olması, iyi bir plânlama ve özenli bir uygulama ile mümkündür.


    Din hizmeti özü itibarı ile “amatör”dür. Bu hizmeti yürütenlerin belli bir ekonomik ve sosyal güvenceye sahip bulunması onların “profesyonel” oldukları anlamına gelmez, gelmemelidir. Böyle bir zahirî görüntünün ortaya çıkması, günün sosyal ve ekonomik şartlarının gereğidir. Genel anlamı ile din hizmeti “fisebilillah” yürütülmesi ve herkesin üzerine düştüğü, gücünün yettiği ölçüde yerine getirmesi gereken bir görevdir.


    Din hizmeti kavramını sadece “din”in doğru bir şekilde anlatılıp yaşanmasını sağlamak, sınırları içinde algılamak, bir noktada dinin varlık hikmetini gözden kaçırmak anlamına gelecektir. Madem din “iyi insan-iyi kul”u amaçlıyor, o halde bu amaca ulaşmak için gerekli olan her şeyin gerçekleşmesine çalışmak “dini”dir. Bu sebeple din hizmeti sunanların, içinde bulundukları çevrenin sosyal ve kültürel hayatında etkin ve oldurucu bir rol üstlenmesi gerekir.


    Nişan ve düğün törenleri gibi etkinlikler toplumsal hayatımızdaki önemli yapısal unsurlardan biridir. Başta nikâh kıymak olmak üzere, dua ve hayırlı dileklerde bulunmak ve nasihat etmek üzere din görevlisi/imam bu törenlerin icra edildiği meclislerde yer alır. Sünnet cemiyetleri ve bebeklere isim koyma törenleri de bu tür dinî telkin ve yönlendirmelerin yapılabilmesi için iyi bir fırsat ve elverişli bir ortam sağlar.


    Mevlit törenleri özellikle Anadolu-İslâm kültüründe yüzyıllardan beri ilgi gören dinî-sosyal etkinliklerdir. Başlangıçta Hz. Peygamber (s.a.s.)’in doğum gününü kutlamak amacı ile icra edilen bu törenler zamanla ölüm, sünnet cemiyetleri, ölmüş aile büyüklerini, önemli kişileri anmak gibi pek çok münasebetle icra edilmektedir. Mevlit cemiyetleri özellikle ev/aile ortamında icra edildiğinde çok daha özel bir hava oluşabilmektedir. Mevlit okunmaya başlamadan önce okutucunun amacına uygun bir üslûp içinde fazla uzun olmayan dinî/ahlâkî bazı hatırlatmalarda bulunmak oldukça etkili ve kalıcı olmaktadır.


    Hastaları ziyaret etmek, onları teselli etmek, yalnızlıklarını, çaresizlik duygularının hafiflemesine katkıda bulunmak Müslümanların dinî/ahlâkî bir görevidir. Din görevlisinin çevresindeki hastaları ziyaret etmesi, ölenler için geride kalanlara taziyede bulunması ayrı bir önem ve anlam ifade eder. Bu tür kısa buluşmalarda gerçekleştirilecek küçük hatırlatma, telkin ve yönlendirmeler çok kere uzun ve plânlı faaliyetlerden daha etkili olabilmektedir. Özellikle doğu ve güneydoğu yörelerimizde taziye/başsağlığı dileme toplantıları bu tür yönlendirme ve bilgilendirmeler için çok değerli fırsatlar sağlamaktır. Bilinçli ve donanımlı din görevlilerimizin bu tür ortamlarda oldukça başarılı hizmetler verdiği bilinmektedir.


    Cenaze namazının kılındığı, ilgili diğer işlemlerin yapıldığı zaman dilimleri ölüm ve ahiret gerçeğinin iyice somutlaştığı, kalplerin yumuşadığı, her türlü dinî telkin ve hatırlatmaya açık hale geldiği zamanlardır. Bu zamanların, din görevlisi tarafından çok iyi değerlendirilmesi gerekiyor. Müslüman Türk toplumu bu ve benzeri dinî vesilelerle hayatında dine mümkün olduğu kadar yer ayırmaya çalışmakta ve her işinde dua ile Allah’ın manevî desteğini kazanmaya çalışmaktadır.


    Diyanet İşleri Başkanlığının öncülüğünde yurt içinde ve yurt dışında pek çok ülkede sergilenen Kutlu Doğum Haftası etkinlikleri din hizmeti alanına yeni bir açılım sağlamış bulunmaktadır. Bu sayede cami dışı din hizmetleri konusunda önemli bir atılım sağlamış oluyor.

    Din hizmeti, toplumu kucaklayabildiği oranda başarılı olabilecektir. Hizmetin gerektirdiği şekilde donanımlı olmak, samimiyet ve fedakârlık bu başarı sağlayacak temel unsurlardır.


    Doç. Dr. Halil Altuntaş






+ Yorum Gönder