Konusunu Oylayın.: Arşı Alem'in anlamı nedir

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 4 kişi
Arşı Alem'in anlamı nedir
  1. 31.Aralık.2010, 03:11
    1
    Misafir

    Arşı Alem'in anlamı nedir






    Arşı Alem'in anlamı nedir Mumsema Arşı Alem'in anlamı nedir ne nalam geldiğini kısaca açıklar mısınız ?


  2. 31.Aralık.2010, 03:11
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



    Arşı Alem'in anlamı nedir ne nalam geldiğini kısaca açıklar mısınız ?


    Benzer Konular

    - Alem kelimesi nedir?

    - Alem Nedir? İslamda Alem Kavramı

    - Alem nedir?

    - Alem Nedir?

    - Lâhut Âlemi: "Ulûhiyet, ilâhî âlem, yüce âlem"

  3. 31.Aralık.2010, 16:38
    2
    kanarya
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 20.Temmuz.2007
    Üye No: 1434
    Mesaj Sayısı: 357
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10

    Yanıt: Arşı Alem'in anlamı nedir




    M. Ali KAYA


    Âlemin Allah’ın yarattığı ve yaratıcının varlığına ve sıfatlarına delil olan her şeydir. Âlem, sadece cismaniyata has değildir. Ruhlar âleminden başka bilemediğimiz pek çok mânevî âlemler vardır. (Lem’alar, 2005, s. 669) Ancak tüm bu âlemlerin damı ve tavanı “Arş-ı Âzam”dır. Yani, arş-ı azam bütün âlemleri kuşatmıştır.


    Kâinatı içine alan maddi âlemler manevî ve gaybî âlemler yanında çok küçük kalır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Cehennemden en son çıkacak ve cennete girecek olan günahkâr mü’mine yüce Allah on dünya büyüklüğünde hususi bir cennet verir” (Prof. Kâmil Miras, Tecrit Tercümesi, 2:844-846) buyurarak ahiret âleminden olan cennetin ne derece büyük olduğuna bir derece işaret etmiştir.


    Bediüzzaman hazretleri “Her şeyin bâtını zahirinden daha âli, daha lâtif, daha kâmil, daha güzel ve daha müzeyyen olduğu gibi, hayatça daha kavi ve şuurca daha tamdır. Zahirde görünen hayat, şuur ve kemâl ancak batından zahire süzülen zaif bir tereşşuhudur. Evet, karnın evinden, cildin gömleğinden ve kuvve-i hafızan senin kitabından nakış ve intizamca daha yüksek ve daha gariptir. Binaenaleyh âlem-i melekût, âlem-i şahadetten; âlem-i gayb, dünya ve ahiretten daha âlî ve daha yüksektir.” (Mesnevi-i Nuriye, 2006, s. 286-287)


    Bediüzzaman hazretleri “İnkılaplar neticesinde her iki taraf arasında geniş geniş dereler husule gelir. O dereler üzerinde her iki âleme münasebettar köprüler lâzımdır ki her iki âlem arasında gidiş geliş olsun. Lâkin o köprülerin inkılabat cinslerine göre şekilleri ve mahiyetleri farklı olur. Uyku âlem-i yakaza ile âlem-i misal arasında bir köprü olduğu gibi, berzah da dünya ile ahiret arasında bir köprüdür. Âlem-i misal de âlem-i cismâni ile âlem-i şahadet arasında bir köprüdür. Bahar, kış ile yaz arasında bir köprüdür. Kıyamette ise inkılap bir değildir; pek çok ve büyük inkılaplar olacağından, köprüsü de pek garip ve acip olması lazım gelir” (Mesnevi, 356) buyurarak berzahın gerekliliğini izah eder. Buna göre “Â’raf” da Cennet ile Cehennem arasında bir berzah sayılabilir.


    Âlem-i misal bu âlemlerden birisidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Âlem-i misali, âlem-i ervah ile âlem-i şahadet ortasında bir berzah” olarak tarif eder. Âleme-i misalin iki yüzü vardır. Bir yüzü ruhlar âlemine diğer yüzü şahadet âlemine bakar. Ayinedeki görüntü bir sureten bize benzemekle beraber, diğer cihette yani maddi olarak ise ruha benzer; yani onun gibi latiftir. Bediüzzaman’a göre âlem-i misal, âlem-i şahadet gibi vücudu meşhuddur, görünür. Tahakkuku bedihidir, açıktır. Hatta rüyay-ı sadıka ve keşf-i sadık ve şeffaf şeylerdeki temessülât, bu âlemden âlem-i misale karşı açılan üç penceredir. Avama ve herkese bu âlemin varlığını açıkça gösterir. Böylece âlem-i misalin vücudu, âlem-i ervah ve âlem-i şahadet kadar vücudu katîdir.


    Âlem-i misal acaib ve garaibin meşheridir, ehl-i velâyetin de tenezzühgâhıdır. Âlem-i asgar olan insan beyninde bulunan kuvve-i hafıza ve kuvve-i hayaliye maddi olarak bir mercimek kadar yer işgal ettiği halde binler sene genişliği olan ve asla bitmek ve tükenmek bilmeyen çok büyük bir yere sahiptir. Aynı şekilde âlem-i ekber olan kâinatta da hayalin hakikati olan bir âlem-i misal ve hafızanın hakikati olan bir levh-i mahfuz vardır. Hayal ve hafıza bu âlemlere açılan pencerelerdir. Nasıl ki göz bu âlem-i şahadete açılan bir penceredir ve insanı bu âlemi onu ile müşahede eder. Aynı şekilde kuvve-i hafıza levh-i mahfuzdan ve hayal âlem-i misalden haber verirler. (Barla Lâhikası, 2006, 549; Lem’alar, 2005, s. 328, 669, 960)


    Âlem-i misal ahretin sonsuz ve ebedi manzaralarını teşkil edecek olan misâlî levhaları muhafaza eden bir âlemdir. Bütün dünyada yaşanan hadiseleri ve olayları, her an tazelenen güzel manzaraları, şekilleri ve güzellikleri fotoğrafını alan ve kameraya çeken bir âlemdir. Binler dünya kadar büyük ve geniş hadsiz dünya manzaralarını alarak büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye teşkil eder. Faniyatın fani ve zail hallerini fotoğraflayarak sermedi temaşagahlarda ve cennette dünya maceralarını ve eski hallerini seyrettirecektir. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 493)


    Evliyay-ı azimeden Muhiddin-i Arabî’nin (ks) “Fütuhat-ı Mekkiye” isimli kitabında ve “İnsan-ı Kâmil” kitabının müellifi Seyyid Abdulkerim (ks) gibi zatların kitaplarında haber vermiş oldukları “Kaf dağı, Arz-i Beyzâ ve Âlem-i Meşmeşe” gibi binler dünya büyüklüğündeki âlemler âlem-i misalden oldukları için onların yerleri dünyada bir çekirdek kadar olsa, âlem-i misalde bir ağaç kadar geniştir. Çünkü bu dünyada yapılan az bir amel ve fiilin âlem-i misalde timsali bir ağaç gibidir. Ancak onların sekir halinde gördükleri bu âlemler âlme-i şahadet ile karıştırıldığı için inkâra sebep olmuştur. “Onlar ehl-i hak ve hakikattırlar, ehl-i velâyet ve ehl-i şuhutturlar ve gördüklerini doğru görmüşlerdir. Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhutta ve rüya gibi rü’yetlerini tabirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için, kısmen yanlıştır. Rüyadaki adam kendi rüyasını tabir edemediği gibi, o kısım ehl-i keşif ve Şuhut dahi rü’yetlerini o halde iken tabir edemezler. Onları tabir edecek olan “Asfiya” denilen veraset-i nübüvvet muhakkikleridir. Kitap ve sünnetin irşadı ile yanlışlarını tahsis ederler. (Mektubat, 2005, s. 134-138)


  4. 31.Aralık.2010, 16:38
    2
    Devamlı Üye



    M. Ali KAYA


    Âlemin Allah’ın yarattığı ve yaratıcının varlığına ve sıfatlarına delil olan her şeydir. Âlem, sadece cismaniyata has değildir. Ruhlar âleminden başka bilemediğimiz pek çok mânevî âlemler vardır. (Lem’alar, 2005, s. 669) Ancak tüm bu âlemlerin damı ve tavanı “Arş-ı Âzam”dır. Yani, arş-ı azam bütün âlemleri kuşatmıştır.


    Kâinatı içine alan maddi âlemler manevî ve gaybî âlemler yanında çok küçük kalır. Nitekim peygamberimiz (sav) “Cehennemden en son çıkacak ve cennete girecek olan günahkâr mü’mine yüce Allah on dünya büyüklüğünde hususi bir cennet verir” (Prof. Kâmil Miras, Tecrit Tercümesi, 2:844-846) buyurarak ahiret âleminden olan cennetin ne derece büyük olduğuna bir derece işaret etmiştir.


    Bediüzzaman hazretleri “Her şeyin bâtını zahirinden daha âli, daha lâtif, daha kâmil, daha güzel ve daha müzeyyen olduğu gibi, hayatça daha kavi ve şuurca daha tamdır. Zahirde görünen hayat, şuur ve kemâl ancak batından zahire süzülen zaif bir tereşşuhudur. Evet, karnın evinden, cildin gömleğinden ve kuvve-i hafızan senin kitabından nakış ve intizamca daha yüksek ve daha gariptir. Binaenaleyh âlem-i melekût, âlem-i şahadetten; âlem-i gayb, dünya ve ahiretten daha âlî ve daha yüksektir.” (Mesnevi-i Nuriye, 2006, s. 286-287)


    Bediüzzaman hazretleri “İnkılaplar neticesinde her iki taraf arasında geniş geniş dereler husule gelir. O dereler üzerinde her iki âleme münasebettar köprüler lâzımdır ki her iki âlem arasında gidiş geliş olsun. Lâkin o köprülerin inkılabat cinslerine göre şekilleri ve mahiyetleri farklı olur. Uyku âlem-i yakaza ile âlem-i misal arasında bir köprü olduğu gibi, berzah da dünya ile ahiret arasında bir köprüdür. Âlem-i misal de âlem-i cismâni ile âlem-i şahadet arasında bir köprüdür. Bahar, kış ile yaz arasında bir köprüdür. Kıyamette ise inkılap bir değildir; pek çok ve büyük inkılaplar olacağından, köprüsü de pek garip ve acip olması lazım gelir” (Mesnevi, 356) buyurarak berzahın gerekliliğini izah eder. Buna göre “Â’raf” da Cennet ile Cehennem arasında bir berzah sayılabilir.


    Âlem-i misal bu âlemlerden birisidir. Bediüzzaman Said Nursi hazretleri “Âlem-i misali, âlem-i ervah ile âlem-i şahadet ortasında bir berzah” olarak tarif eder. Âleme-i misalin iki yüzü vardır. Bir yüzü ruhlar âlemine diğer yüzü şahadet âlemine bakar. Ayinedeki görüntü bir sureten bize benzemekle beraber, diğer cihette yani maddi olarak ise ruha benzer; yani onun gibi latiftir. Bediüzzaman’a göre âlem-i misal, âlem-i şahadet gibi vücudu meşhuddur, görünür. Tahakkuku bedihidir, açıktır. Hatta rüyay-ı sadıka ve keşf-i sadık ve şeffaf şeylerdeki temessülât, bu âlemden âlem-i misale karşı açılan üç penceredir. Avama ve herkese bu âlemin varlığını açıkça gösterir. Böylece âlem-i misalin vücudu, âlem-i ervah ve âlem-i şahadet kadar vücudu katîdir.


    Âlem-i misal acaib ve garaibin meşheridir, ehl-i velâyetin de tenezzühgâhıdır. Âlem-i asgar olan insan beyninde bulunan kuvve-i hafıza ve kuvve-i hayaliye maddi olarak bir mercimek kadar yer işgal ettiği halde binler sene genişliği olan ve asla bitmek ve tükenmek bilmeyen çok büyük bir yere sahiptir. Aynı şekilde âlem-i ekber olan kâinatta da hayalin hakikati olan bir âlem-i misal ve hafızanın hakikati olan bir levh-i mahfuz vardır. Hayal ve hafıza bu âlemlere açılan pencerelerdir. Nasıl ki göz bu âlem-i şahadete açılan bir penceredir ve insanı bu âlemi onu ile müşahede eder. Aynı şekilde kuvve-i hafıza levh-i mahfuzdan ve hayal âlem-i misalden haber verirler. (Barla Lâhikası, 2006, 549; Lem’alar, 2005, s. 328, 669, 960)


    Âlem-i misal ahretin sonsuz ve ebedi manzaralarını teşkil edecek olan misâlî levhaları muhafaza eden bir âlemdir. Bütün dünyada yaşanan hadiseleri ve olayları, her an tazelenen güzel manzaraları, şekilleri ve güzellikleri fotoğrafını alan ve kameraya çeken bir âlemdir. Binler dünya kadar büyük ve geniş hadsiz dünya manzaralarını alarak büyük ve geniş bir sinema-i uhreviye teşkil eder. Faniyatın fani ve zail hallerini fotoğraflayarak sermedi temaşagahlarda ve cennette dünya maceralarını ve eski hallerini seyrettirecektir. (Emirdağ Lâhikası, 2006, s. 493)


    Evliyay-ı azimeden Muhiddin-i Arabî’nin (ks) “Fütuhat-ı Mekkiye” isimli kitabında ve “İnsan-ı Kâmil” kitabının müellifi Seyyid Abdulkerim (ks) gibi zatların kitaplarında haber vermiş oldukları “Kaf dağı, Arz-i Beyzâ ve Âlem-i Meşmeşe” gibi binler dünya büyüklüğündeki âlemler âlem-i misalden oldukları için onların yerleri dünyada bir çekirdek kadar olsa, âlem-i misalde bir ağaç kadar geniştir. Çünkü bu dünyada yapılan az bir amel ve fiilin âlem-i misalde timsali bir ağaç gibidir. Ancak onların sekir halinde gördükleri bu âlemler âlme-i şahadet ile karıştırıldığı için inkâra sebep olmuştur. “Onlar ehl-i hak ve hakikattırlar, ehl-i velâyet ve ehl-i şuhutturlar ve gördüklerini doğru görmüşlerdir. Fakat ihatasız olan hâlet-i şuhutta ve rüya gibi rü’yetlerini tabirde verdikleri hükümlerinde hakları olmadığı için, kısmen yanlıştır. Rüyadaki adam kendi rüyasını tabir edemediği gibi, o kısım ehl-i keşif ve Şuhut dahi rü’yetlerini o halde iken tabir edemezler. Onları tabir edecek olan “Asfiya” denilen veraset-i nübüvvet muhakkikleridir. Kitap ve sünnetin irşadı ile yanlışlarını tahsis ederler. (Mektubat, 2005, s. 134-138)





+ Yorum Gönder