Konusunu Oylayın.: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

5 üzerinden 4.00 | Toplam : 7 kişi
Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı
  1. 24.Mayıs.2008, 18:06
    1
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı






    Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı Mumsema TÜM DETAYLARIYLA NAMAZ - Ebu Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Ahmed et-Tayyâr

    (el-Kasîm Şeriat ve Usulu'd-Din Fakültesi Fıkıh Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)


    Malik b. el-Huveyris'in rivayet ettiği hadiste Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır: "...Ve benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öylece kılınız..."[160] Cibril-i Emin Ka’benin kapısı yanında Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem’e namaz kılınış şeklini ve vakitlerini öğretmek üzere imam olmuştur. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'in ashabı da namazı ondan öğrendiler, onlardan sonra gelen müslümanlar da günümüze kadar nesilden nesile birbirinden aktarıp durdular.

    Namaz yüce Allah'a ihlâsla ve Rasûle uyularak yapılması şart olan bir ibadettir. Kıldığı namazı Allah için ihlâsla kılmayan, şirk koşmuş olur, ibadeti sahih olmaz. Çünkü yüce Allah: "Eğer şirk koşarsan andolsun ki amelin boşa çıkar." (ez-Zümer, 39/65) diye buyurmuştur. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'e uymayan bir kimsenin de yapacağı ibadet merduttur. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem, Âişe RadıyAllahu anha'nın rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmuştur: "Her kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi sonradan ortaya çıkarırsa, o merduttur."[161]

    Namaz İslamın en büyük rüknüdür. Onu red ve inkâr ederek terkeden bir kimse kâfir olur ve İslamdan çıkar. Onu tembellikten ve başka işlerle meşgul olarak şer'î bir mazeret olmadan terkeden bir kimse de aynı şekilde kafirdir. Sünnet bu hususta çok açıktır. Câbir RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Kişi ile şirk ve küfür arasındaki (ayırıcı çizgi) namazı terketmektir."[162]

    Namaz kıraat ihtiva eden bir kıyam, tesbih ihtiva eden bir rükû, hamd ihtiva eden rükûdan doğrulmak, aralarında bir oturma ve tesbih bulunan iki secdedir. Bütün bunlara bir rekat denilir. Namaz ise birkaç rekatten oluşur.

    Farz olan namazlar beş tanedir. Sabah namazının farzı, ikamet ve yolculuk halinde iki rekat, öğle, ikindi ve yatsının herbirisinin farzları, ikamet halinde dört, yolculuk halinde iki rekat, akşam namazının farzı, ikamet ve yolculuk hallerinde üç rekattir.

    Namazı müslüman kişi tek başına ya da cemaatle birlikte eda eder. Cemaatle birlikte namaz kılacak olursa, müslüman bir kimsenin evinde abdest alıp, abdest azalarını güzelce yıkaması, sonra cemaatle namaz kılmak niyetiyle evinden çıkması ne kadar güzeldir!. Böyle yapacak olursa, attığı herbir adım dolayısıyla mutlaka yüce Allah onu bir derece yükseltir ve onun üzerinden bir günahı kaldırır. Çünkü Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "... Çünkü onlardan herhangi bir kimse abdest alır, abdestini güzelce yerine getirir, sonra mescide ancak namaz için ve namazdan başka bir maksadı olmadan kalkıp giderse, attığı herbir adım dolayısıyla mutlaka onun bir derecesi yükseltilir ve o adım dolayısıyla bir günahı kaldırılır. Mescide girinceye kadar..."[163]

    Kaynaklar :

    [160] Buhârî, I, 155

    [161] Muslim, II, 1343, H. no: 1718

    [162] Muslim, I, 88, H. no: 82

    [163] Muslim, I, 459, H. no: 649

    - devam edecek inşaAllah -


  2. 24.Mayıs.2008, 18:06
    1
    Kıdemli Üye



    TÜM DETAYLARIYLA NAMAZ - Ebu Muhammed Abdullah b. Muhammed b. Ahmed et-Tayyâr

    (el-Kasîm Şeriat ve Usulu'd-Din Fakültesi Fıkıh Anabilim Dalı Öğretim Üyesi)


    Malik b. el-Huveyris'in rivayet ettiği hadiste Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmaktadır: "...Ve benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öylece kılınız..."[160] Cibril-i Emin Ka’benin kapısı yanında Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem’e namaz kılınış şeklini ve vakitlerini öğretmek üzere imam olmuştur. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'in ashabı da namazı ondan öğrendiler, onlardan sonra gelen müslümanlar da günümüze kadar nesilden nesile birbirinden aktarıp durdular.

    Namaz yüce Allah'a ihlâsla ve Rasûle uyularak yapılması şart olan bir ibadettir. Kıldığı namazı Allah için ihlâsla kılmayan, şirk koşmuş olur, ibadeti sahih olmaz. Çünkü yüce Allah: "Eğer şirk koşarsan andolsun ki amelin boşa çıkar." (ez-Zümer, 39/65) diye buyurmuştur. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'e uymayan bir kimsenin de yapacağı ibadet merduttur. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem, Âişe RadıyAllahu anha'nın rivayet ettiği hadiste şöyle buyurmuştur: "Her kim bizim bu işimizde ondan olmayan bir şeyi sonradan ortaya çıkarırsa, o merduttur."[161]

    Namaz İslamın en büyük rüknüdür. Onu red ve inkâr ederek terkeden bir kimse kâfir olur ve İslamdan çıkar. Onu tembellikten ve başka işlerle meşgul olarak şer'î bir mazeret olmadan terkeden bir kimse de aynı şekilde kafirdir. Sünnet bu hususta çok açıktır. Câbir RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Kişi ile şirk ve küfür arasındaki (ayırıcı çizgi) namazı terketmektir."[162]

    Namaz kıraat ihtiva eden bir kıyam, tesbih ihtiva eden bir rükû, hamd ihtiva eden rükûdan doğrulmak, aralarında bir oturma ve tesbih bulunan iki secdedir. Bütün bunlara bir rekat denilir. Namaz ise birkaç rekatten oluşur.

    Farz olan namazlar beş tanedir. Sabah namazının farzı, ikamet ve yolculuk halinde iki rekat, öğle, ikindi ve yatsının herbirisinin farzları, ikamet halinde dört, yolculuk halinde iki rekat, akşam namazının farzı, ikamet ve yolculuk hallerinde üç rekattir.

    Namazı müslüman kişi tek başına ya da cemaatle birlikte eda eder. Cemaatle birlikte namaz kılacak olursa, müslüman bir kimsenin evinde abdest alıp, abdest azalarını güzelce yıkaması, sonra cemaatle namaz kılmak niyetiyle evinden çıkması ne kadar güzeldir!. Böyle yapacak olursa, attığı herbir adım dolayısıyla mutlaka yüce Allah onu bir derece yükseltir ve onun üzerinden bir günahı kaldırır. Çünkü Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "... Çünkü onlardan herhangi bir kimse abdest alır, abdestini güzelce yerine getirir, sonra mescide ancak namaz için ve namazdan başka bir maksadı olmadan kalkıp giderse, attığı herbir adım dolayısıyla mutlaka onun bir derecesi yükseltilir ve o adım dolayısıyla bir günahı kaldırılır. Mescide girinceye kadar..."[163]

    Kaynaklar :

    [160] Buhârî, I, 155

    [161] Muslim, II, 1343, H. no: 1718

    [162] Muslim, I, 88, H. no: 82

    [163] Muslim, I, 459, H. no: 649

    - devam edecek inşaAllah -


    Benzer Konular

    - Kuran ve Sünnete göre gusül nasıl alınır?

    - Kuran ve sünnete göre namazın insana kazandırdıkları şeyler nelerdir?

    - Kuran ve sünnete göre Allah dostu kimdir?

    - Kuran ve sünnete göre örnek aile

    - Şafii Mezhebine Göre Namaz Kılınışı ??

  3. 25.Mayıs.2008, 00:27
    2
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı




    Namaza sükûnetle ve vakar ile yürümelidir. Çünkü o yüce Allah'ın huzurunda duracağı bir yere gitmektedir. Namazı kaçırmaktan korksa dahi süratle yürümez. Çünkü Ebu Hureyre RadıyAllahu anh, Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Kamet getirildiğini duyduğunuz vakit namaza yürüyerek gidiniz. Sükûnetle ve vakarla gitmeye bakınız. Acele etmeyiniz. Yetiştiğiniz kadarını kılınız, yetişemediğinizi tamamlayınız."[164] Bu yüce Allah'a karşı uyulması gereken bir edebtir.

    Müslüman mescide girdi mi eğer ezan okunmamışsa kılabildiği kadar namaz kılar. Eğer ezan okunmuşsa (farzdan önceki) râtibe’yi (sünneti)'i kılar. Eğer farzdan önce kılınan râtibe sünnet yok ise iki ezan (ezan ile kamet) arası sünnet namazını kılar. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Her iki ezan arasında namaz vardır, her iki ezan arasında namaz vardır." Sonra üçüncüsünde: "Dileyen kimse için" diye buyurdu.[165] Gerek bu namaz, gerekse ratibe sünneti “tahiyyetu'l-mescid” yerini de tutar. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse mescide girdiği takdirde oturmadan önce iki rekat namaz (tahiyyetu’l-mescid) kılıversin."[166] Bu da ratibe sünneti yahut iki ezan arası sünneti kılmakla tahakkuk eder.

    Bundan sonra müslüman namazı beklemek niyetiyle oturur. Çünkü Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sizden herhangi biriniz namaz kılacağı yerde kalmaya devam ettiği sürece melekler ona -abdestini bozacak bir hal yapmadığı sürece- dua ederler: Allah'ım, ona mağfiret buyur (derler), Allah'ım, ona merhamet buyur. Sizden herhangi bir kimseyi alıkoyan namaz olduğu ve ailesinin yanına gitmekten onu men eden tek şey namaz olduğu sürece, namazda gibi devam eder."[167]

    İmamın gecikmesinin namaz kılacak olana zararı yoktur. Çünkü o namazı beklediği sürece namazda demektir. Kişi namaz kılacağı yerde kalmaya devam ettiği sürece melekler ona dua ederler, onun için mağfiret dilerler.

    Namaz için kamet getirildi mi o da ayağa kalkar. Kametin başında ayağa kalkmanın da, kamet getirilmekte iken de yahut sona erdiği vakitte ayağa kalkmanın bir sakıncası yoktur, hepsi de caizdir. Çünkü sünnet nerede kalkılacağını belirlememiştir. Ancak Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Namaz için kamet getirildiği vakit beni görmedikçe ayağa kalkmayınız."[168]

    Maksat müslümanın iftitah tekbirini kaçırmayacak şekilde namaza başlamak için gerektiği gibi hazırlanmasıdır.

    Safların düzgün tutulması gerekir. Çünkü en-Numan b. Beşir'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Ya saflarınızı düzgün tutarsınız, yahut yüce Allah yüzlerinizi muhalefete düşürür. (Aranızda ayrılık başgösterir)."[169]

    Nevevi dedi ki: Yani aranızda düşmanlık, kin ve kalblerin arasında muhalefeti koyar.[170]

    Kaynaklar :

    [164] Buhârî, I, 156

    [165] Buhârî, I, 154

    [166] Buhârî, I, 114

    [167] Buhârî, I, 160

    [168] Buhârî, I, 156-157

    [169] Buhârî, I, 176

    [170] İbn Hacer, Fethu’l-Bâri, II, 207

    - devam edecek -



  4. 25.Mayıs.2008, 00:27
    2
    Kıdemli Üye



    Namaza sükûnetle ve vakar ile yürümelidir. Çünkü o yüce Allah'ın huzurunda duracağı bir yere gitmektedir. Namazı kaçırmaktan korksa dahi süratle yürümez. Çünkü Ebu Hureyre RadıyAllahu anh, Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Kamet getirildiğini duyduğunuz vakit namaza yürüyerek gidiniz. Sükûnetle ve vakarla gitmeye bakınız. Acele etmeyiniz. Yetiştiğiniz kadarını kılınız, yetişemediğinizi tamamlayınız."[164] Bu yüce Allah'a karşı uyulması gereken bir edebtir.

    Müslüman mescide girdi mi eğer ezan okunmamışsa kılabildiği kadar namaz kılar. Eğer ezan okunmuşsa (farzdan önceki) râtibe’yi (sünneti)'i kılar. Eğer farzdan önce kılınan râtibe sünnet yok ise iki ezan (ezan ile kamet) arası sünnet namazını kılar. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Her iki ezan arasında namaz vardır, her iki ezan arasında namaz vardır." Sonra üçüncüsünde: "Dileyen kimse için" diye buyurdu.[165] Gerek bu namaz, gerekse ratibe sünneti “tahiyyetu'l-mescid” yerini de tutar. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Sizden herhangi bir kimse mescide girdiği takdirde oturmadan önce iki rekat namaz (tahiyyetu’l-mescid) kılıversin."[166] Bu da ratibe sünneti yahut iki ezan arası sünneti kılmakla tahakkuk eder.

    Bundan sonra müslüman namazı beklemek niyetiyle oturur. Çünkü Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Şüphesiz sizden herhangi biriniz namaz kılacağı yerde kalmaya devam ettiği sürece melekler ona -abdestini bozacak bir hal yapmadığı sürece- dua ederler: Allah'ım, ona mağfiret buyur (derler), Allah'ım, ona merhamet buyur. Sizden herhangi bir kimseyi alıkoyan namaz olduğu ve ailesinin yanına gitmekten onu men eden tek şey namaz olduğu sürece, namazda gibi devam eder."[167]

    İmamın gecikmesinin namaz kılacak olana zararı yoktur. Çünkü o namazı beklediği sürece namazda demektir. Kişi namaz kılacağı yerde kalmaya devam ettiği sürece melekler ona dua ederler, onun için mağfiret dilerler.

    Namaz için kamet getirildi mi o da ayağa kalkar. Kametin başında ayağa kalkmanın da, kamet getirilmekte iken de yahut sona erdiği vakitte ayağa kalkmanın bir sakıncası yoktur, hepsi de caizdir. Çünkü sünnet nerede kalkılacağını belirlememiştir. Ancak Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Namaz için kamet getirildiği vakit beni görmedikçe ayağa kalkmayınız."[168]

    Maksat müslümanın iftitah tekbirini kaçırmayacak şekilde namaza başlamak için gerektiği gibi hazırlanmasıdır.

    Safların düzgün tutulması gerekir. Çünkü en-Numan b. Beşir'den şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurdu: "Ya saflarınızı düzgün tutarsınız, yahut yüce Allah yüzlerinizi muhalefete düşürür. (Aranızda ayrılık başgösterir)."[169]

    Nevevi dedi ki: Yani aranızda düşmanlık, kin ve kalblerin arasında muhalefeti koyar.[170]

    Kaynaklar :

    [164] Buhârî, I, 156

    [165] Buhârî, I, 154

    [166] Buhârî, I, 114

    [167] Buhârî, I, 160

    [168] Buhârî, I, 156-157

    [169] Buhârî, I, 176

    [170] İbn Hacer, Fethu’l-Bâri, II, 207

    - devam edecek -



  5. 26.Mayıs.2008, 17:16
    3
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    Safları düzgün tutmayı terketmeknin de günah ve sünnete muhalefet olduğu açıkça ortadadır. Bundan dolayı safları düzgün tutmak vacib olmuştur. Haram olacağından ötürü bu hususta kusurlu hareket etmek caiz olmaz. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem safların düzgün tutulmasını emrederdi. Enes RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzgün tutunuz. Çünkü safları düzgün tutmak, namazın dosdoğru kılınmasının bir parçasıdır."[171]

    Fakat safları düzgün tutmaya muhalif hareket etmek, tercih edilen görüşe göre namazın bâtıl olacağı anlamına gelmez. Çünkü safları düzgün tutmak namaz dolayısıyla vacib olan bir farzdır. Namazın içinde vacib olan bir farz değildir. Namaz dolayısıyla vacib olan bir farzı terkeden kişi günahkâr olmakla birlikte namazı batıl değildir. Ezan okumak gibi.

    Safların düzgün tutulmasında muteber olan aynı hizada olmak ve safların paralelliğidir. Çünkü Enes RadıyAllahu anh'dan gelen rivayete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzgün tutunuz. Ben sizi arkamdan da görüyorum.” (Enes diyor ki: Bundan dolayı) her bir arkadaşlarımız omuzunu yanındaki arkadaşının omuzuna, ayağını onun ayağına yapıştırırdı.[172]

    en-Numan b. Beşir de şöyle demiştir: "Ben bizden her adamın topuğunu arkadaşının topuğuna yapıştırdığını gördüm."[173] İşte muteber olan budur.

    Aynı hizada olmakla birlikte safın, şeytanlara girecek delik bırakmayacak şekilde sıkı olması gerekir. Çünkü Abdullah b. Ömer RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Safları düzgün tutunuz, omuzları aynı hizaya getirin, boşlukları kapatın. Kardeşlerinizin ellerinde yumuşayın (bir tarafa çekerlerse gidin) ve şeytanların girebilecekleri boşluklar bırakmayın. Her kim bir safı bitiştirirse Allah da onu bitiştirir, kim bir safı koparırsa Allah da onu koparır."[174]

    Enes RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı çok sık tutunuz. Onların aralarındaki mesafeyi yakınlaştırınız. Boyunlar aynı hizaya gelsin. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, ben şeytanın siyah küçük koyunları andıran şekliyle safların arasındaki boşluklardan girdiğini görüyorum."[175]

    İkinci safı tutmadan önce birinci safın tamamlanması gerekir ve bu böylece sürüp gitmelidir. Saflar arası ve imam arasındaki boşlukların yakın olmasına riayet edilmelidir. Kadın saflarının, erkek saflarının arkasında ayrıca dizilmesi gerekir. Kadınların tuttukları safların, erkeklerin saflarından sonra olması icab eder. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Erkeklerin saflarının en hayırlısı, ilk olandır. En kötüleri sonuncusudur. Kadınların saflarının en şerlisi ilki, en hayırlısı sonuncularıdır."[176]

    Kıbleye yönelik ve bütün bedeniyle düzgün bir şekilde safta durduktan sonra, kalbinden farz ya da nafile kılmak istediği namazı niyet eder; fakat bunu sözlü olarak telaffuz etmez. Çünkü sözlü olarak niyeti telaffuz etmek meşru değildir, bid'attir. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den olsun, ashabından herhangi bir kimseden olsun sözlü niyet yaptığı nakledilmemiştir.

    Eğer imam olarak namaz kıldırıyor ya da tek başına namaz kılıyor ise namaz kıldığı tarafa doğru bir sütre bulundurur. Çünkü Ebu Zerr RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sizden herhangi bir kimse namaz kılmak üzere ayağa kalktığı vakit şâyet önünde bineğin üzerindeki yükün arka tarafında bulunan çubuk gibi bir şey bulunursa, o onun için sütre olur. Eğer önünde binek yükünün arka tarafındaki çubuk gibi bir şey bulunmazsa eşek, kadın, siyah köpek namazını keser."[177]

    Daha sonra "Allahu ekber" diyerek iftitah tekbirini alır. Secde edeceği yere bakar. Başka bir lafız söylemek olmaz, çünkü zikir lafızları tevkifidir. (Bu hususta gelen rivayetlere bağlıdır.) Bu konuda nassta varid olanlar yapılabilir. Bunları başkalarıyla değiştirmek caiz değildir. Şâyet arab diliyle söyleyemediğinden bunu telaffuz edemeyecek olursa, kendi diliyle tekbir getirir, onun için bir sakınca yoktur. Çünkü yüce Allah: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez." (el-Bakara, 2/286) diye buyurmaktadır.

    İftitah tekbirini getirmedikçe namaza başlanılmış olmaz. Çünkü Ali RadıyAllahu anh, Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Namazın anahtarı taharet, onun tahrimi (ona başlamak suretiyle namaz dışındaki şeylerle uğraşmanın haram kılınması ve namaza gereken saygının gösterilmesi) tekbir, tahlili (namaz dışındaki fiilleri helal kılması) ise selam vermektir."[178]

    Kaynaklar :

    [171] Buhârî, I, 177

    [172] Buhârî, I, 177

    [173] Ebu Davud, I, 433, H. no: 666; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 131, H. no: 620'de sahih olduğunu belirtmektedir.

    [174] Ebu Davud, I, 433, H. no: 666; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 131, H. no: 620

    [175] Ebu Davud, I, 434, H. no: 667, el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 131, H. no: 621'de sahih olduğunu belirtmektedir.

    [176] Muslim, I, 326, H. no: 440

    [177] Muslim, I, 365, H. no: 510

    [178] Tirmizî, I, 9, H. no: 3; el-Albâni, Sahihu Suneni’t-Tirmizî, I, 4, H. no: 3, hasen, sahihtir kaydıyla.

    - devam edecek inşaAllah -


  6. 26.Mayıs.2008, 17:16
    3
    Kıdemli Üye
    Safları düzgün tutmayı terketmeknin de günah ve sünnete muhalefet olduğu açıkça ortadadır. Bundan dolayı safları düzgün tutmak vacib olmuştur. Haram olacağından ötürü bu hususta kusurlu hareket etmek caiz olmaz. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem safların düzgün tutulmasını emrederdi. Enes RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzgün tutunuz. Çünkü safları düzgün tutmak, namazın dosdoğru kılınmasının bir parçasıdır."[171]

    Fakat safları düzgün tutmaya muhalif hareket etmek, tercih edilen görüşe göre namazın bâtıl olacağı anlamına gelmez. Çünkü safları düzgün tutmak namaz dolayısıyla vacib olan bir farzdır. Namazın içinde vacib olan bir farz değildir. Namaz dolayısıyla vacib olan bir farzı terkeden kişi günahkâr olmakla birlikte namazı batıl değildir. Ezan okumak gibi.

    Safların düzgün tutulmasında muteber olan aynı hizada olmak ve safların paralelliğidir. Çünkü Enes RadıyAllahu anh'dan gelen rivayete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı düzgün tutunuz. Ben sizi arkamdan da görüyorum.” (Enes diyor ki: Bundan dolayı) her bir arkadaşlarımız omuzunu yanındaki arkadaşının omuzuna, ayağını onun ayağına yapıştırırdı.[172]

    en-Numan b. Beşir de şöyle demiştir: "Ben bizden her adamın topuğunu arkadaşının topuğuna yapıştırdığını gördüm."[173] İşte muteber olan budur.

    Aynı hizada olmakla birlikte safın, şeytanlara girecek delik bırakmayacak şekilde sıkı olması gerekir. Çünkü Abdullah b. Ömer RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Safları düzgün tutunuz, omuzları aynı hizaya getirin, boşlukları kapatın. Kardeşlerinizin ellerinde yumuşayın (bir tarafa çekerlerse gidin) ve şeytanların girebilecekleri boşluklar bırakmayın. Her kim bir safı bitiştirirse Allah da onu bitiştirir, kim bir safı koparırsa Allah da onu koparır."[174]

    Enes RadıyAllahu anh'dan rivayete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Saflarınızı çok sık tutunuz. Onların aralarındaki mesafeyi yakınlaştırınız. Boyunlar aynı hizaya gelsin. Nefsim elinde olana yemin ederim ki, ben şeytanın siyah küçük koyunları andıran şekliyle safların arasındaki boşluklardan girdiğini görüyorum."[175]

    İkinci safı tutmadan önce birinci safın tamamlanması gerekir ve bu böylece sürüp gitmelidir. Saflar arası ve imam arasındaki boşlukların yakın olmasına riayet edilmelidir. Kadın saflarının, erkek saflarının arkasında ayrıca dizilmesi gerekir. Kadınların tuttukları safların, erkeklerin saflarından sonra olması icab eder. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Erkeklerin saflarının en hayırlısı, ilk olandır. En kötüleri sonuncusudur. Kadınların saflarının en şerlisi ilki, en hayırlısı sonuncularıdır."[176]

    Kıbleye yönelik ve bütün bedeniyle düzgün bir şekilde safta durduktan sonra, kalbinden farz ya da nafile kılmak istediği namazı niyet eder; fakat bunu sözlü olarak telaffuz etmez. Çünkü sözlü olarak niyeti telaffuz etmek meşru değildir, bid'attir. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den olsun, ashabından herhangi bir kimseden olsun sözlü niyet yaptığı nakledilmemiştir.

    Eğer imam olarak namaz kıldırıyor ya da tek başına namaz kılıyor ise namaz kıldığı tarafa doğru bir sütre bulundurur. Çünkü Ebu Zerr RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Sizden herhangi bir kimse namaz kılmak üzere ayağa kalktığı vakit şâyet önünde bineğin üzerindeki yükün arka tarafında bulunan çubuk gibi bir şey bulunursa, o onun için sütre olur. Eğer önünde binek yükünün arka tarafındaki çubuk gibi bir şey bulunmazsa eşek, kadın, siyah köpek namazını keser."[177]

    Daha sonra "Allahu ekber" diyerek iftitah tekbirini alır. Secde edeceği yere bakar. Başka bir lafız söylemek olmaz, çünkü zikir lafızları tevkifidir. (Bu hususta gelen rivayetlere bağlıdır.) Bu konuda nassta varid olanlar yapılabilir. Bunları başkalarıyla değiştirmek caiz değildir. Şâyet arab diliyle söyleyemediğinden bunu telaffuz edemeyecek olursa, kendi diliyle tekbir getirir, onun için bir sakınca yoktur. Çünkü yüce Allah: "Allah hiçbir kimseye gücünün yeteceğinden başkasını yüklemez." (el-Bakara, 2/286) diye buyurmaktadır.

    İftitah tekbirini getirmedikçe namaza başlanılmış olmaz. Çünkü Ali RadıyAllahu anh, Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu rivayet etmektedir: "Namazın anahtarı taharet, onun tahrimi (ona başlamak suretiyle namaz dışındaki şeylerle uğraşmanın haram kılınması ve namaza gereken saygının gösterilmesi) tekbir, tahlili (namaz dışındaki fiilleri helal kılması) ise selam vermektir."[178]

    Kaynaklar :

    [171] Buhârî, I, 177

    [172] Buhârî, I, 177

    [173] Ebu Davud, I, 433, H. no: 666; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 131, H. no: 620'de sahih olduğunu belirtmektedir.

    [174] Ebu Davud, I, 433, H. no: 666; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 131, H. no: 620

    [175] Ebu Davud, I, 434, H. no: 667, el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 131, H. no: 621'de sahih olduğunu belirtmektedir.

    [176] Muslim, I, 326, H. no: 440

    [177] Muslim, I, 365, H. no: 510

    [178] Tirmizî, I, 9, H. no: 3; el-Albâni, Sahihu Suneni’t-Tirmizî, I, 4, H. no: 3, hasen, sahihtir kaydıyla.

    - devam edecek inşaAllah -


  7. 29.Mayıs.2008, 21:23
    4
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    Parmakları bitişik olarak ve yumulmamış vaziyette, omuzlarının hizasına yahut kulağın alt hizasına kadar -tekbirden önce, sonra ya da tekbirle beraber- kaldırır. Bütün bu halleri yapan kimse sünnete göre isabet etmiş olur. Çünkü İbn Ömer RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'i şöyle gördüm: Namaza kalktı mı ellerini, omuzlarının hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. O bunu rükû’ için tekbir getirdiği vakit de yapardı, başını rükû’dan kaldırdığı vakit de yapar ve “semiAllahu limen hamideh” derdi. Fakat secdelerde bunu (el kaldırmayı) yapmazdı."[179]

    Malik b. el-Huveyris'den rivayete göre de Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Tekbir getirdiği vakit ellerini kulaklarının hizasına kadar kaldırırdı. Rükû’ya vardığı zaman yine kulaklarının hizasına varıncaya kadar ellerini kaldırırdı. Başını rükû’dan kaldırdı mı "semiAllahu limen hamideh" der ve yine böyle yapardı."[180]

    Çeşitli şekillerde vârid olmuş ibadetlerin değişik zamanlarda (bu şekillerinden birisiyle) yapılması gerekir. Çünkü böylelikle kalb huzura kavuşur, sünnete uyulur ve sünnet canlandırılmış olur.

    Ellerini (tekbir için) kaldırdıktan sonra göğsü üzerinde sağ el, sol elin dışına gelecek şekilde yerleştirir. Sağ eliyle sol elinin bileğini kavrar, yahutta elini tutmaksızın kolunun üzerine koyar. Her ikisi de sünnettir.

    İstiftâh (namaza başlama) duasını okuması sünnettir. Çünkü Buhârî ve Muslim'de Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği sabittir: "Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem namazda tekbir getirdi mi kıraate başlamadan önce kısa bir süre susardı. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü, anam babam sana feda olsun. Tekbir ile kıraat arasındaki susman var ya o vakit ne diyorsun? dedim. Şöyle buyurdu: Ben “Allah'ım benimle günahlarım arasını doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi uzaklaştır. Allah'ım, beyaz elbisenin kirden arınıp temizlendiği gibi sen de beni günahlarımdan öylece temizle! Allah'ım, beni günahlarımdan karla, suyla, dolu ile yıkayıp temizle." derim diye buyurdu.[181]

    Dilerse bunun yerine:

    “Allah'ım, hamdinle seni tesbih ederim, ismin ne mübarektir, şanın ne yücedir. Senden başka hiçbir ilah yoktur."[182]

    Yahut:

    “Cebrail'in, Mikail'in, İsrafil'in Rabbi, göklerin ve yerin yaratıcısı, gizliyi ve açığı bilen Allah'ım! Sen ihtilâf edegeldikleri hususlarda kullarının arasında hüküm verecek olansın. Hakka dair olup, hakkında ihtilâfa düşülen hususlarda -iznin ile- beni doğruya ilet. Çünkü şüphesiz ki sen dilediğini dosdoğru yola iletensin."[183] de diyebilir yahutta Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den söylediği sahih olarak rivayet edilen başka bir duayı okuyabilir.

    Kaynaklar :

    [179] Buhârî, I, 180

    [180] Muslim, I, 293, H. no: 391

    [181] Buhârî, I, 181; Muslim, I, 419, H. no: 598 -lafız ona ait-

    [182] Muslim -munkatı bir senetle-, I, 299, H. no: 399; Dârekutnî ise Ömer RadıyAllahu anh'dan hem mevsul, hem de mevkuf olarak: I, 299; Bu hadis çeşitli yollardan rivayet edilmiş olup, İbn Hacer Telhisu’l-Habîr, 228-229, H. no: 340'da şunları söylemektedir: Hadisi Ebu Davud ve Hakim rivayet etmiş olup, senedlerindeki raviler sika ravilerdir fakat munkatı bir hadistir... İbn Huzeyme dedi ki: Bu hadis İbn Ömer'den sahihtir. Peygamber Sallalahu aleyhi vesellem'dan değil. Hakim dedi ki: Bu Ömer'den sahih olarak gelmiştir.

    [183] Muslim, I, 534, H. no: 770

    - devam edecek inşaAllah -



  8. 29.Mayıs.2008, 21:23
    4
    Kıdemli Üye
    Parmakları bitişik olarak ve yumulmamış vaziyette, omuzlarının hizasına yahut kulağın alt hizasına kadar -tekbirden önce, sonra ya da tekbirle beraber- kaldırır. Bütün bu halleri yapan kimse sünnete göre isabet etmiş olur. Çünkü İbn Ömer RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: "Ben Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'i şöyle gördüm: Namaza kalktı mı ellerini, omuzlarının hizasına varıncaya kadar kaldırırdı. O bunu rükû’ için tekbir getirdiği vakit de yapardı, başını rükû’dan kaldırdığı vakit de yapar ve “semiAllahu limen hamideh” derdi. Fakat secdelerde bunu (el kaldırmayı) yapmazdı."[179]

    Malik b. el-Huveyris'den rivayete göre de Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Tekbir getirdiği vakit ellerini kulaklarının hizasına kadar kaldırırdı. Rükû’ya vardığı zaman yine kulaklarının hizasına varıncaya kadar ellerini kaldırırdı. Başını rükû’dan kaldırdı mı "semiAllahu limen hamideh" der ve yine böyle yapardı."[180]

    Çeşitli şekillerde vârid olmuş ibadetlerin değişik zamanlarda (bu şekillerinden birisiyle) yapılması gerekir. Çünkü böylelikle kalb huzura kavuşur, sünnete uyulur ve sünnet canlandırılmış olur.

    Ellerini (tekbir için) kaldırdıktan sonra göğsü üzerinde sağ el, sol elin dışına gelecek şekilde yerleştirir. Sağ eliyle sol elinin bileğini kavrar, yahutta elini tutmaksızın kolunun üzerine koyar. Her ikisi de sünnettir.

    İstiftâh (namaza başlama) duasını okuması sünnettir. Çünkü Buhârî ve Muslim'de Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği sabittir: "Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem namazda tekbir getirdi mi kıraate başlamadan önce kısa bir süre susardı. Ben: Ey Allah'ın Rasûlü, anam babam sana feda olsun. Tekbir ile kıraat arasındaki susman var ya o vakit ne diyorsun? dedim. Şöyle buyurdu: Ben “Allah'ım benimle günahlarım arasını doğu ile batı arasını uzaklaştırdığın gibi uzaklaştır. Allah'ım, beyaz elbisenin kirden arınıp temizlendiği gibi sen de beni günahlarımdan öylece temizle! Allah'ım, beni günahlarımdan karla, suyla, dolu ile yıkayıp temizle." derim diye buyurdu.[181]

    Dilerse bunun yerine:

    “Allah'ım, hamdinle seni tesbih ederim, ismin ne mübarektir, şanın ne yücedir. Senden başka hiçbir ilah yoktur."[182]

    Yahut:

    “Cebrail'in, Mikail'in, İsrafil'in Rabbi, göklerin ve yerin yaratıcısı, gizliyi ve açığı bilen Allah'ım! Sen ihtilâf edegeldikleri hususlarda kullarının arasında hüküm verecek olansın. Hakka dair olup, hakkında ihtilâfa düşülen hususlarda -iznin ile- beni doğruya ilet. Çünkü şüphesiz ki sen dilediğini dosdoğru yola iletensin."[183] de diyebilir yahutta Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den söylediği sahih olarak rivayet edilen başka bir duayı okuyabilir.

    Kaynaklar :

    [179] Buhârî, I, 180

    [180] Muslim, I, 293, H. no: 391

    [181] Buhârî, I, 181; Muslim, I, 419, H. no: 598 -lafız ona ait-

    [182] Muslim -munkatı bir senetle-, I, 299, H. no: 399; Dârekutnî ise Ömer RadıyAllahu anh'dan hem mevsul, hem de mevkuf olarak: I, 299; Bu hadis çeşitli yollardan rivayet edilmiş olup, İbn Hacer Telhisu’l-Habîr, 228-229, H. no: 340'da şunları söylemektedir: Hadisi Ebu Davud ve Hakim rivayet etmiş olup, senedlerindeki raviler sika ravilerdir fakat munkatı bir hadistir... İbn Huzeyme dedi ki: Bu hadis İbn Ömer'den sahihtir. Peygamber Sallalahu aleyhi vesellem'dan değil. Hakim dedi ki: Bu Ömer'den sahih olarak gelmiştir.

    [183] Muslim, I, 534, H. no: 770

    - devam edecek inşaAllah -



  9. 29.Mayıs.2008, 21:44
    5
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    iliman Nickli Üyeden Alıntı
    Alah razi olsun kardes
    amin cümlemizden inşallah


  10. 29.Mayıs.2008, 21:44
    5
    Kıdemli Üye
    iliman Nickli Üyeden Alıntı
    Alah razi olsun kardes
    amin cümlemizden inşallah


  11. 30.Mayıs.2008, 22:05
    6
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    İnsanın bazan bu duayı, bazan ötekini okuyarak başlaması gerekir. Böylelikle bütün sünnetleri yerine getirmiş olur ve bu yolla sünneti canlandırmış, kalbi uyanık tutmuş olur. Fakat her ikisini birarada okumaz. Çünkü Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem Ebu Hureyre'nin sorusuna verdiği cevabda iki duayı birarada zikretmemiştir.

    Daha sonra: "Eûzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Bismillahirrahmanirrahim" diyerek Fatiha suresini okur. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem: "Fatihatu'l-Kitab'ı okumayan kimsenin namazı olmaz."[184] diye buyurmuştur.

    Fatiha namazın rükunlerinden birisidir ve namazın sıhhati için şarttır. Fatiha'sız namaz sahih olmaz. Namaz kılan kişi her rekatte Fatiha'yı okur. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem namazını doğru dürüst kılamayan zata birinci rekati anlatırken: "Sonra bunları namazının tamamında yap."[185] diye emir buyurmuştur. Rukû, sücûd, kıyam ve ku’ûd (oturmak) herbir rekatin rüknü olduğu gibi Fatiha okumak da aynı şekildedir. Hiçbir farkı yoktur. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem herbir rekatte bu sureyi okumaya devam etmiştir. Onun herhangi bir rekatte Fatiha'yı okumadığına dair bir rivayet bilinmemektedir.

    Fatiha'yı okuma yükümlülüğü ancak imama rükû halinde iken yahutta kıyamda iken namaza başlayıp da Fatiha'yı okumayı bitirmeden önce rukû’yu kaçıracağından korkan kimseden sakıt olur. Çünkü Ebu Bekre RadıyAllahu anh'ın rivayet ettiği hadise göre o Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'e rükûda iken yetişmiş, saffa varmadan önce rükû yapmış, daha sonra bunu Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'e anlatınca, Peygamber de ona: "Allah senin bu bağlılığını arttırsın, fakat bir daha böyle yapma."[186] diye buyurmuş, kıraatine yetişmeyip sadece rükûsuna yetiştiği rekâti kaza etmesini emretmemiştir. Eğer kıldığı o rekat sahih olmamış olsaydı, namazını doğru dürüst kılamayan kimseye -namazının rükunlerini yerine getirmediğinden ötürü- tekrar kılmasını emrettiği gibi, Ebu Bekre'ye de o rekatini yeniden kılmasını emrederdi. Fatiha kıyamda rükündür. Kendisinden önce namaza başlanmış olan böyle bir kimse (mesbuk)den ise imama tabi oluşundan dolayı kıyam sâkıt olmuştur. Onun üzerinden Fatiha'nın okunacağı yer olan kıyam sakıt olunca bu haldeyken yapacağı kıraat de sâkıt olur. Fatiha'nın okunması imama da me'muma (imama uyana) da, namazı tek başına kılana da, gizli ve açıktan okunan namazlarda da farzdır. Ancak sözünü ettiğimiz mesbûktan Fatiha'nın okunması sakıt olur.

    Sünnet sabah namazında imama uyanın Fatiha'yı okumasının vücubuna delildir. Sabah namazı ise açıktan okunan bir namazdır. Ubâde b. es-Sâmit RadıyAllahu anh dedi ki: Sabah namazında Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'in arkasında idik. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem Kur'ân okumak istedi, fakat Kur'ân okumakta biraz zorluk çekti. Namazını bitirince: "Muhtemelen imamınızın arkasında siz de okuyorsunuz." dedi. Bizler: Evet hızlıca, ey Allah'ın Rasûlü dedik. Şöyle buyurdu: "Sadece Fatihatu'l-kitab'ı okuyunuz. Çünkü Fatiha'yı okumayan kimsenin namazı olmaz."[187]

    İmam Ahmed, Muhammed b. Ebi Âişe'den, o Muhammed ashabından bir adamdan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Galiba imam okurken siz de okuyorsunuz." Bunu üç defa söyledi. Ashab: Evet biz bunu yapıyoruz, deyince Peygamber şöyle buyurdu: "Sizler bunu yapmayınız. Ancak birinizin Fatihatu'l-kitabı okuması müstesnâ."[188]

    Tek başına namaz kılan da, imama uyan da, imamın kendisi de Fatiha'dan sonra "âmîn" der. Bu sözü açıktan okunan namazda açıkça, gizliden okunan namazda da gizlice söyler. İmama uyan kimsenin imama uygun hareket etmesi, ondan önce dememesi ve ondan sonraya kalmaması gerekir. Bundan sonra ise Kur'ân-ı Kerim'den kolayına geldiği kadarıyla okuması sünnettir.

    Daha sonra ellerini, omuzlarının yahut kulaklarının hizasına kaldırarak tekbir getirip rükûya varır. Ellerini dizlerinin üzerine onlara dayanarak parmakları açık vaziyette, başı sırtıyla düz bir halde rükûda durur, rükûsunda bütün eklemleri yerine oturarak "subhane rabbiye'l-azîm" der. Efdal olan bunu üç ya da daha fazla tekrarlamasıdır. Bu zikri yaparak hem sözlü olarak yüce Allah'ı tazim etmiş olur, hem de fiili olarak rükûya varmakla onu tazim etmiş olur. "Subhane rabbiye'l-azîm"den sonra "ve bi hamdihi" diye eklemesi müstehabtır. Çünkü bu sahih sünnette böylece varid olmuştur. Aynı şekilde sahih hadiste zikredileni söylemesi de meşrudur. Çünkü Âişe RadıyAllahu anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem rükû ve sucudunda: "Subhanekellahumme Rabbenâ ve bi hamdike. Allahummağfirli" derdi."[189] Yine sünnette sahih olarak gelen rivayetlerden birisi de Âişe RadıyAllahu anha'nın şu rivayetidir. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem rükû ve sücûdunda: "Subbûhun, kuddusun, Rabbu'l-melâiketi ve'r-ruh" derdi.[190]

    Pazularını -yanındakine eziyet vermeyecekse- açması sünnettir. Eğer yanındakine rahatsızlık verecekse sünnet yapmak için müslümanın hurmetini (saygı göstermesilmesi gereken hakkını) çiğnemez.

    Kaynaklar :

    [184] Muslim, I, 295, H. no: 394

    [185] Buhârî, I, 192

    [186] Buhârî, I, 190

    [187] Ebu Davud, I, 515, H. no: 823; İbn Hacer, Telhisu’l-Habir, I, 231, H. no: 344'te şunları söylemektedir: Ebu Davud, Tirmizî, Dârekutnî, İbn Hibban, Hakim ve Beyhaki, İbn İshak yoluyla gelen rivayetin sahih olduğunu belirtmişlerdir... Bu hadisin şahidlerinden birisi de İmam Ahmed'in, Halid el-Hazzâ yoluyla yaptığı rivayettir.

    [188] Musned, V, 310'da Peygamber Sallalahu aleyhi vesellem'in ashabından bir adamdan diye rivayet etmiştir. İbn Hacer, Telhisu’l-Habir, I, 231'de şunları söylemektedir: Senedi hasendir, İbn Hibban bu hadisi Eyyub'dan, o Ebu Kılâbe'den, o Enes'den diye rivayet etmiştir.

    [189] Buhârî, I, 193

    [190] Muslim, I, 353, H. no: 487

    - devam edecek inşaAllah -


  12. 30.Mayıs.2008, 22:05
    6
    Kıdemli Üye
    İnsanın bazan bu duayı, bazan ötekini okuyarak başlaması gerekir. Böylelikle bütün sünnetleri yerine getirmiş olur ve bu yolla sünneti canlandırmış, kalbi uyanık tutmuş olur. Fakat her ikisini birarada okumaz. Çünkü Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem Ebu Hureyre'nin sorusuna verdiği cevabda iki duayı birarada zikretmemiştir.

    Daha sonra: "Eûzu billahi mine'ş-şeytani'r-racim. Bismillahirrahmanirrahim" diyerek Fatiha suresini okur. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem: "Fatihatu'l-Kitab'ı okumayan kimsenin namazı olmaz."[184] diye buyurmuştur.

    Fatiha namazın rükunlerinden birisidir ve namazın sıhhati için şarttır. Fatiha'sız namaz sahih olmaz. Namaz kılan kişi her rekatte Fatiha'yı okur. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem namazını doğru dürüst kılamayan zata birinci rekati anlatırken: "Sonra bunları namazının tamamında yap."[185] diye emir buyurmuştur. Rukû, sücûd, kıyam ve ku’ûd (oturmak) herbir rekatin rüknü olduğu gibi Fatiha okumak da aynı şekildedir. Hiçbir farkı yoktur. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem herbir rekatte bu sureyi okumaya devam etmiştir. Onun herhangi bir rekatte Fatiha'yı okumadığına dair bir rivayet bilinmemektedir.

    Fatiha'yı okuma yükümlülüğü ancak imama rükû halinde iken yahutta kıyamda iken namaza başlayıp da Fatiha'yı okumayı bitirmeden önce rukû’yu kaçıracağından korkan kimseden sakıt olur. Çünkü Ebu Bekre RadıyAllahu anh'ın rivayet ettiği hadise göre o Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'e rükûda iken yetişmiş, saffa varmadan önce rükû yapmış, daha sonra bunu Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'e anlatınca, Peygamber de ona: "Allah senin bu bağlılığını arttırsın, fakat bir daha böyle yapma."[186] diye buyurmuş, kıraatine yetişmeyip sadece rükûsuna yetiştiği rekâti kaza etmesini emretmemiştir. Eğer kıldığı o rekat sahih olmamış olsaydı, namazını doğru dürüst kılamayan kimseye -namazının rükunlerini yerine getirmediğinden ötürü- tekrar kılmasını emrettiği gibi, Ebu Bekre'ye de o rekatini yeniden kılmasını emrederdi. Fatiha kıyamda rükündür. Kendisinden önce namaza başlanmış olan böyle bir kimse (mesbuk)den ise imama tabi oluşundan dolayı kıyam sâkıt olmuştur. Onun üzerinden Fatiha'nın okunacağı yer olan kıyam sakıt olunca bu haldeyken yapacağı kıraat de sâkıt olur. Fatiha'nın okunması imama da me'muma (imama uyana) da, namazı tek başına kılana da, gizli ve açıktan okunan namazlarda da farzdır. Ancak sözünü ettiğimiz mesbûktan Fatiha'nın okunması sakıt olur.

    Sünnet sabah namazında imama uyanın Fatiha'yı okumasının vücubuna delildir. Sabah namazı ise açıktan okunan bir namazdır. Ubâde b. es-Sâmit RadıyAllahu anh dedi ki: Sabah namazında Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'in arkasında idik. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem Kur'ân okumak istedi, fakat Kur'ân okumakta biraz zorluk çekti. Namazını bitirince: "Muhtemelen imamınızın arkasında siz de okuyorsunuz." dedi. Bizler: Evet hızlıca, ey Allah'ın Rasûlü dedik. Şöyle buyurdu: "Sadece Fatihatu'l-kitab'ı okuyunuz. Çünkü Fatiha'yı okumayan kimsenin namazı olmaz."[187]

    İmam Ahmed, Muhammed b. Ebi Âişe'den, o Muhammed ashabından bir adamdan şöyle dediğini rivayet etmektedir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Galiba imam okurken siz de okuyorsunuz." Bunu üç defa söyledi. Ashab: Evet biz bunu yapıyoruz, deyince Peygamber şöyle buyurdu: "Sizler bunu yapmayınız. Ancak birinizin Fatihatu'l-kitabı okuması müstesnâ."[188]

    Tek başına namaz kılan da, imama uyan da, imamın kendisi de Fatiha'dan sonra "âmîn" der. Bu sözü açıktan okunan namazda açıkça, gizliden okunan namazda da gizlice söyler. İmama uyan kimsenin imama uygun hareket etmesi, ondan önce dememesi ve ondan sonraya kalmaması gerekir. Bundan sonra ise Kur'ân-ı Kerim'den kolayına geldiği kadarıyla okuması sünnettir.

    Daha sonra ellerini, omuzlarının yahut kulaklarının hizasına kaldırarak tekbir getirip rükûya varır. Ellerini dizlerinin üzerine onlara dayanarak parmakları açık vaziyette, başı sırtıyla düz bir halde rükûda durur, rükûsunda bütün eklemleri yerine oturarak "subhane rabbiye'l-azîm" der. Efdal olan bunu üç ya da daha fazla tekrarlamasıdır. Bu zikri yaparak hem sözlü olarak yüce Allah'ı tazim etmiş olur, hem de fiili olarak rükûya varmakla onu tazim etmiş olur. "Subhane rabbiye'l-azîm"den sonra "ve bi hamdihi" diye eklemesi müstehabtır. Çünkü bu sahih sünnette böylece varid olmuştur. Aynı şekilde sahih hadiste zikredileni söylemesi de meşrudur. Çünkü Âişe RadıyAllahu anha'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem rükû ve sucudunda: "Subhanekellahumme Rabbenâ ve bi hamdike. Allahummağfirli" derdi."[189] Yine sünnette sahih olarak gelen rivayetlerden birisi de Âişe RadıyAllahu anha'nın şu rivayetidir. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem rükû ve sücûdunda: "Subbûhun, kuddusun, Rabbu'l-melâiketi ve'r-ruh" derdi.[190]

    Pazularını -yanındakine eziyet vermeyecekse- açması sünnettir. Eğer yanındakine rahatsızlık verecekse sünnet yapmak için müslümanın hurmetini (saygı göstermesilmesi gereken hakkını) çiğnemez.

    Kaynaklar :

    [184] Muslim, I, 295, H. no: 394

    [185] Buhârî, I, 192

    [186] Buhârî, I, 190

    [187] Ebu Davud, I, 515, H. no: 823; İbn Hacer, Telhisu’l-Habir, I, 231, H. no: 344'te şunları söylemektedir: Ebu Davud, Tirmizî, Dârekutnî, İbn Hibban, Hakim ve Beyhaki, İbn İshak yoluyla gelen rivayetin sahih olduğunu belirtmişlerdir... Bu hadisin şahidlerinden birisi de İmam Ahmed'in, Halid el-Hazzâ yoluyla yaptığı rivayettir.

    [188] Musned, V, 310'da Peygamber Sallalahu aleyhi vesellem'in ashabından bir adamdan diye rivayet etmiştir. İbn Hacer, Telhisu’l-Habir, I, 231'de şunları söylemektedir: Senedi hasendir, İbn Hibban bu hadisi Eyyub'dan, o Ebu Kılâbe'den, o Enes'den diye rivayet etmiştir.

    [189] Buhârî, I, 193

    [190] Muslim, I, 353, H. no: 487

    - devam edecek inşaAllah -


  13. 31.Mayıs.2008, 16:52
    7
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    Daha sonra başını rükûdan kaldırırken ellerini de omuzlarının yahut kulaklarının alt hizasına kaldırıp, "semiAllahu limen hamideh" der.[191] İster imam olsun, ister tek başına kılsın farketmez. Ayakta iken "Rabbena ve leke'l-hamd" ve başını kaldırdıktan sonra da "hamden kesiran, tayyiben, mübareken fihi" "mile's-semavati ve mile'l-ardi ve mil'a mâ şi'te min şey'in ba'du"[192] der. Şâyet imama uyan bir kimse ise başını kaldırırken "Allahumme Rabbenâ ve leke'l-hamd" der. Kıyamda düzgün durunca da "hamden, kesiran, tayyiben..." diye duayı az önce geçtiği gibi sonuna kadar okur.

    Rükû’dan kalkmak bir rükundür. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem doğru dürüst namazını kılamayan zata şöyle demiştir: "Sonra kalk ve ayakta itidal üzere bekle."[193]

    Elleri kaldırmak ise sünnettir. rükûdan kalktıktan sonra şunu da eklemek meşrudur: "...Ehlu's-senâi ve'l-mecdi ehakku mâ kale'l-abdu ve küllünâ leke abdun. Allahumme lâ mânia limâ a'tayte ve lâ mu'tiye li mâ mena'te ve lâ yenfau ze'l-ceddi min ke'l-ceddu: Ey övülmeye ve şanının yüceltilmesine ehil olan. Kulun söylediği en hak söz (budur). Hepimiz senin kulunuz. Allah'ım, senin verdiğini kimse engelleyemez, senin alıkoyduğunu kimse veremez. Gayret eden kimsenin gayretinin sana karşı faydası olmaz."[194]

    Namaz kılan kişinin sağ elini, sol elinin üzerinde göğsünün üzerine koyması müstehabtır. Tıpkı rükûdan önceki kıyamda yaptığı gibi rükûdan sonraki kıyamda da ellerini göğsünde bağlar. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in bunu yaptığına delâlet eden rivayetler sabit olmuştur. Bu hususta Vail b. Hucr'un[195] ile Sehl b. Sa’d'ın[196] rivayet ettiği hadisler bunu göstermektedir.

    Sünnet-i seniyye rükûdan sonra itidal miktarının ne kadar olduğuna delâlet etmektedir. Berâ b. Âzib RadıyAllahu anh dedi ki: "Muhammed SallAllahu aleyhi vesellem ile birlikte kıldığımız namazı dikkatlice takib ettim. Onun kıyamını, rükûya varışını, rükûsundan sonra kalkışını, secdesini, iki secde arasındaki oturuşunu, sonra bir daha secde yapışını, selâm vermeden önceki oturuşunu ve namazından ayrılışını nerdeyse birbirine yakın buldum."[197]

    Sonra eğer imkânı varsa dizlerini ellerinden önce koyacak şekilde tekbir getirip, secdeye varır. Eğer dizlerini önce koymakta zorlanırsa, önce ellerini koyar. Ayak ve el parmaklarını kıbleye doğru tutar. El parmaklarını birbirine bitişik tutar. Secdesini yedi azası üzerine yapar. Bunlar burun ile birlikte alın, iki eller, iki diz ve ayakların parmaklarının içleridir. Bu sırada "subhâne rabbiye'l-a'lâ" der ve bunu üç veya daha fazla tekrarlar.

    Bundan başka "subhanekellahumme Rabbenâ ve bi hamdike Allahummağfirlî" demesi de müstehabtır. Ayrıca" subbûhun, kuddusun, Rabbu'l-melaiketi ve'r-ruh"der ve çokça dua eder. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Rukûa gelince, orada aziz ve celil olan Rabbi tazim ediniz, secdelerde ise çokça dua ediniz, orada duanızın kabul edilmesi umulur."[198] Rabbinden dünya ve âhiret hayırlarından ister. Namaz farz ya da nafile olsun farketmez.

    Daha sonra secdeye gider. Pazularını yanlarından, karnını baldırlarından, baldırlarını bacaklarından uzak tutar. Kollarını yerden kaldırır. Enes RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Sücûd halinde mutedil olunuz. Sizden herhangi biriniz köpeğin yayması gibi kollarını yere koymasın.”[199]

    Namaz kılan (secdede iken) ellerini yerde, omuzların hizasında tutabilir. Dilerse onları daha öne götürerek, alnının yahutta kulak diplerinin hizasında da tutabilir. Bütün bu hususlarda sünnetten rivâyet gelmiş bulunmaktadır.

    Secdeye varmak yüce Allah'a ibadetin ve O'nun önünde zilletle eğilmenin en mükemmel hallerindendir. İnsan vücudundaki en şerefli azası olan alnını, onun en aşağıda bulunan ve en alttaki azası olan ayağının hizasında yüce Allah'a ibadet etmek ve O'na yakınlaşmak için koyar.

    İşte bundan dolayı insan secde halinde iken yüce Allah'a en yakındır. Yüce Allah: "Secde et ve yaklaş!" (el-Alak, 96/19) diye buyurmaktadır. Bundan dolayı azalarımızın secdeye varmasından önce kalblerimizin secde edebilmesi gerekir. Taki insan Allah için bu zillet ve tevazuunda secdenin tadını ve lezzetini idrâk edebilsin. Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secdede olduğu haldir. Bu sebeple secdede çokça dua ediniz."[200]

    Kaynaklar :

    [191] Buhârî, I, 193

    [192] Muslim, I, 347, H. no: 477

    [193] Buhârî, I, 184

    [194] Muslim, I, 347, 377

    [195] İbn Huzeyme, I, 243, H. no: 479; İbn Hacer, Telhisu’l-Habîr, I, 224, H. no: 331'de: Hadisin aslı Sahih-i Muslim'dedir demektedir

    [196] Buhârî, I, 180

    [197] Muslim, I, 343, H. no: 471

    [198] Muslim, I, 348, H. no: 479

    [199] Buhârî, I, 200; Muslim, I, 355, H. no: 493

    [200] Muslim, I, 350, H. no: 482

    - devam edecek inşaAllah -


  14. 31.Mayıs.2008, 16:52
    7
    Kıdemli Üye
    Daha sonra başını rükûdan kaldırırken ellerini de omuzlarının yahut kulaklarının alt hizasına kaldırıp, "semiAllahu limen hamideh" der.[191] İster imam olsun, ister tek başına kılsın farketmez. Ayakta iken "Rabbena ve leke'l-hamd" ve başını kaldırdıktan sonra da "hamden kesiran, tayyiben, mübareken fihi" "mile's-semavati ve mile'l-ardi ve mil'a mâ şi'te min şey'in ba'du"[192] der. Şâyet imama uyan bir kimse ise başını kaldırırken "Allahumme Rabbenâ ve leke'l-hamd" der. Kıyamda düzgün durunca da "hamden, kesiran, tayyiben..." diye duayı az önce geçtiği gibi sonuna kadar okur.

    Rükû’dan kalkmak bir rükundür. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem doğru dürüst namazını kılamayan zata şöyle demiştir: "Sonra kalk ve ayakta itidal üzere bekle."[193]

    Elleri kaldırmak ise sünnettir. rükûdan kalktıktan sonra şunu da eklemek meşrudur: "...Ehlu's-senâi ve'l-mecdi ehakku mâ kale'l-abdu ve küllünâ leke abdun. Allahumme lâ mânia limâ a'tayte ve lâ mu'tiye li mâ mena'te ve lâ yenfau ze'l-ceddi min ke'l-ceddu: Ey övülmeye ve şanının yüceltilmesine ehil olan. Kulun söylediği en hak söz (budur). Hepimiz senin kulunuz. Allah'ım, senin verdiğini kimse engelleyemez, senin alıkoyduğunu kimse veremez. Gayret eden kimsenin gayretinin sana karşı faydası olmaz."[194]

    Namaz kılan kişinin sağ elini, sol elinin üzerinde göğsünün üzerine koyması müstehabtır. Tıpkı rükûdan önceki kıyamda yaptığı gibi rükûdan sonraki kıyamda da ellerini göğsünde bağlar. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in bunu yaptığına delâlet eden rivayetler sabit olmuştur. Bu hususta Vail b. Hucr'un[195] ile Sehl b. Sa’d'ın[196] rivayet ettiği hadisler bunu göstermektedir.

    Sünnet-i seniyye rükûdan sonra itidal miktarının ne kadar olduğuna delâlet etmektedir. Berâ b. Âzib RadıyAllahu anh dedi ki: "Muhammed SallAllahu aleyhi vesellem ile birlikte kıldığımız namazı dikkatlice takib ettim. Onun kıyamını, rükûya varışını, rükûsundan sonra kalkışını, secdesini, iki secde arasındaki oturuşunu, sonra bir daha secde yapışını, selâm vermeden önceki oturuşunu ve namazından ayrılışını nerdeyse birbirine yakın buldum."[197]

    Sonra eğer imkânı varsa dizlerini ellerinden önce koyacak şekilde tekbir getirip, secdeye varır. Eğer dizlerini önce koymakta zorlanırsa, önce ellerini koyar. Ayak ve el parmaklarını kıbleye doğru tutar. El parmaklarını birbirine bitişik tutar. Secdesini yedi azası üzerine yapar. Bunlar burun ile birlikte alın, iki eller, iki diz ve ayakların parmaklarının içleridir. Bu sırada "subhâne rabbiye'l-a'lâ" der ve bunu üç veya daha fazla tekrarlar.

    Bundan başka "subhanekellahumme Rabbenâ ve bi hamdike Allahummağfirlî" demesi de müstehabtır. Ayrıca" subbûhun, kuddusun, Rabbu'l-melaiketi ve'r-ruh"der ve çokça dua eder. Çünkü Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Rukûa gelince, orada aziz ve celil olan Rabbi tazim ediniz, secdelerde ise çokça dua ediniz, orada duanızın kabul edilmesi umulur."[198] Rabbinden dünya ve âhiret hayırlarından ister. Namaz farz ya da nafile olsun farketmez.

    Daha sonra secdeye gider. Pazularını yanlarından, karnını baldırlarından, baldırlarını bacaklarından uzak tutar. Kollarını yerden kaldırır. Enes RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivayet edilmiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Sücûd halinde mutedil olunuz. Sizden herhangi biriniz köpeğin yayması gibi kollarını yere koymasın.”[199]

    Namaz kılan (secdede iken) ellerini yerde, omuzların hizasında tutabilir. Dilerse onları daha öne götürerek, alnının yahutta kulak diplerinin hizasında da tutabilir. Bütün bu hususlarda sünnetten rivâyet gelmiş bulunmaktadır.

    Secdeye varmak yüce Allah'a ibadetin ve O'nun önünde zilletle eğilmenin en mükemmel hallerindendir. İnsan vücudundaki en şerefli azası olan alnını, onun en aşağıda bulunan ve en alttaki azası olan ayağının hizasında yüce Allah'a ibadet etmek ve O'na yakınlaşmak için koyar.

    İşte bundan dolayı insan secde halinde iken yüce Allah'a en yakındır. Yüce Allah: "Secde et ve yaklaş!" (el-Alak, 96/19) diye buyurmaktadır. Bundan dolayı azalarımızın secdeye varmasından önce kalblerimizin secde edebilmesi gerekir. Taki insan Allah için bu zillet ve tevazuunda secdenin tadını ve lezzetini idrâk edebilsin. Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Kulun Rabbine en yakın olduğu hal secdede olduğu haldir. Bu sebeple secdede çokça dua ediniz."[200]

    Kaynaklar :

    [191] Buhârî, I, 193

    [192] Muslim, I, 347, H. no: 477

    [193] Buhârî, I, 184

    [194] Muslim, I, 347, 377

    [195] İbn Huzeyme, I, 243, H. no: 479; İbn Hacer, Telhisu’l-Habîr, I, 224, H. no: 331'de: Hadisin aslı Sahih-i Muslim'dedir demektedir

    [196] Buhârî, I, 180

    [197] Muslim, I, 343, H. no: 471

    [198] Muslim, I, 348, H. no: 479

    [199] Buhârî, I, 200; Muslim, I, 355, H. no: 493

    [200] Muslim, I, 350, H. no: 482

    - devam edecek inşaAllah -


  15. 05.Haziran.2008, 21:20
    8
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    Sonra tekbir getirerek başını kaldırır. Sol ayağını yayarak üzerinde oturur. Ayağın üst kısmı yere, iç kısmı yukarıya doğru gelir. Sağ ayağını diker, ellerini parmak uçları dizlerinin yanında olacak şekilde uyluklarına koyar. Yahutta sağ elini sağ dizi üzerine koyar, sol eliyle ise sol dizini kavrar. Bu iki şekil Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den rivâyet edilmiş olup, her ikisi de sahihtir. Bu esnada: "Allahum mağfir lî, verhamnî ve âfinî, vehdinî, verzuknî: Allah'ım bana mağfiret buyur, merhamet eyle, afiyet ver, hidayete ilet, bana rızık ihsan et!" der.[201] Bu oturuşunda da bütün azaları yerli yerince oturur.

    Daha sonra tekbir getirerek ikinci secdesini yapar. Birinci secdede yaptığı gibi hareket eder. Sonra tekbir getirerek başını kaldırır, hafifçe oturur. Buna "istirahat oturuşu (celsetu'l-istiraha)" denilir ve bu oturuş müstehabtır. Terkedecek olursa bir beis yoktur. Fakat bu oturuşta herhangi bir zikir ve dua bulunmamaktadır.

    Daha sonra ikinci rekat için mümkün olursa dizlerine dayanarak kalkar. Bu zor gelirse (elleriyle) yere dayanır. Sonra Fatiha'yı ve Fatiha'dan sonra Kur'ân-ı Kerim'den kolayına geleni okur. Arkasından ilk rekatte yaptıklarını yapar. İkinci rekat için iftitah tekbiri de, istiftah duası (başlama duası) da yapmaz, eûzu de çekmez. Çünkü namaz başından sonuna kadar tek bir ibadettir. Birinci rekâtte eûzu çekmek yeterlidir. Eğer birincisinde unutmuşsa, ikinci rekâtte eûzu çeker.

    Bundan dolayı her iki rekâtte Fatiha'dan sonra okuyacağı şeylerde sıraya muhalefet mekrûhtur. Çünkü namazdaki kıraat birdir. Her rekâtte eûzu çekmek caizdir fakat yeni bir niyet getirmez.

    Şâyet namaz iki rekâtli ise yani sabah, cuma ve bayram namazı gibi iki rekât olarak kılınıyor ise, ikinci secdeden başını kaldırdıktan sonra sağ ayağını dikip, sol ayağını yatırarak oturur.

    Sağ elini şehadet parmağı dışında diğer bütün parmaklarını kapatarak sağ uyluğu üzerinde koyar. Şehadet parmağı ile tevhide işaret eder.Şâyet elinin serçe parmağı ile yüzük parmağını kapatır, baş parmağı ile orta parmağını halka yaparak, şehadet parmağıyla işaret ederse bu da güzeldir. Çünkü her iki şekil de Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'den sabit olmuştur. Efdal olan ise kimi zaman bunu, kimi zaman ötekisini yapmaktır. Sol elini sol baldırı üzerine parmakları açık ve bitişik uzunlamasına yerleştirir.

    Sol eli ile diz kapağını tutar, sağ elini az önce parmaklar ile ilgili yapılan iki açıklama şeklinden birisi ile dizi üzerinde koyar. Çünkü sünnet bu şekilde de varid olmuştur.

    Daha sonra bu oturuşta teşehhüd duasını okur ki o da şudur:

    Bütün yüce övgüler, dualar, güzellikler Allah'ındır. Ey Peygamber selam sana! Allah'ın rahmeti ve bereketleri de (üzerine olsun). Selam bizlere ve Allah'ın salih kullarına. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.[202] Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât (rahmet) eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline (ümmetine) da salât (rahmet) eyle! Çünkü sen her hamde layık olansın, şanı pek yüce olansın. Allah'ım İbrahim'e ve İbrahim'in âline (ona iman edenlere) bereketler ihsan eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline (ümmetine) de bereketler ihsan eyle. Şüphesiz ki sen her hamde layık olansın. Şanı pek yüce olansın."[203]

    Dört husustan Allah'a sığınması sünnettir. Bunun için şöyle der:

    "Allah'ım ben sana, cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve Mesih Deccal'in fitnesinden sığınırım." Sonra dünya ve âhiret hayırlarından dilediği şekilde dua eder. Annesine, babasına ve onların dışındaki diğer müslümanlara dua etmesinde bir sakınca yoktur. Kıldığı namaz farz ya da nafile olsun farketmez. Arkasından sağına ve soluna "es-selamu aleykum ve rahmetullah... es-selamu aleykum ve rahmetullah" diyerek selam verir. Bunları diliyle söylerken, kalbiyle de düşünür.

    Dua esnasında teşehhüd getirirken şehadet parmağı ile işaret eder. Dua ettikçe hareket ettirir. Bununla dua edilen yüce Allah'ın yüceliğine işaret eder. Buna göre "et-tahiyyatu lillahi ve’s-salavatu ve’t-Tayyibât" derken işaret etmez. "es-Selamu aleyke eyyuhe'n-nebiyyu" derken işaret eder. "es-Selamu aleyna ve ala ibadillah’is-salihin” derken işaret eder. “Eşhehu enla ilahe illAllah”ı okurken işaret etmez. Allahumme salli ala Muhammed..." okurken işaret eder. "Allahumme barik ala Muhammedin..." okurken işaret eder. "eûzu billahi min azabi cehennem" okurken işaret eder. "Ve min azabi'l-kabr" okurken işaret eder. "Ve min fitneti'l-mahya ve'l-memat" okurken işaret eder. "Ve min fitneti'l-Mesihi'd-Deccal" derken işaret eder.

    Teşehhüde dair birden çok şekli gösteren sahih hadisler vârid olmuştur. Bundan dolayı bizim sünnete uyarak, sünneti canlandırmak ve kalbin huzuru için kimi zaman bunu, kimi zaman ötekisini yapmamız gerekir.

    Kaynaklar :

    [201] Ebu Davud, I, 531, H. no: 850; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 160, H. no: 756'da sahih olduğunu belirtmektedir.

    [202] Muslim, I, 302, H. no: 402

    [203] Muslim, I, 305, H. no: 406

    - devam edecek inşaAllah -


  16. 05.Haziran.2008, 21:20
    8
    Kıdemli Üye
    Sonra tekbir getirerek başını kaldırır. Sol ayağını yayarak üzerinde oturur. Ayağın üst kısmı yere, iç kısmı yukarıya doğru gelir. Sağ ayağını diker, ellerini parmak uçları dizlerinin yanında olacak şekilde uyluklarına koyar. Yahutta sağ elini sağ dizi üzerine koyar, sol eliyle ise sol dizini kavrar. Bu iki şekil Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den rivâyet edilmiş olup, her ikisi de sahihtir. Bu esnada: "Allahum mağfir lî, verhamnî ve âfinî, vehdinî, verzuknî: Allah'ım bana mağfiret buyur, merhamet eyle, afiyet ver, hidayete ilet, bana rızık ihsan et!" der.[201] Bu oturuşunda da bütün azaları yerli yerince oturur.

    Daha sonra tekbir getirerek ikinci secdesini yapar. Birinci secdede yaptığı gibi hareket eder. Sonra tekbir getirerek başını kaldırır, hafifçe oturur. Buna "istirahat oturuşu (celsetu'l-istiraha)" denilir ve bu oturuş müstehabtır. Terkedecek olursa bir beis yoktur. Fakat bu oturuşta herhangi bir zikir ve dua bulunmamaktadır.

    Daha sonra ikinci rekat için mümkün olursa dizlerine dayanarak kalkar. Bu zor gelirse (elleriyle) yere dayanır. Sonra Fatiha'yı ve Fatiha'dan sonra Kur'ân-ı Kerim'den kolayına geleni okur. Arkasından ilk rekatte yaptıklarını yapar. İkinci rekat için iftitah tekbiri de, istiftah duası (başlama duası) da yapmaz, eûzu de çekmez. Çünkü namaz başından sonuna kadar tek bir ibadettir. Birinci rekâtte eûzu çekmek yeterlidir. Eğer birincisinde unutmuşsa, ikinci rekâtte eûzu çeker.

    Bundan dolayı her iki rekâtte Fatiha'dan sonra okuyacağı şeylerde sıraya muhalefet mekrûhtur. Çünkü namazdaki kıraat birdir. Her rekâtte eûzu çekmek caizdir fakat yeni bir niyet getirmez.

    Şâyet namaz iki rekâtli ise yani sabah, cuma ve bayram namazı gibi iki rekât olarak kılınıyor ise, ikinci secdeden başını kaldırdıktan sonra sağ ayağını dikip, sol ayağını yatırarak oturur.

    Sağ elini şehadet parmağı dışında diğer bütün parmaklarını kapatarak sağ uyluğu üzerinde koyar. Şehadet parmağı ile tevhide işaret eder.Şâyet elinin serçe parmağı ile yüzük parmağını kapatır, baş parmağı ile orta parmağını halka yaparak, şehadet parmağıyla işaret ederse bu da güzeldir. Çünkü her iki şekil de Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'den sabit olmuştur. Efdal olan ise kimi zaman bunu, kimi zaman ötekisini yapmaktır. Sol elini sol baldırı üzerine parmakları açık ve bitişik uzunlamasına yerleştirir.

    Sol eli ile diz kapağını tutar, sağ elini az önce parmaklar ile ilgili yapılan iki açıklama şeklinden birisi ile dizi üzerinde koyar. Çünkü sünnet bu şekilde de varid olmuştur.

    Daha sonra bu oturuşta teşehhüd duasını okur ki o da şudur:

    Bütün yüce övgüler, dualar, güzellikler Allah'ındır. Ey Peygamber selam sana! Allah'ın rahmeti ve bereketleri de (üzerine olsun). Selam bizlere ve Allah'ın salih kullarına. Şehadet ederim ki Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur ve yine şehadet ederim ki Muhammed Allah'ın kulu ve Rasûlüdür.[202] Allah'ım, İbrahim'e ve İbrahim'in âline salât (rahmet) eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline (ümmetine) da salât (rahmet) eyle! Çünkü sen her hamde layık olansın, şanı pek yüce olansın. Allah'ım İbrahim'e ve İbrahim'in âline (ona iman edenlere) bereketler ihsan eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline (ümmetine) de bereketler ihsan eyle. Şüphesiz ki sen her hamde layık olansın. Şanı pek yüce olansın."[203]

    Dört husustan Allah'a sığınması sünnettir. Bunun için şöyle der:

    "Allah'ım ben sana, cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden ve Mesih Deccal'in fitnesinden sığınırım." Sonra dünya ve âhiret hayırlarından dilediği şekilde dua eder. Annesine, babasına ve onların dışındaki diğer müslümanlara dua etmesinde bir sakınca yoktur. Kıldığı namaz farz ya da nafile olsun farketmez. Arkasından sağına ve soluna "es-selamu aleykum ve rahmetullah... es-selamu aleykum ve rahmetullah" diyerek selam verir. Bunları diliyle söylerken, kalbiyle de düşünür.

    Dua esnasında teşehhüd getirirken şehadet parmağı ile işaret eder. Dua ettikçe hareket ettirir. Bununla dua edilen yüce Allah'ın yüceliğine işaret eder. Buna göre "et-tahiyyatu lillahi ve’s-salavatu ve’t-Tayyibât" derken işaret etmez. "es-Selamu aleyke eyyuhe'n-nebiyyu" derken işaret eder. "es-Selamu aleyna ve ala ibadillah’is-salihin” derken işaret eder. “Eşhehu enla ilahe illAllah”ı okurken işaret etmez. Allahumme salli ala Muhammed..." okurken işaret eder. "Allahumme barik ala Muhammedin..." okurken işaret eder. "eûzu billahi min azabi cehennem" okurken işaret eder. "Ve min azabi'l-kabr" okurken işaret eder. "Ve min fitneti'l-mahya ve'l-memat" okurken işaret eder. "Ve min fitneti'l-Mesihi'd-Deccal" derken işaret eder.

    Teşehhüde dair birden çok şekli gösteren sahih hadisler vârid olmuştur. Bundan dolayı bizim sünnete uyarak, sünneti canlandırmak ve kalbin huzuru için kimi zaman bunu, kimi zaman ötekisini yapmamız gerekir.

    Kaynaklar :

    [201] Ebu Davud, I, 531, H. no: 850; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 160, H. no: 756'da sahih olduğunu belirtmektedir.

    [202] Muslim, I, 302, H. no: 402

    [203] Muslim, I, 305, H. no: 406

    - devam edecek inşaAllah -


  17. 06.Haziran.2008, 21:44
    9
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    Şâyet namaz -akşam gibi- üç rekâtli yahut -öğle, ikindi ve yatsı gibi- dört rekâtli ise teşehhüdün birinci bölümünü okur. Bu da az önce kaydettiğimiz "eşhedu en la ilahe illAllah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu" bölümü ne kadardır. Bazı ilim adamlarına göre o bununla birlikte Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'e salât da getirir.

    Daha sonra dizlerine dayanarak ayağa kalkar, ellerini omuzlarının hizasına yahut kulak diplerine kadar kaldırarak "Allahu ekber" der. Sonra ellerini az önce geçtiği üzere göğsünün üzerine koyar. Sadece Fatiha'yı okur. Öğle namazının üç ve dördüncü rekâtinde bazı hallerde Fatiha'dan fazla bir şey okursa mahzuru yoktur. Çünkü Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'den gelen rivâyetler arasında buna delâlet eden ifadeler sabit olmuştur. Ebu Said RadıyAllahu anh'ın rivâyet ettiği hadisten[204] bu anlaşılmaktadır.

    Daha sonra akşamın üçüncü rekâtinden, öğle, ikindi ve yatsının da dördüncü rekâtinden sonra -az önce iki rekâtli namazda geçtiği üzere- teşehhüdde bulunur. Sonra "es-selamu aleykum ve rahmetullah" diyerek sağına, yine "es-selamu aleykum ve rahmetullah" diyerek soluna selam verir.

    Bazı ilim ehline göre birinci ve ikinci selam verişte "ve berekâtuhû" lafzını ilave eder. Buna delil Ebu Davud'un rivâyet ettiği bir hadis-i şerif'tir.[205] Hafız İbn Hacer dedi ki: “İbn Hibban'ın Sahih'inde, İbn Mesud'un rivâyet ettiği hadiste "ve berekâtuhû" fazlalığı sabittir. Bu fazlalık İbn Mâce'de de vardır. Yine Ebu Davud'da Vâil b. Hucr yoluyla gelen hadiste de bulunmaktadır. Bundan dolayı, bu fazlalığın hadis kitablarında hiçbir yeri yoktur, diyen İbnu's-Salâh'a hayret doğrusu."[206]

    Akşamın üçüncü rekâti ile öğle, ikindi ve yatsının son iki rekâtinin sadece Fatiha okunması ve açıktan kılınan namazlarda bile kıraatin gizlice yapılması gibi bir özelliği vardır.

    Üç ya da dört rekâtli namazların son teşehhüdünde teverrük oturuşu yapılması sünnet olup, bunun da meşru üç şekli vardır:

    Birinci şekil; Sağ ayağını diker sol ayağını ise onun altından dışarı doğru çıkarır ve makadı üzerine oturur.

    İkincisi, her iki ayağını da yatırarak, her ikisini de sağ tarafından dışarı çıkartır.

    Üçüncüsü, sağ ayağını yayıp, sol ayağını, sağ ayağın uyluğu ile baldırı arasına sokar.

    İnsanın kimi zaman birisini, kimi zaman ötekisini yapması gerekir.

    Geçen bütün bu hükümlerde kadın da erkek gibidir. Ancak kadın, -elbisesi ile örtmesi gereken yerler ve kıraat meselesi gibi mazı meselelerde- erkekten farklıdır. Erkek açıktan kılınan namazlarda kıraati açıktan okur. Kadın için sünnet olan ise gizli okumaktır.

    Selam verdikten sonra müslüman kimsenin “Estağfirullah” diyerek üç defa Allah'tan mağfiret dilemesi ve:

    Allah'ım selam (her türlü kusurlardan eksik olan) sensin. Esenlik sendendir. Ey celal ve ikram sahibi, sen ne yüce ve mübareksin! Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Egemenlik yalnız O'nun, hamd yalnız O'nadır. O herşeye güç yetirendir. Allah'ın verdiğini hiç kimse engelleyemez, vermediğini kimse veremez.

    İtibar sahiplerine itibarı senin yanında fayda vermez. Allah güç vermedikçe hiçbir şeye güç yetirilemez, takat getirilemez. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O'ndan başkasına ibadet etmeyiz. Nimet yalnız O'nundur, lütuf sadece O'ndandır, güzel övgüler yalnız O'na aittir. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Dinimizi yalnız O'na halis kılanlar olarak (bunları söylüyoruz) varsın kâfirler hoşlanmasınlar."

    Sonra otuzüç defa "subhanAllah", yine o kadar "elhamdulillah", yine o kadar "Allahuekber" der. Yüzü tamamlamak üzere de: "

    Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O bir ve tektir. O'nun ortağı yoktur. Mülk/Egemenlik yalnız O'nundur. Hamd yalnız O'nadır. O herşeye güç yetirendir." der, Âyete'l-kürsi'yi, İhlâs Sûresini ve Felak ile Nas sûrelerini okur ve bunları her namazdan sonra yapar.

    Sabah ve akşam namazlarından sonra bu sureleri üçer defa tekrarlaması müstehabtır. Çünkü bu husus Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den gelen bir hadis-i şerifte varid olmuştur.

    Bütün bu zikirler sünnet olup, farz değildir.

    Kaynaklar :

    [204] Muslim, I, 334, H. no: 452

    [205] Ebu Davud, I, 607, H. no: 997

    [206] İbn Hacer, Telhisu’l-Habîr, I, 271, H. no: 420

    Namaz Bahsi Burada Son buldu, Allahın izniyle Hayr Olur.. Bu son mesajdan sonra ki mesajlar ise, daha çok namazın vacipleri, sünnetleri, haram ve mekruhları ve önemine binaen kurandan ve sahih sünnetten gelen rivayetler ile ilgili olacaktır inşaAllah...


  18. 06.Haziran.2008, 21:44
    9
    Kıdemli Üye
    Şâyet namaz -akşam gibi- üç rekâtli yahut -öğle, ikindi ve yatsı gibi- dört rekâtli ise teşehhüdün birinci bölümünü okur. Bu da az önce kaydettiğimiz "eşhedu en la ilahe illAllah ve eşhedu enne Muhammeden abduhu ve Rasûluhu" bölümü ne kadardır. Bazı ilim adamlarına göre o bununla birlikte Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'e salât da getirir.

    Daha sonra dizlerine dayanarak ayağa kalkar, ellerini omuzlarının hizasına yahut kulak diplerine kadar kaldırarak "Allahu ekber" der. Sonra ellerini az önce geçtiği üzere göğsünün üzerine koyar. Sadece Fatiha'yı okur. Öğle namazının üç ve dördüncü rekâtinde bazı hallerde Fatiha'dan fazla bir şey okursa mahzuru yoktur. Çünkü Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'den gelen rivâyetler arasında buna delâlet eden ifadeler sabit olmuştur. Ebu Said RadıyAllahu anh'ın rivâyet ettiği hadisten[204] bu anlaşılmaktadır.

    Daha sonra akşamın üçüncü rekâtinden, öğle, ikindi ve yatsının da dördüncü rekâtinden sonra -az önce iki rekâtli namazda geçtiği üzere- teşehhüdde bulunur. Sonra "es-selamu aleykum ve rahmetullah" diyerek sağına, yine "es-selamu aleykum ve rahmetullah" diyerek soluna selam verir.

    Bazı ilim ehline göre birinci ve ikinci selam verişte "ve berekâtuhû" lafzını ilave eder. Buna delil Ebu Davud'un rivâyet ettiği bir hadis-i şerif'tir.[205] Hafız İbn Hacer dedi ki: “İbn Hibban'ın Sahih'inde, İbn Mesud'un rivâyet ettiği hadiste "ve berekâtuhû" fazlalığı sabittir. Bu fazlalık İbn Mâce'de de vardır. Yine Ebu Davud'da Vâil b. Hucr yoluyla gelen hadiste de bulunmaktadır. Bundan dolayı, bu fazlalığın hadis kitablarında hiçbir yeri yoktur, diyen İbnu's-Salâh'a hayret doğrusu."[206]

    Akşamın üçüncü rekâti ile öğle, ikindi ve yatsının son iki rekâtinin sadece Fatiha okunması ve açıktan kılınan namazlarda bile kıraatin gizlice yapılması gibi bir özelliği vardır.

    Üç ya da dört rekâtli namazların son teşehhüdünde teverrük oturuşu yapılması sünnet olup, bunun da meşru üç şekli vardır:

    Birinci şekil; Sağ ayağını diker sol ayağını ise onun altından dışarı doğru çıkarır ve makadı üzerine oturur.

    İkincisi, her iki ayağını da yatırarak, her ikisini de sağ tarafından dışarı çıkartır.

    Üçüncüsü, sağ ayağını yayıp, sol ayağını, sağ ayağın uyluğu ile baldırı arasına sokar.

    İnsanın kimi zaman birisini, kimi zaman ötekisini yapması gerekir.

    Geçen bütün bu hükümlerde kadın da erkek gibidir. Ancak kadın, -elbisesi ile örtmesi gereken yerler ve kıraat meselesi gibi mazı meselelerde- erkekten farklıdır. Erkek açıktan kılınan namazlarda kıraati açıktan okur. Kadın için sünnet olan ise gizli okumaktır.

    Selam verdikten sonra müslüman kimsenin “Estağfirullah” diyerek üç defa Allah'tan mağfiret dilemesi ve:

    Allah'ım selam (her türlü kusurlardan eksik olan) sensin. Esenlik sendendir. Ey celal ve ikram sahibi, sen ne yüce ve mübareksin! Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O bir ve tektir, O'nun ortağı yoktur. Egemenlik yalnız O'nun, hamd yalnız O'nadır. O herşeye güç yetirendir. Allah'ın verdiğini hiç kimse engelleyemez, vermediğini kimse veremez.

    İtibar sahiplerine itibarı senin yanında fayda vermez. Allah güç vermedikçe hiçbir şeye güç yetirilemez, takat getirilemez. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. O'ndan başkasına ibadet etmeyiz. Nimet yalnız O'nundur, lütuf sadece O'ndandır, güzel övgüler yalnız O'na aittir. Allah'tan başka hiçbir ilah yoktur. Dinimizi yalnız O'na halis kılanlar olarak (bunları söylüyoruz) varsın kâfirler hoşlanmasınlar."

    Sonra otuzüç defa "subhanAllah", yine o kadar "elhamdulillah", yine o kadar "Allahuekber" der. Yüzü tamamlamak üzere de: "

    Allah'tan başka hiçbir ilâh yoktur. O bir ve tektir. O'nun ortağı yoktur. Mülk/Egemenlik yalnız O'nundur. Hamd yalnız O'nadır. O herşeye güç yetirendir." der, Âyete'l-kürsi'yi, İhlâs Sûresini ve Felak ile Nas sûrelerini okur ve bunları her namazdan sonra yapar.

    Sabah ve akşam namazlarından sonra bu sureleri üçer defa tekrarlaması müstehabtır. Çünkü bu husus Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den gelen bir hadis-i şerifte varid olmuştur.

    Bütün bu zikirler sünnet olup, farz değildir.

    Kaynaklar :

    [204] Muslim, I, 334, H. no: 452

    [205] Ebu Davud, I, 607, H. no: 997

    [206] İbn Hacer, Telhisu’l-Habîr, I, 271, H. no: 420

    Namaz Bahsi Burada Son buldu, Allahın izniyle Hayr Olur.. Bu son mesajdan sonra ki mesajlar ise, daha çok namazın vacipleri, sünnetleri, haram ve mekruhları ve önemine binaen kurandan ve sahih sünnetten gelen rivayetler ile ilgili olacaktır inşaAllah...


  19. 07.Haziran.2008, 17:31
    10
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    NAMAZIN RÜKUNLERİ


    Rukûn, bir şeyin parçası olup, kendisi olmaksızın o şeyin var olmasına imkân bulunmayan parçaya denir. Buna göre sücûd namazın bir rüknüdür, çünkü namazın bir parçasıdır ve sücûd da olmadan namaz diye bir şey olmaz.

    İster kasten, ister yanılarak olsun namazın Rükunleri asla düşmez. Aksine Rükun terkedildiği için namaz batıl olur. Sahih görüşe göre namazın Rükunleri ondörttür. Bunları aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz:

    1. Kıyam -güç yetirmek halinde- Çünkü yüce Allah: "Namazları ve özellikle orta namazı koruyunuz, gönülden gelerek saygı ve itaat ile Allah'ın huzurunda ayakta durunuz." (el-Bakara, 2/238) diye buyurmaktadır. Ayrıca İmran b. Husayn RadıyAllahu anh rivâyet ettiği hadiste şöyle demektedir: Benim basurlarım vardı. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'e namaza dair soru sordum da şöyle buyurdu: "Ayakta namaz kıl, gücün yetmezse oturarak, gücün yetmezse yanın üzere yatarak (kıl)" diye buyurdu.[209]

    2. İhram (iftitâh) tekbiri: Çünkü yüce Allah: "Ve Rabbinin adını anarak namaz kılan." (el-A'lâ, 87/15) diye buyurmaktadır. Ali RadıyAllahu anh'ın rivâyet ettiği hadise göre de Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Namazın anahtarı abdestli olmak, onun haram kılınması (namazın dışındaki işlerle uğraşmanın haram kılınması) tekbir getirmek, helal kılınması (namazın dışındaki işleri yapmanın helal olması) de selâm vermektir."[210]

    "Allahu ekber" lafzını muayyen olarak söylemek gerekir. Çünkü yüce Allah: "Ve Rabbini tekbir et" (el-Müddessir, 74/3) diye buyurmaktadır. Namazını doğru dürüst kılamayan kişi ile ilgili hadisin Taberânî'deki rivâyetinde: "...Sonra Allahu ekber dersin..."[211] denilmektedir. Ayrıca Ebu Humeyd es-Sâidî'nin rivâyet ettiği hadise göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem namaz kılmak için ayağa kalktı mı evvela dimdik ayakta durur, ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırır, sonra da: "Allahu ekber" derdi."[212]

    3. Her rekâtte Fatiha suresini okumak: Sahih ve sarîh (apaçık) sünnet buna delil teşkil etmektedir. Ubâde b. es-Sâmit RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Kitabın başındaki Fatiha suresini okumayan kimsenin namazı olmaz."[213] Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan da şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Kitabın başlangıcını teşkil eden Fatiha suresinin içinde okunmadığı hiçbir namaz yerini bulmaz..."[214] Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den sabit olan rivâyetlere göre de o farz ve nafile namazların herbir rekâtinde Fatiha suresini okurdu. Ondan buna muhalif bir rivâyet sabit olmamıştır. İbadetlerde esas olan ise ittibâdır. Ayrıca hadis-i şerifte: "...Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız, siz de öylece namaz kılınız."[215] diye buyurulmaktadır.

    4. Rukû: Buna delil yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Ey iman edenler! rukû ediniz, secde yapınız!" (el-Hac, 22/77) Namazını doğru dürüst kılamayan zatın durumunu anlatan hadis-i şerifte de Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'in şu buyruğu da buna delildir: "...Sonra rukû halinde iken mutmain oluncaya (azaların ve eklemlerin o halde yerli yerine gelinceye kadar) rukûda kal..."[216]

    5. Rukûdan doğrulmak: Bunun delili namazını doğru dürüst kılamayan zata ait rivâyettir. Orada: "...Sonra ayakta mutedil bir şekilde duruncaya kadar rükûdan kalk..." denilmektedir. Ayrıca Ebu Humeyd'in Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'ın namazını anlatırken söyledikleri şu ifadeler de buna delildir: "Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem başını kaldırdı ve herbir omuru yerine geri dönünceye kadar doğruldu."[217] Mü'minlerin annesi Âişe RadıyAllahu anha Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in namazını anlatırken şunları söylemektedir: "...Başını rükûdan kaldırdı mı ayakta büsbütün doğrulmadıkça secdeye gitmezdi..."[218] Ebu Mesud el-Ensari el-Bedrî (Bedir savaşına katılmış olan) dedi ki: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Rükû ve sücûdda omurlarını doğru dürüst hizaya getirmeyen kimsenin namazı yerini bulmaz."[219]

    Kaynaklar :

    [209] Buhârî, II, 41

    [210] Ebu Davud, I, 49, H. no: 61; Tirmizî, I, 9, H. no: 3 "Bu hadis bu bahiste en sahih ve en güzel şeydir" kaydıyla.

    [211] Taberânî, Kebir, V, 38, H. no: 4526; İbn Hacer, Telhisu’l-Habir, I, 217, H. no: 326'da, Ebu Davud ve Muslim'in lafzını zikrederek şunları söylemektedir: Bu hadisin aslı diğer Sunen sahiblerinin eserlerindedir. Bunu Taberânî de rivayet etmiş olup, lafzı Râfiî'nin lafzına uygundur.

    [212] İbn Mâce, I, 280, H. no: 862; el-Albâni, Sahihu Sunen-i İbn Mâce, I, 142-143, H. no: 702'de sahih olduğunu belirtmektedir; İbn Hacer, Telhisu’l-Habîr, I, 217, H. no: 324'de şunları söylemektedir: Bu hadisi İbn Hibban Kitabu's-Salat'da rivayet ettiği gibi o ve İbn Huzeyme Sahih'lerinde de rivayet etmişlerdir.

    [213] Muslim, I, 295, H. no: 394

    [214] İbn Hibban, V, 91, H. no: 1789; İbn Huzeyme, I, 248, H. no: 490; İbn Hacer, Telhisu’l-Habir'de şunları söylemektedir: Bu hadisi Dârekutnî şu lafızla rivayet etmektedir: "Kişinin Ummu'l-Kur'ân'ı (Fatiha'yı) okumadığı hiçbir namazı yerini bulmaz." İbnu'l-Kattan hadisin sahih olduğunu belirtmiş, İbn Huzeyme ve İbn Hibban da hadisi bu lafızla, Ebu Hureyre'den, diye rivayet etmişlerdir.

    [215] Buhârî, I, 155

    [216] Buhârî, I, 184

    [217] Buhârî, I, 194

    [218] Muslim, I, 357, H. no: 498

    [219] Tirmizî, II, 51, H. no: 265, hasen, sahihtir kaydıyla; el-Albâni, Sahihu Suneni't-Tirmizî, I, 84, H. no: 217

    - devam edecek inşaAllah -


  20. 07.Haziran.2008, 17:31
    10
    Kıdemli Üye
    NAMAZIN RÜKUNLERİ


    Rukûn, bir şeyin parçası olup, kendisi olmaksızın o şeyin var olmasına imkân bulunmayan parçaya denir. Buna göre sücûd namazın bir rüknüdür, çünkü namazın bir parçasıdır ve sücûd da olmadan namaz diye bir şey olmaz.

    İster kasten, ister yanılarak olsun namazın Rükunleri asla düşmez. Aksine Rükun terkedildiği için namaz batıl olur. Sahih görüşe göre namazın Rükunleri ondörttür. Bunları aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz:

    1. Kıyam -güç yetirmek halinde- Çünkü yüce Allah: "Namazları ve özellikle orta namazı koruyunuz, gönülden gelerek saygı ve itaat ile Allah'ın huzurunda ayakta durunuz." (el-Bakara, 2/238) diye buyurmaktadır. Ayrıca İmran b. Husayn RadıyAllahu anh rivâyet ettiği hadiste şöyle demektedir: Benim basurlarım vardı. Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'e namaza dair soru sordum da şöyle buyurdu: "Ayakta namaz kıl, gücün yetmezse oturarak, gücün yetmezse yanın üzere yatarak (kıl)" diye buyurdu.[209]

    2. İhram (iftitâh) tekbiri: Çünkü yüce Allah: "Ve Rabbinin adını anarak namaz kılan." (el-A'lâ, 87/15) diye buyurmaktadır. Ali RadıyAllahu anh'ın rivâyet ettiği hadise göre de Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Namazın anahtarı abdestli olmak, onun haram kılınması (namazın dışındaki işlerle uğraşmanın haram kılınması) tekbir getirmek, helal kılınması (namazın dışındaki işleri yapmanın helal olması) de selâm vermektir."[210]

    "Allahu ekber" lafzını muayyen olarak söylemek gerekir. Çünkü yüce Allah: "Ve Rabbini tekbir et" (el-Müddessir, 74/3) diye buyurmaktadır. Namazını doğru dürüst kılamayan kişi ile ilgili hadisin Taberânî'deki rivâyetinde: "...Sonra Allahu ekber dersin..."[211] denilmektedir. Ayrıca Ebu Humeyd es-Sâidî'nin rivâyet ettiği hadise göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem namaz kılmak için ayağa kalktı mı evvela dimdik ayakta durur, ellerini omuzlarının hizasına kadar kaldırır, sonra da: "Allahu ekber" derdi."[212]

    3. Her rekâtte Fatiha suresini okumak: Sahih ve sarîh (apaçık) sünnet buna delil teşkil etmektedir. Ubâde b. es-Sâmit RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Kitabın başındaki Fatiha suresini okumayan kimsenin namazı olmaz."[213] Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan da şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Kitabın başlangıcını teşkil eden Fatiha suresinin içinde okunmadığı hiçbir namaz yerini bulmaz..."[214] Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'den sabit olan rivâyetlere göre de o farz ve nafile namazların herbir rekâtinde Fatiha suresini okurdu. Ondan buna muhalif bir rivâyet sabit olmamıştır. İbadetlerde esas olan ise ittibâdır. Ayrıca hadis-i şerifte: "...Benim nasıl namaz kıldığımı görüyorsanız, siz de öylece namaz kılınız."[215] diye buyurulmaktadır.

    4. Rukû: Buna delil yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Ey iman edenler! rukû ediniz, secde yapınız!" (el-Hac, 22/77) Namazını doğru dürüst kılamayan zatın durumunu anlatan hadis-i şerifte de Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'in şu buyruğu da buna delildir: "...Sonra rukû halinde iken mutmain oluncaya (azaların ve eklemlerin o halde yerli yerine gelinceye kadar) rukûda kal..."[216]

    5. Rukûdan doğrulmak: Bunun delili namazını doğru dürüst kılamayan zata ait rivâyettir. Orada: "...Sonra ayakta mutedil bir şekilde duruncaya kadar rükûdan kalk..." denilmektedir. Ayrıca Ebu Humeyd'in Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'ın namazını anlatırken söyledikleri şu ifadeler de buna delildir: "Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem başını kaldırdı ve herbir omuru yerine geri dönünceye kadar doğruldu."[217] Mü'minlerin annesi Âişe RadıyAllahu anha Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in namazını anlatırken şunları söylemektedir: "...Başını rükûdan kaldırdı mı ayakta büsbütün doğrulmadıkça secdeye gitmezdi..."[218] Ebu Mesud el-Ensari el-Bedrî (Bedir savaşına katılmış olan) dedi ki: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Rükû ve sücûdda omurlarını doğru dürüst hizaya getirmeyen kimsenin namazı yerini bulmaz."[219]

    Kaynaklar :

    [209] Buhârî, II, 41

    [210] Ebu Davud, I, 49, H. no: 61; Tirmizî, I, 9, H. no: 3 "Bu hadis bu bahiste en sahih ve en güzel şeydir" kaydıyla.

    [211] Taberânî, Kebir, V, 38, H. no: 4526; İbn Hacer, Telhisu’l-Habir, I, 217, H. no: 326'da, Ebu Davud ve Muslim'in lafzını zikrederek şunları söylemektedir: Bu hadisin aslı diğer Sunen sahiblerinin eserlerindedir. Bunu Taberânî de rivayet etmiş olup, lafzı Râfiî'nin lafzına uygundur.

    [212] İbn Mâce, I, 280, H. no: 862; el-Albâni, Sahihu Sunen-i İbn Mâce, I, 142-143, H. no: 702'de sahih olduğunu belirtmektedir; İbn Hacer, Telhisu’l-Habîr, I, 217, H. no: 324'de şunları söylemektedir: Bu hadisi İbn Hibban Kitabu's-Salat'da rivayet ettiği gibi o ve İbn Huzeyme Sahih'lerinde de rivayet etmişlerdir.

    [213] Muslim, I, 295, H. no: 394

    [214] İbn Hibban, V, 91, H. no: 1789; İbn Huzeyme, I, 248, H. no: 490; İbn Hacer, Telhisu’l-Habir'de şunları söylemektedir: Bu hadisi Dârekutnî şu lafızla rivayet etmektedir: "Kişinin Ummu'l-Kur'ân'ı (Fatiha'yı) okumadığı hiçbir namazı yerini bulmaz." İbnu'l-Kattan hadisin sahih olduğunu belirtmiş, İbn Huzeyme ve İbn Hibban da hadisi bu lafızla, Ebu Hureyre'den, diye rivayet etmişlerdir.

    [215] Buhârî, I, 155

    [216] Buhârî, I, 184

    [217] Buhârî, I, 194

    [218] Muslim, I, 357, H. no: 498

    [219] Tirmizî, II, 51, H. no: 265, hasen, sahihtir kaydıyla; el-Albâni, Sahihu Suneni't-Tirmizî, I, 84, H. no: 217

    - devam edecek inşaAllah -


  21. 11.Haziran.2008, 00:58
    11
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    6. Yedi aza üzerine secde etmek: Buna delil yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! Rukû ediniz, secde yapınız." (el-Hac, 22/77) buyruğu ile Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in namazını doğru dürüst kılamayan şahısa söylediği şu sözlerdir: "...Sonra secde halinde itminan buluncaya (herbir aza ve eklem yerli yerine oturuncaya) kadar secde et..." İbn Abbas RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre de Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Ben yedi kemik üzere secde etmekle emrolundum. Alnım üzere -bu arada burnuna da işaret etti-, iki ellerim, iki dizim ve ayakların parmak uçları (üzerine)..."[220]

    7. Sücûddan doğrulmak: Buna delil Peygamber efendimizin namazını doğru dürüst kılamayan kimseye söylediği: "...Sonra mutmain (azaların ve eklemlerin yerli yerine oturuncaya) oluncaya kadar oturacak şekilde başını kaldır..."

    8. İki secde arasında oturuş: Çünkü peygamber SallAllahu aleyhi vesellem doğru dürüst namaz kılamayan kişiye şöyle demiştir: "Sonra başını (secdeden) kaldır ve mutmain oluncaya kadar otur"[221]

    9. Bütün Rükunlerde tuma'nine (yani herbir Rükunde bütün organ ve eklemlerin yerli yerine oturması): Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Mü'minler gerçekten felâh bulmuşlardır. Onlar ki namazlarında huşû’ içindedirler." (el-Mu'minûn, 23/1-2); "İman edenlerin kalblerinin Allah'ın zikrine ve inen hakka karşı yumuşayarak saygı ile boyun eğecekleri zaman... gelmedi mi?" (el-Hadid, 57/16)

    Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Siz benim şu kıbleye doğru yönelişimi görüyor musunuz? Allah'a yemin olsun ki rükûnuz da, huşû’unuz da bana gizli kalmıyor. Şüphesiz ki ben sizleri sırtımın arkasındanda görüyorum."[222]

    Enes b. Malik RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Rükûu ve sücûdu dosdoğru yapınız. Allah'a yemin ederim şüphesiz ki ben sizleri ardımdan -rivâyetlerde: sırtımın arkasından- rukû ve secde ettiğiniz vakit görüyorum."[223]

    Ayrıca Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem namazını doğru dürüst kılamayan kimseye rukû, sucûd, doğrulmalar ve oturmalarda tuma'nineyi yerine getirmesini (her bir hareketinde bütün aza ve eklemlerinin yerli yerince oturuncaya kadar beklemesini) söylemiştir.

    10. Son teşehhüd: İbn Mesud'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Bizler Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in arkasında namaz kıldık mı es-selâmu alâ Cibril ve Mikâil es-selâmu alâ fulan ve fulan (Cebrail'e, Mikail'e selam olsun, filan ve filana selam olsun) derdik. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem bize yönelerek dedi ki: "Şüphesiz (es-selam) Allah'tır. Dolayısıyla sizden biriniz namaz kıldı mı: et-tahiyyatu lillahi..." desin.[224] İşte bu daha önceleri farz değilken, sonradan (son teşehhüdün) farz kılındığının delilidir.

    11. Son teşehhüd için oturmak: Çünkü Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'in böyle yaptığı tevâtür ile sabit olmuştur. O son oturuşu oturur ve orada teşehhüdü okurdu. Bize de Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem kendisine uymayı emrederek: "...Ve benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öylece kılınız..." diye buyurmuştur.[225]

    12. Peygamber Muhammed SallAllahu aleyhi vesellem'e salât getirmek: Buna delil yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey mü'minler, siz de ona salât ve selâm edin." (el-Ahzâb, 33/56)

    Ebu Mesud el-Bedri'den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Beşir b. Sa’d dedi ki: Yüce Allah bize sana salât getirmemizi emretti. Ey Allah'ın Rasûlü, sana nasıl salât getirelim? Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem sustu, sonra şöyle buyurdu:

    : Allah'ım İbrahim'e ve İbrahim'in âline (ümmetine) salât (rahmet) eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline de salât eyle! Âlemler arasında İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereketler ihsan eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline de bereketler ihsan eyle. Şüphesiz ki sen Hamidsin, Mecidsin” deyiniz. Selam ise bildiğiniz gibidir."[226]

    13. Bütün bu Rükunlerde -namazını doğru dürüst kılamayan zatın hadisinde geçtiği üzere- tertibe riayet etmek.

    14. Selâm vermek. Çünkü Ali RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Namazın anahtarı taharet, onun tahrimi (namazın dışındaki fiillerin haram kılınması) tekbir, tahlili (namazın dışındaki fiilleri yapmanın helal olması) da selâm vermektir."[227]

    Âmir b. Sa’d da babasından şöyle dediğini rivâyet etmektedir: "Ben Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in yanağının beyazını (sakalsız kısmını) görünceye kadar sağına ve soluna selam verdiğini görüyordum."[228]

    Alkame b. Vaîl de babasından şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kıldım. Sağına “es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhû” diyerek selâm veriyordu, soluna da; es-selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhû” diyerek selâm veriyordu."[229]

    Kaynaklar :

    [220] Buhârî, I, 198

    [221] Buhârî, I, 184

    [222] Buhârî, I, 259, Beyrut, 1407/1987 (çeviren)

    [223] Buhârî, I, 181

    [224] Buhârî, I, 202

    [225] Buhârî, I, 155

    [226] Muslim, I, 305, H. no: 405

    [227] Ebu Davud, I, 49, H. no: 61; Tirmizî, I, 9, H. no: 3; Bu hadis bu hususta varid olmuş en sahih ve en güzel şeydir kaydıyla.

    [228] Muslim, I, 409, H. no: 582

    [229] Ebu Davud, I, 607, H. no: 997; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 186, H. no: 879'da sahih olduğunu belirtmektedir.


  22. 11.Haziran.2008, 00:58
    11
    Kıdemli Üye
    6. Yedi aza üzerine secde etmek: Buna delil yüce Allah'ın: "Ey iman edenler! Rukû ediniz, secde yapınız." (el-Hac, 22/77) buyruğu ile Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in namazını doğru dürüst kılamayan şahısa söylediği şu sözlerdir: "...Sonra secde halinde itminan buluncaya (herbir aza ve eklem yerli yerine oturuncaya) kadar secde et..." İbn Abbas RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre de Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Ben yedi kemik üzere secde etmekle emrolundum. Alnım üzere -bu arada burnuna da işaret etti-, iki ellerim, iki dizim ve ayakların parmak uçları (üzerine)..."[220]

    7. Sücûddan doğrulmak: Buna delil Peygamber efendimizin namazını doğru dürüst kılamayan kimseye söylediği: "...Sonra mutmain (azaların ve eklemlerin yerli yerine oturuncaya) oluncaya kadar oturacak şekilde başını kaldır..."

    8. İki secde arasında oturuş: Çünkü peygamber SallAllahu aleyhi vesellem doğru dürüst namaz kılamayan kişiye şöyle demiştir: "Sonra başını (secdeden) kaldır ve mutmain oluncaya kadar otur"[221]

    9. Bütün Rükunlerde tuma'nine (yani herbir Rükunde bütün organ ve eklemlerin yerli yerine oturması): Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Mü'minler gerçekten felâh bulmuşlardır. Onlar ki namazlarında huşû’ içindedirler." (el-Mu'minûn, 23/1-2); "İman edenlerin kalblerinin Allah'ın zikrine ve inen hakka karşı yumuşayarak saygı ile boyun eğecekleri zaman... gelmedi mi?" (el-Hadid, 57/16)

    Ebu Hureyre RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Siz benim şu kıbleye doğru yönelişimi görüyor musunuz? Allah'a yemin olsun ki rükûnuz da, huşû’unuz da bana gizli kalmıyor. Şüphesiz ki ben sizleri sırtımın arkasındanda görüyorum."[222]

    Enes b. Malik RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem şöyle buyurmuştur: "Rükûu ve sücûdu dosdoğru yapınız. Allah'a yemin ederim şüphesiz ki ben sizleri ardımdan -rivâyetlerde: sırtımın arkasından- rukû ve secde ettiğiniz vakit görüyorum."[223]

    Ayrıca Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem namazını doğru dürüst kılamayan kimseye rukû, sucûd, doğrulmalar ve oturmalarda tuma'nineyi yerine getirmesini (her bir hareketinde bütün aza ve eklemlerinin yerli yerince oturuncaya kadar beklemesini) söylemiştir.

    10. Son teşehhüd: İbn Mesud'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Bizler Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in arkasında namaz kıldık mı es-selâmu alâ Cibril ve Mikâil es-selâmu alâ fulan ve fulan (Cebrail'e, Mikail'e selam olsun, filan ve filana selam olsun) derdik. Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem bize yönelerek dedi ki: "Şüphesiz (es-selam) Allah'tır. Dolayısıyla sizden biriniz namaz kıldı mı: et-tahiyyatu lillahi..." desin.[224] İşte bu daha önceleri farz değilken, sonradan (son teşehhüdün) farz kılındığının delilidir.

    11. Son teşehhüd için oturmak: Çünkü Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'in böyle yaptığı tevâtür ile sabit olmuştur. O son oturuşu oturur ve orada teşehhüdü okurdu. Bize de Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem kendisine uymayı emrederek: "...Ve benim nasıl namaz kıldığımı gördüyseniz, siz de öylece kılınız..." diye buyurmuştur.[225]

    12. Peygamber Muhammed SallAllahu aleyhi vesellem'e salât getirmek: Buna delil yüce Allah'ın şu buyruğudur: "Şüphesiz Allah ve melekleri Peygambere salât ederler. Ey mü'minler, siz de ona salât ve selâm edin." (el-Ahzâb, 33/56)

    Ebu Mesud el-Bedri'den şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Beşir b. Sa’d dedi ki: Yüce Allah bize sana salât getirmemizi emretti. Ey Allah'ın Rasûlü, sana nasıl salât getirelim? Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem sustu, sonra şöyle buyurdu:

    : Allah'ım İbrahim'e ve İbrahim'in âline (ümmetine) salât (rahmet) eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline de salât eyle! Âlemler arasında İbrahim'e ve İbrahim'in âline bereketler ihsan eylediğin gibi, Muhammed'e ve Muhammed'in âline de bereketler ihsan eyle. Şüphesiz ki sen Hamidsin, Mecidsin” deyiniz. Selam ise bildiğiniz gibidir."[226]

    13. Bütün bu Rükunlerde -namazını doğru dürüst kılamayan zatın hadisinde geçtiği üzere- tertibe riayet etmek.

    14. Selâm vermek. Çünkü Ali RadıyAllahu anh'dan şöyle dediği rivâyet edilmiştir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Namazın anahtarı taharet, onun tahrimi (namazın dışındaki fiillerin haram kılınması) tekbir, tahlili (namazın dışındaki fiilleri yapmanın helal olması) da selâm vermektir."[227]

    Âmir b. Sa’d da babasından şöyle dediğini rivâyet etmektedir: "Ben Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem'in yanağının beyazını (sakalsız kısmını) görünceye kadar sağına ve soluna selam verdiğini görüyordum."[228]

    Alkame b. Vaîl de babasından şöyle dediğini rivâyet etmektedir: Peygamber SallAllahu aleyhi vesellem ile birlikte namaz kıldım. Sağına “es-selamu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhû” diyerek selâm veriyordu, soluna da; es-selâmu aleykum ve rahmetullahi ve berekâtuhû” diyerek selâm veriyordu."[229]

    Kaynaklar :

    [220] Buhârî, I, 198

    [221] Buhârî, I, 184

    [222] Buhârî, I, 259, Beyrut, 1407/1987 (çeviren)

    [223] Buhârî, I, 181

    [224] Buhârî, I, 202

    [225] Buhârî, I, 155

    [226] Muslim, I, 305, H. no: 405

    [227] Ebu Davud, I, 49, H. no: 61; Tirmizî, I, 9, H. no: 3; Bu hadis bu hususta varid olmuş en sahih ve en güzel şeydir kaydıyla.

    [228] Muslim, I, 409, H. no: 582

    [229] Ebu Davud, I, 607, H. no: 997; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebi Davud, I, 186, H. no: 879'da sahih olduğunu belirtmektedir.


  23. 12.Haziran.2008, 21:05
    12
    Hesna
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 12.Şubat.2008
    Üye No: 9589
    Mesaj Sayısı: 753
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 9
    Yaş: 29
    Bulunduğu yer: istanbul

    --->: Kuran Ve Sünnete Göre Namaz Kılınışı

    NAMAZIN ŞARTLARI


    Şart: Kendisi olmazsa var olması için şart koşulan şeyin bulunmasına imkân olmayan, bununla birlikte namazın fiillerinden ve sözlerinden de olmayan fakat vakit, mekânın uygunluğu ve taharet gibi namazdan önce tamamlanması gereken hazırlıklardır.

    Namazın şartları dokuz tanedir. Bunları aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz:

    1. Müslüman olmak. Namaz kâfir olana farz değildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Harcamalarının onlardan kabul edilmesini engelleyen sadece şudur: Onlar Allah'a ve Rasûlüne kâfir olmuşlardır. Namaza ancak üşene üşene gelirler. İnfaklarını da mutlaka isteksiz yaparlar." (et-Tevbe, 9/54)

    Kişi kâfir iken namaz kılarsa sahih olmaz. Çünkü İbn Abbas RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Muâz şöyle demiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem beni gönderdi ve şöyle buyurdu: "Sen kitab ehli bir kavmin yanına gidiyorsun, onları Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve benim Allah'ın Rasûlü olduğuma şehadet getirmeye çağır. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse, onlara Allah'ın kendilerine... farz kıldığını bildir."[230]

    Kur'ân-ı Kerim birçok âyet-i kerimede bu şarta açıklık getirmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim İslâmdan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o âhirette zarara uğrayanlardan olur." (Ali İmran, 3/85); "Çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (en-Nisa, 4/103); "Ey iman edenler! Sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar... namaza yaklaşmayınız." (en-Nisa, 4/43)

    2. Akıl. Çünkü Âişe RadıyAllahu anha Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Kalem (sorumluluk) üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, büyüyünceye kadar küçükten, aklı başına gelinceye, yahut, kendisine gelinceye- kadar deliden"[231] Ayrıca aklı başında olmayan kimse mükellef olma ehliyetine de sahip değildir.

    3. Temyîz: Amr b. Şuayb'den, o babasından, o dedesinden rivâyetle dedi ki: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Çocuklarınıza yedi yaşında iken namaz kılmalarını emrediniz. On yaşında iken (kılmazlarsa) dövünüz ve (erkek-kız) yataklarını ayırınız."[232]

    Yukardaki üç şart diğer ibadetlerde de sözkonusudur.

    4. Vaktin girmesi. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (en-Nisâ, 4/103) Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: "Güneşin (batıya doğru) kaymasından, gecenin karanlığına kadar namazı dosdoğru kıl. Sabah namazını da. Çünkü sabah namazı tanık olunan (bir namaz)dır." (el-İsra, 17/78) Bu âyet-i kerimede beş vakit namazın vakitlerine işaret vardır.

    5. Hadesten taharet: Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınıza meshedin. Her iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünub iseniz yıkanıp temizlenin." (el-Mâide, 5/6)

    Abdullah b. Ömer RadıyAllahu anh da şöyle demiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Abdestsiz hiçbir namaz ve hırsızlıktan elde edilmiş maldan hiçbir sadaka kabul olunmaz."[233]

    Kaynaklar :

    [230] Muslim, I, 50, H. no: 19

    [231] İbn Mâce, I, 658, H. no: 2041; el-Albâni, Sahihu Sunen-i İbn-i Mace, I, 347, H. no: 1660'da sahih olduğunu belirtmektedir.

    [232] Ebu Davud, I, 334, H. no: 495; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebî Davud, I, 97, H. no: 466'da hasen, sahihtir, demiştir.

    [233] Muslim, I, 204, H. no: 224

    - devam edecek inşaAllah -


  24. 12.Haziran.2008, 21:05
    12
    Kıdemli Üye
    NAMAZIN ŞARTLARI


    Şart: Kendisi olmazsa var olması için şart koşulan şeyin bulunmasına imkân olmayan, bununla birlikte namazın fiillerinden ve sözlerinden de olmayan fakat vakit, mekânın uygunluğu ve taharet gibi namazdan önce tamamlanması gereken hazırlıklardır.

    Namazın şartları dokuz tanedir. Bunları aşağıdaki şekilde açıklayabiliriz:

    1. Müslüman olmak. Namaz kâfir olana farz değildir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Harcamalarının onlardan kabul edilmesini engelleyen sadece şudur: Onlar Allah'a ve Rasûlüne kâfir olmuşlardır. Namaza ancak üşene üşene gelirler. İnfaklarını da mutlaka isteksiz yaparlar." (et-Tevbe, 9/54)

    Kişi kâfir iken namaz kılarsa sahih olmaz. Çünkü İbn Abbas RadıyAllahu anh'dan rivâyete göre Muâz şöyle demiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem beni gönderdi ve şöyle buyurdu: "Sen kitab ehli bir kavmin yanına gidiyorsun, onları Allah'tan başka hiçbir ilâh olmadığına ve benim Allah'ın Rasûlü olduğuma şehadet getirmeye çağır. Eğer bu hususta sana itaat ederlerse, onlara Allah'ın kendilerine... farz kıldığını bildir."[230]

    Kur'ân-ı Kerim birçok âyet-i kerimede bu şarta açıklık getirmiştir. Yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Kim İslâmdan başka bir din ararsa, ondan asla kabul olunmaz ve o âhirette zarara uğrayanlardan olur." (Ali İmran, 3/85); "Çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (en-Nisa, 4/103); "Ey iman edenler! Sarhoşken ne söyleyeceğinizi bilinceye kadar... namaza yaklaşmayınız." (en-Nisa, 4/43)

    2. Akıl. Çünkü Âişe RadıyAllahu anha Nebi SallAllahu aleyhi vesellem'den şöyle buyurduğunu rivâyet etmektedir: "Kalem (sorumluluk) üç kişiden kaldırılmıştır: Uyanıncaya kadar uyuyandan, büyüyünceye kadar küçükten, aklı başına gelinceye, yahut, kendisine gelinceye- kadar deliden"[231] Ayrıca aklı başında olmayan kimse mükellef olma ehliyetine de sahip değildir.

    3. Temyîz: Amr b. Şuayb'den, o babasından, o dedesinden rivâyetle dedi ki: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem buyurdu ki: "Çocuklarınıza yedi yaşında iken namaz kılmalarını emrediniz. On yaşında iken (kılmazlarsa) dövünüz ve (erkek-kız) yataklarını ayırınız."[232]

    Yukardaki üç şart diğer ibadetlerde de sözkonusudur.

    4. Vaktin girmesi. Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Çünkü namaz mü'minler üzerine vakitleri belli bir farzdır." (en-Nisâ, 4/103) Bir başka yerde de şöyle buyurmaktadır: "Güneşin (batıya doğru) kaymasından, gecenin karanlığına kadar namazı dosdoğru kıl. Sabah namazını da. Çünkü sabah namazı tanık olunan (bir namaz)dır." (el-İsra, 17/78) Bu âyet-i kerimede beş vakit namazın vakitlerine işaret vardır.

    5. Hadesten taharet: Çünkü yüce Allah şöyle buyurmaktadır: "Ey iman edenler! Namaza kalkacağınız zaman yüzlerinizi ve dirseklere kadar ellerinizi yıkayın. Başlarınıza meshedin. Her iki topuğunuza kadar ayaklarınızı da (yıkayın). Eğer cünub iseniz yıkanıp temizlenin." (el-Mâide, 5/6)

    Abdullah b. Ömer RadıyAllahu anh da şöyle demiştir: Rasûlullah SallAllahu aleyhi vesellem'i şöyle buyururken dinledim: "Abdestsiz hiçbir namaz ve hırsızlıktan elde edilmiş maldan hiçbir sadaka kabul olunmaz."[233]

    Kaynaklar :

    [230] Muslim, I, 50, H. no: 19

    [231] İbn Mâce, I, 658, H. no: 2041; el-Albâni, Sahihu Sunen-i İbn-i Mace, I, 347, H. no: 1660'da sahih olduğunu belirtmektedir.

    [232] Ebu Davud, I, 334, H. no: 495; el-Albâni, Sahihu Sunen-i Ebî Davud, I, 97, H. no: 466'da hasen, sahihtir, demiştir.

    [233] Muslim, I, 204, H. no: 224

    - devam edecek inşaAllah -





+ Yorum Gönder
Git 12 Son