+ Yorum Gönder
Namazlar ve Namazda Kalp Huzuru (Huşu') Kategorisinden Kalp Huzuruyla Ibadetin Incelikleri.. İç alemi karanlığa boğan sebepler Konusununa Bakıyorsunuz..
  1. Hoca
    erimeye devam...
    Reklam

    Kalp Huzuruyla Ibadetin Incelikleri.. İç alemi karanlığa boğan sebepler

    Reklam





    Kalp Huzuruyla Ibadetin Incelikleri.. İç alemi karanlığa boğan sebepler Mumsema KALP HUZURUYLA İBADETİN İNCELİKLERİ


    İç alemi karanlığa boğan sebepler


    Bilmemiz gereken birçok şey vardır. Ama hepsinden önce, insanın iç alemini karanlığa boğan sebepleri öğrenmeliyiz, Zira en büyük zarar, iç alemin karanlığa gömülmesidir, Çünkü o, iç alemin körelmesine sebep olur.

    O karanlık içe çökünce, insan Hakk’a karşı perdelenmiş olur. Her kime ki bu musibet iş oldu, diğer bela ve felaketler ona kendiliğinden gelir,

    En büyük musibet, insanın iç alemine kötülük cinsinden gelen şeylerdir. Diğer dış musibetler, onun yanında hiç kalır,

    Seven sarhoş olur, Bir sarhoş için dışarıdan gelen belanın ne önemi vardır ki? Ancak insan, imanı dolayısıyla, daldığı sarhoşluk aleminden ayıktığı zaman, zahirde kendisine olanları anlar, Artık ne kadarsa,

    Allah’ın nurundan perdelenmiş kimsenin belası eksik olmaz,, Ancak, bütün varlığını terk edip O’nun yoluna candan girdiği an, kurtulmuş sayılır. İşte o zaman nura kavuşmuş olur.

    Hakk’ı terk edip zulmet yoluna girenler için şu ayet-i kerimedeki dehşet verici emirden daha serti olamaz. Şöyle buyurdu Allah-u Zülcelal:

    “Onların kalpleri ‘ran’ hastalığına tutulmuştur.” (83/14) Ran; kalbin katılaşıp kararmasıdır.

    Gafletle yapılan ibadetin zararları

    Bir çok ibadetler vardır ki, sahibini ibadet ettiği zattan gafil kılar. Bir çok iyilikler içinde oldukları halde, o iyilikleri göremezler. Bilhassa o iyiliklerin sahibini hiç anlayamazlar.

    Bir çok uykudakiler vardır ki, ancak uyandıkları zaman, doğru yolu bulurlar.

    Bir çok ayık kimseler vardır ki, zamanla gaflet uykusuna dalarlar.

    Bütün kötüler, kötü olarak kalmazlar. Bunların birçoğu zamanla velayet (evliya) derecesine kadar yükselir. Tabiatıyla, nefislerini ıslah yoluna girdikleri takdirde.

    Ömrünü ibadetle geçiren bir çok kimseler de, sonunda kötülerin yoluna sapmışlardır.

    İbadet edenlerin bir kısmına, yaptıkları amel perde olmuştur. Yaratanın iyiliğini göremez olmuşlardır. Bu sebeple Hakk’dan uzak düşerler. Bu halleriyle Hakk’a vasıl olmuş zannına kapılmış olanlar, onlar arasında eksik değildir.

    Bir irfan sahibi için Hakk’a karşı perde kadar büyük bir felaket yoktur. Bu hal, bir anlık bile olsa. Bir felaket sayılır. Perdelenmiş olmak, evet. Bunun kadar azim bir felaket tasavvur edilemez.

    Günahın cezası: Allah’a yalvaramamak!

    Geçmiş ümmetlerden bir kul şöyle diyordu: “İlahi! (Ey benim Rabbim!) Ne zamandır ve ne kadar çok sana isyan ediyorum. Böyle iken, bir defa olsun, beni cezalandırmadın.”

    Allah-u Zülcelal, o devrin peygamberine şöyle vahyetti:
    “Git ona söyle, onu güzel işlerimi görmekten geri koymadım mı? Onun kalbinden bana yalvarmak tadını çıkarmadım mı? Bunlardan daha büyük musibet ve ceza olur mu?”

    Bayezid-i Bistami Hazretlerinin hizmetçisi Ebu Musa, şöyle bir hikaye anlatır:
    “Bir gün Bayezid çarşıya çıktı. Halk onu görebilmek için hücum etti.. Bayezid Hz. o kalabalığın haline baktı ve şöyle dua etti:

    “Ya Rabbi, sana sığınırım, onlara acı, beni görünce seni unutmasınlar. Bana da acı, onları görmekle varlığını bana unutturma.”

    Ne kadar güzel! Allah ondan rahmetini esirgemesin. Hakk’a karşı ne kadar doğru. Müslüman kardeşlerine karşı da ne kadar şefkatli. Kendisi için neyi istiyorsa, onlara da aynı şeyi istiyor.

    Ey insanlar arasına katılmak isteyen, doğru ol, ayık ol. Onlar arasına karışanlardan nicelerinin başlarında takunya sesleri uçuştu. Ve nicelerinin dini, imanı kayboldu gitti…
    Allah’ım sen esirge, Allah’ım sen koru

    Dört çeşit insan vardır:

    Alimler insanları dörde ayırmışlar. Bunları iyi tanı ve bil. Şöyle ki:

    1-Allah kalp gözü vermiştir. Allah’ın yaptığı derin manalı ve incelik taşıyan işleri onunla görür. O’nun kuvvet ve kudretine o gözle bakar, anlar.

    2-Aklı ile iyiyi ve kötüyü seçer. Emir ve yasakları böylece çıkarır, anlar.

    3-Sır sahibidir. Her zaman ve her an, olanlara marifet nuru ile bakar.

    4-Kötüdür, bir şey göremez. Hiçbir şeyden anlamaz. Bu kimse, Allah-u Zülcelal’in şu emrinin tehdidi altında ezilir; “Bu dünyada kör olanlar, öbür alemde de kör olurlar. Belki de, buranın körlerinden daha şaşkın bir duruma düşerler.” (17/72)

    Şunu bilmek gerekir ki, küfür ehli karanlık içindedir, yaptıkları fena işler onları boğar, Hidayet yolunu göremez olurlar. Masiyet (günah) işlemekte devam edenler de takva nurundan mahrum yaşarlar. Yaptıkları işler, onları gaflet uykusuna daldırmıştır.

    İbadeti kendinden bilmek felaketi

    Taat ve ibadete kavuşmuş olanlar da karanlık içindedirler. Sebebi; yaptıkları ibadetleri görmeleridir. (‘Ben şu ibadeti yaptım’ diye düşünmeleridir.) Allah-u Zülcelal’in başarı ihsan ettiğini bilmezler. O’nun inayetini sezemezler. Amma, Allah-u Zülcelal dilerse, bunların perdesini açar. Açınca, nurla nuru görmeye başlarlar. Gözleri nur, baktıkları şey nur olur. Böyle olunca, Hakk’tan başkasını görmezler,

    Bir kimse, yaptığı ibadeti ve taatı görürse, efendisini bilemez. O’nun bilgisinden mahrum olur, Efendisini gören de başkasını bilemez.

    Bir kimse, Allah-u Zülcelal’in yardımı olmadan bir iş yapamayacağını anlarsa… Allah-u Zülcelal’in iyi işleri içinde kendisini kaybeder. Kul, ibadetini görür, yaratıcısını göremezse, taat tadından mahrum kalır. Bazen bu hal, insanı, iyi arzudan da mahrum kılar. Çünkü insanların çoğu, iyiliği görünce, o iyilik sahibini unuturlar. Allah-u Zülcelal, her şeyden pak ve temizdir, Subhan’dır.

    Nessac şöyle diyor: “Bir kimse ibadet ettiği zaman, nefsini görürse, ucuptan kurtulamaz.
    İbadet ettiği zaman, halkı gören ve onların görmesini isteyen riyakardır.. Sevaba güvenen, Hakk katında perdelenmiş olur. Yalnız Allah-u Zülcelal’i gören, O’nun karşısında tam yerine oturmuş ve sağlam bir dost olur.”

    Ebu Bekir b. Abdullah şöyle anlatıyor: “Bir kimse hikmetin yanlarını görür, özüne varamazsa, bu hali ile de, işi incelemeye yeltenirse, aslına eremez.. Bir irfan sahibi için Allah-u Zülcelal’i unutmaktan daha fena bir şey olamaz. Kalbi, Allah-u Zülcelal’den başkasına bağlamaktan daha fena bir şey tasavvur edilemez. Hangi gaye ve anma, Allah-u Zülcelal’den başkası için olursa, kulla Allah-u Zülcelal arasında bir perde sayılır”

    Evvel zamanda inen bazı kitaplarda şu cümleler vardır: “Bir çok işler vardır ki, kul onu, iyi bilip de yapar. Ama o iş, günah saydığından daha zararlıdır.”

    Bir çok kötü olarak yapılan işler vardır ki, onlar da iyi sayılır. Halbuki iyilik, daima iyidir, kötülük de daima kötüdür.

    Bazı büyükler, bu cümleleri şöyle açıklamışlardır: “Bir kul, iyi iş yapar. Sonra, onu yaptığı için böbürlenmeye ve övünmeye başlar. Bu gibi bir işten ne fayda hasıl olur? Halbuki, Allah-u Zülcelal için olması lazımdır. Bir kimse de bir hata işler, onun kötü olduğunu anlayınca da, tevbe eder, ağlar, sızlar, haliyle bu da iyi olur”

    Birinci insanın yaptığı iş gizli şirktir. Bu tehlikelidir. Hem de tehlikesi kolayca sezilemeyecek kadar. Hz. Ebu Bekir (ra) gizli şirk için şu duayı yapardı: “Ya Rabbi! Gizli şirkten sana sığınırım”

    Rabia Hatun (ks) şöyle anlatıyor: “Dünya, kendisine koşanların kalbine perde olur. Allah-u Zülcelal’in nurunu göremezler. Bilseler, dünyayı bırakırlar. O zaman perde de olmaz, dünyalık da daha iyi gelmeye başlar.”

    (Bu yazının hazırlanmasında Ahmed Rufai Hz.nin “Onların Alemi” adlı eserinden faydalanılmıştır Ss 248-255)
    SIDDIKA SADIKOĞLU
    Görebilmek için neredeyse birbirlerine gireceklerdi İbadetinin çokluğunu görüp duran, kendisini aldatmaktan alamaz İşin özü, ona kapalı kalır





  2. gül:)
    { Aşkın gıdası Allah’tır

    --->: Kalp Huzuruyla Ibadetin Incelikleri.. İç alemi karanlığa boğan sebepler


    Reklam


    Aglayarak okudum gerçekten çok özel bir yazı düşüncenize sağlık Rabbim razı olsun inşallah...


  3. Ecrinim
    Hüvel Baki..
    Allah’ın nurundan perdelenmiş kimsenin belası eksik olmaz,, Ancak, bütün varlığını terk edip O’nun yoluna candan girdiği an, kurtulmuş sayılır. İşte o zaman nura kavuşmuş olur.
    Allah c.c razı olsun

  4. meryemgül1
    ~~Medinenin Gülü ~~
    Bayezid-i Bistami Hazretlerinin hizmetçisi Ebu Musa, şöyle bir hikaye anlatır:
    “Bir gün Bayezid çarşıya çıktı. Halk onu görebilmek için hücum etti.. Bayezid Hz. o kalabalığın haline baktı ve şöyle dua etti:

    “Ya Rabbi, sana sığınırım, onlara acı, beni görünce seni unutmasınlar. Bana da acı, onları görmekle varlığını bana unutturma.”

    Ne kadar güzel! Allah ondan rahmetini esirgemesin. Hakk’a karşı ne kadar doğru. Müslüman kardeşlerine karşı da ne kadar şefkatli. Kendisi için neyi istiyorsa, onlara da aynı şeyi istiyor.

    Ey insanlar arasına katılmak isteyen, doğru ol, ayık ol. Onlar arasına karışanlardan nicelerinin başlarında takunya sesleri uçuştu. Ve nicelerinin dini, imanı kayboldu gitti…
    Allah’ım sen esirge, Allah’ım sen koru
    Allah c.c.razı olsun bu yararlı paylaşım için hocam

  5. nurya
    Devamlı Üye
    hayatım da bir aksilik olduğu (şer) olduğu zaman işler istediğim gibi olmadığı zaman eskisi gibi üzülmüyorum çünkü biliyorum ki bu işte de bir hayır var böyle olması gerekiyor şer zannettiğim şey benim hayrımadır diyebiliyorum çok şükür ,benim namazım, orucum ve ibadetlerimin kendi rızamla değil RABBİMİN dilemesiyle yaptığımı da anlıyorum çok şükür elhamdülillah

  6. huzura doğru
    Üye
    ne kadar da doğru günahlara dalmışız Rabbimin hikmetinden, vermiş olduğu güzelliklerden mahrum kalmışız... huzura çıkıp yalvaramamaktan, istemekkten, gözyaşı dökmekten aciziz RABBİM BİZLERE AF VE AFİYET VER, BİZLERİ DOĞRU YOLDAN AYIRMA... ALLAH c.c RAZI OLSUN...

  7. bassedas
    Üye
    Ali Sürmeli de oynamış ama.



+ Yorum Gönder
insanın iç alemi