Konusunu Oylayın.: Namazda Huşû - Cafer Durmuş

5 üzerinden 5.00 | Toplam: 2 kişi oyladı.

Namazda Huşû - Cafer Durmuş
  1. 12.Ekim.2013, 00:27
    1
    @hmet
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 16.Mayıs.2007
    Üye No: 771
    Mesaj Sayısı: 7,735
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 10
    Bulunduğu yer: gölbaşı

    Namazda Huşû - Cafer Durmuş






    Namazda Huşû - Cafer Durmuş Mumsema Namazda Huşû

    Cafer Durmuş

    Hakkınca edâ edilen namaz ibadetlerin özü, Müslümanlığın alamet-i farikasıdır. Müslümanlığın omurgasını teşkil eden bu ibadete gereken önem verilmeli; abdest için yapılan hazırlıktan başlamak kaydıyla bütün safahatı tam bir huzur halinde edâ edilmelidir. Bütün uzuvlar namazda, ilahî huzurda durmuş olmanın sükûnuna bürünmeli ve kalpte huşû meydana gelmelidir. Zaten asıl maksat, namazın huşû ile edâsıdır. Kur’ân-ı Kerim’de mü’minlerin bariz vasfı “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minîn, 23/2) şeklinde beyan edilmiş ve bu emir, “Allah’a saygı ve bağlılıkla namaz kılın” (Bakara, 2/238) şeklinde tasrih edilmiştir…

    Peki namazda huşû nasıl tahakkuk eder? Mu*sal*lîyi adım adım o zirveye taşıyacak yol nasıl takip edilebilir?

    “Namazda huşû, uzuvları hiç kıpırdatmamakla ve tevazu içinde bulunmakla tahakkuk eder.” (Bkz; İhya, I, 437.) hadisinde belirtildiği üzere öncelikle uzuv*larda sükuneti sağlayarak masviva ile alakayı kesmeli ve tevazu içinde bulunarak hiçliğini hissetmelidir. Çünkü musallîyi huşûun engin deryasına taşıyacak başlıca vasıtalar bunlardır. Bunların yokluğu huşûun zayi olduğuna alamettir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) namaz kılarken sakalını elleriyle karıştıran bir adam hakkında; “Eğer bunun kalbinde hûşu olsaydı vücudunun her uzvunda hareketsizlik olurdu.” buyurmuşlardır.
    Abdullah ibn-i Ömer (r.anhümâ), “Onlar ki namazlarında huşû içindedirler.” ayetinin izahında şöyle demiştir: “Sahabe-i kirâm, bu ayetin nüzûlünden sonra namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah’ın kendilerine nazar ettiğini kabul ederlerdi.” Bu itibarla namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp da gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir; kalp dünyevî düşüncelerden kurtulabilir. Hazret-i Ali (r.a): “Huşûu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertîle riayet edilmeyen kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehâvet bulunmayan servette, sıdk ile bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur.” demiştir.
    Rûhu’l-Beyân’da konumuzu teşkil eden ayet-i kerime izah edilirken huşû, zâhir ve bâtın olmak üzere iki kısımda ele alınmaktadır. Buna göre zâhirde huşû: Başın huşûu öne eğilmesi, gözün huşûu etrafa bakmaya kapatılması, kulağın huşûu dinlemeye âmâde olması, dilin huşûu kıraatın huzur ve teennî ile olması, ellerin huşûu köleler gibi tâzim ile sağ elin sol el üzerine konulması, sırtın huşûu rükûda eğilip düz olması, avret yerinin huşûu şehevânî havâtırı uzaklaştırması, ayakların huşûu yerde sâbit olması ve hareketten sükûn bulması ile olur.

    Bâtında ise nefsin huşûu havâtır ve hevâcisten sükûn bulması, kalbin huşûu zikre sarılmak ve huzûra devam ile olur. Sırrın huşûu mükevvenâta azıcık bir an bile bakmayı terk konusunda murâkabe ile olur. Rûhun huşûu muhabbet denizinde istiğrâkı ile cemal ve celâl sıfatının tecellîsi sırasında erimesi ile olur.”

    Hakikat ehline göre kişi namazda önce kendinden geçip mâsivâyı terk etmeli, sonra dostun mânevî visalini talep ederek O’nun kurbiyetini aramalıdır.

    ***

    İmam Gazalî (rh.a); “namazda huşûu gözetmek şarttır.” diyor ve bunun birçok delilleri olduğunu belirtiyor. Bunlardan biri de “Beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ 20/14) ayetidir diyor. Ona göre buradaki emrin zahirinden Allah’ı anmanın vâcip olduğu anlaşılır. Gaflete dalmak ise zikre/anmaya zıt düşer. Şu halde, bir adı da zikir olan namazda huşûu aramak elzemdir. Nitekim gafletle kılınan namazın, sahibini fuhşiyât ve münkerden men etmede yeterli olmaması, bu elzem oluşun delilidir…

    Bu cümleden olmak üzere “Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, namaza yaklaşmayınız.” (Nisâ, 4/43.) ayeti de zikredilebilir. Buradaki hüküm, sarhoşun namazdan niçin men edildiğinin illet ve hikmetini beyân etmektedir. Bu durumda tamamen dünyevî düşüncelerle ve vesvese ile namaz kılan kimse de aynı durumdadır. Bu halden arınıp gönlünü durultmadan onun da Allah’ın huzuruna durmaması lâzımdır. Çünkü o da ayet-i kerimedeki yasaklamanın sebebi olan “söylediğinin idrakinde olmama ve kaç rekat kıldığını bilmeme” illetiyle malûldür. (İhyau Ulûmi’d-Dîn, I, 436-437)

    Müslüman’ın her ameli zâhirde âdâba riayetin güzellikleriyle süslenmiş, bâtında ise ihlas ve samimiyetle dokunmuş olmalıdır. Namaz söz konusu olunca bunun adı; tadil-i erkana riayet ederek tevazu ile huşû içinde ibadet etmektir. İlahî huzura olmanın bilinciyle mirâc-ı nebevîden hissedar olmaya çalışmaktır. Çünkü sadece bu şuurla kılınan namazlar sahibi ile fuhşiyât arasına set çekecek ve Müslüman şahsiyeti dokuyan âmillerin en tesirlisi olacaktır.

    Ebedî Nûr Müjdesi

    Yolumuzu aydınlatan ayetleri Peygambe*ri*miz’in inci dânesi sözleriyle birlikte okumak gönüllere ayrı bir ferahlık veriyor. Gözlerimizi ufuklara dikiyoruz ve yüreğimiz ebedî müjdelerin hasretiyle yanıyor…

    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) bir gün,“Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mü’min olduğuna şahitlik ediniz.” buyurdular ve bundan sonra, “Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar, doğru yolu bulanlardan olabilirler” (Tevbe, 9/18) ayetini okudular. (Tirmizî, Îman 8.)

    Başka bir hadis-i şerifte “Allah için bir mescid bina edene Allah da cennette bir hane bina eder.” (Deylemî, Müsned, H. No: 7929) müjdesini verdiler ve bütün bunları taçlandırmak üzere; “Gece karanlığında camilere gidenleri kıyamet gününde tam bir nur ile müjdeleyiniz.” (Tirmizi, Deavat, 82) buyurdular.

    Buradan şunu anlıyoruz ki; hadis-i şeriflerde verilen müjdeye nail olacaklar, ayet-i kerimede belirtilen şartları haiz bulunan mü’minlerdir. Mescidlerin maddeten imarı adına “bizim de bir tuğlamız bulunsun” demeyi gaye edinenlerdir. Manen imar ve ihyası adına cemaate iştiraki itiyat edinenlerdir.

    Ne mutlu, günlük hayatını namazlarını cemaatle edâ etmek üzere tanzim edenlere. Ne mutlu, gönlü mescidlere bağlı yaşayarak kıyamet gününde ebedî nûra nail olanlara.


  2. 12.Ekim.2013, 00:27
    1
    Üye



    Namazda Huşû

    Cafer Durmuş

    Hakkınca edâ edilen namaz ibadetlerin özü, Müslümanlığın alamet-i farikasıdır. Müslümanlığın omurgasını teşkil eden bu ibadete gereken önem verilmeli; abdest için yapılan hazırlıktan başlamak kaydıyla bütün safahatı tam bir huzur halinde edâ edilmelidir. Bütün uzuvlar namazda, ilahî huzurda durmuş olmanın sükûnuna bürünmeli ve kalpte huşû meydana gelmelidir. Zaten asıl maksat, namazın huşû ile edâsıdır. Kur’ân-ı Kerim’de mü’minlerin bariz vasfı “Onlar ki, namazlarında huşû içindedirler.” (Mü’minîn, 23/2) şeklinde beyan edilmiş ve bu emir, “Allah’a saygı ve bağlılıkla namaz kılın” (Bakara, 2/238) şeklinde tasrih edilmiştir…

    Peki namazda huşû nasıl tahakkuk eder? Mu*sal*lîyi adım adım o zirveye taşıyacak yol nasıl takip edilebilir?

    “Namazda huşû, uzuvları hiç kıpırdatmamakla ve tevazu içinde bulunmakla tahakkuk eder.” (Bkz; İhya, I, 437.) hadisinde belirtildiği üzere öncelikle uzuv*larda sükuneti sağlayarak masviva ile alakayı kesmeli ve tevazu içinde bulunarak hiçliğini hissetmelidir. Çünkü musallîyi huşûun engin deryasına taşıyacak başlıca vasıtalar bunlardır. Bunların yokluğu huşûun zayi olduğuna alamettir. Nitekim Rasulullah (s.a.v) namaz kılarken sakalını elleriyle karıştıran bir adam hakkında; “Eğer bunun kalbinde hûşu olsaydı vücudunun her uzvunda hareketsizlik olurdu.” buyurmuşlardır.
    Abdullah ibn-i Ömer (r.anhümâ), “Onlar ki namazlarında huşû içindedirler.” ayetinin izahında şöyle demiştir: “Sahabe-i kirâm, bu ayetin nüzûlünden sonra namaz için ayağa kalktıklarında başka hiçbir şeyle ilgilenmezler, bütün varlıklarıyla kendilerini namaza verirlerdi. Gözlerini secde yerine dikerler ve Allah’ın kendilerine nazar ettiğini kabul ederlerdi.” Bu itibarla namazda ayakta iken secde yerine, rükûda iken ayaklara, secdede iken burun ucuna, otururken iki elleri arasına bakmalıdır. Bu söylenilen yerlere bakıp da gözler etrafa kaymazsa, namazda hûşu hali hasıl olabilir; kalp dünyevî düşüncelerden kurtulabilir. Hazret-i Ali (r.a): “Huşûu olmayan namazda, lüzumsuz şeylerden kaçınılmayan oruçta, tertîle riayet edilmeyen kıraatte, günahlardan sakındırmayan amelde, sehâvet bulunmayan servette, sıdk ile bağlılık bulunmayan kardeşlikte, ihlas olmayan duada hayır yoktur.” demiştir.
    Rûhu’l-Beyân’da konumuzu teşkil eden ayet-i kerime izah edilirken huşû, zâhir ve bâtın olmak üzere iki kısımda ele alınmaktadır. Buna göre zâhirde huşû: Başın huşûu öne eğilmesi, gözün huşûu etrafa bakmaya kapatılması, kulağın huşûu dinlemeye âmâde olması, dilin huşûu kıraatın huzur ve teennî ile olması, ellerin huşûu köleler gibi tâzim ile sağ elin sol el üzerine konulması, sırtın huşûu rükûda eğilip düz olması, avret yerinin huşûu şehevânî havâtırı uzaklaştırması, ayakların huşûu yerde sâbit olması ve hareketten sükûn bulması ile olur.

    Bâtında ise nefsin huşûu havâtır ve hevâcisten sükûn bulması, kalbin huşûu zikre sarılmak ve huzûra devam ile olur. Sırrın huşûu mükevvenâta azıcık bir an bile bakmayı terk konusunda murâkabe ile olur. Rûhun huşûu muhabbet denizinde istiğrâkı ile cemal ve celâl sıfatının tecellîsi sırasında erimesi ile olur.”

    Hakikat ehline göre kişi namazda önce kendinden geçip mâsivâyı terk etmeli, sonra dostun mânevî visalini talep ederek O’nun kurbiyetini aramalıdır.

    ***

    İmam Gazalî (rh.a); “namazda huşûu gözetmek şarttır.” diyor ve bunun birçok delilleri olduğunu belirtiyor. Bunlardan biri de “Beni anmak için namaz kıl.” (Tâhâ 20/14) ayetidir diyor. Ona göre buradaki emrin zahirinden Allah’ı anmanın vâcip olduğu anlaşılır. Gaflete dalmak ise zikre/anmaya zıt düşer. Şu halde, bir adı da zikir olan namazda huşûu aramak elzemdir. Nitekim gafletle kılınan namazın, sahibini fuhşiyât ve münkerden men etmede yeterli olmaması, bu elzem oluşun delilidir…

    Bu cümleden olmak üzere “Sarhoşken, ne söylediğinizi bilinceye kadar, namaza yaklaşmayınız.” (Nisâ, 4/43.) ayeti de zikredilebilir. Buradaki hüküm, sarhoşun namazdan niçin men edildiğinin illet ve hikmetini beyân etmektedir. Bu durumda tamamen dünyevî düşüncelerle ve vesvese ile namaz kılan kimse de aynı durumdadır. Bu halden arınıp gönlünü durultmadan onun da Allah’ın huzuruna durmaması lâzımdır. Çünkü o da ayet-i kerimedeki yasaklamanın sebebi olan “söylediğinin idrakinde olmama ve kaç rekat kıldığını bilmeme” illetiyle malûldür. (İhyau Ulûmi’d-Dîn, I, 436-437)

    Müslüman’ın her ameli zâhirde âdâba riayetin güzellikleriyle süslenmiş, bâtında ise ihlas ve samimiyetle dokunmuş olmalıdır. Namaz söz konusu olunca bunun adı; tadil-i erkana riayet ederek tevazu ile huşû içinde ibadet etmektir. İlahî huzura olmanın bilinciyle mirâc-ı nebevîden hissedar olmaya çalışmaktır. Çünkü sadece bu şuurla kılınan namazlar sahibi ile fuhşiyât arasına set çekecek ve Müslüman şahsiyeti dokuyan âmillerin en tesirlisi olacaktır.

    Ebedî Nûr Müjdesi

    Yolumuzu aydınlatan ayetleri Peygambe*ri*miz’in inci dânesi sözleriyle birlikte okumak gönüllere ayrı bir ferahlık veriyor. Gözlerimizi ufuklara dikiyoruz ve yüreğimiz ebedî müjdelerin hasretiyle yanıyor…

    Ebû Saîd el-Hudrî (r.a)’den rivayet edildiğine göre Rasulullah (s.a.v) bir gün,“Mescidlere devam etmeyi alışkanlık haline getiren bir adamı gördüğünüz zaman, onun gerçek mü’min olduğuna şahitlik ediniz.” buyurdular ve bundan sonra, “Allah’ın mescidlerini, ancak Allah’a ve âhiret gününe inanan, namazı kılan, zekâtı veren ve Allah’tan başka kimseden korkmayanlar onarırlar. İşte onlar, doğru yolu bulanlardan olabilirler” (Tevbe, 9/18) ayetini okudular. (Tirmizî, Îman 8.)

    Başka bir hadis-i şerifte “Allah için bir mescid bina edene Allah da cennette bir hane bina eder.” (Deylemî, Müsned, H. No: 7929) müjdesini verdiler ve bütün bunları taçlandırmak üzere; “Gece karanlığında camilere gidenleri kıyamet gününde tam bir nur ile müjdeleyiniz.” (Tirmizi, Deavat, 82) buyurdular.

    Buradan şunu anlıyoruz ki; hadis-i şeriflerde verilen müjdeye nail olacaklar, ayet-i kerimede belirtilen şartları haiz bulunan mü’minlerdir. Mescidlerin maddeten imarı adına “bizim de bir tuğlamız bulunsun” demeyi gaye edinenlerdir. Manen imar ve ihyası adına cemaate iştiraki itiyat edinenlerdir.

    Ne mutlu, günlük hayatını namazlarını cemaatle edâ etmek üzere tanzim edenlere. Ne mutlu, gönlü mescidlere bağlı yaşayarak kıyamet gününde ebedî nûra nail olanlara.


    Benzer Konular

    - Namazda Huşu'suzluk

    - Namazda huşu

    - Namazda Huşu’ ne demektir? Huşu ile namaz kılmak ve gafletten kurtulmak için ne yapma

    - Namazda Huşu Huşunun Tarifi ve Huşu ile İlgili Ayetler

    - Namazda aklıma dünyevi şeyler geliyor. Namazda huzurlu olamıyor ve huşu ile namaz kılamıyorum. Ne ya

  3. 05.Eylül.2014, 22:07
    2
    İKBALE
    Kıdemli Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 03.Eylül.2014
    Üye No: 104580
    Mesaj Sayısı: 104
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 2

    Cevap: Namazda Huşû - Cafer Durmuş




    Namazı huşu içinde kılmak, kıpırdamamayı, hareketsiz olmayı gerektirir. Kişi kendine dair hiç bir şey düşünmeden Allah'ı görüyor gibi namazını eda etmesidir.


  4. 05.Eylül.2014, 22:07
    2
    İKBALE - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kıdemli Üye



    Namazı huşu içinde kılmak, kıpırdamamayı, hareketsiz olmayı gerektirir. Kişi kendine dair hiç bir şey düşünmeden Allah'ı görüyor gibi namazını eda etmesidir.





+ Yorum Gönder