Konusunu Oylayın.: Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 2 kişi
Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı
  1. 09.Şubat.2010, 03:17
    1
    gönülgözü
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Kasım.2007
    Üye No: 4331
    Mesaj Sayısı: 271
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı






    Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı Mumsema Kalp Huzuru´nu Temin Edecek Çareler
    Mü´minin Allah´ı tâzim etmesi, Allah´tan korkması, rahmetini umması, kusurlu olduğu için O´ndan utanması ve iman ettikten sonra bu vasıflardan ayrılmaması gereklidir. Bu sıfatların, mü´mindeki kuvvet derecesi, yakînin kuvveti nisbetinde olmalıdır, Mü´minin namazda bu sıfatlardan ayrılmasının sebebi, fikrinin dağınıklığı, kalbinin münacaattan uzaklığı ve namazdan gafil oluşu olabilir. Mü´mini namaz hususunda gaflete düşüren ancak oyalayıcı vesveselerdir. Bu bakımdan kalbin ihzarı için faydalı olan tedavi, ancak bu vesveselerin defedilmesidir; zira sebebi ortadan kaldırılmadıkça birşeyin yokedilmesi mümkün değildir. O halde ortadan kaldırılması istenilen unsurun sebebini bilmelisin. Vesveselerin doğuş sebebi ya zâhirîdir ya da bâtınî (gizli )dir. Hâricî sebep, kulağın işittiği veya gözün gördüğü şeylerdir. Zira bu şeyler insanın himmetini elinden kaçırıp kendisine tâbi kılar ve istediği şekilde tasarruf eder. Bu tasarruftan sonra insan fikri, kendisini meşgul eden unsurdan bir başkasına intikal etmek suretiyle daldan dala atlar. Görmek ise, düşünmeye sebeptir. Düşüncelerin bir kısmı diğerinin doğmasına vesile olur. Niyeti kuvvetli ve himmeti yüce olan kimseyi, duyularının üzerinde cereyan eden hâdiseler meşgul edemez. Fakat zayıf bir insanı meşgul edeceği kesindir. Bunun tedavisi ise sözkonusu sebepleri önlemeye bağlıdır.

    Şöyle ki, insan namaz kılarken gözünü kapatmalı veya namazı karanlık bir yerde kılmalıdır. Önünde hislerini meşgul edecek birşeyi bırakmadığı gibi namaz kılarken bir duvara yaklaşıp arada mesafede bırakmamalıdır. Umumî yolların kenarlarında namaz kılmaktan sakınmalı; bu vazifeyi nakışlı yerler ve boyalı sergiler üzerinde edâ etmekten kaçınmalıdır.

    Bu hikmete binaen âbidler, ibadetlerini karanlık ve ancak secde edebilecekleri büyüklükteki yerlerde yaparlardı. Böylece huzurlarının dağılmasını önlerlerdi. Daha kuvvetli olanlar ise, camilere gidip, gözlerini kapatır, yalnızca secde mahallerine bakarlardı; namazın kemâlini de kişinin sağ ve solundaki insanları tanımamasında bulurlardı. İbn Ömer (r.a) namaz kıldığı yerde asılı bulunan mushaf veya kılıçları indirir ve yöneldiği duvarda yazı varsa silerdi.


  2. 09.Şubat.2010, 03:17
    1
    Devamlı Üye



    Kalp Huzuru´nu Temin Edecek Çareler
    Mü´minin Allah´ı tâzim etmesi, Allah´tan korkması, rahmetini umması, kusurlu olduğu için O´ndan utanması ve iman ettikten sonra bu vasıflardan ayrılmaması gereklidir. Bu sıfatların, mü´mindeki kuvvet derecesi, yakînin kuvveti nisbetinde olmalıdır, Mü´minin namazda bu sıfatlardan ayrılmasının sebebi, fikrinin dağınıklığı, kalbinin münacaattan uzaklığı ve namazdan gafil oluşu olabilir. Mü´mini namaz hususunda gaflete düşüren ancak oyalayıcı vesveselerdir. Bu bakımdan kalbin ihzarı için faydalı olan tedavi, ancak bu vesveselerin defedilmesidir; zira sebebi ortadan kaldırılmadıkça birşeyin yokedilmesi mümkün değildir. O halde ortadan kaldırılması istenilen unsurun sebebini bilmelisin. Vesveselerin doğuş sebebi ya zâhirîdir ya da bâtınî (gizli )dir. Hâricî sebep, kulağın işittiği veya gözün gördüğü şeylerdir. Zira bu şeyler insanın himmetini elinden kaçırıp kendisine tâbi kılar ve istediği şekilde tasarruf eder. Bu tasarruftan sonra insan fikri, kendisini meşgul eden unsurdan bir başkasına intikal etmek suretiyle daldan dala atlar. Görmek ise, düşünmeye sebeptir. Düşüncelerin bir kısmı diğerinin doğmasına vesile olur. Niyeti kuvvetli ve himmeti yüce olan kimseyi, duyularının üzerinde cereyan eden hâdiseler meşgul edemez. Fakat zayıf bir insanı meşgul edeceği kesindir. Bunun tedavisi ise sözkonusu sebepleri önlemeye bağlıdır.

    Şöyle ki, insan namaz kılarken gözünü kapatmalı veya namazı karanlık bir yerde kılmalıdır. Önünde hislerini meşgul edecek birşeyi bırakmadığı gibi namaz kılarken bir duvara yaklaşıp arada mesafede bırakmamalıdır. Umumî yolların kenarlarında namaz kılmaktan sakınmalı; bu vazifeyi nakışlı yerler ve boyalı sergiler üzerinde edâ etmekten kaçınmalıdır.

    Bu hikmete binaen âbidler, ibadetlerini karanlık ve ancak secde edebilecekleri büyüklükteki yerlerde yaparlardı. Böylece huzurlarının dağılmasını önlerlerdi. Daha kuvvetli olanlar ise, camilere gidip, gözlerini kapatır, yalnızca secde mahallerine bakarlardı; namazın kemâlini de kişinin sağ ve solundaki insanları tanımamasında bulurlardı. İbn Ömer (r.a) namaz kıldığı yerde asılı bulunan mushaf veya kılıçları indirir ve yöneldiği duvarda yazı varsa silerdi.


    Benzer Konular

    - Kalp İlahi Huzuru Arar

    - Huşu içinde namaz kılmak için ne yapmalı

    - Huşû-Kalb Huzuru Günahları terketmekle gerçekleşir

    - Kalp Huzuru, Namazın Ruhudur

    - Namazı daha çok huşu içinde kılmak için ne yapmalı?

  3. 09.Şubat.2010, 03:18
    2
    gönülgözü
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 15.Kasım.2007
    Üye No: 4331
    Mesaj Sayısı: 271
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 3

    --->: Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı




    Kalp Huzuru´nun Sebebi
    Kalp Huzuru´nun Sebebi Kalp huzurunun sebebi ´himmet´tir. Çünkü senin kalbin, himmetine tâbidir. Kalp, neye karşı ihtimam duyarsan ve seni en fazla ne alâkadar ederse ancak onunla hazır olabilir. Herhangi bir iş seni sıkı bir şekilde ilgilendirirse,ister istemez kalbin orada da hazır bulunur; kalp bu şekilde yaratılmış, tasvir edilmiş ve musahhar kılınmıştır. Kalp namazda hazır değilse, faaliyetten düşmüş sayılmaz. Aksine o zaman da himmetinin sarfolunduğu dünya emirlerinde cevelân etmektedir. Kalbin izharı için gerekli çare, himmetini namaza sarfetmendir. İstenilen hedefin namaza bağlı olduğunu idrâk etmedikçe himmetini namaza sarfetmeye muvaffak olamazsın. Şöyle ki, âhiretin daha hayırlı ve devamlı olduğuna inanacak, buna götüren yolun da namaz olduğunu kabul edeceksin. Bu hakîkat, dünyanın, ahirete nisbetle hakir ve dünya hayatının da geçici olduğu bilgisine bağlandığı zaman, bütün bunlardan fâriğ olup namazda kalp huzuru hâsıl olur.

    Sana ne zarar ve ne de kâr getirmeyecek olan bazı büyüklerin huzurunda bile bu gibi bir düşünce ile kalp huzurunu temin edebilirsin. Bu bakımdan padişahların padişahına ki dünya ve ahiretin, menfaat ve kârı O´nun kudret elindedir onunla münacat ederken bu çeşit düşünce ile dahi kalp huzurunu kazanamazsan sakın bunu iman zaafiyetinden başka bir illete bağlama, derhal imanının takviyesine çalış!İmanın takviyesinin yolu kitabımızın başka bölümlerinde belirtilmiştir.

    Tefehhüm´ün Sebebi
    Bunun sebebi, kalp huzuru temin edildikten sonra düşünce ve zihni, devamlı olarak mânâyı idrâk etmeye sarfetmektir. Bu halin temini ve tedâvisi, kalbin ihzarında kullanılan tedavi formülüyle beraber düşünceye yönelmek, ve vesveseleri bertaraf etmeye gayret sarfetmektir. İnsanoğlunu hakikatten ayıran vesveselerin bertaraf edilmesi ve bu hastalığın tedavisi, onun sebeplerini kökünden kesmekle mümkün olabilir. (Yani vesveselere sürükleyen sebeplerden el çekmekle mümkün olur).

    Çünkü insan kalbinden bu sebeplerin kökü kesilmedikçe sonuçları onlara karşı olan vesveselerden kurtulmaya imkân bulunmaz. Birşeyi fazla seven insan, onu daima hatırlar. Mahbubun hatırlanması da ister istemez kalbe hücum eder. İşte bu sırra binaendir ki, Allah´tan başkasını sevenin ibadeti, vesveselerden bir türlü kurtulamaz.

    Tâzim´in Sebebi
    Tâzim, kalbî bir haldir ve iki mârifetten doğmaktadır.
    A) Allah´ın celâl ve azametinin mârifetidir. Bu mârifet imanın esaslarındandır; çünkü azametine inanılmayan bir varlığın büyüklüğü nefse kabul ettirilemez.
    B) Nefsin hakir, hasis, musahhar ve büyütülmüş bir köle olduğunu bilmek mârifetidir. Böylece, bu iki mârifetten Allah´a karşı meskenet, zillet ve Allah´tan korkmak duygusu doğmuş olur. İşte bu tür bir duyguya ´tâzim´ denir. Nefsin hakirliği mârifeti ile Allah´ın celâlinin mârifeti mezcedilmedikçe tâzim ve huşû hali meydana gelmez. Çünkü başkasına muhtaç olmayan ve nefsinden emin olan bir kimsenin, muhtaç olmadığı bir zatın büyüklüğüne delâlet eden sıfatlarını bildiği halde, ona karşı huşû ve tâzim beslememesi câiz ve mümkündür. Çünkü tâzim ve huşûu duyması için kendi nefsinin hakir ve muhtaç bir durumda olduğunu bilmesi lâzımdır.

    Heybet´in Sebebi
    Bu, nefiste beliren bir haldir. Bu hal, Allah Teâlâ´nın kudret, satvet ve kâinattaki meşiyetinin, kâinata değer vermeksizin tenfiz edilmesinden doğar. Aynı şekilde bu hal, ´Allah Teâlâ, geçmiş ve geleceklerin tamamını helâk etse mülkünden bir zerre dahi eksilmeyecektir´ hakîkatiyle beraber peygamberler ve velîlerin başına gelen musibet ve çeşitli belâların düşünülmesinden neş´et etmektedir. Halbuki bu musibet ve belâları rahatlıkla defetmeye muktedir olduğu ve bu konuda dünya padişahlarının tam aksine yetkili bulunduğu da inkâr edilemez bir hakikattir. Çünkü dünya padişahlarının hazineleri, vermekle tükenir ve gelen belâları defetmeye de her zaman için muktedir olamazlar.

    Kısacası Allah´ı bilme sıfatı arttıkça korku ve heybet de o nisbette artar. Münciyât bölümünün ´Korku ve Heybet´ kısmında bunun sebepleri genişçe izah edilecektir.

    Reca´nın Sebebi
    Allah´ın lutfunu, keremini, nimetlerinin umumîliğini, sanatının inceliklerini bilmek, namaza karşılık cennet va´dinin doğruluğuna inanmaktır. Allah´ın bu va´dine inanılır ve lütfu bilinirse o zaman bu ikisinin biraraya gelmesinden kaçınılmaz olarak ümit ve reca doğup meydana gelir.

    Haya´nın Sebebi
    İbâdet konusundaki kusurunu anlamak ve idrâk, Allah Teâlâ´nın büyük olan hakkının edasından acizliğini bilmek demektir. Bu sebep, nefsin ayıplarını, âfetlerini, ihlâsının azlığını, kötülüğünü, bütün fiillerinde geçici şeylere daha meyilli olduğunu bilmekle daha da gelişip takviye olunmaktadır.

    Bununla beraber Allah Teâlâ´nın celâlinin gerektirdiği büyüklüğünü bilip, Allah´ın ne kadar ince ve gizli olurlarsa olsunlar kalbin vesveselerine ve her gizliye muttalî olduğunu bilmek de bu sebebi kuvvetlendirmektedir. Bu bilgiler yakînen var olduktan sonra haya diye adlandırılan hal zaruri olarak doğar insanda...

    İşte bu sıfatların sebepleri bunlardır, elde edilmesi istenilen her sıfatın tedavisi ancak sebebinin ihzar edilmesiyle mümkündür. Bu bağlamdan sebebin bilinmesi, tedavinin de bilinmesi demektir. Bütün bu sebepleri bağlayıcı vasıf önce iman, sonra yakîndir. Yakîn ´den gayem; beyan ettiğim bütün bu bilgilerin mecmûudur. Bunlara yakîn demenin mânâsı, şüphenin ortadan kalkması, İlim kitabının Yakîn bahsinde geçtiği gibi bu bilgilerin kalbi istilâ etmesi demektir. Kalp ancak yakîn nisbetinde korkar.

    İşte bu sırra binaen Hz. Aişe ´Allah Rasûlü bizimle, biz de onunla konuşurduk. Namaz vakti geldiğinde ise sanki ne o bizi, ne de biz onu tanımaz olurduk´ buyurmuştur.

    Rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ, kulu Musa´ya (a.s) şöyle vahyetmiştir:
    Ey Musa! Beni, azaların tirtir titrediği halde yâdet. Beni yâdettiğinde kalbin mutmain olup korku ile dolsun. Beni zikrettiğin zaman dilini kalbinin ötesinde kıl. Huzurumda zelil köleler gibi kararlı ol. Kork ve benimle sıdk diliyle konuş!

    Yine rivayet edildiğine göre, Allah Teâlâ, kulu Musa´ya (a.s) şöyle vahyetmiştir:
    Ümmetinin âsilerine söyle ki, beni zikretmesinler. Çünkü ben nefsime (zâtıma); beni yâdedeni yâdetme vazifesini yük-ledim. Bu bakımdan ümmetinin âsileri beni isyân anında yâdettikleri zaman, ben de kendilerini lânet ile yâdederim.
    Allah Teâlâ´nın bu hükmü, zikrinden gafil olmayan âsiler hakkında vârid olmuştur. Acaba isyan ve gaflet bir araya gelirse durum nasıl olur?

    Kalpler hakkında zikrettiğimiz mânâlara göre insanlar şu kısımlara ayrılır:
    1. Namazını tam kılan ve namazda bir lahza dahi olsun kalp
    huzuruna ermeyen gafil.
    2. Namazı tam kılan ve kalbi bir lahza dahi olsun gâib olmayan, aksine namaz boyunca ihtimam ile dolu bulunan, hatta namazla meşgul olduğu için etrafında cereyan eden hâdiselerle hiç ilgilenmeyen kimse. İşte bu sırra binaendir ki Müslim b. Yesar, Basra camiinde namaz kılarken yıkılan cami duvarından habersiz olarak namazına devam etmiş ve ancak insanların ´geçmiş olsun´ dileklerinden sonra haberdar olmuştur.

    Selef-i sâlibinden Said b. Müseyyeb, uzun bir müddet (bu müddet, Ebu Talib el-Mekkî´nin Kut´ul-Kulub adlı eserinde 40 yıl olarak belirtilmiştir) cemaata devam ettiği halde sağında ve solunda namaz kılanları hiçbir zaman tanımamıştır.

    Hz. İbrahim´in namazda iken korkudan kalbinin sesi, iki mil mesafeden duyulurmuş...

    Selef-i sâlihînin bazıları namaza durdukları zaman yüzleri sarararak, tirtir titremeye başlarlardı.
    - Bütün bu hâdiselerin gerçekleşmesi çok tabidir. Çünkü bu hâdiselerin binlerce emsâli, kendisini dünyaya kaptıran, âciz, zayıf ve atiyyeleri cılız olan dünya hükümdarlarından korkan kimselerde dahi müşahede edilmektedir. Hatta bir padişahın veya bir vezirin huzuruna girip ona ihtiyacını arzettikten sonra çıkan birisine ´Sen padişahın veya vezirin huzuruna girerken sağında veya solunda kimler vardı veya padişahın sırtındaki elbise nasıldı?´ diye sorulsa, himmetini elbiselere bakmaktan ve etrafındaki insanları süzmek-ten çevirip, sadece ihtiyacıyla meşgul ettiği için etrafındakiler ve elbiselerini tarif etmekten aciz kalır.

    Bu bakımdan her mukallidin amel dereceleri farklıdır. Kişinin namazından nasibi, korkusu, huşûu ve tâzimi nisbetindedir; çünkü Allah Teâlâ´nın nazargâhı kalplerdir. Allah zahirî hareketlere bakmaz. İşte bu sırra binaen bir sahabî şöyle demiştir: ´İnsanlar kıyamet gününde namazlarının hey´etleri olan itminan, itidal, zevk ve lezzet almak hey´etlerinin benzeri ile haşrolunur´.

    Bu kanaati ibrâz eden zat, doğru söylemiştir. Çünkü insanlar dünyada hangi hey´et üzerinde ölmüş ise aynı hey´ette, dünyada hangi durumda yaşamışsa aynı durumda haşrolunurlar. Bu hususta şahsın zâhiri ile ilgili durumlar nazar-ı itibara alınmaz; aksine kalbinin hali dikkate alınır. Bu bakımdan âhiret evinde insanların sîretleri, kalplerinin sıfatlarına göre teşekkül eder. Ancak Allah´ın huzuruna sağlam bir kalp ile gelen kimse kurtulur. Allah´tan lütuf ve keremiyle güzel tevfîkini ümit ederiz.


  4. 09.Şubat.2010, 03:18
    2
    Devamlı Üye



    Kalp Huzuru´nun Sebebi
    Kalp Huzuru´nun Sebebi Kalp huzurunun sebebi ´himmet´tir. Çünkü senin kalbin, himmetine tâbidir. Kalp, neye karşı ihtimam duyarsan ve seni en fazla ne alâkadar ederse ancak onunla hazır olabilir. Herhangi bir iş seni sıkı bir şekilde ilgilendirirse,ister istemez kalbin orada da hazır bulunur; kalp bu şekilde yaratılmış, tasvir edilmiş ve musahhar kılınmıştır. Kalp namazda hazır değilse, faaliyetten düşmüş sayılmaz. Aksine o zaman da himmetinin sarfolunduğu dünya emirlerinde cevelân etmektedir. Kalbin izharı için gerekli çare, himmetini namaza sarfetmendir. İstenilen hedefin namaza bağlı olduğunu idrâk etmedikçe himmetini namaza sarfetmeye muvaffak olamazsın. Şöyle ki, âhiretin daha hayırlı ve devamlı olduğuna inanacak, buna götüren yolun da namaz olduğunu kabul edeceksin. Bu hakîkat, dünyanın, ahirete nisbetle hakir ve dünya hayatının da geçici olduğu bilgisine bağlandığı zaman, bütün bunlardan fâriğ olup namazda kalp huzuru hâsıl olur.

    Sana ne zarar ve ne de kâr getirmeyecek olan bazı büyüklerin huzurunda bile bu gibi bir düşünce ile kalp huzurunu temin edebilirsin. Bu bakımdan padişahların padişahına ki dünya ve ahiretin, menfaat ve kârı O´nun kudret elindedir onunla münacat ederken bu çeşit düşünce ile dahi kalp huzurunu kazanamazsan sakın bunu iman zaafiyetinden başka bir illete bağlama, derhal imanının takviyesine çalış!İmanın takviyesinin yolu kitabımızın başka bölümlerinde belirtilmiştir.

    Tefehhüm´ün Sebebi
    Bunun sebebi, kalp huzuru temin edildikten sonra düşünce ve zihni, devamlı olarak mânâyı idrâk etmeye sarfetmektir. Bu halin temini ve tedâvisi, kalbin ihzarında kullanılan tedavi formülüyle beraber düşünceye yönelmek, ve vesveseleri bertaraf etmeye gayret sarfetmektir. İnsanoğlunu hakikatten ayıran vesveselerin bertaraf edilmesi ve bu hastalığın tedavisi, onun sebeplerini kökünden kesmekle mümkün olabilir. (Yani vesveselere sürükleyen sebeplerden el çekmekle mümkün olur).

    Çünkü insan kalbinden bu sebeplerin kökü kesilmedikçe sonuçları onlara karşı olan vesveselerden kurtulmaya imkân bulunmaz. Birşeyi fazla seven insan, onu daima hatırlar. Mahbubun hatırlanması da ister istemez kalbe hücum eder. İşte bu sırra binaendir ki, Allah´tan başkasını sevenin ibadeti, vesveselerden bir türlü kurtulamaz.

    Tâzim´in Sebebi
    Tâzim, kalbî bir haldir ve iki mârifetten doğmaktadır.
    A) Allah´ın celâl ve azametinin mârifetidir. Bu mârifet imanın esaslarındandır; çünkü azametine inanılmayan bir varlığın büyüklüğü nefse kabul ettirilemez.
    B) Nefsin hakir, hasis, musahhar ve büyütülmüş bir köle olduğunu bilmek mârifetidir. Böylece, bu iki mârifetten Allah´a karşı meskenet, zillet ve Allah´tan korkmak duygusu doğmuş olur. İşte bu tür bir duyguya ´tâzim´ denir. Nefsin hakirliği mârifeti ile Allah´ın celâlinin mârifeti mezcedilmedikçe tâzim ve huşû hali meydana gelmez. Çünkü başkasına muhtaç olmayan ve nefsinden emin olan bir kimsenin, muhtaç olmadığı bir zatın büyüklüğüne delâlet eden sıfatlarını bildiği halde, ona karşı huşû ve tâzim beslememesi câiz ve mümkündür. Çünkü tâzim ve huşûu duyması için kendi nefsinin hakir ve muhtaç bir durumda olduğunu bilmesi lâzımdır.

    Heybet´in Sebebi
    Bu, nefiste beliren bir haldir. Bu hal, Allah Teâlâ´nın kudret, satvet ve kâinattaki meşiyetinin, kâinata değer vermeksizin tenfiz edilmesinden doğar. Aynı şekilde bu hal, ´Allah Teâlâ, geçmiş ve geleceklerin tamamını helâk etse mülkünden bir zerre dahi eksilmeyecektir´ hakîkatiyle beraber peygamberler ve velîlerin başına gelen musibet ve çeşitli belâların düşünülmesinden neş´et etmektedir. Halbuki bu musibet ve belâları rahatlıkla defetmeye muktedir olduğu ve bu konuda dünya padişahlarının tam aksine yetkili bulunduğu da inkâr edilemez bir hakikattir. Çünkü dünya padişahlarının hazineleri, vermekle tükenir ve gelen belâları defetmeye de her zaman için muktedir olamazlar.

    Kısacası Allah´ı bilme sıfatı arttıkça korku ve heybet de o nisbette artar. Münciyât bölümünün ´Korku ve Heybet´ kısmında bunun sebepleri genişçe izah edilecektir.

    Reca´nın Sebebi
    Allah´ın lutfunu, keremini, nimetlerinin umumîliğini, sanatının inceliklerini bilmek, namaza karşılık cennet va´dinin doğruluğuna inanmaktır. Allah´ın bu va´dine inanılır ve lütfu bilinirse o zaman bu ikisinin biraraya gelmesinden kaçınılmaz olarak ümit ve reca doğup meydana gelir.

    Haya´nın Sebebi
    İbâdet konusundaki kusurunu anlamak ve idrâk, Allah Teâlâ´nın büyük olan hakkının edasından acizliğini bilmek demektir. Bu sebep, nefsin ayıplarını, âfetlerini, ihlâsının azlığını, kötülüğünü, bütün fiillerinde geçici şeylere daha meyilli olduğunu bilmekle daha da gelişip takviye olunmaktadır.

    Bununla beraber Allah Teâlâ´nın celâlinin gerektirdiği büyüklüğünü bilip, Allah´ın ne kadar ince ve gizli olurlarsa olsunlar kalbin vesveselerine ve her gizliye muttalî olduğunu bilmek de bu sebebi kuvvetlendirmektedir. Bu bilgiler yakînen var olduktan sonra haya diye adlandırılan hal zaruri olarak doğar insanda...

    İşte bu sıfatların sebepleri bunlardır, elde edilmesi istenilen her sıfatın tedavisi ancak sebebinin ihzar edilmesiyle mümkündür. Bu bağlamdan sebebin bilinmesi, tedavinin de bilinmesi demektir. Bütün bu sebepleri bağlayıcı vasıf önce iman, sonra yakîndir. Yakîn ´den gayem; beyan ettiğim bütün bu bilgilerin mecmûudur. Bunlara yakîn demenin mânâsı, şüphenin ortadan kalkması, İlim kitabının Yakîn bahsinde geçtiği gibi bu bilgilerin kalbi istilâ etmesi demektir. Kalp ancak yakîn nisbetinde korkar.

    İşte bu sırra binaen Hz. Aişe ´Allah Rasûlü bizimle, biz de onunla konuşurduk. Namaz vakti geldiğinde ise sanki ne o bizi, ne de biz onu tanımaz olurduk´ buyurmuştur.

    Rivayet edildiğine göre Allah Teâlâ, kulu Musa´ya (a.s) şöyle vahyetmiştir:
    Ey Musa! Beni, azaların tirtir titrediği halde yâdet. Beni yâdettiğinde kalbin mutmain olup korku ile dolsun. Beni zikrettiğin zaman dilini kalbinin ötesinde kıl. Huzurumda zelil köleler gibi kararlı ol. Kork ve benimle sıdk diliyle konuş!

    Yine rivayet edildiğine göre, Allah Teâlâ, kulu Musa´ya (a.s) şöyle vahyetmiştir:
    Ümmetinin âsilerine söyle ki, beni zikretmesinler. Çünkü ben nefsime (zâtıma); beni yâdedeni yâdetme vazifesini yük-ledim. Bu bakımdan ümmetinin âsileri beni isyân anında yâdettikleri zaman, ben de kendilerini lânet ile yâdederim.
    Allah Teâlâ´nın bu hükmü, zikrinden gafil olmayan âsiler hakkında vârid olmuştur. Acaba isyan ve gaflet bir araya gelirse durum nasıl olur?

    Kalpler hakkında zikrettiğimiz mânâlara göre insanlar şu kısımlara ayrılır:
    1. Namazını tam kılan ve namazda bir lahza dahi olsun kalp
    huzuruna ermeyen gafil.
    2. Namazı tam kılan ve kalbi bir lahza dahi olsun gâib olmayan, aksine namaz boyunca ihtimam ile dolu bulunan, hatta namazla meşgul olduğu için etrafında cereyan eden hâdiselerle hiç ilgilenmeyen kimse. İşte bu sırra binaendir ki Müslim b. Yesar, Basra camiinde namaz kılarken yıkılan cami duvarından habersiz olarak namazına devam etmiş ve ancak insanların ´geçmiş olsun´ dileklerinden sonra haberdar olmuştur.

    Selef-i sâlibinden Said b. Müseyyeb, uzun bir müddet (bu müddet, Ebu Talib el-Mekkî´nin Kut´ul-Kulub adlı eserinde 40 yıl olarak belirtilmiştir) cemaata devam ettiği halde sağında ve solunda namaz kılanları hiçbir zaman tanımamıştır.

    Hz. İbrahim´in namazda iken korkudan kalbinin sesi, iki mil mesafeden duyulurmuş...

    Selef-i sâlihînin bazıları namaza durdukları zaman yüzleri sarararak, tirtir titremeye başlarlardı.
    - Bütün bu hâdiselerin gerçekleşmesi çok tabidir. Çünkü bu hâdiselerin binlerce emsâli, kendisini dünyaya kaptıran, âciz, zayıf ve atiyyeleri cılız olan dünya hükümdarlarından korkan kimselerde dahi müşahede edilmektedir. Hatta bir padişahın veya bir vezirin huzuruna girip ona ihtiyacını arzettikten sonra çıkan birisine ´Sen padişahın veya vezirin huzuruna girerken sağında veya solunda kimler vardı veya padişahın sırtındaki elbise nasıldı?´ diye sorulsa, himmetini elbiselere bakmaktan ve etrafındaki insanları süzmek-ten çevirip, sadece ihtiyacıyla meşgul ettiği için etrafındakiler ve elbiselerini tarif etmekten aciz kalır.

    Bu bakımdan her mukallidin amel dereceleri farklıdır. Kişinin namazından nasibi, korkusu, huşûu ve tâzimi nisbetindedir; çünkü Allah Teâlâ´nın nazargâhı kalplerdir. Allah zahirî hareketlere bakmaz. İşte bu sırra binaen bir sahabî şöyle demiştir: ´İnsanlar kıyamet gününde namazlarının hey´etleri olan itminan, itidal, zevk ve lezzet almak hey´etlerinin benzeri ile haşrolunur´.

    Bu kanaati ibrâz eden zat, doğru söylemiştir. Çünkü insanlar dünyada hangi hey´et üzerinde ölmüş ise aynı hey´ette, dünyada hangi durumda yaşamışsa aynı durumda haşrolunurlar. Bu hususta şahsın zâhiri ile ilgili durumlar nazar-ı itibara alınmaz; aksine kalbinin hali dikkate alınır. Bu bakımdan âhiret evinde insanların sîretleri, kalplerinin sıfatlarına göre teşekkül eder. Ancak Allah´ın huzuruna sağlam bir kalp ile gelen kimse kurtulur. Allah´tan lütuf ve keremiyle güzel tevfîkini ümit ederiz.


  5. 26.Mayıs.2010, 00:35
    3
    zehraoku
    Talebe

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 28.Nisan.2009
    Üye No: 48118
    Mesaj Sayısı: 451
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 7

    --->: Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı

    Bununla beraber Allah Teâlâ´nın celâlinin gerektirdiği büyüklüğünü bilip, Allah´ın ne kadar ince ve gizli olurlarsa olsunlar kalbin vesveselerine ve her gizliye muttalî olduğunu bilmek de bu sebebi kuvvetlendirmektedir Bu bilgiler yakînen var olduktan sonra haya diye adlandırılan hal zaruri olarak doğar insanda


  6. 26.Mayıs.2010, 00:35
    3
    Talebe
    Bununla beraber Allah Teâlâ´nın celâlinin gerektirdiği büyüklüğünü bilip, Allah´ın ne kadar ince ve gizli olurlarsa olsunlar kalbin vesveselerine ve her gizliye muttalî olduğunu bilmek de bu sebebi kuvvetlendirmektedir Bu bilgiler yakînen var olduktan sonra haya diye adlandırılan hal zaruri olarak doğar insanda


  7. 26.Mayıs.2010, 07:12
    4
    Rayyan Emir
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 10.Mayıs.2010
    Üye No: 75986
    Mesaj Sayısı: 791
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 11
    Yaş: 36

    --->: Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı

    arkadaslar husu icinde akliniza hicbirsey gelmeyerek namaz kilaniniz varmi? varsa bunu nasil basardiniz belli teknikleri varmidir?


  8. 26.Mayıs.2010, 07:12
    4
    Devamlı Üye
    arkadaslar husu icinde akliniza hicbirsey gelmeyerek namaz kilaniniz varmi? varsa bunu nasil basardiniz belli teknikleri varmidir?


  9. 26.Mayıs.2010, 08:58
    5
    Es-Selam
    Seyirci Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 29.Ocak.2010
    Üye No: 72898
    Mesaj Sayısı: 28
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 8

    --->: Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı

    Allah c.c. razı olsun ,güzel konu paylaşımı olmuş
    eline sağlık kadeş


  10. 26.Mayıs.2010, 08:58
    5
    Seyirci Üye
    Allah c.c. razı olsun ,güzel konu paylaşımı olmuş
    eline sağlık kadeş


  11. 02.Şubat.2016, 18:57
    6
    Misafir

    Bu sohbeti okuyunca ibadetlerini huşu içinde yapacaksın.

    Ey müslüman kardeşlerim!
    Eski devir ve simdiki devir,simdiki deviri yasarsak eger teknolojiye cok bagintili olur piskolojimiz bozulur bu devirde teknolojiler bize hem iyi hemde kotu yonde etkiliyor kotu yonu internette zina,korku buzim piskolojimizi bozan ve gunahlar dahada yayginlasti bunlar bizi olumsuz yonde etkiler,hem de ibadetlerimizi tam yapamama haline geliyoruz,diyeceksiniz hayir,ben kiliyorum yapiyorum ibadetlerimi ama husu icinde yapmiyorsun acele ediyorsun bilgisayara kosmak icin belkide sonunda dua bile etmiyorsundur.belkide ediyorsundur ama soz ile kalp ile etmiyorsundur anladin.O yuzden eski devri yasarsak yani teknolojileri birakirsak bizim mitabimiz Kuran-ı kerimi okursak peygamberimize uyarsak ALLAH'ın emir ve yasaklarini uyarsak tamamdir artik ne teknolojiye gerek duyariz nede ibadetlerimizi eksik yapariz,huzurlu oluruz inan ki cok huzurlu ve mutlu olacaksiniz.


  12. 02.Şubat.2016, 18:57
    6
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir
    Ey müslüman kardeşlerim!
    Eski devir ve simdiki devir,simdiki deviri yasarsak eger teknolojiye cok bagintili olur piskolojimiz bozulur bu devirde teknolojiler bize hem iyi hemde kotu yonde etkiliyor kotu yonu internette zina,korku buzim piskolojimizi bozan ve gunahlar dahada yayginlasti bunlar bizi olumsuz yonde etkiler,hem de ibadetlerimizi tam yapamama haline geliyoruz,diyeceksiniz hayir,ben kiliyorum yapiyorum ibadetlerimi ama husu icinde yapmiyorsun acele ediyorsun bilgisayara kosmak icin belkide sonunda dua bile etmiyorsundur.belkide ediyorsundur ama soz ile kalp ile etmiyorsundur anladin.O yuzden eski devri yasarsak yani teknolojileri birakirsak bizim mitabimiz Kuran-ı kerimi okursak peygamberimize uyarsak ALLAH'ın emir ve yasaklarini uyarsak tamamdir artik ne teknolojiye gerek duyariz nede ibadetlerimizi eksik yapariz,huzurlu oluruz inan ki cok huzurlu ve mutlu olacaksiniz.


  13. 09.Mayıs.2016, 10:00
    7
    Aynur
    Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 09.Mayıs.2016
    Üye No: 108464
    Mesaj Sayısı: 23
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 1

    Cevap: Kalp Huzuru ve Huşu için ne yapmalı

    Kardesim oldugunu ve ebedi alemde oldugunu dusun yaninda seni rabbinin huzuruna goturecek olan melekleri dusun ayaklarinin altinda kildan ince sirati arkanda azraili onunde o yuce RABBinin oldugunun dusun nasil kiliyorsun bak o zaman gor Rabbim muvaffak eyler İNSALLAH


  14. 09.Mayıs.2016, 10:00
    7
    Aynur - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Üye
    Kardesim oldugunu ve ebedi alemde oldugunu dusun yaninda seni rabbinin huzuruna goturecek olan melekleri dusun ayaklarinin altinda kildan ince sirati arkanda azraili onunde o yuce RABBinin oldugunun dusun nasil kiliyorsun bak o zaman gor Rabbim muvaffak eyler İNSALLAH





+ Yorum Gönder