Konusunu Oylayın.: Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler

5 üzerinden 5.00 | Toplam : 1 kişi
Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler
  1. 30.Nisan.2013, 20:23
    1
    Misafir

    Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler






    Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler Mumsema Sabah namazı vakti ile ilgili hadislere ihtiyacım var bana Sabah namazı vakti hakkında hadisi şerifler yayımlar mısınız ?


  2. 30.Nisan.2013, 20:23
    1
    Kayıtsız Üye - ait Kullanıcı Resmi (Avatar)
    Kayıtsız Üye
    Misafir



  3. 01.Mayıs.2013, 17:54
    2
    jerusselam
    Devamlı Üye

    Profili:
    Üyelik Tarihi: 25.Şubat.2013
    Üye No: 100353
    Mesaj Sayısı: 4,172
    Rep Derecesi:
    Tecrübe Puanı: 42

    Cevap: Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler




    Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler



    Sabah namazının dindeki yeri, bedendeki başın yeri gibidir. Farz namazların hepsinin ayrı ayrı önemi, yararı ve faydası vardır. Ama özellikle sabah namazının önemi daha başkadır. O bakımdan Resûlüllah (a.s.) Efendimizin talîm ve terbiyesinde yetişen mü'minlerin hemen hepsi beş vakit namaza devam gösterdikleri, sabah namazını ise cemaatle kılmaya özen gösterip kaçırmamak için bütün dikkat ve duyarlılıklarını ortaya koydukları muhakkaktır.

    Ancak "namaz vakitleri" bölümünde sabah namazının ilk ve son vakti üzerinde durmuş, kısa bir bilgi vermiştik. Önemine binâ*en bu konuya yeniden dönme ihtiyâcını duyduk. Çünkü fazla iza*hat isteyen bir mes'ele olarak herzaman karşımızda bulunuyordur.

    İlgili hadisler:

    Hz. Aişe (r.a.)'den yapılan rivayette, demiştir ki:

    "Biz mü'mine kadınlar, sokak kıyafetimize bürünmüş bir halde Peygamber (a.s.) Efendimizle beraber sabah namazına hazır olur, namazdan sonra evlerine dönerlerdi de, ortalık henüz karanlık bulunduğu için hiç kimse onları tanımazdı."[150]

    Ebû Mes'ûd el-Ansarî (r.a.)'den yapılan rivayette, demiştir ki:

    "Resûlüllah (a.s.) Efendimiz bir defa sabah namazını ortalık henüz karanlık iken kıldı, sonra bir defa da ortalık ağarmış halde kıldı. Ondan sonra hep ortalık karanlık iken kılmaya başladı ve vefat edin*ceye kadar bir daha ortalığın ağarmasına kadar (geciktirip) bırak*madı."[151]

    Enes'den (r.a.), Zeyd b Sabit (r.a.) demiştir ki:

    "Resûlüllah (a.s.) Efendimizle beraber sahura kalkıp yemek yedik ve sonra da kal*kıp (sabah) namazını kıldık." Enes devamla diyor ki: Zeyd b. Sâbit'e sordum, dedim ki:

    "Sahurla namaz arasında ne kadar bir zaman tak*dir edildi?" Bana şu cevabı verdi:

    "Elli âyet okunacak kadar bir za*man..."[152]

    Ebû Rabî' (r.a.)'den yapılan rivayette demiştir ki:

    "İbn Ömer ile beraber bulunuyordum. Ona şöyle dedim: Doğrusu ben seninle beraber namaz kılıyorum sonra (sağ ve sol tarafıma) iltifat ettiğim*de yanımda oturanın yüzünü göremiyorum. Sonra bazan da sen ortalık aydınlanınca namaz kılıyorsun. Bunun üzerine bana şöyle dedi: Ben Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in böyle yaptığını, böyle na*maz kıldığını gördüm de o bakımdan, onun namaz kıldığı gibi na*maz kılmayı arzu ettim."[153]

    Muâz b. Cebel (r.a.) demiştir ki:

    "Resûlüllah (a.s.) Efendimiz beni Yemen'e gönderdi. Bu arada bana şöyle buyurdu:

    "Ya Muâz! Kış olunca sabah namazını ortalık henüz karanlık iken kıl da cemaatin takat getireceği kadar kıraati uzat, onlara bıkkınlık verme. Yaz olun*ca sabah namazını ortalık aydınlanırken kıl. Çünkü gece (o mev*simde) kısadır, insanlar da uyurlar; o bakımdan onlara mühlet ver de tâ ki gelip (namaza) yetişsinler."[154]

    Hadîslerin açık delâletinden şu hükümler anlaşılmaktadır:

    1- Sabah namazını ortalık henüz aydınlanmadan kılmak müstehabdır.

    2- Kadınların sokak kıyafetine bürünüp örtünerek sabah na*mazına gitmeleri caizdir.

    3- Peygamber (a.s.) Efendimiz sabah namazını daha çok or*talık henüz karanlıkken kılardı.

    4- Bazan da ortalık ağarınca kıldığı olurdu.

    5- Daha çok kış mevsiminde sabah namazını erken, yani or*talık henüz karanlıkken kılmak, yaz mevsiminde ise ortalık ağarın*ca kılmak müstehabdır.

    Hadîslerin ışığında müctehid imamların ve ilim adamlarının; tesbit, görüş, istidlal ve ihticacları:

    a) Hanefilere göre:

    Sabah namazını geciktirip ortalık aydınlanınca kılmak menduptur. Çünkü dört sünen sahibinin rivayet ettiği ve Tirmizî'nin sahîhladığı hadiste:

    "Sabah namazını ortalık ağarınca kılın, çünkü böyle yapmanın ecri daha büyüktür."

    Ancak ortalığın aydınlanmasını şöy*le takdir etmek gerekir, kılınan namazı iade etmek gerektiğinde, iadeye yetecek kadar vaktin kalması dikkate alınır.[155]

    Ebû Cafer et-Tahavî ise, ortalık karanlık ile başlanır, ortalık aydınlanınca bitirilir. Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'den rivayet edilene uymak bakımından uygun olan budur, demiştir.

    Tahavî bu konudaki rivayetlerin çoğunu toplamış ve erken kı*lınması ile ortalık aydınlanınca kılınması hakkında varid olan ha*dis ve rivayetleri naklettikten sonra yukarıda belirttiğimiz görüşü*nü belirtmiştir.[156]

    b) Şafiilere göre:

    Sabah namazının "vakt-i ihtiyarî" si, ortalık ağarınca kılınmasıdır. Şâfiîler bu meselede Cibril hadîsiyle istidlal etmişlerdir. Çünkü Cibril'in "vakit bu ikisi arasındaki vakittir" yanı sabah nama*zının fazilet vakti, bu iki vaktin ortasıdır, demesi, ihtiyari vakte işa*rettir. Bundan sonraki vakit kerahetsiz cevaz vaktidir; güneş doğ*masına az kala bir zaman parçasında kılmak ise kerahetle caizdir.[157]

    Ancak İmam Şafiî el-Ümm'de, "tağlis" ile "isfar"'dan hangisi daha sabittir? sorusuna şu cevabı vermiştir:

    "Hz. Aişe, Zeyd b. Sa*bit ve beraberlerinde bir üçüncü sahabî'nin Peygamber (a.s.) Efendimiz'den "tağlis" yani ortalık ağarmadan önce sabah namazının kılınmasıyla ilgili rivayetleri; Rafi' b. Hudayc'in (r.a.) yalnız ba*şına Peygamber (a.s.)'dan "isfar" yani ortalık biraz aydınlandık*tan sonra sabah namazının kılınmasıyla ilgili rivayetinden daha sa*bittir, yani onların rivayeti daha kuvvetli ve ihticaca daha uygun*dur. Böylece İmam Şafii sabah namazının ortalık ağarmadan kılın*masının müstehab olduğuna kaildir.[158]

    Sonra da İmam Şafiî, bu konuda hüccetlerin en sabit olanı, Al*lah'ın "Namazları kılmaya devam edip onları muhafaza edin" emriy*le, Rasûlüllah (a.s.)'ın, "Vaktin evveli ALLAH'ın rızasıdır..." Ve han*gi amel daha faziletlidir? sorusuna, "Vaktin evvelinde kılınan na*maz" diye buyurmasıdır, diyerek bu görüş ve ictihadının isabetine işarette bulunmuştur.[159]

    Böylece Fethülvahhab'da Şeyhülislâm Ebû Yahya Zekeriya el-Ansarî’nin Şafiî mezhebinin sözü edilen mes'ele hakkındaki görüş ve tesbiti İmam Şafiî'nin görüş ve ihticacından farklı bir durum arzediyor. İhtimal ki, Şeyhülislâm, "isfar"dan ortalığın pek az ağar*masını kasdetmiş ve böylece "tağlis"e çok yakın bir vakti "vakt-i ihtiyarî" olarak belirlemiştir veya bu mes'elede kendi imamından ay*rılmıştır. Çünkü kendisi de ictihad seviyesine kadar yükselmiş de*ğerli bir din âlimidir.

    c) Hanbelilere göre:

    Sabah namazında "tağlîs" afdaldır. Yani ortalık henüz ağar*madan namazı vaktin evvelinde kılmak daha üstündür. İmam Mâ*lik ve İmam Şafiî de aynı görüş ve ictihattadırlar. İshak b. Ruhuye de bu kavli ihtiyar etmiştir. Ebûbekir Sıddîk (r.a.), Ömer (r.a.), İbn Mes'ûd (r.a.), Ebû Musa (r.a.) ve İbn Zübeyir ile Ömer b. Abdülaziz'den de bu anlamda rivayetler yapılmıştır. İbn Abdilberr di*yor ki:

    "Resûlüllah (a.s.) ile Ebûbekir, Ömer ve Osman'dan "tağlîs"in afdal olduğu sahîh rivayetle sabit olmuştur. Bu durumda onların afdal olanı terketmeleri mümkün değildir. Çünkü hepsi de faziletin doruğuna çıkan ve hep ona doğru giden zatlardır.[160]

    İmam Ahmed ise şöyle demiştir:

    "Bu hususta itibar mü'minlerin durumuna göredir. Eğer ortalık ağardıktan sonra kılmaya devam ediyorlarsa, o takdirde "israf" afdaldır. Nitekim Resûlüllah'ın (a.s.) Cabir'den yapılan rivayete göre, yatsı ve sabah namazında mü'*minlerin durumuna göre vakti ayarladığı anlaşılmaktadır. "Sabah namazını ortalık ağarınca kılın, çünkü böyle yapmanın ecri daha büyüktür" hadisi hakkında İmam Tirmizî "hadîsün hasenün sahîhün" demiştir.[161]

    Hanbelîler bu konuda daha çok Hz. Câbir, Ebû Berzete ve Hz. Aişe (r.a.) hadîsleriyle istidlal etmişlerdir.

    Ancak İbn Kudame, "isfar" tabirini, yani hadîste yer alan bu lafzı, sabah namazını fecr-i sadık'ın doğduğu iyice anlaşılıp kesin*likle fecrin aydınlığının ortaya çıkması şeklinde yorumlamıştır ki, bu "tağlîs"e çok yakın bir vakte delâlet eder.

    Netice olarak; geciktirilmesi müstehab olan bir namazı vaktin evvelinde kılmakta veya hemen vaktin evvelinde kılınması müstehab olan bir namazı geciktirmekte bir sakınca yoktur. Yeterki va*kit çıkmış olmasın. Veya ibâdeti tastamam yerine getirmek için va*kit daralmış bulunmasın. Çünkü Cibril namazı Peygamber (a.s.) Efendimize hem vaktin evvelinde, hem sonuna doğru kıldırmıştır.[162]

    a) Mâlikîlere göre:

    Sabah namazının vakti "iğlas" yani ortalık henüz ağarmadan kılmaktır, öyleki yıldızlar henüz açık şekilde gözükür bir halde iken bu namazı yerine getirmek (daha faziletlidir). Son (fazilet) vakti ise, "israf"dır, yani ortalık ağarıp yıldızlar pek görünmez olduğu zamandır.[163]

    Diğer tesbitler, rivayetler, yorumlar ve tahliller:

    Zeylâî İbn Mace'nin Sünen'inde Muğîs'in şöyle dediğini tesbit etmiştir:

    "Abdullah b. Zübeyir ile beraber sabah namazını ortalık henüz ağarmadan kıldım. Selâm verdikten sonra kendisine dönüp sordum. Bu nasıl bir namazdır? Cevapla dedi ki: Bu, bizim Resûlüllah (a.s.) Efendimizle beraber kıldığımız ve aynı zamanda Ebûbekir ve Ömer'le birlikte eda ettiğimiz namazdır. Ömer (r.a.) suikasde uğrayıp öldürülünce Hz. Osman (r.a.) bu namazı ortalık ağarmaya başlayınca kıldırmaya başladı."[164]

    Bu rivayetten, sabah namazının gerek Resûlüllah (a.s.) zama*nında, gerekse ilk iki halifesi döneminde fecir doğduktan sonra or*talık henüz ağarmadan kılındığı, sonra Hz. Osman (r.a.) dönemin*de ortalık ağarınca kılınmaya başlandığı anlaşılıyor.

    114 nolu Hz. Aişe (r.a.) hadîsinden, sabah namazının fecir doğ*duktan hemen sonra kılınmasının müstehab olduğu ortaya çıkıyor. Nitekim yukarıda da belirttiğimiz gibi, İmam Mâlik, İmâm Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye, Ebü Sevr, Evzâî, Davud b. Ali ve Ebû Cafer et-Tahavî'nin de görüş ve mezhepleri bu anlamdadır. Aynı görüş ve uygulamanın Hz. Ömer, İbn Zübeyr, Enes, Ebû Musa ve Ebû Hüreyre'den (ALLAH hepsinden razı olsun) nakledildiği de tesbit edilmiştir. Nitekim Hz. Râfl' hadîsi de bunu kuvvetlendir*mektedir.

    Ebû Hanife ve rey tarafdarları ile Hasan b. Hay ve Sevri'ye gö*re, isfar afdaldır, yani ortalık ağardıktan sonra kılınması daha fa*ziletlidir. Bunlar "Sabah namazını ortalık aydınlanınca kılın!" me*alindeki hadisle ihticac etmişlerdir.

    115 nolu Ebû Mes'ud hadîsinin aslı Buharî ve Müslim'dedir. Ebû Dâvud kendi Sünen'inde naklederek ricalinin sahih olduğunu be*lirtmiştir. Ayrıca Nesâî ile İbn Mâce de kendi Sünen'lerinde bunu rivayet etmişlerdir. el-Münziri bunun râvilerinin hepsinin sıkat (gü*venilir kişiler) olduğunu belirtmiştir. Böylece sabah namazının ortalık henüz aydınlanmadan önce kılınması efdaldır, hususu ağırlık kazanmış oluyor.

    116 nolu Enes (r.a.) hadîsi de "tağlis"in afdal olduğuna delâlet eden rivayetlerden biridir. İbn Hibban ile Nesâî de aynı hadisi tahrîc etmişler ve tamamını şöyle belirtmişlerdir: Peygamber (a.s.), "Ya Enes! Bana biraz yiyecek getir," buyurdu. Enes diyor ki:

    "Biraz hurma ile biraz su alıp getirdim ki, o sırada Bilâl ezan okumuş bu*lunuyordu." Peygamber (a.s.): "Ya Enes! Bir bak da benimle birlik*te yiyecek bir adam bul!" buyurdu. Ben de Zeyd b. Sâbit'i çağırdım. Geldi Peygamberle birlikte sahur yemeğini yedi. Sonra Peygamber (a.s) kalkıp iki rek'at namaz kıldı ve (sabah) namazı için (Mescid'e) çıktı."

    Bu rivayette, Bilâl'ın fecr-i sadık doğmadan ezan okuduğu anla*şılıyor. Çünkü Peygamber (a.s.) Efendimiz, o ezan okuduktan son*ra sahur yemiştir. Zaten bir hadislerinde de buna işaretle: "Bilâl'ın ezanı ve ufukta beliren dikey aydınlık sizi aldatmasın!" buyurarak Bilâl'ın henüz fecr-i sadık doğmadan ezan okuduğuna dikkat çekmiştir. Ayrıca Resûlüllah'ın ramazanda da sabah namazını vakit girince hemen kıldığı anlaşılıyor. Böylece "tağlîs"in istihbabı ortaya çıkıyor.

    Bu konuda Râfi b. Hudayc hadîsine gelince, beşlerin rivayet et*tiği bu hadisi aynı zamanda İbn Hibban ve Taberânî de rivayet et*miştir. Hadisi birçok ilim adamları sahîhlemiştir. Bu "tağlîs"i nesheder mahiyette değildir. Sadece ortalık aydınlanınca da sabah na*mazını kılmanın meşruiyetine delâlet etmektedir. Hadîsin meali şöy*ledir:

    "Sabah namazını ortalık ağarınca kılın, çünkü bunun ecri çok daha büyüktür."

    117 nolu Ebû Rebî' hadisinin isnadında, adı geçen Ebû Rebî' bulunuyor ki, Darekutnî onun meçhul olduğunu belirtmiştir. Zehebl de onun zayıf kabul edildiğini kaydetmiştir.[165] Bununla beraber, İbn Ömer gibi büyük bir fakıyh, Peygamber (a.s.) Efendimiz'in ve*fatından sonra da sabah namazını ortalık ağardıktan sonra kılmaya devam etmiştir. Eğer bu hadîs mensûh olsaydı İbn Ömer (r.a.) hiç devam eder miydi? Nitekim Peygamber (a.s.) Efendimizin de bazan ortalık karanlıkken bazan da aydınlıkken kılmıştır.

    118 nolu Muâz hadîsinde, tağlîse illet olarak kış mevsimi göste*rilmiştir. Ancak bu illet ve sebeplerden biridir. O bakımdan cami*lerin uzaklık ve yakınlığı, cemaatın erken veya geç toplanma duru*mu dikkate alınarak bazan erken saatte, bazan da ortalık aydınla*nınca kılmakta bir sakınca yoktur; her iki durumda da afdaliyet söz konusudur.

    *
    Çıkarılan Hükümler:

    *

    1- Sabah namazını bilhassa yaz mevsiminde ortalık aydınlan*dığı zaman, kış mevsiminde ortalık henüz karanlık iken kılmak afdaldır.

    2- İmam Ebû Hanife ve rey tarafdarlarına göre, ortalık ay*dınlandığında kılmak afdaldır. Diğer üç imama göre, ortalık henüz ağarmadan kılmak afdaldır.

    3- Kadınların sokak kıyafetiyle örtünüp sabah namazını kıl*mak üzere yakınlarındaki camilere gitmelerinde bir sakınca yok*tur. Ancak yollarda sarkıntılık yapanlar olduğu takdirde evlerinde kılmaları afdaldır. Genç hanımların ise daha dikkatli olmaları, ra*hatsız edenlerin bulunacağı ihtimal dahilindeyse, çıkmayıp evlerin*de kılmaları tavsiye edilmiştir.



  4. 01.Mayıs.2013, 17:54
    2
    Devamlı Üye



    Sabah namazı vakti ile ilgili hadisler



    Sabah namazının dindeki yeri, bedendeki başın yeri gibidir. Farz namazların hepsinin ayrı ayrı önemi, yararı ve faydası vardır. Ama özellikle sabah namazının önemi daha başkadır. O bakımdan Resûlüllah (a.s.) Efendimizin talîm ve terbiyesinde yetişen mü'minlerin hemen hepsi beş vakit namaza devam gösterdikleri, sabah namazını ise cemaatle kılmaya özen gösterip kaçırmamak için bütün dikkat ve duyarlılıklarını ortaya koydukları muhakkaktır.

    Ancak "namaz vakitleri" bölümünde sabah namazının ilk ve son vakti üzerinde durmuş, kısa bir bilgi vermiştik. Önemine binâ*en bu konuya yeniden dönme ihtiyâcını duyduk. Çünkü fazla iza*hat isteyen bir mes'ele olarak herzaman karşımızda bulunuyordur.

    İlgili hadisler:

    Hz. Aişe (r.a.)'den yapılan rivayette, demiştir ki:

    "Biz mü'mine kadınlar, sokak kıyafetimize bürünmüş bir halde Peygamber (a.s.) Efendimizle beraber sabah namazına hazır olur, namazdan sonra evlerine dönerlerdi de, ortalık henüz karanlık bulunduğu için hiç kimse onları tanımazdı."[150]

    Ebû Mes'ûd el-Ansarî (r.a.)'den yapılan rivayette, demiştir ki:

    "Resûlüllah (a.s.) Efendimiz bir defa sabah namazını ortalık henüz karanlık iken kıldı, sonra bir defa da ortalık ağarmış halde kıldı. Ondan sonra hep ortalık karanlık iken kılmaya başladı ve vefat edin*ceye kadar bir daha ortalığın ağarmasına kadar (geciktirip) bırak*madı."[151]

    Enes'den (r.a.), Zeyd b Sabit (r.a.) demiştir ki:

    "Resûlüllah (a.s.) Efendimizle beraber sahura kalkıp yemek yedik ve sonra da kal*kıp (sabah) namazını kıldık." Enes devamla diyor ki: Zeyd b. Sâbit'e sordum, dedim ki:

    "Sahurla namaz arasında ne kadar bir zaman tak*dir edildi?" Bana şu cevabı verdi:

    "Elli âyet okunacak kadar bir za*man..."[152]

    Ebû Rabî' (r.a.)'den yapılan rivayette demiştir ki:

    "İbn Ömer ile beraber bulunuyordum. Ona şöyle dedim: Doğrusu ben seninle beraber namaz kılıyorum sonra (sağ ve sol tarafıma) iltifat ettiğim*de yanımda oturanın yüzünü göremiyorum. Sonra bazan da sen ortalık aydınlanınca namaz kılıyorsun. Bunun üzerine bana şöyle dedi: Ben Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'in böyle yaptığını, böyle na*maz kıldığını gördüm de o bakımdan, onun namaz kıldığı gibi na*maz kılmayı arzu ettim."[153]

    Muâz b. Cebel (r.a.) demiştir ki:

    "Resûlüllah (a.s.) Efendimiz beni Yemen'e gönderdi. Bu arada bana şöyle buyurdu:

    "Ya Muâz! Kış olunca sabah namazını ortalık henüz karanlık iken kıl da cemaatin takat getireceği kadar kıraati uzat, onlara bıkkınlık verme. Yaz olun*ca sabah namazını ortalık aydınlanırken kıl. Çünkü gece (o mev*simde) kısadır, insanlar da uyurlar; o bakımdan onlara mühlet ver de tâ ki gelip (namaza) yetişsinler."[154]

    Hadîslerin açık delâletinden şu hükümler anlaşılmaktadır:

    1- Sabah namazını ortalık henüz aydınlanmadan kılmak müstehabdır.

    2- Kadınların sokak kıyafetine bürünüp örtünerek sabah na*mazına gitmeleri caizdir.

    3- Peygamber (a.s.) Efendimiz sabah namazını daha çok or*talık henüz karanlıkken kılardı.

    4- Bazan da ortalık ağarınca kıldığı olurdu.

    5- Daha çok kış mevsiminde sabah namazını erken, yani or*talık henüz karanlıkken kılmak, yaz mevsiminde ise ortalık ağarın*ca kılmak müstehabdır.

    Hadîslerin ışığında müctehid imamların ve ilim adamlarının; tesbit, görüş, istidlal ve ihticacları:

    a) Hanefilere göre:

    Sabah namazını geciktirip ortalık aydınlanınca kılmak menduptur. Çünkü dört sünen sahibinin rivayet ettiği ve Tirmizî'nin sahîhladığı hadiste:

    "Sabah namazını ortalık ağarınca kılın, çünkü böyle yapmanın ecri daha büyüktür."

    Ancak ortalığın aydınlanmasını şöy*le takdir etmek gerekir, kılınan namazı iade etmek gerektiğinde, iadeye yetecek kadar vaktin kalması dikkate alınır.[155]

    Ebû Cafer et-Tahavî ise, ortalık karanlık ile başlanır, ortalık aydınlanınca bitirilir. Resûlüllah (a.s.) Efendimiz'den rivayet edilene uymak bakımından uygun olan budur, demiştir.

    Tahavî bu konudaki rivayetlerin çoğunu toplamış ve erken kı*lınması ile ortalık aydınlanınca kılınması hakkında varid olan ha*dis ve rivayetleri naklettikten sonra yukarıda belirttiğimiz görüşü*nü belirtmiştir.[156]

    b) Şafiilere göre:

    Sabah namazının "vakt-i ihtiyarî" si, ortalık ağarınca kılınmasıdır. Şâfiîler bu meselede Cibril hadîsiyle istidlal etmişlerdir. Çünkü Cibril'in "vakit bu ikisi arasındaki vakittir" yanı sabah nama*zının fazilet vakti, bu iki vaktin ortasıdır, demesi, ihtiyari vakte işa*rettir. Bundan sonraki vakit kerahetsiz cevaz vaktidir; güneş doğ*masına az kala bir zaman parçasında kılmak ise kerahetle caizdir.[157]

    Ancak İmam Şafiî el-Ümm'de, "tağlis" ile "isfar"'dan hangisi daha sabittir? sorusuna şu cevabı vermiştir:

    "Hz. Aişe, Zeyd b. Sa*bit ve beraberlerinde bir üçüncü sahabî'nin Peygamber (a.s.) Efendimiz'den "tağlis" yani ortalık ağarmadan önce sabah namazının kılınmasıyla ilgili rivayetleri; Rafi' b. Hudayc'in (r.a.) yalnız ba*şına Peygamber (a.s.)'dan "isfar" yani ortalık biraz aydınlandık*tan sonra sabah namazının kılınmasıyla ilgili rivayetinden daha sa*bittir, yani onların rivayeti daha kuvvetli ve ihticaca daha uygun*dur. Böylece İmam Şafii sabah namazının ortalık ağarmadan kılın*masının müstehab olduğuna kaildir.[158]

    Sonra da İmam Şafiî, bu konuda hüccetlerin en sabit olanı, Al*lah'ın "Namazları kılmaya devam edip onları muhafaza edin" emriy*le, Rasûlüllah (a.s.)'ın, "Vaktin evveli ALLAH'ın rızasıdır..." Ve han*gi amel daha faziletlidir? sorusuna, "Vaktin evvelinde kılınan na*maz" diye buyurmasıdır, diyerek bu görüş ve ictihadının isabetine işarette bulunmuştur.[159]

    Böylece Fethülvahhab'da Şeyhülislâm Ebû Yahya Zekeriya el-Ansarî’nin Şafiî mezhebinin sözü edilen mes'ele hakkındaki görüş ve tesbiti İmam Şafiî'nin görüş ve ihticacından farklı bir durum arzediyor. İhtimal ki, Şeyhülislâm, "isfar"dan ortalığın pek az ağar*masını kasdetmiş ve böylece "tağlis"e çok yakın bir vakti "vakt-i ihtiyarî" olarak belirlemiştir veya bu mes'elede kendi imamından ay*rılmıştır. Çünkü kendisi de ictihad seviyesine kadar yükselmiş de*ğerli bir din âlimidir.

    c) Hanbelilere göre:

    Sabah namazında "tağlîs" afdaldır. Yani ortalık henüz ağar*madan namazı vaktin evvelinde kılmak daha üstündür. İmam Mâ*lik ve İmam Şafiî de aynı görüş ve ictihattadırlar. İshak b. Ruhuye de bu kavli ihtiyar etmiştir. Ebûbekir Sıddîk (r.a.), Ömer (r.a.), İbn Mes'ûd (r.a.), Ebû Musa (r.a.) ve İbn Zübeyir ile Ömer b. Abdülaziz'den de bu anlamda rivayetler yapılmıştır. İbn Abdilberr di*yor ki:

    "Resûlüllah (a.s.) ile Ebûbekir, Ömer ve Osman'dan "tağlîs"in afdal olduğu sahîh rivayetle sabit olmuştur. Bu durumda onların afdal olanı terketmeleri mümkün değildir. Çünkü hepsi de faziletin doruğuna çıkan ve hep ona doğru giden zatlardır.[160]

    İmam Ahmed ise şöyle demiştir:

    "Bu hususta itibar mü'minlerin durumuna göredir. Eğer ortalık ağardıktan sonra kılmaya devam ediyorlarsa, o takdirde "israf" afdaldır. Nitekim Resûlüllah'ın (a.s.) Cabir'den yapılan rivayete göre, yatsı ve sabah namazında mü'*minlerin durumuna göre vakti ayarladığı anlaşılmaktadır. "Sabah namazını ortalık ağarınca kılın, çünkü böyle yapmanın ecri daha büyüktür" hadisi hakkında İmam Tirmizî "hadîsün hasenün sahîhün" demiştir.[161]

    Hanbelîler bu konuda daha çok Hz. Câbir, Ebû Berzete ve Hz. Aişe (r.a.) hadîsleriyle istidlal etmişlerdir.

    Ancak İbn Kudame, "isfar" tabirini, yani hadîste yer alan bu lafzı, sabah namazını fecr-i sadık'ın doğduğu iyice anlaşılıp kesin*likle fecrin aydınlığının ortaya çıkması şeklinde yorumlamıştır ki, bu "tağlîs"e çok yakın bir vakte delâlet eder.

    Netice olarak; geciktirilmesi müstehab olan bir namazı vaktin evvelinde kılmakta veya hemen vaktin evvelinde kılınması müstehab olan bir namazı geciktirmekte bir sakınca yoktur. Yeterki va*kit çıkmış olmasın. Veya ibâdeti tastamam yerine getirmek için va*kit daralmış bulunmasın. Çünkü Cibril namazı Peygamber (a.s.) Efendimize hem vaktin evvelinde, hem sonuna doğru kıldırmıştır.[162]

    a) Mâlikîlere göre:

    Sabah namazının vakti "iğlas" yani ortalık henüz ağarmadan kılmaktır, öyleki yıldızlar henüz açık şekilde gözükür bir halde iken bu namazı yerine getirmek (daha faziletlidir). Son (fazilet) vakti ise, "israf"dır, yani ortalık ağarıp yıldızlar pek görünmez olduğu zamandır.[163]

    Diğer tesbitler, rivayetler, yorumlar ve tahliller:

    Zeylâî İbn Mace'nin Sünen'inde Muğîs'in şöyle dediğini tesbit etmiştir:

    "Abdullah b. Zübeyir ile beraber sabah namazını ortalık henüz ağarmadan kıldım. Selâm verdikten sonra kendisine dönüp sordum. Bu nasıl bir namazdır? Cevapla dedi ki: Bu, bizim Resûlüllah (a.s.) Efendimizle beraber kıldığımız ve aynı zamanda Ebûbekir ve Ömer'le birlikte eda ettiğimiz namazdır. Ömer (r.a.) suikasde uğrayıp öldürülünce Hz. Osman (r.a.) bu namazı ortalık ağarmaya başlayınca kıldırmaya başladı."[164]

    Bu rivayetten, sabah namazının gerek Resûlüllah (a.s.) zama*nında, gerekse ilk iki halifesi döneminde fecir doğduktan sonra or*talık henüz ağarmadan kılındığı, sonra Hz. Osman (r.a.) dönemin*de ortalık ağarınca kılınmaya başlandığı anlaşılıyor.

    114 nolu Hz. Aişe (r.a.) hadîsinden, sabah namazının fecir doğ*duktan hemen sonra kılınmasının müstehab olduğu ortaya çıkıyor. Nitekim yukarıda da belirttiğimiz gibi, İmam Mâlik, İmâm Şafiî, İmam Ahmed b. Hanbel, İshak b. Rahuye, Ebü Sevr, Evzâî, Davud b. Ali ve Ebû Cafer et-Tahavî'nin de görüş ve mezhepleri bu anlamdadır. Aynı görüş ve uygulamanın Hz. Ömer, İbn Zübeyr, Enes, Ebû Musa ve Ebû Hüreyre'den (ALLAH hepsinden razı olsun) nakledildiği de tesbit edilmiştir. Nitekim Hz. Râfl' hadîsi de bunu kuvvetlendir*mektedir.

    Ebû Hanife ve rey tarafdarları ile Hasan b. Hay ve Sevri'ye gö*re, isfar afdaldır, yani ortalık ağardıktan sonra kılınması daha fa*ziletlidir. Bunlar "Sabah namazını ortalık aydınlanınca kılın!" me*alindeki hadisle ihticac etmişlerdir.

    115 nolu Ebû Mes'ud hadîsinin aslı Buharî ve Müslim'dedir. Ebû Dâvud kendi Sünen'inde naklederek ricalinin sahih olduğunu be*lirtmiştir. Ayrıca Nesâî ile İbn Mâce de kendi Sünen'lerinde bunu rivayet etmişlerdir. el-Münziri bunun râvilerinin hepsinin sıkat (gü*venilir kişiler) olduğunu belirtmiştir. Böylece sabah namazının ortalık henüz aydınlanmadan önce kılınması efdaldır, hususu ağırlık kazanmış oluyor.

    116 nolu Enes (r.a.) hadîsi de "tağlis"in afdal olduğuna delâlet eden rivayetlerden biridir. İbn Hibban ile Nesâî de aynı hadisi tahrîc etmişler ve tamamını şöyle belirtmişlerdir: Peygamber (a.s.), "Ya Enes! Bana biraz yiyecek getir," buyurdu. Enes diyor ki:

    "Biraz hurma ile biraz su alıp getirdim ki, o sırada Bilâl ezan okumuş bu*lunuyordu." Peygamber (a.s.): "Ya Enes! Bir bak da benimle birlik*te yiyecek bir adam bul!" buyurdu. Ben de Zeyd b. Sâbit'i çağırdım. Geldi Peygamberle birlikte sahur yemeğini yedi. Sonra Peygamber (a.s) kalkıp iki rek'at namaz kıldı ve (sabah) namazı için (Mescid'e) çıktı."

    Bu rivayette, Bilâl'ın fecr-i sadık doğmadan ezan okuduğu anla*şılıyor. Çünkü Peygamber (a.s.) Efendimiz, o ezan okuduktan son*ra sahur yemiştir. Zaten bir hadislerinde de buna işaretle: "Bilâl'ın ezanı ve ufukta beliren dikey aydınlık sizi aldatmasın!" buyurarak Bilâl'ın henüz fecr-i sadık doğmadan ezan okuduğuna dikkat çekmiştir. Ayrıca Resûlüllah'ın ramazanda da sabah namazını vakit girince hemen kıldığı anlaşılıyor. Böylece "tağlîs"in istihbabı ortaya çıkıyor.

    Bu konuda Râfi b. Hudayc hadîsine gelince, beşlerin rivayet et*tiği bu hadisi aynı zamanda İbn Hibban ve Taberânî de rivayet et*miştir. Hadisi birçok ilim adamları sahîhlemiştir. Bu "tağlîs"i nesheder mahiyette değildir. Sadece ortalık aydınlanınca da sabah na*mazını kılmanın meşruiyetine delâlet etmektedir. Hadîsin meali şöy*ledir:

    "Sabah namazını ortalık ağarınca kılın, çünkü bunun ecri çok daha büyüktür."

    117 nolu Ebû Rebî' hadisinin isnadında, adı geçen Ebû Rebî' bulunuyor ki, Darekutnî onun meçhul olduğunu belirtmiştir. Zehebl de onun zayıf kabul edildiğini kaydetmiştir.[165] Bununla beraber, İbn Ömer gibi büyük bir fakıyh, Peygamber (a.s.) Efendimiz'in ve*fatından sonra da sabah namazını ortalık ağardıktan sonra kılmaya devam etmiştir. Eğer bu hadîs mensûh olsaydı İbn Ömer (r.a.) hiç devam eder miydi? Nitekim Peygamber (a.s.) Efendimizin de bazan ortalık karanlıkken bazan da aydınlıkken kılmıştır.

    118 nolu Muâz hadîsinde, tağlîse illet olarak kış mevsimi göste*rilmiştir. Ancak bu illet ve sebeplerden biridir. O bakımdan cami*lerin uzaklık ve yakınlığı, cemaatın erken veya geç toplanma duru*mu dikkate alınarak bazan erken saatte, bazan da ortalık aydınla*nınca kılmakta bir sakınca yoktur; her iki durumda da afdaliyet söz konusudur.

    *
    Çıkarılan Hükümler:

    *

    1- Sabah namazını bilhassa yaz mevsiminde ortalık aydınlan*dığı zaman, kış mevsiminde ortalık henüz karanlık iken kılmak afdaldır.

    2- İmam Ebû Hanife ve rey tarafdarlarına göre, ortalık ay*dınlandığında kılmak afdaldır. Diğer üç imama göre, ortalık henüz ağarmadan kılmak afdaldır.

    3- Kadınların sokak kıyafetiyle örtünüp sabah namazını kıl*mak üzere yakınlarındaki camilere gitmelerinde bir sakınca yok*tur. Ancak yollarda sarkıntılık yapanlar olduğu takdirde evlerinde kılmaları afdaldır. Genç hanımların ise daha dikkatli olmaları, ra*hatsız edenlerin bulunacağı ihtimal dahilindeyse, çıkmayıp evlerin*de kılmaları tavsiye edilmiştir.






+ Yorum Gönder